Bacak

Bu konu başlığı altında 58 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Futbolcularda bilateral kuvvet ve denge imbalansının baskın bacağa dayalı olarak şut hızı ve isabetine etkisinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı futbolcularda bilateral kuvvet ve dengenin şutun hızı ve isabeti üzerine etkileri ile bu etkilerin sağ ve sol baskın bacaklı futbolcularda fark yaratıp yaratmadığını araştırmaktır. Bu amaçla çalışmaya 34 sağ baskın bacak (SağBB) (yaş:21.12±1.85yıl) ve 23 sol baskın bacak (SolBB) (yaş:21.70±2.03yıl) amatör futbolcu gönüllü olarak katılmıştır. Yapılan testlerde izokinetik dinamometreyle futbolcuların baskın bacak (BB) ve baskın olmayan bacak (BOB) diz ekstansiyon ve fleksiyon haraketinde 60°.sn-1, 180°.sn-1 ve 300°.sn-1 açısal hızlarda sergilenen zirve torkları, sıçrama testleriyle tek ve çift bacak ile aktif sıçrama (AS), skuat sıçrama (SS) yükseklikleri, yatay sıçrama (YS) mesafeleri, kinestetik denge cihazıyla bilateral statik ve dinamik dengeleri, şut hızı ve isabeti, Wingate testiyle anaerobik güç ve kapasiteleri, T drill testiyle çeviklikleri, YO-YO IR testiyle indirek yolla maksimal oksijen tüketimleri belirlenmiştir. Gruplararası ve gurupiçi fark olup olmadığını belirlemek için T testi uygulanmıştır. Grupiçi test parametrelerinin birbiriyle ilişkili olup olmadığını belirlemek için Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Futbolcularda YS (p<0.05), 60°.sn-1 izokinetik kuvvet H/Q oranında (p<0.05) ve dinamik denge değerlerinde BOB'de (p<0.001), şut hızı ve isabeti açısından ise BB'de (p<0.01) istatistiksel anlamlı fark tespit edilmiştir. Şut ve kuvvet açısından sadece yatay sıçrama mesafesi ile gerek BB gerekse de BOB şut hızı arasında istatistiksel anlamlı pozitif ilişki (r=0.303 ve 0.450, p<0.05) tespit edilirken izokinetik kuvvet ile şut performansı arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır. Denge açısından ise destek bacağı ile BB şut isabeti performansı arasında pozitif yönde istatistiksel anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=0.451, p<0.01). Sağ ve SolBB'li futbolcular karşılaştırıldığında BB AS, BB 300°.sn-1 hamstrings zirve tork ve BB 60°.sn-1 H/Q oranında SağBB'li futbolcularda (p<0.05), BB statik denge, BOB dinamik denge ile BB şut isabeti açısından SolBB'li futbolcularda istatistiksel anlamlı fark (p<0.01) tespit edilmiştir. Sonuç olarak; futbolcularda yatay sıçramanın kuvvetle ilişkisine bağlı olarak şut hızını etkilediği, denge bakımından özelleşmenin dinamik dengede olduğu ve bunun şutun isabetine yansıdığı, SolBB'li futbolcuların SağBB'li futbolculardan daha yüksek denge kabiliyetine ve daha yüksek şut isabetine sahip oldukları belirlenmiştir. Bu sonuçlardan hareketle şut hızını arttırmak için pliyometrik antrenmanlarda yatay sıçramalara, şut isabetini geliştirmek için tek bacak denge ve proprioreseptif egzersizlere yer verilmesi, küçük yaşlardan itibaren her iki bacağın kullanılarak her iki hemisferin geliştirilmesi önerilmektedir.

BacakDengeFutbolcular+5
Mehmet Yıldız
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ekstremiteye yönelik variköz ven cerrahisi uygulanan yüzeyel ve derin venöz yetmezliği olan hastalarda variköz ven cerrahisinin derin venöz sistem yetmezliği üzerine olan etkisi

ÖZETAmaç: DVY toplumda oldukça sık görülen ve hastaların yaşam kalitesi üzerineolumsuz etkileri olan ciddi bir sağlık sorunudur. DVY'nin cerrahi tedavisi çok dahadüşük bir morbidite ile ve güvenle yapılabilirmi? Bu çalışmanın amacı, derin venözsisteme yönelik olarak doğrudan yapılan yüksek riskli müdahaleler yerine, yüzeyelvenöz sisteme yönelik olarak yapılan müdahale ile çok daha düşük riskle ve güvenleDVY'de iyileşme sağlanıp sağlanamayacağını incelemektir.Metot: Aralık 2007 ve Ekim 2011 tarihleri arasında Turgut Özal TıpMerkezi'nde 52 hastaya ait 56 alt ekstremiteye yüzeyel variköz ven cerrahisiuygulandı. Bu ekstremitelerin 31 tanesinde yapılan kontrol doppler sonucunda DVY'deazalma görüldü (Grup 1) ve diğer 25 ekstremitede ise DVY'de azalma görülmedi(Grup2). Hasta kayıtları retrospektif olarak incelenerek, iki grup verileri kıyaslandı.Sonuçlar: Grup 1' deki hastaların oranı (Derin venöz sistem yetmezliğindeazalma olan hasta grubu) tüm hasta grubunun %55,4' üne karşılık gelmekte idi. Opereedilen hastaların % 42,8' i bayandı ve cinsiyet ile derin venöz sistem yetmezliğindekiazalma oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişli saptanmadı (p=0,14). Grup Ive Grup II' deki hastalar, sigara içiciliği (p=0,650), hipertansiyon (p=0,493), eşlikeden hastalık (p=0,367), aile öyküsü (p=0,08), obesite (p=0,932) gibi eşlik eden klinikolarak anlamlı bir ilşki saptanmadı. Diabetes Mellituslu hasta sayısı (n=1) çok azolduğundan, DM açısından bir karşılaştırma yapılamadı.Sonuç: VSM strippingi ve variköz pake eksizyonu kombine yönteminin, derinvenöz sistem yetmezliği üzerine oldukça yüksek oranda iyileştirici etkisi olmaklaberaber, konu ile ilgili kesin kanıtlar ortaya koyabilmek için daha geniş çaplı prospektifrandomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: Derin venöz yetmezlik, Safen ven strippingi, Variköz pakeeksizyonu

BacakCerrahiSafen ven+3
Nevzat Polat
İnönü University
2012
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

12 haftalık eksantrik-pliometrik antrenman programının genç güreşçilerin vücut kompozisyonu, anaerobik performans, bacak kuvveti ve vücut yağ yüzdeleri üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı; 12 Haftalık Eksantrik-Pliometrik Antrenman Programının Genç Güreşçilerin Anaerobik Performans, Bacak kuvveti, Vücut Kompozisyonu ve Vücut Yağ Yüzdelerinin araştırılmasıdır. Bu araştırmada 15-19 yaş grubu 15'i denek, 15'i kontrol grubu olmak üzere 30 güreşçi çalışma evreni olarak belirlendi. Denek ve Kontrol grubu güreşçiler çalışmaya gönüllü olarak katıldı. Ölçümlere katılan denek ve kontrol grubu sporcuların antrenman programlarına bağlı olarak fizyolojik ve fiziksel parametrelerinin başarı oranlarında ki değişkenleri incelenmeye çalışılmıştır. Araştırmaya konu olan sporculardan demografik özellikler olarak Adı, Soyadı, D.tarihi, Boyu, Kilo, Yağ Ölçümleri (Biceps, Triceps, Subscabula, Subrailiac, Abdominal, Uyluk, Baldır, Göğüs), Çevre Ölçümleri (Baş, Omuz, Göğüs, Kol, Ön-kol, Karın, Kalça, Uyluk, Baldır), Ölçümlerde skinfold, kayan kaliper ve mezura kullanılmıştır. Durarak Uzun Atlama(cm). Dikey Sıçrama, El Pençe Kuvveti, Bacak kuvveti, Kalp atım sayısı, 20m. sürat koşusu, Vücut yağ yüzdelerinin hesaplanmasında Durnin Womerseley formülü uygulandı. Elde edilen veriler SPSS 17,00 programıyla Denek ve Kontrol grubu sporcular arasındaki farklılıkları belirlemede α=0.05 anlamlılık düzeyinde bağımsız iki grup için t-test uygulanmıştır. Ayrıca deneklerden alınan ölçümlerin standart sapmaları ve ortalamaları analiz edilerek değerlendirilmiştir. Sonuçların anlamlılık derecesi P<0,05-0,01 seviyelerinde kabul edilmiştir. Yapılan çalışmada antrenman sonrası Pliometrik antrenman programının güreşçilerin vücut kompozisyonlarında vücut yağ yüzdelerinin denek grubu lehine anlamlı derecede farklılıklar ortaya koyduğunu göstermiştir. Test sonuçları, denek ve kontrol grubu güreşçilerde antrenman programına bağlı olarak grupların fiziksel p<0.05 patlayıcı güç p<0.05 ve vücut yağ yüzdeleri arasında p<0.05 önemli farklar olduğunu gösterdi. Bu çalışmada elde edilen bulgular; antrenman programlarının genç güreşçilerin patlayıcı güç, kuvvet ve vücut yağ yüzdeleri üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Güreş, Antrenman, Vücut yağ oranı, Performans

AntrenmanBacakBireysel sporlar+7
Samet Şanslı
Kütahya Dumlupınar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diz üstü amputelerde vücut imajı algısının ve proteze uyumun kognitif performansa etkisi

Çalışmamızda amaç; diz üstü amputelerde vücut imajı algısının ve proteze olan uyumun, kognitif performansı nasıl etkilediğini incelemek, olası farklılıklara sebep olabilecek faktörleri ortaya koymaktı. Çalışmamıza Aralık 2016-Mart 2017 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi'nde takip edilen, yaş ortalaması 37,03±9,94 yıl ve amputasyon nedeni travma olan 30 erkek, 10 kadın toplamda 40 diz üstü ampute dahil edildi. Olguların sosyodemografik, amputasyona özgü ve protez kullanımına ilişkin bilgileri literatürdeki değerlendirmelerden yola çıkarak hazırlanan Genel Ampute Değerlendirme Anketi ile kaydedildi. Olguların vücut imajı algısı ve proteze olan uyumu ABIS (Ampute Vücut İmajı Ölçeği) ve TAPES (Trinity Amputasyon ve Protez Deneyim Ölçeği) ile değerlendirildi. Yaşam kalitesinin değerlendirilmesi NSP (Nottingham Sağlık Profili) ile yapıldı. MoCA (Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği) olguların bilişsel yeteneğini değerlendirmek amacıyla kullanıldı. Nöropsikolojik alt testler ambulasyon sırasında olgulara çift görev verme yöntemi ile uygulandı. İstatistiksel analiz için Windows tabanlı SPSS21 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alındı. Olguların amputasyon cerrahisini takiben geçen süre ortalama 12,68±9,41 yıl idi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin ortalama 10,6±8,38 yıldır diz üstü protez kullandıkları görüldü. Olguların %45'inin düzenli spor alışkanlıkları olduğu, %55'inin spor veya fiziksel aktivitelere katılmadığı bulundu. Olgular kullanılan protezin türüne göre incelendiğinde %50'sinin mikroişlemcili, %50'sinin ise hidrolik diz üstü protez kullandığı görüldü. ABIS ve TAPES I. kısım alt parametreleri ile kognitif performans arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). ABIS ile TAPES I. kısım alt parametreleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Vücut imajından duyulan memnuniyet ve proteze pozitif uyumun, yaşam kalitesini arttırdığı görüldü. Çalışmaya dahil edilen bireyler kullanılan protezin türüne göre 2 gruba ayrıldığında mikroişlemcili diz üstü protez kullananlar lehine ABIS, TAPES I. kısım, NSP ve kognitif performans değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Aynı değerlendirmeler bireylerin düzenli spor alışkanlıklarına göre incelendiğinde kognitif performans açısından düzenli spor yapanlarla yapmayanlar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar amputelerde vücut imajı algısının ve proteze uyumun, kognitif performansı etkileyebileceğini göstermektedir. Vücut imajı algısının düzenlenmesi ve psikososyal uyumun ampute rehabilitasyon programlarına ilave edilmesiyle, amputenin edinilen özüre uyum sağlama, protezini başarılı bir şekilde kullanma ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığın devamı için gerekli olan dikkat, bellek, oryantasyon gibi bilişsel fonksiyonlardaki performansını arttırabileceği görüşündeyiz.

AmpütasyonBacakBeden imajı+4
Şüheda Gözaydınoğlu
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ekstremite cerrahisinde kombine spinal epidural blok uygulanan hastalarda, preoperatif gabapentinin postoperatif ağrı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

ÖZETAmaç: Alt ekstremite cerrahisinde, Kombine Spinal Epidural Anestezi (CSEA) sık olarak uygulanmaktadır. Nöropatik ağrı ve kronik ağrıdaki etkinliği kanıtlanmış olan gabapentinin son zamanlarda preoperatif uygulamalarının postoperatif ağrıyı azalttığı bildirilmektedir. Bu çalışmamızda alt ekstremite cerrahisinde, kombine spinal epidural anestezi uygulanan hastalarda, preoperatif gabapentinin postoperatif ağrı ve yan etkiler üzerine etkileri araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Etik Kurul onayı ve olguların yazılı onayı alındıktan, sonra çalışmamıza alt ekstremite cerrahisi uygulanan 18-65 yaş arası, ASA I-II? grubu olgular alındı. Olgular rastgele iki gruba ayrıldı. Grup 1'e (n=30) (Grup P); Spinal aralıktan % 0,5 levobupivakain (10-15 mg) ve fentanil (25 ?g) uygulandı. Postoperatif dönemde spinal blok kalktıktan sonra epidural aralıktan morfin (3mg) uygulandı. Grup 2; (n=30) (Grup G); Grup I'e ilave olarak preoperatif 1-2 saat önce 600 mg gabapentin uygulandı.Postoperatif dönemde hemodinamik veriler (SAB, DAB, KAH), ağrı skoru (VAS), sedasyon skoru, kaşıntı skoru, antihistaminik gereksinimi, ek doz analjezik gereksinimi ve diğer yan etkiler (bulantı, hipotansiyon, solunum depresyonu, EKG değişikliği, bradikardi) değerlendirildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, hemodinamik parametreleri, operasyon süreleri, sedasyon skorları birbirine benzerdi. Postoperatif ağrı skorlarının (VAS) 30. dakika, 60. dakika, 18 ve 24. saatlerde grup G'de daha düşük olduğu saptandı (p<0,05). Postoperatif dönemde Grup P'de 18. saatte 10 hastada, 24. saatte 8 hastada kaşıntı saptandı. Grup G'de ise hiçbir hastada kaşıntı saptanmadı. (p<0,001, p<0,005). Grupların, bulantı skorları ve diğer yan etkiler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu.Sonuç: Alt ekstremite cerrahisinde CSEA uygulanan hastalarda, preoperatif gabapentinin postoperatif ağrı düzeyini ve opioidlere bağlı olarak gelişen kaşıntıyı istatiksel olarak azalttığı, bulantıyı ise etkilemediği sonucuna varıldı.Anahtar Kelimeler: Kombine Spinal Epidural Anestezi, Gabapentin, Opioid, Preemptif analjezi, Postoperatif Analjezi.

AnaljeziAnestezi-spinalAğrı-postoperatif+6
Yavuz Orak
Çukurova University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ekstremite kısalıklarında ilizarov eksternal fiksatör ile uzatma sonuçları

Amaç: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalına alt ekstremite kısalığı nedeniyle başvurup tanısı konulan ve cerrahi olarak tedavi edilen hastaların sonuçlarının incelenmesi.Gereç ve Yöntem: 1998-2010 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında alt ekstremite kısalığı tanısı konulan 103 hastanın takipleri olan ve ulaşılabilinen İlizarov EF ile uzatma yapılan 52 hastada 55 kemik değerlendirilmiştir. Cerrahi öncesi ve sonrası ortoröntgenogram ile uzatma miktarı, kaynama durumu, gelişen açısal deformiteler radyolojik olarak değerlendirildi. Hastaların ameliyat öncesi Paley'in zorluk skalası ile değerlendirildi. Ameliyat sonrası yaşam kalitesi SF-36, fonksiyonel ve kemik sonuç değerlendirmesi Paley kriterleri ile yapıldı.Bulgular: Uygun takibi olan 52 hastanın 23'ü erkek, 29'u kadındı. Hastaların yaş ortalaması 13,13 yıl (2-49) idi. Çalışmada 20 femur, 35 tibia değerlendirildi. Ortalama uzatma miktarı 5,2 (2-10) cm idi. Ortalama takip süresi 31 (12-120) aydı. Ortalama fiksatör süresi 34,65 (18-72) hafta idi. Fiksatör indeksi ortalama 53,9 (24-120) idi. Komplikasyonlar Paley'in derecelendirilmesine göre yapıldı. 50 hastada komplikasyon gelişti, 2 hastada hiçbir komplikasyon gelişmedi. Bu komplikasyonların 105'i minör olup 21 hastada major komplikasyon gelişti.Paley kriterlerine göre, tedavi sonunda femurda % 75 mükemmel ve iyi sonuç, tibiada % 82,7 mükemmel ve iyi fonksiyonel sonuç ve tibiada % 94,3 mükemmel ve iyi kemik sonuç elde edildi. Hastaların % 90'ında ameliyat öncesine göre aktivite seviyelerinde belirgin artış saptanmıştır.Sonuç: Uzatma cerrahisi planlanırken hastanın yaşam tarzı, fonksiyonel durumu, beklentileri ve eşlik eden deformiteler iyi anlaşılmalıdır. İlizarov sirküler fiksatörle distraksiyon osteogenezi, yük verme, uzatma miktarı, ek deformitelerin düzeltilmesi, düşük komplikasyon oranı ve fonksiyonel sonuçların başarısı nedeniyle günümüzde tercih edilen etkin tedavi metodudur.Anahtar Sözcükler: Sirküler eksternal fiksatör, alt ekstremite kısalığı, İlizarov tekniği

BacakBacak kısalığıDikkat dağıtma+3
İbrahim Altun
Çukurova University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ekstremite yetmezlik tedavisinde EVLA ve EVLA ile eş zamanlı skleroterapinin erken dönem semptom ve komplikasyonlara etkisi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız kliniğimizde alt ekstremite venöz yetmezliği nedeniyle tedavi edilen ve iki ayrı tedavi yöntemi (tek başına EVLA ve EVLA ile eş zamanlı köpük skleroterapisi) seçilen hastalarda bu iki yöntemin erken dönem işlem başarısı, gözlenen erken dönem semptom ve komplikasyonlar, hasta memnuniyeti üzerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 26 Ocak-15 Ağustos 2012 tarihleri arasında trunkal yetmezlik tanısı konularak EVLA (grup 1) ve EVLA ile eş zamanlı köpük skleroterapi (grup 2) uygulanan 3 aylık takipleri yapılan yaşları 14-80 arasında değişen, 40 erkek 65 kadın olmak üzere toplam 105 hasta dahil edildi. Otuzsekiz hastada bilateral olmak üzere 143 ekstremitenin 73'üne sadece EVLA, 70'ine EVLA ile eş zamanlı köpük skleroterapi uygulandı. Hastaya bağlı faktörler (yaş, cinsiyet, BMI), anatomik ve klinik değerlendirmeler (CEAP, VCSS, VAS, HŞS) ve RDUS parametreleri kullanıldı. Hastalar 1. haftada klinik ve RDUS ile değerlendirildi. Birinci ay kontrolünde yalnızca klinik değerlendirme yapıldı. Üçüncü ayda klinik değerlendirme ve RDUS inceleme yapıldı, VCSS HŞS ve CEAP değerlendirilmesi tekrar edildi. Bulgular: Üçüncü ay kontrolünde her iki grubta birer toplam 2 ekstremitede rekanalizasyon izlendi, 141 (% 98,6) trunkal ven total oklüze idi. Grup 1'de ilk ay % 15 oranında rezidiv varis görülürken grup 2'de %19 oranında saptandı ve skleroterapi uygulandı. Hasta yaşı, BMI ve uygulanan tümesan miktarı, tedavi edilen damar sayısına bakılmaksızın grup 1 ve grup 2'de tedavi sonrası ağrı skorları açısından farklılık saptanmadı. Birinci hafta kontrollerinde grup 1'de hastaların % 63'ünde, grup 2'de %67,1'inde ekimoz gelişti. İşlem sonrası ekimoz gelişimi açısından istatiksel olarak iki grup arasında anlamlı fark yoktu (p=0,613). Üçüncü ay kontrolünde grup 1'de parestezi 2 (%2,7) ekstremitede saptanırken, grup 2'de gözlenmedi. Skleroterapiye sekonder hiperpigmentasyon grup 2'de 7 ekstremitede (%4,9) mevcuttu. Major komplikasyon olarak derin ven trombozu grup 2'de 1 ekstremitede (%1,4) izlendi. Üçüncü ay takibinde tekrarlanan VCSS, HŞS ve CEAP değerlendirmelerinde tedavi öncesine göre her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı düşme saptandı. Sonuç: Tek başına EVLA yapılanlarla EVLA ve eş zamanlı köpük skleroterapi yapılanlar arasında işlem sonrası ağrı, rezidiv varis ve diğer semptomlar açısından anlamlı fark oluşmamaktadır. Buna karşı EVLA ve eş zamanlı skleroterapi hiperpigmentasyon ve DVT riskini arttırmaktadır. Bu nedenle EVLA yapılması gereken hastalarda skleroterapinin daha geç dönemde yapılması daha uygun olacaktır.

AblasyonBacakKomplikasyonlar+4
Melahat Poyraz
Çukurova University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ekstremite cerrahisi geçiren yaşlı hastalarda genel ve rejyonel anestezi sonrası görülen deliryum sıklığı ve risk faktörlerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada; ortopedik cerrahi geçiren yaşlı hastalarda genel anestezi veya rejyonel anestezi sonrası görülen deliryum insidanslarının ve risk faktörlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Etik Kurulu onayı ve hastaların yazılı onamı alınarak, total kalça protezi, total diz protezi, femur kırığı cerrahisi geçiren toplam 120 hastada (65 yaş üzeri) gerçekleştirildi. Tüm hastaların, preoperatif fizik muayeneleri ve kan basıncı, kalp hızı, SpO2, ASA I-III, deliryum testleri (CAM ve DRS-R-98 ) kaydedildi. Hematolojik parametreler; hematokrit, kırmızı ve beyaz küre sayısı, Na, K, kreatinin, glukoz ölçümleri yapıldıGenel anestezi (n: 70) ve kombine spinal epidural anestezi (KSEA) (n: 50) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Grup I; (Genel anestezi n: 70) ; olgularda 1,5-2 mg/kg propofol intravenöz ve 0,6 mg/kg rokuronyüm bromid ile anestezi indüksiyonu yapıldı. Anestezi idamesi sevofluran ve % 65 N2O - %35 O2 ile sağlandı. Postoperatif analjezi amacıyla operasyon bitiminden 30 dakika önce morfin ( 0,1 mg / kg) uygulandı. Grup II; (KSEA n:50) : Olgulara spinal aralıktan, % 0,5 izobarik bupivakain (10- 15 mg) + fentanil (25 mcg) enjekte edildi. Postoperatif dönemde 5 ml % 0,5 izobarik bupivakain+ 1mg morfin epidural kateterden uygulandı. Hastalar, postoperatif 24 ve 72. saatte, hemodinamik parametreler, laboratuar tetkikleri ve deliryum testleri (CAM ve DRS-R-98 ) tekrarlandı. CAM (+) ve DRS-R-98 değerleri ≥ 17 olan hastalar ağır deliryum olarak kabul edildi ve haloperidol uygulandı. Bulgular: demografik veriler, operasyon zamanı, preoperatif ve postoperatif hemodinamik ve laboratuar değerlerinin her iki grupda aynı olduğu görüldü. Tüm hastalar için deliryum insidansı % 12,5 idi. Genel anestezi grubunda 6 hastada (%8,6), KSEA uygulanan grupta 9 hastada (%18,0) deliryum görüldü (p: 0,3). Hiperaktif tip 4 hastada ( %3,3) görülmüşken, hipoaktif tip 11 hastada (%9,1) saptandı. En önemli risk faktörlerinin ileri yaş(≥ 75 yaş) ve polifarmasi olduğu saptandı. Ağır deliryum görülen hastalarda hastanede yatış süresi ve maliyet yüksekti. Sonuç: Bu çalışma total kalça- diz artroplastisi, femur kırığı cerrahisi geçiren yaşlı hastaların % 12,5 unda deliryum geliştiğini göstermiştir. Deliryum insidansı rejyonel veya genel anestezi ile değişiklik göstermedi. İleri yaş ve polifarmasi deliryum için risk faktörleridir. Deliryum gelişen hastalarda diğer hastalara göre hastane maliyeti ve hastanede yatış süresinin arttığı sonucuna varıldı.

AnesteziAnestezi-kondüksiyonBacak+4
İlke Küpeli
Çukurova University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ekstremite perforan ven yetmezliğinde endovenöz lazer ablasyon tedavisinin etkinliği

Amaç: Çalışmamızda büyük safen ven yetmezliğine göre daha nadir saptanan perforan ven yetmezliğinde endovenöz lazer ablasyon (EVLA) tedavisinin etkinliği araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Eylül 2009 – Mayıs 2013 tarihleri arasında alt ekstremite perforan ven yetmezliği tanısı konulan yaşları 31-69 (ortalama 46,49+10,32), ağırlıkları 52-99 (ortalama 74,89±12,3) arasında, 12'si erkek, 23'ü kadın 35 hastada, 40 ekstremitede, 40 perforan vene EVLA işlemi yapıldı. Perforan ven yetmezliğine eşlik eden variköz venlere eş zamanlı veya geç dönemde % 1-3 konsantrasyon polidokanol ile köpük skleroterapisi yapıldı. Tanı klinik muayene ve RDUS ile konuldu. Bulguların analizinde; venöz klinik şiddet skorlaması (VCSS), vizuel analog skala (VAS) ve klinik-etyolojik-anatomik-patofizyolojik (CEAP) sınıflama sistemi kullanıldı. Takip klinik ve RDUS ile ilk altı ay içinde yapıldı. Daha sonrası için yıllık takipler planlandı. Bulgular: EVLA yapılan 40 perforan venin bir tanesinde işlem esnasında parsiyel trombüs oluşumu sağlanabilmiş olup diğer 39 perforan vende tam trombüs oluşumuyla %97,5 teknik başarı sağlanmıştır. EVLA işlemi uygulanan 40 perforan venin ilk 6 ay takiplerinde 9 perforan vende (%22,5) rekanalizasyon saptanarak, primer başarı oranın %77,5 olduğu gözlendi. Rekanalizasyon gözlenen 9 perforan venin 5'ine tekrar EVLA işlemi uygulandı ve 1'inde tekrar rekanalizasyon geliştiği gözlendi. Tekrar EVLA işlemi sonrası sekonder işlem başarısı oranı % 87,5 olarak saptandı. İşlem sonrası ilk 6 ay kontrollerinde CEAP, VKŞS ve VAS'daki değişiklik istatistiksel olarak anlamlıydı (Wilcoxon Signed Ranks Test, p < 0,005). İki hastada (%5) giriş yerinde geçici hafif ekimozlar ve ağrı dışında majör veya minör komplikasyon saptanmadı. Sonuç: Alt ekstremite perforan ven yetmezliğinde EVLA yetkin ve tecrübeli kişilerce yapıldığında, minimal invazif, etkili, kolay uygulanabilir, iyi tolere edilebilen, düşük komplikasyon oranlarına sahip, kolay tekrar edilebilen, özellikle venöz ülser gelişmemiş ve kozmetik beklentisi yüksek hasta gruplarında SEPS gibi cerrahi yöntemlerin yerini alabilecek bir tedavi yöntemidir.

AblasyonBacakLazer tedavisi+2
Fahrettin Güngördü
Çukurova University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Fare alt ekstremite iskemi-reperfüzyon modelinde RHO-RHO kinaz sinyal ileti yolunun incelenmesi

ÖZET Fare Alt Ekstremite İskemi-Reperfüzyon Modelinde Rho-Rho Kinaz Sinyal İleti Yolunun İncelenmesi Giriş ve Amaç: İskemi ve reperfüzyon (İ/R) hasarı, enfeksiyon veya kanser gibi çok sayıda klinik durumu ilgilendiren; klinik veya moleküler düzeyde pek çok basamağı tam olarak aydınlatılmamış geniş fizyopatolojik bir süreçtir. Rho-Rho Kinaz sinyal ileti yolunun iskemi-reperfüzyon hasarı ile ilişkili olduğu; serebral, renal, myokardiyal ve hepatik sistemlerde gösterilmiştir. Bu çalışmada amaç, fare alt ekstremisinde oluşturulan iskemi reperfüzyon hasarında, Rho-Rho Kinaz sinyal ileti yolunun iskelet kası dokusunda gerek enzim aktivitesi gerek protein düzeyleri anlamında uğradığı değişikliklerin irdelenmesidir. Bu sayede, özellikle serbest kas dokusu transferlerinde, iskemi-reperfüzyon hasarının azaltılmasına yönelik yeni stratejiler geliştirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, Rho Kinaz inhibitörlerinin, plastik cerrahinin klinik uygulamalarında kullanılabileceği alanlar tartışılmıştır. Materyal ve Metod: Ağırlıkları 20-30g arasında değişen, swiss albino cinsi fareler, kontrol ve deney grubu olarak 12'şer fareden oluşan iki gruba ayrıldı. Deney grubu, ksilazin ve ketamin anestezisi altında, alt ekstremitesine "trochanter majus" düzeyinden uygulanan turnike ile, 4 saat iskemiye maruz bırakıldı. Dört saatin sonunda turnike çözüldü ve 4 saat reperfüzyon dönemine bırakıldı. Toplam 8 saatin sonunda "biceps femoris" kasından kas örneği alınarak ELISA yöntemi ile RhoA proteini, Rho Kinaz enzimi düzeyi ve Rho Kinaz enzim aktivitesi ölçüldü. Kontrol grubunda ise turnike uygulanmaksızın, 8 saat anestezi sonrası kas biyosisi alındı ve ELISA ile sonuçlar karşılıştırıldı. İskemi reperfüzyon hasarını göstermek amacı ile histopatolojik inceleme için, kas dokusundan örnekler alındı. Bulgular: Rho kinaz aktivitesi İ/R grubunda kontrole göre anlamlı olarak artmıştır. Rho Kinaz düzeylerinde fark bulunmazken, RhoA düzeyleri İ/R grubunda anlamlı olarak azalmıştır. Sonuçlar: Bu çalışmanın sonuçları, Rho-Rho Kinaz sinyal ileti yolunun, iskelet kası iskemi-reperfüzyonu ile, kinaz aktivitesi düzeyinde uyarıldığını göstermektedir. Rho Kinaz inhibitörleri, özellikle serbest kas dokusu transferlerinde, gerek nekrozun gerek apoptozun azalmasına katkı sağlayarak, ameliyat başarısına olumlu etkilerde bulunabilirler. Anahtar Kelimeler: İskemi-reperfüzyon, iskelet kası, Rho, Rho Kinaz

BacakEkstremitelerFareler+7
Anıl Arif Olguner
Çukurova University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnme sonrası hemipleji hastalarında alt ekstremite kas kuvveti ve dengenin fonksiyonel yürüme kapasitesi ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı inme sonrası hemipleji hastalarında alt ekstremitenin etkilenen kaslarındaki rezidüel defisitlerinin denge, fonksiyonel yürüme kapasitesi ve normalize yürüme değeri ile ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: İnme sonrası 3 ila 60 ay arası süre geçmiş, Fonksiyonel Ambulasyon Sınıflamasına göre en az evre 3 ve üzeri, tek taraflı hemiplejik hastalar çalışmaya dahil edildi. Fugl-Meyer Alt Ekstremite Motor Subskalası, Brunnstrom evresi ve alt ekstremite manuel kas güçleri kaydedildi. Fonksiyonel Yürüme Kapasitesini belirlemek üzere 6 dakika yürüme testi, denge ve yürüme hızının belirlenmesi içinse 10 metre yürüme testi ve Berg Denge Ölçeği uygulandı. Her iki alt ekstremitede sekiz kas grubunun maksimum izometrik kuvvetleri el dinamometresi kullanılarak ölçüldü ve etkilenen taraftaki her bir kasın rezidüel defisiti hesaplandı. 6 dakika yürüme test sonuçları aynı yaş, cinsiyet, boy ve kilodaki sağlıklı kişilerden beklenen mesafeye göre karşılanan yürüme yüzdesi (normalize 6 dakika yürüme değeri) olarak sunuldu. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 61 hastanın yaş ortalaması 54,64±11,67 ve hastalık sonrası geçen süre ortalama 23,4±18,1 ay idi. Hastaların 36'ı (%59) erkekti. Berg Denge skorları ortalama 42 (20-56), 6 dakika yürüme mesafeleri ortalama 253,43 (40,50-435,00) metre, normalize yürüme değeri ortalama 44,4±23,4 metre ve yürüme hızları ortalama 0,91 m/sn (0,15-1,67) idi. Etkilenen alt ekstremite kaslarının rezidüel defisitlerinin tamamı normalize yürüme değeri ile negatif koreleydi: kalça fleksör (r=-,651), kalça ekstansör (r=-,621), kalça abduktör (r=-,657), kalça adduktör (r=-,630); diz fleksör (r=-,738), diz ekstansör (r=-,659), ayak bilek dorsi fleksör (r=-,776), ayak bilek plantar fleksör (r=-,773). Normalize yürüme değeri ile Berg Denge Skorları, 6 dakika yürüme mesafeleri ve yürüme hızları orta-güçlü derecede korele bulundu (sırasıyla r=,688; r=,950; r=,924). Çoklu lineer regresyon analizleri sonucunda normalize 6 dakika yürüme değerini belirleyen temel bağımsız değişkenler ayak bilek plantar fleksör ve diz fleksör kasların rezidüel defisitleri olmuştur (R:,791 R2: 625). Sonuç: İnme sonrası hemiplejik hastalarda alt ekstremite kas kuvveti ve denge, yürüme performansı ile ilişkilidir. İnmeli hastalarda yürüme performansının iyileştirilmesi amacıyla alt ekstremitedeki kaslara, özellikle ayak bilek plantar fleksörler ve diz fleksörlere güçlendirme egzersizleri önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Rehabilitasyon, İnme, Kuvvet, Yürüme, Denge.

BacakDengeFizik tedavi+6
Selen Özgözen
Çukurova University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ortopedik alt ekstremite cerrahisinde spinal anestezi ile kombine femoral ve siyatik bloğun; Hemodinamik etkiler ve anestezik-analjezik etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada spinal anestezi ile kombine femorel siyatik blok ile alt ekstermite cerrahisi geçirecek hastalarda motor ve duyu blok başlama süreleri, peropratif ve postoperatif hemodinamik parametleri, motor blok ortadan kalkma süreleri ve analjezik etkinliklerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Yöntem: Etik kurul ve hasta onayı sonrası ortopedik alt ekstremite cerrahisi planlanan ASA I- III, 18-65 yaş aralığında, 40 hasta, prospektif ,randomize, kontrollü olarak çalışmaya alınması planlanmıştır. Hastalar, rastgele iki gruba ayrıldı. Grup 1 (n=20) spinal anestezi grubu, Grup 2 (n=20) kombine femoral siyatik blok olarak planlandı. Birinci gruba, spinal anestezi 15 mg Heavy Bupivakain, İkinci gruba, kombine femoral siyatik blok için, %5 bupivakain + % 2 lidokain +serum fizyolojik (30,15,15 ml) solüsyonu hazırlandı. Siyatik sinir bloğu için 40 ml solüsyon, femoral sinir bloğu için 20 ml uygulandı. İşlem öncesinde rutin olarak her hastaya 0,03 mg/kg midazolam uygulandı. İşlem öncesinde, işlem boyunca ve operasyon boyunca 5 dk'lik aralıklarla KTA, SKB, DKB, OAB ve SpO2 monitörize edilip takip altına alındı. Preoperatif, 5.dk, 15.dk ve 1. saat değerleri ile postoperatif 1, 3, 6 ve 12.saatlerdeki değerler kaydedildi. Hastaların motor ve duyusal blok seviyeleri modifiye edilmiş Bromage skalası ve pin-prick testi ile değerlendirildi, VAS (0-10 cm ) ağrı değerleri ve ilk analjezik yapılma saatleri kaydedildi. Bulgular: Hastaların demografik verileri gruplar arası benzer bulundu (p=>0.05) motor blok başlama zamanı kombine femoral siyatik blokta anlamlı yüksek bulundu (p=<0.05). Sistolik arter kan basıncı, diyastolik arter basıncı, ortalama arter basıncı ve nabız değerlerinde spinal anestezi grubunda anlamlı düşme gözlemlendi (p=<0.05). Postopratif kombine femoral siyatik blok grubunda ilk analjezik süreleri daha uzun, VAS ağrı değerleri daha düşük bulundu (p=<0.05). Sonuç: Femoral –Siyatik Bloklar, spinal anestezi ve diğer santral bloklara göre; hemodinamiyi daha az etkilemesi, kardiyak hastalarda daha güvenli olması, daha uzun süreli postoperatif analjezi sağlaması, katater koyulabilme ve aralıklı ilaç uygulanabilme imkanı sağlaması nedeniyle, lokal anesteziye bağlı yan etki olasılığının daha düşük olması nedeniyle, deneyimli anestezistler tarafından yapıldığı takdirde ortopedik alt ekstremite cerrahilerinde kombine femoral siyatik blok spinal anestezi' ye göre daha uygun bir yaklaşım olduğu görüşündeyiz

AnesteziAnestezi-spinalBacak+5
Akif Demirel
Yozgat Bozok University
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı Lig kategorilerinde oynayan hentbolcuların bacak hacim ve kütleleri ile üst ekstremite kas kuvveti arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı, farklı liglerde oynayan hentbolcularda bacak hacim ve kütleleri ile üst ekstremite kas kuvveti arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Araştırmada ölçümler sonunda elde edilen verilerin analizinde IBM SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Bu araştırmaya, Türkiye Hentbol Federasyonu Süper Lig Erkekler liginde oynayan Tokat Gençlik Spor Kulübü'nden 14 gönüllü erkek sporcu (yaş: 24,07±6,74 yıl, boy:179,43±27,95 cm, kilo: 90,71±16,18 kg), 1. Lig Erkekler A Grubundaki Mihalıççık Spor Kulübü'nden 12 gönüllü erkek sporcu (yaş: 23,83±4,15 yıl, boy: 181,83±6,21 cm, kilo: 84,00±10,86 kg) ve 2. Lig Erkekler D Grubundaki Mersin İdmanyurdu Hentbol Spor Kulübü'nden 10 gönüllü erkek sporcu (yaş: 23,60±4,55 yıl, boy:183,60±7,82 cm, kilo: 86,80±14,70 kg) olmak üzere toplam 36 gönüllü erkek sporcu katılmıştır. Araştırmaya katılan takımların gruplar arası yaş, vücut ağırlığı, boy, el pençe kuvveti, lateral parmak kuvveti, parmak ucu kuvveti, palmar parmak kuvveti, omuz genişliği, omuz esnekliği ve bel çevresi, uyluk hacmi, baldır hacmi, ayak hacmi ve bacak hacmi toplamı, uyluk kütle, baldır kütle, ayak kütle ve bacak kütle toplamı değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). 2. lig takımının, bacak hacmi toplamı ve el pençe kuvveti ile omuz genişliği arasında pozitif yüksek (p<0.05), bacak kütle toplamı ve el pençe kuvveti ile omuz genişliği arasında pozitif yüksek (p<0.05), 1. lig takımının bacak kütle toplamı ve omuz genişliği arasında pozitif yüksek (p<0.01), baldır kütle ve parmak ucu kuvveti arasında pozitif orta (p<0.05); Süper lig takımının, ayak hacmi ve lateral parmak kuvveti arasında pozitif orta (p<0.05), ayak kütle ve el pençe kuvveti arasında pozitif orta (p<0.05), uyluk hacmi ve el pençe kuvveti arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, araştırmaya katılan takımların gruplar arası tüm değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Süper lig, 1. lig ve 2. liglerdeki takımlara ait değişkenlerin bacak hacim ve bacak kütle değişkenleri ile üst ekstremite kas kuvveti arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Anahtar kelimeler: Hentbol, bacak kütle, bacak hacim, el pençe kuvveti, parmak kuvveti.

Alt ekstremiteBacakEkstremiteler+6
Mert Armut
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı yaş gruplardaki futbolcu çocuklarda bacak sertliği ve koşu ekonomisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı farklı yaş gruplarındaki futbolcu çocuklarda bacak sertliği (BS) ve koşu ekonomisi (KE) ilişkisini incelemek ve kronolojik yaşın bu değişkenler üzerindeki olası etkilerini araştırmaktır. Araştırmaya her bir grupta 10 sporcu olmak üzere U11, U12, U13 ve U14 futbol liginde oynayan toplam 40 erkek sporcu katılmıştır. Maksimal oksijen alımı (V̇O2max) koşu bandında şiddeti kademeli artan egzersiz protokolü uygulanarak tespit edilmiştir. KE'nin belirlenmesi için altı dakika süre ile 8 km/saat (8km V̇O2KE), %1 eğimde 8 km/saat (8km %1eğim V̇O2KE) ve 9 km/saat (9km V̇O2KE) sabit hızlarda üç farklı protokol uygulanmıştır. Üç sabit hızdaki koşu testi oksijen alım değerlerinden V̇O2max'ın fraksiyonel kullanımı (%V̇O2max) hesaplanmıştır. Üç sabit hızdaki koşu testleri sırasında BS ve dikey BS (DBS) belirlendi. Ayrıca sıçrama esnasında DBS'nin belirlenmesi için kontak mat üzerinde 5 tekrarlı maksimal ve 2.5Hz metronom frekansında 20 tekrarlı submaksimal dikey sıçrama testleri uygulanmıştır. 10×20m tekrarlı sprint testi uygulanmıştır. 8km V̇O2KE, 8km %1eğim V̇O2KE ve 9km V̇O2KE değerleri ile hem tekrarlı sıçrama testlerinde hem de sabit hız koşu protokolleri sırasında DBS ve BS değerleri arasında orta düzeyde negatif ilişki bulunmuştur (p<0.05). Üç protokolde de V̇O2max'ın fraksiyonel kullanımı ile V̇O2max ve maksimal kademeli artan test performansı arasında negatif korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Maksimal ve submaksimal tekrarlı sıçrama DBS, 8 km/saat koşu testi DBS ve BS ile ortalama sprint zamanı arasında negatif ilişki bulunmuştur (p<0.05). V̇O2max, KE ve V̇O2max'ın fraksiyonel kullanımı, dört yaş grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı görülmüştür (p>0.05). Bulgularımız DBS ve BS düzeyi iyi olan futbolcu çocukların KE ve tekrarlı sprint performansının da iyi düzeyde olacağını işaret etmektedir. Çocuklarda düşük şiddetli koşu testlerinde ölçülen V̇O2max'ın fraksiyonel kullanımı, aerobik dayanıklılığın değerlendirilmesinde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Oksijen Alımı, Yerle Temas Süresi, Havada Kalış Süresi, Sıçrama, Gerilme-Kısalma Döngüsü

BacakFutbolFutbolcular+7
Çağatay Selçuk Karakaş
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gergin omurilik sendromlu hastalarda preop ve postop motor uyarılmış potansiyel, elektrofizyolojik iletim çalışmaları,nörolojik muayene ve lumbosakral MRG tetkiklerinin karşılaştırılması

Gergin omurilik sendromu (GOS), omurili gin mekanik gerilmesine ba gl olarak alt ekstremitelerde hareket, duyu bozukluklar ve idrar-gayta inkontinans gibi ilerleyici n orolojik belirti ve bulgular ile ortaya c kan; s kl kla kas ve iskelet sistemi sekil bo- zukluklar n n e slik etti gi bir klinik tablodur. [1, 8] Do gumsal veya edinsel nedenlerle geli sebilen bu sendromda, embriyolojik d onemde n orulasyon kusuru sonucu ortaya c kan, miyelomeningosel, lipomiyelomeningosel, dermal sin us traktusu, ayr k omurilik malformasyonu (AOM) ya da kuyruk tomurcu gunun kanalizasyon kusuru sonucu or- taya c kan terminal miyelosistosel ve gergin lum terminale gibi hastal klar do gumsal (primer) GOS nedenlerini olu sturur. Ge cirilmi s miyelomeningosel, spinal t um or gibi ameliyatlar n ard ndan ya da spinal travma sonras olu sabilecek yap s kl klar da edinsel (sekonder) gergin omurilik send- romu nedeni olabilir. GOS tan s klinik olarak konulur.G or unt uleme y ontemleri, so- matosens oryel uyar lm s potansiyeller (SEP) ve urodinami tan ya yard mc y ontem- lerdir.GOS'un belirlenmesinde en onemli radyolojik tan arac lumbosakral manyetik rezonans g or unt ulemedir (MRG). [4, 5, 7, 29, 53, 64] Bu cal smam zda, kesin GOS tan s bulunan, 18 ya s uzeri 20 hastada preop ve post- op klinik, lumbosakral MRG, elektro zyolojik iletim ve motor uyar lm s potansiyel (MUP) sonu clar kar s la st r lm st r. Anahtar Kelimeler: Gergin omurilik sendromu, alt ekstremite elektro zyolojik iletim cal smalar , Motor uyar lm s Potansiyel, Lumbosakral Manyetik rezonans g or unt uleme,n orolojik muayene

BacakElektrofizyolojiManyetik rezonans görüntüleme+3
Ümmü Serpil Sarı
Manisa Celal Bayar University
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Statik ve dinamik germe egzersizlerinin taekwondocularda alt ekstremite kuvvet performansına akut etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, statik ve dinamik germe egzersizlerinin Taekwondocularda alt ekstremite kuvvet performansına akut etkilerinin incelemesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Isparta İl'inde lisanslı 18-22 yaş arası 14 erkek Teakwondocu "Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu" doldurarak katıldı. İzokinetik testler en az 48 saatlik dinlenme aralığı içeren toplam 6 günde uygulandı. Sporcular, konsantrik izokinetik ön test öncesi ergometrik bisiklet ile 5 dk submaksimal ısınma egzersizlerine tabi tutuldu. Sistemli olarak önceden randomize edilen sporcular, ön test sonrasında germe yapılmayan (GY), statik (SG) ve dinamik germe (DG) protokollerini uyguladıktan sonra son teste geçildi. Dominant bacak ile 60 ve 180°/sn açısal hızlarında 3 submaksimal denemeyi 3 maksimal efor takip etti. Açısal hızlar arasında 2 dk dinlenmeye izin verildi. Sporcuların tüm ön ve son test "Zirve Güç" değerleri "Newton metre (Nm)" cinsinden kaydedildi. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 20.0 istatistik programında her bir germe protokolüne göre alınan tüm ön ve son kuvvet test değerlerinin karşılaştırılmasında "Eşleştirilmiş t Testi"; uygulanan farklı germe protokollerinin birbirleri arasında karşılaştırılmasında ise "Tekrarlı Ölçümler İçin Tek Yönlü Varyans Analizi" kullanılarak yapıldı. Veriler "0,05" anlamlılık düzeyine göre değerlendirildi. Bulgular: Taekwondoculara 60 ve 180°/sn açısal hızlarda uygulanan diz ve ayak izokinetik kuvvet ön ve son test değerlerin karşılaştırılmasında istatistiksel olarak farka rastlanmadı (p>0,05). Benzer olarak her bir açısal hızda germe protokollerinin birbirleri ile karşılaştırılması sonucunda da farka rastlanmadı (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızdaki bulgular ve onu destekleyen diğer araştırmalara göre izokinetik kuvvet parametrelerinde değişimin görülmemesinin sebeplerinden biri literatürde önerilen ve spor aktivitelerinde kullanılan normal oranlardan daha fazla set sayısı ve germe süresi uygulanmasının statik germe egzersizlerinde nörojenik inhibasyon oluşturabileceği; dinamik germe egzersizlerinde ise yorgunluğa neden olabileceği söylenebilir. Ek olarak bu uzun süreli uygulamalarında, kuvvet performansında minimal düzeyde etki etmesine rağmen kastaki kanlanma oranını yeteri kadar artırmadığı düşünülebilir. Kuvvet ve performansta küçük pozitif artışların ve farkların müsabaka sonucunu etkilediği Taekwondo gibi spor dallarında ısınma bölümünde uygulanan germe protokollerinin, ilgili branşın gereksinimlerine göre yapılması önerilir. Araştırmamızdaki tüm parametrelerin kuvvet performansı ile ilişkili olduğu düşünüldüğünde, spor bilimcilerinin Taekwondo branşında kuvvette pozitif artış için müsabaka öncesi uygun set sayısı ve germe süreleri içeren, mekanik ve nöromüsküler faktörler göz önünde bulundurularak belirlenen germe protokollerini uygulaması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Statik Germe, Dinamik Germe, Taekwondo, Kuvvet.

AntrenmanBacakEgzersiz+4
Mahmut Alp
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anaerobik güç ve bacak hacminin yüzme egzersizi sonrası oluşan kas hasarına etkisinin incelenmesi

Amaç: Anaerobik güç ve bacak hacminin yüzme egzersizi sonrası oluşan kas hasarına etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Antalya İl'inde Yüzme branşı ile uğraşan lisanslı 15-17 yaş arası 12 erkek sporcu "Gönüllü Olur Formu" doldurarak çalışmaya katıldı. Sporcuların anaerobik performanslarını belirlemek amacıyla Wingate anaerobik güç testi (WAnT), bacak hacmini (BH) belirlemek için Frustum yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntem belirlendikten sonra doğrusal regresyon formülü kullanılmıştır. Bu formülün tanımlayıcılık katsayısı R2= ,95 ve kestirim standart hatası ,056'dır. Araştırmada yüzme egzersizi öncesi, sonrası ve egzersizden 24, 48, 72 saat sonra olmak üzere 5 defa kan örnekleri alınmıştır. Yüzücülerde kas hasarını belirleyebilmek için TOTAL CK, CK-MB, TROPONİN ve MYOGLOBİN kan parametreleri SIEMENS ADVIA CENTAUR XP isimli biyokimya cihazı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 20,0 istatistik programı kullanıldı. Verilerin normal dağılımları için "Shapiro-Wilk Testi" yapıldı. İstatistiksel analizde minimum ve maksimum değer, aritmetik ortalama, standart sapma değerleri hesaplandı. Anaerobik güç ve bacak hacminin kas hasarı ile olan ilişkisinde normal dağılım gösteren verilere "Pearson", normal dağılım göstermeyenlere ise "Spearman" Korelasyon analizi kullanıldı. Kas hasarı ölçüm zamanlarının karşılaştırılması için tekrarlayan ölçümlerde çok yönlü varyans analizi uygulandı. Veriler "0,05" anlamlılık düzeyine göre değerlendirildi. Bulgular: Yüzücülerdeki sağ bacak hacmi (SABH) ile Anaerobik Güç (AG), sol bacak hacmi (SOBH) ile AG, toplam bacak hacmi (TOBH) ile AG değerlerine bakıldığında zirve güç (W/kg) (r=,713; p<0,05), ortalama güç (W/kg) (r=,682; p<0,05) arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yüzücülerin yüklenme öncesi dinlenik TOTAL CK ve CK-MB değerlerinin yüklenmeden hemen sonra, yüklenmeden 24, 48 saat sonraki değerlerinden düşük olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Yüklenmeden hemen sonra, yüklenmeden 24, 48 saat sonra dinlenik TOTAL CK değerlerine göre anlamlı bir şekilde artış göstermesi yüzücülerde kas hasarının meydana geldiğinin bir göstergesidir (p<0,05). Araştırmaya katılan deneklerin Troponin değerlerine bakıldığında YÖD, YHS, 24, 48 ve 72 SS değerlerin karşılaştırılması sonucunda anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Araştırmaya dâhil olan sporcuların Myoglobin değerleri de TOTAL CK ve CK-MB değerlerinde olduğu gibi yüklenmeden hemen sonra ve yüklenmeden 24 saat sonra anlamlı bir şekilde artış gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Fakat yüzücülerin myoglobin değerlerinin yüklenmeden 48 saat sonra ve yüklenmeden 72 saat sonra istirahat değerlerine döndüğü gözlenmiştir. Sporcuların TOTAL CK, CK-MB, MYOGLOBİN değerlerinin yüklenmeden 72 saat sonra normal seviyeye döndüğü tespit edilmiş ve istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Yüzücülerin ZG ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında YÖD ile CKMB (r=,601; p<0,05), yüklenmeden 72 SS ile CKMB (r=,764; p<0,05), ZG(W/kg) ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında yüklenmeden 72 SS ile TOTAL CK (r=,580; p<0,05), OG ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında YÖD ile CKMB (r=,668; p<0,05), yüklenmeden 48 SS ile CKMB (r=,641; p<0,05), yüklenmeden 72 SS ile CKMB (r=,712; p<0,05) anlamlı bir ilişki bulunurken OG (W/kg) ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır (p>0,05). Yüzücülerin SABH ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında YÖD ile TOTAL CK (r=-,608; p<0,05), yüklenmeden 72 SS ile TOTAL CK (r=-,654; p<0,05), SOBH ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında YÖD ile TOTAL CK (r=-,611; p<0,05), yüklenmeden 72 SS ile TOTAL CK (r=-,656; p<0,05), TOBH ve Kas Hasarı değerlerine bakıldığında ise YÖD ile TOTAL CK (r=-,609; p<0,05), yüklenmeden 72 SS ile TOTAL CK (r=-,655; p<0,05) arasında istatistiksel açıdan negatif yönde anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Sonuç: Çalışmamızdaki bulgulara göre elit yüzücülerde bacak hacmi büyük olanların anaerobik gücünün yüksek olabileceği, uygulanan birim yüzme antrenmanı boyunca sporcularda önemli miktarda kas hasarının meydana gelebileceği ve bacak hacmi büyük olan yüzücülerin kas hasarına daha az maruz kalabileceği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Anaerobik Güç, Bacak Hacmi, Kas Hasarı

Anaerobik güçBacakEgzersiz+4
Kenan Işıldak
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ekstremite venöz yetmezliğin renkli Doppler ultrasonografi ile değerlendirilmesinde değişik pozisyonda yapılan incelemelerin karşılaştırılması

Çalışmamızda valsalva manevrası ile ayakta ve supin pozisyonda yapılan incelemelerin sonuçlarının, hastaların klinik tabloları ile birlikte değerlendirilmesini ve aralarında anlamlı fark olup olmadığının ortaya konulmasını amaçladıkÇalışmamız, venöz hastalık ön tanısı ile renkli doppler ultrason (DU) için sevk edilen 100 hastanın 200 ekstremitesi ile 25 sağlıklı gönüllünün 50 ekstremitesinin incelenmesi ile elde edilen bilgilerle yapıldı. Hastalar CEAP sınıflamasına göre gruplandırıldı. CEAP'a göre C0 ve C1 kategorisine giren toplam 65 hasta Grup A, CEAP'a göre kategori C2-C6 olan 35 hasta ise Grup B, 25 sağlıklı gönüllüden oluşan kontrol grubuna da Grup C adı verildi. 500 msn'den uzun süren ters yönde akım patolojik olarak değerlendirildi. Tüm gruplarda her bir ven için her iki pozisyonda elde edilen sonuçlar T testi ile karşılaştırıldıA grubunda supinde reflüsü olan, ayakta reflü bulunmayanların oranı AFV (Ana femoral ven ) için 107'de 83 (%77.5), YFV (Yüzeyel femoral ven ) için 29'da 18 (%62) ve DFV (derin femoral ven ) için 30'da 25 (%83.3) tir. B grubunda, bu oranlar AFV için 30'da 18 (%60), YFV için 14'de 9 (%64.2) ve DFV için 7'de 7 (%100) dir. C grubunda bu oranlar, AFV için 30'da 23 (%76.6), YFV için 4'de 4 (%100) ve DFV için 4'de 4 (%100) tür. A grubu hastalarda bu oranlar VSM (Vena safena magna) proksimal için 23'de 9 (%39.1), VSM distal için 20'de 8 (%40) idi. B grubunda, VSM'da supinde reflü tespit edilen, ayakta reflü izlenmeyenlerin oranı, proksimal segmentte 32'de 1 (%3.1), distal segmentte ise bu oran 30'da 1 (%3.3) dir. Supinde ve ayakta reflü saptanmayan hastaların oranı A grubunda AFV için 50'de 48 (%96), YFV'de 128'de 119 (%92.9), DFV için 127'de 123 (%96.8),VSM proksimal kesim için 134'de 129 (%96.2), VSM distal kesim için ise 137'de 132 (%96.3) tür. B grubu hastalarda da benzer sonuçlar elde edilmiştir. AFV'de 13'de 10 (%76.9), YFV'de 29'da 26 (%89.6), DFV'de 36'da 33 (% 91.6), VSM proksimalde 11'de 10 (%90.9) ve VSM distalde 13'de 9 (%69.2) bacakta supinde reflü tespit edilememişse ayakta da reflü gözlenmemiştir. Kontrol grubunda bu oranlar daha da artmıştırSonuç olarak, venöz bozukluk ön tanısı ile renkli DU için gönderilen hastaları incelemeye başlamadan önce hastanın klinik evresini belirlemek gereksiz yere hastayı ayakta inceleme ihtiyacını azaltacak olup, özellikle VSM' da supinde valsalva ile reflü tespit edildiğinde ve supinde reflü saptanamayan hastalarda ayakta incelemeye gerek kalmayabileceğini düşünmekteyiz. Bununla birlikte özellikle derin venöz sistem venlerinde, özellikle AFV'de reflü saptandığında hastanın mutlaka ayakta da incelenmesini önermekteyiz.Anahtar Kelimeler: Venöz, Doppler, Ultrason, Supin, Ayakta

BacakHemodinamiUltrasonografi-doppler+1
Bekir Yavuz Çakır
Gaziantep University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Genu varum ve valgus deformitesi olan pediatrik hastalarda serum kalsiyum, parathormon, D vitamini, alkalen fosfataz, büyüme hormonu, magnezyum parametrelerinin değerlendirilmesi

Çocukların alt ekstremite koronal plan açılanmaları sık görülür. Çalışmalar genu varum ya da valguslu çocuklarda tanı ve tedavi şekli belirlenirken radyografi ile birlikte D vitamini, kalsiyum (Ca), parathormon (PTH), magnezyum (Mg) ve alkalen fosfataz (ALP) gibi kemik metabolizma parametrelerinin mutlaka sorgulanması gerektiğini göstermektedir. Bu tez çalışmasının amacı, genu varum ya da genu valgum deformitesine sahip çocuk hastaların kemik metabolizma parametreleriyle olan ilişkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya ortopedi polikliniğine genu varum ve genu valgum tanılarıyla başvuran, daha önce D vitamini, Ca, PTH, Mg ve ALP gibi parametreleri çalışılmış 45 hasta çalışmaya dâhil edildi. Bu amaçla hasta dosyaları, picture archiving communication systems (PACS) içerisindeki X-RAY grafileri, ortoröntgenogramları kullanıldı. Verilerin analizinde Kikare analizi, Shapiro-Wilk testi, Student t testi, Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22 paket programı kullanılmıştır. Anlamlılık değeri p< 0,05 olarak alınmıştır. Hastaların 44'ü (%97.8) bilateral iken sadece biri (%2.2) tek taraflıdır. Kızların 17'sinde (%85) genu varum, erkeklerin ise 19'unda (%76) genu varum görülmüştür. Genu varum tanısı olanların yaş ortalaması (4.3±4.8) genu valgum tanısı olan hastaların yaş ortalamasından (11.9±4.1) anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p<0.001). Hastalık tanıları arasında Ca (mg/dl), D vitamini (mcg/L), PTH (pg/mL), ALP (U/L) ve Mg (mg/dl) açısından anlamlı farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Ca (mg/dl) ile PTH (pg/mL) arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. PTH (pg/mL) ile ALP (U/L) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Hastaların 44'ünün (%97.8) Ca değeri, 23'ünün (%51.1) D vitamini değeri, 33'ünün (%73.3) PTH değeri, 2'sinin (%4.4) ALP değeri ve 43'ünün (%95.6) Mg değeri normal olarak bulunmuştur. Sonuç olarak; genu varum ya da genu valgum deformitesi olan, pediatrik hastaların çoğunda kemik metabolizma parametrelerinde anlamlı düzeyde değişiklikler saptanmıştır. Özellikle ALP' nin ilerliyen yıllarda bir tarama testi olarak kullanılabileceğini söyliyebiliriz. Genu varum ya da genu valgum deformitesine sahip hastalar değerlendirilirken kemik metabolizma parametlerinin mutlaka sorgulanması gerektiğine öneriyoruz. Anahtar Kelime: Genu varum, Genu valgum, Kemik metabolizma parametreleri

BacakGenu valgumGenu varum+4
Hüseyin Kürüm
Fırat University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Alt ekstremite uzun kemiklerinde foramen nutricium'larin morfolojik ve topografik anatomisi

Nutrient foramina are important anatomical characteristics of long bones and help in determining the entry site of nutrient arteries and the weak areas that susceptible to fractures and hence study of the nutrient foramen is important in medical field. This study aimed to determine the number and positions of nutrient foramina of femur, tibia and fibula and to observe their sizes, direction and obliquity. Two hundred sixty five adult human bones of the lower limbs were observed. Nutrient foramina were identified with naked eyes and their direction, obliquity and size were determined by 20 and 24 gauge needles. Shapes were observed with naked eye and allotted to oval and round types. The location of the nutrient foramina were determined in relation to upper, middle and lower third segment of the bones and was validated by calculating foraminal index. Our study found 79% of specimens with a single nutrient foramen. More than 96% of the nutrient foramina were directed away from the knee. Eighty seven percent of the femoral nutrient foramina were located in the middle third, 72% of tibial nutrient foramina were located in the proximal third while 98% of the fibular nutrient foramina were located in the middle third of the specimens. Overall, no nutrient foramen was found to be present on the distal third of the bones studied. Our study findings are in accordance to the findings from several research studies. The assessment of pathological conditions associated with the findings of foramen nutricium in our study may help clinicians and surgeons in planning treatments for applications to be performed in this region. However, it is thought that literature will be a source for basic and clinical sciences by providing reference values.

AnatomyLegExtremities+6
Syeda Uzma Zahra
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimEN

The investigation of apocynin's protective effects on skeletal muscle of experimental lower extremity ischemia-reperfusion model

Although successful results were obtained with many agents for prevention of ischemia-reperfusion (I/R) injury in experimental studies, only a small part of them were used clinically. In this study, it was aimed to investigate the influences of apocynin on tissue malondialdehyde (MDA), apoptozis and Transient Receptor Potential Melastatin 2 (TRPM2) in experimental lower extremity I/R injury. Thirty female Sprague Dawley rats aged 8-10 weeks were used in the study. Test animals were allocated to 5 groups with 6 animals in each. Infrarenal abdominal aorta clamping was done in I/R group and 2 hours ischemia and 2 hours reperfusion was applied. In apocynin-ischemia-reperfusion group (A-I/R), ischemia was created and 20 mg/kg of apocynin was administered via intravenous (iv) route 30 min before reperfusion. At the end of the test, soleus muscles were removed and the rats were decapited. TUNEL (TdT- Mediated Nick and Labeling Technique) was applied for determining apoptotic cells, avidin-biotin-peroxidase method was applied for TRPM2 immunoreactivity and mason trichrome stain was applied for histopathologic examination. Results of control and sham groups were similar. When compared with control group, while apoptozis increased together with significant histopathologic changes, TRPM2 and MDA levels decreased in I/R group. When compared with I/R group, although significant improvement was observed in histopathologic changes and apoptozis, MDA level increased, TRPM2 immunoreactivity decreased in A-I/R group. IAR group was similar with I/R group. In conclusion, it was considered that apocynin applied before I/R significantly reduced TRPM2 immunoreactivity and histopathologic changes in I/R injury and more comprehensive studies are required for its clinical use. Key words: ischemia-reperfusion injury, MDA, TRPM2, apoptozis, apocynin

ApoptosisApocyninLeg+5
Mehmet Özer
Fırat University
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Profesyonel bayan voleybolcularda alt ekstremite antropometrik ölçümleri

Elazığ ilinde profesyonel olarak en az bir yıl voleybol oynayan 60 bayan sporcu ile kontrol grubu için aynı sayıda sağlıklı kişinin alt ekstremite ölçümleri yapıldı. Sporcuların yaş aralıklarına dikkat edilerek, haftada en az üç gün ve ikişer saat düzenli antrenman yapma şartı arandı. Alt ekstremite de şekil bozukluğu, konjenital deformite öyküsü, alt ekstremite ve lumbosakral bölgede ağrı hikayesi bulunmayan kişiler çalışma kapsamına alındı. Alt ekstremitelerinde kırık veya duruşu etkileyecek sistemik hastalığı olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Modifiye kumpas (MK), kumpas (K), anthropometer (model 01290), mezura, boy ölçüm skalası, baskül kullanılarak; boy ve ağırlık ölçümü, kalça, uyluk, diz, bacak ve ayak bileği çevreleri, biiliac, bitrokanteric, diz, ayak bileği ve ayak genişlikleri, alt ekstremite, uyluk, bacak, ayak uzunlukları, malleolus medialis ve lateralis yüksekliği ölçülerek değerlendirildi. İstatistiksel analizde Independent Samples t testi kullanıldı. Sporcu grubu ile kontrol grubunun yaş, boy, kilo ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Alt ekstremite, bacak ve ayak uzunlukları, ayak bileği ve ayak genişliği, biiliac genişlik, uyluk ve ayak bileği çevresi, malleolus medialis ve malleolus lateralis yüksekliği istatistiksel olarak sporcular lehine artış gösterdiği tespit edildi (p<0.05). Uyluk uzunluğu, diz genişliği, bitrokanterik genişlik, kalça, diz ve bacak çevresi ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p> 0.05). Sonuç olarak antropometrik ölçüm sonuçlarının voleybol oyuncularında değişkenlik gösterdiği bu çalışmada ve benzer çalışmalarda ortaya konmuştur. Elde ettiğimiz verilere dayanarak, branşın karakteristik özelliğine bağlı olarak fiziki yapıda değişimler olduğu bunların da etkin bir şekilde kullanılmasının sporculara büyük avantaj sağlayacağı sonucuna varılmıştır.

AnatomiAntropometriBacak+5
Nilgün Tatar
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ekstremite cerrahisi geçiren hastalarda spinal anestezi uygulama pozisyonunun erken mobilizasyon ve postspinal başağrısı üzerine etkisinin karşılaştırılması

Çalışma alt ekstremite cerrahisi geçiren ASA I-II-III risk grubundaki, 18-65 yaş arasındaki toplam 140 hastada iki grubun karşılaştırılması şeklinde prospektif olarak yapıldı. Hastaların 70'ine oturur pozisyonda 70'ine de lateral dekübit pozisyonunda spinal anestezi uygulandı. Hastaların spinal anestezi öncesi ve spinal anestezi sonrası 1., 5., 10., 15., 30., 60. ve 120. dakikalardaki kalp atım hızları (atım/dk), ortalama arter basınçları (mmHg) ve oksijen satürasyonları (%) araştırıldı. Ayrıca motor blok başlama (bromage III değerine ulaşma) zamanı (saniye) da ayrı ayrı kaydedilerek her iki grup karşılaştırıldı. Bunlara ek olarak operasyon sonrası motor kuvvet geri dönme (bromage 0 değerine ulaşma) süresi (dakika) ve komplikasyonlardan biri olan postspinal baş ağrısı gruplar arası karşılaştırıldı. Lateral dekübit pozisyonunda 1., 5., 10., 15., 30. ve 60.dakikalardaki ortalama arter basıncı değerleri, oturur pozisyondaki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü. Oturur pozisyonunda 1., 5. ve 15.dakikalardaki satürasyon değerleri, lateral dekübit pozisyondaki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü. Oturur pozisyondaki grupta motor blok başlama zamanı ve motor kuvvetin geri dönme zamanı lateral dekübit pozisyonundaki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzundu. Postspinal baş ağrısı açısından anlamlı fark yoktu. Sonuç olarak; oturur pozisyonda uygulanan spinal anestezide kan basınçları daha az düştüğü için, spinal anestezi uygulanacak hastalara bu pozisyon önerilebilir. Ancak motor kuvvet geri dönme zamanı lateral dekübit pozisyonda daha kısa olması nedeniyle erken mobilizasyon düşünülen hastalarda tercih edilebilir.

AnesteziAnestezi-spinalBacak+5
Hilal Kırcı
Karadeniz Technical University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ekstremite cerrahisi geçiren hastalarda lokal anestezik (izobarik bupivakain) ile spinal anestezi uygulama pozisyonunun erken mobilizasyon ve postspinal başağrısı üzerine etkisinin karşılaştırılması

Çalışma alt ekstremite cerrahisi geçiren ASA I-III risk grubundaki, 18-65 yaş arasındaki toplam 105 hastada iki grubun karşılaştırılması şeklinde prospektif olarak yapıldı. Hastaların 52'si oturur pozisyonda 53'ü de lateral dekübit pozisyonunda spinal anestezi uygulandı. Hastaların spinal anestezi öncesi ve spinal anestezi sonrası 1., 5., 10., 15., 30., 60. ve 120. dakikalardaki kalp atım hızları (atım/dk), ortalama arter basınçları ve oksijen satürasyonları araştırıldı. Ayrıca duyusal blok başlama zamanı, motor blok başlama (Bromage 3 değerine ulaşma) zamanı da ayrı ayrı kaydedilerek her iki grup karşılaştırıldı. Bunlara ek olarak operasyon sonrası motor kuvvet geri dönme (Bromage 0 değerine ulaşma) süresi ve postspinal baş ağrısı gruplar arası karşılaştırıldı. Lateral dekübit ve oturur pozisyondaki olguların spinal anestezi uygulanmadan önceki 0.dk ve spinal anestezi uygulandıktan sonra ki 5.dk, 15.dk ve 30.dk daki kalp atım hızları, ortalama arteryal basınçları istatistiksel olarak daha düşüktü. Grupların kendi içinde istatistiksel olarak anlamlı azalma oldu ancak gruplar arasında anlamlı bir fark olmadı. Gruplar kendi içlerinde oksijen satürasyon değerlerindeki değişiklik açısından değerlendirildiğinde her iki grupta da 5.dk ve 10.dk da istatistiksel olarak yükselme mevcut olup, her iki grup arasında fark olmadı. Oturur pozisyondaki grupta motor kuvvetin geri dönme zamanı lateral dekübit pozisyonundaki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzundu. Lateral dekubit pozisyonda ki hastalarda bakılan duyusal blok seviyesi istatistiksel olarak daha yüksek bulundu. Postspinal baş ağrısı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç olarak; oturur ve lateral dekubit pozisyonda uygulanan spinal anestezide kan basınçlarında ki azalma da anlamlı bir farklılık olmadığı için, daha üst düzey dermatom seviyelerinde duyu kaybı istenen ve motor kuvvet geri dönme zamanı daha çabuk oluşması istenen hastalarda lateral dekübit pozisyon tercih edilebilir

Anestetikler-lokalAnesteziAnestezi-lokal+5
Birkan Ülger
Karadeniz Technical University
2016
00

İlgili konular