Hellenistic Period
99 theses under this subject heading
Seleukos Krallığı'nda sikke basımı ve Şanlıurfa Müzesi'nden iki define
Bu çalışma kapsamında Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'nde bulunan biri Seleukos Krallığı'na ait bronz, diğeri Roma Dönemi'nde Seleukos Kralı I. Philippos Philadelphos adına basılan posthumous gümüş tetradrahmi sikkelerinden oluşan iki ayrı define araştırılmıştır. Bu defineler genel anlamıyla dönemin sikke basımcılığının ışığında incelenmiştir. MÖ 323'de III. Aleksandros'un ölümünden sonra Makedonia Krallığı topraklarının yönetimi, ardılları olan komutanlar (Diadokhlar) arasında bölüşülmüştür. Seleukos Krallığı, bu komutanlardan I. Seleukos Nikator tarafından Makedonia İmparatorluğu'nun doğu bölgelerinde kurmuştur (MÖ 312/11). Bu krallık, merkezi Kuzey Suriye olmak üzere MÖ 64'de bir Roma Eyaleti (Provincia Syria) olana kadar bu topraklar üzerinde egemenlik sağlamıştır. Araştırma konusunu, genel olarak MÖ 312/11-64 yılları arasındaki Seleukos Krallığı'nın egemenliği altındaki topraklarda sikke basım faaliyetleri oluşturmaktadır. Özel olarak ise incelenen iki definenin tarihi kontekste değerlendirilmesidir. Anahtar Kelimeler: Hellenistik Dönem, Seleukos Krallığı, Seleukos Sikkeleri, Şanlıurfa Müzesi.
Yozgat Müzesi'nde bulunan hellen otonom, hellenistik krallık ve roma eyalet sikkeleri
Bu çalışmanın ana kapsamını Yozgat Müzesi sikke koleksiyonu dâhilindeki Hellen otonom kentler, Hellenistik Krallıklar ve Roma İmparatorluğu Dönemi'nde Yunan kentleri tarafından darp edilen 395 adet sikke oluşturmaktadır. Koleksiyon dâhilindeki sikkelerden ilk gurubu oluşturan 95 adet sikke Arkaik, Klasik, Hellenistik dönemlerde bağımsız kentlerin basmış olduğu otonom sikkelerdir. Bu başlık altında batıda Thrakia'dan doğuda Kilikia Bölgesi'ne kadar özellikle Küçük Asya'nın batısında yoğunlaşan farklı darphanelerden sikkeler yer almaktadır. İkinci grubu oluşturan ve 234 adet örneği bulunan Hellenistik krallıklardan Makedonia, Thrakia, Pontos, Bergama, Kappadokia, Seleukos, Ptolemaios, Parthia Krallığı ve Pers satrap sikkeleri değerlendirilmiştir. Hellenistik Krallık sikke örnekleri Batı'da Makedonia ve Doğu'da Parthia Bölgesi'nden farklı örnekler bulunmaktadır. Üçüncü ve son grubu oluşturan 66 adet sikke ise Roma İmparatorluk Dönemi Eyalet sikkeleridir. Bu dönem kapsamında batıda Thrakia Bölgesi'nden doğuda Kommagene Bölgesi'ne kadar farklı darphanelere ait örnekler yer almaktadır. Sikkenin basıldığı dönemde egemen olan ve tasviri bulunan imparatorların tespiti yapılmış, Augustus döneminden Gallienus'a kadar, yaklaşık 300 yıllık bir süreç içerisinde darp edilen sikkeler ele alınmıştır. Ele alınan örnekler ait oldukları darphanelerin tanımlanmasının ardından, detayları ile metin içinde anlatılmıştır. Sikkenin ait olduğu darphane ve otoriteler özelinde genel hatları ile sikke basım süreçleri hakkında bilgiler verilmiştir. Tez kapsamında sikkeleri tespit edilen kentlerin genel olarak nümismatik tarihçeleri kısaca değerlendirilmiş ve Yozgat Müzesi koleksiyonunda hangi dönemlere ait sikkeleri olduğu vurgulanmıştır.
Hellenistik ve Roma Dönemi'nde Küçük Asya'daki kütüphaneler
"Hellenistik ve Roma Dönemi'nde Küçük Asya'daki Kütüphaneler" adlı bu çalışmada tarih boyunca tüm dönemlerde önemli bir yeri olan, arşiv ile kütüphane binalarının özellikleri ve bulunduğu yerler kronolojik bir sıralama ile ele alınmıştır. Bu çalışmada Hellenistik ve Roma öncesi dönemlere de değinilerek bu yapıların gelişimine dikkat çekilmektedir. Sadece yapı değil, kütüphane ve arşiv binalarının önemi üzerinde de durulmuştur. Yazının bulunuşu ile birlikte, gelişen medeniyetlerde bilgilerin depolanması ihtiyacı kütüphane ve arşivlerin MÖ 3000 yıllarında ortaya çıkmasına neden olmuştur. Saray, tapınak ve özel arşivler ortaya çıkmıştır. Bu yapı türleri, tez çalışması içerisinde belirtilmiştir. Her dönemde önemli olan bu yapılar, zaman içinde daha da gelişmiş ve kültürler arası etkileşim ile her uygarlıkta inşa edilmişlerdir. Kütüphane ve arşivlerden ele geçen tablet, papirüs ve parşömenlerin içeriğinde genelde ticari, siyasi, dini ve edebi konular yer almıştır. Küçük Asya Hellenistik ve Roma Dönemi kütüphaneleri; türlerine, mimari özelliklerine ve konumlarına göre incelenmiştir. Ancak Küçük Asya'da bulunan Hellenistik ve Roma dönemine ait kütüphane ve arşiv yapılarının birçoğunun kalıntıları günümüze kadar ulaşmadığı için, mimari kalıntıları olmayan kütüphane ve arşiv yapıları antik kaynakların aktardığı bilgiler kadarı ile ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütüphane, Arşiv, Yazının Gelişimi, Kütüphane Türleri, Hellenistik ve Roma dönemi, Küçük Asya
Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi
Bu çalışmada, Erken Tunç Çağı'ndan Roma Dönemi'ne kadar uzanan Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi ele alınmıştır. Höyükte Erken Tunç Çağı'nın yanı sıra Orta Tunç Çağı, Akhaemenid, Hellenistik ve Roma Çağlarına ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.Seyitömer Höyük'ün mimari özellikleri ve gelişimini değerlendirebilmek için, her bir kültür katını en iyi temsil eden konut ve atölyelerden birer sivil yapı örneği seçilerek malzeme, inşa teknikleri, plan özellikleri ve kullanım amaçları açısından incelenip yerleşimin kendine has özellikleri ortaya konmaya çalışılmıştır.Yerleşimler bir sur veya teras-sur duvarlarıyla çevrelenmiştir. Yerleşimlerde anıtsal nitelikteki yapılara rastlanmamıştır. Özellikle Erken ve Orta Tunç Çağlarında konut tipi yapıların yanı sıra atölye/işlik ve depo olabilecek nitelikte mekânlar da görülmektedir.Erken Tunç Çağı'nda megaron planlı bir yapıya rastlanması, bu yerleşimin Batı Anadolu kültürel etki alanına girdiğini göstermektedir. Orta Tunç Çağı'nda ise daha ziyade Orta Anadolu etkisi ağırlık kazanmaktadır.Höyüğün en yoğun ve en geniş sınırlarına Erken ve Orta Tunç Çağı'nda ulaştığı; daha sonraki dönemlerde yerleşim alanının küçüldüğü ve daha az bir nüfusun yaşadığı anlaşılmaktadır. Seyitömer Höyük'ün özellikle Erken ve Orta Tunç dönemlerinde seramik ve maden üretiminde, ayrıca Anadolu'nun Doğusu ve Batısı arasındaki ticarette önemli bir rol üstlendiği açıktır. Akhaemenid ve Hellenistik Dönem mimari kalıntıları genellikle konutlardan oluşmaktadır. Dönemi karakterize eden yapı türlerine rastlanmaması ve daha ziyade yerel mimari özelliklerin görülmesi, höyüğün bu dönemde bir taşra yerleşimi niteliğinde olduğuna işaret etmektedir.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Mimari, Konut, Atölye, İşlik.
Samsun ve çevresi mezar tipleri ve ölü gömme adetleri (MÖ. III. Bin ? MS. IV. yy.)
Samsun İli ve İlçelerini kapsayacak şekilde, MÖ. III. Bin'den başlayarak, Roma Çağı'na dek sürdürülen bir mezar tipolojisi ve ölü gömme adetleri çalışması kapsamında, ilk aşamada bugüne dek tasnif ve tescili yapılan ve kısmi bir şekilde yayınlanan mezarlar, çalışma kapsamında yeniden değerlendirilecektir. Bugüne değin hiçbir bilimsel çalışmada ortaya konulmayan her türden ve yukarıda bahsedilen tarihsel sürecin içerisinde yer alan mezar yapılarının ise tasnif ve istatistik çalışmaları yapılacak, mimari teknik çizimleri ve fotoğrafları mümkün olduğunca tamamlanacaktır. Bu mezarların yakın ve uzak çevredeki benzerleri ve içlerinde ele geçen buluntuların yardımıyla, olası tarihlemeleri yapılacaktır. Bu çalışmaların yanında MÖ. III. Bin'den, Roma Çağı'na dek ölü gömme adetleri incelenerek, kültürel devamlılığın sürüp sürmediği, zaman içerisinde ölü gömme adetleri açısından ne gibi yenilik ve değişikliklerin olduğu incelenerek, konuya sosyolojik bir boyut da katılmış olacaktır.
Aigai (Aiolis) Bouleuterionu Hellenistik Dönem Seramiği
Bu çalışmada Aigai Bouleuterionundan ele geçen Hellenistik Dönem'e ait seramikler değerlendirilmiştir. Çalışılan seramik grubu MÖ 4. yüzyıl ile MÖ 1. yüzyıla tarihlenmekte dönemin neredeyse bütün seramik gruplarının temsil edilmektedir. Tezi giriş bölümünde amaç, yöntem ve kapsamla ilgili bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde bağlamın anlaşılması adına seramiklerin buluntu yerleri tanıtılmıştır. Seramiklerin analojik olarak değerlendirildiği üçüncü bölümde ise diğer merkezlerdeki benzerler tartışılmış; mimari dolgu tabakalarından ele geçen seramiklerin ve kapalı kontekst grupların tarihlemeleri yapılmıştır. Dördüncü bölümde seramik değerlendirmelerinin sağladığı veriler yorumlanmıştır. Aigai Hellenistik Dönem seramiğinin Pergamon, Attika ve Kyme üretimi etkisinde olduğu görülmüştür. Buluntular Batı Anadolu yerleşimleriyle paralel olmakla birlikte Aigai'da dönem içinde Attika geleneğinde üretim yapıldığını gösterir bir buluntu yeni soruları ortaya çıkarmıştır. Yapıyla ilgili ise Eski Bouleuterion'un MÖ geç 4. yüzyıl/ MÖ erken 3. yüzyıl arasında inşa edilmiş olması ve Yeni Bouleuterion'un inşasının MÖ 2. yüzyılın ikinci yarısı başlarında gerçekleştiği görülmektedir. Eski Bouleuterion'un MÖ 3.- MÖ 2. yüzyıl başlarında yapının tabanını etkileyen bir tadilat evresine sahip olduğu ve yapının doğusundaki bölümün MÖ erken 1. yüzyıla kadar prytaneion işlevi gördüğü ve bu tarihte odalara bölünerek bu işlevini kaybetmiş olabileceği sonucuna varılmıştır.
Antik Hellen ve Roma toplumlarında büyü ve kehanet
İnsanın yaşamı boyunca üzerinde yaşadığı dünyada, karşılaştığı zorluklarda ya da karar verme aşamalarında ihtiyaç duyduğu kendisinden daha üstün olan bir varlığa yaklaşma durumu, doğaüstü alana ait varlıkları tanımasına sebep olmuştur. Onlara karşı gösterdiği titizlik ve memnun etme çabası, bu varlıkları kutsal hale getirmiştir. Kutsal olana yaklaşarak, kendisinin ya da devletinin geleceğini öğrenmek isteyen insan, kehanet büyülerine başvurmuştur. Büyü metinlerinin içeriği, kullanılan malzeme ve tanrı ya da tanrıçaların mitosları ile bağlantıları, bu durumu anlamada daha da yardımcı olmuştur. Bu çalışmada, Antik Hellen ve Roma toplumlarında ve söz konusu bölgede kehanet ve büyü kavramlarından bahsedilerek, gerçekleştirilen kehanet büyülerinin içeriği, uygulanışı ve malzemeleri ile birlikte toplum, birey ve devlet üzerindeki yerine değinilmiştir. Çalışma boyunca papirolojik ve klasik kaynaklardan faydalanılarak gerçekleştirilen ritüellerin mitolojik yönleri değerlendirilmiş, bu bağlamda kurulan ilişki üzerinden büyü metinleri içerisinde ismi geçen kutsal varlıklar ve malzemeler aracılığıyla bölgedeki Hellenizm ile birlikte varlığına devam eden yerel kültürlerin senkretik yapıları incelenmiştir.
Efes Müzesi'nde bulunan Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemi mezar stelleri
Çalışma kapsamında ele alınan mezar stelleri, İzmir ili Selçuk ilçesinde yer alan Efes Müzesi'ne satın alma, hibe ve hediye etme yollarıyla ulaştırılmış eserlerdir. Müzede yürütülen eser tespit çalışmalarında bu kapsamda yetmiş dokuz (79) mezar steli tespit edilmiştir. Eserlerin büyük bir çoğunluğu Ephesos antik kenti ile Selçuk ilçesi çevresinden ele geçmiştir. Ayrıca Torbalı, Kuşadası – Kirazlı Köyü, Acarlar Köyü ve Aydın çevresinden ele geçen ve Efes Müzesi'ne teslim edilen eserler de çalışmaya dâhil edilmiştir. Farklı alanlarda bulunan söz konusu eserler dönem ve tipoloji açısından da farklı özellikler sergilemekte olup tez çalışması içerisinde detaylı olarak incelenmiştir. Tez çalışmasının konusunu oluşturan Efes Müzesi Hellenistik Dönem ve Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait mezar stellerinin detaylı olarak sunulabilmesi için daha önce yayınlanan, Ephesos antik kenti başta olmak üzere, Anadolu kentlerine dair mezar stelleri literatürü taranarak Ephesos mezar stellerine ait gelenek, tipoloji ve kronoloji hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Özellikle eserlerin daha önce ikonografi ve figür tipleri açısından detaylı olarak ele alınmaması ve kentin mezar steli geleneğinin saptanmamış olması çalışmalarımızın bu konular üzerinde yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Bu doğrultuda Ephesos mezar stelleri kapsamında ölü yemeği/symposium/symposion, veda, atlı/süvari, genre (günlük yaşam) sahneleri, gladyatörlerin yer aldığı steller ve boyalı/kazıma tekniğine sahip stellerin varlığı tespit edilmiştir. Söz konusu sahnelerin yanı sıra figür tipleri ve stellerin tipolojisi detaylı olarak sunulmuştur. Ayrıca Ephesos mezar steli geleneğinin oluşmasında etkin rol oynayan Attika, Smyrna, Lydia Bölgesi ve Byzantion merkezlerinin mezar stelleri ile karşılaştırmalar yapılarak Ephesos mezar steli geleneğinin yerel ve etkileşimli üslubu aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında ele alınan mezar stellerine dair incelemeler sonucunda eserlerin İÖ. 4. yüzyılın ortalarından İS. 3. yüzyılın başlarına kadar olan geniş bir kronolojiye sahip olduğu saptanmıştır. Bu doğrultuda Ephesos kentinin en yoğun stel üretiminin İÖ. 2. yüzyılın ikinci yarısı ile İÖ. 1. yüzyılın başları olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu dönemde yerel özelliklerin görüldüğü stellerin de sayıca fazla olduğu görülmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Arkeoloji, Anadolu, Ionia, Ephesos, Mezar Stelleri.
Hellenistik ve Roma çağlarında Yahudi isyanları
Bu çalışmanın amacı, Yahudilerin, Hellenistik Krallıklar ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde çıkardıkları isyanları inceleyip bu isyanların nedenlerini ve sonuçlarını ortaya koymaktır. Yahudi tarihinde Hellenistik ve Roma dönemleri, büyük dinî ve politik değişimlerin yaşandığı, direniş ve isyanların sıkça görüldüğü zamanlardır. MÖ II. yüzyılda Seleukos Krallığı'nın Hellenistik kültürü yayma politikası, Yahudi dinî ve kültürel kimliğine büyük bir tehdit oluşturmuştu. Yahudiler, monoteist bir dine sahip oldukları için Hellenistik kültürün getirdiği politeist inançlar, onlar açısından kabul edilemez bir durum oluşturmuştur. Artık bağımsızlık için harekete geçen Makkabiler, MÖ 167 yılında Seleukoslara karşı çıkardıkları isyan sonucunda zafer elde etmişler ve MÖ 164 yılında da Iudeia'yı ele geçirmişlerdi. Böylece Makkabiler, MÖ 143 yılında Haşmonayim Devleti'ni kurmuşlar ve yaklaşık yüz yıl boyunca bağımsız bir devlet olarak varlıklarını sürdürmüşlerdi. MÖ 67 yılında Iudeia'da yaşanan iç karışıklıklar, Roma ile olan münasebetler ve MÖ 63 yılında Roma'nın Iudeia'ya hâkim olması iki taraf arasında gerilimin çıkmasına neden olmuşu. Roma yönetimi, Yahudi dinî ve kültürel uygulamaları üzerinde kontrol kurmaya çalışmıştı. Roma'nın ağır vergi politikaları ve ekonomik baskıları Yahudi halkı arasında büyük bir hoşnutsuzluğa neden olmuştu. Yahudiler, Roma'nın putperest inançlarını ve politikalarını kendi dinlerine ve kimliklerine tehdit olarak görüyorlardı. Bu durum, Yahudilerin Roma'ya karşı direnişe geçmelerine neden olmuştu. MS 66-73 yılları arasında Yahudilerin, Roma'ya karşı başlattıkları ilk isyan, Roma'nın büyük bir askerî seferiyle bastırılmış, Iudeia ve Mabed ele geçirilerek yerle bir edilmişti. Bu isyan Roma İmparatorluğu'na karşı Yahudilerin çıkardığı en büyük ve en şiddetli isyandı. İlk isyanın bastırılmasından sonra kaçmayı başaran Yahudiler Iudeia'nın dışında Akdeniz'in çeşitli bölgelerine dağılarak MS 115-117 yılları arasında Kyrene, Kıbrıs, Mezopotamya ve İskenderiye'de Roma'ya karşı ikinci ayaklanmayı başlatmışlardı. Ancak kısa süren bu isyan Romalılar tarafından bastırılmıştı. Bar Kokhba İsyanı, Yahudilerin MS 132-135 yılları arasında Roma'ya karşı çıkardıkları son büyük direniş hareketiydi. Bu isyan da Roma tarafından katı bir şekilde bastırılmış olup Roma–Yahudi ilişkileri açısından önemli bir dönüm noktası olmuştu. Bu isyanın bastırılması Yahudilerin yıllarca sürecek olan sürgünün başlangıcı olmuştu.
Arkaik ve Klasik Dönem eski Yunan toplumunda ölüm kavramı
Tarih boyu kendini bilen insanın farkında olduğu en önemli bilgilerden biri ölüm olgusu olmuştur. İnsansı atalarımızdan itibaren bu ölüm olgusunun farkına varmış olmalıyız. Bugün dahi insansı maymun sürüleri içerisinde bulunan bir üyenin ölümüne sürünün diğer insansı maymun üyelerinin saygılarını sunması görülen bir durumdur. Yani on binlerce yıldır insanlar ve insansı ataları ölümün ve dolayısıyla bu ölüm adı verilen durumun kendi başlarına da geleceğinin farkındadırlar. Bu yok olup gideceğinin farkında olma bilgisi ilkel atalarımıza bir şekilde kendini sonsuz kılma dürtüsü katmış olmalıdır. Fransa'nın Chauvet Mağarası'nda bulunan duvar resimlerinden, Neandertal mezarlarında bulunan objelere ve oradan Mısır'ın ünlü Keops Piramidi'ne kadar, insanlığın yaratmış olduğu tüm kültür varlıkları bu sonsuz olma dürtüsünün tinsel dışavurumu olmuştur. Kuzey Kafkasya'dan kopup Balkanlar'a oradan da tüm Ege Denizi çevresine yayılan Hint-Avrupalıların torunları Hellenler de; hem yerleştikleri bölgenin kültürü hem de Hint-Avrupalı atalarının geliştirdiği ölüm anlayışı çerçevesinde geniş bir ölüm kozmolojisi ve ölüm ritüeli biçimi geliştirmişlerdir. Ölüyü kahramanlaştırma ve onu ölümsüz kılmak Hellenlerdeki en belirgin ölüm sonrası meselelerden olmuştur. Hellen kültürünün her döneminde Athanatos (Αθάνατος) yani ölümsüz kılma anlayışı damgasını vurmuştur. Homeros'un Ilyada adlı eseri de aslında Akhilleus'a adanmış bir mezar anıtından başka bir şey değildir. Bizim çalışmamızda amaçladığımız şey ise antik metinlere arkeolojik kanıtlar arayarak, Hellen tarihinin Arkaik ve Klasik Dönemlerde ölüm kavramını nasıl ele aldığını ve ne tür farklı ritüeller geliştirdiğini ortaya koymak olmuştur. Anahtar Kelimeler: Hellen, Arkaik, Klasik, Ölüm, Mezar
Metropolis Aşağı Hamam Palestra kazılarında bulunan Hellenistik dönem seramikleri
Metropolis antik kenti; İzmir ilinin Torbalı ilçesine bağlı Yeniköy ve Özbey mahalleleri arasındaki bir tepede yer almaktadır. Tez konusunu oluşturan buluntuları kentin kurulmuş olduğu tepenin doğu yamacında konumlandırılmış Aşağı Hamam-Palaestra yapısına ait Hellenistik Dönem seramikleri oluşturmaktadır. 2003-2006, 2008-2016 ve 2018 yılları arasında yapılan kazı çalışmaları sonucu ele geçen Hellenistik Dönem'e ait seramik gruplarından 280 parça kataloğa alınmıştır. Metropolis Aşağı Hamam-Palaestra yapısı Hellenistik Dönem seramikleri on grup altında incelenmiştir. Bu gruplar tam astarlı, Batı Yamacı Stili, kalıp yapımı kaseler, beyaz zeminli seramikler olarak ayrılmaktadır. Form olarak ise kaseler, tabaklar, kantharoslar, kraterler, lagynolar, Unguentariumlar, kandiller, amphoralar ve chytralar yer almaktadır. Bu formlar içerisinde tabaklar ve kalıp yapımı kâseler buluntu yoğunluğunu oluşturmaktdır. Bu gruplar içerisinde en erken MÖ 4. yüzyıl örnekleri yer alırken en geç MÖ 1. yüzyıl başına tarihlenen örnekler yer almaktadır. Gruplar arasında en yoğun buluntular ise MÖ 2. yüzyıla ait parçalardır. Anahtar Kelimeler: Metropolis, Aşağı Hamam-Palaestra, Hellenistik Dönem Seramikler
Yukarı Fırat Bölgesi Hellenistik ve Roma Dönemi yerleşimleri
Yukarı Fırat Bölgesi, ılıman iklimi, tarıma, yaşamsal faaliyetlere elverişli düzlüklere sahip olması nedeniyle, tarih öncesi dönemden günümüze, kültürel hareketliliğin yoğun olarak görüldüğü bir bölgedir. Bu özellikleri sebebiyle geçmişten günümüze çeşitli mücadelelere sahne olmuştur. Bölge hakkında bugüne kadar çok kısıtlı çalışma yapılmış olsa da, eldeki mevcut verilerden bu bölgede konumuz açısından, Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde bir hareketlilik yaşandığı, gerçekleştirilen kazı ve yüzey araştırmaları sayesinde görülmektedir. Özellikle, Roma'nın, bölgede yoğun mücadelelere girdiği, bu mücadelelere, Küçük Asya'da hakimiyet kurduktan sonra, sınırlarını Fırat'a kadar genişletme amacının sebep olduğu görülmüştür. Bu fetih hareketlerinin izlerini, bölgede özellikle Elazığ ve Malatya illerinde kazılar sonucu tespiti yapılan, kale yapılarının varlığı ile net bir şekilde görmekteyiz. Bu çalışma, eldeki kısıtlı sayıdaki verilerden yola çıkarak, Yukarı Fırat Bölgesi'nin, Paleolitik Çağlar'dan, Roma Dönemi'nin sonuna kadar geçirmiş olduğu evreleri, bir araya getirmeye, tek başlık altında toplamaya çalışmıştır.
Camihöyük Helenistik-Roma dönemi nekropolü
Nekropoller antik kentlerin ve höyüklerin yapısında, kentlerin sosyal yapısının anlaşılmasında önemli bir yere sahiptir. Bundan dolayı Camihöyük Helenistik-Roma Nekropolü çalışmalarında ortaya çıkarılan mezar yapılarının değerlendirilmesi ve tüm yönleriyle incelenmesi, höyük üzerine kapsamlı bilgilerin ortaya çıkarılması açısından önemlidir. Çalışmanın birinci bölümünde Camihöyük Helenistik-Roma Nekropolü?nün coğrafi konumu, tarihsel çerçevesi ve yerleşim kalıntıları tanımlanmaktadır. Böylece höyük ile ilgili genel bir bilginin verilmesi sağlanmıştır. İkinci bölümde, Camihöyük Helenistik-Roma Nekropolü ve bu nekropol üzerinde yer alan mezar tipleri anlatılmaktadır. Mezar tipleri: Taş sanduka mezarlar, basit toprak mezarlar, kerpiç sanduka mezarlar, çömlek mezarlar ve pişmiş toprak lahit olmak üzere 5 tip mezar yapısı görülmektedir. Değerlendirilen tüm mezar yapıları bir tipolojik sınıflandırma içinde bütün yönleriyle tanımlanmıştır. Üçüncü bölümde ise, ikinci bölümde gerçekleştirilmiş olan çalışmalar ve bu çalışma ile elde edilen çizimler, fotoğraflar ve tanımlamalar ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER Camihöyük, Helenistik-Roma, nekropol, taş sanduka mezarlar, basit toprak mezarlar, kerpiç sanduka mezarlar, çömlek mezarlar ve pişmiş toprak lahit.
Hellenistik Dönem Anadolu Krallıkları
Antik Çağ'ın MÖ 4. ve 1. yüzyıllarını kapsayan Hellenistik Dönem, Anadolu tarihi için son derece önem arz etmektedir. Hellenistik Dönem, Makedonya Kralı Büyük İskender'in MÖ 334 yılında düzenlediği Doğu Seferi ile başlamıştır. Pers İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla noktalanan bu seferin ardından Makedonya'dan Hindistan'a kadar uzanan topraklarda Doğu-Batı sentezi olan Hellenizm kültürünün hakim olduğu İskender İmparatorluğu kurulmuştur. Ancak MÖ 323 yılında yaşamını yitiren Büyük İskender'in ardından bu imparatorluk onun generalleri/halefleri arasında başlayan "Diadokhlar Savaşı" nedeniyle parçalanmıştır. Zira 42 yıl sürecek olan bu mücadelenin beşinci ve son serisi olan MÖ 281 yılındaki Korupedion Savaşı'nın ardından İskender'in imparatorluğu ikinci nesil generalleri/ardılları tarafından muhtelif bölgelerde kurulan Epigon Krallıklara ayrılmıştır: Mısır'da Ptolemaioslar, Ön Asya'da Seleukoslar ve Makedonya'da Antigonoslar. İşte çalışmamızın odak noktası olan Küçük Asya/Anadolu coğrafyası bu krallıklar arasında devam eden egemenlik mücadelesinin merkezi olmuştur. Nitekim Seleukos Hanedanlığı'nın hükümranlık alanı konumundaki Küçük Asya'da MÖ 3. yüzyılda yaşanan bu çatışma ortamı nedeniyle oluşan siyasi otorite boşluğundan yararlanarak bağımsızlığını kazanan bir çok merkezi krallık kurulmuştur: Bergama Krallığı, Galatya Krallığı, Kommagene Krallığı, Bithynia Krallığı, Pontos Krallığı ve Kapadokya Krallığı. Hellenistik Krallıklar olarak adlandırılan bu siyasi unsurlar Küçük Asya'daki Hellenizm kültürünün en önemli temsilcileri olmuşlardır. Ancak MÖ 2. yüzyıldan itibaren Küçük Asya siyasetine dahil olan Roma Cumhuriyeti'nin tahakkümü altına girmeye başlayan Hellenistik Krallıklar, MÖ 1. yüzyılda tamamen bu emperyalist gücün birer parçası olmuşlardır. Netice itibarıyla yaklaşık üç asır boyunca varlığını sürdürmeyi başaran Hellenistik Krallıklar, siyasi, mali, askeri, dini ve sosyo-kültürel açıdan Anadolu medeniyet tarihinin mihenk taşları olmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Anadolu, Küçük Asya, Hellenistik Dönem, Büyük İskender ve Ardılları, Hellenistik Krallıklar
Kurul Kalesi Hellenistik Dönem mimarisi
Kurul Kalesi, Orta ve Doğu Karadeniz'i birbirinden ayıran Melet Irmağı'nın (Melanthios) kenarında ve Karadeniz'in (Pontos Aksenos/Euksenos) kuş uçuşu yaklaşık 9 kilometre güneyinde bulunmaktadır. 2010'dan beri süregelen kazılar hem Karadeniz, hem de Anadolu arkeolojisi açısından çok önemli sonuçlar sunmuştur. "Kurul Kalesi Hellenistik Dönem Mimarisi" adlı doktora tezi çalışması kapsamında 2010-2019 yılları arasında açığa çıkartılan yerleşime ve mimariye dayalı arkeolojik veriler irdelenmiştir. Kurul Kalesi'nde açığa çıkartılan otuz sekiz adet yapı, "Kaya" ve "Mekân" mimarisi olarak iki ayrı başlıkta incelenmiştir. Yerleşim dokusunu oluşturan unsurlar hakkında nicel-nitel gözlemler, veriler, düşünceler aktarılmış olup bu yapıların olası fonksiyonları hakkında bazı öneriler ileri sürülmüştür. Pontos Bölgesi'nde gözlemlenebilen Hellenistik Dönem'e ait diğer mimari veriler ile karşılaştırılarak Kurul Kalesi yapıları ve mimari teknikleri değerlendirilmiştir. Mimaride kullanılan materyallerin laboratuvar analizleri yapılmış ve bu materyallerin karakterleri ve arkeometrik özellikleri ortaya koyulmuştur. Kurul Kalesi'nin VI. Mitradates Dönemi'nde çok etkin bir biçimde kullanıldığı anlaşılmıştır. Kurul Kalesi'nin mimari açıdan değerlendirilmesi; kalenin yerleşim karakteri, yapıların ve mekânların olası fonksiyonlarının belirlenmesi, kültsel faaliyetlerin mekânlara yansıyışı ve ileriki dönemde bölgede yapılacak diğer kazı çalışmalarına bilimsel bir temel oluşturması açısından önem taşımaktadır.
Büyük İskender'in hayatı ve faaliyetleri
Büyük İskender, MÖ 356 yılında Pella'da doğdu. Babası Makedonya kralı II. Philippos ve annesi kral Neoptolemus'un kızı Olympias'dır. 16 yaşına kadar Aristoteles'ten eğitim aldı. Henüz 20 yaşındayken babasının bir suikast sonucu öldürülmesi üzerine tahta geçti. Büyük İskender, 13 yıllık hükümdarlığı boyunca büyük zaferlere imza atarak, cihan imparatorluğu yolunda adımlar atmıştır. Kısa süren hükümdarlığında, sınırlarını Makedonya'dan Hindistan'a kadar genişletmiştir. Özellikle III. Darius ile Asya'da mücadele etmiştir. Büyük İskender, bilinen dünyanın neredeyse tamamını işgal etti. Dünyanın büyük kısmını fethederek bilinen en büyük askeri liderlerden biri olmuştur. Amacı, tüm dünyayı Yunan uygarlığına ve diline dayalı tek bir imparatorlukta birleştirmekti. Makedonya'dan Asya'ya ve Hindistan'a uzanan tek bir imparatorluk kurmak istiyordu. Planladığı ölçüde genişledi ancak ani ölümüyle, kurduğu imparatorluk parçalandı. Arabistan'ı ele geçirmeyi planlarken, 13 Haziran MÖ 323 yılında sıtma hastalığından Babylon'da (bugünkü Irak) öldü. Öldüğünde henüz 32 yaşındaydı. Ölümünün ardından doğu ve batı kültürlerinin karşılıklı olarak birbirini etkilemesi sonucu yeni bir kültür olan Helenizm yayıldı. Anahtar Kelimeler: Büyük İskender, II. Philippos, III. Darius, Helenistik Dönem, Olympias
Nevşehir Camihöyük Helenistik ve Roma dönemi seramikleri
Bu tezde, 2009-2010 yıllarında Nevşehir Camihöyük kurtarma kazılarından elde edilen Helenistik ve Roma Dönemi seramik buluntuları değerlendirilmiştir. Çalışma sonucu elde edilen verilere göre, Helenistik ve Roma Dönemleri'ne tarihlenen kap türleri özellikleriyle birlikte tespit edilmeye çalışılmıştır.Ayrıca sınırlı sayıdaki ithal malzemeden yola çıkarak ticaretin bölgeler arası etkileşimi saptanmaya çalışılmıştır.Çoğunluğu yerel üretimden oluşan seramik buluntularının tipolojisinin belirlenmesi ve diğer merkezlerdeki benzer buluntulardan faydalanarak karşılaştırılması neticesinde, bölgenin Kuzey Suriye, Güney Anadolu ve Karadeniz Bölgesi ile bağlantısının olduğu anlaşılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Seramik2.Galat Seramiği3.Helenistik ve Roma Dönemi Seramiği4.Doğu Sigillata A Grubu Seramiği5.Pontus Sigillata Seramiği
Hristiyanlığa kadar Roma'da din
Tarihi olaylar incelenirken toplumların birçok yönü ele alınmak zorundadır. Tarih bilinci eksik olan toplumlar maalesef tarihi sadece savaşlardan ibaret saymaktadırlar. Oysa tarih alanında bir araştırma yapılırken bir toplumun daha iyi anlaşılabilmesi için bir sosyolog gibi çok yönlü olarak ele alınmalıdır. M.Ö. 753'te kurulan Roma gibi dünya ve Avrupa Tarihi'nde önemli yere sahip bir millet incelenirken dini inançlarını görmezden gelmek Roma'nın anlaşılmasında aksaklıklara sebep olabilir. Günümüz Avrupa inancına olan katkıları da göz önünde tutulduğunda Roma Devleti'nin dini inancı daha büyük bir merak konusu uyandırmaktadır. Din, kitleleri en çok etkileyen ve en çok şekillendiren olgulardan biridir. Devletler en eski dönemlerden itibaren dini odak noktalarına koyarak dini çerçevede savaşlar, fetihler, eğitim politikaları, ekonomik faaliyetlerde bulunmuşlardır diyebiliriz. Bütün bu gerçeği düşündüğümüz zaman dünya tarihi içerisinde çok önemli bir yere sahip olan Roma Devleti'nin dini inancının da büyük bir önem oluşturduğu şüphesizdir. Biz de çalışmamızda Roma Devleti'nin Hristiyanlığın kabülünden önceki inancını incelemeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Roma, Din, Avrupa, İnanç, Yunan, Mısır, Hellen
Yunan tarihinde Helenistik Dönem yapıtlarının günümüz tekstil ve moda tasarımında kullanılması
Bu araştırmanın ana konusu olan Helenistik Döneme giriş yapmadan önce, Yunan uygarlığının gelişimine önayak olan dönem ve uygarlıklar incelenmiş ve haklarında kısa bilgilere yer verilmiştir. Devamında Yunan Uygarlığı gelişim aşamaları incelenmiş ve Helenistik Döneme gelene kadar yaşanmış olan savaşlar, sanat ve felsefi gelişimler ile birlikte kullanılmış olan kıyafetler incelenerek ana konuya giriş için zemin hazırlanmıştır. Helenistik dönemin kurucusu olarak kabul edilen Büyük İskender'in doğuşu, yapmış olduğu savaşlar ve savaşlar sonucunda oluşan kültür birleşmeleri, ölümü ve arkasında bırakmış olduğu Helenistik kralların bu döneme olan katkıları incelenmiştir. Birçok kültürün sentezi ile ortaya çıkmış olan Helenistik sanat, bilim, mimari ve felsefi düşüncelere yer verilmiş ve dönemin daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. İlk insanların örtünme ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile doğan ve günümüzde yaşamın biçimlendirilmesi olgusunu yansıtan giyim sanatı, Helenistik Dönemde ki biçimi aktarılmış, kullanılan aksesuarlara yer verilmiştir. Tüm bu kıyafet ve aksesuarların günümüz tekstil ve modasına olan etkileri incelenerek, Helen giyim kültüründen etkilenerek hazırlanmış olan koleksiyonlara yer verilmiştir.
Antikçağ Grek felsefesinde insan felsefesinin gelişimi ve kuşkuculuk
Bu çalışma, Antik Dönem boyunca ortaya çıkıp gelişen İnsan Felsefesi (Sofizm) ile Kuşkucu düşüncenin merkezi savlarını oluşturan rölativizmi (göreliliği) incelemektedir. İnsan Felsefesi'nin gelişmesinde katkısı yadsınamayan Sokratik düşünce de ayrıca incelenip tartışılmıştır. Sofitlerle beraber Antik Dönem'in kurumsal ve kuramsal temellerine yönelik olarak başlatılan eleştiriler rölativizmin yüceltilmesiyle gerçekleşiyordu. Çalışmamız, bu eleştirilerin epistemolojik (bilgibilimsel) yönlerini ön planda tutmuş Kuşkucu argümanlara kadar uzanmaktadır. Antik Dönem boyunca ortaya çıkan Doğa Felsefesi ve sistemci felsefelere de değinen çalışma, Helenistik Dönem Kuşkucuları'nın argümanlarının incelenmesiyle sonuçlanmaktadır.
Klasik ve Hellenistik dönemlerde Taman Yarımadası (Phanagoria-Kepoi-Hermonassa)
Klasik ve Hellenistik Dönemlerde Taman Yarımadası (Phanagoria- Kepoi- Hermonassa) adlı bu tez çalışmasında Antikçağ'da Taman Yarımadası'nda yer alan önemli üç liman kenti olan Phanagoria, Kepoi ve Hermonassa kentleri incelendi. Bu liman kentlerinin Antikçağ' daki coğrafi konumları, toponimleri, ekonomik, kültürel ve siyasi gelişmelerdeki rolleri ortaya konuldu. Bu liman kentlerinin diğer kentlerle olan ticari ilişkileri araştırıldı. Bunun için öncelikle kentlerin toponimleri, coğrafi konumları ve kazı çalışmaları incelendi. Ardından Hellenlerin Karadeniz' de ve Taman Yarımadası'ndaki koloni faaliyetleri ele alandı. Daha sonra da Taman Yarımadası'nın Kolonizasyon, Bosphorus Krallığı ve Mithradates Krallığı dönemlerindeki siyasi tarihi incelendi. Sonuç olarak, bu çalışmayla Klasik ve Hellenistik Dönemlerde önemli bir yere sahip olduğu tespit edilen Phanagoria, Kepoi ve Hermonassa liman kentlerinin bölge ticaretinde ve yaşanan siyasi gelişmelerde önemli görevler üstlendikleri tespit edildi. Bu bölgelere hâkim olan Bosphorus Krallığı ve Mithradates Krallığı'nın siyasi ve ekonomik yönden düşmanlarına karşı büyük kazanç elde ettiği görüldü.
III. Antiokhos'un Hellenistik krallıklar ve Roma ile olan ilişkileri
Makedonya Krallığı'nın Büyük İskender'in ölümüyle parçalanarak onun komutanları arasında paylaşılması; çok geçmeden kendi aralarında da mücadelelerin başlamasına neden olmuş ve MÖ. 281-187 yılları arası Seleukosların tarih sahnesinde en aktif rol aldıkları dönem olmuştur. III. Antiokhos, Suriye Krallığı'nın kendisine atalarından miras kalan bölgeler olarak gördüğü Küçük Asya ve Hellas topraklarını ele geçirerek kendisine rakip bırakmamak adına pekçok mücadelelere girmiştir. MÖ. 198 yılında Küçük Asya seferine çıkarak Trakya'ya ulaşması sonucu hem Hellenistik Krallıklar hem de Roma ile mücadele evresine girmiştir. III. Antiokhos Hellen kentlerinin özgürlüklerini korumak adına girdiği mücadelede Roma ile karşılaşmış ve Roma da ilk olarak Seleukoslara Hellas ve Küçük Asya'yı boşaltma uyarısında bulunmuştur. Bunu dikkate almayan III. Antiokhos ile de MÖ. 191'de savaşa girerek kralın yenilgisinin ardından onun Hellas'ı boşaltmasına neden olmuştur. Romalılar bu tarz agresif politikalara devam eden III. Antiokhos'u uyarmasına rağmen bunu önemsemeyen Seleukos kralını Küçük Asya'ya girip Magnesia'ya kadar takip ederek MÖ. 190 yılındaki Magnesia Muharebesi'yle Seleukoslara ağır bir darbe vurmuşlardır. Ardından III. Antiokhos, Seleukoslar açısından son derece ağır koşullar içeren ve Hellas ve Küçük Asya topraklarından vazgeçmesi belirtilen Apameia Anlaşması'nı (MÖ. 188) imzalamak zorunda bırakılmıştır. Bu anlaşma ile Seleukos kralı Küçük Asya üzerindeki topraklarından vazgeçmiştir. Bu topraklar Rhodos ve Pergamon Krallığı arasında paylaştırılmış, III. Antiokhos Toros'un ötesine ve Suriye'ye çekilmek zorunda kalmıştır. Bu anlaşmadan bir yıl sonra Partlar üzerine bir sefer düzenlediği sırada Zeus Tapınağı'nı yağmalaması sonucu tapınakta öldürülmüştür. Bundan sonraki süreçte Seleukos Krallığı gerileme dönemine girmiş ve MÖ. 63 yılında Suriye, Roma eyaleti haline getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Diodokhoi, Seleukos Krallığı, III. Antiokhos, Hellenistik Krallıklar, Roma Cumhuriyeti, Apameia Anlaşması
Tlos tanrıları ve kültleri
"Tlos Tanrıları ve Kültleri" başlıklı bu tez çalışmasının konusunu Prehistorik Çağlardan Roma Dönemi sonuna kadar Tlos'da tapınım gördüğü saptanan tanrısal inançlar oluşturmuştur. Yapılan bu çalışmayla kentte varlıkları tespit edilebilen tüm tanrılar ve kültleri ilk kez bir bütün içerisinde incelenmiş; köken, tapınım görme nedenleri, dinsel uygulama biçimleri ve eğer varsa kutsal alanlar ile olan ilişkileri açıklanılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda Tlos Antik Kenti'nde varlıkları farklı buluntularla belgelenen toplam yirmi üç adet tanrısal inanç değerlendirmeye alınmıştır. Farklı zaman dilimleri içerisinde tapınım gördüğü bilinen bu inançları şu şekilde sıralamak mümkündür: Apollon, Dionysos, Dioskurlar ve Tanrıça, Herakles, Hermes, Kabeiroi, Kronos, Sabazios, Trqqas, Theoi Agrioi, Theoi Katakithonioi/Theoi Uranoi, Zeus, Ana Tanrıça, Eni Mahanahi/Qlahi Ebiyehi, Aphrodite, Artemis, Athena, İsis, Maliya, Tykhe, Atlı Tanrılar, Kahraman Kültü ve Yönetici Kültleri (Kral ve İmparatorluk kültleri). Oldukça zengin bir dinsel yapı sergileyen Tlos Antik Kenti inanç tarihi Prehistorik Dönemler ile birlikte başlamaktadır. Bu erken süreçte kent çevresinden ele geçen buluntular bölgede özellikle Neolitik Dönem'de Anadolu'nun genelinden bilinen ana tanrıça inancının varlığını ortaya koymuştur. Bu erken dönem dinsel izlerin ardından bilinen ilk veriler ise Bronz Çağ yazılı kaynakları aracılığıyla edindiğimiz bilgilerden oluşmaktadır. Hem kent hem de Lykia geneli için oldukça dikkate değer olan bu kaynaklarda Lykia'dan Hattuşa'ya giden iki tanrı heykelinden birinin Tlos'tan götürüldüğüne değinilmiştir. Metnin içeriğine göre bir hayvan üzerinde ayakta duran elinde mızrak ve kalkan taşıyan bir tanrının varlığı söz konusudur. Bugün Tlos kent merkezinde yürütülen kazılar esnasında Bronz Çağ tabakalarına da ulaşıldığı göz önüne alındığında yakın bir zamanda kent merkezindeki dinsel yapılanmasın daha detaylı olarak aydınlatılması da beklenmektedir. Kentin Bronz Çağ sonrası dinsel yaşamıyla ilgili veriler Klasik Dönem'e dayanmaktadır. Aynı zamanda bölge dinsel yaşamı için de belirleyici olan bu süreçte, dini inançlar Bronz Çağ Anadolu inançlarıyla güçlü bağlantılar taşıyan Trqqas, Eni Mahanahi, Maliya gibi yerel tanrı ve tanrıçalardan oluşmaktadır. Ayrıca ilk kez Klasik Dönem'in sonlarıyla birlikte Yunan karakteri taşıyan bazı tanrı ve tanrıçalar da kent dinsel yaşamında yer almaya başlamıştır. Klasik Dönem'in sonlarıyla birlikte başlayan bu değişim Hellenistik Dönem ile birlikte artık geri dönülmez bir noktaya taşınmış ve Klasik Dönem'de tapınım gören yerel tanrıların yerini Yunan tanrıları almıştır. Apollon, Artemis, Aphrodite, Dionysos, Zeus, Theoi Agrioi gibi tanrıların kent dinsel yaşamında sıklıkla görüldüğü bu dönemde, ilk kez kahraman kültü ve kral kültü gibi tapınımlar da kent inançları arasına girmiştir. Kentin dinsel yaşamının en zengin olduğu süreci Roma Dönemi oluşturmuştur. Sadece bu dönemde kentte on yedi farklı inanca ait veri tespit edilmiştir. Bu inançlar arasında özellikle Roma İmparatorluğu hakimiyetinin etkisiyle gelişen imparatorluk kültü ve sadece Tlos'da tespit edilen Kronos kültü başta gelirken, Dionysos, Sabazios ve Kabeiroi gibi mistik tapınımlar da önemli bir yere sahiptir. Bu bağlamda mistik tapınımların yoğun varlığı kent için özel bir tercih gibi görünürken, Kronos'un kentteki statüsünün ise onun geçmiş bağlantılarıyla ilgili olduğu saptanmıştır. Kentte tapınım gören tanrıların dinsel içerikleriyle bağlantılı dikkat çeken unsurların başında rahiplik, kült dernekleri ve sınırlı da olsa dinsel ritüeller gibi uygulamalar gelmektedir. Bu kapsamda kentte Kronos, Zeus, Dionysos, Kabeiroi ve Sabazios gibi tanrıların rahiplerinin bulunduğu ve ayrıca Dionysos ile ilişkili kült derneklerinin varlığı bilinmektedir. Tüm bunların yanı sıra, Klasik Dönem'in yerel tanrısı Trqqas'a yapılan boğa kurbanı uygulamaları, Dionysos için erkeklerin kadın kıyafetleri içinde dahi katılamayacağı kült törenleri, Kronos onuruna düzenlenen agonistik faaliyetler ve imparatorluk kültü kapsamında düzenlenen şenlikler kentin dinsel ritüel ve uygulamaları içinde dikkat çeken diğer unsurlar olarak görünmektedir. Tlos kent merkezinde bugün doğrudan bir tanrısal inançla ilişkilendirilebilen iki adet tapınağın varlığı bilinmektedir. Bunlardan kent merkezindeki Agoranın hemen güney yönünde konumlanmış tapınağın Kronos'a; Tiyatro caveası üzerine yerleştirilmiş ikinci tapınağın ise imparatorluk kültüne ait olduğu düşünülmektedir. Ayrıca kent merkezi sınırları içerisindeki Meşedibi Mevkii ile kent teritoryumu'nda yeralan Zindan yerleşiminde doğrudan bir tanrısal inançla ilişkilendirilemeyen tapınakların varlığı da belgelenmiştir. Bu tapınakların yanı sıra antik kaynaklarda anılan ancak bugün lokalizasyonu yapılamayan üç kardeşler (Theoi Agrioi) kutsal alanı ve kent dışından ele geçen bir yazıtta varlığı belirtilen ancak yine lokalizasyonu belirsiz olan Artemis tapınağının ve de yine belirli bir tanrıyla ilişkilendirmenin güç olduğu, pek çok açık hava kutsal alanının da kentin dinsel içerikli mekanları arasında yer aldığı bilinmektedir. Sonuç olarak burada özetle değinilen ve Tlos Antik Kenti kapsamında tespit edilen bu bilgiler ile ilk kez bir Lykia kentinin dinsel inançları kronolojik bir dizin içerisinde bütüncül açıdan incelenmiş ve elde edilen sonuçlar Lykia Bölgesi dinsel yaşamına yeni bilgilerin eklenmesine olanak sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Tlos, Kült, Lykia, Din, Antik Dönem Dini
Pseudo-Skymnos'un "periegesis" adlı eseri ışığında akdeniz havzası hellenistik dönem tarihi coğrafyası ve kentleri
Antik kaynakların okunup sentezlenmesinin ardından kaleme alınan ve Nikomedes'e atfedilen periegesis, iambik trimeter vezniyle ve didaktik yanıyla ön plana çıkmaktadır. Eserin şairi bilinmediği için ele alınan bazı filolojik çalışmalar sonrasında, 1846 yılında August Meineke'nin önerisi üzerine yazarının Pseudo-Skymnos olarak adlandırılmasında karar kılınmıştır. Eser, MÖ ca. 135 civarına tarihlenmekteyse de üzerine çeşitli görüş ve varyasyonlar bulunmaktadır. Şiir 138 satırlık bir giriş (prologos) ve şairinin iki kıta olarak adlandırdığı Avrupa ve Asya'nın coğrafî unsurlar açısından lakonik tasvirini içermektedir. Söz konusu eser kolonizasyon ve göç hareketlerine ışık tutacak şekilde çoğunlukla kent kuruluşları ile kentlerin ve diğer coğrafî unsurların (ada, dağ, deniz, göl, nehir vb.) konumlarına yoğunlaşsa da mitoloji ve kültürel ögelerin de bulunduğu manzum bir yeryüzü tasviridir. Bu çalışma ise Karl Müller'in 980 satırlık güvenilir tamamlamasından örnek alınarak metin içerisinde geçen coğrafya (kent, ada, dağ, deniz, göl, nehir vb.) ve mitolojiye ait unsurların eserle birlikte incelenip analiz edilmesini ve yorumlanmasını amaçlamaktadır.