Forensic sciences
70 theses under this subject heading
Adli bilimlerin adli toksikoloji alanında yapılan çalışmalarında iş sağlığı ve güvenliği açısından risklerin belirlenmesi ve değerlendirilmesi
Adli bilimlerin alt dallarından biri olan adli toksikoloji; toksikoloji biliminin ve esaslarının hukuki alanlarda kullanılmasıyla davaların aydınlatılmasında önemli rol oynamaktadır. Yargıya intikal etmiş çoğu vakada canlı veya ölü şahıslardan alınan biyolojik materyaller ile delil niteliğinde olan diğer materyallerin toksikolojik analizlerinin yapılması soruşturmanın seyri açısından oldukça önem arz etmektedir. Soruşturmanın başından sonuna kadarki süreçte, birçok çalışan delil niteliğinde olan materyallerden ve toksikolojik analizlerin gerçekleştirildiği çalışma ortamından kaynaklanan biyolojik, kimyasal, fiziksel, psikososyal ve ergonomik risk etmenleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Adli toksikoloji alanındaki risklerin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirildiği bir çalışmanın literatürde yer almaması, çok tehlikeli sınıfta yer alan adli toksikoloji laboratuvarlarına kılavuzluk edecek, iş sağlığı ve güvenliğinin önemini belirten ve alınması gereken önlemleri içeren bir kaynak oluşturmak yapılan bu tez çalışması ile hedeflenmiştir. Bu çalışmanın amacı; adli toksikoloji laboratuvarlarında iş sağlığı ve güvenliği açısından karşılaşılabilecek tehlikeleri belirlemek ve bu alanda çalışanların daha sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışabilmesi adına adli toksikoloji laboratuvarlarında yapılan çalışmalara özgü riskleri değerlendirmektir. Bu kapsamda Adana Adli Tıp Grup Başkanlığı Kimya İhtisas Dairesinde yer alan adli toksikoloji laboratuvarlarının Fine-Kinney yöntemiyle risk değerlendirmesi yapılmıştır. Ayrıca Adana ve Mersin illerinde adli toksikoloji alanındaki çalışmalara yaptığı iş ile katkı sağlayan otopsi teknikerleri, laborantlar, biyologlar, kimya teknikerleri, kimyagerler, kimya mühendisleri, doktorlar, evrak işleri sorumluları, temizlik personelleri gibi meslek gruplarından oluşan 60 kişi ile yarı yapılandırılmış soru formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle gönüllülük esasına uygun şekilde görüşülmüş, iş sağlığı ve güvenliği hakkındaki tutum, görüş ve önerileri alınmıştır. Anahtar kelimeler: İş sağlığı ve güvenliği, Adli toksikoloji, Risk değerlendirmesi
Farklı yüzeyler üzerindeki semen lekesi yaşının ATR-FTIR spektroskopisi ile tespiti
Adli tıp pratiğinde cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda olay yerlerinde tespit edilen semen lekesi soruşturmanın çözümlenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Semen lekesi analizleri, suçlunun kimliği ve olayın gerçekleşme zamanı hakkında bilgi vermektedir. Özellikle semen lekesi yaşının tayinine dair literatürde mevcut olsa da bu çalışmalar adli tıp pratiğinde rutin uygulamaya girmemiştir. Bu çalışmalarda pratik-yöntemsel zorluklar ve fiyat-fayda dengesizliği dikkati çekmektedir. Mevcut yöntemlerin hemen hepsi olay yerlerinden elde edilen materyale zarar verip ileri incelemeye engel olmaktadır. Bu çalışmamızda hem pratik, ucuz, uygulaması kolay, hem numuneye zarar vermeyen bir yöntem geliştirmek adına; olay yerlerinde bulunması muhtemel 7 farklı solid yüzey (ahşap, cam, deri, fayans, karton, metal ve plastik) üzerinde semen lekesi oluşturarak 2 aylık süreç boyunca farklı zaman aralıklarında ATR-FTIR Spektroskopisi ve kemometrik analizler (PLS-DA) ile ölçümler gerçekleştirdik. Tüm yüzeylerde zaman aralıkları 0-24. saat, 2-6. gün ve 1-8. haftalar olmak üzere 3 farklı gruba ayrılmıştır. Elde edilen spektral verilerin "PLS-DA" kemometrik yöntemiyle değerlendirilmesi sonucunda yönteminin başarısı "EFR" oranı ile belirlenmiş olup bu oran; yöntemin doğruluğunu test etmek amacıyla metoda sunulan bir validasyon verisinin ne kadar başarı oranı ile doğru gruplandırılabildiğini göstermektedir. "EFR" değeri ahşap, cam, karton, metal ve plastik yüzeyler için oluşturulan yukarıda bahsedilen her üç zaman aralığında da %100 olarak bulunurken, deri ve fayans için sırasıyla en düşük %99,94 ve %99,95 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak ATR-FTIR spektroskopisinin kemometrik yöntemler eşliğinde farklı yüzeyler üzerinde bulunan semen lekesinin tanınması ve lekenin yaşının tayininde uygun bir yöntem olarak kullanılabileceği gösterilmiştir
Cameriere yaş tayini metotları kullanılarak tahmin edilen yaşın kronolojik yaş ile karşılaştırılması
Adli tıpta, radyografiler üzerinden dental ve iskeletsel yaş tespiti için çeşitli yöntemler mevcuttur. Ancak bu teknikler farklı coğrafyalar ve ırklarda değişken oranlarda başarılı sonuçlar sunabilir. Bu çalışmanın amacı, Cameriere ve ark.' nın yaş tespiti metotlarının, Uşak ili'nde dört farklı grup için uygulanabilirliğinin değerlendirilmesidir. Açık apeks yöntemi için 5-15 yaş arası bireylere ait 200, üçüncü molar için 14-22 yaş arası bireylere ait 200 panoramik radyografi; kanin için 22-78 yaş arası bireylere ait 200 periapikal radyografi ve servikal vertebra için 7-18 yaş arası bireylere ait 200 sefalometrik radyografi retrospektif olarak incelenmiş ve regresyon modeli oluşturulmuştur. Açık apeks tekniği için oluşturulan yeni formülün açıklayıcılık katsayısı %61,7 (R 2 = %61,7) olarak hesaplanmıştır. Üçüncü molar tekniği için elde edilen formülün açıklayıcılık katsayısı %45,9 ' dur. Kanin dişlere ait olan teknik için oluşturulan formülün kronolojik yaşı tahmin etmede, kadınlar ve erkekler için değerlendirildiğinde yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. (P> 0, 05). Servikal vertebra yöntemi için elde edilen formül, ortalama 1,97' lik bir tahmin hatası ve %21,5 oranında açıklayıcılık katsayısı ile başarılı kabul edilmiştir. (R 2 = %21,5). Sonuç olarak Cameriere ve ark.'nın açık apeks yöntemi Türk popülasyonu için uygulanabilir bir yöntemdir. Üçüncü molar diş üzerinden yapılan ölçümlere dayanan ikinci teknik, yaş tespiti için geçerlidir; ancak kesin sonuçlar için farklı metotlar ile kombine edilmesi önerilir. Üçüncü teknik Türk popülasyonu için, yazarlar tarafından önerilen biçimde uygulandığında yaş tahmininde yetersiz bulunmuştur. Dördüncü grup için, dördüncü servikal vertebralar üzerinden yapılan ölçümlere dayanan teknik geçerli bir metottur; fakat istatistiksel analiz regresyon analizi yerine yazarların önerdiği biçimde yapılırsa daha doğru sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir.
Türkçede temel frekansın (F0) değiştirilmesi ile yapılan ses gizlemenin formant değerler üzerine etkisi
Konuşucular tarafından kimliklerini gizlemek için sesletim esnasında bilinçli şekilde değiştirilmeye çalışılan sesler, gün geçtikçe artan bir biçimde adli incelemelere konu olmaktadır. Ses değiştirme farklı yöntemlerle yapılabilmekle birlikte en basit yöntemlerden biri temel frekansın değiştirilmesi yani sesi pesleştirip/tizleştirmektir. 15 kadın ve 15 erkek konuşucunun normal ve değiştirilerek sesletilmiş kayıtlarının F0, F1, F2, F3 ve F4 parametrelerinin değerlendirildiği bu çalışma ile gizlenmiş sesleri tespit etmeye yardımcı olmak için, hangi akustik özelliklerin değiştiğini hangilerinin tutarlı kaldığını bulmak amaçlanmıştır. Ses değiştirmeden etkilenen özellikler için amaç, bu değişikliklerin sistematik olup olmadığının, yani belirli bir değiştirme koşulu için her zaman aynı değişimin ortaya çıkıp çıkmadığının tespit edilmesidir. Çalışmanın sonunda elde edilen sonuçların, inceleme uzmanlarına adli ve idari incelemelerde kolaylık sağlayacağı değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adli Dilbilim, Adli Ses İnceleme, Ses Değiştirme, Formant Analizi
Erkek tipi kelliğe ait SNP markırlarının adli fenotiplemede kullanımı
Adli bilimlerde tek nükleotit polimorfizmi (Single Nucleotide Polymorphism, SNP) markırları (belirteçleri) kullanılarak kimliklendirme, fenotipleme, nesep ve soy tayini yapılabilmektedir. Günümüzde göz, saç ve ten rengi, erkek tipi kellik durumu, yüz morfolojisi, boy uzunluğu gibi fiziksel özelliklerin DNA analizleri ile belirlenmesine yönelik ilgi giderek artmaktadır. DNA'dan elde edilen fenotipe ait bilgilerin bilinmeyen şüphelileri, felaket kurbanlarını veya kayıp kişileri kimliklendirmede ya da eleme kriteri olarak kullanılmasında oldukça yararlı olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada erkek tipi kellik (Male Patern Baldness, MPB) ile yüksek anlamlılık gösterdiği literatürde belirlenen 23-SNP markırından oluşan multipleks panel oluşturulmuş ve optimize edilmiştir. MPB tahmin analizi, Hamilton-Norwood kriterlerine göre kelliği Tip 5-7 (Şiddetli kel) olarak sınıflandırılabilen 50 yaş ve üstü 114 gönüllü erkekten ve kel olmayan (Tip 1) 50 yaş ve üstü 30 gönüllü erkekten oluşan toplam 144 kişiden (86 model, 58 test) alınan ağız içi sürüntü örneklerinde gerçekleştirilmiştir. SNP kellik markırları SNaPshot yöntemiyle çalışılmış ve kellik tahmini IBM SPSS Statistics V21 programı ile çok binary lojistik regresyon (Binary Logistic Regression, BLR) analizi kullanılarak test edilmiştir. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucu, 23 SNP markırının tek değişkenli BLR sonuçları doğrultusunda kellik fenotipiyle ilişkilendirilen TARDBP, WNT10, HDAC4, HDAC9, SSPN-ITPR2, SETBP1, AR/EDA2R lokuslarından 9-SNP markırı belirlenmiştir. rs12565727, rs7349332, rs9287638, rs2073963, rs9668810, rs10502861, rs1041668, rs1511061, rs16990427 markırları ile çok değişkenli BLR analizi ile 9-SNP tahmin modeli oluşturulmuştur. 9-SNP tahmin modelinin doğruluğu, AUC (Area under the ROC Curve- ROC eğrisinin altında kalan alan), duyarlılık, özgüllük, pozitif tahmin değeri (PPV) ve negatif tahmin değeri (NPV) hesaplanarak değerlendirilmiştir. 9-SNP tahmin modeli ile hiç kelliği olmayanları şiddetli kel (Tip 5-7) olanlardan ayıran 0,897 AUC değeri ile %98,5 duyarlılık ve %44 özgüllükte MPB tahmini yapılmıştır.
Obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) tanısı konulmuş hastalarda serotonerjik, dopaminerjik ve glutamaterjik mekanizmaların gen polimorfizmlerinin dürtüsellik açısından incelenmesi
Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), tekrarlayan müdahaleci düşünceler ve bu düşünceleri azaltmak için tekrarlayıcı davranışlar veya ritüellerle karakterize nöropsikiyatrik bir bozukluktur. OKB genellikle anksiyete ve depresyon gibi diğer psikiyatrik bozukluklarla birlikte görülmektedir. Son 10 yılda OKB'nin patofizyolojisi ve farmakolojisine dahil olabilecek aday genleri kapsayan çok sayıda genetik ilişki çalışmalarının bugüne kadarki en önemli eksikliği, nörotransmiter sistemlerinin OKB ve dürtüsellik üzerindeki olası birleşik etkisini vurgulamadan, yalnızca sınırlı sayıda serotonerjik, dopaminerjik ve glutamaterjik polimorfizmi keşfetmeleridir. Bu tez çalışmasında OKB tanısı konulmuş hastalarda, literatürde OKB aday genleri olarak güncel çalışmaları yapılan serotonerjik (SCL6A4 ve HTR2A), dopaminerjik (DRD2/ANKK1 ve SLC6A3) ve glutamaterjik (SLC1A1) mekanizmaların gen polimorfizmlerinin analizi, toplanan ağız içi sürüntü örnekleri kullanılarak DNA izolasyonu sonrası Real Time PCR protokolü uygulanarak DNA profillemesi gerçekleştirilmiştir. Bahsi geçen gen bölgelerinin OKB ile ilişkisi 18-70 yaş aralığında bulunan hasta (n=204) ve kontrol grubu(n=100) olmak üzere iki ayrı grup üzerinde çalışıldı. OKB ve dürtüsellik arasındaki ilişki resmen kabul edilmese de dürtüselliğin OKB'nin bir özelliği olabileceği konusu gündemdedir. Yapılan çalışmada beş genetik bölge için farklı alel dağılımlarına göre BIS-11 skorlarının istatistiksel analizi yapılmıştır. Analiz edilen beş genetik bölgenin tamamında dikkat, motor, planlama yapmama alt ölçekleri ve toplam puan için farklı alel grupları arasında BIS-11 puanları açısından hasta ve kontrol grubu için anlamlı bir fark görüldü. Bu spesifik genetik bölgelerdeki varyasyonların, 204 hasta ve 100 kontrol ile oluşan bu örnekleminde BIS-11 tarafından ölçülen dürtüsellik seviyelerini önemli ölçüde etkilediğini göstermektedir. Dürtüsellik puanları ele alınarak yapılan genetik karşılaştırmalarda, OKB hastalarının bazı alellerinde belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle, SLC6A4 geninde CC alleli, kontrol grubuna göre anlamlı bir farklılık göstermiştir. HTR2A geninde ise CT polimorfizmi, OKB hastalarında kontrol grubuna kıyasla anlamlı bulunmuştur. ANKK1 geninde AA ve AG polimorfizmleri, OKB hastalarında ileri derecede anlamlılık göstermiştir. Ayrıca, SLC6A3 geninde CC polimorfizmi, OKB hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı derecede farklılık göstermiştir. SLC1A1 gen bölgesinde ise GG aleli, OKB hastaları ve kontrol grubu arasında belirgin farklılık göstermiştir. Araştırma kurgusunda kişilerin potansiyel riskleri ile durum tespitlerinin aynı havuzda değerlendirilmesini amaçlayan bu çalışma, OKB'nin psikiyatrik ve genetik açıdan beraberce kapsamlı olarak ele alındığı ve dürtüsellik ile ilişkisinin adli bilimler temelinde araştırıldığı, ülkemizde ve ülkemiz popülasyonu üzerinde yapılan ilk çalışmadır.
Geç Osmanlı'dan Erken Cumhuriyet'e adlî tıp ve bilirkişilik
Osmanlı Devleti XVII. yüzyıldan itibaren geleneksel yapıdan kaynaklanan sorunlardan dolayı, bilim ve teknoloji başta olmak üzere birçok alanda Batı'nın gerisinde kalmıştır. Bu durum aynı zamanda değişim ve dönüşüm ihtiyacını ortaya çıkarmış ve kapsamlı bir modernleşme hareketini de beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda Osmanlı modernleşmesinin iki önemli kolu olan tıp ve hukuk alanındaki değişim ve dönüşümler, adlî tıbbın doğuşunu da sağlamıştır. 1841 yılında Sultan Abdülmecid'in izniyle ilk otopsi gerçekleştirilmiş ve buna müteakiben Mekteb-i Tıbbiyye-i Adliyye-i Şâhâne'de tıbb-ı kanuni dersleri verilmeye başlanmıştır. Modern tıp eğitimiyle eş zamanlı olarak İslam hukukundan bağımsız yeni ceza kanunnameleri yürürlüğe girmiş ve bu kanunnamelerin uygulanacağı Nizamiye Mahkemeleri kurulmuştur. Gerekli tıbbi ve hukuki altyapının oluşmasıyla birlikte adlî tabipler, tıbbi bilirkişi olarak mahkemelerde rol almaya başlamışlardır. Tıbbi bilirkişilerin bilimsel yollarla elde ettikleri deliller mahkemenin gidişatında önemli bir unsur olduğundan dolayı, adlî tıp pratikleri daima denetime tâbi tutulmuş ve iktidarın yönetim araçlarından birisi haline gelmiştir. Bu çalışma kapsamında 1839 ile 1926 yılları arasında adlî tıp ve tıbbi bilirkişiliğin oluşumu, gelişimi ve dönüşümü nitel araştırma yöntemleriyle incelenmiştir. Bu alanda ilk defa adlî tıp, adlî psikiyatri, adlî bilimler ve tıbbi bilirkişilik kapsamlı olarak ele alınmış ve bütüncül bir bakış açısı oluşturulmuştur. Mezkûr dönemde tabipler ve hakimler için kaleme alınan eserler, arşiv belgeleri, mecmualar ve anılardan yola çıkılarak adlî tıp uygulamalarının merkezde ve periferide günlük hayata yansımaları ele alınmıştır. Bununla birlikte adlî psikiyatrinin, adlî tıptan sıyrılması ve ayrı bir uzmanlık alanı olarak ortaya çıkışı örneklerle incelenmiştir. Ayrıca devletin kontrol mekanizmasında önemli bir yer edinen kriminalistik uygulamalarının gelişimi ve adlî bilimlerdeki rolü ele alınmıştır. Araştırmamızın sonucunda ise; adli tıp uygulamaları ilk başlarda tepkiyle karşılaşırken zaman içerisinde halkın kendi lehine kullandığı bir enstrüman haline geldiği, adli tıp tarihinin başarıları olduğu kadar başarısızlıkları da olduğu ama bunun kurumsal tarih yazımına yansımadığı ve tıbbi bilirkişiler mahkemelerde rol almaya başlasalar da söylemlerini kabul ettirmekte zorluk yaşadıkları tespit edilmiştir
Geçmişten günümüze adli tıp tarihi
Hukukun ve tıp bilimlerinin ekotonunda bulunan Adli Tıp, bu özelliğinden dolayı fen bilimleri ve sosyal bilimlerin birçok üyesiyle kesişimi bulunan bereketli ve multidisipliner bir alanda çalışır. Başta hukuk ve adli patoloji olmak üzere; adli psikiyatri, adli toksikoloji, adli seroloji, adli balistik, adli trafik, olay yeri inceleme, adli entomoloji, adli antropoloji, adli fotoğrafçılık, adli görüntüleme, adli diş hekimliği, adli vaka kimliklendirilmesi, adli hemşirelik, sağlık hukuku, kriminoloji, adli bilişim gibi pek çok sağlık, fen ve sosyal bilim dalları ile dirsek teması içerisinde olsa da, "Adli Tıp nedir?" sorusuna en güzel cevaplar Sir Sidney Smith ve Behçet Tahsin KAMAY tarafından verilmiştir: "Adli Tıp, kanunu tatbik maksadı ile kullanılabilecek tıbbî ve gayri tıbbî, ilmî malûmat topluluğudur." Adli Tıbbın basit ve net tanımları üzerinden giderek bu istikametteki tarih vektörünün başlangıç noktasını Eski Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerindeki uygulamalara dayandırılabilabilmektedir. Her iki Adli Tıp tanımda da ortak noktalar; bir hukuk otoritesinin varlığı ve onun bilirkişiliğine ihtiyaç duyduğu bir tıp görüşü ihtiyacını gideren uzman kişi yorumu olmakla birlikte gözden kaçmaması gereken bir diğer husus ise, Adli Tıp uygulamalarının çerçevesini esasen hukukun belirlediği gerçeğidir. Bundandır ki dünyadaki büyük hukuk sistemleri arasındaki büyük farklılardan (Kıta Avrupası ve Anglosakson Hukuk Sistemleri gibi) tutun aynı hukuk sistemi kümesinde yer alan ayrı devletlerin dahi Adli Tıp uygulamalarında farklılıklar göze çarpar.
Distal tibia ve kalkaneus epifizinin adli yaş tahmininde uygulanabilirliğinin manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi
Amaç: Adli tıp uygulamalarında ilk aşama kimlik teşhisidir. Kimlik teşhisinin de en önemli aşaması yaş tahminidir. Günümüzde radyasyon içermeyen yöntemlerle yaş tahminine yönelik araştırmalar giderek artmakta ve uygulamada daha fazla tercih edilmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı 8-25 yaş arası bireylerin ayak ve ayak bileği manyetik rezonans görüntülerinin incelenerek, daha önce başka kemik bölgeleri için kullanılabilir olduğu gösterilmiş Vieth ve Dedouit evreleme yöntemlerinin distal tibia epifizi ve kalkaneus apofizi için uygulanabilirliğinin araştırılması ve fizis kalınlığının adli yaş tahmininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ocak 2010- Aralık 2022 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalına başvurarak ayak bileği manyetik rezonans görüntülemesi (1.5 Tesla) yaptıran 8-25 yaş bireylerin görüntüleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışma kriterlerimize uyan 342 bireyin 172'si erkek 169'u kadındır. Distal tibia epifizi ve kalkaneus apofizi Vieth ve Dedouit sınıflandırmasına göre değerlendirilmiştir. Distal tibia ve kalkaneus fizis kıkırdağı kalınlıkları da ölçülerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızın sonucuna göre; distal tibia Dedouit sınıflandırmasına göre Evre 3-4-5 Vieth'e göre Evre 4-5-6 olan tüm bireylerin cinsiyet fark etmeksizin 12 yaş üzerinde olduğu, Dedouit'e göre Evre 4-5 Vieth'e göre Evre 5-6 olan tüm bireylerin cinsiyet fark etmeksizin 15 yaş üzerinde olduğu ve Dedouit'e göre Evre 5 Vieth'e göre Evre 6 olan tüm erkek bireylerin 18 yaş üzerinde olduğu tespit edildi. Kalkaneus evreleri Dedouit'e göre Evre 1-2-3 Vieth'e göre Evre 2-3-4 olan erkeklerin tamamının 18 yaşın altında, kadınların ise 15 yaşın altında olduğu tespit edilmiştir. Distal tibia için belirlenen kesme değerlerinin pozitif olabilirlik oranları <12 Kadın (OO+:18,6) ve <15 Kadın (OO+: 34,42) gruplarında 10'un üzerinde ve testin geçerliliğinin yüksek olduğu, <15 Erkek grubunda geçerliliğin orta düzeyde, diğer gruplarda ise yeterli düzeyde olduğu tespit edildi. 18 yaş üzerinde olan kişilerden ROC analizi için yeterli sayıda ölçüm olmadığı için kalkaneus fizis kalınlığı sadece <12 ve <15 yaş grupları için değerlendirilmiştir. Kesme noktaları distal tibiaya kıyasla daha ince idi. <12 erkeklerde olabilirlik oranı 3,76 ile en düşük değerdi ve tüm gruplarda kalkaneus fizis kalınlığının adli yaş tahmininde kullanılabilir olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Adli yaş tahmininde multidisipliner bir değerlendirme ile birden fazla yöntem kullanmak hata payını en aza indirir. Ayak bileği MRG kesitleri de adli yaş tahmininde kullanılabilir olarak görünmektedir. Hem yaş ortalamaları hem de minimum maksimum yaş konseptine göre mevcut çalışmada kayda değer sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca mevcut çalışmada büyüme plağı kalınlığının da ölçülerek adli yaş tahmininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesine yönelik analizlerde fizis kalınlığının 12, 15 ve 18 yaş sınırlarının değerlendirilmesinde ümit vadeden bir teknik olabileceği gösterilmiştir. Ancak sosyoekonomik düzey, boy-kilo, demografik özellik verilerinin daha ayrıntılı olarak değerlendirildiği daha yüksek örneklem büyüklüğüne sahip prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar sözcükler: Adli yaş tahmini, manyetik rezonans görüntüleme, Vieth metodu, Dedouit metodu, kimliklendirme.
Bilgisayarlı tomografi ile elde edilen pubis görüntülerinden cinsiyet tayini
İnsan iskeletleri kalıntılarından biyolojik profilin elde edilmesi adli antropologlar ve diğer adli araştırmacılar için oldukça önemlidir. Adli Antropologlar kimliklendirmenin önemli bir parçası olan cinsiyet tayini için genel olarak morfolojik ve metrik metodlar kullanırlar. İskelet parçaları her zaman bir bütün olarak bulunmadığı için cinsiyet tayininde belirli kemiklerin kullanımı da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çalışmann konusu, coxa kemiğinin pubis bölümündeki seksüel dimorfizmi bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden biyometrik açıdan ele almaktadır. Bu çalışmada Azerbaycan Cumhuriyetinin, Bakü şehrinde bulunan M.A. Topçubaşov'un adını taşıyan Bilimsel Cerrahi Merkezinin arşivindeki BT görüntülerinden 26 kadın, 47 erkek olmak üzere toplam 73 bireye ait bilgisayarlı tomografi görüntüsü kullanılmıştır. Çalışmada pubis bölgesinden önceden belirlenmiş ve bu konuyla ilgili çalışmalarda kullanılmış 4 metrik ölçüm uygulanmıştır.
Yaş tayininde 3-4-5 servikal vertebranın direkt grafi ile değerlendirilmesi
Amaç: Adli tıbbın önemli çalışma alanlarından birisi kimlik tespitidir. Tıbbi kimliğin belirlenmesinde önemli basamaklardan biri ise yaş tayinidir. Uygulamada yaygın olarak el-el bilek grafisi kullanılmaktadır. Ancak son yıllarda farklı metotlarla kemik yaşı tayin etmeye yönelik çalışmalar artmaktadır. Bu çalışmanın amacı 5-18 yaş arası bireylerin lateral servikal grafi görüntüleri üzerinde metrik ölçüm ve orantılar yapılarak yaş tahmininde kullanılacak bir regresyon formülünün oluşturulması ve Bacetti evreleme sistemiyle servikal vertebra olgunlaşma aşamalarının adli yaş tahmininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ocak 2016 – Aralık 2021 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Radyoloji Anabilim Dalına başvurarak lateral servikal grafi çekimi yapılan 5-18 yaş bireylerin görüntüleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Her yaş grubundan 15 kız 15 erkek toplam 30 kişi olmak üzere 420 birey çalışmaya dahil edilmiştir. 3-4-5 servikal vertebra gövdelerinin ön-arka kenar yüksekliği, diagonal çapı, konkavite derinliği ve ön-arka uzunluğu ölçümü yapılmış ve oranlar değerlendirilmiştir. Servikal vertebra olgunlaşma aşamaları ise Bacetti metoduna göre değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızın sonucuna göre; servikal vertebra kemik yaşını gösterir bir regresyon formülü oluşturduk. Erkeklerin yaşı = -6,471+ (7,004 x AH3/PH3) + (20,665 x CONC3/AP3) + (9,676 x AH4/PH4)) + (7,483 x AH5/DH5 ) Kızların yaşı = -6,397+ (6,726 x AH3/PH3) + (9,710 x AH4/PH4) + (7,559 x AH5/DH5) + (17,342 x CONC4/AP4 ) 3-4-5 servikal vertebralar için konkavite varlığı-yokluğu şeklindeki değerlendirmemizde üç vertebrada da konkavitenin olmadığı en yüksek yaş 7, üç vertebrada da konkavitenin olduğu en erken yaş 15 olarak tespit edildi. Bacetti'nin 5 evreli sistemine göre Evre 2 -3 bireylerin 7 yaş üzerinde, Evre 4 bireylerin 11 yaş üzerinde, Evre 5 bireylerin 12 yaş üzerinde olduğu, Evre 1 bireylerin 14 yaş altı, Evre 2 bireylerin 15 yaşın altında olduğu, tüm evrelere kızların erkeklerden daha önce ulaştığı, servikal vertebra gelişiminin kronolojik yaşla uyumlu olduğu ve adli yaş tahmininde kullanılabilir olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Adli yaş tahmininde çalışma yöntemleri arttıkça ve birden fazla yöntem birlikte değerlendirildiğinde daha doğru sonuçlar elde edilir. Servikal vertebra gelişim evreleri ister kalitatif ister kantitatif ölçüm yöntemleriyle adli yaş tahmininde kullanılabilir olarak görünmektedir. Ancak Türk toplumu için geliştirilen modelde sosyoekonomik düzey, boy- kilo, demografik özellik verilerinin daha ayrıntılı olarak değerlendirildiği daha yüksek örneklem büyüklüğüne sahip prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Adli yaş tahmini, servikal vertebra, Bacetti metodu
Nesnelerin interneti (IoT) teknolojisinin adli bilişim açısından incelenmesi
Gelişen teknoloji ile birlikte en sık duyduğumuz kavramlardan biri de şüphesiz nesnelerin interneti (Internet of Things – IoT) olmaktadır. Gün geçtikçe çevremiz bu cihazlarla çevrilmekte, hayatlarımız daha da dijitalleşmektedir. Dijitalleşen hayatlar, insanlara kattığı kolaylık ve verimliliğin yanı sıra suç araştırma ve soruşturmalarında da bazı kolaylıklar ve zorluklara neden olmaktadır. Nesnelerin interneti teknolojisine sahip birçok cihaz, suç araştırmalarında kullanılabilecek değerli bilgiler barındırabilir. Konum bilgisi, rota gibi insan hareketlerinin yanında akıllı araç sistemlerinde kapı açma/kapama zamanları, ağırlık sensörlerinden elde edilen veriler ile araç içerisinde kaç kişinin yer aldığı, emniyet kemerlerinin takılı olup olmadığı; bina/ev içerisindeki sensörler vasıtasıyla izinsiz bir şekilde girilip girilmediği, yangın çıkmış ise çıkış noktası ve zamanı gibi birçok veriye ulaşılabilir. Nesnelerin interneti cihazlarının suç araştırması yürütenlere sağladığı kolaylığın yanında bazı zorlukları da bulunmaktadır. Sürekli yeni cihazların ve farklı teknolojilerin çıkması, klasik adli bilişim yöntemleri ile veriye ulaşmanın güçlüğü ve adli bilişim uzmanlarının bu konuda yeterli tecrübeye ulaşamamış olması, adli bilişim yazılım ve donanımlarının henüz bu teknolojiye tam olarak yanıt verememesi başlıca zorluklardandır. Söz konusu zorlukları aşabilmek adına bu çalışmada; günlük hayatımızın her alanında yer almaya başlayan ve uzaktan birçok işlem yapmaya imkân veren nesnelerin interneti teknolojisinin adli bilişim açısından incelenmesi ve söz konusu incelemelere kaynak oluşturması amaçlanmaktadır.
İnsan sesinin manipülasyonu: Akustik analizlerle adli bir inceleme
Suç soruşturmalarına konu olan konuşma kayıtları, suçun sesli tanıklarıdır. Bu tanıklar, kolayca saklanabilip iletilebilme özellikleri nedeniyle olay yerinden elde edilen maddi deliller kadar önem taşır. Kaydedilen konuşma örneği/örnekleri suçun çözümüne ilişkin nicel bir veri sunar. Böylece ceza davalarında kişinin masumiyeti ve suçluluğuna dair ispatı oluşturur. Çalışmada hedeflenen amaç, konuşma sinyalinin kişinin sesini manipüle ettiğinde etkili olan ünlü fonemlere ait formant frekanslarının nasıl etkilendiğini bulabilmektir. Ayrıca şüphelinin manipüle edilmiş ses kayıtları ve orijinal ses kaydı arasında ki formant frekanslar arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya koymaktır. Böylece savcılık ve mahkemeler tarafından bilinmeyen ses kayıtlarının kimliğini belirlemede ses uzmanlarına yol göstermektir. Bu çalışmada, 20-55 yaş arası 25 kadın 25 erkek toplam 50 sağlıklı gönüllü birey katılmıştır. Her birey için 5 farklı ses kaydı alınmıştır. Bu beş farklı kayıttan; ilki herhangi bir müdahalenin olmadığı orijinal ses kaydıdır; diğerleri ise her seferinde ses gizleme yöntemlerinden birinin kullanıldığı manipüle edilmiş 4 kayıttan (burun kapama, maske, mendil ve fısıltı) oluşmaktadır. Hazırladığımız iki farklı görev; 1). Hazırlanan kelime listeleri ve 2). Paragrafın okutulmasını içermektedir. Ses kaydı için, Audacity yazılımı, ses analizi için özelleştirilmiş Praat yazılımı kullanıldı. Sekiz ünlü (/a/, /e/, /ı/, /i/, /o/, /ö/, /u/ ve /ü/) fonemin F0, F1, F2, F3 formant frekansları ölçülmüş ve aynı noktadan elde edilen, veriler karşılaştırılmıştır. Ayrıca "Öğretmeni ve arkadaşlarıyla bütün günü beraber geçirir" cümlesinin spektrografik analizi yapılmıştır. Elde edilen spektrogramlar; formant frekanslarının dağılımı, gürültü bileşenleri, frekansların periyodik durumları yönünden incelenmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS for Windows Version 23.0 paket programında yapıldı. Sonuç olarak, tek hece (üç harfi içeren, ünsüz-ünlü-ünsüz) cümle setinde " formant frekans değerlerinde" kimliği tanımaya yönelik; güvenilir formant frekansları "F0" (güvenilir fonemler /a/,/e/, /ı/, /o/, /ö/, /u/ ve /ü/) ve "F1" (güvenilir fonemler /a/,/e/, /i/, /o/, /ö/, /u/ ve /ü/) olarak bulunmuştur. Konuşmaya yönelik formant frekans değerlerinde kimliği tanımaya yönelik; "F0" (güvenilir fonemler /a/,/e/, /ı/, /o/, /ö/ ve /ü/) ve "F1" (güvenilir fonemler /a/,/e/, /ı/, /o/, /ö/ ve /ü/) formant frekanslarıdır. Spektrogram tiplendirmeleri, adli ses uzmanlarına sesin doğal özelliklerine ne kadar müdahale edildiğini göstererek dokümante edilebilen bir fikir sunmaktadır
Bağlantılı araçlarda nesnelerin interneti siber saldırılarının adli bilişim açısından incelenmesi
Otomotiv sektörü, alandaki ilk görülür araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yaşandığı on dokuzuncu yüzyıl sonlarından 1980'lere kadar neredeyse yüz sene boyunca, mekanik gelişmelerin diğer sektör ve alanlardaki gelişmelere nazaran daha baskın sayıda görüldüğü bir çalışma alanını temsil etmektedir. Öte yandan, dijitalleşme ile görülen yenilikçi adımların, 80'li yılların sonundan günümüze kadar otomotiv sektöründeki değişim ve ilerlemenin temelinde yer aldığını ise söylemek mümkündür. Günümüze kadarki son kırk yılı kapsayan süreç içerisinde, öncelikle araçlarda çift haneli sayılarda kendine yer edinen bilgisayarların var olduğu, sonrasında ise araçların çevreyle etkileşiminin tasarlandığı bağlantılı araç olgusunun sektörün merkezine oturtulduğu görülmektedir. Artan işlem yükünün bir sonucu olarak niceliksel olarak fazlalaşan işlem ünitelerinin varlığı, araçların yapısal güvenliği başta olmak üzere birçok alanda tehdit unsuru haline gelmesine sebebiyet verebilecek potansiyelde saldırı yüzey alanı oluşturmaktadır. Nesnelerin İnterneti fenomeninin sektörde kendine yer edinmesi ile otomobillerin kontrollerinden sorumlu yapıların diğer otomobiller ve/veya diğer ilgili cihazlar ile bağlantı kurmaları durumu ise, halihazırda var olan bu yüzey alanının ayrıca genişlemesine sebebiyet vermektedir. Sonuç olarak, bağlantılı araç elemanları arasındaki bağlantı sayısındaki artış ile üstel şekilde genişleyen saldırı zafiyet yüzeyinin akademik mercekte yeteri kadar irdelenmediği ve bu yolla ilerleyen süreç içerisinde sektör nezdinde duyulan ihtiyacı karşılamakta güçlük çekebileceği tespiti yapılmış olup; bu tez çalışması kapsamında bağlantılı araçlarda Nesnelerin İnterneti kullanımının kullanım alanları belirtilerek, işbu kullanım alanlarının oluşturduğu zafiyetler ve başta zafiyetlerin engellenmesi olmak üzere çözüm önerilerine dair teknikler araştırılmaktadır ve sonuç olarak bir çerçeve önerilmektedir.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına 2015-2019 yılları arasında yansıyan ölümcül olmayan damar yaralanmalı vakalarının değerlendirilmesi
Adli raporda, yaralanmanın "damar yaralanması" içerip içermemesine bağlı olarak hayati tehlikeye sebep olma durumu yargı organları için önem arz eder. Bu çalışmada, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'na yansıyan, adli travmatoloji ile ilgili olaylarda, damar yaralanması durumunun değerlendirilmesi ve verilerin literatürle paylaşılması amaçlandı. 2015 ile 2019 yılları arasındaki 5 yıllık dönemde, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'na başvuran olgulardan damar yaralanması olan olgular retrospektif olarak incelendi. Olguların rapor içerikleri ve demografik verileri değerlendirildi. Çalışma kapsamında değerlendirilen 4378 adli olgunun 52'sinde (%1,2) damar yaralanması olduğu belirlendi. Damar yaralanması olan olguların % 90,3'ünün erkek olduğu, en sık 19-29 yaş grubunda oldukları, olgulardan % 69,3'ünün kesici delici alet yaralanması şeklinde olduğu, en sık yaralanan damarın a.femoralis ve dalları (n=11, % 21,2) olduğu belirlendi. Çalışmada elde edilen veriler literatürle uyumlu bulundu. Çalışmanın sonucunda özellikle acil servis hekimlerinin, adli rapor düzenleme konusunda daha özenli davranmalarının gerektiği, damar yaralanması ve diğer adli nitelikli olgularda adli açıdan sorumlu duruma düşmemeleri için gerekli tedbirlerin alınmasının önemli olduğu düşünüldü. Mağdurların hukuki haklarının hızlı ve adil şekilde sağlanması ve hekimlerin adli sıkıntılar yaşamaması adına ve bu konudaki hizmet içi eğitimlerin önemli olduğu sonucuna varıldı.
Şiddetin medyatikleştirilmesinin suç işlenme şekilleri üzerine etkisi
Her çocuk masum doğar, toplum hayatı boyunca yaşadığı ruhsal incinmeler kişiliğin gelişmesinde önemli rol oynar. Tarih boyunca insanın gelişimini etkilemek özellikle paternalist toplumların en temel özelliği olmuştur. Medyanın etkileme gücü beklentilerin üzerinde bir seyir izlemiş ve en önemli toplumsal otoritelerden biri haline gelmesine neden olmuştur. Medya güçtür ve gücü arkasına alan, toplumsal etkileşim konusunda önemli bir adım atmış olur. Medyanın güç kazanması ve gücünü muhafaza etmesinin tek yolu ise tiraj ya da reyting olarak adlandırılan izleyici/dinleyici/okuyucu/ziyaretçi sayısıdır. Etkili medya olmanın özünde hitap edilen kitlenin büyüklüğü yatmaktadır. Temel amacı kitle (güç) kazanmak olan medya, kitleleri etkilemek için haber veriş/sunuş biçimlerini günün toplumsal beklentilerine göre geliştirmek zorundadır. Tam da bu noktada her zaman toplumun her kesiminin dikkatini üzerine çekmeyi başaran şiddet haberleri devreye girmektedir. Şiddeti sunma konusunda sınır tanımayan kitle iletişim araçları, özendirme misyonu da üstlenmiş olduğunu görmeli ve sınırlamalara tabi tutulmalıdır. Bu çalışmada toplumun tüm kesimlerinin ve özellikle de çocukların, medyayla etkileşimleri incelenmekte, medya-suç ilişkisinin gerçekte var olup olmadığı, suçu teşvikte ve suç işleme şekillerinin öğrenilip geliştirilmesinde etkisi irdelenmektedir.
Suç önleme ve analizi perspektifinde açık kaynak istihbaratı farkındalığının bireylerin sosyal medya kullanımları üzerine etkisi: Çorum ili örneği
Devletlerin varlık sebeplerinden birisi de toplumun güven ve asayişini sağlamaktır. Suç oranının sıfır olduğu bir yer söz konusu olmamakla beraber, bu oranının minimum düzeyde olduğu yerler de olabilmektedir. Suçun işlendiği yerlerde suçun faillerinin yakalanması ne kadar önemli ise de suçun meydana gelmeden önlenmesi ya da güvenlik tedbirlerinin aldırılması da bir o kadar önemlidir. Dünya ve ülkemiz genelinde 'Kitle İletişim Araçları', hem bilgi edinmenin kaynağını hem de toplumsal kontrolün devamlılığını sağlamaktadır. Bu çift yönlü iletişimde insanlar basılı ve görsel medya aracılığıyla bilgi sahibi olmaktadırlar. Bu kitle iletişim araçlarının kullanımı ile birlikte insanlar farkında olarak ya da olmayarak özel hayatları ile ilgili bilgilerini paylaşmaktadırlar. Açık kaynak dediğimiz bu istihbarat çeşidinin en önemli veri kaynaklarından biri de sosyal medyadır. Bireyler bu takip edilmenin varlığında bile sosyal medyayı kullanmaya devam etmektedirler. Kişiler, sosyal medya paylaşım siteleri (Facebook, Twitter, Instagram vb.) üzerinden zaman zaman suç unsuru sayılabilecek paylaşımlar yapmaktadır. Suçun oluştuğu her yerde 'Adli Bilimler'in varlığından söz edilmektedir. Çünkü adli bilimler suç ve faillerinin bulunması ile doğrudan ilgilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Suç, Adli Bilimler, Açık Kaynak, İstihbarat, Sosyal Medya
Ateşli silah atış artığının atış sayısı ve farklı mermi çekirdeklerine bağlı nicel değişiminin araştırılması.
Ateşli silah atış artıkları (ASAA) olarak adlandırılan organik ve inorganik kalıntılar (tipik olarak Antimon, Baryum, Kurşun), ateşli silah ile işlenen suçlarda olayın aydınlatılabilmesi açısından değerli bilgiler sağlamaktadır. Bu alanda pek çok çalışma bulunmakla birlikte, şüphelinin ateşli silah ile kaç defa ateş ettiğini tespit etmeye yönelik uygulama ve araştırmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, Canik S/120 model yarı otomatik tabanca kullanılarak farklı marka mermiler ile kapalı atış poligonunda yapılan ardışık sayıda atışlar sonrasında atış yapan el üzerinde biriken inorganik ateşli silah atış artığı (İASAA) (Sb, Ba, Pb) konsantrasyonları İndüktif Eşleşmiş Plazma – Kütle Spektrometresi (ICP-MS) yöntemi ile analiz edilmiştir. Elde edilen kantitatif bulguların değerlendirilmesi çoklu regresyon modeli (MLR) ve korelasyon analizi ile gerçekleştirilmiş olup İASAA konsantrasyonlarına bağlı olarak atış sayısının tahminine olanak sağlayan MLR modeli geliştirilmiştir. Çalışmada 3 farklı mermi türü ile yapılan ardışık seri atışlar ile bu atışlardan elde edilen İASAA arasında doğrusal bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Atış artığının el üzerinde kalmasını etkileyen diğer faktörler de göz önünde bulundurularak, farklı ortam koşullarında ve daha fazla sayıda mermi türü ile yapılacak çalışmalar sayesinde bu çalışmadan elde edilen ilişkinin daha somut şekilde ortaya koyulması ve rutin uygulamada yerini alması öngörülmektedir.
Farklı kategorilerdeki okullarda yaşanan şiddet olaylarına idareci ve öğretmenlerin yaklaşımı
Doğumdan ölüme kadar giden gelişim süreci çeşitli basamaklar altında incelenmektedir. Bebeklik döneminden başlayan gelişim süreci hem fizyolojik etmenlerden hem çocuğun biyolojik gelişiminden hem de çevresel etmenlerden etkilenmektedir. Bireyin bebeklik ve erken çocukluk dönemleri aile fertleri ile geçerken çocukluk döneminin büyük kısmı ise okul ortamında geçmektedir. Okul ortamında yaşanan iletişim, alınan eğitim, davranışsal deneyimler ve algısal değişimler çocuğun geleceğini etkileyen önemli faktörlerdir. Eğitmenlerin ve okul personelinin çocukların gelişiminin her aşamasını yakından takip etmesi büyük önem arz etmektedir. Bu dönemlerin bilinmesi çocukların psiko-sosyal ve fizyolojik gelişim kusurlarını erken tanımayı ve düzeltme yönünde erken adımlar atmayı kolaylaştırır. Çocukların gelişim süreçlerinde kendi akranları, küçükleri ve büyükleri arasında yaşanabilecek şiddet erişkinlik dönemlerindeki davranışlarını yönlendirebilir. Eğitimcilerin şiddeti algılama, şiddet ortamının oluşmasını önleme, şiddette karşı önlem alma ve çocukların doğru davranış edinmelerini sağlama gibi çeşitli sorumlulukları vardır. Bu tez çalışmasının amacı okul ikliminde yaşanan şiddetin engellenmesi konusunda öğretmen ve idarecilerin algılarını ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla Çorum ilindeki öğretmenlere kişisel tanıtım formu ve iki farklı ölçek uygulanarak çalıştıkları farklı düzeylerdeki okullardaki şiddet algı düzeylerini ve okul içi şiddete karşı alınan önlemlere ilişkin algı düzeylerini belirlemeyi amaçladık.
Çorum ilinde basına yansıyan cinayetlerin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Dünya'da her 1 dakika da 1 kişi cinayet sonucu yaşamını kaybetmektedir. Dünya genelinde cinayete kurban giden mağdurların sayısı çatışmaların ve savaşların yaşandığı yerlerde yaşamını kaybedenlerin sayısından beş kat daha fazladır. Bu çalışmada Çorum ilinde meydana gelen cinayet vakalarını çeşitli tanımlayıcılar bakımından saptayarak, demografik verileri ortaya koymak ve ortaya çıkan sonuçların analizi ile riskli durumları araştırmak amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: Bu çalışmada yer alan veriler başta Çorum iline ait yerel gazeteler olmak üzere ülke genelinde yer alan diğer gazeteler de kullanılarak oluşturulmuştur. Çalışmamızdaki veriler 19 Nisan 2018 ve 3 Temmuz 2022 tarihleri arasında yer alan cinayet haberleri incelenerek, analiz edildikten sonra tasnif edilmiştir. Verilerinin değerlendirilmesinde, istatistiksel analizler SPSS (Versiyon 22.0, SPSS Inc., Chicago, IL, USA, Lisans: Hitit Üniversitesi) paket programı ile gerçekleştirilmiştir Bulgular: Çorum ilinde mağdur sayısının Çorum ili nüfusuna oranı, küresel çapta mağdur sayısının Dünya nüfusuna oranına göre düşüktür. Cinayet mağdurlarının büyük bir çoğunluğu erkektir. Mağdurların en yoğunlukta olduğu yaş grubu aralığı 10 ile 29 yaş aralığı iken faillerin en yoğun olduğu yaş grubu 30 ile 44 yaş aralığıdır. Cinayet vakalarının çoğu ateşli silah kullanılarak işlenmiştir. Husumetli olunan biri tarafından işlenen cinayet en çok işlenen cinayet nedenidir. Mağdurlar en fazla arkadaş ya da tanıdıkları tarafından öldürülmüşlerdir. Sonuç: Elde ettiğimiz verilerimizin sonuçlarına göre Çorum ilinde cinayet prevalansinin Dünya ortalamasının altında olduğu, erkeklerin kadınlara göre daha fazla cinayet işlediği ve daha fazla cinayete maruz kaldığı görülmüştür. Cinayet verilerinin analiz edilmesi ile risk durumların tespit edilerek önleyici tedbirler alınabileceği ayrıca adli merciler ile işbirliği yapılarak daha geniş veri elde edilenebileceği kanaatindeyiz.
Yeniden yüzlendirme yönteminin adli soruşturmalarda kullanımı
Adli bilimler alanı, içerisinde birçok bilim dallarını barındıran karmaşık bir bilimdir. Suç ve suç örgüsünün çözümüne yarayacak her türlü bulguyu işleyerek deliller haline dönüştürür ve adaletin doğru şekilde tecelli etmesini sağlar. Adli bilim olay örgüsünün çözüme kavuşması ve yorumlanmasında içerisinde yer alan bilim dallarından sıklıkla faydalanmaktadır. Bu bilim dalları içerisinde yer alan Adli Antropoloji; olay yerinden elde edilen, suça konu olabilecek iskelet veya yumuşak doku üzerinden kimliklendirme çalışmaları yapan bir bilim dalıdır. Kimliklendirme ve kimlik tespiti olay örgüsünü çözebilecek dönüm noktasıdır. Bireyin tanımlanması olayın nasıl ve ne şekilde olduğunu, bireyin özelliklerinin neler olduğunu gözler önüne sermektedir. Kimliklendirme çalışmalarında; cinsiyet tayini, boy tahmini, yaş tahmini, etnik kökenin belirlenmesi uygulanan parametrelerdir. Son zamanlarda bilim dünyasında yeniden yüzlendirme çalışmaları kimliklendirme alanında yerini almıştır. Yeniden yüzlendirme tekniği bireyin ölmeden önceki yüz tasvirinin yapılmasına olanak sağlamaktadır. Yeniden yüzlendirme teknikleri iki boyutlu veya üç boyutlu olabilmektedir. Üç boyutlu teknikler; Amerikan Metodu, Rus Metodu ve Kombine Metodu olarak sınıflandırılmaktadır. Her metot kendi içerisinde farklı noktalar üzerinden yeniden yüzlendirme çalışmaları yapar. Gelişen ve ilerleyen süreç içerisinde bu teknikler bilgisayar ortamına aktarılmış ve matematiksel değişkenler ve programlamalar ile daha doğru ve güvenilir sonuçlar elde edilmiştir. Yeniden yüzlendirme tekniği adli soruşturmaların çözümünde vazgeçilmez bir yer teşkil etmektedir.
Kriminal (adli) Antropoloji'nin adli bilimler'e katkısı
Adli Bilimler, suçun ispatında maddi delillerin ortaya çıkarılması, suçlunun veya mağdurun ispatı ile uğraşan bir bilimler demetidir. Maddi gerçeği ortaya çıkarırken çeşitli bilim dallarından destek almaktadır. Destek aldığı bilim dallarından bir tanesi de Kriminal (Adli) Antropoloji'dir. Kelime anlamı "İnsan Bilimi" olan Antropoloji, günümüz ve geçmiş dönemlerde yaşayan insan toplulukları üzerinde biyolojik, morfolojik, genetik, evrimsel ve patolojik araştırmalar yapan bilim dalıdır. Bu araştırmalar çok geniş bir çalışma alanına sahip olduğu için Antropoloji kendi içerisinde çeşitli alana ayrılır. Fizik Antropoloji (diğer alt bilim dalları da dahil) kendi içerisinde çalışma alanına göre farklı alt dallara da ayrılmaktadır. Bunlardan bir tanesi çalışmanın bel kemiğini oluşturan Kriminal (Adli) Antropoloji'dir. Adli olaylara farklı bir perspektiften bakmakta olan Kriminal (Adli) Antropoloji genel olarak iskelet materyali üzerinde suç unsurlarını bulmayı hedefler. Kriminal (Adli) Antropoloji laboratuvarlarında gerçekleştirilen bu çalışmalar farklı kimliklendirme yöntemlerine dayanmaktadır. Antropolojik incelemeler, adli vakaların çözümlenmesinde Fiziki Antropoloji, Adli Osteoloji ve Paleoantropolojik yöntemlerin adli amaçlı kullanımı olarak tanımlanabilir. Literatüre bakıldığında Kriminal (Adli) Antropoloji'nin, Adli Bilimler'e katkısı bir başlık altında toplanmamış ve tartışılmamıştır. Kriminal (Adli) Antropoloji'nin Adli Bilimler'e katkısı ve bu amaçla iskelet üzerinde gerçekleştirmiş olduğu teknik ve yöntemler çalışmada önemli bir yer tutacaktır. Yaş tahmin ve cinsiyet tayin çalışmalarının araştırmacılar tarafından farklı oranlarda olsa dahi doğruluk verdiği yapılan çalışmalarla kanıtlanmış haldedir. Kriminal (Adli) Antropoloji'de yaş ve cinsiyet çalışmalarında, tek bir kemikten doğruluğu %70'in altına düşmeyen bireysel özellikler tespit edilebilmektedir. En yüksek oran ise; iskelet materyalinin eksiksiz olması halinde %100'dür. Sonuç olarak: Kriminal (Adli) Antropoloji kimliklendirme teknikleri, insan bedeninde ciddi parçalanma, yanma veya karışmanın meydana geldiği olaylarda, kitlesel felaketlerde, tanımlanamayan insan kalıntılarının olduğu adli vakalarda alternatif değil kullanılması mecburiyet olan teknik ve yöntemleri içermektedir.
Adli bilimler açısindan intiharin nedenleri ve önleyici tedbirler
Ölüm sebepleri içerisinde ilk on sırada yer alan intihar, toplumların en başta gelen sorunları arasında yer almaktadır. Bu nedenle intihar nedenlerinin tespit edilerek intiharın önlenmesi ve intihar girişiminde bulunan kişilerin tekrar topluma kazandırılması büyük bir önem taşımaktadır. Ülkemizde bulunan bazı bireylerin kişisel ve çevresel faktörlere bağlı olarak intihar risk grubunda olması onların daha dikkatli korunmasını, eğitilmesini, risk faktörlerinin tespitini ve önleyici tedbirlerin oluşturulmasını önemli kılmaktadır. Gerçekleşen adli bir olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğunun ayrımının yapılmasında adli bilimlerden yararlanılmaktadır. İntiharın nedenlerinin tespit edilmesi, intihar olayının nasıl gerçekleştiğinin anlaşılması, kullanılan yöntem ve araçların tespit edilmesi adli bilimler ışığı altında gerçekleşmektedir. İntihar; biyolojik, psikolojik, sosyolojik, ekonomik, siyasi, kültürel, bireysel, ailesel ve toplumsal nedenlerden kaynaklanmaktadır. İntiharın nelerden kaynaklandığının tespitinin yapılarak risk faktörlerinin tespit edilmesi ve risk faktörleri doğrultusunda önleyici tedbirlerin uygulanması önem teşkil etmektedir. Bu çalışmada risk faktörlerinin tespiti ve intihara sürüklenmenin önlenmesinde önleyici tedbirlerin uygulanması bağlamında neler yapılması gerektiğinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Risk altında bulunan bireylerin intihara sürüklenmelerinin önlenmesinde adli bilimlerin rolünü ortaya koyarak uzman görüşlerine bağlı çözüm önerileri geliştirmek temel amaçları oluşturmaktadır.
Üniversite gençlerinin suça ilişkin algıları
Araştırmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin suça ilişkin algılarına ulaşmak, konuyu sosyolojik kuramlar ve kavramlar çerçevesinde analiz etmektir. Aynı zamanda çeşitli kavramlar dahilinde toplumun suça dair algıları ile üniversite gençliğinin suça ilişkin algıları arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmamızın ilk aşaması literatür taramasının yapıldığı ve teorik bilgilerin yer aldığı kavramsal çerçeveden oluşmaktadır. Kavramsal çerçeve içerisinde adli bilimler ve adli sosyolojiye dair bilgiler, suç olgusu, suç türleri ve teorileri, kriminoloji, kurumların ve kavramların suçlu davranışını açıklamaya yönelik genel değerlendirilmesi yer almaktadır. Bu değerlendirmeler adli sosyolojik bakış açısı ile ele alınmıştır. Teorik kısımdan sonra araştırmanın metodolojisi açıklanmıştır. Uygulamalı bölümde ise veri toplama aracı olarak yüz yüze anket yöntemi kullanılmış, elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Gençlerin suça ilişkin algılarına ulaşmak için hazırlanan anket soruları 20 sorudan oluşmuş ve basılı olarak sunulmuştur. Nicel araştırma modeli ile yapılan çalışmada evrenimiz Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi'nde öğrenim gören öğrenciler olup örneklem grubu olarak 280 kişi belirlenmiştir ve araştırma için yeterli sayıya ulaşılmıştır. Suçun oluşumunda şehrin ve mekânların etkisinin olduğu görüşü katılımcıların geneli tarafından belirtilmiştir. Suç oranlarının eğitim düzeyi arttıkça azalacağını ifade etmişlerdir. Çeşitli faktörler açısından değerlendirtildiğinde öğrencilerin çoğunluğu, ekonomik şartların, işsizliğin ve kimsesizliğin bireyleri suça sürüklemede etkili olduğu belirtmişlerdir. Katılımcılar büyük oranda, alkol ve madde bağımlılığın bireyleri suça sürüklediği görüşündedirler. Bireylerin suça sürüklenmesinde aile, akran ve okul gibi faktörlerin etkili olduğu görüşü de katılımcılar arasında yüksek orandadır. Ayrıca karşılaştırılan kriterlerin genelinde suçla ilgili olan dizi ve filmlerin, izlenilen ve okunan haberlerin günümüzde artan suç davranışlarına etkisinin olduğu görüşü çoğunluktadır. Katılımcılar suç oranlarının azalması için uygulanan cezai yaptırımların caydırıcı olmadığını düşünmektedirler. Sonuç olarak toplum genelinin suç algısına yönelik teorik çalışmadan elde edilen veriler ile üniversite öğrencilerinden alınan görüşler benzer özellikler barındırmaktadır.