Lazer tedavisi

131 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Peri-implantitis tedavisinde uygulanan lazerlerin termodinamik etkilerinin değerlendirilmesi

Dental implantlar, klinik uygulamada oral rehabilitasyon için yaygın bir tedavi seçeneğidir. Sağlıklı olarak yerleştirilen implantlarda bile biyolojik komplikasyonlar meydana gelebilmektedir. Bu komplikasyonlardan en önemlisi peri-implantitistir. Peri-implantitis tedavisinde; mekanik tedaviye ek olarak lazer sistemlerinin kullanılması literatürde yer almış ve kayda değer etkileri rapor edilmiştir. Ancak literatürde kullanılan lazer parametreleri konusunda net bir ortak sonuca varılmadığı görülmüştür. Bu çalışmanın amacı, farklı lazer tipleri ile implant dekontaminasyonu esnasında sıcaklık değişimini ölçmek ve karşılaştırmaktır. Çalışmamızda kasaptan temin edilen koyun alt çene kemiği kullanılmıştır. Dental implantlar premolar bölgeye diş çekimini takiben yerleştirilmiştir. Yerleştirilen implantlara, Er:Cr:YSGG (λ :2780nm, 1W,2W,3W Güç) ile Diyot lazerler (λ :445nm, 660nm, 970nm) sürekli atımlı modda uygulanmıştır. Sıcaklık değişimi implantın 2 noktasından (apikal, koronal), lazer ışınlamasından sonra bir termokupl ile her 10 saniyede bir 60 saniye boyunca kaydedilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; kritik eşik değerini (10 ° C); Diyot lazer 445 nm dalga boyu ve 2.5W güç için 7. saniyede, 970 nm dalga boyu ve 2W güç için 13. saniyede, Er:Cr:YSGG lazer ise kritik eşiği; MZ-8 uç 3W güç %30 hava %70 su ayarında 34. saniyede, RFPT 5 uç ise 2W güç %70 hava %30 su 59. saniyede, 3W Güç %30 hava %70 su 7. saniyede, 3W Güç %50 hava %50 su 6. saniyede aşmıştır. Her iki lazerin de tüm parametrelerinin uygulandıktan sonra implantın apikal noktasında kritik sıcaklık eşiğinin aşılmadığı gözlenmiştir. Bu çalışmanın sınırları dahilinde elde edilen sonuçlara göre; implant dekontaminasyonunda diyot lazer ve Er:Cr:YSGG lazer, sınırlı bir süre kullanıldığında güvenlidir. Bu süreler aşıldığında implant yüzeyinde değişikliklere ve kemik nekrozuna neden olduğu gözlenmiştir.

Dental implantasyonDental implantlarLazer tedavisi+4
Fatma Çelik
Gaziantep University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Myofasiyal ağrı sendromunda güncel tedavi etkinliklerinin objektif ve subjektif bulgularla değerlendirilmesi

Myofasiyal ağrı sendromu tanısı konulan, masseter kasında aktif tetik noktası bulunan, 18-65 yaş arası 80 hasta bu çalışmaya dahil edildi. MAS tanısı konulan 80 hasta, klinik muayene yapılıp, hasta formları incelenerek doldurulduktan hasta grupları oklüzal splint tedavisi (n:20), Nd:YAG lazer (n:20), diyot lazer (n:20), botulinum toksin (n:20) olacak şekilde randomize olarak belirlendi. Gruplarda standardizasyon sağlamak için tedavi başlangıç günü ve tedaviden 1 ay sonra masseter kasındaki ağrının şiddeti VAS skoru ile değerlendirildi. VAS (0-10 cm;) 0 hiç ağrı yok, 10 çok şiddetli ağrı) olduğunu gösterdiği şeklinde hastalar bilgilendirildi. Algometre ile ağrı eşik ölçümleri, en ağrılı gergin bant içinde bulunan tetik nokta üzerinde yapıldı. Aynı noktadan 3 kez ölçüm yapıldı ve bunların ortalaması alınarak değer kaydedildi. Hastaların kas içi oksijen saturasyonu (doygunluğu) ölçümleri, yakın kızıl ötesi dalga boyunda ışık saçan diotlar ve 1 tane foto dedektörü bulunan prob ile Arges Cerebro model yakın kızılaltı spektroskopisi (YKAS) kullanılarak yapıldı. Işık kaynağından 3 cm uzaklıkta bulunan dedektör ile gönderilen ışık, enlemesine ve derinlemesine dokuda yaklaşık 1,5 cm'lik muz şeklinde bir bölümde tarama yapıldı. Sağ veya sol taraftaki masseter kasın en hassas noktasından, 20 saniye boyunca kaslar istirahat halindeyken ölçüm yapıldı. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, çalışmaya dahil edilen 80 hastanın büyük çoğunluğunda tedavi öncesine göre algometre değeri ve fnırs ölçümlerinde artış, VAS skorlarında ise azalma görülmüştür.

AtellerBruksizmLazer tedavisi+2
Uğur Hilaloğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer ve pulse elektromanyetik alan tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmayı diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer (HILT) ve pulse elektromanyetik alan (PEMA) tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliğini belirlemek ve karşılaştırmak amacıyla yaptık. Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniklerine başvuran bilateral primer diz osteoartriti tanısı konulmuş 40-75 yaş arası 88 hasta alındı. Birinci grup 30 hastaya 2 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 10 seans HILT, ikinci grup 30 hastaya yine 2 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 10 seans PEMA tedavisi uygulandı. 28 hasta kontrol grubu olarak değerlendirildi. Her 3 gruba da 20 dakika hotpack ve diz eklem hareket açıklığı, germe, güçlendirme egzersizlerini içeren ev egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS (Vizüel Analog Skala), WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index), Lequesne algofonksiyonel diz indeksi ve ultrasonografi ile diz femoral kıkırdak kalınlığı (medial, lateral ve interkondiler) ölçülerek değerlendirildi. Gruplar arasında demografik veriler açısından istatistiksel anlamlı fark yoktu. Tüm gruplarda tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS skoru, WOMAC ağrı ve WOMAC toplam puanlarında istatistiksel olarak anlamlı düşüşler ve her iki dizde kıkırdak kalınlığı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar saptadık. WOMAC sertlik puanlarında hiçbir grupta istatistiksel olarak anlamlı düşüş olmadı. Grup zaman interaksiyon değerlerine bakıldığında WOMAC fiziksel fonksiyon puanı, Lequesne algofonksiyonel diz indeksi skoru ve sol diz medial femoral kondil değerlerinde HILT ve PEMA grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptadık. Ancak HILT ve PEMA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuçta HILT ve PEMA tedavisinin diz osteoartritinde ağrıyı azalttığı, fiziksel fonksiyonu iyileştirdiği ve kıkırdak rejenerasyonunu artırdığı fakat birbirlerine üstünlükleri olmadığını tespit ettik. Çalışmamızın sonuçları diz osteoartriti tedavisinde yol gösterici olabilir ancak bu konuda daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Diz Osteoartriti, Lazer, Manyetik Alan, Femoral Kıkırdak Kalınlığı

Elektromanyetik alanlarFemurKıkırdak+3
Fatih Ulu
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gömülü yirmi yaş cerrahisinde ozon tedavisinin postoperatif ağrı, ödem, trismus ve kan akımı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Gömülü mandibular yirmi yaş cerrahisi sonrasında oluşabilecek komplikasyonların giderilmesine yönelik pek çok yöntem uygulanmaktadır. Bölgedeki yara iyileşmesi kalitesi ve kanlanma oranları farklı yöntemlerle değişebilmektedir ve hasta konforu için de önem taşımaktadır. Çalışmamızda topikal ozon (Apoza-Ozone DTA) uygulamasının yirmi yaş diş çekiminden sonra oluşan ağrı, ödem, trismus ve operasyon bölgesindeki yumuşak doku kanlanması üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mandibulada çift taraflı tam gömülü yirmi yaş dişleri bulunan, yaşları 18-24 arasında değişen 40 hasta (26 kadın, 14 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Randomize kontrollü split mouth tasarım ile ozon ve kontrol grupları olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Ekstraoral olarak belirlenen noktalar arası ve ağız açıklığı metrik ölçümleri ile trismus ve ödem, VAS ile ağrı değerlendirmeleri yapılıp, kullanılan NSAİİ lar kaydedilmiştir. Komşu dişte bir ve yumuşak dokuda belirlenmiş üç nokta olmak üzere toplam dört noktadan Lazar Dopler Flowmetre ile preoperatif, postoperatif 3. ve 7. günlerde kan akışı ölçümleri yapılmıştır. Çalışmamızın sonucunda ozon grubunda 3. günde ödem istatistiksel olarak anlamlı azalma göstermiştir. Trismus açısından postoperatif 3. ve 7. gün değerlerinde azalma daha fazla kaydedilmiştir. Ağrı daha az hissedilmiş ve alınan toplam ağrı kesici sayısı daha az kaydedilmiştir. Komşu dişin pulpal kan akımı azalışı, ozon grubunda kontrol grubuna kıyasla postoperatif 3. günde istatistiksel alarak anlamlı gözlenmiştir. Yumuşak dokudaki kan akımı değerlendirildiğinde, ozon grubunda 3 noktada kan akımının 3. günde 1. güne göre anlamlı seviyede arttığı, 7. günde ise bir noktada ilk güne göre anlamlı artışın devam ettiği gözlenmiştir (p<0,05). Çalışmamızda elde edilen veriler ile ozon uygulamasının postoperatif komplikasyonları azalttığı ve kan akımı üzerinde olumlu etkileri olduğunu gözlenmiştir.

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi-diş hekimliği+7
Habibe Dere
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinde er,cr:YSGG lazer ile kombine diode lazer kıllanımının antibakteriyel etkinliğinin ve dentin geçirgenliğine olan etkisinin in vitro koşullarda değerlendirilemsi

Endodontik tedavinin primer amacı kök kanallarından mikroorganizmalar ve yan ürünlerinin uzaklaştırılmasıdır. Ancak mikroorganizmaların kök kanallarından tamamen eliminasyonu kök kanal anatomisi ve mekanik preparasyon sırasında oluşan smear tabakası nedeniyle kolay olmamaktadır. Diş hekimliği araştırmalarındaki en son yenilikler, lazer teknolojilerinin kök kanal dezenfeksiyonunda kullanılabilecek bir yöntem olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın amacı Er,Cr:YSGG lazerin tek başına, NaOCl ile veya Diode lazer ile birlikte kullanımının; Enterococcus faecalis üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin ve kök dentininde meydana getirdiği değişikliğin, en sık kullanılan irrigasyon ajanı olan NaOCl ile karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmada 90 adet tek kök, tek kanallı insan kesici dişi kullanılmıştır. El aletleri ile şekillendirmesi tamamlanan örnekler otoklavda steril edilmiştir. Kök kanalları E.faecalis bakteri süspansiyonu ile enfekte edilmiş ve bir haftalık inkübasyon süresi sonunda rastgele deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır: Grup 1: %5 NaOCl, Grup 2: Er,Cr:YSGG (1.25W, 20Hz, %24 su,%34 hava, 40sn ışınlama), Grup 3: %5'lik NaOCl'nin Er,Cr:YSGG lazer ile aktivasyonu (1.25W, 20Hz, hava-su kapalı, 40sn ışınlama), Grup 4: Er,Cr:YSGG lazer ve Diode lazer uygulaması. (Er,Cr:YSGG lazer: 1.25W, 20Hz, %24 su, %34 hava; Diode lazer: 4.5W güç CP1 mod ortalama güç 1.5W, toplam 80sn ışınlama), pozitif ve negatif kontrol grupları. E.faecalis ile enfekte edilen örneklere uygulanan dezenfeksiyon işlemleri sonrası her kök kanalı için CFU/ml değerleri hesaplanmıştır. Mikrobiyolojik örnek alımı tamamlanan kök kanalları geçirngenlik analizi için metilen mavisi ile boyanmıştır. Kök kanalları metilen boyası ile dolu örnekler 37oC'lik etüvde kurutulduktan sonra her örnekten 3'er adet horizontal kesit elde edilmiştir. Kesitler stereomikroskopta görüntülenerek dijital ortama aktarılmış ve boyalı alanın tüm alana oranı analiz edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda deney gruplarında kullandığımız yöntemlerin tümü E.faecalis dezenfeksiyonunda etkili bulunmuştur. Antimikrobiyal sonuçlar, gerçirgenlik analizi sonuçları ve SEM görüntüleri ile birlikte değerlendirildiğinde en başarılı sonuç; %5'lik NaOCl'nin Er,Cr:YSGG lazer ile aktive edildiği gruptan elde edilmiştir. Er,Cr:YSGG lazer ile kombine Diode lazer uygulamasının ise Er,Cr:YSGG lazer uygulamasına göre herhangi bir üstünlüğü tespit edilmemiştir.

Dental restorasyonDentinDezenfeksiyon+5
Müge Yavaş
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Osteoporotik rat modellerindeki kemik defektlerinin iyileşmesinde proton pompa inhibitörü kullanımının ve düşük düzeyli lazer tedavisinin etkilerinin araştırılması

Bu deneysel çalışmada, Proton Pompa İnhibitörü (PPI) kullanımının ve Düşük Düzey Lazer Tedavisinin (DDLT) osteoporotik rat modellerinde oluşturulan kritik büyüklükteki kalvaryal defektlerde, kemik iyileşmesi üzerindeki etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca çalışma gruplarında, kemiğin biyomekanik özellikleri de incelenmiştir. Çalışmada, 45 adet dişi Wistar rat kullanılmış ve kontrol grubu (A), overektomi grubu (B), overektomi ve PPI grubu (C), overektomi ve DDLT grubu (D), overektomi, PPI ve DDLT grubu (E) olmak üzere toplam beş grup yer almıştır. Tüm deneklerde, 5 mm çapta, kritik büyüklükte kalvaryal kemik defekti oluşturulmuştur. Kemik iyileşmesi, histomorfometrik ölçüm yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca gruplardaki hayvanların kemiklerinin biyomekanik özelliklerinin saptanması için, femurlar üzerinde çekme ve germe testleri uygulanmıştır. Çalışmada, E grubunda gözlemlenen ortalama yeni kemik alanının, diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Çekme ve germe testlerinin sonuçlarına göre, çekme dayanımı, birim şekil değiştirme, fleksiyon modülüsü ile maksimum eğme, uzama ve gerilme momentlerinin ortalamalarının PPI ve overektomi gruplarında, kontrol gruplarına göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, DDLT kullanımının cerrahi sonrası yeni kemik oluşumunu uyardığı ve PPI kullanımı ile, kemiklerin çekme ve germe kuvvetleri karşısındaki mekanik direncinin zayıfladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Osteoporoz, proton pompa inhibitörleri, düşük düzey lazer tedavisi, kemik defektleri

Histamin H2 antagonistleriKemik defektleriKemik ve kemikler+3
Nihat Demirtaş
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Braket altında oluşan mikrosızıntının dört farklı bonding tekniğinde termal siklus ve çiğneme simülatörü yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Braket yapıştırılmasında adezivin polimerizasyon sürecine bağlı olarak büzülmesi sonrası meydana gelen mikrosızıntı, braket ve diş arasında bağlantının zayıflamasına ve bakteri penetrasyonuna sebep olmaktadır. Bu bölgede ciddi anlamda artmış olan mikrosızıntı dekalsifikasyonlara, mine renklenmelerine, korozyonlara ve sekonder çürüklere sebebiyet vermektedir. Dişler üzerine yapıştırılan braketler çiğneme kuvvetleri etkisine maruz kalırken kullanılan yapıştırıcılar ağız ortamındaki termal değişikliklerden etkilenmektedir. Diş dokuları ile restoratif materyallerin termal genleşme katsayıları farklıdır, bu sebepten dolayı mikrosızıntıya neden olabilecek boşlukların oluştuğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda çiğneme kuvvetleri doğrudan brakete ya da braket slotundan geçen ark teli ile uzayın üç boyutunda braket üzerinden kullanılan yapıştırıcıya ve dişe iletilmektedir. Çiğneme kuvvetleri ile oluşabilecek mikroçatlaklardan ağız sıvılarının penetrasyonu sonucu mikrosızıntı oluşturan çalışmalar mevcuttur. Braketin tutuculuğunu etkileyen, renkleşmelere yol açan ve sekonder çürük oluşumlarına neden olan mikrosızıntının önlenebilmesi için literatürde çok sayıda araştırma, test yöntemi ve bunların güvenilirlikleri ve geçerlilikleri ile ilgili birçok veri bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda, gerek bonding materyallerin yapısal özellikleri, gerekse uygulama yöntemleri geliştirilerek diş dokuları ile daha iyi bir uyum sağlanmasına ve mikrosızıntının önlenmesine çalışılmaktadır. Mikrosızıntının değerlendirilmesi için birçok test metodu geliştirilmiş ve denenmiştir. Bu test metodları içinde; asit etch, self etch, er-yag lazer, karbondioksit laser, kumlama, Nd:YAG, diode lazer, erbium:yttrium-aluminum-garnet lazer gibi uygulama yöntemleri ve çok farklı materyaller kullanılan test metodları bulunmaktadır. Bu çalışmada iki farklı lazer yönteminin asit etch ve self etch yöntemleriyle karşılaştırmalı olarak mikrosızıntı miktarına etkinliği değerlendirilmektedir. Çalışmada örnekler otopolimerizan akrilik bloklar içine gömülüp, otopolimerizan silikon ölçü yardımıyla insan dokusundaki periodontal ligament taklit edilerek çiğneme simülatörü ve termal siklüs yöntemleriyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilecektir. Elde edilen veriler ANNOVA ve Mann Withney U istatistiksel olarak değerlendirilecektir.

BenzetimDental bondingDental mine+6
Ufuk Ok
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı lazerlerin ortodontik aparey altındaki antibakteriyel etkilerinin değerlendirilmesi

Ortodontik tedavi sırasında üst çenenin genişletilmesi amacıyla hastanın gereksinimine göre sıklıkla akrilik içeren apareyler kullanılmaktadır. Apareyin dişlere simante edilmesi sebebiyle, hasta apareyi çıkartıp temizleyemeyeceği için ağız bakımı aparey altında yetersiz kalmakta ve bölgede anaerob bir ortam oluşmaktadır. Çalışmamızda apareyin uzun süreli kullanımına bağlı olarak oluşan anaerob ortamdaki periodontopatojen ve karyojenik bakterilerin hastalara verebileceği zararı minimalize etmek için son yıllarda gelişmekte olan lazer teknolojisinin antibakteriyel/bakterisidal etkinliği araştırılmıştır. Porphyromonas gingivalis ATCC33277 ve Streptococcus mutans ATCC25175 bakterilerinden polimetilmetakrilat diskler üzerinde anaerob şartlarda biyofilmler oluşturulmuştur. Farklı dalga boylarındaki lazer uygulamalarının bakteri sayısını azaltmadaki etkinliğini belirlemek için Nd: YAG (1064 nm), diyot(810 nm) ve diyot (445 nm) olmak üzere farklı dalga boyuna sahip lazerler 2 farklı güçte (1,5W; 2W) uygulanarak 6 adet çalışma grubu oluşturulmuştur. Ayrıca lazer uygulaması yapılmayan bir kontrol grubu oluşturulmuştur. Üzerlerinde biyofilm oluşturulmuş polimetilmetakrilat diskler anaerob ortam sağlayan kaplar içerisine konulmuş, kapların kapakları akrilik ile benzer özellikteki polimetilmetakrilat malzeme ile değiştirilmiştir. Kapak yüzeyinden üzerlerinde bakteri biyofilmi olan disklere belirtilen ayarlarda lazer uygulaması yapılmıştır. S. mutans için Mitis Salivarius Basitrasin agarda, P. gingivalis için ise Brucella kanlı (Vit K+ hemin) agarda anaerob ortamda 37 C'de 72 saat inkübasyon sağlanmıştır. Oluşan koloniler sayılarak cfu/ml cinsinden hesaplanmıştır. Ek olarak her bir çalışma grubu ve kontrol grubundan birer disk alınarak taramalı elektron mikroskobu (scanning electron microscope) (SEM) analizi ile oluşan bakteri biyofilmlerinin görüntüleri elde edilmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda Nd: YAG (1064 nm), diyot (810 nm) ve diyot (445 nm) lazerlerin belirli ayarlarda S. mutans ve P. gingivalis biyofilmleri üzerindeki antibakteriyel/ bakterisidal etkileri belirlenmiştir. Her iki bakteri üzerinde de en fazla etkiye sahip olan lazerin 810 nm dalga boyuna sahip diyot lazerin 2 W 30 sn CW modda uygulandığı ayar olduğu saptanmıştır.

Alveolar kenar artırılmasıGingival hastalıklarHastane araç-gereç ve donanımları+7
Gülşah Ünal Kundakçıoğlu
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Düşük doz lazer tedavisinin ve fotodinamik tedavinin oral mukozit üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Oral mukozit (OM), kemoterapi ve radyoterapi gören hastalarda yeme, içme ve konuşma gibi günlük aktiviteleri kısıtlayacak kadar şiddetli ağrıya sebep olabilen bir durumdur. Ayrıca fırsatçı mikroorganizmalar sebebiyle OM, sistemik enfeksiyonlara ve hospitalizasyona yol açabilir. Şiddetli vakalar kanser tedavisinin başarısını etkileyebilir. Bu sebeple OM, hayat kalitesini ve prognozu etkilemektedir. Düşük doz lazer tedavisi yara iyileşmesini hızlandırabilmektedir. Indosiyanin yeşilinin de düşük doz lazer tedavisinin etkisini arttırdığına yönelik çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmada 24 adet Sprague Dawley cinsi sıçan kontrol, lazer ve lazer + indosiyanin yeşili olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Her hayvana intraperitoneal olarak 5-florourasil enjekte edilmiş ve yanak cebine enjektör ucu ile travma yapılmıştır. OM oluşumundan sonra kontrol grubunda tedavi yapılmamış, lazer grubuna lazer uygulanmış, lazer + indosiyanin yeşili grubuna ise indosiyanin yeşili boyamasından sonra lazer uygulanmıştır. Daha sonra tüm gruplar sakrifiye edilmiş, histolojik ve basic fibroblast growth factor (bFGF), transforming growth factor (TGF-β) ve platelet-derived growth factor - Becaplermin (PDGF-BB) seviyelerine bakılarak iyileşme değerlendirilmiştir. Lazer + indosiyanin yeşili grubu, bFGF ve PDGF-BB açısından diğer gruplara göre istatiksel olarak anlamlı çıkmıştır. Ancak TGF-β grubunda tüm gruplar arasında istatiksel anlamlılık gözlenmemiştir. Sonuç olarak bu çalışmadaki limitasyonlara rağmen, indosiyanin yeşili OM tedavisinde düşük dozda lazer tedavisinin etkinliğini arttırmak amacıyla kullanılabilir. Bu konuda daha çok çalışma gereklidir.

Ağız mukozasıDiyod lazerLazer tedavisi
Suzan Bayer Alınca
Bezmialem Vakıf University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Travmatik fasiyal sinir hasarı modelinde ozon terapi ve düşük seviyeli lazer terapinin etkinliğinin karşılaştırılması

İnsanların yüz ifadesi, onların fiziksel ve kalıtımsal özellikleri ile birlikte duygularını yansıtır. Kimliğin belirlenmesinde ve kişinin çevre ile olan ilişkilerinde önemli görevleri olan yüz mimiklerini kontrol eden fasiyal sinir (FS), aynı zamanda yüz kaslarının tonusu ve hareketini belirleyen sinirlerin inervasyonunu sağlar. FS, hasara uğradığında izlenebilen paralizinin nedenleri arasında Bell Paralizi şeklinde adlandırılan bir özel paralizi tipi ilk sırayı almaktadır. Klinik bulguları yüzün bir tarafındaki kasların bütününde paralizi ve parezi görülmesi, yüz kaslarında güçsüzlük, tek taraflı dudak ve kaş sarkması, göz kapağının kapanmaması sonucu göz kuruluğu gibi semptomlardır. Hasar gören sinir dokuların, farmakolojik ve/veya diğer konvansiyonel yöntemlerle doğru ve etkin tedavisinin tam olarak sağlanmaması nedeniyle alternatif tedavi arayışı gündeme gelmiştir. Alternatif tedavi yöntemlerinden en yüksek oranda tercih edilenlerden birisi düşük doz lazer ışını kullanılarak geliştirilen tedavi yöntemi (DDLT) ve ozonun veya ozon kaynaklı ürünlerin çeşitli yöntemlerle tedavi amaçlı uygulanmasıdır (OT). Bu tez çalışmasında, ratlarda oluşturulan fasiyal sinir hasarı modelinde düşük doz lazer tedavisi ve ozon terapi yöntemlerinin, hasarlı sinir dokunun iyileşmesi üzerine etkilerinin histolojik olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 30 adet wistar cinsi albino türü, 220±20 gr ağırlığında ve 10-12 haftalık dişi sıçanlar üzerinde yürütülmüştür. Tüm gruplara genel anestezi altında nöropatik hasar oluşturmak için ratların sol fasiyal sinirlerine, çapının hepsini içine alacak şekilde klemple 30sn boyunca tutularak hasar verilmiştir. Daha sonra kontrol grubu iyileşmeye bırakılırken lazer grubuna hergün düşük doz lazer tearapisi 4J, 32sn uygulanırken, ozon grubuna da 2 günde bir defa 2ml, 80 µm/ml sistemik ozon terapisi uygulanmıştır. 4. haftada sakrifikasyonlar gerçekleştirilerek fasiyal sinirlerinden alınan örnekler formaldehitte muhafaza edilerek histolojik inceleme amaçlı saklanmıştır. İncelenen kesitlerde epinöriyum, perinöryum ve endonöriyum varlığı ve sürekliliği değerlendirilmesi ile sinir dallanması öncesi sinir alanı ölçümü, dallanma sonrası fasikül sayısı, hasar öncesi ve sonrası kesitlerde akson sayısı incelenmiştir. İncelenen kesitlerde, sinir lifinin dallanma sayısı, çapı, alanı ve akson sayısı açısından yapılan değerlendirmeler sonucunda tüm gruplarda ozon terapi grubunda istatistiksel olarak anlamlı fark yaratacak sonuçlar elde edilmiştir. Lazer grubunda (DDLT) tüm parametrelerde kontrol grubuna göre ufak bir artış gözlenmekle birlikte istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilememiştir.

Diyod lazerLazer tedavisiOzon+4
Yusuf Yuca
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda siyatik sinirin ezilme yaralanması sonrası yüksek yoğunluklu lazer biyostimülasyon tedavisinin rejeneratif etkilerinin değerlendirilmesi

Maksillofasiyal bölgede yapılan cerrahi işlemler sonucu oluşabilecek komplikasyonlarda; periferik veya santral sinir sistemi yaralanmasına bağlı sinirlerde fonksiyon kaybı, parestezi, hipoestezi, nöropatik ağrılar gibi nörosensöryel bozukluklar izlenebilmektedir. Oluşan hasarın şekli ve bulunduğu bölgeye göre tedaviye başlama zamanını değişmektedir. Tedavi yöntemi olarak invaziv, noninvaziv ve konvansiyonel tedaviler uygulanmaktadır. Periferal veya santral sinir sisteminin dejeneratif ve travmatik zedelenmesi sonrasındaki bir çok tedavi metodu uygulanarak sinirin rejeneratif etkisi gösterildiğine dair çalışmalar bulunmakla birlikte, yüksek yoğunluklu lazer tedavisi ile ilgili literatürlerde herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Tüm ratların sol siyatik sinirleri cerrahi klemp ile 30 sn ezilerek sinir hasarı oluşturuldu. Siyatik sinirin ezilme yaralanmalarını takiben, otuz üç sıçan rastgele olarak kontrol, düşük yoğunluklu lazer tedavisi (DYLT) ve yüksek yoğunluklu lazer tedavisi (YYLT) olarak üç gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki sıçanların yaralanan siyatik siniri spontan iyileşmeye bırakılırken, YYLT (120J/seans ve 1024 nm dalga boyu) ve DYLT (2.4J/seans ve 650 nm) ameliyattan hemen sonra başlanıldı ve tedavi süresince 3 günde bir uygulandı. Ameliyat sonrası dönemde siyatik fonksiyonel indeks(SFİ), elektrofizyolojik değerlendirmeler ve histomorfometrik değerlendirmeler ile rejenerasyon durumu araştırıldı. 23 günlük iyileşme periyodunda, SFİ skorunda YYLT grubunun kontrol grubuna göre istatiksel anlamlık mevcuttken (p=,012), kontrol-DYLT (p=,270) ve YYLT-DYLT(p=,473) arasında istatiksel fark olmadığı görüldü. 30 günlük iyileşme periyodu sonunda YYLT grubu kontrol ve DYLT gruplarına göre anlamlı derecede daha iyi SFİ skorları kaydedildi. (p=,000, p=,002) DYLT-Kontrol grupları arasında istatiksel olarak fark yoktu. (p=,419) Elektrofizyolojik değerlendirmede, amplitüt değerlerinde üç grup arasında istatiksel anlamlık bulunmamıştır. (p>0,05) Latans ve süre değerlerinde YYLT grubunun DYLT (p=,002, p=,014) ve kontrol (p=,003, p=,000) grubuna göre istatiksel anlamlılık mevcutken, DYLT-kontrol (p=1.000, p=,162) arasında istatiksel olarak fark yoktu. Histolojik değerlendirmede, schwann hücre sayısı LLLT grubunun kontrol (p=,003) ve YYLT (p=,048) grubuna göre anlamlı derecede fazla olduğu ancak YYLT- kontrol (p=,59) grubunda istatiksel olarak fark olmağını ortaya koydu. G-ratio değerlendirilmesinde, YYLT grubunda, 0,55-0,69 aralığına sahip sinir liflerinin sayısı diğer gruplara göre yüksek çıkmıştır. Fonksiyonel, histomorfometrik ve elektrofizyolojik araştırmalara göre YYLT, ezilme yaralanması sonrası periferik sinir rejenerasyonunda DYLT'den daha iyi sonuçlar ortaya koydu. Bu sonuçla YYLT, periferik sinir rejenerasyonu sırasında daha yüksek penetrasyon derinliği ve etkinliği açısından DYLT'den daha üstün görünmektedir.

Hayvan deneyleriLazer tedavisiPeriferik sinir hasarları+3
Kemal Atakan Bayburt
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinde Nd:YAG ve diyot lazerin postoperatif ağrı üzerine etkisi

Bu çalışmada kök kanal tedavisinde Nd:YAG ve 940 nm diyot lazerin postoperatif ağrı üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. İn vivo şartlarda yürütülen bu çalışma önceden belirlenen kriterlere uygun kök kanal tedavisi gereksinimi olan 102 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. Hastalar rastgele üç gruba ayrılmıştır. Kontrol grubundaki hastaların kök kanalları rotary enstrümanlar ve pasif step-back tekniğinin kombinasyonu kullanılarak genişletilmiş ve % 2.5'luk NaOCI ile irrige edilmiştir. Kontrol grubundaki protokole ek olarak ikinci grupta kök kanallarına Nd:YAG lazer, üçüncü grupta ise diyot lazer uygulanmıştır. Kanalların tamamı gutta perka ve kanal dolgu patı ile lateral kondensasyon tekniğine göre doldurulmuştur. Hastalardan Görsel Analog Skalası ile endodontik tedavinin ardından 12., 24., 48. ve 72. saatlerde hissettikleri postoperatif ağrı seviyelerini belirlemeleri istenmiştir. Sonuçta üç grup arasında ağrı insidansı yönünden anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05).

AğrıAğrı-postoperatifKök kanal tedavisi+2
Fatma Tunç
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Gingivektomi sonrası düşük doz lazer uygulamasının yara iyileşmesine etkisinin incelenmesi

Lazerler diş hekimliğinde 1980'lerden günümüze kadar kullanılmasına rağmen, lazer biostimülasyonu olarak da bilinen düşük doz lazer tedavisinin periodontoloji de kullanımı çok yaygın değildir. Bu split mouth tek kör kontrollü klinik çalışmanın amacı 980 nm dalga boyundaki düşük doz diyot lazerin gingivektomi sonrası yara iyileşmesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Maksiller veya mandibular anterior bölgede simetrik olarak en az 6 dişin etkilendiği kronik enflamatuar dişeti büyümesi olan 20 sistemik olarak sağlıklı hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların periodontal muayenesinde sondalama derinliği (SD), gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ) ve klinik ataçman seviyesi (KAS) başlangıçta, ve tedaviden sonra 1. ayda kaydedilmiştir. Periodontal muayeneleri tamamlandıktan 1 hafta sonra hastalara diş yüzey temizliği yapılmıştır. Gingivektomi ve gingivoplasti cerrahisine karar verilen hastalara randevu verildi ve randevu zamanında tüm hastaların cerrahi işlemleri yapılmıştır. Çalışmamız splint-mount olarak değerlendirildiğinden lazer uygulanacak taraf yazı tura atılarak belirlendi ve uygulamanın yapılmayacak alanı lazer ışığından korumak için en az 5 mm kalınlığında silikondan bir aparat yapıldı. Lazer uygulanacak alana 0.,1.,3. ve 7.günlerde total 4 J/cm2 olacak şekilde 980 nm düşük doz lazer uygulanmıştır. Tüm hastalardan 0., 3., 7. ve 15. günlerde cerrahi alan mira-2-tone boyası ile boyandı ve fotoğrafları çekilmiş olup Image J programında değerlendirilmiştir. Klinik, yara iyileşmesi ve VAS bulguların sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluk kontrolünde Kolmogorov Smirnov testi kullanılmıştır. 2 bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında Willcoxen testi, ikiden fazla bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında Friedman testi kullanılmıştır. Tedavi sonrasında SD, KAS, Pİ, Gİ, VAS ve yara iyileşmesi verilerinde gruplar arası karşılaştırmalarda istatiksel olarak anlamlı bir farklılık mevcut değil iken VAS'da 3. ve 7. günlerde daha düşük medyan değerleri elde edildi. Bu çalışma sonrasında gingivektomi ve gingivoplasti sonrası 980 nm düşük doz diyot lazer kullanımının klinik parametreler üzerine pozitif etkisi olduğu düşünülmektedir.

Cerrahi-oralGingivaGingivektomi+4
Yüksel Kıran
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliği

Servikal Disk Hernisine Bağlı Akut Boyun Ağrısında Düşük Doz Lazer Tedavisinin Etkinliği Amaç: Bu çalışmada amaç, servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliğini araştırmaktı. Dizayn: Çift kör, randomize, plasebo kontrollü çalışma. Gereç ve Yöntem: Mart 2012-Mayıs 2013 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Balcalı Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine boyun ve/veya tek taraflı üst ekstremite ağrısıyla başvuran 230 hasta değerlendirildi. Kriterleri karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 60 hasta 2 gruba ayrıldı. ?. gruba (n:30) DDLT, ?. gruba (n:30) sham lazer tedavisi haftada 5 gün, 3 hafta süreyle toplam 15 seans uygulandı. DDLT 904 nm dalga boyunda GaAs lazer cihazı ile transforaminal olarak 6 noktaya, her bir noktaya 120 sn süreyle, 2 J/cm² yoğunlukta, total doz 12 J, prob ciltle sabit temasta tutularak uygulandı. Hastalar tedavi öncesi ve 3 haftalık tedavi sonrasında değerlendirildi. Hastalarda vizüel analog skala (VAS) ile ağrı şiddeti, Boyun Ağrı ve Özür Skalası (Neck Pain and Disability Scale) ve yaşam kalitesi değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında tedavi sonrasında boyun, kol ve gece ağrısı şiddeti, NPDS ve SF-36 skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: DDLT kısa vadede disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında plaseboya üstün değildir. Anahtar Sözcükler: Düşük Doz Lazer Tedavisi (DDLT), akut boyun ağrısı, servikal disk hernisi

AğrıBoyunLazer tedavisi+3
Hazan Şahan Buko
Çukurova University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Diabetes mellitus hastalarında tüm ağız diş yüzeyi temizliği tedavisine ek olarak uygulanan düşük doz lazer tedavisinin olası ek faydalarının değerlendirilmesi

Amaç: Düşük doz lazer tedavisi (DDLT) iyileşmeyi hızlandırıcı ve arttırıcı etkisi ile sert ve yumuşak doku yaralanmalarının tedavilerinde kullanılan güncel bir yöntemdir. Bu çalışmada, kronik periodontitisli (KP) tip 2 Diabetes Mellitus (DM) hastalarında cerrahisiz periodontal tedaviye ek olarak uygulanan DDLT'nin olası ek faydalarının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Split mouth planlanan klinik çalışmamıza 22 KP'li tip 2 DM hastası dahil edilmiştir. Hastaların periodontal muayenesinde sondalama cep derinliği (SCD), gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ) ve klinik ataçman seviyesi (KAS) başlangıçta, tedaviden sonra 1., 3. ve 6. ayda kaydedilmiştir. Dişeti oluğu sıvısı (DOS) örnekleri ise başlangıçta, tedaviden sonra 1. hafta, 1. 3. ve 6. ayda alınmıştır. Kontrol bölgesine sadece cerrahisiz periodontal tedavi uygulandı, lazer bölgesine cerrahisiz periodontal tedaviye ek olarak DDLT uygulandı. Cerrahisiz periodontal tedavi sonrasında lazer uygulanacak bölge rastgele belirlenmiş ve başlangıçta, tedaviden sonra 1. 3. ve 7. günlerde enerji yoğunluğu 7.64 J/cm2 olacak şekilde DDLT uygulanmıştır. Klinik ve laboratuar bulgularının grup içi karşılaştırılmalarında 'Tekrarlayan ölçümlü varyans analizi' kullanılırken, gruplar arası karşılaştırmalarında 'Eşleştirilmiş T testi' kullanıldı. Bulgular: Tedavi sonrasında lazer bölgesinde kontrol bölgesine göre; SCD verilerinde 3. ve 6.ayda, Gİ verilerinde 3. ve 6. ayda, KAS verilerinde 6. ayda, DOSh verilerinde 1. 3. ve 6. ayda ve IL-1β verilerinde 3.ay anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Pİ verilerinde ise istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sonuç: Bu çalışma sonrasında DM hastalarında cerrahisiz periodontal tedaviye ek 980 nm DDLT kullanımının klinik ve biyokimyasal parametreler üzerine pozitif etkisi olduğu düşünülmektedir.

Diabetes mellitusDişlerGingival oluk sıvı+4
Seda Sevinç Özberk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt ekstremite yetmezlik tedavisinde EVLA ve EVLA ile eş zamanlı skleroterapinin erken dönem semptom ve komplikasyonlara etkisi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız kliniğimizde alt ekstremite venöz yetmezliği nedeniyle tedavi edilen ve iki ayrı tedavi yöntemi (tek başına EVLA ve EVLA ile eş zamanlı köpük skleroterapisi) seçilen hastalarda bu iki yöntemin erken dönem işlem başarısı, gözlenen erken dönem semptom ve komplikasyonlar, hasta memnuniyeti üzerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 26 Ocak-15 Ağustos 2012 tarihleri arasında trunkal yetmezlik tanısı konularak EVLA (grup 1) ve EVLA ile eş zamanlı köpük skleroterapi (grup 2) uygulanan 3 aylık takipleri yapılan yaşları 14-80 arasında değişen, 40 erkek 65 kadın olmak üzere toplam 105 hasta dahil edildi. Otuzsekiz hastada bilateral olmak üzere 143 ekstremitenin 73'üne sadece EVLA, 70'ine EVLA ile eş zamanlı köpük skleroterapi uygulandı. Hastaya bağlı faktörler (yaş, cinsiyet, BMI), anatomik ve klinik değerlendirmeler (CEAP, VCSS, VAS, HŞS) ve RDUS parametreleri kullanıldı. Hastalar 1. haftada klinik ve RDUS ile değerlendirildi. Birinci ay kontrolünde yalnızca klinik değerlendirme yapıldı. Üçüncü ayda klinik değerlendirme ve RDUS inceleme yapıldı, VCSS HŞS ve CEAP değerlendirilmesi tekrar edildi. Bulgular: Üçüncü ay kontrolünde her iki grubta birer toplam 2 ekstremitede rekanalizasyon izlendi, 141 (% 98,6) trunkal ven total oklüze idi. Grup 1'de ilk ay % 15 oranında rezidiv varis görülürken grup 2'de %19 oranında saptandı ve skleroterapi uygulandı. Hasta yaşı, BMI ve uygulanan tümesan miktarı, tedavi edilen damar sayısına bakılmaksızın grup 1 ve grup 2'de tedavi sonrası ağrı skorları açısından farklılık saptanmadı. Birinci hafta kontrollerinde grup 1'de hastaların % 63'ünde, grup 2'de %67,1'inde ekimoz gelişti. İşlem sonrası ekimoz gelişimi açısından istatiksel olarak iki grup arasında anlamlı fark yoktu (p=0,613). Üçüncü ay kontrolünde grup 1'de parestezi 2 (%2,7) ekstremitede saptanırken, grup 2'de gözlenmedi. Skleroterapiye sekonder hiperpigmentasyon grup 2'de 7 ekstremitede (%4,9) mevcuttu. Major komplikasyon olarak derin ven trombozu grup 2'de 1 ekstremitede (%1,4) izlendi. Üçüncü ay takibinde tekrarlanan VCSS, HŞS ve CEAP değerlendirmelerinde tedavi öncesine göre her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı düşme saptandı. Sonuç: Tek başına EVLA yapılanlarla EVLA ve eş zamanlı köpük skleroterapi yapılanlar arasında işlem sonrası ağrı, rezidiv varis ve diğer semptomlar açısından anlamlı fark oluşmamaktadır. Buna karşı EVLA ve eş zamanlı skleroterapi hiperpigmentasyon ve DVT riskini arttırmaktadır. Bu nedenle EVLA yapılması gereken hastalarda skleroterapinin daha geç dönemde yapılması daha uygun olacaktır.

AblasyonBacakKomplikasyonlar+4
Melahat Poyraz
Çukurova University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Alt çeneyi önde konumlandıran ağız içi fonksiyonel aparey ile birlikte düşük doz lazer tedavisinin diyabetik ratların alt çene kondilinde oluşturduğu etkilerin incelenmesi

Mandibular retruzyona bağlı Sınıf II malokluzyonlar, mandibulanın öne büyümesini hızlandıran ve kondiler büyümeyi uyaran fonksiyonel apareylerin kullanımıyla tedavi edilebilir. Bu süreç, kemik ve mineral metabolizmasında değişikliklere neden olan Tip 1 Diabetes Mellitus tarafından bozulabilir. Bu çalışmanın amacı, düşük doz lazer terapisiyle birlikte fonksiyonel apareylerin tedavi sırasında kullanımının, Tip 1 Diabetes Mellitus vakalarında kondiller cevaba etkilerinin değerlendirilmesidir. Ağırlıkları 210 ile 250 gr arasında olan 65 rat, rastgele 7 gruba ayrıldı. Grup 1 (n=5) kontrol grubu, Grup 2, 4, 5, 6 ve 7 ise fonksiyonel aparey uygulanan gruplardır. Grup 3, 4, 5, 6 ve 7 de Strepdozocin(STZ) uygulanmasıyla diyabet oluşturuldu. Grup 5 ve 7, insulin ile kontrol altına alındı. Grup 6 ve 7'ye ise 8 J/cm2 düşük doz lazer uygulandı. 4 hafta sonra, mandibular kondilde yeni kemik yapımı ve kondiller kıkırdak kalınlığını incelemek için histomorfometrik analizler yapıldı. Diyabetik grup ile tedavi grupları arasında önemli farklar varken, kontrol grubu ve diyabetik gruplar (Grup 3 hariç) arasında önemli fark bulunamadı. Sağlıklı ve insülinle tedavi edilen gruplarda aparey kullanımının, tüm kıkırdak tabaka kalınlığı ve yeni kemik oluşumu parametreleri üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Lazer uygulamasının, yalnız insülinle tedavi edilen grupta istatistiksel olarak anlamlı değişikliğe sebep olduğu görüldü. Sonuç olarak; fonksiyonel apareylerin sağlıklı ve insülin tedavisiyle kontrol altına alınmış olan Diabetes Mellitus vakalarında daha etkili olduğu ve lazer terapisinin tedavi altındaki Diabetes Mellitus'ta remodelling sürecinin stimulasyonu için fayda sağlayabileceği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Fonksiyonel apareyler, Lazer terapisi, Mandibular ilerletme, Mandibular kondil, Tip 1 diabetes mellitus.

Diabetes mellitus-tip 1Lazer tedavisiMandibula+6
Zryan Jaza Hama Salıh
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda sagital suturdaki hızlı genişletme ile birlikte uygulanan düşük doz lazer terapisinin yeni kemik oluşumu ve relaps üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, sagital suturunda hızlı genişletme yapılmış ratlarda düşük doz lazer terapisinin, sutur bölgesinde yeni kemik oluşumuna ve relaps üzerine etkisini histolojik ve radyografik olarak incelemektir. Çalışmamızda kullanılan 36 adet 6-8 haftalık Wistar erkek ratta 100 gram kuvvet uygulayan bir ekspansiyon apareyi ile 7 gün ekspansiyon yapıldı. Daha sonra rast gele 3 gruba (kontrol, lazer + retansiyon, lazer ) ayrılan denklerden kontrol ve lazer + retansiyon grubuna bir retansiyon apareyi takılarak 7 gün retansiyon uygulandı. Lazer grubuna ise herhangi bir retansiyon apareyi uygulanmadı. Yedi günlük retansiyon sırasında lazer + retansiyon ve lazer grubuna düşük doz lazer terapisi uygulandı. 14. günün sonunda tüm gruplardaki deneklerin yarısı histolojik inceleme için sakrifiye edildi. Kontrol ve lazer + retansiyon grubundaki kalan deneklerin retansiyon apareyi çıkarıldı. Tüm denkler relaps için 7 gün bekletildi. 21. günün sonunda kalan tüm denekler sakrifiye edildi. Tüm deneklerden ekspansiyon öncesi (T0), ekspansiyon sonrası (T1), retansiyon sonrası (T2) ve relaps sonrası (T3) BT görüntüleri alındı. Histolojik incelemeler sonucunda, lazer + retansiyon ve laser grubunda osteoblast sayısında ve yeni kemik alanıdaki artış kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Radyografik incelemelerde, lazer + retansiyon grubunun relaps oranının kontrol ve lazer grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük olduğu bulundu. Bulgularımıza göre, hızlı genişletme sonrası, retansiyon protokolü ile birlikte uygulanan düşük doz lazer terapisi yeni kemik formasyonunu hızlandırarak retansiyon süresini kısaltabilir ve relaps oranını düşürebilir. Anahtar sözcükler: düşük doz lazer terapisi, hızlı genişletme, relaps, sagital genişletme, yeni kemik formasyonu

Alveolar kenar artırılmasıKemik rejenerasyonuKemik ve kemikler+4
Kadriye Ebru Ademci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Er:YAG, Er,Cr:YSGG lazerlerin ve konvasiyonel tekniğin kök kanallarındaki enterococcus faecalis ve candida albicans üzerine antibakteriyel etkilerinin karşılaştırılması

Endodontik tedavide kök kanal sisteminin mikroorganizmalardan tamamen arındırılması amaçlanmaktadır. Günümüzde kemomekanik preparasyonda kullanılan irrigasyon ajanları, ideal özellikleri taşımadığından, son yıllarda başka irrigasyon ajanlarının ve tekniklerin araştırılması güncel konular arasında yer almıştır. Bu çalışmadaki amaç, kök kanal dezenfeksiyonu için alternatif bir yöntem olarak gösterilen lazer sistemlerinden Er,Cr:YSGG ve Er:YAG lazerlerin Enterococcus faecalis (E. faecalis) ve Candida albicans (C. albicans) üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin NaOCl'le karşılaştırılması ve kök kanal sistemlerinin dezenfeksiyonundaki etkinliklerinin değerlendirilmesidir. Çalışmada 140 adet tek köklü ve tek kanallı insan alt küçük azı dişi kullanıldı. Örnekler prepare edildikten sonra steril edilip 2 gruba ayrıldı. Grup 1'deki kök kanalları E. faecalis, Grup 2'deki kök kanalları C. albicans ile kontamine edildi. Negatif kontrol grubu hariç, herbir örneğin kök kanalına 105 cfu/ml miktarında mikroorganizma ekimi yapılarak standardilizasyon sağlandı. Tüm örnekler 4 hafta inkübasyonun ardından rastgele 10 gruba ayrıldı; Grup 1A: Er,Cr:YSGG lazer grubu (2 W, 20 Hz, 25 mj % 25 su, % 35 hava, 12 sn, 4 tekrar), Grup 1B: Er:YAG lazer (0.8 W, 20 Hz, 40 mj, 5 sn, 5 tekrar), Grup1C: % 5 NaOCl grubu (7 ml, 2 dk), Grup 1D: pozitif kontrol grubu, Grup 1E: negatif kontrol grubu, Grup 2A: Er,Cr:YSGG lazer grubu (2 W, 20 Hz, 25 mj, % 25 su, % 35 hava, 12 sn, 4 tekrar), Grup 2B: Er:YAG lazer (0.8 W, 20 Hz, 40 mj, 5 sn, 5 tekrar), Grup 2C: % 5 NaOCl grubu (7 ml, 2 dk), Grup 2D: pozitif kontrol grubu, Grup 2E: negatif kontrol grubu. Dezenfeksiyon işlemlerinin ardından tüm örneklerden hem anında hem de 4 hafta inkübasyon sonrasında kültür alınarak cfu/ml değerleri belirlendi. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, hem Er:YAG lazer hem de NaOCl gruplarında dezenfeksiyon işleminin ardından kök kanallarından elde edilen mikroorganizma sayılarında azalma anlamlıdır (p<0,05). Er,Cr:YSGG lazer grubunda ise bakteriyel azalma anlamlı değildir (p>0,05). 2 W çıkış gücünde Er,Cr:YSGG lazerin E. faecalis ve C. albicans üzerindeki antimikrobiyal etkinliği NaOCl kadar anlamlı bulunamamıştır. Er:YAG lazerin NaOCl ile birlikte kullanılmasının konvansiyonel methoda kıyasla E. faecalis ve C. albicans eliminasyonunda başarı oranını artırmaya yardımcı bir yöntem olabileceği düşünülmektedir.

Antibakteriyel ajanlarCandida albicansDental pulpa boşluğu+5
Mehtap Zorlu Gölge
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt ekstremite perforan ven yetmezliğinde endovenöz lazer ablasyon tedavisinin etkinliği

Amaç: Çalışmamızda büyük safen ven yetmezliğine göre daha nadir saptanan perforan ven yetmezliğinde endovenöz lazer ablasyon (EVLA) tedavisinin etkinliği araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Eylül 2009 – Mayıs 2013 tarihleri arasında alt ekstremite perforan ven yetmezliği tanısı konulan yaşları 31-69 (ortalama 46,49+10,32), ağırlıkları 52-99 (ortalama 74,89±12,3) arasında, 12'si erkek, 23'ü kadın 35 hastada, 40 ekstremitede, 40 perforan vene EVLA işlemi yapıldı. Perforan ven yetmezliğine eşlik eden variköz venlere eş zamanlı veya geç dönemde % 1-3 konsantrasyon polidokanol ile köpük skleroterapisi yapıldı. Tanı klinik muayene ve RDUS ile konuldu. Bulguların analizinde; venöz klinik şiddet skorlaması (VCSS), vizuel analog skala (VAS) ve klinik-etyolojik-anatomik-patofizyolojik (CEAP) sınıflama sistemi kullanıldı. Takip klinik ve RDUS ile ilk altı ay içinde yapıldı. Daha sonrası için yıllık takipler planlandı. Bulgular: EVLA yapılan 40 perforan venin bir tanesinde işlem esnasında parsiyel trombüs oluşumu sağlanabilmiş olup diğer 39 perforan vende tam trombüs oluşumuyla %97,5 teknik başarı sağlanmıştır. EVLA işlemi uygulanan 40 perforan venin ilk 6 ay takiplerinde 9 perforan vende (%22,5) rekanalizasyon saptanarak, primer başarı oranın %77,5 olduğu gözlendi. Rekanalizasyon gözlenen 9 perforan venin 5'ine tekrar EVLA işlemi uygulandı ve 1'inde tekrar rekanalizasyon geliştiği gözlendi. Tekrar EVLA işlemi sonrası sekonder işlem başarısı oranı % 87,5 olarak saptandı. İşlem sonrası ilk 6 ay kontrollerinde CEAP, VKŞS ve VAS'daki değişiklik istatistiksel olarak anlamlıydı (Wilcoxon Signed Ranks Test, p < 0,005). İki hastada (%5) giriş yerinde geçici hafif ekimozlar ve ağrı dışında majör veya minör komplikasyon saptanmadı. Sonuç: Alt ekstremite perforan ven yetmezliğinde EVLA yetkin ve tecrübeli kişilerce yapıldığında, minimal invazif, etkili, kolay uygulanabilir, iyi tolere edilebilen, düşük komplikasyon oranlarına sahip, kolay tekrar edilebilen, özellikle venöz ülser gelişmemiş ve kozmetik beklentisi yüksek hasta gruplarında SEPS gibi cerrahi yöntemlerin yerini alabilecek bir tedavi yöntemidir.

AblasyonBacakLazer tedavisi+2
Fahrettin Güngördü
Çukurova University
2014
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Miyofasyal ağrı sendromlu hastalarda oklüzal splint ve düşük doz lazer tedavisinin termografik olarak değerlendirilmesi

Miyofasyal ağrı sendromu (MAS), TME hastalıkları (TMD) içinde en fazla karşılaşılan rahatsızlıklar arasında yer almaktadır. MAS tedavisi genellikle konservatif yöntemlerle, özellikle oklüzal stabilizasyon splintleri kullanılarak yapılmaktadır. Bu çalışma, miyofasyal ağrılı hastalarda oklüzal splint ve düşük doz lazer tedavilerinin klinik ve termografik olarak karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya 20 hasta dâhil edildilerek, bu hastalar iki gruba ayrıldı. Bir grupta ki hastalara stabilizasyon splint tedavisi uygulanırken, diğer gruptaki hastalara düşük doz lazer tedavisi (DDLT) uygulandı. Klinik olarak hastaların tedavi öncesi ve sonrası ağrı düzeyleri, kas hassasiyetleri ve termografik değişiklikler kaydedilerek, elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Çalışmada iki grupta da önemli termografik değişikliklerin olduğu, kas hassasiyeti ve ağrının önemli derecede azaldığı, bununla birlikte palpasyona hassasiyet ve ağrı düzeyleri açısından iki grup arasında önemli bir fark olmadığı, ancak masseter kasların bazı bölgelerinde termografik ısı değerlerinin DDLT grubunda daha düşük olduğu ve iki grup arasında istatistiksel olarak önemli bir fark olduğu saptandı. Sonuç olarak her iki tedavi yönteminin de miyofasyal ağrı sendromlu hastaların tedavisinde etkili olduğu, ancak termografik veriler göz önünde bulundurulduğunda DDLT uygulamasının daha avantajlı bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır.

AtellerKonservatif tedaviLazer tedavisi+4
Taygun Altındiş
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromu tedavisinde yüksek yoğunluklu lazer tedavisi (HILT), ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) ve transkutanöz elektriksel sinir uyarımı tedavisi (TENS) etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç: Daha önce yapılmış çalışmalar ile karpal tünel sendromu (KTS) tedavisinde yüksek yoğunluklu lazer tedavisi (HILT), ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) ve transkutanöz elektriksel sinir uyarımı tedavisi (TENS) etkinliği araştırılmıştır. Bu fizyoterapi ajanlarının her birinin ayrı ayrı etkili olduğu gösterilmiştir. Ancak yaptığımız literatür taramalarında KTS hastalarında HILT, ESWT ve TENS'in etkinliklerinin karşılaştırıldığı çalışmaya rastlamadık. Bu çalışmada KTS tedavisinde HILT, ESWT ve TENS'in etkinliklerinin karşılaştırılmasını amaçladık. Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniğine Mayıs 2015 ile Ekim 2015 tarihleri arasında tedavi için başvuran ve KTS tanısı almış 54 hasta, 90 el alınmıştır. Poliklinik başvuru sırasına göre hastalar randomize edilerek, 30'ar el HILT, ESWT ve TENS tedavisine alınarak 3 grup oluşmuştur. Bilateral KTS'si olan hastaların her iki eli aynı tedavi grubuna alındı, ancak değerlendirmeler her iki el için ayrı ayrı yapıldı. Hastalara tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 2. ay falen testi, ters falen testi ve tinel testleri yapıldı ve boston karpal tünel sorgulama anketi (BKTSA), vizüel analog skala (VAS) ağrı/uyuşukluk gece-gündüz, hasta memnuniyeti ölçeği (PEM) uygulandı. El kavrama gücü ve parmak kavrama gücü ölçümleri yapıldı. Hastalara tedavi öncesi ve tedavi sonrası 2. ayda elektromyelografi (EMG) çekildi ve median sinir motor-duyusal distal latans ve iletim hızı kaydedildi. Bulgular: Tedavi grupları birbiriyle karşılaştırıldığında değerlendirilen klinik bulgular, ölçekler ve elektronörofizyolojik parametreler bakımından istatistiksel anlamlı farklılık sapatanmadı (p>0.05). Gruplar kendi içinde tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 2.ay olarak karşılaştırıldığında falen testi, ters falen testi, el kavrama gücü, parmak kavrama gücü, VAS gündüz/gece ağrı/uyuşukluk ölçeği, BKTSA fonksiyonel skalası, semptom skalası ve PEM ölçeğinde istatistiksel anlamlı iyileşme saptandı. Gruplar kendi içinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası 2.ay EMG bulguları açısından karşılaştırıldığında sadece HILT ve TENS grubunda median sinir duysal distal latansta (mSDL), ESWT grubunda ise median sinir motor iletim hızında (mMNCV) anlamlı farklılık görülmüştür. Sonuç: Çalışmamızda KTS tedavisinde HILT, ESWT ve TENS etkinlikleri karşılaştırıldığında, birinin diğerine üstünlüğü bulunmamıştır. Her bir tedavinin KTS'de etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi yöntemlerinin etkinliklerini karşılaştıracak daha geniş hasta sayısını içeren ve daha uzun takip süreli, randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Karpal tünel sendromu, yüksek yoğunluklu lazer tedavisi, ekstrakorporeal şok dalga tedavisi, transkutanöz eletriksel sinir uyarımı tedavisi

ESWTFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+3
Yasemin Demir
Gaziantep University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fonksiyonel mandibular ilerletme apareyi kullanılan sıçanlarda sistemik üzüm çekirdeği ekstresi ve mezenkimal kök hücre kullanımı ile düşük doz lokal lazer uygulamasının damar ve yeni kemik oluşumu açısından kondil histolojisine etkisi

İskeletsel Sınıf II maloklüzyonların fonksiyonel tedavisi ile glenoid fossa ve kondilde büyüme elde edilebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda alt çeneyi önde konumlandıran fonksiyonel apareyler ile birlikte uygulanan üzüm çekirdeği ekstresi (ÜÇE), mezenkimal kök hücre (MKH) ve düşük doz lazer terapisinin (DDLT), kondil bölgesindeki damarlanmaya ve yeni kemik oluşumuna etkilerinin incelenmesidir. Çalışma, ağırlıkları 250±50 gram olan, rastgele 8 gruba ayrılan 45 adet Wistar erkek sıçandan oluşmaktadır. Grup 1 (n=3) Kontrol grubu hariç, tüm gruplara (n=6) fonksiyonel aparey uygulanmıştır. Grup 2, sadece aparey uygulanan grup; Grup 3, apareye ek olarak sadece 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 4, sadece 8 J/cm2 DDLT; Grup 5, DDLT ve 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 6, 1x106 hücre / 100 ul besiyeri MKH ve 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 7, DDLT ve MKH; Grup 8 ise, DDLT ile MKH ve ÜÇE uygulanan gruptur. 4 haftalık deneyin sonunda kondil kesitlerini immunohistokimyasal olarak değerlendirmek için yeni kemik oluşumu, yeni damar oluşumu, yeni osteoblast yapımı, osteonektin, VEGF, Tip II kollajen ve STRO-1 belirteçleri kullanılmıştır. Aparey kullanımı ile birlikte bütün parametrelerde önemli bir artış olduğu bulunmuş ve en fazla artış ise ÜÇE, lazer ve MKH'nin birarada kullanılmasıyla elde edilmiştir. MKH, uygulanan bütün gruplarda ölçülen parametreler lazer ve ÜÇE uygulamalarına göre daha fazla artış göstermiştir. Sonuç olarak, özellikle kök hücre olmak üzere, DDLT ve ÜÇE uygulamalarının Tip II kollajen oluşumunu, osteoblast farklılaşmasını ve yeni kemik oluşumunu daha fazla sağladığı tespit edilmiştir.

Bitki özütüDental aygıtlarKök hücreler+5
Merve Nur Eğlenen
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Onikomikozis tedavisinde ND:Yag lazer etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Onikomikoz en sık tanı konulan tırnak hastalığı olup, tırnak plağı ve subungual alanın tutulduğu bir fungal enfeksiyondur. Subungual hiperkeratoz, trakionişi, onikoliz, diskolorasyon ve kırılganlık artışı gibi klinik belirtilerle seyreder. Onikomikozda uygulanan çok sayıda tedavi yöntemi bulunmaktadır Onikomikoz tedavisinde kullanılan topikal antifungal ajanların tedavi başarıları düşüktür. Sistemik antifungal tedavi daha etkilidir ancak uzun süre verilmeleri gerektiğinde hasta uyumunun zorlaşması, hepatik ve renal toksisite riski, ilaç etkileşimleri gibi yan etkilere sahiptir. Bu durum daha etkili monoterapilere ya da mevcut tedavilere yardımcı bir yönteme ihtiyacı artırmaktadır. Non-farmakolojik tedavi olarak son yıllarda UV terapi, fotodinamik tedavi ve lazer cihazları ile tedavi onikomikozda kullanılmaktadır. Biz de bu çalışmamızda onikomikozlu hastaları tedavi etmek için 1064-nm long-pulsed (uzun atımlı) Nd:YAG lazerin etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Standart KOH ve 24 saatlik KOH testlerinin en az birinin pozitif olduğu klinik ve mikolojik tanılı 25 erkek, 25 kadın toplam 50 hasta tedaviye alındı. Olguların yaş ortalaması 38,98±13,50 idi. Duetto MT EVO uzun atımlı 1064 nm Nd:YAG lazer cihazı kullanıldı. Hastalar 4 hafta arayla toplam 3 seans tedavi edildi. 4 mm uygulama genişliği (spot size), 13 milisaniye atım süresi (pulse duration), 1 Hz tekrarlama hızı (repetation rate), 40 joule/cm2 (fluence) standart dozunda Nd:YAG lazer tedavisi uygulandı. Soğutucu sprey, jel, analjezik ve topikal anestezik kullanılmadı. Tedavi bitiminden 1 ay sonra hastalara standart KOH ve 24 saatlik KOH testleri tekrar uygulandı. Tedavi öncesi ve tedavi bitiminden 1 ay sonraki KOH pozitiflikleri istatistiksel olarak karşılaştırılarak tedavi etkinliği değerlendirildi. Bulgular: Tedaviden 1 ay sonra 4 hastada (%8) KOH testi negatif bulundu. 46 hastada (%92) ise KOH testi pozitif bulundu. Sonuç olarak tedavi sonrası KOH testi ile tedavi öncesi KOH testi pozitiflikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmemiştir (p=0,736). Hastalarda tedaviye ait hiçbir yan etki gözlenmedi. Sonuç: Bu çalışmada tedavi etkinliğini %8 olarak bulduk. Nd:YAG lazer'in bu parametrelerle uygulandığında onikomikoz için etkin bir tedavi seçeneği olarak kullanılamayacağı görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: Nd:YAG lazer, tedavi, onikomikozis

Lazer tedavisiLazerlerNeodmiyum YAG lazer+2
Serkan Düzayak
Gaziantep University
2017
00

Related subjects