Morfoloji

166 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Crenosciadium siifolium ve glaucosciadium cordifolium (apiaceae)'un farmasötik botanik yönünden araştırmaları

Bu çalışmada Apiaceae (Umbelliferae) familyasına ait Türkiye'de doğal olarak yetişen biri endemik ve tehlike kategorisi (EN) olmak üzere iki monotipik tür olan Crenosciadium siifolium Boiss. et. Heldr. ve Glaucosciadium cordifolium (Boiss.) Burtt. & Davis, farmasötik botanik yönden araştırılmış ve bu türlerin morfolojik, anatomik, palinolojik özellikleri ayrıntılı olarak ışık ve taramalı elektron mikroskobunda (SEM) ortaya konmuştur. Kimyasal çalışmalarımızda ise bitkilerin yağ verimleri belirlenip, uçucu yağ analizleri yapılarak, antimikrobiyal etkilerine bakılmıştır. Türlerin morfolojik özelliklerini belirlemek amacıyla genel görünüşleri, çiçek durumu, tek çiçek, meyve ve meyveye ait kısımlar çizilmiş, doğal ortamlarında çekilen fotoğraflarıyla birlikte verilmiştir. Ayrıca meyve yüzeylerinin mikromorfolojik özellikleri taramalı elektron mikroskobunda (SEM) incelenmiştir. Anatomik çalışmalarda bitkilerin gövde, yaprak ve meyvelerinden alınan kesitlerle iç yapısı aydınlatılmıştır. Her iki türde de gövdeler yuvarlak ve çizgilidir. C. siifolium 'da iletim demetleri 13-17, G. cordifolium'da ise 17-24 adet olup, halka şeklinde düzenlenmiştir. C. siifolium'da öz boşken, G. cordifolium'da öz doludur ve yer yer salgı kanalı içerir. C. siifolium'da yaprak bifasiyal, diğerinde monofasiyal tiptedir. C. siifolium merikarp anatomisi enine kesitte, beşgenimsi şekilde ve salgı kanalları çoktur. G. cordifolium'da merikarp eliptik şeklinde ve daha az salgı kanallıdır. C. siifolium polenlerinin şekli perprolat, diğerinin ise europlat-perprolattır ve her ikisi de rugulat ornemantasyona sahiptir. Kimyasal çalışmalarda bitkilerin toprak üstü kısımlarından, distilasyonu sonucu uçucu yağ elde edilmiş ve uçucu bileşiklerin GK ve GK-KS analizleri gerçekleştirilmiştir. C. siifolium'un uçucu yağ temel bileşenleri diterpen (% 35.9), β-Pinen (% 19.9) ve (Z)-β-Osimen (% 9.8)'dir. G. cordifolium'un uçucu yağ ana bileşenleri ise Sabinen (% 42.1), α- Pinen (% 17.1) ve α-Fellandren (% 10.1)' dir. Antimikrobiyal çalışmalarda ise Klinik Laboratuvar Standartları Enstitüsü'ün (CLSI) standart protokollerine göre uçucu yağların antikandidal ve antibakteriyal etkileri 14 patojen mikroorganizmaya karşı denenmiştir. Anahtar Kelimeler: Apiaceae, anatomi, morfoloji, palinoloji, SEM, uçucu yağ

AnatomiApiaceaeApiaceae+4
Nagehan Saltan
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Eskişehir ilindeki bazı crocus L. türleri üzerinde anatomik, morfolojik ve kimyasal araştırmalar

Bu çalışmada, Eskişehir il sınırları dahilinde yayılış gösteren 2'si endemik olan 3 Crocus L. türünün; (C. ancyrensis Herbert (Maw), C. antalyensis Mathew ve C. chyrsanthus (Herbert)) anatomik, morfolojik ve kimyasal özellikleri incelenmiştir. Morfolojik çalışmalarda; 3 Crocus türünün; korm, tunika tipi, yaprak kını sayısı, brakte, brakteol yapıları, tepal ölçüleri, perigon tüpü ve stilus gibi karakterleri incelenerek morfolojik çizimleri yapılmıştır. Anatomik çalışmalarda; kök, gövde ve yapraklardan alınan enine kesitler incelenmiş ve çizimleri yapılmıştır. Kimyasal çalışmalarda ise; yumru, stilus ve tepallerden mikrodistilasyon yoluyla uçucu bileşikler elde edilmiş ve Gaz Kromatografisi (GK) ve Gaz Kromatografisi/Kütle Spektrometrisi (GK/KS) ile uçucu bileşiklerin kimyasal analizi gerçekleştirilmiştir.

AnatomiBitki morfolojisiBitkiler+5
Melike Sayarer
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Tek dilli Türkçe ve iki dilli Türkçe-Kürtçe konuşan dil bozukluğuna sahip çocukların morfolojik ve sentaktik özelliklerinin incelenmesi

Çocukların bir kısmı farklı nedenlerle dil dediğimiz sözel, yazılı veya başka bir sembol sistemini öğrenmekte, kullanmakta veya anlamada sıkıntılar yaşarlar. Bu sıkıntılar dilin bir veya daha fazla bileşeninde birlikte ve farklı derecelerde görülebilmektedir. Genel olarak herhangi belirli bir etiyolojisi olmadan sözel dilde yaşıtlarından önemli derecede görülen bir gerilik Özgül Dil Bozukluğu (ÖDB) olarak adlandırılmaktadır. Bu bozukluk dilin anlama ve ifade etme boyutunda dilin birçok bileşenini etkilemektedir. Yapılan çalışmalarda sözdizimi ve biçimbilgisi bileşeninin ağırlıklı olarak birçok dilde etkilendiği ortaya konulmuştur. Bu konuda yapılan çalışmaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır ve yapılan bu sistematik çalışmalar da göstermiştir ki ÖDB diller arası önemli oranda farklılıklara sahiptir. Diğer yandan tüm dünyada 100 milyondan fazla kişi tarafından ana dili olarak konuşulan Türkçe için bu konuda yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Ek olarak, alanyazında Kürtçe'nin tek dilli ve iki dilli edinimi ve bozukluğu ya da gelişiminde görülen aksaklıklarla ilgili çalışma neredeyse yoktur. Türkçe'de, tek dilli ve Almanca-Türkçe, İngilizce-Türkçe ve Hollandaca-Türkçe gibi iki dilli özgül dil bozukluğu olan çocuklarla yapılan sınırlı sayıda araştırma göstermiştir ki, bu çocuklar alan yazında diğer dillerde yapılan çalışmalara paralel olarak, hem biçimbilgisi hem de sözdiziminde yapı olarak farklılıklara sahip olmakla birlikte önemli problemler yaşamaktadırlar. Bu çalışmada anadili Türkçe-Kürtçe olan iki dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocukların morfolojik ve sentaktik özelliklerinin profilini çıkarmak, bu özelliklerin anadili Türkçe-Kürtçe olan iki dilli normal dil gelişimine sahip çocuklar ve anadili Türkçe olan tek dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocukların morfolojik ve sentaktik özelliklerinden hangi açılardan farklılaştığını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda ise bahsedilen hedeflere ulaşmak için bazı basamaklar izlenmiştir. İlk olarak bu üç grubun morfolojik ve sentaktik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla TODİL tüm alt testleriyle tüm katılımcılara uygulanmış ve aynı bağlamda tüm katılımcılardan doğal dil örneği alınıp sözcüklerde ve biçimbirimlerde ortalama sözce uzunlukları hesaplanmış ve 3 grubun sağladığı tüm sonuçlar birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar ışığında iki dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocukların tek dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocuklardan dilbilgisel bağlamda farklı özellikler sergilemediği saptanmıştır. Bu durum alanyazında yapılmış olan ilgili çalışmaların sonuçlarıyla örtüşmektedir. Anahtar Kelimeler: İki dillilik, Özgül Dil Bozukluğu, Türkçe, Kürtçe

KonuşmaKonuşma bozukluklarıKürtçe+4
Seda Esersin
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kestane tomurcuklarında kestane gal arısı tarafından indüklenen gal gelişiminin histolojik incelenmesi

Kestane gal arısı (Dryocosmus kuriphilus), dünya çapında kestane ağaçlarını etkileyen önemli bir böcek zararlısıdır. Zararlı, kestane sürgünlerinde oluşturduğu galler ile sürgün gelişimi ve çiçeklenmeyi engellemekte ve meyve üretimini azaltmaktadır. Bu zararlıyla mücadele ve dayanım mekanizmasının aydınlatılmasına yönelik yapılacak çalışmalarda zararlı tarafında indüklenen gal gelişiminin ayrıntılı olarak bilinmesi önemlidir. Bundan dolayı bu tez çalışmasında yoğun gal oluşumu görülen 'Alimolla' ve hibrit çeşit olan 'Marigoule' çeşitlerinden bir yıl boyunca (kestane gal arısının tomurcuklara yumurta bırakması ile gal oluşumunun tamamlandığı dönem) periyodik aralıklarla alınan tomurcuk ve gal örneklerinde stereo mikroskop altında ayrıntılı incelemeler yapılmıştır. Böylelikle tomurcuk içinde gal dokusu oluşumunun başlama, gelişim-farklılaşma aşamaları ile yeni sürgünlerde galler görünür olduğunda farklılaşma ve olgunlaşma aşamaları belirlenmiştir. İncelemeler öncelikle tomurcuklarda daha sonra yeni süren sürgünlerde görülen gallerde yapılmıştır. Gal gelişim evreleri bakımından çeşitler arasında bir farklılık görülmemiştir. Zararlı-bitki etkileşiminden kaynaklanan gal dokusunun oluşumu tomurcuklarda larva aşamasında başladığı ve sürgünler üzerinde görünür olduğunda hızlıca gelişip olgunlaşmasını tamamladığı belirlenmiştir

HistolojiKestaneKestane gal arısı+1
Aslı Beyza Sarı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Eskişehir çevresinde yayılış gösteren colchicum türleri üzerinde sistematik ve anatomik incelemeler

http://tez2.yok.gov.tr/tezvt/aktiflestir.php?-recid=526869&AktifPasif=1&-edit&-token=yrdm&-token.kdr=kdr

AnatomiColchicumEskişehir+2
Betül Canım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya ve Eskişehir'de yayılış gösteren bazı Fritillaria taksonları üzerinde anatomik ve morfolojik çalışmalar

Türkiye Florasında Fritillaria L. cinsi 37 tür ile temsil edilmektedir. Bu taksonlardan 21'i endemiktir. Fritillaria cinsi'ne ait Kütahya ve Eskisehir'de yayılıs gösteren bazı taksonlar morfolojik ve anatomik yönden incelenerek bulunan sonuçlar karsılastırılmıstır. Çalısılan taksonlar sunlardır: Fritilaria pinardii Boiss. (Mor popülasyon), F. pinardii Boiss. (Sarı popülasyon) ve F. fleischeriana Steudel & Hochst. ex Schultes & Schultes fil. Morfolojik çalısmalarda taksonların ayrıntılı tanımlamaları verilip bitkinin genel görünüslerine ait fotoğraflar ilave edilmistir. Anatomik çalısmalarda taksonların, kök gövde ve yapraklarının enine kesitleri alınarak incelenmis olup resimleri çalısmaya eklenmistir. Anahtar Kelimeler: Anatomi, Fritillaria, Liliaceae, Morfoloji.

AnatomiMorfoloji
Hanife Bozbek
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Processus mastoideus'un konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde morfometrik olarak değerlendirilmesi

Proc. mastoideus insanların yaş, cinsiyet, beslenme ve etnik köken gibi önemli özellikleri için incelenebilen önemli yapılardan biridir. Proc. mastoideus'un dikkat çekmesinde en önemli etki ise temporal kemiğin bu parçasının dayanıklılığı ve kompakt yapısıdır. Aynı zamanda önemli kas gruplarının yapışma noktasıdır. Orta kulak ameliyatlarında ve bu bölgenin enfeksiyonlarında klinik öneme sahiptir. Radyolojik yöntemler ise güvenilir ve pratik yöntemlerdir. Bu avantajları morfometrik ve morfolojik araştırmalarda kullanılan bir yöntem olmasını sağlamıştır. Bu çalışmanın amacı ise 18-95 yaş arası bireylerde proc. mastoideus'un morfolojisinin ve morfometrisinin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi üzerinde yapılan görüntülemelerde yaş, cinsiyet ve taraflara göre karşılaştırmasını yapmaktır. Çalışmada 247 bireye ait koronal, transvers ve sagittal olmak üzere üç ayrı kesit üzerinde görüntüler incelendi. Bu kesitlerde mastoidale (Ma), porion (Po) ve tegmen mastoideum (TM) olmak üzere 3 landmark belirlendi. Bu landmarklar kullanılarak, koronal kesitte 3, transvers kesitte 5 ve sagittal kesitte 7 ayrı parametre bilateral olarak incelendi. Koronal, transvers ve sagittal kesitlerden alınan ölçümlerin cinsiyete göre karşılaştırılması sonuçlarına göre AIA parametresi dışındaki tüm parametreler de cinsiyetler arası anlamlı bir fark saptandı. AIA parametresi hariç tüm uzunluk ve açılar erkeklerde kadınlardan fazla bulundu.Yaşa göre yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre koronal kesit üzerinde IMMAE parametresinde yaş ile negatif yönde çok zayıf bir ilişki ve transvers kesitte BG2 parametresinde yaş ile pozitif yönde çok zayıf bir ilişki olduğu bulundu. Logistik regresyon ve diskriminant analizi sonuçlarına göre en iyi yüzde her iki analizde de sağ MU parametresinde %74,9 olarak saptandı. ROC eğrisi analizlerine göre AIA parametresi dışındaki tüm parametrelerde ROC eğrisi altında kalan alan anlamlı bulunmuştur. Bu çalışma ile proc. mastoideus'un cinsiyetler arasında anlamlı farklılıklar oluşturmasına karşılık yaş ile bir ilişkisi olmadığı saptanmıştır. Bu çalışmada elde edilen verilerin bölgenin cerrahi işlemlerinde klinisyenlere yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

AnatomiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiMorfoloji+2
Ayşenur İnceoğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan omuz kuşağı ve üst ekstremite uzun kemiklerinde foramen nutricium morfolojisi ve topografisi

Kemiğin en belirgin beslenmesi arteria nutricia tarafından sağlanır. Kemik gelişiminin her safhasında önemli olan arteria nutricia, kemiğin dış yüzeyindeki en büyük foramen olan foramen nutricium ile kemiğe giriş yapar. Bu nedenle foramen nutricium hem morfolojik hem klinik açıdan önemlidir. Bu çalışmada toplam 414 yetişkin insan kuru kemiği incelendi. İncelenen scapula, clavicula, humerus, radius ve ulna'daki foramen nutricium'ların sayılarının ve yerlerinin belirlenmesi, topografisi ve morfolojisinin anlaşılması amaçlandı. Foramen nutricium'lar el merceği kullanılarak gözlemlendi. Büyüklükleri ve yönleri 21 gauge enjektör iğnesi ile belirlendi. Böylece majör foramen nutricium'lar saptandı. Foramen nutricium'ların konumları hem kemiklerin yüzeylerine göre hem de foraminal indeks hesaplanarak proksimal, orta, distal olarak ayrılan segmentlere göre belirlendi. Çalışmamızda örneklerin %71'inde tek bir foramen nutricium bulundu. Clavicula'da foramen nutricium'ların %94.2'si kemiğin orta 1/3 segmentte, humerus'taki foramen nutiricum'lar %89.3'ü orta 1/3 segmentte, radius'taki foramen nutricium'lar %51.3'ü orta 1/3 segmentte, ulna'daki foramen nutricium'lar %67.7'si orta 1/3 segmentte yerleşmişti. Çalışmamızın bulguları, literatürdeki birçok çalışmanın bulgularıyla paraleldir. Foramen nutricium'lar birçok patoloji ile ilişkilendirildiğinden çalışmamızdaki bulgular, bu bölgede yapılacak uygulamaların planlanması hususunda cerrahlara yardımcı olabilecektir. Ayrıca literatüre katkı sağlayarak birçok cerrahi prosedürler için önemi olmasından dolayı klinisyenlere kaynak olacağı düşünülmektedir.

AnatomiForamen nutriciumMorfoloji+3
Süreyya Toma
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Derleme sözlüğünde hayvan adlarının söz varlığı

"Derleme Sözlüğü'nde Hayvan Adlarının Söz Varlığı" adlı çalışmamızda Türkiye Türkçesinde ağızlarda yer alan hayvan adlarının nasıl oluşturulduğu ve bu adların şekil ve anlam olarak incelendiği görülmektedir. Derleme sözlüğünde geçen Hayvan adlarının morfolojik olarak incelendiği bu tezde ''Giriş, Hayvanlar ve Zooloji, Türk Dili ve Kültüründe Hayvanlar, Hayvan Adlarının Anlamsal Sınıflandırılması, Yapısına Göre Hayvan Adları, Hayvan Adlarının Sınıflandırılması ve Sonuç bölümleri yer almaktadır.''Yapısına Göre Hayvan Adları'' bölümünde Derleme Sözlüğü'nde bulunan 'basit, türemiş ve birleşik' yapılı hayvan adları morfolojik olarak incelenmiştir. Ek-kök ayrımı tam olarak yapılamayan bazı hayvan adları ' basit adlar' grubuna alınmıştır. Bu bölümde yer alan ikinci alt başlık olan türemiş hayvan adları yapı ve kavram olarak incelenmiştir. Yapı olarak birleşik grupta yer alan hayvan adları ise 'isim tamlaması, sıfat tamlaması, sıfat-fiil grubu, tekrar grubu ve isnat grubu şeklinde olanlar' olarak gösterilmiştir. Son kısımda ise hayvanların zooloji bilmene göre sınıflandırılması yapılmıştır. Bu sınıflandırma alfabetik sıralamaya göre olup hayvanların niteliklerine göre on alt başlıkta toplanmıştır. Anahtar Kelimeler:Hayvan adları, Derleme Sözlüğü, Adlandırma, Morfoloji

AdlandırmaAdlarDerleme+6
Merve Güleçoğlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kısa abstinens süresiyle ardışık ejakülasyonun sperm kromatin bütünlüğü ve antioksidan aktiviteye etkisi

Üremeye yardımcı tedavi uygulamalarında tercih edilen tedavi yaklaşımına göre semen parametrelerinin embriyoloji laboratuvarı parametrelerine ve klinik başarıya etkisi değişmektedir. Semen parametreleri abstinens süresi ve androloji laboratuvarında uygulananyıkama protokollerine göre değişmekte ve inseminasyonda kullanılacak sperm materyalinin kalitesini etkilemektedir. Bu çalışmada normozoospermik erkeklerde kısa abstinens süresinin rutin semen parametrelerine, sperm kromatin ve DNA bütünlüğüne, oksidatif strese karşı gelişen antioksidan kapasiteye etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Aynı hastadan ardışık ejakulasyonla2-5 günlük abstinens süresi sonrası (n=36) ve 1 saat abstinens süresi sonrası(n=36) alınan numuneler yıkama öncesi ve yıkama sonrası değerlendirildi.Yıkama öncesinde abstinens süresine bağlı olarak sperm volümünün ve total motil sperm sayısının kısa abstinens süresi aleyhine anlamlı olarak değiştiği, yıkama sonrasında motilitenin değişmediği, konsantrasyonun kısa abstinens grubunda anlamlı azaldığı görüldü. Abstinens süresi kısa tutulduğunda sperm kromatin hasarının ve DNA fragmantasyon oranının azaldığı, antioksidan kapasitede bir değişiklik oluşturmadığı saptandı. Bu çalışmanın sonucunda abstinens süresinin kısa tutulması sperm konsantrasyonunu ve bununla bağlantılı olarak total progressif sperm sayısını azaltmakla birlikte, normozoospermik olgularda uygulanacak üremeye yardımcı tedavi yaklaşımına göre inseminasyonda kromatin ve DNA bütünlüğü açısından daha kaliteli sperm kullanılmasına imkan sağlayacaktır. Ardışık ejakulasyon ve abstinens süresindeki kısalma aktioksidan kapasitede olumlu ya da olumsuz bir etki oluşturmamaktadır.

AnilinAnilin bileşikleriAntioksidanlar+6
Seda Işıklar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Aorta abdominalis'in morfolojik ve morfometrik değerlendirilmesi

Aorta abdominalis'deki (AA), morfolojik ve morfometrik değişimler hemodinamiği etkilemekle beraber damar hastalıklarının patogenezinde oldukça önemlidir. Bu çalışmada bifurcatio aortae'nın vertebralara göre seviyesi ile AA'nın deviasyon varlığına, varsa deviasyonun vertebralara göre seviyesine bakarak, bifurcatio aortae açısı ile AA'nın farklı seviyelerdeki çaplarının, yaş ve cinsiyetle olan ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmada 299 bireye ait bilgisayarlı tomogrofi anjiografi (BTA) görüntüleri Horos v.4.0.0 programı kullanılarak 2B ve 3B olarak üzerinde çeşitli seviye, çap, açı ölçümleri yapıldı. Bifurcatio aortae'nın vertebralara göre seviyesi, tüm bireylerde (76 kişi) ve AA deviasyonu olmayan grupta (58 kişi) en fazla L4 orta, AA deviasyonu olan grupta L4 üst (23 kişi) seviyesinde görüldü. AA deviasyonu saptanan 80 kişide, deviasyonun vertebralara göre seviyesi en sık L2-3 discus intervertebralis hizasında (21 kişi) gözlendi. AA'nın tüm seviyelerdeki çap değerleri erkeklerde kadınlara göre daha yüksek bulundu. AA deviasyonu olanlarda çap değerlerinin ve bifurcatio aortae açısının daha yüksek olduğu görülürken, kadınlarda deviasyon varlığı daha fazla, yaş ortalaması da deviasyon olanlarda daha yüksekti. Tüm kişilerde ve AA deviasyonu olmayanlarda çap ile yaş arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki belirlendi. Tüm kişilerde ve AA deviasyonu olanlarda bifurcatio aortae'nın açıları ile yaş arasında pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki belirlendi. Bifurcatio aortae dış açısındaki 1 birimlik değişim AA'nın bifurcatio aortae seviyesindeki uzun eksen çapını tüm kişilerde %0.8, deviasyonu olanlarda ise %1.3 oranında arttırmaktadır. Bifurkasyon iç açısındaki 1 birimlik değişim AA'nın bifurcatio aortae seviyesindeki kısa eksen çapını tüm kişilerde % 0.5, deviasyonu olanlarda ise % 0.8 oranında arttırmaktadır. AA anatomisindeki değişiklikleri bilmek gelecekteki klinik tedaviler için önem arz etmektedir. Elde edilen bulguların gelecekteki araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

AnatomiAort-abdominalMorfoloji+1
Cansu Öztürk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Foremen venosum morfolojisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde incelenmesi

Foramen venosum (FV), fossa cranii media'da yer alan kraniyal açıklıklar ile olan yakın komşuluğu nedeniyle klinik öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde FV insidansı, morfolojisi ve varyasyonlarını inceleyerek FV anatomisi hakkında cerrahi planlamalarda da kullanılacak ayrıntılı bilgiler sunmaktır. Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi arşivinden seçilen, yaş ortalaması 43.76±16.31 (yaş aralığı, 18-87) olan 150 erkek ve 100 kadına ait toplam 250 KIBT görüntüsü retrospektif olarak incelendi. Çalışmada ilk olarak FV'nin varlığı veya yokluğu belirlendi ve şekli not edildi. FV uzun (FV-UÇ) ve kısa (FV-KÇ) eksen çapları ölçüldü. Ayrıca FV'nin foramen ovale (FV-FO-M), foramen spinosum (FV-FS-M) ve orta hatta (FV-OH-M) olan uzaklıkları ölçüldü. FV'nin FO, canalis pterygoideus (CP) ve sinus sphenoideus (SS) ile olan ilişkileri incelendi. 250 görüntünün 120'sinde (%48) FV gözlendi. Bunların 77'si (%30.8) unilateral (tek taraflı), 43'ü (%17.2) ise bilateral (çift taraflı) olarak mevcuttu. Unilateral FV'lerden 3 (%1.2) tanesinin çift (dublike) FV olduğu saptandı. Unilateral FV'ler, bilateral FV'lerden anlamlı derecede fazla bulundu (p=0.002). Cinsiyete göre ise, unilateral FV'ler erkeklerde kadınlardan anlamlı derecede daha fazla saptandı (p=0.001). Şekillere göre FV'ler çoktan aza doğru oval (%48.2), yuvarlak (%26.5), düzensiz (%14.5) ve iğne deliği (%10.8) şeklinde gözlendi. FV-UÇ, FV-KÇ, FV-FO-M, FV-FS-M ve FV-OH-M parametrelerinin ortalama değerleri sırayla 1.73±0.81 mm, 1.07±0.45 mm, 1.72±0.77 mm, 10.98±1.60 mm, 19.57±1.81 mm tespit edildi. Bu çalışmada her iki tarafta saptanan toplam 166 FV'den 12'sinin (%7.2) FO, 40'ının (%24.1) CP ve 7'sinin (%4.2) SS ile ilişki kurduğu gözlendi. Bu çalışma FV ile ilgili anatomik bilgilerin yanı sıra cerrahi işlemlerin planlanması için faydalı bilgiler sunmaktadır.

AnatomiForamen vesaliuForemen venosum+2
Ebru Sena Çalışır
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Alçı hidratasyonunda morfolojiye etki eden faktörler

Dereceli hassas kalıba döküm yönteminde, hazırlanan kalıbın morfolojisi (mikroyapı ve gözenek dağılımı) bütün prosesi etkileyen önemli bir parametredir. Kalıp morfolojisine bağlı olarak fiziksel özellikler, mekanik özellikler ve ısıl özellikler değişmekte ve bu özellikler döküm parçasının özelliklerini belirleyici bir role sahip olduğundan oldukça önem arz etmektedir.Hassas döküm kalıplarında bileşimin temelini alçı bazlı malzemeler oluşturmakta ve çeşitli oranlarda kullanılan farklı katkı malzemeleri ile kalıp morfolojisi kontrol edilmektedir. Bu çalışmada öncelikle değişik katkı malzemeleri kullanılmış ve bu katkı malzemelerinin bileşimdeki oranları optimize edilerek morfolojinin değişimi gözlemlenmiştir.

Alçı taşıHassas dökümHidrasyon+2
Şükran Talay
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kilo vermeye yardımcı bazı baharatlar üzerinde anatomik, morfolojik ve organoleptik incelemeler

Baharatlar değişik amaçlarla tarih boyunca kullanılmıştır. Farmakoloji, yemekler ve kozmetik ürünleri gibi birçok alanda tercih edilmektedir. Sağlığa olumlu etkilerinden dolayı yemeklere de sıklıkla ilave edilirler. Yapılan çalışmalar sonucunda çörek otu, tarçın, zencefil, kırmızı biber, kara biber, kişniş, zerdeçal, biberiye, kakule ve kimyonun kilo vermeye yardımcı olduğu görülmüştür. Bu baharatların tüketimi sonucunda vücut kütle indeksini azaltarak obezite ve şişmanlığı engellediği gözlenmiştir. Yapılan bu tez çalışmasında 5 tane aktar ve baharatçıdan satın alınan 10 farklı baharatın anatomik, morfolojik ve organoleptik özellikleri incelenmiştir. Organoleptik özellikler arasında tat, koku ve renk belirleyici olarak kullanılmıştır. Baharatların morfolojik özellikleri ve içeriğindeki yabancı maddeler stereo mikroskop yardımıyla tespit edilmiş ve fotoğraflanmıştır. Anatomik özelliklerini incelemek için Sartur ve Kloralhidrat reaktifleri kullanılmış, ışık mikroskobu yardımıyla anatomik çalışmalar fotoğraflanmıştır. Elde ettiğimiz sonuçlar bilimsel tanımlamalarla karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. Çörek otunun tadı aromatik, kalem tadında ve keskin; rengi gri-siyah; kokusu karakteristik ve keskindir. Çörek otunun tohumları 2–3 mm boyunda, 1,5-2 mm genişlikte ve 1 mm kalınlıktadır. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve taş parçalarına rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Tarçının tadı karakteristik ve biraz tatlı; rengi farklı tonlarda açık kahverengi; kokusu karakteristik, aromatik ve hoş kokuludur. Yabancı madde kontrolleri sonucunda ip ve başka bitkiye ait parçalara rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Zencefilin tadı keskin ve aromatik; rengi değişik sarı tonlarında; kokusu karakteristik ve aromatiktir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve ipe rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri kloralhidrat kullanılarak incelenmiştir. Kırmızı biberin tadı kendine has, karakteristik ve acımsı; rengi farklı kırmızı tonlarında; kokusu kendine has ve keskindir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara, küçük odun parçaları, tüy ve ipe rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Kara biberin tadı keskin ve acımsı; rengi kahverengiden siyaha dönük; kokusu kendine özgü, yakıcı ve keskindir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara, küçük odun parçasına ve tüye rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Kişnişin tadı kendine has, aromatik ve karakteristik; rengi farklı kahverengi tonlarında; kokusu keskin ve kendine özgüdür. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve tüye rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Zerdeçalın tadı sıcak aromatik ve acıdır; rengi farklı sarı tonlarında; kokusu aromatiktir. Yabancı madde kontrolleri 19 sonucunda ip, tüy, başka bitkiye ait parçalar ve odun parçasına rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri kloralhidrat kullanılarak incelenmiştir. Biberiyenin tadı keskin aromatik, kafurlu ve acıdır; rengi farklı tonlarda yeşil; kokusu kuvvetli aromatiktir. Biberiye 1-4 cm uzunluğunda ve 2-4 mm genişliğindedir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda küçük odun parçalarına, sümüklü böcek kabuğu ve başka bitkiye ait parçalara rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri kloralhidrat kullanılarak incelenmiştir. Kakulenin tadı aromatik, keskin ve hafif acı; rengi farklı kahverengi-yeşil tonlarında; kokusu aromatiktir. Tane kakulenin boyutları neredeyse birbirleriyle aynıdır. Yabancı madde kontrolleri sonucunda herhangi bir yabancı maddeye rastlanılmamıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Kimyonun tadı sıcak, acımsı, aromatik ve nahoş; rengi farklı kahverengi tonlarında; kokusu tuhaf, güçlü ve ağırdır. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve ipe rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Anatomik, morfolojik ve organoleptik özellikler bilimsel tanımlamalarla karşılaştırılmıştır. Anatomik özellikler bilimsel tanımlamalara uygundur ancak baharatların organoleptik ve morfolojik özellikleri farklılık göstermekte ve bazıları tanımlamalara uymamaktadır. Obeziteyi engellemek için yapılan tedavilerde sık kullanılan bitki listesinde çalışmamızda bulunan 5 baharat (kırmızı biber, kişniş, kimyon, çörek otu ve biberiye) yer almaktadır. Aynı zamanda obezite tedavisinde kullanılan egzotik bitkiler listesinde çalışmamızda bulunan 3 baharat (tarçın, zerdeçal ve zencefil) yer almaktadır. İncelediğimiz literatür çalışmalarının sonucunda bu baharatlara ek olarak kakule ve kara biberinde kilo vermeye yardımcı olduğu görülmüş ve çalışmamıza dahil edilmiştir. Çalışmamızdaki baharatları seçerken bu araştırmalar göz önünde bulundurulmuştur. Sonuç olarak denetim mekanizmaları eksik olarak ve güvenilir olmayan alanlardan temin edilen baharatların güvenilirliği tartışma konusudur ve çalışmamız buna ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Anatomik, baharat, morfolojik, organoleptik, zayıflama

AnatomiBaharatlarKilo verme+3
Melisa Usul
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurova koşullarında yüksek verimli uç hexaploid triticale hattında farklı tohum iriliklerinin tarımsal ve morfolojik karakterlere rtkisi üzerinde bir araştırma

IV ÖZ Çukurova'nın taban koşullarında, üç triticale hattında farklı tohum iriliklerinin verim ve verim unsurlarına etkisinin incelendiği bu çalışmada, incelenen özelliklerin hatlardan ve iriliklerden önemli derecede farklı etkilendiği görülmüştür. İncelenen hatlar arasında Çukurova koşullarına en uygun triticale hattının Drira OAP 6 olduğu saptanmıştır. Tane iriliğinin azalışına paralel olarak verim ve verim unsurlarında önemli düşüşlerin meydana gelmesi nedeniyle tohumluk olarak kullanılacak tanelerin en azından 2.2 mm'den büyük olması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Agronomik özelliklerMorfolojiTarla bitkileri+3
Okan Şener
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki önemli balarısı (apis mellifera) ırk ve ekotiplerinin morfolojik özellikleri ve performanslarının belirlenmesi üzerinde araştırmalar

145 ÖZET Türkiye'deki önemli arı ırk ve coğrafik tiplerin morfolojik özelliklerini belirleme ve Akdeniz Bölgesinde göçer arıcılık koşullarında performanslarını katılaştırmak amacı ile 1991-1993 yıllan arasında yürütülen bu araştırmada, Orta Anadolu Bölgesi (Ankara- Beypazan), Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi (Ardahan-Posof), Trakya Bölgesi (Tekirdağ- Saray), Marmara Bölgesi (Çanakkale-Gökçeada), Ege Bölgesi (Muğla-Femiye) ve Akdeniz Bölgesinde (İçel-Erdemli) yaygın yetiştiriciliği yapılan an genotipleri denemeye alınmışlardır. İki yıllık deneme süresi içerisinde Anadolu, Kafkas, Muğla, Gökçeada, Trakya ve Alata genotip gruplarının yaşama gücü oranlan sırasıyla % 100, % 80, % 100, % 100, % 80 ve % 100 olarak belirlenmiştir. Koloni populasyonu gelişimi olarak kabul edilen an ile kaplı ortalama çerçeve miktarı onbir dönem için Anadolu grubunda 7.54±0.37 adet, Kafkas grubunda 8.68±0.57 adet, Muğla grubunda 17.04±0.76 adet, Gökçeada grubunda 13.94±0.79 adet, Trakya grubunda 8.52±0.40 adet ve Alata grubunda 13.84±0.61 adet/koloni olduğu ve bu genotip gruplarında ortalama kuluçka üretim alanının sırası ile 1112.6*1 10.68 cm2, 1184.8±162.85 cm2, 2387.5±163.53 cm2, 2030.2±188.86 cm2, 1433.9±153.19 cm2 ve 1501.5±128.81 cm2/koloni olduğu saptanmıştır. Kolonilerin populasyon gelişimleri ile kuluçka üretim etkinlikleri, petek işleme etkinlikleri ve bal verimleri arasında pozitif ve yüksek (sırasıyla r=+0.S46, r=+0.917 ve r=+û.918) ilişkiler belirlenmiştir. Göçer analık koşullarında ortalama en yüksek kuluçka etkinliği Temmuz döneminde (3245.1 cm2), en düşük etkinlik ise Eylül (119.8) ve Ekim (157.7 cm2/koloni) dönemlerinde sağlanmıştır. Kolonilerin kuluçka etkinlikleri ile koloni populasyonu gelişimleri arasında r=+0.876 gibi pozitif yüksek ilişki saptanmıştır. Gruplarda altı dönemde belirlenen ortalama hırçınlık eğilimi testinde Kafkas ansının diğer gruplardan çok daha sakin olduğu belirlenmiştir. Kolonilerin populasyon gelişimleri ile hırçınlık eğilimleri arasında r=+0.539 gibi pozitif ve yüksek ilişki saptanmıştır. Deneme süresince Gökçeada genotipini temsil eden koloniler dışında doğal oğul veren koloni olmamıştır. Gökçeada genotipinin ise % 30 düzeyinde oğul verdiği ve oğula eğilimli olduğu belirlenmiştir.146 Kolonilerin yıllık ortalama bal verimleri Muğla, Alata, Gökçeada, Kafkas, Anadolu ve Trakya gruplarında sırasıyla 50.16±4.30 kg, 43.48±3.46 kg, 41.21±5.18 kg, 26.56±5.51 kg, 20.57±3.60 kg ve 15.94±3.40 kg/koloni olarak belirlenmiştir. Genotip grupların yaz sezon boyunca işledikleri temel petek ortalamalarına göre Muğla (7.55±1.256) ve Gökçeada (6.50±1.229) genotip grupları en yüksek, Anadolu grubu ise (0.75±0.364 adet/koloni) en düşük etkinliği göstermiştir. Ayrıca kolonilerin temel petek işleme etkinlikleri ile bal verimleri arasında r=+0.764 gibi pozitif yüksek ilişki bulunmuştur. Kışlama yeteneği Anadolu grubunda % 75.59±3.89), Kafkas grubunda % 69.33±7.25, Muğla grubunda % 64.25±2.90, Gökçeada grubunda % 72.90±3.66, Alata grubunda % 62.63±3.51 ve Trakya grubunda ise % 41.47±6.87 olarak saptanmıştır. Genotip gruplarda morfolojik özelliklerin karakterize edilmesi ve populasyonun genel tanımı için 41 karakterin belirlenmesi ve 31 karaktere uygulanan diskriminant analizde dördüncü tergit keçe bant genişliği, kıl uzunluğu, mumaynaları arası mesafe, cubital b damar uzunluğu, üçüncü tergit genişliği, tibia uzunluğu, kanat A4, B4, D7, Gl2, L13 ve 026 damar açı karakterlerinin gruplandırmada önemli oldukları belirlenmiştir. İlk iki diskriminant fonksiyonun toplam varyansın % 93.72 düzeyinde ayırım sağladıkları saptanmıştır. Genotip gruplar gerek ortak sınır ve gerekse ikinci en yüksek ihtimale göre yapılan sınıflandırılmalarında; Anadolu ile Muğla, Kafkas ile Muğla, ve Trakya ile Alata genotipleri birbirleriyle ilişkili bulunmuşlarsa da genotip gruplara ait örneklerin tümünün % 100 düzeyinde isabetle gruplandırıldıkları ve iç içe geçme (overtlaping) olmadığı belirlenmiştir. Genotip gruplara ait en küçük ve en büyük kanonik (canonical) diskriminant fonksiyon katsayılarının Anadolu genotipi için -1.9944 ile 2.0772, Kafkas genotipi için 0.0861 ile 3.3860, Muğla genotipi için -1.8313 ile 4.2487, Gökçeada genotipi için - 3.3215 ile 7.5392, Trakya genotipi için -5.6136 ile 0.2627 ve Alata genotipi için -7.0949 ile 1.3241 olduğu belirlenmiştir. Bu fonksiyonlar tarafından belirlenen merkezi (centroid) noktalar yardımıyla gelecekte Türkiye'de yetiştiriciliği yapılan önemli balansı (Apis meUifera L.) ırk ve ekotipleri kolonilerinin hangi genotip gruba ait olabileceklerinin tahmin edilebileceği bir sistem geliştirilmiştir.

Bal arısıMorfolojiZootekni
Ahmet Güler
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1995
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of coenzyme Q10 on male infertility

Coenzyme Q10 has recently been documented to be associated with male infertility. Studies have linked coenzyme Q10 levels to semen quality, like sperm motility also vitality. 90 participants were selected for this study. In addition, 30 healthy individuals were selected as a control group. The current study aimed to analyze the effect of CO-enzyme Q10 levels on semen parameters (the most important of which is sperm motility in infertile males) directly or through the effect of Co-enzyme Q10 on male fertility hormones LH, FSH, Prolactin and Testosterone. The results of this study showed a relationship between testosterone also Coenzyme Q10, which affects sperm motility also semen volume. Our results showed a clear effect of prolactin, while there was no clear effect of Q10 on LH also FSH hormones.

CoenzymesInfertility-maleSemen+2
Alı Saeıd Abdallah Al-zaıdı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fare embriyoları ile partenotlarının gelişimsel potansiyelleri ve morfolojik özelliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, in vitro koşullarda elde edilen insan embriyolarının deneyselamaçlarla kullanımı ile ilgili etik ve legal kaygılar temel alınarak doğal fareembriyoları ile fare oositlerinden partenogenetik aktivasyon protokolleri ileüretilen partenotların gelişimsel ve morfolojik olarak karşılaştırılması vepartenotların ne ölçüde embriyo yerine kullanılabileceğinin saptanmasıamaçlanmıştır.Çalışmada, 80 adet dişi ve 20 adet erkek olmak üzere toplam 100 adet farekullanıldı. Süperovulasyon sonrası farelerin yarısından, doğal yolla fertilize olmuşpreimplantasyon evresindeki embriyolar; kalan yarısından ise toplanan oositlerinstronsiyum ve sitokalazin B içeren medyum içerisinde aktive edilmesini izleyerekdiploid partenotlar elde edildi. İki grup hem gelişimsel yönden izlendi ve ışıkmikroskop altında değerlendirildi, hem de ince yapı düzeyinde incelendi.Gelişim takibi sonucu pronüklear aşamada elde edilen embriyolardan, ertesigün %89,19'u gelişimlerine devam etti ve 5. gün %43,24'ü blastokist evresineulaştı. Partenot eldesi için oviduktlardan toplanan olgun oositlerden %31,88oranında aktivasyon başarısı elde edildi. Dördüncü gün kontrolünde %3,75'inincanlılıklarını korudukları ve 2 tanesinin (%2,50) morula evresine ulaştığı görüldü.Embriyolar ile partenotların gelişimleri karşılaştırıldığında, partenotpotansiyelinin ilerleyen günlerde belirgin olarak azaldığı izlendi. Ultrastrüktürelolarak incelendiğinde, hem embriyolar hem de partenotların kortikal, ara veperinüklear yerleşimli organel topluluklarına sahip oldukları ve bu topluluklardahilinde mitokondriyonlar başta olmak üzere, lipid damlacıkları, lizozomalyapılar, ribozomlar, miyelin yapılar, agranüler ve granüler endoplazmikretikulum, fibriler kafes ve veziküler yapıların yer aldığı izlendi. Ayrıca gelişimilerledikçe embriyolarda multiveziküler cisimcik ve kristalloid yapılarıngörülmeye başlandığı fark edildi. Partenotlarda, ileri evre embriyolarda görülenbenzer oluşumlar yanısıra kristalloidler ile ilişkili organelsiz bölgeler gelişimindaha erken evrelerinde yer almakta idi.Sonuç olarak; özellikle gelişimin ilk gününde partenotlar ile embriyolarıngelişimsel potansiyelleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde benzerbulundu(p=0,98102). Ancak, ışık mikroskobik olarak hem embriyo hem departenotlar, blastomer boyutu ve regülaritesi, blastomer sitoplazmasınıngranülaritesi ve fragmentasyon kriterlerine göre değerlendirildiğinde, ilerleyengünlerde partenotlarda gelişme geriliği izlendi. Ultrastrüktürel olarak da özelliklepartenotlarda, multiveziküler cisimciklerde, miyelin ve kristalloid yapılarda artış,perinüklear bölgede organellerin azalması ve organelsiz bölgelerin ortaya çıkması,gibi dejeneratif belirtilerin embriyolara kıyasla daha erken evrelerde görülmeyebaşladığı dikkati çekti.

EmbriyoEmbriyo gelişimiFareler+2
İrem Matur
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2009
10
Master'sOpen AccessTR

Metforminin sıçan testis yapısına etkisinin ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenmesi

Biguanid sınıfı antidiyabetik ilaç olan metformin tip 2 diyabetli hastaların tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Patogenezinde insülin direncinin bulunduğu hastalıkların tedavisinde de yer almasıyla birlikte kullanım alanları giderek artan ilacın etkileriyle ilgili olarak yapılan çalışmalar daha çok gestasyonel diyabet ve polikistik over sendromu konularında yoğunlaşmıştır. Literatürde erkek üreme sistemi üzerine etkilerini inceleyen az sayıda çalışma yapıldığı görülmüş, ultrastrüktürel bir çalışmaya ise rastlanmamıştır. Çalışmamızda, farklı doz düzeylerinde metformin tedavisi uygulanan sıçanlardan elde edilen testis dokularının ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenerek biyokimyasal verilerle birlikte karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve testis histolojik yapısında gözlenen değişikliklerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 250-300 gr ağırlığında 26 adet Wistar albino türü ergin erkek sıçan kullanıldı. Kontrol grubuna gavaj yoluyla yalnızca distile su uygulanırken 2.gruba gavaj yoluyla 150 mg/kg/gün, 3.gruba ise 300 mg/kg/gün metformin 30 gün boyunca verildi. Deney sonunda ışık ve elektron mikroskobik incelemeler için testis dokuları, biyokimyasal analizler için intrakardiyak kan örnekleri alındı. Deney grupları ışık ve elektron mikroskobik olarak değerlendirildiğinde dozla ilişkili olarak seminiferöz tübüllerde düzensizleşme, epitel bütünlüğünde bozulma ve hücrelerarası boşluklar, spermatojenik hücre kaybı ve hücrelerde dejeneratif değişiklikler gözlendi. Seminiferöz tübül çaplarının ve epitel yüksekliklerinin morfometrik ölçümleri ile serum FSH, LH, testosteron, SOD ve MDA verilerinin değerlendirmesinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Metformin kullanımının testis üzerine etkilerinin ultrastrüktürel olarak değerlendirildiği ilk çalışma olması nedeniyle önem taşıyan bu çalışmada ortaya konulan bulgular ışığında yüksek doz metformin kullanımının seminiferöz tübüllerin yapısını ve spermatogenezisi etkileyebileceği ancak bu değişikliklerin reversibl olduğu düşünüldü. Ayrıca, metforminin uzun süreli kullanımına bağlı etkilerin, biyokimyasal analizler, moleküler ve immünohistokimyasal düzeyde yapılacak ileri çalışmalar ile kapsamlı olarak incelenmesi gerektiği sonucuna varıldı.

MetforminMikroskopi-elektronMikroskopi-ışık+4
Selin Ursavaş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessEN

The effect of etymological and morphological vocabulary instruction on receptive, productive vocabulary, and written spelling of adult non-native english language learners

This study assesses and evaluates the effect of etymological and morphological vocabulary instruction on the adult non-native English language learners' receptive/productive vocabulary, and their written spelling. 48 adult non-native English language learners were randomly selected and assigned to two groups (24 participants in each), one as the experimental and the other as the control group. Michigan Test of English Language Placement Test (MTELP) was conducted to test both groups' English proficiency level. Two tests were prepared by using Wesche and Paribakt's 1996 Vocabulary Knowledge Scale (VKS) to test receptive and productive vocabulary knowledge of the participants and a paused dictation test was prepared to test both groups' written spelling. All these three tests were given to both groups before and after the treatment. The experimental group's participants received etymological and morphological vocabulary instruction for two months whereas the participants in the control group were taught through conventional school instruction. At the end of the study an open-ended questionnaire was given to the experimental group participants and qualitative data of the study was obtained. The quantitative and qualitative data results revealed a significant and positive effect of etymological and morphological vocabulary instruction on the experimental group members' receptive/ productive vocabulary and their written spelling.

Active learning methodsLanguage teachingVocabulary teaching+7
Taher Mahmoudı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Manisa ve çevresinin cyclamen türleri üzerine morfolojik, anatomik, palinolojik ve ekolojik bir çalışma

Bu çalışmada, Primulaceae (Çuha çiçeğigiller) familyası içinde yer alan Cyclamen (yersomunu) cinsinin Manisa ve çevresinde yayılış gösteren Cyclamen hederofolium Aiton ve C. persicum Mill. türleri morfolojik, anatomik, palinolojik ve ekolojik yönden incelenmiştir. Morfolojik olarak yapılan çalışma ile arazide yapılan gözlemler ve stereo mikroskoptaki detaylı incelemeler ile tür betimleri genişletilmiştir. Anatomik incelemede, türlere ait gövde ve yaprak enine kesitleri alınarak ışık mikroskobunda incelenmiştir. Türlere ait polenler ışık mikroskobu ve taramalı elekron mikroskobu ile incelenerek palinolojik özellikleri belirlenmiştir. Ekolojik inceleme kapsamında türlerin yetişme alanından alınan toprak örneklerinin analizleri yapılarak, element istekleri belirlenmiştir. Türlerin genel morfolojik karekterler bakımından kolaylıkla ayırt edildiği görülmüştür. Mikromorfolojik incelemeler ile, tohum şekillerinin C. hederifolium türünün dikdörtgensi-yamuk, C. persicum türünün ise, elips şeklinde olduğu tespit edilmiştir. Palinolojik incelemelerle, C. hederifolium ve C. persicum türlerinin polen şekillerinin her iki türde de, sferoidal şekilden oblat şekle kadar, izopolar olduğu, ornemantasyonlarının psilat, skabrat, apertür durumlarının ise trikolpat olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle incelediğimiz türlerin ayrılmasında polen yapılarının kullanılamayacağı sonucuna varılmıştır. Anatomik incelemeler sonunda, C. hederifolium ve C. persicum türlerinin ölçüm değerleri dışında bir farklarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Ekolojik bakımdan C. hederifolium ve C. persicum türlerinin ph değerleri hafif alkali, tuzsuz, killi tın, C. hederifolium türünün orta ve çok kireçli, organik madde açısından fakir, orta, yüksek C.persicum türünün ise az kireçli, organik madde bakımından yüksek toprakları tercih ettiği tespit edilmiştir. Çalışmanın sonunda, her iki türün birbirinden kolaylıkla ayırt edilebildiği ve yetişme alanlarının genellikle benzer olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cyclamen, persicum, hederifolium, Morfoloji, Anatomi, Palinoloji, Ekoloji 2019, 48 sayfa

Anatomik özelliklerEkolojiMorfoloji+4
Yeliz Uçkun
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artritli kadın hastalarda ayak ve ayak bileği değerlendirmesi: Morfolojik ve izokinetik çalışma

Çalışmamızın amacı kadınlarda romatoid artrit (RA) hastalığının ayak bileği izokinetik kuvvetine ve ayak morfometrik ölçülerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmamızda RA tanılı 60 kadın hasta ile bu hastaların yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKI) ve dominant ekstremitesi ile benzer 60 sağlıklı kontrol değerlendirmeye alındı. Çalışmaya katılan tüm bireylere ayak ve ayak bileği morfometrik ölçümleri ve izokinetik kuvvet ölçümü yapıldı. RA grubunda Disease Activity Score in 28 joints (DAS28) ile Foot Function Index (FFI) uygulandı ve hastalık süresi kaydedildi. RA hastalarında sağlıklı kişilere kıyasla ayak uzunluğu, lateral ayak uzunluğu değerleri daha büyük, ayak parmak uzunluk değerleri daha küçük bulundu. RA hastalarındaki caput ossis metatarsi I ve V yükseklikleri sağlıklı kişilere kıyasla daha büyüktü. Bimalleoler çevre ölçümü değeri RA hastalarında daha yüksek bulundu. RA hastalarında ölçülen malleolus medialis ve lateralis yükseklik değerlerin sağlıklı kişilere kıyasla daha küçük tespit edildi. Ayrıca RA hastalarında 1. metatarsophalangeal açı değeri sağlıklı kişilere kıyasla daha büyük bulundu. Ayak bileği izokinetik kuvvet ölçüm değerlerinde RA hastalarının değerleri sağlıklı kişilerden daha düşüktü. RA'lı hastaları remisyon, düşük hastalık aktivitesi, orta hastalık aktivitesi olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Bu gruplar arasında hastalık süresi, FFI skorları ve izokinetik ölçüm parametreleri değerleri anlamlı farklılık göstermedi. İzokinetik kuvvet değerleri ile DAS28 skorları ve FFI değerleri arasında negatif anlamlı korelasyonlar saptandı. Çalışmamızın sonucunda elde edilen bulgular, RA hastalığının ayak morfolojisinde değişikliklere sebep olduğunu, ayak bileği kas kuvvetinde anlamlı derecede azalmaya neden olduğunu gösterdi.

AntropometriArtrit-romatoidAyak+4
Bilge Türkmen
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Omuz ağrılı hastalarda acromion morfolojisi ve subacromial mesafenin radyolojik bulgularla değerlendirilmesi

Rotator manşet kaslarının, acromion altındaki yüzey tarafından zedelenmesi sonucu omuz bölgesinde ağrılar oluşabilmektedir. Çalışmamızda 2019 yılında Özel Adana Yaşam Tıp Merkezi'ne ve 2020 yılında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 120 erkek ve 120 kadın hastanın mevcut MR görüntülerine bakılmıştır. Acromion morfolojisinin ve subakromiyal mesafe ölçümlerinin yaş, cinsiyet, spor, tansiyon, şeker hastalığı, boy, kilo ve ağrı ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda Tip I acromion oranı %29,6, Tip 2 acromion oranı %64,2, Tip 3 acromion oranı %4,6 ve Tip 4 acromion oranı %1,7 olarak tespit edilmiştir. Acromion tiplerine göre subakromiyal mesafe değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,001). Tip 3 acromion'lu hastaların subakromiyal mesafe değerlerinin Tip 1, Tip 2 ve Tip 4 acromion'lu hastaların değerlerinden daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Yapılan birçok çalışmada subakromiyal mesafe için kritik değer 7 mm olarak belirlenmiştir. Subakromiyal mesafe değeri 7 mm üstü olan hastalarda erkek yüzdesinin subakromiyal mesafe değeri 7 mm altı olan hastalardan daha büyük olduğu saptanmıştır (p<0,001). Subakromiyal mesafe gruplarında acromion tipi yüzdelerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Subakromiyal mesafe değeri 7 mm üstü olan hastalarda sigara kullanımı yüzdesinin subakromiyal mesafe değeri 7 mm altı olan hastalardan daha büyük olduğu sonucu elde edilmiştir (p=0,012). Çalışma sonucunda omuz ağrılı hastalarda subakromiyal mesafe değerinin ve acromion morfolojisinin önemli bir parametre olarak göz önünde bulundurulması gerektiği görüşündeyiz.

AğrıManyetik rezonans görüntülemeMorfoloji+5
Banu Bahtiyar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntrakranial anevrizmalı hastaların arteria karotis interna morfolojisinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı arteria carotis interna (ACI) segmentlerinin çap ve açılarının, servikal segment ile karotid sifonun kalitatif özelliklerinin hasta ve kontrol grupları arasındaki farklılıklarını araştırarak intrakranial anevrizma oluşumundaki olası etkilerini, cinsiyetler arasındaki anatomik farklılıkları, anevrizma morfolojik parametrelerinin rüptür riski belirlenmesindeki prediktif değerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 2015 ile 2020 arasında görüntülemesi yapılmış anevrizması bulunan 130 hasta ve 75 anevrizması olmayan kişinin Dijital Subtraksiyon Anjiografi (DSA) görüntüsü kullanıldı. Görüntüler 3D Slicer (www.slicer.org) programı kullanılarak arteria carotis interna'nın üç boyutlu (3B) modelleri elde edildi. Elde edilen 3B modeller Oculus Medium (Oculus Software) programı kullanarak temizlendi ve artefaktlardan arındırıldı. Segmentler Bouthillier sınıflamasına uygun olarak belirlenerek çaplarının ölçümleri Autodesk Meshmixer 3.5.474 (Autodesk, Inc) programıyla yapıldı. Segment açıları ImageJ (U. S. National Institutes of Health, Bethesda, Maryland, USA) programı kullanılarak ölçüldü. Servikal segment ve karotid sifon tiplerinin kategorik sınıflandırmaları yapıldı. Anevrizma morfolojik parametreleri ölçülen değerler kullanılarak hesaplandı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 20.0 paket programı (IBM Corp. Armonk, New York, USA) kullanılarak yapıldı Bulgular: Anevrizmaların anatomik dağılımlarının cinsiyetler arasındaki farkı istatistiksel olarak anlamlı bulundu, erkeklerde a.cerebri anterior'da (ACA) (%43,3), kadınlarda ise ACI'nin son iki segmentinde (%45) daha çok anevrizma bulunduğu görüldü (p=0,005). C1, C2, C3, C4, C5, C6, C7 segment çapları ile C6 açısının erkeklerde kadınlardan daha geniş olduğu görüldü. (p<0,05). C1, C3, C5, C6, ACA segment çapları ile ACA açısının ACA anevrizmalı grupta kontrol grubuna göre daha geniş olduğu görüldü, C6 ve a.cerebri media (ACM) açısının ise kontrol grubunda daha geniş olduğu görüldü. ACA ve ACM de anevrizması olan grupları incelendiğinde C1, C3, C4, C5, C7 ve ACA çapları ile ACA açısının ACA anevrizmalı grupta daha geniş, ACM açısının ise ACM anevrizmalı grupta daha geniş olduğu görüldü (p<0,05). Kommünikan segmentte (C7) anevrizması olanlar ile kontrol grubunu kıyaslandığında C2, C4 ve ACA açılarının anevrizmalı grupta daha geniş olduğu saptandı (p<0,05). ACI terminal bifurkasyonundan önce ve sonra anevrizması olanlar kıyaslandı, C5 çapı ve C7 açısının bifurkasyon sonrası anevrizması bulunan grupta daha geniş olduğu görüldü (p<0,05). Servikal segment tiplerinin yaş dekatlarına göre dağılımı incelendiğinde, farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu, erken dekatlarda (2. ve 3.) düz tipin daha yaygın görüldüğü, dekatların ilerlemesiyle tortuoz tipin görülme sıklığının arttığı ve ileri dekatlarda (4.≥) hakim tip olduğu gözlemlendi (p=0,028). Karotid sifon tiplerinin yaş dekatlarına göre dağılımının servikal segment tipi dağılımına göre daha homojen olduğu ancak yine de istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği, C ve S tipinin 4. dekat ve sonrasında en sık görülen tip olduğu saptandı. Anevrizma morfolojik parametrelerinin değerlendirmesi, rüptüre anevrizmaların rüptüre olmayanlara göre daha dar boyuna, daha yüksek "Aspect Ratio" (AR) ve Boy/En (B/E) oranlarına sahip olduğu görüldü. Sonuç: Arteria carotis interna'nın anatomik özellikleri cinsiyetler arasında ve anevrizmalı olan ile olmayanlar arasında farklılık göstermektedir. ACA ve ACM açı genişliği ile ilgili segmentte anevrizma bulunması arasında anlamlı ilişki bulunduğu görülmektedir. Damarların tortuozitesi ve morfolojik varyasyonların frekansının yaşla arttığı ve kadınlarda daha sık olduğu saptanmıştır. Servikal segment varyasyonlarının yaş ile artışının altında yatan mekanizmaların karotid sifonu da etkilediği görülmektedir. Araştırılan anevrizma morfolojik parametrelerinden AR ve B/E rüptür riski değerlendirmesinde önemli görünmektedir.

AnatomiAnevrizmaKarotis arteri-internal+2
Yiğit Çevik
Çukurova University
2021
00

Related subjects