Law of civil procedura

71 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Medenî Usûl Hukukunda hükmün tavzihi ve tashihi

Mahkeme kararlarının icrasının sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesi, lehine hüküm verilen tarafın hukuki korunmasının sağlanması bakımından önem taşımasının yanında hukuki güvenliğin sağlanması ve toplumsal barışın korunması fonksiyonunu da yerine getirmektedir. Bu anlamda hükmün tavzihi hükmün icrası sırasında meydana gelebilecek tereddütleri önlemek adına hükümde meydana gelen belirsizlik veya çelişkinin giderilmesini amaçlarken hükmün tashihi ise hükümde meydana gelen yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hataların düzeltilmesini amaçlayan kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Tez temel olarak üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde hükmün tavzihine ilişkin genel özellikler incelenmiş, ikinci bölümde tavzihin uygulama usulü ele alınmış, üçüncü bölümde ise hükmün tashihi kurumunun tanımı, amacı, konusu ve usulü irdelenmiştir. Tez boyunca hükmün tavzihi ve tashihinin uygulama alanının sınırları çizilmeye çalışılmıştır. Böylece hükmün tavzihi veya tashihi bahanesiyle hükmün değiştirilmemesi noktasında uygulamaya yön gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın hazırlanma sürecinde doktrindeki görüşler ele alınmış ve Yargıtay kararlarına da olabildiğince geniş ölçüde yer verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca yer yer Alman ve İsviçre hukukundaki düzenlemelerden yararlanılmıştır.

Hükmün tashihiHükümHüküm tavzihi+2
Sümeyye Uyanık
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda ihtiyari dava arkadaşlığı

Dava iki taraf sistemine göre kurulmuştur. Bir davada davacı ve davalı olmak üzere iki taraf bulunmaktadır. Davacı ya da davalı tarafında birden fazla kişinin bulunması dava arkadaşlığını oluşturur. Dava arkadaşlığında taraflarda subjektif bir çokluk mevcuttur. Dava arkadaşlığı davacı tarafta ise aktif dava arkadaşlığından, davalı tarafta ise pasif dava arkadaşlığından söz edilir. Dava arkadaşlığı, usul ekonomisine hizmet etmeyi amaçlayarak birbiriyle yakın ilişkisi bulunan davaların birlikte incelenmesiyle çelişkili kararlar verilmesini önler. Dava arkadaşlığı maddi hukuktan kaynaklanan sebeplerle ortaya çıkabileceği gibi usul hukukundan da kaynaklanabilir. Esasen dava arkadaşlığı, maddi hukukta yer alan ilişkilerin usul hukukundaki yansımasıdır. Bu bakımdan dava arkadaşlığı mecburi dava arkadaşlığı ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere ikiye ayrılır. İhtiyari dava arkadaşlığına yol açan sebeplerin varlığı halinde, birden fazla kişi birlikte dava açmak veya birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmak suretiyle ihtiyari dava arkadaşlığı meydana getirilebilir. İhtiyari dava arkadaşlığı, yargılama esnasında davaların birleştirilmesiyle veya taraf katılımı suretiyle de meydana getirilebilir. İhtiyari dava arkadaşlığının söz konusu olduğu hallerde, birden fazla kişinin birlikte dava açması veya birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılması mecburi dava arkadaşlığındaki gibi zorunlu olmayıp isteğe bağlıdır, yani esasen birlikte açılabilecek davaların ayrı ayrı açılması da mümkündür. İhtiyari dava arkadaşlığında davalar birbirinden bağımsızdır ve dava arkadaşı sayısı kadar dava vardır. Yargılama ortak yürütülmekle birlikte ihtiyari dava arkadaşları, dava esnasında birbirinden bağımsız hareket edebilirler.

Dava arkadaşlığıDavalarMedeni usul hukuku+2
Esra Hazar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda kısmi hüküm ve kısmi kesinleştirme

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yargılamanın sonunda mahkeme tarafından verilen nihai hüküm ile neticelenmektedir. Davaya konu uyuşmazlığın birden fazla olduğu yahut birbiri ile bağlantılı, bölünebilir nitelikteki taleplerin söz konusu olduğu hallerde taleplerden bir kısmının hüküm verilebilme olgunluğuna eriştiği ancak diğer talepler yönünden henüz hüküm verilebilme olgunluğuna erişmediği hallerde, çalışmamızda anlatmaya çalıştığımız koşulların var olması durumunda hüküm verilebilme olgunluğuna erişen talepler hakkında kısmi hüküm verilebilmesi gündeme gelmektedir. Her ne kadar medeni yargılama usulü mevzuatımızda kısmi hüküm verilebilmesine dair açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, yer yer mevzuatımızdaki geçici ödeme gibi bazı düzenlemelere bakıldığında kısmi hüküm adı altında olmasa da nitelik itibari ile benzer bazı düzenlemelerin varlığı dikkatleri çekmektedir. Ayrıca açık düzenlemeleri bulunmamakla birlikte özel dava türleri bakımından da kısmi hükmün verilip verilemeyeceği sorunu başlıklar halinde incelenmeye çalışılmıştır. İster kısmi ister tam olarak verilmiş olsun mahkeme kararları genel olarak iki türlü kesinleşmektedir: maddi anlamda kesinleşme ve şekli anlamda kesinleşme. Mahkeme önüne gelen uyuşmazlığın birden fazla ve birbirinden bağımsız talepler içermesi yahut dava yığılması şeklinde açılması, ihtiyari dava arkadaşlığı ya da dava konusu talebin tek bir talep olmakla birlikte bölünebilen bir talep olduğu durumlarda yani aslında kısmi hükmün uygulanabileceği tüm hallerde, kısmi kesinleştirmenin uygulanması da mümkün olacaktır.

HükümKesin hükümKısmi hüküm+2
Gonca Duygu Çakmak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni usul hukukunda seçimlik dava

1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 105 ila 114'üncü maddeleri arasında doktrinde ileri sürülen ayrımlara paralel olarak dava türleri düzenlenmiştir. Çalışmamızın konusunu teşkil eden ve Kanunun 112'nci maddesinde düzenlenen seçimlik dava, seçimlik borç ilişkilerinde seçim hakkı sahibi borçlu veya üçüncü kişinin bu hakkı kullanmaktan kaçınması halinde alacaklı tarafından açılan dava olarak tanımlanmıştır. Kanundaki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere seçimlik dava, borçlar hukukunda borçların ifası ve çeşitli edimlerin özellikleri başlığı altında düzenlenen seçimlik borç ilişkisini konu edinmiştir. Seçimlik davanın daha iyi anlaşılabilmesi ve benzer dava türlerinden ayırt edilebilmesi açısından çalışmamızın ilk bölümünde, başta seçimlik borç kavramı olmak üzere diğer seçimlik kavramların düzenleme şekilleri incelenmiş; seçimlik dava kavramı, konusu, hukuki niteliği ve şartları, doktrindeki tartışmalar ve Yargıtay kararları ışığında ele alınmıştır. İkinci bölümde, seçimlik davanın benzer dava türleri ile olan ilişkileri, farkları; aşama aşama yargılama süreci, örneklerle zenginleştirilerek açıklanmıştır. Son bölümde seçimlik davaya özgü olan mahkemece verilen seçimlik mahkûmiyet hükmü, icrası ve hükme karşı başvurulacak kanun yolları konularına kanundaki genel hükümler çerçevesinde değinilmiştir. Çalışmamızın sonuç kısmında seçimlik davanın etkinliğinin artırılması ve sorunların çözümü adına önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: seçimlik, hak, borç, dava, hüküm

BorçlarDavalarMedeni usul hukuku+2
Malik Avcı
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Medenî usûl hukuku bağlamında vesayet yolu ile temsil ve sonuçları

Vesayet, velayet altında bulunmayan küçükler ile koruma altına alınması gereken erginlerin menfaatlerinin korunması amacıyla oluşturulan bir hukukî kurumdur. Türk Hukukunda, vesayet altında bulunan kimseler vasi adı verilen gerçek kişiler tarafından temsil edilmektedir. Vesayet altına alma kararı ile birlikte bu kimselerin medenî hakları kullanma ehliyeti sınırlandırılmaktadır. Bu nedenle, vesayet altına alınan küçük veya kısıtlı, kendi başına hukuki işlemlerde bulunamaz. Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda belirtilen özel hâllerde, birtakım hukuki işlemlerde bulunma ve haklarını bizzat kullanma serbestisi vardır. Bu tezde, ehliyeti sınırlandırılmış kişilerin medenî yargılama hukukunda davacı veya davalı olarak davanın takibine ilişkin bütün işlemleri bizzat veya yasal temsilcisi aracılığıyla yapabildiği durumların yasal düzenlemeler, uygulamadaki mevcut durum ve doktrindeki çeşitli görüşler doğrultusunda aktarılması amaçlanmıştır.

Medeni usul hukukuTemsilTürk Medeni Kanunu+1
Gülnihal Zeynep Şahin
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Milletlerarası özel hukuk bağlamında Blockchain

2008 yılında Satoshi Nakamoto tarafından yazılan "Bitcoin: A-Peer-to-Peer Electronic Cash System" isimli makale ile ortaya çıkan 'Blockchain', kavramı merkezi bir yapısı olmayan, dağıtık ağ yapısına sahip, güvenli ve değiştirilemez bilgilerin depolandığı bir defter sistemini ifade etmektedir. 'Bitcoin' ise, bu sistem üzerinde merkezi bir yapı olmadan direkt olarak bir kişiden diğer bir kişiye aracısız olarak aktarılabilen bir kripto paradır. Tez kapsamında bu iki kavramın yanında, kripto paraların kolaylıkla değişim ve transferlerinin yapıldığı platformlarda hayati önem taşımaktadır. Ülkemizde ve dünyada, yüz milyonu aşan kullanıcı sayısı ile bu platformlar, bir trilyon dolarlık işlem hacminin üzerine çıkmışlardır. Sözleşme taraflarının bu platformları kullanarak birbirlerine kripto para transfer etmeleri alım-satımları sırasında, gerek alıcı ve gönderici taraf, gerekse platformlarla kullanıcılar arasında hukuki ihtilaflar ortaya çıkabilmektedir. Çıkacak olan bu uyuşmazlıkların esasına girilmeden önce, esasa hangi hukuk kurallarının uygulanacağı problemine çözüm bulmak gerekir. Konu ile alakalı olarak yeknesak bir kurallar bütünü mevcut olmadığı için, ulusal hukuklardaki veya birliklerdeki kanunlar ihtilafı kuralları ile bu sorun çözülecektir. Kanunlar ihtilafı kurallarında bulunan, sübjektif ve objektif bağlama kuralları ile taraflar arasında akdedilen sözleşmeye uygulanacak hukukun tespiti yapılacaktır. İrade muhtariyeti çerçevesinde, tarafların seçtikleri hukuk, kanunun izin verdiği ölçüde, yani kamu düzeni ve doğrudan uygulanan kuralların dışında uygulama alanı bulacaktır. Tarafların hukuk seçiminin bulunmaması halinde, objektif bağlama kuralları, platformlar kullanılarak yapılan kripto para transferleri sözleşmelerine uygulanacaktır. Tez konusu teknoloji, uluslararası alanda kara para aklama ve terör finansmanında oldukça fazla kullanıldığı için, sözleşmeyle ilişkili ülkelerin ve üçüncü ülkelerin, kamu düzeni ve doğrudan uygulanan kuralları oldukça fazla uygulama alanı bulacaktır.

BlockchainBlok zinciri sistemiFinansman+7
Mehmet Çoğalan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda maddi hataların düzeltilmesi (HMK M.183)

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.183 hükmü uyarınca bir yargılamada tarafların veya mahkemenin dava dosyasında bulunan belgelerdeki açık yazı ve hesap hataları düzeltilebilecektir. Yargılamada gündeme gelen yazı ve hesap hatalarının gerçeğe aykırı olduğu duraksamaya yer bırakmayacak kadar anlaşılır ise ortada açık bir maddi hata söz konusudur. Maddi hataların düzeltilmesi ile bünyesinde açık yazı ve hesap hatası bulunan belgelerin düzeltilmesine imkân tanınarak işlemin gerçeğe uygun hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Maddi gerçeğe ulaşmayı, hukuki güvenliğin tesisini ve adaletli karar vermeyi amaçlayan medeni usul hukuku şekli bir hukuk dalıdır. Sırf açık yazı ve hesap hatası nedeniyle yapılan usulî işlemin iptali katı bir şekilcilik olarak öngörülmüş ve katı şekilciliğin önüne geçilmek suretiyle usul işleminin düzeltilmesine imkân tanınmıştır. Bu durum aynı zamanda, Anayasa m.141/5 ve HMK m.30'da düzenlenen usul ekonomisi ilkesinin bir gereğidir. Bu çalışmada maddi hataların düzeltilmesi kurumu, Kanun'un 183'üncü maddesi hükmü ile sınırlı olacak şekilde dar ve teknik olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Yargı kararlarında maddi hata kavramını genişleten uygulamalara rastlanılması ve maddi hataların mahallinde düzeltilmesinin geciktirilmesi sebebiyle üst derece yargılamalara da sirayet etmesiyle doğabilecek çelişkiler, sakıncalar bu konunun tarafımızca ele alınması gerekliliğini artırmıştır.

Hata düzeltmeKanunlar 6100 sayılıMaddi hukuk+5
Rümeysa Günyaktı Kahye
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda duruşma

Bu çalışmada Medeni Usul Hukuku kapsamı içinde ilk derece hukuk mahkemeleri yargılamasında ve kanun yollarında duruşma sürecine ışık tutulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın tez olması sınırlılığı içinde, hukuk yargılamasında duruşmanın hukuki temeli, amacı, yargılama ilkeleri ile bağlantısı, duruşmada rol oynayanların özellikleri, duruşmanın yönetimi ve disiplini, kanun yollarında ve yerel tahkim yargılamasında duruşma uygulaması sistematiği ile konunun aydınlatılması amaçlanmıştır. Amaç doğrultusunda tümevarım bilimsel yöntemi benimsenerek bölüm başlıkları altında sayılan alt konular irdelenmiştir. Çalışmada, bilimsel eserlerden, yüksek mahkemelerin yargı kararlarından ve gözleme dayalı tecrübelerden faydalanılmıştır. Çalışma sonucunda, Medeni Usul Hukuku'nda tüm anlam ve içeriği ile duruşma kavramının yargılama hukukundaki yeri ve önemi daha yakından anlaşılmıştır. Duruşmanın, evrensel hukuk ilkeleri ile özel hukuk yargılaması sistemine özgülenen ilke ve hedefleri somutlaştırdığı ve kişilerin hukuk güvenliğini sağlamada birincil rol oynadığı sonucuna varılmıştır. Bir bütün olarak yargılama sürecinde, duruşma yapılmasının esasen yargılamanın kalbini çalıştırmak anlamını taşıdığı görülmüştür. Bu bağlamda, ?adil bir karara ulaşma? amacıyla duruşmaya hazırlık, duruşmanın yürütülmesi ve sonuçlandırılması işlemlerini yerine getirmekle ödevli olan, özellikle duruşma hakimi ve aktif rolü bulunan diğer sorumlu kişilerin, usul kurallarının önüne geçen, uygulamadaki anlayışlarının duruşmaya yansıyan olumlu/olumsuz etkisi yadsınamaz bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır.Anahtar Sözcükler1. Medeni Usul Hukuku ve duruşma kavramı2. Hukuk yargılamasının amacı kapsamında duruşma3. Duruşmada uygulanan yargılama ilkeleri4.Duruşmaya hazırlık, duruşma görevlileri, duruşmanın yönetimi ve disiplini5. Kanun yollarında ve tahkim yargılamasında duruşma

DuruşmaMedeni usul hukukuYargılama
Sadullah Ovacıklı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda hüküm

Yargılama süreci boyunca mahkemelerce çeşitli kararlar verilir. Bunlar ara kararlar, geçici koruma sağlayan kararlar ve nihai kararlardır. Hüküm, bu ayrımda nihai kararlar içinde yer alır.Hüküm, bir uyuşmazlığı esastan çözümleyen ve hakimin o işten el çekmesini gerektiren nihai bir karardır.Hükmün içeriğini, hükmü veren mahkeme ile hakim, zabıt katibinin ad, soyad ve sicil numaraları ile tarafların varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad, soyad ve adresleri, hükmün gerekçesi, hüküm sonucu ve kararın verildiği tarih oluşturur.Hükmün en önemli unsuru, gerekçe bölümüdür. Çünkü mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiği hususu, bir anayasa emridir. Gerekçe bölümünde, iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep gösterilir.Hüküm, hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle hukuki varlık kazanır. Bu nedenle denilebilir ki, hüküm sonucu davacı ve davalının talep sonuçlarına mahkemece verilen cevaptır. Taraflara tanınan hak ve yüklenen borçların gösterildiği bölüm olması sebebiyle, hüküm sonucunun çok açık yazılması gerekir.

HükümMedeni usul hukukuYargı kararları
Altunser Karakurumer
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda karşılık dava

İnceleme konumuzu, medeni usul hukukunda karşılık dava oluşturmaktadır.Çalışmamızda ilgili kanun hükümleri, mevcut uygulama, yeni kanun tasarısıyla Yargıtay kararları incelenmiştir. Kişilerin bir hakkın inkarı veya ihlali durumunda yargı gücüne başvurarak hakkın korunmasını istemek noktasında sahip olduğu imkana dava hakkı, kişilerin bu korumayı yargı gücünden belirli bir hasma karşı bizzat istemesine de dava denir. Genel olarak dava şartları; yargı yetkisi, yargı yolu, görev, davada iki tarafın bulunması, taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davaya vekalet ehliyeti ve geçerli vekaletname, hukuki yarar, kesin hükmün bulunmaması olarak sıralanabilir. Mahkeme, davanın açıldığı zaman, ayrıca yargılamanın her aşamasında dava şartlarını kendiliğinden inceler. Davalının aynı mahkemede ve aynı dosyada asıl davacıya karşı dava açmasına, karşılık dava denir. Karşılık davanın şartları,asıl davanın görülmekte olmalı, asıl dava ile karşılık dava aynı yargılama usulüne tabi olmalı, asıl dava ile karşılık dava arasında yakın bir ilişki bulunmasıdır. Karşılık davaya yönelik itirazının ilk itiraz olarak ileri sürülmesi gerekir. karşılık davaya feri müdahalede, asli müdahalede asıl dava dışından üçüncü kişi olarak davaya katılmaları nedeniyle karşılık davadan farklıdırlar. Karşılık dava asıl davanın görüldüğü mahkemeye açılır. Her iki dava aynı mahkemede görülür. HUMK 5.maddesine karşılık davanın miktar veya kıymeti asıl davanın miktar veya kıymetinden çok ise karşılık davanın kıymeti esas alınacaktır. HUMK 14.maddesinde belirtildiği üzere asıl davaya bakan yer mahkemesi karşılık davaya da bakmaya yetkilidir. Karşılık dava, açılan asıl davanın davalısı tarafından, asıl davanın davacısına yönelik açılabilir. Bu iki dava, mahkeme tarafından birlikte incelenir.Delilleri birlikte değerlendirilir. Karşılık dava asıl davadan müstakil bir davadır. Mahkeme tek bir hükmün içinde asıl davayla karşılık dava hakkında ayrı kararlar verir. Mahkeme, yargılama giderleri, yargılama harçları ve vekalet ücretleriyle ilgili olarak asıl dava ve karşılık dava ayrı ayrı karar vermelidir. Yeni kanunun yasalaşmasıyla karşılık dava müessesine işlerlik kazandıracağı kanaatindeyim.Anahtar Sözcükler1.Dava2.Karşılık Dava3.Şartları4.Açılması5.Hüküm

DavalarMedeni usul hukuku
Orbay Bahri Ulgar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda kısa karar

Yargı erkinin en büyük görevi, mahkemelere yansıyan hukuki ihtilafların çözümünde en hızlı, en doğru ve vatandaş için en ucuz yol izlenerek, somut dosyada en adil kararı vermektir. Mahkemelerce verilecek bu adil kararlar sayesinde, halkın ve kamunun vicdani tatmin duygusu karşılanacak, böylece tüm bireylerin adalete olan güveni en üst noktaya taşınacaktır.Mahkeme önüne gelen ihtilafla ilgili dosyada, tahkikatını tamamlayıp, söz konusu ihtilafı çözecek duruma geldiğinde yargılamayı sonlandırarak, davayla ilgili son kararını açıklar. Anayasa'nın 141. maddesi gereği, mahkemeler her türlü kararlarını gerekçeli olarak yazmalıdır. HMUK' un 388. maddesi de Anayasa'nın söz konusu maddesini destekler niteliktedir. Bu yüzdendir ki, mahkemelerin gerekçesiz bir karar vermeleri, Anayasa ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun amir hükümlerine de aykırıdır.Gerekçe mahkemenin vardığı sonuca (hükme) dayanak teşkil eden sebeptir. Gerekçede, hâkimi o sonucu vermeye iten nedenlerin yanı sıra, tarafların dilekçe ve sözlü beyanlarından dile getirdikleri iddia ve savunmaların özeti, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, bu delillerin tartışılması sonucu hangilerinin ret ve üstün tutulduğu, hangi vakaların sabit görüldüğü ve bunların tümünden çıkarılan sonuç bulunmalıdır.Ülkemizdeki mahkemelerin yoğun iş yükü, teknik ve personel eksikliği gibi sebepler, adalet hizmetini yavaşlatmakta, bu da yapılan yargılama sonunda açıklanan hükümlerin, gerekçesiz olarak tefhim edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Hal böyle olunca, kanun koyucu, uygulamadaki duruma paralel bir düzenleme yaparak, yargılama sonunda sadece hüküm fıkrasının tefhim edilmesini yeterli görmüş, hükmün tefhiminden itibaren onbeş gün içinde gerekçeli kararın yazılarak taraflara tebliği esasını benimsemiştir.Mahkeme yargılama sonunda hüküm sonucunu tutanağa geçirerek okur. Taraflara, yargılama sonunda yüklenen borç ve tanınan hakların belirtildiği hüküm sonucuna, uygulamada kısa karar denmektedir. Mahkemenin kısa kararını açıkladıktan sonra yapacağı iş, buna uygun bir gerekçeli karar hazırlamaktır.Gerekçeli kararla, kısa karar arasında oluşan çelişki, söz konusu gerekçeli karar, temyiz yoluyla Yargıtay'a taşınırsa bozma sebebidir. Karar bozulduktan sonra yerel mahkemenin yapması gereken iş, önceki kararla bağlı olmaksızın çelişikliği kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre karar vermektir.

Karar vermeKısa kararMahkemeler+3
Serdar Erdoğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda karşı dava

İnceleme konumuzu "Medeni Usul Hukukunda Karşı Dava" oluşturmaktadır. Karşı dava, derdest bir davanın davalısının, asıl davanın davacısına karşı aynı dosya numarasında esasa cevap süresinde açtığı, talepler arasında takas veya mahsup ilişkisi bulunan yahut asıl dava ile arasında bağlantı bulunan dava olarak tanımlanabilir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Buna göre ilk bölümü, iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda, genel olarak karşı dava kavramı ve önemi üzerinde durulmuştur. İkinci kısımda ise, karşı davanın kanundan doğan şartları ayrıntılı olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde, karşı davanın kanunda açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte görülebilmesi için var olması gereken diğer şartları üzerinde durulmuştur. Bu şartlar açıklanırken özellikle Yargıtay kararları ve doktrin görüşlerinden faydalanılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümü ise, ilk bölümde olduğu gibi iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısmında, genel olarak dava konusu, karşı davanın konusu ve dava türlerine göre karşı davanın konusunun ne şekilde olabileceği hususu üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümün ikinci kısmında ise karşı davanın hüküm ve sonuçları ayrıntılı olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Karşı dava, önemi, şartları, dava konusu, dava türleri, hüküm

DavalarKarşı davaMedeni usul hukuku
Tuğçe Arslanpınar
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda delillerin gösterilmesi

Bu çalışmada medeni usul hukukunda delillerin gösterilmesi konusunu işlemeyi amaçladık. Çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden ilki delillerin gösterilmesi ve ilkeler ışığında değerlendirilmesi başlığı altında işlenmiş olup ikincisi ise delillerin sonradan gösterilmesi ve kanun yolu aşaması başlığı altında işlenmiştir. İlk bölümün birinci kısmında öncelikle medeni usul hukukunun amacı üzerinde durulmuş, daha sonra bu amaç doğrultusunda medeni usul hukukuna hakim olan ilkelerin, delillerin gösterilmesi faaliyeti açısından nasıl bir etkisi olduğu değerlendirilmiştir. İlk bölümün ikinci kısmında ise delil göstermenin ne olduğu, delillerin hangi aşamaya kadar gösterileceği, yazılı yargılama ile basit yargılama usullerinde delillerin nasıl gösterileceğinden bahsedilmiş, her bir delil türü açısından ayrı ayrı değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünün ilk kısmında ise delillerin sonradan gösterilmesi konusu ele alınmıştır. Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun hangi durumlarda sonradan delil gösterilmesine izi verdiği, ıslah ile delil gösterilip gösterilemeyeceği ve fer'i müdahilin delil gösterme imkanı bu kısımda ele alınmıştır. Son kısımda ise kanun yolu aşamasında delil gösterilip gösterilemeyeceği değerlendirilmiştir. Özellikle istinaf kanun yolunun hukukumuza girişi ile birlikte kanun yolu aşamasında hangi durumlarda delil gösterilip gösterilemeyeceği, yine temyiz aşamasında delil gösterilmesinin mümkün olup olmadığı irdelenmiştir.

DelilDelil tespitiKanıt+1
Mert Kaya
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Yargılama Hukukunda farazî ikrar

İkrar, tek taraflı irade beyanıyla, mahkeme¬ye yönelik olarak, herhangi bir makamın veya kimsenin kabulüne bağlı olmadan, karşı tarafın yokluğunda dahi yapılabilen, bilgi açıklaması içeren bir beyandır. Medeni Usul Hukukunda kural olarak tarafın susması ile karşı tarafça ileri sürülen vakıaların ikrar edildiği sonucu ortaya çıkmaz. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun susmanın ikrar sayılacağını kabul ettiği bazı durumlar, bu kurala istisna teşkil eder. Bu noktada, tarafın, aleyhine olan vakıayı, doğrudan ya da dolaylı olarak herhangi bir beyanı olmadan, kanun gereği olarak doğrulamış sayılması farazî ikrar olarak nitelendirilir. Bu yönüyle farazî ikrar; kanunun, tarafın hareketsiz kalmasına veya susmasına, "ikrar edilmiş sayılma" hükmünü verdiği durumu ifade eder. Farazî ikrarın üç temel özelliği olan "beyan yokluğu", "mahkeme içi ikrar olma zorunluluğu" ve "bölünemezlik", onu benzer diğer kurumlardan ayırır. Kanunkoyucu, HMK'da düzenlediği, isticvaptan kaçınma (m. 170/II), yeminden kaçınma (m. 229) ve belge ibrazından kaçınma (m. 220) hükümlerinde, tarafın hareketsiz kalmasına veya susmasına, farazî ikrar sonucunu bağlamıştır. Anahtar Sözcükler:Ġkrar, farazî ikrar, isticvaptan kaçınma, yeminden kaçınma, belge ibrazından kaçınma.

Farazi ikrarHukuk Usulü Muhakemeleri KanunuMedeni hukuk+4
Derya Buluttekin
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usûl Hukuku açısından Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru

Anayasa Mahkemesi?ne Bireysel Başvuru, 5982 ve 6216 sayılı kanunlarla hukuk hayatımıza kazandırılan yeni ve en üst hak arama yoludur. Bu hak arama yoluyla herkes, Anayasa?daki haklarından, AİHS. ve Ek protokollerindekiler kapsamında kalanların ihlal edildiği iddiası ile Anayasa Mahkemesi?ne başvurabilir. Uluslar arası çözüm arayışlarına başvurmak için ülke içinde tüketilmesi gereken iç hukuk yolu olarak düzenlenen bu yeni müessesenin uygulanması açısından getirilen kanunlarda, eksik kalan hususlar bulunmaktadır. Bu yüzden de, özellikle kurumun hukuki niteliği, taraf kavramı, ihlal ve süre şartları, verilecek kararlar, pilot karar uygulaması ve yargılama giderleri konusunda sorunlar ortaya çıkabilecektir. Bu çalışmayı yapmamızdaki temel amaç, İçtüzüğün 84. maddesinde yapılan atfın, bireysel başvuruya usul hukuku açısından nasıl bir boyut kazandıracağının belirlenmesidir. Bu nokta esasen medenî usûl hukuku açısından inceleme yapılacaktır. Ayrıca çalışmamızda, bu yeni müessesenin uygulanmasına yönelik sorunlu hususlar hakkında tespitlerde bulunduktan sonra bazı çözüm önerilerinde bulunmak da amaçlarımızdan biridir. Anahtar Kelimeler: Medenî, Usul, Hukuku, Bireysel, Başvuru.

Bireysel başvuruMedeni usul hukuku
Ramazan Korkmaz
Dicle University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Medeni Usûl Hukukunda tasarruf ilkesi

Tasarruf ilkesi, medenî yargılama hukukuna ilişkin önemli bir ilkedir. Bu ilke, medenî yargılama hukuku sisteminde, davanın başlatılması, dava konusunun belirlenmesi, davanın yürütülmesi, davanın sona erdirilmesi ve kanun yoluna başvurulmasında taraf özgürlüğünü belirtmektedir. Dolayısıyla tasarruf ilkesinin medenî yargı faaliyetinin kapsamına ilişkin olduğu sonucuna varılacaktır. Vakıa ve delil sahasında ise taraf egemenliğini belirten taraflarca getirme ilkesi kullanılmaktadır.Bu ilkenin temelinde anayasanın hak arama özgürlüğü bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılması ile bir yargısal faaliyet başlayacak ve yargı organı taraf talebine ilişkin yargılama faaliyetini görmek zorunda olacaktır. Bu yargısal faaliyetin konusunu taraf belirleyecek ve yargılama faaliyeti kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar da dava konusu ile yargısal faaliyetin kapsamına ilişkin işlemlerde bulunma özgürlüğüne sahip olacaktır. Yargı organının görevi ise, istenilenlere bağlı kalarak hukuku uygulamak, yargılamayı görmek ve uyuşmazlığı çözmek olacaktır.

Medeni usul hukukuTasarruf
Nedim Meriç
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Anglo-Amerikan ve Kıta Avrupası medenî yargılama sistemlerindeki yeni gelişmeler ve Türk Hukuku ile karşılaştırılması

Kıta Avrupası ve Anglo-Amerikan Hukuk Sistemi medeni yargılamasında sistemin işleyişine ilişkin bir çok sorun yaşanmakta olduğu bir gerçektir. Her iki sistemde de, sorunların giderilmesine ve sistemin iyi işlemesine olanak sağlayacak önemli değişiklikler ve reformlar yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Her iki sisteme dahil ülkelerin medeni yargılama hukuklarında bu anlamda çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. İki büyük hukuk sistemi, Kıta Avrupası Hukuk Sistemi ve Anglo-Amerikan (Common Law-Ortak Hukuk) Hukuk Sistemi medenî yargılaması arasındaki ayırıma ilişkin olarak günümüzde hâlâ birçok gerekçe öne sürülmektedir. Ancak, yargılamanın yapısı noktasından bakıldığında, bu ayırım değerini kaybetmektedir. Bunun sebebi, bir çok ülkenin medenî yargılama hukukunda varolan benzer sorunların ve bunların giderilmesine ilişkin olarak gerçekleştirilen reformların, yapısal yargılama modellerinin sınıflandırılmasında kullanılmakta olan farkları azaltmış olması ve esasında yargılamanın yapısı üzerinde birbiri ile uyumlu ve benzer uygulamaları ve sonuçları ortaya koymuş olmasıdır. Bugüne kadar birbirinden hayli farklı görünen bu iki büyük sistem, medeni yargılamanın sorunlarının çözümü noktasında, adalete erişimin kolaylaştırılması ve adil yargılamanın gerçekleştirilmesi amacıyla karşılıklı bilgi ve tecrübe alışverişinde bulunmaya hatta, daha da ileri giderek kendi yapılarının özelliğini oluşturan çok farklı kavram ve kurumları karşılıklı olarak benimsemeye başlamışlardır. Avrupa Birliği içinde ve dünya genelinde hukukun yeknesaklaştırılmasına ilişkin global bir hareket ve iki büyük hukuk sistemine dahil muhtelif hukuk düzenleri arasındaki temel farklılıkların ortadan kaldırılması yolunda görüş birliği oluşmuş ve çok farklı yargılama sistemlerinin yeknesaklaştırılmasına doğru dikkat çekici bir ilerleme kaydedilmiştir. Öte yandan, Anglo-Amerikan medeni yargılama sistemine dahil ülkelerde son zamanlarda gerçekleştirilen reformlar Kıta Avrupası Sistemi'nde yapılanlarla uyum içinde olup, medenî yargılama usûlleri ve kurumları bakımından benzer bir uyum ve yakınlaşma da görülmüştür

Amerikan hukukuKarşılaştırmalı hukukMedeni hukuk+3
Ayşe Gülin Güralp
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk

Taraflar arasında, farklı nedenlerden kaynaklı olarak çeşitli uyuşmazlıklar meydana gelmektedir. Toplumsal huzurun bozulmaması için ortaya çıkan bu uyuşmazlığın sona erdirilmesi gerekmektedir. Bu uyuşmazlığın çözümü -kural olarak- devletin elinde tuttuğu yargı erkinin bir sonucu olarak, mahkemeler tarafından yerine getirilmektedir. Ancak son yıllarda, taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözüme kavuşması için yeni alternatif uyuşmazlık çözüm yolları geliştirilmiştir ve bunun bir sonucu olarak arabuluculuk da pek çok devletin hukuk sisteminde yerini almıştır. Ülkemiz de arabuluculuk yönteminin uygulandığı devletler arasında yer almak için bu konuda kanunî düzenlemeler kabul etmiştir. Hukuk sistemimizde ilk olarak ihtiyarî olarak uygulanan arabuluculuk, yapılan kanunî düzenlemelerle birlikte bazı uyuşmazlıklar bakımından zorunlu hâle getirilmiş ve bu uyuşmazlıklar için dava açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulması dava şartı olarak kabul edilmiştir. Son dönemde yapılan kanunî düzenlemelerle birlikte istisnalar hâriç olmak üzere kira uyuşmazlıkları da dava açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurmanın zorunlu olduğu uyuşmazlıklar arasındaki yerini almıştır. Ülkemizde, özellikle son dönemde yüksek enflasyonun da etkisiyle kira uyuşmazlıklarının yaygın olarak ortaya çıktığı düşünüldüğünde, kira uyuşmazlıklarının çözümü için ilk yol hâline gelen zorunlu arabuluculuk ile ilgili yapılan bu çalışmanın, faydalı olacağı düşünülmektedir. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı, hangi kira uyuşmazlıklarında dava açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurmanın zorunlu olduğunun, bu uyuşmazlıklar için zorunlu arabuluculuk sürecinin nasıl işlediğinin hem teorik hem de uygulamaya dönük olarak ortaya konulmasıdır.

Borçlar hukukuMedeni usul hukukuZorunlu arabuluculuk+1
Özden Keleş
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Şirketler hukukunda çekişmesiz yargı işleri

Medeni usul hukukumuz, çekişmeli yargı ve çekişmesiz yargı olmak üzere ikili bir ayrıma tabidir. Bu yargılama sistemlerinin ikisi de özel hukuk zeminli olsa da birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Uygulamada, çekişmeli yargı işleri daha fazla kullanılmaktadır. Bu nedenle çekişmeli yargı ait birçok kaynak, yargı kararı mevcuttur. Çekişmesiz yargı ise daha az kullanılan bir alandır. 6102 sayılı Ticaret Kanununda, ticari yargı, ticari dava ve ticari nitelikli çekişmesiz yargı işi olarak ikiye ayrılır. Ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri sadece Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmez. Diğer özel kanunda da düzenlenir. Uygulamada en çok kullanılan ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri İcra İflas Kanundadır. Tez konusunda, çekişmesiz yargı işleri ile ilgili genel bilgiler, şirketler hukukunda çekişmesiz yargı işleri ve bunların yargılama usullerine değinilecektir

Kanunlar 6102 sayılıMedeni usul hukukuTürk Ticaret Kanunu+4
İbrahim Enes Kale
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda taraf ehliyeti

ÖZET Taraf ehliyeti, devletten hukuki korunma talep eden ya da kendisine karşı hukuki korunma talep edilen tarafın sahip olması gereken bir dava şartıdır. Bu şart gerçekleşmeksizin, hukuki korunma talep edilen hakkın esasına ilişkin yargılama yapılamaz. Bu nedenle, taraf ehliyeti, bir dava şartı olarak hak arama hürriyetinin sinimi oluşturmaktadır. Bunun yanında taraf ehliyetinin, yalnız işin esasına girilmeden önce değil, yargılamanın tamamlanıp kararın kesin hüküm halini almasına kadarki tüm aşamalarda, bu arada kanun yollarında da bulunması gerekir. Zira, tarafların, yargılamaya etki edebilmek için yapacakları taraf usul işlemlerinin sonuç doğurması, taraf ehliyetine sahip olmalarına bağlıdır. Kimlerin bu ehliyete sahip olduğu, hukuk politikasının bir tercihi olarak hukuk düzenince belirlenmektedir. Bu durum kendisini, özellikle, mal ya da kişi topluluklarının davaya taraf olabilmelerinde göstermektedir. Hukuk düzeninin bu topluluklara taraf ehliyeti tanımasına ilişkin yapacağı tercih, davanın tarafının belirlenmesini sağlayacağı gibi, hükmün icrasının kimin malvarlığında gerçekleştirileceği sorusunun da yanıtını verecektir. Gerçek ve tüzel kişilerin taraf ehliyetini kazanması, hangi andan itibaren usul hukuku ilişkisinin süjesi olabileceklerinin belirlenebilmesi açısından önemlidir. Yine, yargılama devam ederken taraf ehliyetinin sona ermesi, medeni hukuk ile birlikte ele alınması gereken önemli sonuçlar ortaya çıkarır. Öte yandan, tüzel kişiliğin sona ermesi, tasfiyesi ve ilgili sicilden terkini, taraf ehliyeti bakımından özellik göstermektedir. Bu çalışmada, taraf ehliyetinin yalnız dava şartı niteliği değil, medeni usul hukukundaki çeşitli açılımları, bu alandaki diğer kurumlarla ilişkisi de incelenecektir. Özellikle, inceleme konumuzdan kesin bir şekilde ayırdedilmesi ve birbirleri yerine kullanılmaması gereken diğer usuli kavramlarla taraf ehliyetinin karşılaştırılmasına, gerek teorik açıklamalar, gerekse somut örnekler çerçevesinde değinilecektir. Bu bağlamda, çalışmanın birinci bölümünde, taraf ehliyeti hakkındaki genel bilgiler verilecektir. İkinci bölümde, gerçek kişilerin; üçüncü bölümde ise tüzel kişilerin ve tüzel kişiliği olmayan toplulukların taraf ehliyeti değerlendirilecektir. Son bölümde ise, taraf ehliyetinin incelenmesi, buna bağlı olarak taraf ehliyeti eksikliğinin sonuçları üzerinde durulacaktır.

Hak ehliyetiMedeni usul hukukuTaraf ehliyeti
Evrim Erişir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Medenî Usûl Hukukunda bilirkişi incelemesi

Bu çalışmada, bilirkişi incelemesini, onun medenî usûl hukukundaki yeri bakımından incelemeyi amaçladık. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, ilk olarak, bilirkişi incelemesinin kavramsal çerçevesini çizmeye çalıştıktan sonra, bilirkişi incelemesinin konusunu, vakıa ile hukuk ayrımı içerisinde inceledik. İkinci bölümde ise, bilirkişi incelemesine başvurulması süreci üzerinde durduk. Bu bağlamda, meseleyi, bilirkişi incelemesine başvuru koşulları, bu koşulların değerlendirilmesi, bilirkişi incelemesi hakkındaki karar ve içeriği, nihayet, bilirkişinin seçimi ve tayini noktalarında ele aldık. Son olarak, üçüncü bölümde, ilk olarak bilirkişi incelemesinin yerine getirilmesini, hâkimin, bilirkişinin ve tarafların, bu süreçteki rol ve işlevleri çerçevesinde değerlendirmeye çalıştık. Daha sonra, bilirkişi incelemesinin hükümdeki yeri, diğer bir deyişle, bilirkişi tarafından sunulan görüşün sunulması ve bunun hâkim tarafından değerlendirilmesi süreci üzerinde açıklamalarda bulunduk.

BilirkişiDelilMedeni usul hukuku+2
Barış Toraman
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Medenî Usûl Hukukunda adlî yardım

Medenî usûl hukukunda adlî yardım, devletin sunduğu adalet hizmetlerinden doğan yargılama giderlerinden ilgiliyi geçici olarak muaf tutmak olarak tanımlanır. Bu çalışmada medenî usûl hukuku bakımından adlî yardım kurumu ayrıntılı olarak incelenecektir. Bu kapsamda olmak üzere beş bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, adlî yardımla ilgili genel bilgilere yer verilecektir. Yine bu bölümde karşılaştırmalı hukukta yer alan adlî yardım sistemleri hakkında bilgiler de verilecektir.Bir hakkın konusu olarak adlî yardım, kaynağını birçok anayasal temel hak ve ilkeden alır. Adlî yardımın anayasal temel hak ve ilkelerle ilişkisi ikinci bölümde ele alınacaktır. Ayrıca bu bölümde adlî yardımın medenî usûl hukukunun amacı ve medenî usûl hukukuna hâkim olan ilkelerle ilişkisi de incelenecektir.Hukukumuzda adlî yardımın düzenlenişi ile ilgili bilgilere üçüncü ve dördüncü bölümlerde yer verilecektir. Medenî usûl hukukunda adlî yardımın temel ilkelerinin düzenlendiği Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda adlî yardım konusu üçüncü bölümde incelenecektir. Dördüncü bölümde ise, adlî yardım bakımından özel düzenlemeler hakkında bilgiler verilecektir.Çalışmanın esas amaçlarından biri de, adlî yardımın düzenlemesi ve işleyişi ile ilgili sorunları tespit etmek ve bu sorunlara çözümler bulmaya çalışmaktır. Çalışmanın beşinci bölümünde ise bu konu hakkında bilgiler verilecektir.Anahtar Kelimeler: Adlî yardım, yargılama giderlerinden muafiyet, anayasal hak ve ilkeler, medenî usûl hukukuna hâkim olan ilkeler

Adli yardımHukukMedeni usul hukuku
Ayşe Kılınç
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
10
DoctorateOpen AccessTR

Medenî yargılama hukukunda davanın konusuz kalması

Davaya konu edilen uyuşmazlık genellikle mahkeme hükmü ile sona ererken, bazen dava dışında ve yargılama devam ederken meydana gelen bir gelişme ile de sona erebilir. Bu halde ya dava ile ulaşılmak istenen neticeye ulaşılmış ya da ulaşılma imkânı kalmadığından talep hakkında hüküm verilmesi gereksiz hale gelmiştir. Davanın konusuz kalması olarak ifade edilen bu durum ile uygulamada sıkça karşılaşılmakla birlikte, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 331/1'in dar kapsamı nedeniyle teorik olarak açıklanmaya muhtaçtır. Çünkü bir davanın nasıl konusuz kalabileceğine ilişkin bir yargı içermemektedir. Yargılama dışında gerçekleşebilecek vakıaların çok çeşitli olduğu ve bu vakıaların dava türlerine göre farklı etki doğurabileceği gözetildiğinde, tüm dava türleri için geçerli olmak üzere davanın konusuz kalabilmesi için gerekli şartlar belirlenmelidir. Bu şartlar gerçekleşip dava konusuz kalsa dahi, ortaya çıkan durum doğrudan derdest davanın konusuz kalmaya bağlı olarak sona ermesine neden olmaz. Gerçekleşen vakıa ile doğurduğu etkilerin mahkemeye taşınmasına ve mahkeme tarafından usulî açıdan sonuç bağlanmasına yönelik bir taraf usul işlemine ihtiyaç duyulur. Mahkeme taraflar arasındaki uyuşmazlığın sona erdiği ve davanın konusuz kaldığı kanaatine varırsa, esas hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı ile yargılamayı sona erdirir. Davanın bu şekilde sona ermesi, yargılama giderlerine hükmedilmesine engel değildir. Mahkeme davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre, taraflardan birini yargılama giderlerini ödemeye mâhkum eder.

DavaMedeni usul hukukuYargılama
Melih Işık
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İş yargılamasında bilirkişi incelemesi

Bu çalışmada, medeni usul hukukunun, sınırları ve uygulaması bakımından en çok tartışılan delili olan bilirkişi incelemesi, iş yargılaması bakımından incelenmiştir. Çok tartışılmasına karşın bilim ve teknikteki gelişmelerden dolayı bilirkişiye başvurulan dava sayısı sürekli artmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde genel olarak bilirkişilik kavramı ve iş yargılamasında temelleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise uygulamada yoğun biçimde davalara konu olan tazminatlar, işçilik alacakları, işe iade davalarındaki teknik konular ve iş kazası sonucu açılan davalarda yargılama konusu olan kusur konusu bakımından bilirkişi incelemesi ele alınmıştır. Aynı zamanda iş yargılaması bakımından bilirkişi incelemesine başvuru zamanı konusuna da değinilmiştir. Tüm alanlarda tartışmaya yol açan hukuki mesele – maddi mesele ayrımına iş yargılaması bakımından değinilmiş ve gerek doktrin gerekse Yargıtay uygulaması bakımından konu ele alınmıştır.

BilirkişiKusurMedeni usul hukuku+1
Engin Deniz Ergin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Related subjects