Morphology
414 theses under this subject heading
Türkiye'ye endemik olan Allium Sivasicum Özhatay & Kollmann (Alliaceae) türünün morfolojik, anatomik ve palinolojik özelliklerinin i̇ncelenmesi
ÖZET "Türkiye'ye Endemik Olan Allium sivasicum Özhatay & Kollmann (Alliaceae) Türünün Morfolojik, Anatomik ve Palinolojik Özelliklerinin İncelenmesi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Temel Eczacılık Bilimleri Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2024. Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı ülkemize endemik olan Allium sivasicum türünün detaylı olarak makromorfolojik ve mikromorfolojik özelliklerini ortaya çıkarmak ve böylece morfolojik tanımlamasını genişletmek, daha önce çalışılmayan anatomik özelliklerini incelemek ve polen özelliklerini belirlemektir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların Allium cinsinin taksonomisine ve bu cinsin üyeleriyle gelecekte yapılacak araştırmalara da katkı sunacağı kanısındayız. Gereç ve Yöntemler: a) Çalışma Gruplarının Seçimi ve Oluşturulması: Lokalitesi bilinen A. sivasicum farklı lokalitelerden alınan örnekler ile hem Herbaryum örneği olarak saklandı hem de incelenmek üzere %70'lik etil alkol içinde bekletildi. Bu örnekler üzerinden morfolojik, anatomik ve palinolojik çalışmalar gerçekleştirildi. b) Gözlem ve Analiz Metotları: Morfolojik inceleme için arazi çalışmalarında toplanan örnekler kurutularak herbaryum materyali haline getirildi. Anatomik çalışmalar için ise %70'lik etil alkol içerisine alınan örneklerin kök, gövde ve yapraklarından enine kesitler alındı. Safranin–Alcian Blue ile boyama sonrası uygun olan kesitlerle gliserin-jelatin kullanılarak daimi preparat hazırlandı. Hazırlanan preparatlardaki kesitler ışık mikroskobu ile incelendi. Palinolojik inceleme için ise Wodehouse yöntemi kullanılarak polen preparatları hazırlandı ve polenlerin ölçümü en az 40 polen üzerinden yapıldı. Mikromorfolojik inceleme için ise tohum yüzey mikromorfolojisi incelendi ve belirlenen büyütmelerde mikrograflar çekildi. Bulgular: Bu çalışma ile anatomi ve polen çalışmaları ile tohum mikromorfolojisi ilk kez çalışıldı. Özhatay & Kollmann tarafından tanımlanan ve ülkemize endemik olan A. sivasicum türünün bu çalışma ile daha önce hiç çalışılmamış kısımları ilk kez incelendi. Morfolojik tanımlama kısımları genişletildi. Daha önce hiç çalışılmayan anatomik özellikleri incelendi ve polen özelliklerini belirlendi. Sonuç: Morfolojik çalışmalarımız ile Türkiye Florası'nda yer alan morfolojik betimler genişletildi. Anatomik çalışmalarda ise türün kök, skapus, yaprak, tepal, filament, ovaryum anatomileri ilk kez çalışılmıştır. Anatomi çalışması sonucunda, türün anatomik özelliklerinin familyanın genel anatomik özelliklerine benzer olduğu ancak cinsin diğer üyeleriyle karşılaştırıldığında kök, skapus, yaprak, tepal, filament, ovaryum anatomisi bakımından genellikle farklılıklara sahip olduğu görülmüştür. Amaryllidaceae familyası çok geniş bir grup olduğundan polen genel özellikleri bakımından A. sivasicum ile benzer polen özelliklerine sahip seksiyonlara rastlanmıştır. Mikromorfolojik çalışmalar sonucunda ortaya çıkardığımız tohum yüzey özelliklerinin de bu türün ayrımında kullanılabilecek önemli karakterlerden biri olabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Allium sivasicum, polen, anatomi, morfoloji
Kırklareli'nde yaşayan Boşnakların dili
Kırklareli'nde yaşayan Boşnakların diline odaklanan bu çalışmada, saha araştırmasına katılan katılımcıların serbest konuşma ve diyaloglarının yer aldığı kayıtlardan derlenen veriler, ölçünlü dilin biçim bilgisi ve söz varlığı ile karşılaştırılmıştır. Bunun neticesinde, Türkiye'de yaşayan Boşnakların dilinin, lehçe bilimi açısından heterojen bir yapıya sahip olduğu varsayımı, Kırklareli'nde yaşayan Boşnakların dili özelinde doğrulanmıştır. Ayrıca, Kırklareli'nde yaşayan Boşnakların dilinde, özellikle Sancak lehçesinin, Boşnakçanın diğer lehçelerine nazaran daha baskın olduğu da tespit edilmiştir. Çalışmamızın giriş kısmında Boşnakçanın dil ailesine, kısa tarihine ve lehçelerine yer verilmiştir. Birinci bölümünde, Osmanlının Balkanlardaki etkinliğini kaybetmesiyle günümüz Türkiye topraklarına gerçekleşen kitlesel göç hareketliliğinin önemli bir parçası olan Boşnak göçü ve çalışmanın evrenini oluşturan Kırklareli ili ele alınmıştır. Bu bölümü takiben ikinci bölümde, Kırklareli'nde yaşayan Boşnakların dili ile ölçünlü dilin biçim bilgisi karşılaştırılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, katılımcılardan elde edilen metinler bağlamında ortaya çıkan söz varlığı, ölçünlü dil ve lehçeler bakımından incelenmiştir.
Yunanistan Kumçiftliği (Orestiada) Gagauzları Türk Ağzı (İnceleme-metinler-sözlük)
Hristiyan Türkler olarak bilinen Gagauzların önemli bir bölümü bugün Moldova Cumhuriyeti içinde yer alan Gagauz Yeri bölgesinde otonom bir halk olarak yaşamaktadır. Yaşam şartları, coğrafi koşullar, ekonomik zorluklar ve çeşitli sosyo-politik sebeplerle vatanlarından ayrılmak zorunda kalan Gagauzlar günümüzde dünyanın pek çok yerine dağılmış durumdadır. Bu çalışmamızda ele aldığımız bölüm olan Yunanistan'da yaşayan Gagauzlar ise genellikle Yunanistan'ın kuzeydoğusunda, Evros bölgesinde bulunurlar. Edirne sınırına yakın bölgelerindeki köylerde, kasabalarda ve şehirlerde yaşayan Gagauzların kökleri, ağırlıklı olarak bugün Edirne'ye bağlı Havsa ve Uzunköprü ilçelerinden ve buralara bağlı köylerden özellilkle 1920'lerden sonra Yunanistan'a göç eden Gagauzlar'a dayanmaktadır. Türk dilinin ve kültürünün yaşayan numuneleri olan bu Gagauzlar, aradan geçen uzun yıllar sonrasında kimliklerini kaybetmeye başlamış ve asimilasyon sürecine maruz kalmışlardır. Gençlerin önemli bir kısmı artık Türkçe konuşmuyor olsalar dahi söz konusu topluluğun bir kısmı halen Türkçe konuşmakta, geleneksel yaşam biçimlerini sürdürmekte ve kimliklerine dair birçok ögeyi muhafaza etmektedirler. Gagauzlara ait kılık kıyafetler, Gagauz evlerindeki eşyalar ve odalar, yaşam biçimlerini gösteren canlandırmalar, atalarına ait araç ve gereçler gibi etnografik malzemenin bulunduğu müzeler dil-kültür ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda kimliklerini yansıtması açısından önem arz etmektedir. Bölgede şimdiye kadar yapılmış bir ağız çalışması bulunmamaktadır. Oysa burada yaşayan Türkçe tehlikedeki diller kategorisinde değerlendirilmelidir. Bölgede Türkçe konuşan son nesil yaşamaktadır. Bu nedenle çalışmanın çok büyük bir önem arz ettiği muhakkaktır. Bu çalışmanın hemen ardından yapacağımız çalışmalarda bölgenin tamamı ele alınacaktır. Kaybolmaya yüz tutmuş sözlü verilerin kayıt altına alınarak yeni nesillere ulaştırılması kültürel aktarım açısından çok büyük bir önem arz etmektedir. Bu nedenle çalışmamızın özellikle Türkçenin ses ve şekil bilgisi ve söz varlığı bakımından bu coğrafyadaki durumunu göstermesi, kültür dünyamıza zengin bir miras bırakacaktır. Anahtar Kelimeler: Hristiyan Türkler, Gagauzlar, Kumçiftliği, Söz Varlığı
Linum L. (Linaceae) cinsi Linum seksiyonunun bazı türleri üzerinde morfolojik ve palinolojik araştırmalar
Bu tezde, Linum L. cinsinin Linum seksiyonunda yer alan ve klavat – filiform stigmaya sahip olan L. bienne Mill., L. usitatissimum L., L. tmoleum Boiss., L. aroanium Boiss. & Orph., L. nervosum Waldst & Kit. ve L. decumbens Desf. türleriyle ilgili ayrıntılı morfolojik ve palinolojik veriler sunulmuştur. Türlerin morfolojik değerlendirilmesinde nitel ve nicel özellikler kullanılmıştır. İncelen örneklerin deskripsiyonları yapılmış, sinonimleri, tip örnekleri, çiçek açma zamanları, yetiştikleri ortamlar, fitocoğrafik bölgeleri, etimolojileri ile birlikte Dünya ve Türkiye'deki yayılışları belirlenmiştir. Yetiştikleri doğal ortamlarına ait bitki fotoğraflarına, ayrıca el çizimlerine yer verilmiştir. Türkiye florası için yeni kayıt olan L. decumbens, bu gruptaki türlerle değerlendirilerek yeni teşhis anahtarı hazırlanmıştır. Palinolojik çalışmalarda, beş türün polen morfolojisi Wodehouse metodu ve Erdtman'ın asetoliz metodu uygulanarak incelenmiştir. Polen taneleri trizonokolpat, hekzakolpat veya polipantokolpat, şekilleri oblat – sferoidal ya da suboblat olup, orta ile büyük arasında bir polen büyüklüğüne sahiptir. Kısa stiluslu çiçeklerde eksin monomorfiktir ve sadece gemmalardan oluşmaktadır; uzun stiluslularda ise dimorfik, klava ve bakulalardan meydana gelmektedir. Bu türlerin polenlerine ait sekiz karakter kullanılarak Kanonikıl Ayırma Fonksiyonu (KAF) ve Temel Bileşenler Analizi (PCA) testleri uygulanmıştır. Türler, hatta aynı tür içindeki uzun ve kısa stiluslu bitkiler arasındaki ilişki palinolojik açıdan karşılaştırılmıştır. Ayrıntılı yüzey mikromorfolojisi incelemesinde taramalı elektron mikroskobu kullanılmış olup, mikrografları sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Linaceae, Linum, morfoloji, palinoloji, SEM, PCA
Servikal ve lumbal vertebralar ve intervertebral disklerdeki morfolojik değişikliklerin manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesi
Normal popülasyonda omurgada görülen yaşa bağlı dejeneresyon hem vertebra hem diskus intervertebralisleri (Di) etkiler. Servikal ve lumbal bölgenin geniş hareket yeteneğine sahip olması, lumbal bölgenin aynı zamanda gövde ağırlığını da taşıması bu bölgelerin sıklıkla travmaya ve birçok patolojiye maruz kalmasına sebep olurken beraberinde cerrahi ihtiyacını da doğurabilir. Çalışmamızda özellikle ülkemiz popülasyonu için, yaş ve cinsiyetle ilişkili olarak klinikte korpus vertebra ve Di'lerin normal morfolojik değişikliklerini patolojik olanlardan ayırmada kullanılabilecek, olguya uygun ekipmanı seçerek komplikasyonları önleme anlamında cerrahi planlamaya ve bu alanda yapılacak biomekanik çalışmalara ışık tutacak özgün örnek veriler elde edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız, verileri 120 servikal ve 251 lumbal spinal midsagittal manyetik rezonans görüntüsü üzerinde morfometrik ölçümler yapılarak elde edilmiş olan retrospektif bir çalışmadır. Çalışmamızda patoloji saptanmamış 18-50 yaş arası olguların görüntülerini kullandık. Sonuçlarımıza göre servikal ve lumbal korpus vertebra yüksekliklerinin bu aralıkta yaşa bağlı değişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Servikal ve lumbal korpus vertebra yüksekliklerinin erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu gözlenirken bu farklılık servikal bölgede her yaş grubunda tüm seviyeler için anlamlı, lumbal bölgede ise 40-50 yaş grubunda L3 ve L4'e ait ön yükseklikler ile L5'e ait arka yüksekliklerdeki farklılıklar hariç istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anterior kama indeksinin bu yaş aralığında hem servikal hem lumbal vertebralar için normal yaşlanma sürecinde belirleyici bir parametre olmadığı görülmüştür. Konkavite indeksinin yaşla ilişkisi ise servikal vertebralar için sadece erkeklerde C3 ve C4 seviyesinde anlamlıyken lumbal vertebralar için anlamlı bulunmamıştır. Bu iki indeksin cinsiyetler arası farklarının anlamlılığı ise seviyelere göre değişkenlik göstermiştir. Servikal Di yüksekliklerinin yaşa bağlı değişimi kadınlarda Di6 ve erkeklerde Di1'in arka yüksekliği hariç istatistiksel olarak anlamlı değildir. Lumbal Di yüksekliklerinin yaş arttıkça arttığı görülmüş bu artış ön yükseklik için kadınlarda Di5, erkeklerde Di1 hariç tüm seviyelerde anlamlı bulunmuş, arka yükseklik için ise sadece erkeklerde Di4 ve Di5'te anlamlı bulunmuştur. Servikal Di yüksekliklerinin tümünün erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu gözlenirken bu farkların anlamlılığı yaş grupları ve seviyelere göre değişkenlik göstermiştir. Lumbal Di yüksekliklerinin genel olarak erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu sadece 19-29 yaş grubunda Di5'in ön, Di4 ve Di5'in arka yüksekliklerinin kadınlarda erkeklerden daha büyük olduğu görülmüştür. Lumbal bölgede disk yüksekliklerinin kadın ve erkekler arasındaki farklılıklarının anlamlılığı ön yükseklikler için yaş grubu ve seviyeye göre değişkenlik gösterirken, arka yükseklikler için anlamlı olmadığı gözlenmiştir. Servikal ve lumbal disk derinliği değerleri kadın ve erkeklerde yaşlanmayla birlikte genel olarak artış eğilimi göstermiş ve bu değişiklikler servikal diskler için kadınlarda tüm seviyelerde, erkeklerde Di1 seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Lumbal diskler için ise kadınlarda Di2 hariç tüm seviyelerde istatistiksel olarak anlamlı bulunurken, erkeklerde anlamlı bulunmamıştır. Hem servikal hem lumbal disk derinliği değerlerinin tüm seviye ve yaş gruplarında erkeklerde kadınlardan daha büyük olduğu görülmüştür. Servikal Di'lerin kama indeksi değerlerinin yaşla değişimi hem erkek hem kadınlarda istatistiksel olarak anlamlı değildir. Lumbal Di'lerin kama indeksi değerlerinde yaşla değişimin anlamlılığı ise kadın ve erkeklerde seviyelere göre değişkenlik göstermiştir. Tüm disklerin kama indeksi değerlerinin cinsiyetler arası farkları ve bunların anlamlılıkları yaş grupları ve seviyelere göre değişkenlik göstermiş olup bir genelleme yapılamamıştır. Elde ettiğimiz sonuçların bu yapıların patolojik durumları ile ilgilenen klinisyen ve cerrahların çalışmalarına katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.
Tekirdağ-Süleymanpaşa Kayı Deresi havza morfolojisi ve akış debisi
Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesinde yer alan Kayı Deresi, 49,53 km2 alanı ile ilçe merkezinde önemli bir akarsu havzasıdır. Kayı Deresi, ilçe merkezinde yoğun bir yerleşim yeri olan Değirmenaltı Mahallesinin içinden geçerek denize ulaşmaktadır. Yaz aylarında debisi çok fazla azalan dere, önemli bir taşkın potansiyeline sahip bulunmaktadır. Bu nedenle derenin morfolojik karakteristikleri ile havza su verimi ve muhtelif tekerrürlü sağanak yağışların dere yatağında oluşturacağı taşkın debilerinin bilinmesi; yaşanacak mal ve can kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem arz etmektedir. Yağış-akış ilişkilerinin belirlenmesinde önemli unsurlardan olan havza morfolojik karakteristikleri, Coğrafi Bilgi Sistemleri dâhilinde QGIS bilgisayar yazılım programı kullanılarak hesaplanmıştır. Buradan, havza ortalama eğimi % 10,2 ve yüksekliği 45,4 m, ana akarsu kolu uzunluğu 15,1 km ve eğimi % 1,0 bulunmuştur. Yöneyi kuzeydoğu-güneybatı olan havzada özgül debi 0,000003 m3/s (0,26 m3/gün) ve uzun yıllar ortalama yağış miktarı için yüzey akış katsayısı % 17,4 olmuştur. Havza yıllık su verimi 101,1 mm yüzey akış miktarı için 5.007.483 m3/yıl hesaplanmıştır. Yüzey akış eğri numarası 82 olarak belirlenen havzada muhtelif tekerrürlü sağanak yağışların dare yatağında oluşturduğu maksimum taşkın debileri, 100 yıl tekerrürlü 6 saatlik yağış fazlası için 80,23 m3/s, yine 500 yıl tekerrürlü 6 saatlik yağış fazlası için 112,48 m3/s olmuştur.
Bazı şeker mısır genotiplerinin morfolojik, genetik ve teknolojik olarak tanımlanması
Çalışmada 59 adet şeker mısır hattı kullanılmıştır. Bu hatlar UPOV (The International Union for the Protection of New Varieties of Plants) un belirlediği karakterler ile morfolojik, 16 SSR [basit dizi tekrarları] primeri kullanılarak moleküler ve protein, nişasta, yağ ve toplam şeker analizleri ile de teknolojik olarak incelenmiştir. Morfolojik ve moleküler değerlendirmelerin sonuçları ile kümeleme analizleri yapılmış ve iki ana grup saptanmıştır. Bu iki ana grubu, su (normal şeker mısır) tip ve sh (süper tatlı şeker mısır) tip şeker mısır hatlarının oluşturduğu görülmüştür. Gözlenen morfolojik karakterlerde gerçekleştirilen temel bileşenler analizi (TBA) ile 23 UPOV karakteriyle sahip olunan varyasyonun ifade edilebileceği ortaya konulmuştur. Moleküler analiz ile SSRs lokusları için allel sayısı 2 ile 12 arasında değişmiş ve ortalama allel sayısı 5.56 olarak bulunmuştur. Moleküler ve morfolojik benzerlik matris değerlerine göre birbirlerine en uzak 8 hat biyometrik genetik değerlendirmeler gerçekleştirmek üzere yarım dilallel melezlemeye tabi tutulmuşlardır. Melezlerin ve ebeveynlerin bulunduğu deneme, 2020 yılında Sakarya koşullarında kısmen dengeli basit latis deneme desenine göre 2 tekrarlamalı olarak kurulmuştur. Ebeveynler ve melezlerin biyometrik genetik değerlendirmelerinde genetik varyans bileşenleri arasında oranlar gözden geçirildiğinde, yalnızca koçanda sıra sayısı karakterinde kısmi dominantlık öteki karaterlerdeyse üstün dominantlığın etkisinin varlığı anlaşılmaktadır. Genel kombinasyon kabiliyeti (GKK) üzerinde durulan bütün karakterlerde önemli bulunmuştur. Özel kombinasyon yeteneği (ÖKK) koçanda sıra sayısı karakteri hariç diğer tüm özelliklerde önemli bulunmuştur. Ortalama heterosis değerleri bütün karakterlerde pozitifken, ortalama heterobeltiosis değerlerinde ise tepe püskülü çiçeklenme gün sayısı ve tane kabuk kalınlığı hariç bütün karakterlerde pozitif değerler kaydedilmiştir. Bu çalışmada; tepe püskülü çiçeklenme gün sayısı, bitki boyu, ilk koçan yüksekliği, koçan uzunluğu, koçan çapı, koçanda sıra sayısı, sırada tane sayısı, bin tane ağırlığı, tane kabuk kalınlığı, taze koçan verimi ve kuru tane verimi karakterleri ile teknolojik değerlendirme olarak da % yağ, % nişasta, % protein ve % toplam şeker değerleri incelenmiştir. Sonuç olarak, şeker mısır ıslahında su ve sh tiplerinin ayrımında morfolojik, moleküler ve teknolojik değerler üzerinden ayrımlarının yapılabileceği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kendilenmiş Şeker Mısır Hattı, Yarım Diallel, Morfoloji, SSR Markör, Kombinasyon Yeteneği, Toplam Şeker
Bitlis ili yerleşim birimi adları (İl ilçe belde merkezi yerleşim birimleri)
Konusu yer adlarını incelemek olan Yer Ad Bilimi, bir milletin kültürü ile coğrafyası arasındaki bağı ortaya koymaktadır. Aynı zamanda bir milletin tarih boyunca yaşadığı toprakları işaret etmesi açısından da yer ad biliminin önemi büyüktür. Belli bir coğrafyada yaşayan insanların sahip oldukları kültür yapısını anlamak için oradaki yer adlarının incelenmesi önemlidir. İnsanların değerleri, inançları, yaşayış tarzları gibi kullandıkları dil de yerleşim birimi adlandırmalarında kendini gösterir. Bu bakımdan boyutu ne olursa olsun bir yerleşim birimini her yönüyle tanımanın en önemli yollarından biri de burada kullanılan yer adlarının çeşitli yönleriyle incelenmesidir. Bu çalışmada tarih boyunca birçok topluluğa ev sahipliği yapmış Bitlis ilinin il, ilçe ve belde merkezi yerleşim birimlerinin adlarının köken, yapı, anlam ve veriliş sebebi yönlerinden incelenmiştir. Toplamda 136 yerleşim birimi adının incelendiği bu çalışmada öncelikle yerleşim birimlerinin coğrafi konumu, sosyo-ekonomik yapısı, yapılaşma durumları, sakinleri, tarihi özellikleri ve demografik yapısı hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra söz konusu yerleşim birimi adlarını oluşturan kelimelerin ses bilgisi, şekil bilgisi, kelime ve kelime grubu bilgisi, köken bilgisi ve anlam bilgisi incelenerek söz konusu adın ad olduğu yerleşim birimine veriliş sebebi üzerinde durulmuştur. Çalışma kapsamında Bitlis il, ilçe ve belde merkezi yerleşim birimleri adlandırılırken tercih edilen dil, kelime ve tamlamalar adların yerleşim biriminin özellikleriyle ilgili olup olmadığı, bu adlandırmalarda ön plana çıkarılan yönleri gibi hususlar irdelenmiştir. Böylece Bitlis yer adları ile ilgili bütünsel bir değerlendirme yapılması sağlanmıştır. Dilbilimin yanı sıra başta halk bilimi olmak üzere tarih, coğrafya, sosyoloji gibi birçok bilime ait unsurları bünyesinde bulunduran çalışma, çok yönlülüğü ile zengin ve yararlı bir kaynak olacaktır.
Atasözlerindeki sıfatların yapı ve anlam incelemesi
"Atasözlerindeki Sıfatların Yapı ve Anlam İncelemesi" adlı bu çalışmada, Türkiye Türkçesi sahasına ait atasözlerindeki dil malzemesinden hareketle, bir gramer konusu olarak, sıfatların gramatikal ve anlamsal boyutu incelenmiştir. Çalışma: 1. Kökenlerine göre Sıfatlar, 2. Yapılarına göre Sıfatlar, 3. İşlevlerine göre Sıfatlar olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümündeki, "Sıfatlar Hakkında Genel Bir Değerlendirme" başlığı altındaki bölümde sıfat teriminin tanımı üzerine yapılan değerlendirmelere yer verilmiş ve sıfatlarla ilgili bir karşılaştırma yapılmıştır. "Atasözleri Hakkında Genel Bir Değerlendirme" adlı bölümde ise atasözlerinin tanımı ve atasözleri üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Yapılan incelemede Zeynep Korkmaz'ın "Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi)" eseri esas alınsa da gerekli yerlerde bazı eklemeler ve çıkartmalar yapılmıştır. Birinci bölümde Türkiye Türkçesi atasözlerinden tespit edilen sıfatların kökenlerine göre tasnifi yapılmış ve bu bölümde yer alan sıfatlar ve eklerin bağlı oldukları diller ayrıntılı bir şekilde gösterilmiştir. İkinci bölümde Türkiye Türkçesi atasözlerinden tespit edilen sıfat görevli sözcüklerin yapılarına göre tasnifi yapılmış ve türetme şekilleri ayrıntılandırılmıştır. Üçüncü bölümde ise sıfatların işlevlerine göre tasnifi yapılmış ve anlamsal boyutu değerlendirilmiştir. Son olarak ele alınan malzeme köken, yapı ve işlev bakımından değerlendirilmiştir. Böylece atasözlerindeki sıfat kullanımları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atasözleri, Sıfat, Dil Bilgisi
Türkiye Türkçesinde yapım eklerinin işlevleri
"Türkiye Türkçesinde Yapım Eklerinin İşlevleri" adlı bu çalışmada Türkiye Türkçesi yapım eklerinin işlevleri incelenmiştir. Bunun için öncelikle başta Zeynep Korkmaz'ın "Türkiye Türkçesi Grameri Şekil Bilgisi", Muharrem Ergin'in "Türk Dil Bilgisi", Tahsin Banguoğlu'nun "Türkçenin Grameri", Vecihe Hatiboğlu'nun "Türkçenin Ekleri", Hamza Zülfikar'ın Terim Sorunları ve Terim Yapma Yolları" ve Yusuf Çotuksöken'in "Yapı ve İşlevlerine Göre Türkiye Türkçesi'nin Ekleri" adlı eserleri olmak üzere yapım eklerini konu alan kitap ve makaleler taranarak bu kaynaklarda yer alan Türkiye Türkçesi yapım ekleriyle ilgili bilgiler derlenip bir araya getirilmiştir. Söz konusu kaynaklardan edinilen bilgiler ışığında Türkiye Türkçesi yapım eklerinin ses ve anlam özellikleri, değişim ve gelişim süreçleriyle ilgili gerekli bilgiler verildikten sonra farklı bilimsel kaynaklarda yer alan ve varsa bugüne kadar değinilmeyen işlevleri edebi metinlerden alınan örnekler ışığında ayrıntılı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca verilen bütün bilgiler örnekler ve dipnotlarla desteklenmiş, yer yer yapım eklerinin Eski Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesinde kullanımıyla ilgili örneklere yer verilmiştir. Böylece Türkiye Türkçesi yapım eklerinin ses ve şekil özellikleri, tarihi gelişim sürecinde geçirdikleri değişim ve gelişim süreci ile işlevlerinin en iyi şekilde belirlenmesine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Türkiye Türkçesi, şekil bilgisi, ekler, yapım ekleri, yapım eklerini işlevleri.
Bazı erik çeşitlerinin Siirt ekolojik koşullarına uygunluğu ve meyve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Siirt-Kurtalan ekolojik koşullarında 6 yaşındaki Black Amber, Black Diamond, Angeleno, Santa Rosa, Can ve Papaz erik çeşitlerine ait fenolojik, morfolojik, pomolojik ve fitokimyasal gözlem, ölçüm ve analizler yapılmıştır. Fenolojik gözlemlerde, tomurcuk patlaması, ilk çiçeklenme, tam çiçeklenme, çiçeklenme sonu, hasat başlama tarihi, tam çiçeklenme ile hasat arasında geçen süre; morfolojik özelliklerde, ağaç özellikleri; pomolojik gözlemlerde, meyve eni, meyve boyu, meyve ağırlığı, SÇKM ve meyve pH'ı incelenmiştir. Kimyasal analizlerde ise fenolik madde miktarlarını belirlemek amacıyla analizler yapılmıştır. Yapılan gözlemler sonucunda çeşitlere bağlı olarak; tomurcuk kabarması 14-28 Şubat, tomurcuk patlaması 20-27 Mart, ilk çiçeklenme 28-29 Mart, tam çiçeklenme 02-07 Nisan, çiçeklenme sonu 10-17 Mayıs ve hasat 26 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında olmuştur. Yapılan ölçüm ve analizler sonucunda; meyve ağırlığı 10.60 g (Can) ve 136.78 g (Santa Rosa), meyve eni 26.00 mm (Can) ve 63.87 mm (Santa Rosa), meyve boyu 25.56 mm (Can) ve 58.07 mm (Santa Rosa), meyve kalınlığı 11.77 mm (Papaz) ve 20.50 mm (Santa Rosa), çekirdek ağırlığı 2.37 g (Can) ve 5.09 g (Santa Rosa), et/çekirdek ağırlığı oranı %2.98 (Can) ve %29.19 (Santa Rosa), SÇKM %7.6 (Black Diamond) ve %14.01 (Santa Rosa), pH değerleri 3.73 (Can) ve 4.32 (Santa Rosa) aralıklarında belirlenmiştir.
Nitelikli ıspanak gen havuzunun popülasyon yapısının belirlenmesi ve peronospora effusa (PE) dayanıklı F1 ıspanak çeşit adaylarının eldesi
Çalışmada bazı yerel ve ticari ıspanak genotiplerinden elde edilen 4 adet S6 ve 60 adet S7 ıslah kademesindeki 64 ıspanak genotipinin morfolojik karakterizasyonlarının yapılması, elde edilen fenotipik varyasyonların temel bileşen ve kümeleme analizleriyle değerlendirilmesi hedeflenmiş ve ıspanak yetiştiriciliğinde verim ve kaliteyi etkileyerek en önemli hastalık olarak bilinen ıspanak mildiyösüne dayanıklılığın moleküler markörler aracılığıyla belirlenmesi amaçlanmıştır. Ispanak gen havuzu spesifik lokus amplifikasyonlu fragman (SLAF-seq) teknolojisi ile aynı anda tüm bireyler genotiplenmiş, genetik çeşitliliği ve popülasyon yapısının belirlenmesi de hedeflenmiştir. Aynı zamanda çalışmada olası ebeveyn hatları seçilerek melezleme programları oluşturulmuş ve F1 çeşit aday adayları elde edilerek melez bitkilerin agro-morfolojik performanslarının ve ıspanak mildiyösüne dayanıklılık düzeyleri belirlenmeye çalışılmıştır. Böylece ıspanak tohumluğunda dışa bağımlılığın azaltılması ve hibrit çeşit geliştirme programlarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, genotiplerde UPOV parametreleri doğrultusunda morfolojik gözlemler gerçekleştirilmiştir. Gözlemlere dayalı olarak ıspanak genotiplerinde birden fazla özelliğin aynı anda incelenmesi amacıyla temel bileşen analizi (TBA) yöntemi ile de incelenmiştir. Bu analiz sonucunda altı bağımsız temel bileşende açıklanmış ve bu bileşenler toplam varyasyonun %69,09'unu temsil etmiştir. Genotiplerde alınan gözlemler sonucunda cluster analizine tabi tutulmuş ve genotiplerin 7 ana dala ayrıldığı belirlenmiştir. Aynı zamanda çalışmada S7-S8 kademesine ait 65 adet genotipin Peronospora effusa 'ya karşı dayanım durumları belirlenmiştir. RPF3-5 markörü (lokus 3) için homozigot (RR) tolerantlı 3, hetorozigot (Rr) tolerant 20, hassas (rr) 42 adet genotip belirlenmiştir. RPF1-3 markörü (lokus 1) için homozigot (RR) tolerant 34, hassas (rr) 31 adet genotip belirlenmiştir. RPF1-8 markörü (lokus 1) için homozigot (RR) tolerant 2, hassas (rr) 31, hetorozigot (Rr) tolerant 32 adet genotip belirlenmiştir. RPF2-2 markörü (lokus 2) için homozigot (RR) tolerantlı 58, hassas (rr) 9 adet genotip belirlenmiştir. 65 adet genotipin 14'ünün Peronospora effusa 'ya karşı RPF1, RPF2 ve RPF3 lokuslarına direnç allelli bulundurduğu tespit edilmiştir. SLAF-seq yöntemi ile genotiplerin genetik çeşitliliği ve popülasyon yapısı belirlenmiştir. Q30 değeri, %97,19 ve %96,51 arasında farklılık gösterirken, GC içeriği ise %46,53-38,2 arasında değişmiştir. Çalışmamızda her bir SLAF etiketi için dizileme derinliği 24,07x olmak üzere, toplam her bir örnekten ortalama 280.029 SLAF etiketi elde edilmiş ve toplam 1, 037, 603, 228 adet okuma elde edilmiştir. Çalışmamızda ise genotipler arası toplam 36,012 SNP elde edilmiştir. Çeşitlilik analizinde oluşturulan Neighbor-Joining (NJ) dendrogram sonucunda genotipler üç ana gruba ayrılmış ve mantel testi sonucu r değeri 0,89 olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda SLAF-seq tabanlı elde edilen SNP verilerine dayanarak structure yazılımı aracılığıyla ıspanak (Spinacia oleracea L.) genotiplerinde popülasyon yapısı analiz edilmiş ve her bir birey için K tane (K=3 için üç değer) ait Q değerleri hesaplanmıştır. Genotiplerde, melezleme programları oluşturulmuş 323 F1 çeşit adayı elde edilmiştir. Melez bitkilerin ilkbahar ve sonbahar performanslarının belirlenmesi amacıyla her iki dönemde bitki ağırlığı, yaprak ağırlığı, sap uzunluğu, kök uzunluğu, kök ağırlığı ve yaprak alanı gibi agro-morfolojik özellikleri belirlenmiştir. Tez çalışmasında ümitvar bulunan 239 adet ıspanak melezinin ıspanak mildiyösüne dayanımları belirlenmiş ve lokus 3 için tolerant 39 adet, lokus 1 için tolerant 40, lokus 2 için tolerant 238 melez bitki belirlenmiştir.
Doğu Türkçesi ile yazılmış "Mesiḥniŋ Cemāʿati" adlı eserin dil incelemesi
20. yüzyılın başında Doğu Türkistan'ın Kaşgar vilayetinde İsveçli misyonerler tarafından kurulan matbaada Doğu Türkçesiyle yazılmış birçok dinî metin basılmıştır. Bu metinler öğretici olmaları sebebiyle o dönem Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Türk halkının dili üzerine inceleme yapılmasına imkân sağlayacak niteliktedir. Bu çalışmada, Kaşgar'da İsveçli misyonerler tarafından basılan Mesīḥniŋ Cemāʿati (Mesih'in Topluluğu) adlı eser, Yeni Uygur Türkçesi ile karşılaştırılarak dil özellikleri tanıtılmıştır. Mesīḥniŋ Cemāʿati adlı eserde yer alan İncil'in Doğu Türkçesine çevrilen ayetleri özelinde, Latinceden Doğu Türkçesine yapılan çevirinin çeviri özellikleri değerlendirilmiştir. Bu çalışmadaki amacımız Çağatay Türkçesi ile 20. yüzyılın başlarında yazı dili hâline Yeni Uygur Türkçesi arasındaki geçiş dönemindeki özellikleri aydınlığa kavuşturmada ufak bir katkı sağlamaktır. Çalışma sırasında dönemin dil hususiyetleri göz önünde bulundurularak baştan sona transkribe edilmiştir. Transkripsiyondan sonra metin Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Latin harfli metin üzerinde Dizin oluşturulmuştur. İnceleme bölümünde metindeki bütün ses ve şekil bilgisi özellikleri incelenmiştir ve günümüz Uygur Türkçesi ile benzerlik ve farklılıkları ele alınmıştır. Bu farklılıklar değerlendirilerek Mesīḥniŋ Cemāʿati'nin bir geçiş dönemi eseri olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğu Türkçesi, İncil çevirisi, Kaşgar, Mesīḥniŋ Cemāʿati.
Kronik ayak bileği instabilitesi olan voleybolcularda denge ve patlayıcı güç üzerine morfolojik bir çalışma
Bu çalışmanın amacı kronik ayak bileği instabilitesi olan voleybolcularda gövde stabilizasyonunda görev alan kasların (transversusu abdominis, lumbar multifidus), alt ekstremite patlayıcı kuvvette rol alan kasların (vastus lateralis, gastroknemius), anteriotalofibular ligamentin morfolojik özelliklerinin denge ve patlayıcı kuvvet üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya yaşları 14-22 yıl arası olan 12 sağlıklı (kontrol grubu), 16 ayak bileği instabilitesi olan toplam 28 kadın voleybolcu dahil edildi. İnstabilite varlığı Uluslararası Ayak Bileği Konsorsiyumu'nun belirlemiş olduğu dahil edilme kriterlerine göre belirlendi. Çalışmanın ilk aşamasında sporcuların demografik bilgileri ve instabilite varlığını belirlemek için anketler sorgulandıktan sonra saha testleri gerçekleştirildi. Sporcuların alt ekstremite dinamik denge performansı Y-Denge Testi ile, patlayıcı kuvvetleri çömelerek sıçrama ve karşı tarafa sıçrama testi ile, lumbar bölge stabilizasyonu Sahrmann's Core Stabilite Testi ile değerlendiridi. Sporcuların kas morfolojik özelliklerini değerlendirmek için ultrason ölçümleri bilateral hem dinamik hem statik pozisyonda lumbar multifidus ile transversus abdominis için fasikül kalınlıkları; vastus lateralis ile lateral gastroknemius için kas kalınlığı, fasikül uzunluğu, pennasyon açısı ve anteriortalofibular ligamentin kalınlığı ve uzunluğu bilateral ölçüldü. Transversus abdominis, lumbar multifidus, lateral gastroknemius ve lumbar multifidus kaslarının hem statik hem dinamik pozisyonda morfolojik özellikleri benzerdi (p>0.05). Y-denge, kor stabilite test sonuçları ve sıçrama yükseklikleri gruplar arası benzer bulundu (p>0.05). Kontrol grubunun patlayıcı güç sonuçları instabilite grubuna göre daha yüksek bulundu (p<0,05). İnstabilite grubunda etkilenmeyen taraf vastus lateralis kas kalınlığı her iki pozisyonda ve statik pozisyonda fasikül uzunluğu ile patlayıcı kuvvet ile orta derece ilişki bulundu (sırasıyla r:0,531; r:0,636; r:0,594 p<0,05). Statik pozisyonda lumbar multifidus kas kalınlığı ile patlayıcı kuvvet arasında orta derece ilişki bulundu (r:0,515 p<0,05). Dinamik pozisyonda etkilenen taraf lateral gastroknemius pennasyon açısı ile denge testinin anterior yönüyle kuvvetli korelasyon bulundu (r: 0,738 p<0,05). İnstabilite grubunda etkilenen ve etkilenmeyen ekstremiteler arasında dinamik denge performansları benzer bulundu (p>0,05). Dinamik pozisyonda lumbar multifidus kas kalınlığı etkilenen tarafta daha fazla bulundu (p<0,05). Transversus abdominis, vastus lateralis, lateral gastroknemius kaslarının mimari özellikleri etkilenen taraf ile etkilenmeyen taraf arasında benzer bulundu (p>0,05). İnstabilite bulunan kadın voleybol sporcularında transversus abdominis, vastus lateralis ve lumbar multifidus kaslarının morfolojik özelliklerinin değiştiği, iskelet kaslarının adaptif değişiklikler gösterdiği; instabilitenin minimum sürede maksimum kontraksiyon yeteneğini azaltmasına rağmen dinamik denge performansı, kor stabilizasyon ve sıçrama yüksekliklerinde fark yaratmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlara göre instabilite varlığının proksimal yapıları etkileyebileceği ve kronik ayak bileği instabilitesinin sadece ayak bileği ve çevresinin değerlendirilmesiyle sınırlı kalmaması gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sporcu, Ayak Bileği, Ultrasonografi
Gunnar Jarring koleksiyonunda bulunan Uygurca Hurliḳa ve Hemrah Destanı (Giriş-metin-inceleme-dizin)
Bu tezin konusunu Jarring Koleksiyonunda yer alan Hurliḳa-Hemrah Destanı oluşturmaktadır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın konusu, amacı hakkında genel bilgiler bulunmaktadır. Tezin birinci bölümünde ise Doğu Türkistan tarihi, Çağatayca ve Yeni Uygurca, Hurliḳa-Hemrah destanı ve bunun gibi birçok el yazma eserinin İsveç'e götürülmesine vesile olan İsveçli Misyonerler ve onların Doğu Türkistan'da yürüttüğü faaliyetler, İsveç Lund Üniversitesine bağlı Gunnar Jarring Koleksiyonu, Türkolog Gunnar Jarring üzerinde yapılan araştırmalar yer almıştır. Destan hakkında bilgilerin verildiği ikinci bölümde destanın yazım ve dil özelliği gösterilmiş, destanın ses, biçim özelliği Çağdaş Uygurca ve Ağızları ile karşılaştırılmıştır. Son bölümde metnin standart çeviri yazısı verilmiştir. Metinde yer alan sözcüklerin yalın ve çekimli biçimleri anlamsal özellikleriyle birlikte dizin kısmında gösterilmiştir.
Eski Türkçe, Orta Türkçe ve Türkiye Türkçesi atasözlerinde klitikler
Bağımlı ve bağımsız biçim birimi özellikleri gösterebilen, bağımsız biçim birimlerin bağımlı biçim birimi olarak kendisinden önceki veya sonraki ağırlayıcıya daima eğilimli olan ve böylece fonolojik bir birliktelik oluşturabilen yapılar klitiklerdir. Aynı zamanda ekler ve sözcüklerle ortak özellikler taşıyan, vurgusuz ve vurguyu kendisinden önceki heceye atan yapılardır. Klitiklerin tipolojileri ve sınıflandırılması için yapılmış test çalışmaları, bu tezde detaylı bir biçimde verilmiştir. Eski Türkçe, Orta Türkçe ve Türkiye Türkçesindeki klitikler, atasözleri temelinde ele alınmıştır. Zamir kökenli kişi eklerinin klitikleşme durumu ve ek fiilin klitikleşme durumu incelenmiş ve diğer incelenen klitikler ise ayrı bir başlık içerisinde değerlendirilmiştir. Diğer incelenen klitiklerin çoğu ekleşme, dil bilgiselleşme ve parçacık özelliği gösteren yapılardır. Bu klitikler şunlardır: A / -+A, -+CA, -+çI, dA, erinç, erki ve ki, -gIl, gU / -+gU, kim, klitik +ki, -lA ve -(y)lA ̴ ile, mA / -mA, mX soru klitiği, Ok, takı, teg, üçün ve için, yme. Türk atasözlerindeki klitikler, tezin sonuç bölümünde "Eski Türkçe ve Orta Türkçe Atasözlerinde İncelenen Klitikler" ve "Türkiye Türkçesi Atasözlerinde İncelenen Klitikler" olarak sınıflandırılmıştır.
Bitki morfolojisi, anatomisi ile sistematiği konularının ortaöğretim biyoloji programındaki yerinin değerlendirilmesi
Geçmişten beri bitkilere ihtiyaç duyan insanlar; bitkileri tanımalı, morfoloji ve anatomilerini bilmeli, sınıflandırmalarını yaparak akrabalık ilişkilerini öğrenmelidir. Bu öğrenmenin gerçekleşeceği temel yer okullardır. Ders kitaplarının kolay ulaşılabilir olmaları ve yurdun her yerinde aynı kitapların okutulması bitkilerin tanınmasında öğrencilere fırsat eşitliği sunmaktadır. Bu çalışmanın amacı bitki morfolojisi, anatomisi ve sistematiği konularının BDÖP'deki yerinin belirlenmesi ve konuların ele alınış biçiminin öğrenci ilgi, beklenti ve yeteneklerine uygunluğunun öğrenci görüşleri alınarak değerlendirilmesidir. Araştırma 2016-2017 eğitim öğretim yılı bahar döneminde İstanbul'da öğrenim gören 400 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmacı tarafından hazırlanan iki adet veri toplama aracı kullanılmıştır. Ayrıca konuların programdaki yerini belirlemek amacıyla Ortaöğretim Biyoloji Ders Kitapları incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular, alt problemler ile uygun olacak şekilde alt başlıklar halinde yorumlanmıştır. Araştırmada bitki morfolojisi, anatomisi ve sistematiği konularının ele alındıkları sınıf düzeyleri; konuların alan içeriği, sosyal içeriği, içerdiği görseller, uygulamalar/etkinlikler; konularla ilgili kazanımlar ve kitapların içerikleri; konularda geçen kavramlar ve terimler ile ilgili verilere ulaşılmıştır. Araştırma sonucuna göre 9. ve 12. Sınıf kitaplarında, endemik bitki türleri hariç, bitkilere gereken yer verilmektedir. İlgili konularla ilgili alan içeriği fazla bulunmaktadır. Ancak içerik ile kazanımlar uyumludur. Ayrıca hedeflenen kazanımların büyük çoğunluğu öğrenciler için kalıcı olmuştur. Latince kelimeler fazla bulunmakta, terim ve kavramlar öğrenilirken zorluk yaşanmaktadır. Konularda geçen günlük hayata ilişkin bilgiler yeterlidir. Uygulamaların/etkinliklerin hiçbirinde amaç belirtilmemiştir fakat yöntem açık ve anlaşılırdır. İlgili uygulamalar/etkinlikler öğrenci beklentilerini karşılamamaktadır ve öğrenciler tarafından yetersiz bulunmaktadır. Görsellerle ilgili sonuçlara göre; kitaplardaki görseller yeterlidir ancak dikkat çekici değildir ve görsel açıklamalarının yeterli düzeye getirilmesi gerekmektedir.
Co-training using prosodic, lexical and morphological information for automatic sentence segmentation of Turkish spoken language
Sentence segmentation of speech aims to detect sentence boundaries in a stream of words output by the speech recognizer. Sentence segmentation is a preliminary step toward speech understanding. It is of particular importance for speech related applications, as most of the further processing steps; such as parsing, machine translation, and information extraction, assume the presence of sentence boundaries. Typically, statistical methods require a huge amount of manually labeled data, which is time and labor consuming process to prepare. In this work, novel multiview semi-supervised learning strategies for the solution of sentence segmentation problem are proposed. The aim of this work is to nd e ective semi-supervised machine learning strategies when only a small set of sentence boundary labeled data is available. This work proposes three-view co-training and committee-based strategies incorporating with the agreement, disagreement and self-combined strategies using lexical, morphological and prosodic information, and investigates the performance of the proposed learning strategies against the baseline, self-training, and co-training. The experimental results show that the proposed learning strategies highly improve the sentence segmentation problem since data sets can be represented by three redundantly su cient and disjoint feature sets.
Yüksekova (Hakkâri) ekolojik koşullarında yetiştirilen MM106 anacı üzerine aşılı bazı standart elma çeşitlerinin performanslarının belirlenmesi
Bu çalışma, elma yetiştiriciliğinde yaygın olarak kullanılan MM106 yarı bodur anacı üzerine aşılı Golden Delicious, Granny Smith, Fuji, Mondial Gala ve Red Chief elma çeşitlerinin Yüksekova (Hakkâri) ekolojik koşullarında performanslarının belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. 2017–2018 yıllarında yapılan bu araştırmada; çeşitlerin fenolojik, morfolojik, pomolojik ve bazı kimyasal özellikleri ile meyve ve sürgün gelişim durumları incelenmiştir. Buna göre tam çiçeklenmenin, 5 Mayıs (Mondial Gala) ile 25 Mayıs (Granny Smith), hasat başlangıcının ise 12 Eylül (Mondial Gala) ile 30 Ekim (Granny Smith) tarihleri arasında değiştiği gözlemlenmiştir. Tam çiçeklenmeden hasada kadar geçen süre 122 gün (Mondial Gala) ile 166 gün (Granny Smith) arasında belirlenmiştir. Çeşitlerde ağaç başına verim 2017 yılında 2.61 kg (Red Chief) ile 8.01 kg (Mondial Gala), 2018 yılında ise 6.14 kg (Red Chief) ile 18.11 kg (Fuji) arasında tespit edilmiştir. Meyve ağırlığının 140.29 g ile 194.68 g, meyve boyunun 62.70 mm ile 71.02 mm, meyve eninin 70.35 mm ile 79.95 mm, meyve eti sertliğinin 15.87 lb ile 18.24 lb, suda çözünebilir kuru madde miktarının % 12.95 ile % 19.20, pH değerinin 3.27 ile 5.04 ve titre edilebilir asit miktarının % 0.37 ile % 1.15 arasında değiştiği belirlenmiştir.
Ekstrakorporeal dolaşım (ECD) ile kan hücrelerindeki morfolojik değişikliklerin periferik yayma ile ışık mikroskobunda değerlendirilmesi
Çalışmamıza Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun 13/02/2019 tarihli ve Karar No: 07 onayı (bkz. Ek 1) alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışmamıza katılan her hasta için Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu imzalatıldıktan sonra başlanmıştır. Bu çalışmada ekstrakorporeal dolaşım ile kan hücrelerindeki morfolojik değişikliklerin periferik yayma ile ışık mikroskobunda incelenmesi amaçlandı. Bunun için Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Kalp Damar Cerrahisi Polikliniğinde tanı alan ve takibi Kalp Damar Cerrahisi Servisinde yapılan olgularda yaş sınırı olmayan kardiyopulmoner baypas hastaları üzerinde yapıldı. Koroner damar hastalığı, koroner damar tıkanıklığı ve hasarı, kalp kapağı replesmanı, aort diseksiyonu tanısı almış, cerrahi müdahele gereken hastalar çalışmaya dahil edildi. Kronik böbrek yetmezliği, gebelik, hematolojik kan hastalığı olan ve hematolojik reaksiyon gösterebilen hasta grubu araştırmaya dahil edilmedi. Kardiyopulmoner baypas cerrahisi kararı alınan hastaların her birinden servise yatışı olduktan hemen sonra, Extrakorporeal Dolaşıma girip yoğun bakıma alındığı ilk saatte ve taburcu edileceği günde olmak üzere üç kez periferik yayma yapıldı ve kan hücrelerinin bütünündeki iyileşme süreci değerlendirildi. Ameliyat süresinin, kros klemp süresinin, eritrosit süspansiyonu miktarının, taze donmuş plazma miktarının, vaka çeşidinin, hemofiltrasyonun, ejeksiyon fraksiyon değerinin kanın şekilli elemanlarındaki etkileri incelendi. Periferik yayma değerleri ışık mikroskobunda, hemogramda ise Hb, Hct, Wbc değerleri karşılaştırıldı. Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine uygun olarak analizleri yapıldı. İstatistiksel olarak belirgin farklılıklar gözlendi ve sonuçlar literatür ışığında tartışıldı.
Silene sclerophylla chowdh vesilene araratica scischk subsp. araratica bitkilerinin ekolojik, morfolojik, anatomik özellikleri ve uçucu yağ bileşenlerinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında, farklı ekolojilerde yayılış gösteren Silene sclerophylla Chowdh ve Silene araratica Scischk subsp. araratica taksonlarının morfolojik, anatomik, polen ve tohum özellikleri, uçucu yağ özellikleri ve ekolojik özellikleri belirlendi ve aralarındaki farklar ortaya koyuldu.Polenler ve tohumlar hem ısık hem de Scanning Elektron Mikroskobunda (SEM) incelendi. Morfolojik çalışmalarda taksonların; gövde, yaprak, çiçek, meyve, tohum ve polen kısımlarının ölçümleri yapılarak ayırt edici özellikleri tablolar halinde belirtildi. Anatomik çalışmalarda el ile alınan kesitler safranin-fast green ikili boyama yöntemiyle boyandı. Araştırma mikroskobuyla preparatların fotoğrafları çekildi ve ayırt edici özellikleri tespit edildi. Uçucu yağ bileşenlerinin belirlenmesinde, bitkilerin toprak üstü kısımları kurutularak hidrodistilasyon yöntemiyle uçucu yağları izole edildikten sonrauçucu bileşenleri GC-MS ile analiz edildi. Ekolojik çalışmalarda, bitkilerin genellikle kayalık, taşlık ve step alanlarda yayılış gösterdiği, Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü yerleri tercih ettiği, kumlu-killi-tın ve kumlu-tınlı topraklarda yetiştiği ve topraktaki besin madde durumlarının alandan kaynaklı olarak oldukça yüksek olduğu tespit edildi.
Türkiye'de yayılış gösteren Muscari mill. (Asparagaceae) cinsi taksonlarına ait morfoloji, palinoloji ve tohum yüzeyi araştırmaları
Bu tez çalışmasında, Türkiye'de doğal yayılışı olan Muscari Mill. (Asparagaceae) cinsine ait taksonların morfolojisi, palinolojisi ve tohum yüzeyi özellikleri araştırılmıştır. Taksonların betimlemeleri yapılmış, teşhis anahtarı hazırlanmış, habitat özellikleri ve arazi gözlemlerine dayalı tehlike kategorileri IUCN kriterlerine göre yeniden düzenlenmiştir. Taksonların palinolojik özellikleri ışık mikroskobu ve taramalı elektron mikroskobu ile belirlenmiştir. Muscari cinsine ait taksonların polenleri monad, monosulkat, şekilleri subprolat-prolat ve ornamentasyonları retikulat olarak tespit edilmiştir. Taksonlara ait tohum yüzeyi özellikleri taramalı elektron mikroskobu ile belirlenmiştir. Tez çalışmasında M. botryoides türü ülkemizden yeni kayıt olarak verilmiştir. M. artvinense ile M. tauricum türleri M. botryoides türünün, M. tuzgoluensis türü M. neglectum türünün sinonimi olduğu yapılan detaylı incelemeler sonucunda tespit edilmiştir. Ayrıca Türkiye'den tanımlanan ve daha sonra sinonim yapılan M. haradjianii türü geçerli isim yapılmış, M. sabihapinari türü de bilim dünyasına yeni bir tür olarak kazandırılmıştır. Bu tez çalışması kapsamında Muscari cinsinin ülkemizdeki tür sayısının 39 olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye'deki Heptaptera Margot & reut. (Apiaceae) türleri üzerine sistematik çalışmalar
Heptaptera (Apiaceae) cinsi, dünyada Güney Avrupa ve Güney Batı Asya'da yayılış gösteren sekiz türden oluşmaktadır. Bunlardan H. cilicica endemik olmak üzere, H. anisopetala, H. anatolica ve H. triquetra türleri ülkemizde yetişmektedir. Bu tezde, Türkiye'de yayılış gösteren Heptaptera türlerinin çok lokuluslu (ribozomal ve plastidik) DNA dizisi veri setine dayalı 'maximum likelihood' ve 'Bayes' yaklaşımlar ile filogenetik araştırmaları ilk kez yapılmıştır. İtalya endemiği olan H. angustifolia ve Suriye'de yetişen H. microcarpa türleri ilk kez filogenetik olarak araştırılmıştır. Böylece altı (biri şu an sinonim, beş geçerli olmak üzere) Heptaptera türünün evrimsel akrabalıkları ilk defa ortaya konulmuştur. Cinsin içinde Petroedmondia syriaca türünün yuvalanması nedeniyle Heptaptera'nın monofiletik olmadığı ilk kez belirlenmiştir. Tez kapsamında toplanan ve herbaryumlara gidilerek görülen birçok Heptaptera populasyonu morfolojik olarak incelenmiştir. Cinsin tür teşhis anahtarındaki önermeler özellikle yaprak karakterleri ile zenginleştirilmiştir. Bu anahtar ile olgun meyvanın olmadığı örneklerin teşhisi kolaylaşmıştır. H. anisopetala türünün neotipi burada belirlenmiştir. Tüm morfolojik veri setinin fenetik analizleri sonucunda H. triquetra diğer üç türden daha uzağa yerleşmiştir. Bu sonuç, hem cins içi seksiyon sınıflandırılması ile uyumlu çıkmış; hem de filogenetik sonuçlarla desteklenmiştir. Heptaptera polenleri trizonokolporat, radyal simetrik ve izopolardır. Ekzin süslenmeleri ise rugulat-perforattır. Polen morfolojisi verilerinin fenetik analizinde, H. triquetra değil de H. cilicica diğer üç türden belirgin şekilde ayrılmıştır. Dolayısıyla, fenetik analizi sonuçları cinsin bugünkü taksonomik sınıflandırması ile uyumlu çıkmamıştır. Cins içi sınıflandırmada rol oynadığı düşünülen bazı morfolojik karakterler, elde edilen DNA dizilerine dayalı evrimsel akrabalık hipotez ağaçları üzerine ilk kez haritalanmıştır. Merikarplarındaki kanatların cinse özgü sinapomorfik karakter durumu olduğu tespit edilmiştir.
Maksillomandibuler asimetri hastalarında ortognatik cerrahi sonrası kondil morfolojisi değişikliklerinin üç boyutlu değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, ortognatik cerrahi sonrası mandibular kondillerdeki morfolojik değişiklikleri değerlendirmek; asimetrik olan ve olmayan hastalarda ortognatik cerrahinin kondildeki yüzey morfolojisi üzerindeki etkilerini 3B ölçüm kullanarak karşılaştırmaktır. Hacettepe Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'nda ortognatik cerrahi operasyonu geçirmiş 42 hastanın (21 kadın ve 21 erkek) KIBT verileri kullanılarak retrospektif bir çalışma tasarlandı. Asimetrisi olan 28 ve asimetrisi olmayan 14 hastanın ortogntaik cerrahi öncesi ve sonrası KIBT kayıtlarından ölçümler yapıldı. Asimetri hastalarında ise deviasyon yönündeki ve düzeltme yönündeki kondiller olmak üzere iki bağımsız çalışma grubu oluşturuldu. Asimetrisi olmayan hastalar için kontrol grubu oluşturulmuş ve çalışma grubu ile karşılaştırmalar yapılmıştır. Ölçümler ve analizler için bir mikro CT analiz program olan "CTAn Software" (ver. 1.20.3.0, Bruker, Skyscan, Aartselaar, Belçika) kullanıldı. 3D modelleme ve kondiler yüzey değerlendirilmesi için "CTVol Software" (ver. 2.3.2.0, Bruker, Kontich, Belçika) kullanıldı. Trabeküler kemik remodelingi ve rezorpsiyonun değerlendirilmesi için mikroyapısal analizler kullanıldı. Tüm gruplarda mandibuler kondillerde yüzey ve kemik mikroyapısında değişiklikler meydana geldi. Çalışma grubunda deviasyon yönündeki kondillerde kemik hacmindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı ve bu kondillerde kemik mikroyapısal analiz sonuçları da rezorpsiyon yönünde meydana gelmiştir. Tüm hastalarda remodeling süreciyle uyumlu olarak mandibula kondilinde kemik yüzeyinde ve mikro yapısal konfigurasyonunda değişiklikler gözlenmesine rağmen; deviasyon yönündeki kondillerde diğer gruplardakine göre önemli ölçüde daha fazla rezorptif aktivite gözlendi. Anahtar Kelimeler: Ortognatik Cerrahi, Fasiyal Asimetri, Mandibuler Kondil, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi, Üç Boyutlu Modelleme, Kemik Mikro Yapısal Analizi, Kemik Remodelingi