Legislation

Bu konu başlığı altında 110 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de erkler ayrılığı ve dokunulmazlıklar

Devleti oluşturan kuvvetler, yasama, yürütme ve yargı olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Demokratik toplumlarda kuvvetler ayrılığı ilkesi ve hukuk devleti kavramı, hayati öneme haiz konulardır. Tarihsel süreç içerisinde, dokunulmazlıklar, çeşitli şekillerde yer almıştır. Türkiye de siyasi tartışmaların merkezinde yasama dokunulmazlıklarının yer almasına karşın, diğer tüm erklerde de dokunulmazlıkların varlığı söz konusudur.Tüm dokunulmazlıklar toplum vicdanını rahatsız etmektedir. Fakat dokunulmazlıkların amacı ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmak değildir. Asıl amaç, kamusal faaliyette görev alanları haksız isnatlardan korumaktır. Böylelikle kamu görevlileri görevlerini güvence içinde ifa edebileceklerdir. Bu da ancak hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilebilmesi ile sağlanabilecektir.Dokunulmazlıklar, ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmayı engelleme ve aynı zamanda güven içerisinde kamusal faaliyeti icra edebilme, arasındaki dengeyi sağlamalıdır.Öncelikli olarak, toplumun adalet duygusunu güçlendirmek için, mümkün olan en kısa zamanda, Türkiye de yeni bir yargı reformu yapılmalıdır. Dolayısı ile bu yeni yargısal reforma göre dokunulmazlıklar yeniden değerlendirilmelidir.

Demokratik toplumDokunulmazlıkHukuk devleti+6
Yusuf Gökhan Yolcu
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk anayasa hukukunda yasama fonksiyonunun sınırlılığı

Tezimizin konusunu Türk hukukunda yasama fonksiyonunun sınırlılığı meselesi oluşturmaktadır. Tezimizin ilk bölümü, temel aldığımız geçerlilik anlayışı olan normatif pozitivist görüşün esas aldığı geçerlilik anlayışının açıklanması, kavramsal çerçevenin çizilmesi ve yasama fonksiyonunun diğer fonksiyon ve iktidar türlerinden farklarının ortaya konmasına ayrılmıştır. Ardından da yasama fonksiyonunun sınırlılığının temel olarak diğer fonksiyonların sınırlılığı ile aynı bağlam içerisinde değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla sınırlılığın yasama işlemlerinin unsurları bakımından benzer sonuçlara sahip olduğu savunulmuştur. Tezimizin ikinci bölümünde, yasama fonksiyonunun sınırlılığının, yasama işlemlerinin dış unsurları olarak kabul ettiğimiz yetki, usul ve şekil unsurları üzerindeki sonuçları izah edilmiştir. Sınırlılığa ilişkin kabul ettiğimiz standartlar bağlamında özellikle yetki un-suru hakkında önemli sonuçlara ulaşılmıştır. İçtihatta ve doktrinde kabul edilen yasama yetkisinin asliliği ve genelliği ilkelerinin Türk hukuku bakımından neden geçerli olamaya-cağı açıklanmıştır. Bunun yanı sıra yetki unsurunun geçerlilik ve hukuka uygunluk bağlamında önemli sonuçları olduğu ve parlamento kararları ve kanunlar arasındaki sınırı oluşturduğu vurgulanmıştır. Daha sonra da sınırlılığın usul ve şekil unsuru üzerindeki yansımaları ve geçerlilik ile bağlayıcılık meseleleri bağlamındaki belirleyiciliği açıklanmıştır. Tezimizin üçüncü bölümünde de sınırlılığın yasama işlemlerinin iç unsurları olarak kabul ettiğimiz sebep, konu ve amaç unsurları bağlamında sonuçları ve bu sınırların tespitinde bü-yük önem arz eden takdir yetkisi kavramı açıklanmıştır. Sebep unsuru bakımından yetkinin sınırlılığı konusundaki kabullerimiz doğrultusunda hukuki sebep kavramının yasama işlemleri için de kabul edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda Anayasada sebep unsurunun nasıl düzenlendiğine veya düzenlenmemesine ilişkin bağlanan sonuçlar değerlendirilmiştir. Konu unsuru bakımından da Anayasanın bu unsuru nasıl düzenlediği ve buna bağlanan sonuçların ne olduğu meselesi açıklanmıştır. Amaç unsuru bağlamında ise bu unsurun belirleyicisi olan kamu yararı kavramı açıklanmış ve Anayasanın yasama işlemleri için belirlediği özel amaçlar hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Tezimizin son bölümünde de ulaştığımız sonuçlar özetlenmiştir.

Anayasa hukukuKamu hukukuSorumluluğun sınırlandırılması+5
Salih Taşdöğen
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaş sebze ve meyve sektörü mevzuatının dağıtım kanalları açısından incelenmesi (1953-2013); 5957 sayılı Kanundan beklentiletiler

azarlama, ürünlerin üreticilerden nihai tüketiciye doğru akışını sağlayan eylemler bütünüdür. Diğer bir deyişle Pazarlama, kişilerin veya örgütlerin amaçlarına uygun şekilde değişimi sağlamak üzere; ihtiyaçları tatmin eden mal ve hizmetlerin üretilmesi, fiyatlandırılması, satış çabası, dağıtımı ve tutundurulması sürecidir. Pazarlama dağıtım kanalları vasıtası ile yapılır. Pazarlamada dağıtım kanalları, bir mal veya hizmetin üreticisinden tüketiciye ulaşana kadar izlediği süreçtir. Diğer bir tanımla, değişim değeri olan ürünleri üretildiği yerden, tüketildiği yere kadar ulaştıran, bunun için çalışan, birbiriyle ilişki halinde olan kişi, kurum, kuruluşların oluşturduğu sistemdir. Bu çalışmamızda sebze ve meyve ticaretinde dağıtım kanalları incelenmeye çalışılacaktır. Ulusal ve uluslararası ekonomide önemli bir yere sahip bulunan meyve ve sebze yetiştiriciliği, tarımsal kalkınmamıza büyük katkıda bulunan bir faaliyet alanı olma özelliğini göstermektedir. Gerçekten meyve ve sebze üretimi bugün toplam tarımsal üretimin yaklaşık %8?ini, tüm tarımsal ihracatın % 33?ünü oluşturmaktadır. Türkiye ekolojik yapısı açısından çok çeşitli meyve ve sebze üretimine elverişlidir. Tropik ürünler hariç, tüm yaş sebze ve meyve çeşitleri ülkemizde yetiştirilebilmektedir. Yaş sebze ve meyvenin yurtiçi dağıtım sistemi ve dağıtım kanalları yasalarla belirlenmiş ve yaş sebze ve meyvenin bu yasal düzenlemeler çerçevesinde üreticiden tüketiciye ulaşması amaçlanmış, dahası bu dağıtım kanallarının dışına çıkılması da yasaklanmıştır. Bu düzenlemelere uymayanlara ciddi yaptırımlar uygulanması hükme bağlanmıştır. Bu çalışmamızın konusu, gerek ekonomimiz, gerek ihracatımız, gerek sanayimiz gerek yaşamımız için vazgeçilmez unsurlardan olan yaş sebze ve meyvenin dağıtım kanallarının, bu kanalların yaşadığı hukuki aşamalarının incelenmesi ve mevcut durumun analiz edilmesidir. Çalışmamızda son elli yıl içinde uygulamaya konulan 1960tarihli ve 80 sayılı Kanun, 1995 tarihli ve 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2010 tarihli ve 5957 sayılı Kanun ele alınarak incelenmeye, aralarındaki ilişkiler irdelenmeye, getirdikleri düzenlemelerin içerikleri analiz edilerek kümülatif bir değerlendirmeye tabi tutulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Pazarlama, ürün, üretici, üretici, tüketici, kurum, kuruluş, örgüt, mal, hizmet, fiyat, dağıtım, meyve, sebze, tarımsal üretim, tarımsal kalkınma, 80 sayılı Kanun, 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 5957 sayılı Kanun

Dağıtım kanallarıHukuki işlemlerKanunlar+5
Hüseyin Kır
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

E-ticaret ve hukuksal altyapısı

İnsanlığın gördüğü en hızlı değişim süreçlerinden birisinin tam ortasındayız. Daha birkaç yıl öncesine kadar bilgi teknolojilerinden haberdar olmayan insanlar bugün sınırsız bilginin kullanıcıları haline geldiler. Bu gün teknolojinin ulaştığı seviye, bireylerin ve devletlerin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi faaliyetlerini dijital bir ortamda yapmalarına imkan sağladı. Bu durum piyasaların küreselleşmesine, tek bir Pazar haline gelmesine yol açtı. Artık içinde yaşadığımız ekonomi, bilgi ekonomisi ve haberleşmedir. Toplum alanında, ekonomide ve diğer tüm alanlarda ortaya çıkan çok boyutlu ve dinamik gelişmelere özellikle bilişim teknolojisindeki gelişmelerin eklenmesi ile ticaret de değişikliğe uğrayarak geleneksel usulleri aşıp teknolojik ortamda gerçekleştirilebilecek bir niteliğe kavuşmuştur. Günümüzde taraflar fiziki bir bağlantı ya da değişime girmeksizin elektronik ortamda karşılıklı olarak alışverişte bulunmaları ve daha bunun gibi sayısız işlem ve faaliyetleri gerçekleştirmeleri, bilinen terimiyle e-ticaret yapmaları mümkün oldu. Hiç şüphesiz sanal ortamda yapılan bu faaliyetler karşılanması gerekli yeni ihtiyaçları ve cevap bekleyen sayısız sorulan da beraberinde getirdi. Bugün tüm elektronik ticaret ve ilgili faaliyetlerini sağlıklı ve güvenli bir sisteme kavuşturacak olan yegane formül etkin ve güvenilir bir yasal çerçevenin oluşturulmasıdır. İnternete ilişkin düzenlemelerin önündeki en büyük problem, internetin özgür ortamı ile hukukun niteliği gereği düzenleyici ve kısıtlayıcı olan karakterleri arasındaki çatışmanın uzlaştırılabilmesidir. Bu problemi devletlerin iç hukuk hükümleri ile çözmek imkansızdır. Buradaki yegane çözüm tüm dünyayı kapsayan bir düzenlemeye, işbirliğine gidilmesidir. Ülkemizde internet ve hukuk konusunda ne mevzuatın, ne doktrinin ne de yargı uygulamalarının yeterli olduğu söylenemez. Dünyadaki internet kullanım oranına göre çok düşük kullanıcıya sahip olan ülkemizde internet hukuku da henüz emeklemeye başlayan bir çocuk gibidir.

Elektronik ticaretHukuka uygunlukHukuki yapı+3
Osman Ertürk
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kas iskelet sistemi sonucu oluşan maluliyet durumunun "Amerikan Tıp Birliği (American Medical Association) yaralanma kılavuzu" ile ülkemizde yürürlükte olan "çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranı tespit işlemleri yönetmeliği" cetveli ile olgular üzerinden karşılaştırılması ve öneriler

Giriş ve Amaç: Maluliyet kelimesinin sözlükteki karşılığı "sakatlık" olarak belirtilmiş olup herhangi bir kısıtlama veya bir şekilde bir insan için normal sayılan ölçüler dâhilinde bir faaliyet gerçekleştirme yeteneğinin eksilmesi ya da tamamen yitirilmesi durumudur. Bu çalışmada; 31.12.2020 tarihinden önce kas iskelet sistemi yaralanması nedeniyle Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre maluliyet raporu düzenlenmiş rastgele seçilen 200 olguya ait yaralanma ve sekellerinin uluslararası alanda kabul görmüş Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzuna göre yeniden değerlendirilerek muayene ve oransal standardın sağlanmasına ışık tutmak ve uluslararası nitelikte ihtiyaç duyulan yeni düzenlemelere önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 31.12.2020 tarihinden önce kas iskelet sistemi yaralanması olan adli makamların istemiyle maluliyet raporu düzenlenmiş rastgele seçilen 200 olguya ait cinsiyet, olay tarihindeki yaş, olay türü, olay tarihi ile değerlendirme arasında geçen süre, başvuru merkezi, yaralanma türü, yaranın anatomik lokalizasyonu, operasyon öyküsü, sinir yaralanması eşlik edip etmediği, yaralanma ve sekellerinin "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveline göre oransal karşılıkları, oran tespitinde takdir kullanılıp kullanılmadığı retrospektif olarak tarandı ve değerlendirildi. Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu 5. Baskı kullanılarak yeniden oransal hesaplamalar yapıldı. Veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Çalışma kapsamında değerlendirilen 200 olgunun %70.5'inin erkek, %29.5'inin kadın olduğu, en yüksek başvuru nedenini %96.5 ile trafik kazalarının oluşturduğu, en yüksek yaralanma oranının %49.5 ile izole alt ekstremite yaralanmalarına ait olduğu, maluliyet oranı hesaplanan olguların %66'sına takdir uygulandığı belirlendi. "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveli ile AMA kılavuzuna göre elde edilen fonksiyon kayıp oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" cetveli, birçok ülkede kullanımda olan uluslararası nitelikteki AMA kılavuzuna göre eksiklikler barındırmaktadır. Ülkemiz için kişinin mesleğine ve yaşına göre maluliyet oranının tayin edilebileceği, ancak bunu yaparken sorgulamaya ve takdir kullanımına mahal vermeyen, trafik kazaları, iş kazaları, meslek hastalıkları, terör, vazife ve harp mallüllüğü gibi durumlarda tek başına kullanılabilecek, objektif ve güncel normlara uygun bir kılavuz oluşturmanın en doğru yaklaşım olacağı kanaatindeyiz.

Kas-iskelet sistemiKazalarMaluliyet değerlendirmesi+3
Halid Eröz
Gaziantep University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk hukukunda adli yıl açılış konuşmalarının sosyolojik analizi (1943-2001)

Türkiye'de her yıl adli yıl açılış töreni ve Yargıtay Başkanı tarafından yapılan açılış konuşması ile yeni bir adli yıla girilmektedir. 1943 yılında başlayan ve 1956 ilâ 1960 yılları arasında kısa bir süre terk edilen bu uygulama, günümüzde de devam etmektedir. Türkiye'de, yargı erkinin toplumsal olaylara bakış açısı genel itibarıyla, adli yıl açılış konuşmalarında somutlaşmaktadır. Bu konuşmalar bazen yargısal sorunların dile getirildiği, bazen siyasal rejim kaygılarının körüklendiği, bazen de topluma veya hükümete istikamet çizme gayretlerinin somutlaştığı nutuklar olarak ortaya çıkmıştır. Hem Cumhuriyet'in kuruluş dönemlerindeki ulus devlet olma sürecinde hem askeri darbe dönemlerinde, yargı erki yaşanan siyasal ve toplumsal süreçlere kayıtsız kalmamıştır. Dost-düşman ikilemi çerçevesinde ortaya konulan toplumsal tehlike algısına ilişkin de yargı erki tarafından bir çok değerlendirme yapılmıştır. Öte yandan yargı erki yıllar itibarıyla bu konuşmalarda, yasama ve yürütme erkinden karşılanmasını talep ettiği ihtiyaçlarını hem kamuoyuna hem de muhataplarına deklare etmiştir. Bu çalışmada yargı erkinin toplumsal ve siyasal olaylara bakış açısı, yasama ve yürütme erkleriyle olan münasebetleri ve bu bağlamda kendine atfettiği misyon adli yıl açılış konuşmalarından hareketle ortaya konmaya ve hukukun üstünlüğü, bağımsızlık ve tarafsızlık gibi evrensel hukuki prensiplerin yargı erkinde ne derece hâkim olduğu anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Adli tatilBağımsızlıkHukukun üstünlüğü+7
Kemal Özeren
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yönetim mekanizmalarının kentsel dönüşüm algısı ve uygulamaları üzerindeki etkisi: İngiltere, Almanya ve Türkiye örnekleri

Tür kiye'de "kentsel dönüşüm" uygulamaları, "çoğunlukla Avrupa uygulamalarından ithal edilmiş model ve araçların kullanıldığı, parçacıl ve anlık çözümler üreten bir müdahale biçimi" şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu tür parçacıl ve tek boyutlu müdahalelerin, uzun vadede kent mekanında, sosyo-ekonomik ve doğal yapıda olumsuz değişimlere neden olması olasıdır. Bu noktada ülkenin hukuki altyapısının, sosyo-kültürel ve ekonomik koşullarının, yönetim mekanizmalarının ve doğal değerlerinin göz önünde bulundurulduğu, özgün bir "dönüşüm" yaklaşımının oluşturulması şarttır. Böy le bir yaklaşımın geliştirilebilmesi için ihtiyaç duyulan literatür çalışmalarına, "yönetim mekanizmalarının kentsel dönüşüm algısı ve uygulamaları üzerindeki etkisi"nin çözümlenmesi yönünde bir katkı sunmak doğrultusunda; iki ayrı Avrupa ülkesinde (İngiltere ve Almanya) sürdürülmekte olan kentsel dönüşüm uygulamalarının birbirleri ve Türkiye'deki kentsel dönüşüm uygulamaları ile aralarındaki farklılıkların, yönetim mekanizmaları, mevzuatları ve kurumsal araçları ekseninde incelendiği bu çalışma kapsamında; her üç ülkenin de devlet yapısı, yönetim gelenekleri en üst düzey olan "merkezi yönetim" birimlerinden, en alt düzey olan "yerel yönetim" birimlerine kadar incelenmiş, bu birimler arasındaki ilişkiler irdelenmiştir. Ele alınan bu üç ülkeden birer dönüşüm projesi; dönüşüm sürecine dahil olan aktörler, bu aktörlerin kullandıkları araçlar (kurumsal araçlar) ve aktörler arasındaki yetki dağılımı kapsamında değerlendirilmiştir. İng iltere ve Almanya'da uygulanmakta olan dönüşüm projelerinde benimsenen yaklaşımların, söz konusu ülkelerin devlet yapılanmaları, mevzuatları ve yönetim mekanizmaları ile doğrudan ilişkili olduğu görülmüştür. Türkiye başlığı altında incelenmiş olan dönüşüm projesindeki yaklaşımların ve projede görev alan aktörler arasındaki ilişkilerin ise; ülkenin yönetim mekanizmalarının işleyişinden oldukça kopuk, devletin ve planlama politikalarının temel ilkelerine aykırı bir yapıda sürdürüldüğü görülmüştür. A nahtar Kelimeler: Kentsel dönüşüm, yönetim mekanizması, mevzuat, kurumsal araç, proje aktörleri.

Mevzuat
İlkin Güneş Eraslan
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile parlamenter sistemde kamu politikası oluşumunun karşılaştırılması

Türkiye'nin siyasi tarihi incelendiğinde farklı hükümet sistemlerinin uygulandığını görülmektedir. Uzun süre uygulanan Parlamenter hükümet sisteminde zaman içinde politik istikrar sağlanamadığı durumlarla karşılaşılmıştır. Hangi hükümet sisteminin ülke şartlarına daha uygun olabileceği sorusu zaman zaman gündeme taşınmıştır. 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen Anayasa değişikliğini öngören referandum ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kabul edilmiştir. 24 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinin ardından 9 Temmuz 2018 tarihinde Cumhurbaşkanının yemin etmesiyle birlikte fiilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmiştir. Önceki dönemlerde kamu politikalarının belirlenmesi sürecinde ana aktörler olan yasama ve yürütme organlarının yanına cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde politika kurulları ve ofisler de dâhil edilmiştir. Kamu politikalarının belirlenmesi, uygulanması ve değerlendirilmesinde cumhurbaşkanlığının etkinliği ve rolü artırılmıştır. Bu çalışmada Türkiye'de Parlamenter hükümet sisteminde ve cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde kamu politikasının oluşumu ve süreci karşılaştırmalı olarak incelenecektir.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiHükümet sistemiKamu politikaları+3
Üzeyir Alkış
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Irak'ta siyasi kültür ve 2003 sonrası yasama seçimleri üzerindeki etkisi

Irak, siyasi tarihinde bağımsızlığın kazanılması, monarşiden cumhuriyete geçiş ve Amerikan işgali gibi üç önemli kırılma noktası yaşamıştır. Bu kırılma noktaları siyasi kültürün şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Bu çalışmanın amacı Irak'ta siyasi kültürün tarihi arka planını da ortaya koyarak 2003 sonrası yasama seçimleri üzerindeki etkisini araştırmaktır. Literatürde Irak siyasi kültürünün sınırlı bir dönemini ya da belirli bir grubun siyasi kültürünü ele alan çalışmalar olmakla birlikte siyasi kültür ve yasama seçimleri ilişkisini araştıran bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışma bu boşluğu doldurmaktadır. Çalışmada etnik grup olarak Araplar, Kürtler, Türkmenler ve Ezidiler, dini grup olarak da Sünniler ve Şiiler temel analiz başlıkları olarak seçilmiştir. Ayrıca gruplar içerisindeki alt hizipler de analize dahil edilmiştir. Çalışma ortaya koymuştur ki; tüm siyasi kazanımlara ve siyasi kurumların inşasına rağmen Irak uluslaşma anlamında kayda değer bir mesafe kat edememiştir. Irak'ta mezhebi ve etnik kimlikler oy verme tercihlerini doğrudan etkilemektedir. Siyasi partiler milli menfaatleri gerçekleştirmek adına grup menfaatlerinden ödün vererek ittifaklar kurmak konusunda isteksizdir. Ayrıca yeni programlar ve politikalar üretme konusunda başarısızdırlar. Seçmenler ise siyasi kurumlara, partilere ve liderlere güvenmemektedir. Dahası, siyasi katılımın seçimlere indirgenmesi vatandaşların siyasal aktifliğini ve uzlaşmacı siyaseti engellemektedir. Mevcut siyasi kültür bu haliyle ülkeyi cihadizm, yeni etnik ve mezhebi bölücülük ve küresel ve bölgesel siyasi müdahalelere karşı savunmasız hale getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Siyasi kültür, yasama seçimleri, mezhepçi siyaset, etnik siyaset, Irak

IrakMezheplerParlamenter sistem+5
Zıadoon Ismael Mohammed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1 Haziran 2005 tarihinden sonra mevzuatımızda yapılan düzenlemelerin olay yeri inceleme çalışmalarına getirdiği değişiklikler

Adli bilimlere göre mükemmel suç yoktur. Her suç olayının arkasında, soruşturmacıları maddi gerçeğe ulaştırabilecek birtakım izler ve deliller kalabilmektedir. Suç soruşturmalarının vazgeçilmez bir hükmü olan delilden sanığa gidilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olgusunun temelini, adli olayın delillerinin saptanması oluşturmaktadır.Suç soruşturmaları yapılırken, kolluk kuvvetlerini maddi gerçeğe ulaştırabilecek en önemli materyaller, olay yeri inceleme çalışmaları esnasında elde edilen maddi delillerdir. Suç mahallinde elde edilen delillerin meşruluk kazanabilmesi için hukuka uygun olması ve yürürlükteki mevzuat içerisinde elde edilmesi gerekmektedir. Ülkemizde, 1 Haziran 2005 tarihine kadar, olay yeri inceleme çalışmaları, bağlantılı olarak biyolojik incelemeler ve fiziki kimliğin tespiti çalışmalarının konumu ile ilgili olarak, kolluğu genel anlamda sınırlayıcı düzenlemeler bulunmamaktaydı. Kolluk kuvvetleri olay yeri inceleme çalışmalarını doğrudan başlatıp yürütebilmekteydiler. Elde edilen biyolojik delillerin incelenmesi hususunda, kendi inisiyatifleri çerçevesinde hareket edebilmekteydiler. Fiziki kimliğin tespiti ile ilgili olarak, şüphelilerin parmak izleri, Polis Vazife Salahiyet Kanunu çerçevesinde, alınabilmekteydi. Mevzuatımızda, Avrupa Birliğine uyum süreci içerisinde, yukarıda bahsedilen konuları da kapsayan kanuni düzenlemeler yapılmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu ve beraberindeki yönetmelikler ile genel olarak olay yeri inceleme faaliyetleri, hukukumuzda yerini almıştır. Yapılan kanuni düzenlemelerle, kolluğun adli yetkileri devam etmesine rağmen, artık bu yetkilerini kullanabilmesi için adli mercilerden izin alınması gerekmektedir.Suç soruşturmalarının ilk en önemli evresi olan olay yeri inceleme çalışmalarının, mevzuat içerisinde düzenlenmesi, özellikle kişi hak ve özgürlükleri açısından önemlidir. Fakat yapılan bu düzenlemeler, adalet anlayışı içerisinde, maddi gerçeğe ulaşmak için yapılan adli çalışmaları aksatmamalıdır.Anahtar kelimeler: olay yeri inceleme, soruşturma, maddi delil, mevzuat

Adli tıpDelilMevzuat+3
Ümit Fatih Kaygısız
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de iş sağlığı güvenliği mevzuatları çerçevesinde Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimlerinin (OSGB) karşlaştıkları sorunlar ve çözüm önerileri

Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri (OSGB) organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarını yapmak üzere yetkilendirilmiş birimlerdir. Bu çalışmanın amacı OSGB'lerde görevli personelin yasal düzenlemelerden ve çalışma ortamındaki uygulamalardan kaynaklanan sorunları ve bu sorunların çözüm önerileri incelemektir. Çalışmada OSGB kurulabilmesi için gerekli fiziki şartlar ve yasal dayanak, kurulumu için başvuru işlemlerinde izlenecek prosedürler, birimin yetkilendirilme süreci, çalışma usul ve esasları, bu birimlerden hizmet alımı ve bu birimler için ihtar ve uyarılar gibi konular ile ilgili bir inceleme yapılmıştır. Ayrıca Afyonkarahisar, Ankara, Bilecik, Eskişehir, Gaziantep ve Mersin illerinde hizmet veren OSGB'lerde farklı uzmanlık alanlarında çalışan bireylere OSGB uygulamalarından kaynaklanan sorunlar ve bu sorunların çözüm önerileri ile ilgili anket çalışması yapılarak sonuçları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı ve Güvenliği, Ortak Sağılık ve Güvenlik Birimleri (OSGB), 6331 sayılı kanun

Kanunlar 6331 sayılıMevzuatOrganize endüstri bölgesi+4
Duran Gül
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Irak Kürdistan bölgesel yönetiminde, bölge başkanın yürütme ve yasamaya ilişkin yetkileri

Günümüzde resmi olarak Irak Kürdistan Bölgesi olarak adlandırılan bölge, 1921 yılında kurulan Irak Devleti sınırları içerisinde yaşayan Kürtlerin yoğun olarak bulunduğu alanı ifade etmektedir. Ortadoğunun kadim halklarından biri olan Kürtler, kendilerine has dilleri, kültürleri ve tarihsel kökleriyle Irak Devletini oluşturan diğer halklardan farklılaşarak özgünlüklerini korumuştur. Bu özgünlük kimi zaman bağımsızlık noktasına varacak ulusal taleplere de yol açmıştır. Irak Devletinin kurulduğu ilk günden bu yana Kürtlerin mücadelesini verdiği özerk yönetim ve statü talepleri yaklaşık yüzyıllık bir süreçten sonra bugün hukuki bir çerçeveye kavuşmuş görünmektedir. Ancak, bir yandan Irak Devletinin yaşadığı siyasal ve anayasal sorunlar, diğer yandan Kürtlerin bağımsızlık referandumuyla ortaya koyduğu talepler, Irak'ta Kürtlerin statüsüne dair tartışmaların bitmediğini göstermektedir. Bu tartışmaları ve olası gelişmeleri anlamak için Irak Kürdistan Bölgesinin hukuki statüsünü ve yönetim yapısını anlamak önemlidir. Bu tez çalışmasında, öncelikle günümüzde Irak Federal Cumhuriyeti içerisinde federe bir yapı olarak ortaya çıkan Irak Kürdistan Bölgesine varan süreçte Irak Kürtlerinin özyönetimine ilişkin yaşanan gelişmeler incelenecektir. Bu tarihsel süreç sonucunda Bölgede ortaya çıkan yönetim sisteminin özelliklerinin ve Bölge Başkanının yürütme ve yasamaya ilişkin yetkilerinin incelenmesi bu çalışmanın ana eksenini oluşturacaktır.

Hukuki statüIrak Kürdistan Bölgesel YönetimiKuzey Irak+4
Ahmed Yousıf Kalash Kalash
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

TS ISO 45001 ISG yönetim sisteminin güncel mevzuat ile karşılaştırmalı değerlendirilmesi

İş kazaları ve mesleki hastalıklar sebebiyle yaşanan olumsuz durumlar işletmeler ve ülke ekonomileri açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle iş sağlığı ve güvenliği kapsamında çalışanlar için çalışma şartlarını düzenlemektedir. Yani iş sağlığı ve güvenliği, çalışanların iş kazası sonucunda yaralanma ve hastalıklarını inceleyen ve bunları önlemek için gerekli strateji ve düzenlemeleri hayata geçiren bir alanıdır. Bu araştırma ile iş sağlığı ve güvenliği standardı olan TS ISO 450001'in firmalar, iş güvenliği uzmanları, iş hekimleri ve işverenler tarafından anlaşılması, getirdiği yenilikler, farklılıklar ve yeni tanımlamalar hakkında bilgilerin ortaya konması amaçlanmaktadır. Araştırmada nitel bir araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılmıştır. Bu yöntem ile literatürde konu ile ilgili önceden yapılmış çalışmalar incelenmiştir. Bu doğrultuda araştırmada; iş sağlığı ve güvenliği kavramı ve gelişimi, amaçları, önemi gibi temel kavramlara yer verilirken diğer yandan iş sağlığı ve güvenliğindeki sistem anlayışı, ihtiyaç duyulan gereksinimler, OHSAS-TS 18001 standardı ile arasındaki farklar ve TS ISO 45001 standardının ana ilkeleri ve esasları, mevzuat ile uyumu gibi konularına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: iş sağlığı ve güvenliği, TS ISO 45001, yönetim sistemleri, mevzuat

ISOMevzuatYönetim sistemleri+2
Emine Merve Topuz
Hasan Kalyoncu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kamu denetçiliği kurumunun transfer süreci ve işlevselliğinin analizi

Bu çalışmada, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra küresel bağlamda yaygınlaşan Ombudsman kurumunun Türkiye'de oluşturulması çerçevesinde yasal mevzuatın ve kurumsal transfer sürecinin, Kurumun işlevselliğini ne yönde etkilediği araştırılmıştır. Çalışma, Türkiye'de 2012 yılında 6328 sayılı Kanun'la ulusal düzeyde oluşturulmuş olan Kamu Denetçiliği Kurumu ile sınırlıdır. Çalışma sürecinde nitel araştırma yöntemi tercih edilmiş olup, verilerin elde edilmesinde doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Politika transferi kuramı zemininde gerçekleştirilen Kamu Denetçiliği politika transfer sürecinin analizinde, Politika Transfer Analizi Soruları Üzerinden Analiz yaklaşımı benimsenmiştir. Kurumun işlevselliğine yönelik analizlerde, uluslararası ombudsman standartlarını belirleyen ilkeler ve politika transferi kuramının ortaya koyduğu varsayımlar doğrultusunda geliştirilen göstergeler ölçeğinde ulaşılan bulgular değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumunun transfer süreci ve işlevselliği, politika transferi literatürünün ortaya koyduğu varsayımları tam olarak karşılamamaktadır; Kurum, uluslararası standartlara uygun bağımsızlık ve tarafsızlık göstergelerini bütünüyle karşılamamaktadır; Kurumun işlevsellik düzeyi, uluslararası standartların altındadır; Türkiye'de işlevsellik düzeyi yüksek bir Kamu Denetçiliği mekanizmasından bahsetmek mümkün değildir, şeklinde ifade edilen çalışmanın önermeleri doğrulanmıştır.

Kamu Denetçiliği KurumuMevzuatOmbudsman+2
Şadiye Sucu
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'deki baskı gruplarının vergi mevzuatı oluşumuna etkileri

Temsili demokrasinin getirdiği katılım sorunlarının aşılmasında faaliyet gösteren baskı grupları, halk katmanlarının gruplar aracılığıyla yönetime katkıda bulunmasını sağlarlar. Çünkü; tek başına birey, kendi potansiyeli olmasına rağmen, teşkilatlı ve organize bir grup haline gelmedikçe, etkili bir güç olma ihtimali fazla değildir. Baskı grupları, dahil olduğu amaç çerçevesinde, temsil ettiği topluluklara aktivite kazandırır ve siyasal sisteme yönelik talepte bulunmalarını sağlar. Baskı grupları, dünyadaki her ülkede ve toplumun her kesiminde yıllardan beri var olmuşlardır. Her ülkenin siyasi ve sosyal yapısına göre farklılık göstermelerine rağmen baskı gruplarının var olmalarının ortak amacı ekonomik çıkarlara sahip olma isteğidir. Ekonomik çıkarlara sahip olmak amacıyla siyasal partilerle etkileşime girerler ve onları etkileri altına alabilmek için bir takım baskı metotları uygularlar. Baskı grupları; siyasal partileri etkileyebildiği gibi, aynı zamanda siyasal partilerden de etkilenebilirler. Çalışmamızın amacı, baskı gruplarını ayrıntılı bir şekilde incelemek ve baskı gruplarının vergi kanunlarının çıkarılması aşamasına nasıl etki ettiğini göstermektir. İki ana bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde; baskı gruplarının tanımı yapılmış, diğer gruplarla karşılaştırılmış, sınıflandırılması, uyguladıkları baskı metotları ve siyaset ilişkisine yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde; baskı gruplarının kamu ekonomisi ile ilişkileri ve baskı gruplarının, Türkiye'de vergi mevzuatı oluşumuna örnekleri incelenmiştir.

Baskı gruplarıEkonomik etkiMevzuat+2
Nilay Akbulut
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çek Hukukundaki mevzuat hareketlerinin karşılıksız çek keşidesine karşı caydırıcılığı etkisi

?Çek hukukundaki mevzuat hareketlerinin karşılıksız çek keşidesine karşı caydırıcılığı etkisi? konulu tez çalışmamızın ilk bölümünde karşılıksız çek kavramını tanımlayarak, karşılıksız çeki günümüzdeki hukuki dayanağı olan Türk Ticaret Kanunu ve 5941 sayılı Çek Kanunu açısından niteliği, unsurları ve hukuki sonuçları açısından ele alacağız.Ardından tarihten günümüze gelen kanunlar açısından karşılıksız çek kavramının yerini inceleyerek en son yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunumuzdaki önemli değişiklikleri belirleyeceğiz. Son olarak başlıca mevzuat değişikliklerinin karşılıksız çek keşidesi eğilimine etkisini istatistiksel açıdan inceleyerek , mevzuat değişikliklerinin, karşılıksız çek keşide etmek suçuna caydırıcılığının etkilerini analiz edeceğiz.

CaydırıcılıkKarşılıksız çekKeşide+3
İpek Salarvan
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gaziantep il merkezindeki ekmek ve pide fırınlarının sağlığa uygunluk durumları ve etkileyen etkenler

mm

Besin hazırlama ve dağıtmaEkmekFırıncılık+3
Meltem Akın
Gaziantep University
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnternet sitelerinin değerlemesinde TMS 38: Maddi olmayan duran varlıklar standardı ve Türk vergi mevzuatı hükümlerinin karşılaştırılması

İnternetin ticaret amaçlı kullanılmaya başlanmasıyla birlikte internet günümüz işletmeleri için rekabet üstünlüğü sağlayan önemli bir araç konumuna gelmiştir. Tüketici kitlesinin interneti ürün hakkında araştırma ve/veya alışveriş yapmak için yoğun bir şekilde kullanıyor olması firmaların internet sitelerini, firmanın müşteriye bakan en önemli yüzlerinden birisine çevirmiştir. Yeni Türk Ticaret Kanunu?nda sermaye şirketlerinin internet sitesi oluşturmaları yasal bir zorunluluk olarak tanımlanmıştır. Bu durum, işletmelerde internet sitesi maliyetlerinin muhasebeleştirilmesinin önemini artırmaktadır.Türkiye Muhasebe Standartları açısından bir internet sitesinin kuruluş ve geliştirilmesi maliyetleri incelendiğinde, internet sitesi maliyetlerinin bir kısmının aktifleştirileceği, bir kısmının da gider olarak kaydedileceği görülmektedir. Öte yandan Türk Vergi Mevzuatı incelendiğinde ise, daha faklı hükümlerle karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada işletmelerin internet sitesi oluşturma maliyetlerinin Türkiye Muhasebe Standartları ve Türk Vergi Mevzuatına göre değerlenmesi konusu ele alınmıştır. Araştırmanın sonucunda Türkiye Muhasebe Standartları ve Türk Vergi Mevzuatının internet sitelerinin değerlemesi konusunda genel olarak uyumlu olduğu; bunun yanında, bazı uyumsuzlukların da bulunduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İnternet Sitesi, E-Ticaret, Türkiye Muhasebe Standartları, Türk Vergi Mevzuatı, Maddi Olmayan Duran Varlıklar

DeğerlemeDuran varlıklarElektronik ticaret+7
Serkan Yücel
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu personelinin maruz kaldığı psikolojik tacizin önlenmesine yönelik mevzuat analizi

Özünde psikolojik taciz kötü, insanların mutsuz olmasına yol açan bir olgudur. Çalışma ilişkilerini zayıflatarak çalışma barışını bozar. Bireyler üzerinde duygusal, fiziksel, psikolojik ve mesleki birçok rahatsızlığa, stres ve hastalıklara, Aileler üzerinde çatışma ve ayrılık durumlarına; Kuruluşlar üzerinde anlaşmazlıklara ve moral düşüklüklerine; gereksiz maliyet ve israfa neden olur. Toplum huzuru olumsuz etkiler. Psikolojik taciz tüm çalışanların maruz kalabildiği bir olgudur. Psikolojik tacizle özel veya kamu her işyerinde karşılaşılabilir. Bu çalışmanın konusu, kamu sektöründe psikolojik tacizin oluşturduğu olumsuz etkilerin nasıl önlenebileceğidir. Çalışmanın amacı, mevzuatın ve uygulanmasının incelenmesi yoluyla kamuda psikolojik taciz sorununa çözümü üzerine öneriler geliştirmektir. Çalışmanın birinci bölümünde psikolojik tacizin kavramsal çerçevesine değinilmiş; İkinci bölümde, psikolojik taciz ile ilişkilendirilebilir Türk Mevzuatı incelenmiş; Üçüncü bölümde, psikolojik tacizle mücadelede mevcut model ile, diğer ülkelerdeki psikolojik tacizle mücadele mevzuatı değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonuç ve değerlendirme kısmında, psikolojik tacizin etkin şekilde önlenmesi için çözüm önerileri geliştirilmiştir.

Kamu personeliMevzuatMobbing
Muhammed Tolga Gedikkaya
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kuvvetler ayrılığı bağlamında Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yürütme erkinin konumu

2017 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilerek 1982 Anayasası'nın temel yapısı değişmiş ve anayasal sistemimizde önemli bir dönüşüm gerçekleşmiştir. Hükümet sistemleri sınıflandırmasında başkanlık sistemi içerisinde değerlendirilebilecek Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yürütme yetkisi ve görevi doğrudan halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanına tevdi edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesiyle yasama ve yürütme ilişkileri önemli biçimde dönüşmüştür. TBMM ile Cumhurbaşkanı seçiminin eş zamanlı yapılması öngörülmüş ve TBMM çoğunluğu ile Cumhurbaşkanının aynı siyasi eğilimde olması amaçlanmıştır. 2017 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanına yürütmeye ilişkin konularda ilk elden Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkartma yetkisi verilmiştir. Ancak Cumhurbaşkanlığı kararnamesi normlar hiyerarşisinde kanunun altında yer aldığından özellikle bölünmüş iktidar döneminde, TBMM ile Cumhurbaşkanı arasında kurallar savaşının çıkacağı söylenebilir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde sistem içerisinde çıkabilecek siyasi krizleri aşmak amacıyla Cumhurbaşkanına ve TBMM'ye seçimleri karşılıklı yenileyebilme yetkisi verilmiştir. 2017 Anayasa değişikliği ile bütçe ve geçici bütçe kanununun çıkartılamaması halinde, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesinin yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hükmün özellikle bölünmüş iktidar halinde, olası sistem tıkanıklığının aşılabilmesi için getirildiği anlaşılmaktadır. Ancak söz konusu düzenleme, TBMM'nin bütçe yetkisini işlevsizleştirmektedir. 2017 Anayasa değişikliği ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yeniden yapılandırılmıştır. HSK'nın oluşumunda Cumhurbaşkanının önemli yetkilerinin olduğu ve bu durumun yargı bağımsızlığı açısından sorunlu bir hal aldığı görülmektedir. Son Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesi'nin oluşumunda önemli bir değişik gerçekleşmemiştir. Ancak hükümet sisteminde gerçekleşen keskin dönüşüm dolayısıyla AYM ile Cumhurbaşkanı arasındaki ilişki yeni bir hüviyet kazanmıştır. Bu bağlamda AYM'nin oluşumu yargı bağımsızlığı ve yürütmenin denetlenmesi açısından sorunludur.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiHükümet sistemiKuvvetler ayrılığı+6
Hüseyin Öztürk
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yasamanın rolü

Türkiye'de 1924 Anayasası'ndan itibaren yasama organının yürütme organı üzerindeki tahakkümünün azaltılması, yürütme organının güçlendirilmesi yönünde bir eğilim benimsenmiştir. 1961 Anayasası ile benimsenen parlamenter hükümet sisteminin aksayan yönlerinin giderilmesi amacıyla; 1971-73 yılında yapılan anayasal değişikliklerle yürütme organı güçlendirilmeye devam edilmiştir. 1982 Anayasası'yla birlikte yürütme organının güçlendirilmesi eğilimi, Cumhurbaşkanlığı makamı üzerinden devam etmiştir. İlk halinde 1982 Anayasası Cumhurbaşkanlığı makamını tarafsız bir konuma koymakla beraber, yürütme organını dengeleyici çok önemli yetkilerle donatmıştır. Ancak parlamenter hükümet sistemi gereği siyaseten Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu devam ettirilmiştir. 2007 yılına gelindiğinde; 1982 Anayasası'nda yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kararlaştırılmıştır. İlk kez 2014 yılında Cumhurbaşkanı, doğrudan halk tarafından seçilmiştir. Hem Cumhurbaşkanının hem de parlamento ve dolaylı olarak Bakanlar Kurulu üyelerinin halk tarafından seçilmesi, çifte meşruiyet sorunsalını doğurmuştur. 2014 yılından itibaren Türkiye'de, Anayasa'da parlamenter hükümet sistemi benimsenmesine rağmen fiili olarak hükümet sisteminin yarı-başkanlık sistemine yaklaştığı gözlemlenmiştir. Nitekim 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun referandum ile kabul edilmesi neticesinde yasama ve yürütme organları arasındaki çifte meşruiyet hali sonlandırılmıştır. 1982 Anayasa'sında yapılan değişiklikler neticesinde yasama erki ve özellikle de yürütme erki baştan aşağı değişime uğramıştır. Yürütme kanadının aktif tarafını oluşturan Bakanlar Kurulu kaldırılmıştır. Parlamenter hükümet sistemi, yerini Türkiye'ye özgü başkanlık sistemiyle benzer yönlere sahip ve literatürde "Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi" olarak adlandırılan, Cumhurbaşkanlığı makamının güçlendirildiği bir hükümet sistemine bırakmıştır. Yasama ve yürütme organları arasındaki ilişkiler, yasama organının değişen yapısı ile yasama organının yeni hükümet sistemi içindeki konumu açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada 1921 Anayasasından günümüze yasama organının geçirdiği dönüşüme ve yürütme organı ile arasındaki ilişkilerin gelişimine yer verilmiş, mevcut konumu incelenmiştir. Yeni hükümet sisteminin beraberinde getirdiği değişikliklere ve sisteme ilişkin doktrinde yer alan olumlu ve olumsuz görüşlere değinilmiştir.

Anayasa değişiklikleriCumhurbaşkanlığı hükümet sistemiHükümet sistemi+4
Abdurrahman Can Özçevik
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Büyükşehir belediyelerinin stratejik planlarının mevzuata uygunluğunu belirlemeye yönelik bir araştırma

Stratejik planlama, kamu kaynaklarının etkin, ekonomik, verimli olarak kullanılması ve kamu yönetiminde şeffaflığın sağlanması amacıyla uygulanmaktadır. Türk kamu idareleri için yasal zorunluluk olan stratejik planlama uygulamasının başarılı olmasında stratejik planların mevzuatta belirlenen usul ve esaslara uygun olarak hazırlanmasının önemi büyüktür. Bu çalışmada büyükşehir belediyelerinin stratejik planlarının mevzuata uygunluk yönünden analizi yapılmıştır. Araştırmacı tarafından stratejik planların bölümlerinin mevzuata uygunluğunun tespiti için kontrol listeleri hazırlanmış ve belediyelerin stratejik planlarında yer alan bilgiler bu bağlamda içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Analiz sonucunda stratejik planlarda mevzuata uygun olarak bulunması gereken bilgilerin planlardaki varlık düzeyi ve kalitesine ilişkin bulgular tespit edilerek değerlendirilmiştir. Analiz edilen stratejik planlara ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Sayıştay Başkanlığınca yayınlanan performans denetim raporlarında yer alan bulgular da incelenmiştir. Böylece performans denetim raporu bulguları ile bu çalışma kapsamında elde edilen bulgular birleştirilerek sağlıklı değerlendirmeler ortaya konulmaya çalışılmıştır.

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriMevzuat+1
Birol Demir
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Afet yönetimi: Cumhuriyet dönemi afet yönetimi mevzuatı ve uygulaması

Günümüzde afetler doğal veya insan kaynaklı meydana gelişine bakılmaksızın insanları ve canlıları artan oranda risk altında bırakmaktadır. Zararları açısından ise şehirleşmenin beraberinde getirdiği nüfus artışıyla çok büyük felaketlere yol açmaktadır.Doğal afetlerin zararlarının azaltılması maksadıyla, afet öncesi risk yönetimi ve afet sonrası kriz yönetimini içeren afet yönetiminin en iyi şekilde yönetilme gereksinimini ortaya çıkarmaktadır.Gelişen Teknolojiye ve şehirleşmeye bağlı olarak artan ve değişiklik gösteren afetlere paralel olarak afet yönetim sistemide her geçen gün olumlu şekilde gelişmektedir.Doğal afetlerin toplum üzerindeki kalıcı zararları Türk afet yönetim sisteminde yapılan hukuki düzenlemelerle uygulamaya dönüştürülerek azaltılmaya çalışılmaktadır.Bu çalışmada Türkiye'nin deprem geçmişi çıkarılmış ve bunlara yönelik alınan tedbirleri incelemiştir. Özellikle 1999 Marmara Depremi'ni konu edilmiş olan bu araştırmada depremlere yönelik mevzuat yığınını gözler önüne sermiş ve 1999 sonrası yapılan Afet Yönetimi uygulaması incelemiştir.Genel anlamda doğal afetler hakkında bilgiler sunulan bu çalışma, afet yönetimi-kriz yönetimi ve bunların Türkiye özelinde 1999 sonrası nasıl ele alındığını açıklamıştır. Bu süreçte çıkarılan hukuki düzenlemeler ile örgütlenme düzeyinde neler yapıldığı konu edinilmiştir.Anahtar Kelimeler1.Afet2.Afet yönetimi3.Afet yönetim sistemi,4.Türk afet yönetim sistemi.

Afet yönetimiAfetlerCumhuriyet Dönemi+2
Efkan Güler
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Eşyanın gümrük kıymeti uygulaması ve transfer fiyatlandırması karşısındaki durumunun değerlendirilmesi

Transfer fiyatlandırması süreci, gerek mali idare gerekse gümrük idaresinin etki ve kontrolü altındaki işlemlerde, mükellefler açısından bir vergi planlama aracı olarak kullanılmak istenmiş, aynı zamanda da maliye ve gümrük idareleri arasında, ithalat işlemlerinde vergi matrahını oluşturan eşyanın gümrük kıymet bedelinin tespit edilmesine yönelik görüş aykırılıklarının doğmasına neden olmuştur.Nitekim, temel amacı uluslararası ticarete konu ithal eşyasının gümrük kıymetinin objektif kriterler çerçevesinde doğru bir biçimde ortaya konması olan maliye ve gümrük idaresi açısından, ithal eşyasının kıymet bedelinin olduğundan düşük ya da yüksek bir bedel ile belirlenmesi konusundaki görüş aykırılıklarının temel nedenini, ithal eşyasına ait bedelin gümrük ve kurumlar vergileri üzerinde yaratacağı pozitif ve negatif etkiler oluşturmaktadır. Nitekim, bir tarafta yüksek kıymet beyanını ve buna bağlı olarak daha fazla gümrük vb. vergi gelirlerini hedefleyen gümrük idaresi, diğer tarafta ise gümrük kıymetinin yüksek belirlenmesinin, işletmenin stok maliyetlerini arttırması sonucu kurumlar vergisi matrahında aşınmayı sebep olduğu savı ile hareket eden mali idarenin konu ile ilgili işlemleri kendi yetki alanları içerisinde birbirlerinden bağımsız olarak değerlendirmeleri, iki ayrı amacın uyumlaştırılmasını ve mükelleflerin söz konusu idarelerin konu ile ilgili bireysel tasarrufları arasında kalmasına ve ciddi sorunların doğmasına neden olmuştur.Buraya kadar anlatılanlar ışığında, bu çalışmada eşyanın gümrük kıymeti ekseninde transfer fiyatlandırması ilke ve uygulamalarının gümrük ve mali mevzuat açısından değerlendirilmesi yapılmış, bu bilgiler ışığında idareler arasında var olan ve yukarıda bahsedilen nedenler ile oluşan, kıymet belirlemesine yönelik bakış açısı ve uygulama farklılıklarının giderilmesi ile ilgili çözüm önerileri geliştirilmiştir.Anahtar Sözcükler1. Transfer fiyatlandırması2. Gümrük Kıymeti3. Emsal Bedel Prensibi4. İthalat5. Eşya

Avrupa BirliğiEşyalarFinans+6
Utku Karabağ
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00

İlgili konular