Kur'an-ı Kerim

Bu konu başlığı altında 2.299 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tecvid ilmi açısından Naim Giridî'nin "Çocuklara Yeni Tecvîd" adlı eseri

Bu çalışma, Osmanlı eğitim kurumlarından olan sıbyan mekteplerinde bir dönem okutulduğu düşünülen, Naim Giridî'ye ait "Çocuklara Yeni Tecvîd" adlı Osmanlıca risâlenin tecvîd ilmi açısından değerlendirilmesidir. Maalesef hayatı hakkında neredeyse hiçbir bilgiye sahip olamadığımız yazar Naim Efendi, bir Osmanlı subayı olup, 1911'de tecvîd kitabını yazdığı sıralarda, orduda yüzbaşı olarak görev yapmaktadır. Naim Efendi eserini, isminden de anlaşılacağı üzere çocuklar için ihtiyaca binaen tecvîdi kolayca öğrenmelerini sağlama gayesiyle kaleme almıştır. tecvîdin tanımıyla başlayan eserde yüzeysel işlenen bir iki konu hariç, örnekler eşliğinde Âsım kırâatının Hafs rivayeti referans alınarak tecvîdin bütün konularına yeteri kadar yer verilmektedir. Kolayca anlaşılır sade bir dile sahip olan eser; henüz ana konulara geçmeden, ön bilgi mahiyetinde bir kısım tecvîd kurallarına yer vermesi, temel bazı tecvîd kavramlarını içeren küçük bir sözlüğü barındırması, mushafın yazısı ile alakalı bazı bilgiler vermesi, konuların tertibinde farklı bir düzene sahip olması, soru-cevap metoduyla anlattığı konuları, az da olsa ara ara diyalog şeklinde sunması gibi ayrıntılarla benzerlerinden farklılık arzetmektedir. Bu saydığımız özelliklerinden olmalı ki esere, "Çocuklara Yeni Tecvîd" ismi verilmiştir. Genellikle sade, kolaylıkla anlaşılır bir içeriğe sahip olmasına rağmen, nadiren de olsa kolaylık ilkesiyle çelişen hususları ihtiva ettiği görülmektedir. Giriş ve iki bölümden oluşan çalışmamızın giriş bölümünde çalışmanın önemine, konusuna, amacına, kaynaklarına ve yöntemine; birinci bölümde yazarın hayatına, eserlerine ve söz konusu eserin tecvîd ilmi açısından incelenmesine; ikinci bölümde ise eserin transkripsiyonuna yer verilecektir.

Kur'an-ı KerimKıraatNaim Giridi+2
İbrahim Üstüner
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gumarı and his work named Bide'u't-Tafâsir

Tefsirde bid'at kavramı, Kur'ân'ın yorumunda dikkat edilmesi gereken usûl kurallarına riayet etmeden yapılan yorumları ifade etmektedir. Ancak bu usûl kurallarının bir kısmının subjektif esaslar olmasından sebebiyle yapılan bid'at nitelemeleri de kişinin kendi görüşünü ve din anlayışını yansıtması sebebiyle subjektif bir iddia mahiyetindedir. Bu kavramın tefsir ilmine girişi ise Hz. Osman dönemindeki fitne olayları ve daha sonrasında gerçekleşen Cemel ve Sıffin savaşları neticesinde ortaya çıkan sorunların etrafında oluşan kelam mezheplerinin eliyle olmuştur. Zira bu dönemde oluşan ve daha sonra kurumsallaşan bu mezhepler kendi görüşlerini desteklemek için birtakım ayetleri kendi görüşlerine dayanak oluşturmak için mezhep ilkeleri doğrultusunda yorumlama faaliyetine girişmişlerdir. Diğer taraftan gerek dahili gerek harici sebepler ile tefsir kitaplarına giren ehl-i kitaptan alınma bazı haberler de tefsirde bid'at olarak nitelenen yorumların kaynağını oluşturmaktadır. Gumârî de gerek mezhep taassubu gerek İsrâiliyyât denilen haberlerin nakledilmesi gerekse bunların dışındaki diğer usûl kurallarına riayet etmeden yapılan bu görüşleri bid'at olarak nitelemekte ve tefsirlerin bu hatalardan arındırılması gerektiğini düşünmektedir. Ancak bazı noktalarda Gumârî de bid'at nitelemelerinde bazı usûl kaidelerini ihmal etmiştir. Anahtar kelimeler: Tefsir, Bid'at, Gumârî, Zemahşerî, Şerif Murtazâ, Mezhep.

Bid`atEbu’l Fazl Abdullah el-GumariKur'an-ı Kerim+5
Bünyamin Közen
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Molla Halil Es-si'irdi'nin "Usulü Hadisi'l-Ezher Min Muhtasar ve Şerhihi Li-ibn Hacer" isimli eserinin tahkiki ve metoduكتاب "أصول الحديث الأزهر من مختصر وشرحه لابن حجر" لملا خليل السعردي تحقيقا ودراسة ومنهجه في أصول الحديث

Sünnet, şeriatın ikincil kaynağı ve Kur'an-ı Kerim'i anlamak için güvenilir bir giriştir. Sahabe döneminden bu yana, İslam alimleri Hadis'teki rivayet ve dirayete büyük önem vermişlerdir. Sahabe zamanında, "sened" bilimi ortaya çıkmıştı. Zaman ilerledikçe ve ihtiyaçlar arttıkça, hadis bilimine yardımcı olmak için, Rical ilmi ve cerh ve tadil ve Mustalahu'l-hadis gibi bilimler ortaya çıktı. İbn Hacer El Askalani bu bilime, Sahih-i Buhari'nin şerhi ile büyük katkılarda bulunmuştur. Nuhbetu'l Fiker adlı eseri Mustalahu'l-Hadis alanında yazılmış en önemli eserlerden biri. Bu çalışma hakkında birçok şerh yazılmıştır. Molla Halil el-Siirdî de, bu alana katkıda bulunmak için "Usulu'l Hadisi'l-Ezher mine'l Muhtasar ve şerhihi li ibn Hacer" adında bir kitap yazdı. Bu çalışma bir el yazmasıdır ve yaklaşık otuz sayfadır. Müellif her kural için bahsettiği örnekleri ve eklemeler yoluyla ilmin gücünü gösterdi. Biz de faydalı kitabı, inceleyerek ilim talebelerinin yararına sunmayı amaçladık.

Jadalla Hasan
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Sonradan çıkan iç savaş olaylarında Sahabenin içtihatları

Müslüman gruplar arasındaki muasır olayların çoğunu tedavi edecek kaynak olması için iç savaş olaylarında başlarına gelen musibetle ilgili sahabe fikrinin ortaya çıkarılması İç savaş olaylarında başlarına gelen musibetlerle ilgili sahabe fıkhı ve içtihatlarından mümkün olduğunca fıkhî teori oluşturmasını özetlememiz mümkün mü? Başlarına gelen afetler her şekli kapsıyor mu? Onların içtihat ve çabaları çelişkili durumları ile birlikte tüm şekilleri içeriyor mu? Bu içtihatlar muasır olayların tedavi edilmesinde (ele alınmasında) yarıyor mu? Müslüman gruplar arasındaki iç savaşlarda içine düştükleri en tehlikeli sorunları ilk asra bağlı köklü, fıkıh için İslam ümmetinin ihtiyaçları içinde konunun ehemmiyetini simgeler. 1- Sahabe döneminde iç savaş olaylarını açıklamak, uyum sağlamak ve birini diğerinden ayırmak. 2- Sahabenin içtihatlarında olanları açıklamak ve bu içtihatları da mezhep ulemalarının bu konudaki keşif ve usule dönüştürmesi. 3- Fıkhi mezhep ve ulema görüşleri ışığında sahabenin ihtilaf ettikleri arasında tercihlerin belirlenmesi. Bu konuda birçok metot izleyecek bunlardan içtihatları, fetvaları İyice incelemek maksadıyla tümevarım metodu, metotlar arasında analitik tümdengelim ve istidlal metodu ve kıyası tüm çeşitleri elle tutulur mantıksal sonuçlara ulaşmak maksadı ile kullanmıştır. 1- Müslümanlar arasındaki iç savaşların hükümleri Müslümanların kafirlerle savaş hükümlerinden çok farklı hükümleri vardır. Müslümanların bunlarla imtihanında yerine getirmesi ve bilmesi gerekenler vardır. 2- isyancılarla savaş fitne ile savaştan farklıdır. İsyancılarla fitne arasında savaş, haricileri öldürmekten farklıdır. Bu durumlardaki hüküm; asli ve feri tafsili hükümlere bağlıdır. Aralarındaki karışım Muasır musibetler karşısında şiddetli çatışmalara sebep olmasıdır. 3-Sahabe fetvaları ve içtihatları Müslümanların başlarına gelen musibetlerle alakalı benzer olaylarda hüküm vermeye faydalı olan zengin bir kaynak sayılır.

Saad Alahmad
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Şeyh Abdurrahman-ı Aâğî ve mektûbâtı (Tahkik ve inceleme)

İnsanları ıslah etmek, ahlakını düzeltmek ve kalplerini yaratıcıya yönlendirmek Peygamberlerin en büyük vazifelerindendir. Onlardan sonra bu görev, varisleri olan ilmiyle amil olan muhlis âlimlere intikal etmiştir. Bu âlimler ise zahiri ilimlerde yetkin olmadan irşada başlamamışlardır. Bu sufi âlimlerden biri de Bitlis'te Norşin tekkesini kurmuş olan, Nakşibendiyye tarikatına mensup Şeyh Abdurrahman Tâğî'dir. Allah'ın inayetiyle bu zata ait mektupların bulunduğu mahtut nüshalara ulaştık. Eserde toplamda seksen iki mektup bulunmaktadır. Mektupları halifesi Şeyh Abdulkahhar Zokaydî toplamıştır. Bu mektuplar, bölgede tasavvufun yayılmasını belgelemesi açısından önem arz etmektedir. Şeyhin, mürid ve halifelerine gönderdiği mektupların içeriğinde; tarikat öğretilerine dönük tavsiyeler, şeriat ve sünnete sarılmanın önemi ve toplumda barışı sağlama çabaları bulunmaktadır. Bu kıymetli hazinenin kütüphanelerde yer alması gerektiğini düşündüğümüzden, eseri tahkik edip okuyucuların istifadesine sunduk. Anahtar kelimeler: Nakşibendiyye, Mektûbat, Şeyh Abdurrahman Tâğî, Norşin Tekkesi

Mohammad Hasan
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an'a göre sünnetin bağlayıcılığı

Bu çalışma ile hedeflenen, sünnetin Kur'an'da nasıl bir karşılık ve konuma sahip olduğunu ortaya koyup bağlayıcı olup olmama durumunu tespit etmektir. Hz. Peygamberin sünnetini işaret eden kavram ve ayet gruplarını inceleyerek bu konudaki nakli bilgiler ışığında yapılan yorumlarla bir neticeye varmaya çalışıldı. Yapılan araştırmada Hz. Peygamber, peygamberlik vazifesinden önce okuma yazma bilmemiş ve herhangi bir ilim tahsilinde bulunmamıştır. Kur'an'ın ifadesiyle ümmi idi. Tek bilgi kaynağı aldığı ilahi vahiydir. Bu vahyin en temel olanı Kur'an'dır. Bununla beraber Hz. Peygambere ilahi vahyin hem metni ve hem de muhtevası anlatılmıştır. Kur'an metni dışındaki bu vahyin Kur'an'daki karşılığı hikmet ve tebyîn vazifesidir. Kur'an ile birlikte Hz. Peygambere verilen hikmet, Kur'an metni dışında Hz. Peygambere öğretilen dini hususların muhtevasıdır. Genel kabul gören görüşe Hz. Muhammed (s.a.s.)'e verilen hikmet, sünnettir. Hz. Peygamber'e verilen tebyîn vazifesi, tebliğ edilen Kur'an ayetlerinin izah edilmesidir. Bir şeyi izah etmek, metinle kast olunanın açıklanmasıdır. Bu da demek oluyor ki metnin dışında Hz. Peygambere dini hususlar öğretilmiştir. Sünnet ile yapılan da budur. Bu vazifelerle gönderilen Hz. Peygambere itaat ve ittiba farz kılınmış ve mutlak olarak bağlayıcıdır. Öte yandan Hz. Peygamber bir beşerdir. Her beşer gibi içinde yaşadığı toplumun sosyal bir ferdidir. Dünyevi birçok hususta bir beşer olarak verdiği kararlarda yanıldığı ve yaptığı istişareler neticesinde verdiği kararları değiştirdiği olmuştur. Bununla vardığımız neticeye göre Hz. Muhammed (s.a.s.)'in dini hususlar dışında söylediği ve yaptığı şeyler vahiyle olmamış ve isabet ettiği gibi yanıldığı da vaki olmuştur. Bir beşer olarak dini hususlar dışındaki söz, fiil ve takrirlerinin bağlayıcı olmadığı kanaatine varılmıştır.

BağlayıcılıkHz. MuhammedKur'an-ı Kerim+4
Münür Eren
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mekkî ve Medenî ayetler bağlamında Kur'an'da yetim ve yetim hakları

Ailenin temeli ilk insanla beraber atılmıştır. Bu ilk insan, eşi ve çocuklarıyla birlikte ilk aileyi meydana getirmiştir. Tüm dinler bu aile temeli üzerinden devam etmiş ancak kadına verilmesi gereken değeri İslam dini dışında hiçbir din tam olarak vermemiştir. Aynı zamanda İslam öncesi cahiliye toplumunda kadın ve çocuklar her zaman ezilmiştir. Yetimler de mağdur edilmiş ve kendilerine hiçbir hak tanınmamıştır. Kur'an ve Sünnet'te bu iki güçsüz kesimin içinde bulunduğu durum iyileştirilmeye çalışılmış ve haklarının kendilerine verilmesine yönelik gerekli öğüt ve uyarılar yapılmıştır. Bununla kadın ve yetimlerin, diğer insanlar gibi mutlu ve eşit bir yaşam sürmeleri amaçlanmıştır. İslamî anlayışa göre korunup kollanması bakımından yetimler en özel yere sahiptir. Çünkü onlar kendilerini koruyacak olan sahiplerini kaybetmişlerdir. Böylece kendileri her türlü tehlikeye ve sömürüye açık hale gelmişlerdir. Yetimlerin bu durumuna Mekkî ve Medenî ayetlerde pek çok kez değinilmiştir. Onlara karşı yumuşak davranılması ve şefkatle yaklaşılması, onların haklarının korunması ve onlara iyi bir gelecek oluşturarak topluma kazandırılması öğütlenmiştir. Anahtar kelimeler; Kur'an-ı Kerim, sünnet, Mekkî, Medenî, yetim, merhamet, kadın, çocuk

AileKur'an-ı KerimMerhamet+4
Mücahide Vançin
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mekkî sureler bağlamında İslâm'a davetin merhaleleri ve ilkeleri

Haktan ayrılıp batıl yollara sapan insanları tevhide davet etmek, peygamberlerin en önemli görevi olmuştur. Peygamberlerin hayatları, bu görevi yerine getirebilmenin sorumluluğuyla geçmiştir. Hz. Peygamber (sav) de bu görevi, yirmi üç yılık davetiyle, cahili bir toplumdan faziletli bir toplum inşa ederek yerine getirmiştir. Günümüzde İslâm'ın mesajının bir bütün olarak anlaşılamaması gündemdeki belli konularla sınırlandırıması, kimisi birbiriyle şiddetli çatışma içinde olan farklı anlayışlara ve yönelişlere sebebiyet vermiştir. Özellikle çatışmacı çizgideki farklı anlayışlar ve yönelişler de İslâm dünyasında fikir kargaşasına ve Müslümanlar arasında şiddetin yaygınlaşmasına yol açmışlardır. İslâm coğrafyasında büyük acılara sebep olan terör, şiddet ve çatışmacı fikrî ayrılıklar ancak doğru İslâmi anlayışın ortaya konulmasıyla izale edilebilir. İslâm dininin en güzel bir şekilde insanlara sunulması olan "Allah'a davet", ancak İslâm'ın temel kaynaklarının yol göstericiliğiyle yapılabilir. Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Muhammed'in (sav) uygulamalarında; davet merhalelerinde uygulanabilecek metotlar ve kullanılabilecek araçlarla ilgili çok sayıda veri bulunmaktadır. Sahih bir İslâmi anlayışın topluma, rağbet görecek bir şekilde sunulabilmesi için hem Kur'ân vahyinin nüzûl sürecinin ve davetin merhalelerinin bilinmesini hem de davet ilkelerinin kavranmasını gerektirmektedir. "Mekkî Sureler Bağlamında İslâm'a Davetin Merhaleleri ve İlkeleri" olarak belirlediğimiz çalışmamızda öncelikle kavramların çerçevesi çizilmiştir. Mekkî sureve ayet grupları, Hz. Peygamber'in (sav) sîretinden ve ilgili ayetlerin nüzûl sebeplerinden de yararlanılarak incelenmiş ve yapılacak davetin merhaleleri ve ilkeleri bu bilgiler ışığında tespit edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra davet çalışmalarında bulunacakların bu merhalelerde dikkat etmeleri gereken ilkeler, uygulanabilecekleri metotlar ve kullanabilecekleri araçlar yine ilgili ayetler ve sîret üzerinden aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Mekkî Sure, Davet, Tebliğ, Merhale, İlke

DavetDine davetKur'an-ı Kerim+5
Zekeriya Onar
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an ışığında giyinme ve tesettür

İnsan tarihine baktığımızda insanın fıtratına uygun olan ve kendisi için vazgeçilmez olan tesettür, insanlar için tıpkı yemek, uyku, ilim ve sanat gibi elzemdir. Kur'an-ı Kerim'den anlaşıldığı üzere Hz. Âdem cennette iken mahiyetini bilmediğimiz bir örtüye bürünmüştü. Hz. Âdem, cennetten kovulunca ondan o örtü alınmış ve örtünmesi gereken yerleri açıkta kalmıştı. Bir toplumdaki giyinme tarzı, o toplumun yaşam biçimini, inançlarını ve hayat felsefesini yansıtmaktadır. Bundan dolayı giyim tarzı, kişinin yaşına, cinsiyetine, yaşadığı çağa, sosyal sınıfına ve benimsediği düşünceye dair önemli bilgiler vermektedir. İslamiyet öncesi Arap toplumunda kadınlar başörtülerini, boyun, gerdanlıklar ve saçlarının bir kısmı açıkta kalacak şekilde takarlardı. Erkeklere güzelliklerini teşhîr ederek, toplumda yer edinmeyi amaçlarlardı. İslamiyet ise dış tesettürün tamamlanmasını istemiştir. Bunun için de erkek ve kadınların avret sınırlarını çizmiş ve setr-i avreti farz kılmıştır. Bununla ulaşmayı amaçladığı hedef de erkek veya kadının fitneye mahal vermeyecek şekilde giyinmelerini temin etmektir. Ki bu durum, kıyafetlerin vücut hatlarını göstermeyecek şekilde geniş ve kalın olmasını zorunlu kılar. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, tesettür ile ilgili temel kavramlar ve bu kavramların naslardaki kullanımları incelenmiştir. İkinci bölümde ise genel olarak tesettürün mahiyeti ve hükmü ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise tezde ele alınan konuların analizi yapılmış ve varılan sonuçlar belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Kur'an, Tesettür, Avret, Ziynet, Hicap.

AvretKur'an-ı KerimMüslümanlar+4
Halime Oğuz
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klasik dönem Eş'arîliğin teklif anlayışı

İslâm dünyasının bir taraftan fetihler etrafında büyümesi ve islâm toplumun çeşitli inançlarla, felsefe ve kültürlere sahip toplumlara karşılaşması diğer yönden müslümanların dinî, siyasî ve içtimaî problemlerinden kaynaklanan iç sebeplerin etkisiyle İslâm dinine yönelik eleştiriler ortaya çıkmaya başlamıştır. Oldukça geniş bir alana yayılan İslâm dininin temel hükümlerine yapılan gerek iç gerekse dış kaynaklı eleştiriler âlimler tarafından cevaplandırılmaya çalışılmıştır. Bu ilmî faaliyetler İslâm dininin bütününe yönelik eleştirileri cevaplamaya çalışarak kelâm ilminin doğuşuna ve teşekkülüne yol açmıştır. Kelâm ilminin doğmasının ardından Cehmiyye, Mu'tezile, Ehl-i sünnet ve Şia kelâm ekolleri teşekkül etmiştir. Bu kelâm ekolleri dinin ana ilkelerini yorumlama konusunda bazı ihtifalara düşmüş veya farklı tercihlerde bulunmuşlardır. Bu konulardan birisi de tekliftir. Kelâm âlimleri, teklîf konusunu; Allah'ın kullarını bazı zorluklarla mükellef tutmasının hikmeti, mükelleflerin yükümlülükleri, teklîf ve kudret ilişkisini, kesb ve irâde kavramları mihverinde ele alarak incelemişlerdir. Söz konusu kavramlar çerçevesinde Eş'arî ekolünün düşüncelerini şu şekilde somutlaştırmak mümkündür: Eş'arî âlimleri, Allah'ın kullarını birtakım yükümlülüklerle mükellef tutmasının hikmeti konusuna, "Bütün ilâhî fiiller hikmet ve adalet ürünü olmakla birlikte bu fiillerde menfaat elde etme veya bir zararı ortadan kaldırma anlamında bir hikmet aramak gereksizdir." argümanıyla yaklaşmışlardır. Mükelleflerin yükümlülükleri hususunda, Eş'arîler'e göre hüsün ve kubhun şer'î olduğunu ve dinî sorumluluğun vahiyle sabit olduğunu ifade etmeleridir. İnsan, aklını kullanarak iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini bilerek mükellef tutulamaz. Çünkü bir fiil Allah tarafından emredildiği için iyi; yasaklandığı için kötüdür. Yine Eş'arî âlimlerinin geneline göre insanın fiilleri Allah tarafından yaratılır. Fiilinin gerçek fâili insan olmayıp ancak kâsibi olur. Dolayısıyla kesb, kullara ait fiillerin meydana gelişine hâdis kudretin tesir etmesinden ibarettir. Teklîf ve kudret ilişkisini de tartışan Eş'arîyye, Allah'ın kişiyi güç yetiremeyeceği şeyle yükümlü tutmasının câiz ve aklen mümkün olduğunu ileri sürmektedir. Anahtar kelimeler: Kelâm, İmam Eş'arî, teklîf, güç yetirilemeyen fiil, kudret, irâde.

Eş`ariKelamKudret+3
Yakub Nergis
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lise öğrencilerinin ahlâkî değerlerinin kelâmî açıdan değerlendirilmesi (Diyarbakır örneği)

İnsanlık tarihi boyunca ahlâk, toplumların düzeni, bireylerin hem dünyevî hem de uhrevî mutluluğu açısından vazgeçilmez bir unsur olmuştur. Disipliner bir yapıya sahip olmasa da teorik anlamda en eski toplumlarda bile bazı ahlâkî değerlerin var olduğu kabul edilmektedir. Günümüz dünyasında ve yaşadığımız toplumda da farklı ahlâk anlayışları ve değer alanlarının olduğunu görebilmekteyiz. Özellikle gençlerimizin ahlâkî tavırlarının bazı dış etkenler sonucunda yaşadığımız toplumun inanç, gelenek ve görenekleriyle şekillenmiş ahlâk anlayışından uzaklaşmakta olduğu gözlemlenmektedir Bu çalışmada liseli gençlerin eğitim gördükleri okul türlerine göre ahlâk anlayışları mukayese edilip aldıkları eğitimin pratikte ne derece uygulandığı araştırılmıştır. Aynı zamanda gençlerin ahlâk anlayışlarını analiz etmek için hazırlanan mülâkat sorularına verilen cevapların Kelâm ilmine göre değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahlâk, Gençler, İmam Hatip Lisesi, İslâm Ahlâkı, Kelâm

AhlakAhlaki değerlerDin-ahlak ilişkisi+5
Tuba Gültekin
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İsrâ suresi bağlamında Mescid-i Aksâ ve İsrâ-mi'rac hadiseleri

Mu'cize, kendisine peygamberlik vazifesi tevdi edilen peygamberlerin doğruluğuna delil olması içinAllah'ın izniyle gerçekleşen olağanüstü olaylardır.Binaenalyhpeygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (sa)'e de onun doğruluğunu ispatlayacak birçok mucize bahşedilmiştir. Bu mu'cizeler, aynı zamanda kendisine tanıklık edenler için önemli bir imtihan vazifesi görür.İsra ve Mi'racmu'cizeleri de bu kapsamda gerçekleşmiş olaylardandır.Mu'cizelerin temel özelliklerinden olan insan zihnini zorlayıcı olması ve aklın sınırlarına hapsedilememesi gibi özellikler, bu mu'cizelerde de kendisini bariz bir şekilde göstermiştir. Bu durum da söz konusumu'cizeler hakkında birçok tartışmaların çıkmasına sebep olmuştur. Bu tartışmalar, Kur'an'da Mi'rac'ın gerçekleştiğine dairayetlerinbulunmayışına dayandırılmaktadır. Bu yüzden Mi'rac ile ilgili bilgiler, bizlere hadis kaynaklarından aktarılmaktadır. Hadislerin senet ve metinlerine yöneltilen eleştiriler de bu konuyu tartışmalı bir hale getirmektedir. Bu çalışmanın ilk bölümünde hadiselerde adı geçen Mescid-i Aksa'yla ilgili tartışmalar incelenecektir.İkinci bölümde iseİsrâ Suresi ekseninde ve hadis kaynaklarından yararlanılarakMi'rac mucizesi ele alınıp, konuların mahiyet ve muhtevası incelenecektir.

HadisKur'an-ı KerimMescid-i Aksa+4
Seval Fidan
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an'da adı geçen yegâne kadın olarak Hz. Meryem

Hz. Meryem Kur'an-ı Kerim'de hayatı anlatılan yegâne kadındır. Allah "…Kitap'ta Meryem'i de an…" hitabı ile dikkatleri Hz. Meryem'e çekmekte ve hayatının farklı dönemlerine dair detay diye nitelendirilebilecek ayrıntılara yer vermektedir. Kur'an'da; adanması, mabede kabulü, Cebrail ile karşılaşması, Hz. İsa'ya hamile kalışı, doğumu, çocuğuyla kavminin karşısına çıkması farklı bağlamlarda detaylı bir şekilde resmedilir. Özellikle doğum anına dair ayrıntılar Hz. Meryem'in beşeriyetinin bir vurgusu olmakta kendisi ve oğlunun tabiatları hakkında çıkacak olan ve günümüzde de bu geleneksel öğretiyi sürdüren Katolik öğretiye tevhit noktasında bir cevap teşkil etmektedir. Hz. Meryem Kur'an'da yer edinmiş kadın karakterler arasında da özel bir konuma sahiptir. Zira o ismen anılma ayrıcalığını kazanmış tek kadındır. Yine Allah'tan bir kelime olarak anılan bir peygamberin (Hz. İsa) annesinin ismiyle anılması Hz. Meryem'in seçilmişliğini gösterir. Hz. Meryem isminin anıldığı ayetlerde onun iffeti, sabrı, teslimiyeti, örnek bir kul oluşu konusu vurgulanmaktadır. Hz. Meryem'in Kur'an'da anılan tek kadın karakter olma konumunu elde etmesinin olası sebepleri üzerinde durulacaktır. Çalışmamız bu noktadan hareketle Hz. Meryem'in, ismen anılan bu özel kişiliğin hayatını, ahlaki faziletlerini ve üstlendiği önemli görevi Kur'an ayetleri üzerinden okumaya dönüktür.

Hz. MeryemKadınlarKur'an-ı Kerim+3
Ümmügülsüm Dündar
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ana konuları bağlamında Şûra suresinin tahlili

Kur'an, İslam davetinin çeşitli merhalelerinde vuku bulan farklı hadise ve ihtiyaçlara bağlı olarak nâzil olduğundan, onun muhtevasında bulunan konular sistematik bir yapı arz etmemekte ve bunun bir sonucu olarak bazen bir âyet ya da âyet grubu içerisinde dahi konunun, konuşmacının ve hitabın yönünün birden bire değiştiği görülmektedir. Bu sebeple Kur'an'ın temel konularının, onun oluşturduğu inanç ve düşünce dünyasının daha iyi kavranması ve yorumlanması için aynı konuyla ilgili âyetlerin bir araya getirilerek incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, Kur'an'da ele alınan ana konuları ve ulaşılmak istenen hedefleri Şûrâ sûresinin tahlili üzerinden incelemek ve ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla hazırlanan çalışmada Şûrâ sûresinin dört ana konusu olduğu tespit edilmiştir. Bu ana konularla irtibatı bulunan âyetler alt başlıklar halinde bir araya getirilmek suretiyle sûrenin tahlili yapılmıştır. Tahlil kısmında ise surenin ana konularını oluşturan tevhid, nübüvvet, ahiret ve ahlakla ilgili ayetlerin muhtevaları ve bunların klasik ve son dönem tefsir çalışmalarındaki yorum ve değerlendirmeleri üzerinde durulmuş, böylelikle sûrenin temel ilke ve hedefleri ortaya konmuştur. Bütün bunlardan elde edilen bulgulara çalışmanın sonuç kısmında yer verilmiş ve sûrenin ana konuları itibarıyla Kur'an'ın bir özeti sayılabilecek nitelikte olduğu görülmüştür.

Kur'an-ı KerimPeygamberlikTefsir+3
Esra Ceylan
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muhammed b. Alevî el-Mâlikî ve Hadisçiliği

Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, hadis ve hadis ilmi ile ilgili çalışmalarıyla ön plana çıkmış bir ilim adamıdır. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî'nin uzmanlık alanının hadis olması onun akâid, tefsir, siyer, fıkıh, kelam, tasavvuf gibi diğer ilim dallarında kayda değer eserler bırakmasına engel teşkil etmemiştir. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, ilk eğitimini aile büyüklerinden almış, dönemin önemli âlimlerinin derslerine katılmış, farklı ülke ve üniversitelerde çalışmalarda bulunmuş, Ümmü'l-Kurâ Üniversitesi hadis kürsüsü başkanı olmuştur. Bu sırada Mefâhîm Yecibu en Tüsahhah isimli eserini yazmıştır. Bu eser pek çok dile çevrilmiş ve İslâm âleminde ses getirmiştir. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, bu eserin etkisiyle Mekke'den ayrılıp Endonezya'ya gitmek durumunda kalmıştır. Endonezya'da bulunduğu süre içinde çok sayıda öğrenci yetiştirmiş, yetmişin üzerinde Kur'ân kursu, okul, medrese ile bir üniversitenin açılmasına katkı sağlamıştır. Buradaki faaliyetlerinden dolayı kısa zaman içinde Uzakdoğu'da yüzbinleri aşan talebeleri olmuştur. Mısır, Tunus, Libya, Fas, Cezayir, Moritanya, Suriye, Irak, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelere ilmî seyahatler yapmış, bu ülkelerdeki âlimleri ziyaret etmiş, onlardan icâzet almıştır. Bu seyahatler sayesinde, hadis ilminde uzmanlık alanı olan müselsel hadis ile ilgili araştırma yapma fırsatı bulmuştur. Farklı coğrafyalardaki hadis âlimlerinde bulunan müselsel hadisleri toplayarak, bu konuda otorite haline gelmiştir. Bu itibarla çalışmamızın amacı, Muhammed b. Alevî el-Mâlikî'nin hadis ilmine olan katkılarını araştırmak ve onun ilmî pozisyonunu belirlemektir. Anahtar Kelimeler: Hadis, Hadis Usûlü, Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, Sünnet

HadisKur'an-ı KerimMaliki+3
Betül Sağlam Cansabuncu
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fadl Hasan Abbas'ın Kur'an ilimlerine katkıları (İtkânu'l-Burhân'ın Burhân ve İtkân ile karşılaştırması)

Bu tezde, Kur'an ilimleri alanında yoğun faaliyetleri bulunan yakın dönem müelliflerinden Fadl Hasan Abbas'ın (1932-2011) Kur'an ilimleri sahasına sunduğu yenilikler ve katkılar tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaca matuf olarak onun İtkânu'l-Burhân fî 'ulûmi'l-Kur'ân adlı eseri, alanın en meşhur kitapları olan Zerkeşî'nin (öl. 794/1392) el-Burhân fi 'ulûmi'l-Kur'ân'ı ve Suyûtî'nin (öl. 911/1505) el-İtkân fî 'ulûmi'l-Kur'ân'ı ile çeşitli meseleler bakımından mukayese edilmiştir. Tez; giriş, onu takip eden üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır: Giriş kısmında Kur'an ilimlerinin doğuşu, tedvini ve tarihî gelişimi ele alınmıştır. Birinci bölümde Fadl Abbas'ın hayatına, dinî, ahlâkî ve ilmî kişiliğine yer verilmiş, eserleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde el-Burhân, el-İtkân ve İtkânu'l-Burhân hakkında temel bilgiler verilmiş, ardından adı geçen üç kitap bazı hususlar yönünden karşılaştırılmıştır. Üçüncü bölümde müsteşriklerin Kur'an'a yönelik iddialarına karşı Fadl Abbas'ın İtkânu'l-Burhân'da verdiği cevaplara temas edilmiştir. Sonuç kısmında ise araştırma boyunca elde edilen veriler arz edilmiştir.

Fadl Hasan AbbasKur'an-ı Kerimİslamiyet
Esma Akdemir
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bakara suresi bağlamında El-Keşşâf tefsiri'ndeki i'tizâli noktalar ve bunların kritiği

"el-Keşşâf ʿan hakaʾiki gavâmidi't-tenzîl ve ʿuyûni'l-ekavîl fî vücûhi't-teʾvîl" Zemahşeri'nin İslam dünyasına kazandırdığı güzide bir eserdir. Bu eser, kendisinden sonra yazılan hemen hemen tüm tefsirler üzerinde etkisini göstermiş, onlara yön vermiş bir eserdir. Kendisi Mu'tezile mezhebine mensup bir âlim olmasına rağmen Arap diline, beyan, bedîi ve meânî ilimlerine tam vakıf olması ve dirayet anlamında çok yerinde tespitlerle Kur'an ayetlerini tefsir etmesi sebebiyle İslam dünyasında önemli bir iz bırakmıştır. Normalde İslam dünyasında i'tizâli düşünce ve bu düşünce paralelinde yazılan eserler revaç görmezken bu düşünceye mensup bir âlimin yazmış olduğu tefsirin İslam dünyasında özellikle de Ehl-i sünnet âlimlerince benimsenip kaynak olarak görülmesi dikkate şayandır. Zemahşeri, el-Keşşâf Tefsiri'nin kimi yerlerine i'tizâli düşüncelerini ustalıkla gizleyip serpiştirmiştir. Bu çalışma, Bakara suresi bağlamında el-Keşşâf Tefsiri'ndeki i'tizâli noktaları tespit edip bunları, bazı Ehl-i sünnet âlimlerinin kritiğiyle değerlendirmektedir.

Bakara suresiEl-KeşşafKur'an-ı Kerim+3
Mustafa Ozan
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Ahmed b. Rûhullah el-Câbirî'nin (Ö. 1008/1600) "Tefsîru Sûreti'l-Fâtiha" adlı eseri'nin tahkik ve tahlili / Investigation and analysis of Ahmed b. Rûhullah al-Jâbiri's (d.1008/1600) work titled "Tefsîru Süreti'l-Fâtiha"

H. 10. yüzyılda yaşamış olan Ahmed b. Rûhullah, din ve Kur'an-ı Kerim'e hizmet eden âlimlerinden biridir. Kadı Ahmed, Gence - Azerbaycan'da doğmuş, daha sonra eğitim amacıyla Osmanlı devletine yönelmiştir. Osmanlı devletinin sınırının genişlemesiyle birlikte Ahmed bin Rûhullah, birçok okulda öğretmenlik yapmış, farklı yerlerde kadılık görevlerinde bulunmuştur. Bununla beraber o, faydalı eserler yazarak bu topraklarda saygın bir şahsiyet haline gelmiştir. Kadı Ahmed, çok sayıda kitap, haşiye ve risale yazmıştır. Bu yazdığı eserler arasında tezimin konusu olan "Fatiha Suresi'nin Tefsiri" oldukça önem arzetmektedir. El yazma olan bu eser, ihtiyaca binaen tahkik ve tahlil edilerek matbu formatına getirilmeye çalışılacaktır. Mahtut, yazar tarafından bir giriş, iki makale ve bir sonuç olarak düzenlenmiştir. Birinci makale, Fatiha Suresi'nin isimlendirilmesiyle ilgili konuları; ikinci makale ise Fatiha Suresi'nin tefsirini içermektedir. Kadı Ahmet, başlangıçta Fatiha Suresi'nin tamamını kısa bir şekilde açıklamıştır. Bununla beraber Zemahşeri, Razi ve Beyzavi'nin tefsir kaynaklarına değinerek daha çok dirayet tefsir metodunu kullanmış, istiâze ve besmele ile ilgili meseleleri fıkıh çerçevesinde detaylıca ele almış, sonrasında ise ayetleri geniş bir şekilde açıklayıp Dil, Belağat, Fıkıh, Usul ve Kıraat farklılığı konularını incelemiştir. Ayrıca Kur'an İlimleri, Mantık, Ahlak, Beyan konularına değinerek Fatiha Suresi'nin Mekki-Medeni oluşunu izah etmiştir. Yeri geldiğinde Kelam konularını, Mutezile görüşlerini dile getirip red etmiştir. Bazı konuların sonunda âlimlerin ve fukahaların görüşlerini zikrederek sahih olan görüşü tasvip edip bu konularla ilgili incelemelerde bulunmuştur. Sonuçta ise Fatiha Suresi'nin faziletlerine ve bununla ilgili hadislere yer vermiştir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Fatiha, Tahkik, Ahmed B. Rûhullah, Kadı.

Ahmet Akman
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

"Ümmetimin en hayırlıları benim neslimdir..." Hadisinin tespit ve tahlili

"Ümmetimin en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır…" ifadesiyle gelen rivayetler, geçmiş dönemlerde ve günümüzde sürekli değinilen konulardan biri olmuştur. Halen sıhhati tartışılan bu hadisle alakalı, farklı yorumlar yapılmakta ve çeşitli görüşler öne sürülmektedir. Özellikle hadiste sahâbilerin, akabinde de tabiîn ve tebe-i tabiînlerin sıralı olarak birbirini takip eden en hayırlı nesil olarak zikredilmesi, yöneltilen olumlu ve olumsuz görüşlerin en önemli sebebi sayılmaktadır. Biz de tezimizde, mevzûbahs rivayetleri Kütüb-i Tis'a özelinde tespit ederek gerek sened ve gerekse metin açısından tahlillerini yapmaya ve böylece inceleyeceğimiz hadisin ve değişik versiyonlarla aktarılan diğer rivayetlerin daha doğru anlaşılmasına katkıda bulunmaya çalıştık. Bu çerçevede çalışmamız, giriş ve iki bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında araştırmanın konusu, amacı, önemi ve metodu ile araştırmada yararlandığımız kaynaklar hakkında bilgi verilmiş ve ümmet kavramı üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde "Ümmetimin en hayırlıları…" söylemiyle gelen rivayetlerin tespiti ve bu rivayetlerin sened tenkidi yapılmış, ikinci bölümde ise tespit etmiş olduğumuz rivayetlerin metin ve muhteva yönünden tenkidi yapılmıştır. Çalışmamız, sonuç kısmıyla nihayete ermiştir.

Ahmed bin HanbelHadisKur'an-ı Kerim+2
Murat Tanburacı
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebu İshak eş-Şirâzî'nin kelâmî görüşleri

"Ebû İshâk eş-Şîrâzî'nin Kelâmî Görüşleri" ismini taşıyan bu çalışmada Şafîî-Eş'arî mezhebinin önde gelen âlimlerinden Şîrâzî'nin el-İşâre ilâ Mezhebi Ehli'l-Hâk ile Akîdetü's-Selef adlı eserleri bağlamında kelâmî görüşleri konu edinilmiştir. Giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşan tezin birinci bölümünde Şîrâzî'nin hayatı, ilmi kişiliği ve düşünce yapısı ele alınmıştır. İlmi kişiliğinin bir parçası olan hocaları, talebeleri ve eserleri incelenmiştir. Düşünce yapısı başlığı altında onun teorik pozisyonunu ortaya koyan bilgi ve nesne tasavvuru irdelenmiştir. İkinci bölümde ise Şîrâzî'nin Allah tasavvuruna değinilmiş bu kapsamda sıfatlar, iman, rü'yetullah, insan fiilleri ve ilahiyata dair diğer meseleler vuzuha kavuşturulmuştur. Üçüncü bölümde nübüvvet, ahiret ve imâmet ana başlıkları altında Hz. Muhammed'in nübüvveti, isrâ ve mi'rac mûcizesi, sahabelerin fazilet sırası, Hz. Ali ve Hz. Mûaviye arasındaki mücadele ve ahiret ahvaline taalluk eden konulara yer verilmiştir. Sonuç bölümünde Şîrâzî'nin görüşlerinin genel değerlendirilmesi yapılmış, ulaşılan bulgularla kelâm ilmindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır.

Ebu İshak eş-ŞiraziKelamKur'an-ı Kerim+1
Abdulkadir Akbaş
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Müfessirlerin tarihsellikleri –çağın fenomenleri, siyâsî/itikâdî kabuller ve etnik köken bağlamında-

"Müfessirlerin Tarihsellikleri" ismini verdiğimiz işbu tez vesilesiyle öncelikle günümüzde Kur'ân ile yan yana anıldığına şahit olduğumuz "tarihsellik" kavramının esas itibariyle insana ait bir mefhum olduğuna, tefsir bünyesinde yaşanan birçok ihtilafın da "tarihsellik" tabirinin insana ait oluşunun tam manasıyla idrak edilemeyişinden kaynaklandığına dikkat çekilmiştir. Tefsir sahasında vuku bulan ve esasında insanın tarihselliğinden ileri gelen bu ihtilafların giderilmesi ile muhtemel yeni ihtilafların önüne geçilebilmesi, herkes gibi bir insan olan müfessirlerin tarihselliklerini inşa eden unsurların doğru tespitine bağlıdır. Bu sebeple müfessirlerin tarihselliklerini inşa ederek onların tefsir tercihlerinde belirleyici olan ve müfessirleri tefsirde zorunlu olarak öznelliğe iten başlıca unsurlara tezimizin ilgili bölümlerinde örnekler üzerinden detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Çalışmamızda nihai olarak ayetlerdeki kast-ı ilâhîye dair ve Kur'ân'ın nüzul ortamı hakkında zengin bir müktesebatı bize taşıyan sahih rivayetler ile nesnel tarihî malzemenin tefsir disiplininde müfessirlerin tefsir tercihlerini denetleyen birer otorite olarak tayin edilmesi sayesinde müfessirlerin kendi tarihselliklerine karşı eserlerini koruyabilecekleri sonucuna varılmıştır.

Etnik unsurlarKimlik inşasıKur'an-ı Kerim+5
Erhan Görgün
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyid Qedrî Haşimî'nin Dîwana 'Irfan adlı eserindeki tasavvufî görüşleri

Seyid Qedrî Haşimî, günümüzde Şırnak ilinin sınırları içinde bulunan Cizre'de 1898 yılında dünyaya gelmiştir. Dindar bir aileye mensup olan Seyid Qedrî Haşimî, ilk eğitimini âlim ve aynı zamanda sûfî bir şahsiyet olan babasından almıştır. Seyid Qedrî Haşimî'nin, Arapça ve Farsçayı çok iyi derecede bildiği ifade edilmiştir. Seyid Qedrî Haşimî'nin Kürtçe kaleme aldığı Dîwana 'Irfan adlı eseri 80 şiirden oluşur. Dîwana 'Irfan'da Allah ve peygamber sevgisi, müellifin Ehl-i Beyt'e duyduğu muhabbet, mürid-mürşid ilişkisi, tasavvufî meseleler işlenmiştir. Tasavvufî görüşlerine geniş yer verdiği divanında sağlam bir dil ve üslup kullanmıştır. Çalışmamız Seyid Qedrî Haşimî'nin hayatı ile ilgili bilgiler içermekte ve çalışmamızda Seyid Qedrî Haşimî'nin divanında geçen tasavvufî görüşleri ele alınmaktadır.

DivanlarHaşimi, Seyid QedriKur'an-ı Kerim+5
Feyzullah Arslan
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İmâmül Harameyn el-Cüveynî'de Hüsün-Kubuh meselesi

Hüsün ve kubuh kavramlarının mahiyeti, kaynaklarının neye dayandığı hakkındaki tartışmalar, İslam öncesi filozoflardan başlayıp günümüze kadar devam etmiştir. İslam öncesi filozoflar yaşadığımız evren ve insanî tecrübeyi göz önünde bulundurarak meseleyi tartışmışlardır. Bu yaklaşımları sebebiyle hüsün ve kubuh kavramlarının izafi oluşu üzerinde durulmuştur. İslam filozofları ise merkeze bir yaratıcının varlığını koymak suretiyle olay ve olguları hüsün-kubuh kavramları altında sınıflandırmaya çalışmışladır. Eşʻarîlik, Muʻtezile ve Mâtürîdî gibi kelâm ekolleri arasında konu hakkında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Eşʻarî âlimleri birçok meselede olduğu gibi mutlak bir Tanrı tasavvurunu ve vahyi merkeze alarak hüsün ve kubuh kavramlarını değerlendirmeye almıştır. Özellikle ilahi buyruk temel ölçüt alınmıştır. Eşʻarî âlimi olan İmâmu'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin hüsün ve kubuh kavramları hakkındaki görüşleri, mensubu olduğu itikadî mezhep ile aynı minvaldedir. Hüsün ve kubuh hakkında verilen hükümler sabittir. Buna göre Allah olay ve olgular hakkında hangi hükmü belirlemişse bizlerin de ona tabi olması elzemdir. Onun aklın ve naklin alanına dair ayrımdan hareket ettiği görülmektedir. İyilik ve kötülüğün doğasının insan aklının alanında bulunmadığını ve aklın bu noktada yetersiz kaldığına vurgu yapmıştır. Fiillerde ve nesnelerde bulunan hüsün-kubuh vasıflarının da itibarî oluşuna dikkat çekmiştir. Yaratma eylemini gerçekleştirme noktasında tek failin Allah olduğunu ve hiçbir durumda kendisine bir zorunluluk durumunun atfedilemeyeceğini de belirtmiştir. Bu noktada özellikle Muʻtezilî âlimlerin ortaya koyduğu görüşler üzerinden konuyu değerledirmeye çalışmıştır. Bu çervede Allah hakkında zorunluluğun tasavvur edilemeyeceği temel argümanı oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kelâm, İmâmu'l-Haremeyn el-Cüveynî, Eşʻarî, Husun, Kubuh.

Hüsnü KubuhKelamKur'an-ı Kerim+2
Elif Gül Yıldız
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Suretu'n-Nisa ve mukavvimâtu'l-hifâz ala'l-usra ve'l-mucteme' ve'd-devle

Konulu tefsir yöntemiyle yaptığımız bu çalışmamızda, Nisa suresinde yer alan; aile, toplum ve devlet müesseselerinin kurucu değerlerini ele almaktayız. Söz konusu surede; toplumun ıslahı, ailenin korunması ve adil bir devletin kurulmasına değinen oldukça fazla konunun işlenmesi dikkate değerdir. Bu sureyi oluşturan ayetlerin büyük bir bölümü, Müslümanlar ile Kureyş kabilesi arasındaki çekişmenin belli ölçüde yatıştığı bir zaman diliminde indirilmiştir. Surede işlenen bu mühim konular da İslam ümmetinin kurumlarının içten tesisi ve korunmasına yöneliktir. Nitekim aile, toplum ve devletten müteşekkil bu üç kurum, ümmetin hayatı için büyük önem arz etmektedir. Nisa suresi aile konusu üzerinde ciddiyetle durmuş, bunu da şu üç eksenle gerçekleştirmiştir: Birincisi; çoğunlukla zulme uğrayan taraf olması bakımından kadının hakları üzerinde yoğunlaşmasıdır. İkincisi; aile oluşumunun iki tarafı ve temel yapıtaşları olmaları açısından karı-koca arasındaki ilişkilerin düzenlenmesidir. Üçüncüsü ise; aileyi kapsayan fıkhi ve kanuni hükümlerin belirlenmesidir. Nisa suresi aynı şekilde, altı çerçeve üzerinden toplumun ıslahı ile de ilgilenmiştir. Bunlar: Malın korunması ve servetin dağıtımı, canın muhafazası, ırzın himayesi ve ona karşı oluşabilecek tehditlerden korunması, hakların sahiplerine teslimi, toplum hakkında birtakım düzenleme ve iyileştirmeler ile toplumu münafıkların hilelerinden sakındırmaktır. Nisa suresi aynı zamanda adil bir devletin temellerini de ortaya koymuştur. Bunu ise dört noktada ele almıştır. İlki; yöneten ve yönetilen güruh arasındaki ilişkilerin düzenlenmesidir. İkincisi; yönetimin konumunu belirleme ve İslami bir devlet sisteminde yönetimin İslamî- şerî hükümlere tabi olduğunu beyan etmektir. Üçüncüsü; yönetim, yargı ve hayatın tüm alanlarında adaletin tesisi için genel hükümler va'z etmektir. Sonuncusu ise; iç ve dış güvenliği temin etmek için alınacak temel önlemlere dikkat çekmektir.

Selsebil Adlan
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00

İlgili konular