Occupation
Bu konu başlığı altında 65 tez
Britanya ve İrlanda siyasi tarihinde Viking istilalarının yeri ve istilaların manastırlara etkisi
Britanya adaları tarih boyunca bir çok istilaya maruz kalmıştır. Bunların en önemlilerinden birisi de Viking akınlarıdır. Saldırılar adaların siyaseti kadar dinini, sosyal yaşantısını ve edebiyatını etkilemiştir. Saldırılardan en çok etkilenenlerden birisi de manastırlardır. Aynı zamanda yazılı kaynakların tutulduğu yerler olduğundan istilaları birinci gözden kaydetmişlerdir. Bu çalışma, Viking istilalarının Britanya ve İrlanda'ya yaptığı siyasi etkilere odaklanmaktadır. Aynı zamanda saldırıların neden manastırları hedef aldığını incelemektedir. Çalışmada öncelikle Britanya'ya yapılan Roma ve Anglosakson akınları ve bunların siyasi sonuçları ele alınmıştır. Sonrasında kısaca Hıristiyanlığın adalarda nasıl yayıldığı ele alınmıştır. Viking akınlarının etkili olduğu yüzyıllar ayrı ayrı değerlendirildikten sonra akınların manastırlarda ve dini yapıda yaptığı etkiler ele alınmıştır. Bu konuda eldeki kaynaklar ölçüsünde Vikingler, Anglosaksonlar ve kilise kurumlarının birbirleriyle olan ilişkileri ve birbirlerini nasıl etkiledikleri incelenmiştir. Saldırı altında kalan manastır kurumunun sosyal hayattan uzak olmadığı görülmektedir. Krallarla olan yakın ilişkileri ve maddi güçleri sayesinde istilalar boyunca sürekli ön planda olmayı başarmışlardır. Mücadelenin bir din savaşı şeklinde vuku bulmasında da manastırların ve din adamlarının büyük bir rolü olduğu görülmektedir.
İngiliz okulu ve uluslararası toplum: İsrail-Filistin sorunu
Uluslararası İlişkilerde İngiliz Okulu teorisi ve uluslararası toplum kavramsallaştırması; uluslararası sistemdeki devletlerin ortak çıkar, değer, norm, kural ve kurumlar ile bir toplum oluşturduğu varsayımlarını savunmaktadır. Uluslararası toplumda düzenin ve nihayetinde barışın sağlanmasında kurumlar önemli bir role sahiptir. Tezde; örnek olay olarak İsrail-Filistin sorunu incelenerek uluslararası toplumun kurumları çerçevesinde, bu kurumların İsrail-Filistin sorunu üzerindeki etkisi incelenmeye çalışılmıştır. Tezde; Hedley Bull'un ortaya koymuş olduğu sistem seviyesindeki beş kurumdan faydalanılmıştır. Bu kurumlar; güç dengesi, büyük güç yönetimi, uluslararası hukuk, diplomasi ve savaştır. Bu tez, mevcut literatüre hem bütüncül bir uluslararası toplum anlayışını benimseyerek devlet ilişkilerini bu bütünsellik içerisinde incelemek, hem de genellikle realist bir açıdan incelenen bir olayı farklı bir perspektiften değerlendirmeyi amaçlayarak katkı sunmaya çalışmıştır. Tez, İngiliz Okulu; Realizm gibi egemen devletleri sistemdeki en önemli aktör olarak kabul etmektedir. İngiliz Okuluna göre bu egemen devletlerden oluşan uluslararası sistem; ortak çıkar, kimlik, norm, kural ve kurumlar vasıtasıyla bir uluslararası topluma dönüşecektir. Bu argüman üzerinden, güç dengesi, büyük güç yönetimi, uluslararası hukuk, diplomasi ve savaşın devletlerin bir arada barış içerisinde var olmasına yardımcı kurumlar olduğunu ileri sürmektedir. Bu uluslararası toplumun beş kurumunun İsrail-Filistin sorunu üzerindeki etkisi ve sürece katkısı nedir? sorusuna yanıt aramaktadır. Bu soruya İsrail'in kurulması öncesi süresi ile başlayıp ikinci intifada hareketi aralığı incelenerek yanıt aranmaya çalışılmıştır. Tezin temel argümanı; düzen ve barışa hizmet eden uluslararası toplum kurumlarının taraflar arasında adalet noktasında net bir denge oluşturamamakla birlikte İsrail-Filistin sorununda aktif ve yapıcı bir rol oynayarak düzenin ve barışın tesisinde etkin olduğudur.
Dağlık Karabağın tarihi: Türkiye'nin Karabağ politikasında istikrarlı tutumu
Dağlık Karabağ Azerbaycan toprakları içinde bölgedir. Ermeniler tarafından işgal olunub. Bölgenin toprak nüfüsu 4,400 .İnsan nufusu 1990'da nüfusu 192.000'e ulaşmış. Nüfus Ermeniler (% 25), Azerbaycan türkleri (% 70), Kürtler, Ruslar ve Rumlardan oluşmaktadır. Orta Hankendi (Stepanakert) ve başka büyük şehir Şuşa ilidir. Eskiden Albaniya (Kafkas Albaniyası). M.Ö. MS 95 yılında Tigran tarafından işgal edildi. IV. Yüzyılın başında Albanlar Albanıya geri döndüler ve M.Ö 387'de tekrar Albanıya girdiler. Sekizinci yüzyıldan beri Albaniya topraklarında büyümüş ve Batı'da Pers olarak var olmuştur. XVII yüzyılın başında İran, XVIII. Yüzyılda Karabağ hanlığı içinde (meliklik) özerklik sahibi oldular. 1813 yılında Dağlık Karabağ (Dağlık Karabağ) Anlaşması Rusya'ya devredildi. 1822 yılında Karabağda hanlığı kaldırıldı ve Rus hükümeti, Türkiye ve İran'dan 1 milyondan fazla Ermeni Karabağa köç etdi. 1923'te Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi kuruldu. 1989'da Azerbaycan Parlamentosu kararı ile özerklik kaldırıldı. 1980'lerin sonunda ve 1990'lı yılların başında bölgede meydana gelen etnik çatışmalar ve Ermenistanın birleşmesi talepleri Ermenistan ve Azerbaycan arasında bir savaşa dönüştü. 1994'te Bişkek'te ateşkes anlaşması imzalandı. Dağlık Karabağ'taki yerel "hükümet" 1991'de bağımsızlığını ilan etti. Ancak şu ana kadar bu "bağımsızlık dünyadaki herhangi bir ülke tarafından tanınmadı.
Dağlık Karabağ sorunu
18. yüzyılda Rusların Güney Kafkasya bölgesine hakim olmasıyla beraber izlemiş olduğu göç politikaları sonucunda, Ruslar Karabağ bölgesinin etnik yapısını Ermeniler lehine değiştirmişlerdir. Ermeniler bölgenin demografik yapısını kendi lehlerinde düzenleyebilmek için "Türksüz Büyük Ermenistan" politikasını uygulamaya başlamışlardır. Bu politikalarla birlikte Ermeniler, 1987 yılının Ağustos ayında Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlı özerk bir bölge olan Dağlık Karabağ'ı, nüfusunun çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu iddiası ile kendilerine bağlanması gerektiğini belirtmişlerdir. Temmuz 1988'de Yukarı Karabağ Ermenilerinin, özerk bölge olarak resmen Ermenistan'a bağlandıklarını ilan etmesi ve 1 Aralık 1989 tarihinde Ermenistan Parlamentosu'nun Yukarı Karabağ bölgesiyle birleşme kararı alması bölgede bir savaşa yol açmış, hatta Hocalı gibi büyük bir katliama neden olmuştur. Ermenistan Parlamentosu, Azerbaycan'ın onayı olmadan almış olduğu bu tek taraflı kararla Sovyet Anayasası'nın 78. maddesini çiğnemiş ve uluslararası hukuka aykırı bir işgal gerçekleştirmiştir. Uluslararası hukuka göre Dağlık Karabağ bölgesi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ile Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bir parçası sayılmıştır. Bu kararlarda Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan egemenliği altında olduğu ifade edilmiştir. Azerbaycan'a ait bu bölgenin Ermeniler tarafından işgal edilmesi, uluslararası kuruluşlar tarafından alınmış kararlara Ermenilerin uymaması ve Azerbaycan topraklarındaki işgalin devam etmesi nedeniyle sorunun çözümünde olumlu bir gelişme gözükmemektedir
2003 sonrası Irak Cumhuriyeti'ndeki istikrarsızlıkların ulusal ve uluslararası dinamikleri
11 Eylül 2001 terör saldırısı ardından, Ortadoğu ve Kuzey Afrika devletlerinde var olan Soğuk Savaş iktidarları değişmek zorunda kalmıştır. Bu değişimde önce uluslararası baskılar daha sonra ise ulusal nedenler etkili olmuştur. Bununla beraber yaşanan bu değişim sonrasında bu devletler istikrarsızlığa sürüklenmişlerdir. Irak Cumhuriyeti de bu devletlerden biridir. Bu doğrultuda tezin amacı 2003 sonrası Irak'ta yaşanan ve kronik hale gelen istikrarsızlık dinamiklerinin ulusal ve uluslararası nedenlerini incelemek, ulusal ve uluslararası boyutlarını ortaya koymaktır. Ayrıca bu istikrarsızlık olgusunun Irak içerisinde ve çevresindeki etkilerini de değerlendirerek öneriler geliştirmek tezin diğer bir amacıdır. İstikrarsızlığın ulusal nedenleri incelemeye başlamak için önce siyasi istikrarsızlık kavramının tanımı yapılarak, kavram teorik bir çerçevede ele alınmıştır. Siyasi istikrarsızlık göstergeleri ve siyasi istikrarsızlığa neden olan faktörler incelenmiştir. Söz konusu bu istikrarsızlık faktörlerinin Irak'taki varlığı 2003 Irak'ın ABD tarafından işgali öncesi ve sonrası dönemde sorgulanmıştır. Bu doğrultuda, Irak'ın modern tarihinde dönüm noktalarından olan İngiliz işgali sonrası Irak devletinin 1921 yılında kuruluşu başlangıç noktası alınarak günümüze kadar Irak'ın siyasi ve toplumsal yapısı incelenmiştir. Böylece günümüzde Irak'ta hala etkili olan istikrarsızlık unsurlarının tarihsel ve toplumsal temellerine de ışık tutulmuştur. 21. yüzyılda çatışma ve sosyal kaosun merkezine dönüşen Ortadoğu'da Irak Cumhuriyeti, ABD'nin 2003'teki işgali ile istikrarsızlığa sürüklenen ilk bölge devleti olması nedeniyle önem arzetmektedir. Irak'ta yaşanan siyasi istikrarsızlık günümüzde de devam etmekte olup son derece güncel bir sorundur. Bununla birlikte Irak Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti'nin de komşusudur. İki devlet arasındaki bu coğrafi yakınlık sonucunda Irak'taki istikrarsızlığın Türkiye'yi de etkileme ihtimali nedeniyle, Irak'taki istikrarsızlığın nedenlerinin akademik açıdan incelenmesi çalışmanın önemini daha da arttırmaktadır Çalışma neticesinde, küresel ve bölgesel güçler arasındaki rekabetin Irak'ı istikrarsızlığa sürükleyen en önemli nedenlerinden biri olduğu ve bu istikrarsızlık sonucunda bölge devletlere de yakından etkilediğini bulgusuna ulaşılmıştır. 2003 işgali sonrası siyasi ve anayasal devlet yapısı ayrıca Irak halkının kendi içindeki bölünmüş yapısı ve mezhepsel ayrılıklar da Irak'ta yaşanmakta olan istikrarsızlığın temel nedenlerindendir. Toplum içindeki bu ayrışmanın etkileri günümüzde de oldukça net bir biçimde görülebilmektedir.
The effectiveness of international law in the Iraqi political crises between 2005-2020
The events following the US occupation of Iraq in 2003 proved that Iraq was to suffer various crises, most of which resulted from the struggle for power by multiple factions. These crises have burdened the country with a legacy of internal conflicts and wars. All of this was due to the catastrophic mistakes committed by multiple parties, including the United States. Additionally, the crises allowed politicians to divide the people on an ethnic sectarian basis, which threatened the country's unity more than once, most notably during the sectarian wars in 2006 and the occupation of ISIS to more than two-thirds of the area of Iraq in 2014. After all these events, an important question had to be raised: What is the role of International Law in what is happening and taking place in Iraq, especially since its territories have seen the commission of crimes that have been classified as crimes against humanity. International Law denies them and seeks to prevent their occurrence. In addition to the exposure of civilians to danger, whose protection is closely related to International Humanitarian Law, it is known that International Law was put in place more than 100 years ago, but the extent of its effectiveness depends on the parties committed to its provisions. These provisions are characterized by being general and abstract matter rules that come from international customs and treaties, including the Geneva Convention of 1949 and The Hague Convention of 1899, 1907. This topic has been analyzed in this study through the nature of International Law, its divisions and the extent of its effectiveness, as well as the presentation of the most prominent crises that occurred in Iraq from 2005-2020, and the position of International Law and society regarding the armed crises that pushed Iraq to disaster.
Bir toplumsal hareket olarak Wall Street işgali ve medyadaki temsili
20 yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batıdaki sanayi toplumunun bilgi toplumuna dönüşmesi beraberinde iletişim süreçlerinde değişim ve dönüşümü meydana getirmiş; dijitalleşen dünya içinde bilginin üretilmesi, paylaşılması ve depolanması noktasında yepyeni paradigmalar ortaya çıkmıştır. Son dönem içerisinde Facebook ve Twitter gibi sosyal medya uygulamalarının gelişmesi ve toplumun önemli bir kesimi tarafından kullanılmaya başlaması ile de iletişim sistemleri alışılagelmiş anlamından uzaklaşmıştır. Dijital medyanın hızlı gelişimi ülke ve toplum genelindeki unsurların tamamının daha görünür ve daha kolay erişilebilir hale gelmesini sağlamıştır. Bu durum, çok daha şeffaf bir yapının ortaya çıktığı, bilgi alışverişinin çok daha etkili bir şekilde sağlandığı bir döneme geçiş yapıldığı yönünde değerlendirilmektedir. Tüm bu gelişmelerin etkisiyle, bugünün teknoloji dünyasında, bilgiye ulaşımın kolaylığı nedeniyle bilgi üretiminin artışı, teknolojik ilerlemeler ve dijital dünya sayesinde sosyal medyanın etkinliği, gücü ve yeri önem kazanmıştır. Son dönem toplumsal hareketlerin sosyal medya aracılığıyla yayılması bu gücün artan bir hızla tartışılmaya başlamasına neden olmuştur. 2011 yılının sonlarına doğru Amerika'da başlayan ve kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan protesto hareketleri de sosyal medyadan gücünü kullanarak dünyanın pek çok yerinde ve birden fazla ülkede politik ve sosyal değişikliklere yol açmıştır. Bu çalışma genelinde toplumsal hareketlerden yola çıkarak, Wall Street İşgali olarak bilinen sosyal olayı hem toplumsal bağlamındaki nedenleri ve gelişimini, hem de sosyal medya üzerinde oluşturulan temsiller üzerinden çözümlemelerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Amerikan Toplum Tarihi, Wall Street İşgali, Toplumsal Hareket, Protesto Gösterileri, Medya ve Sosyal Medya Temsilleri.
Sosyal medya ve kitle hareketleri ilişkisi: Sosyal medyada kitle hareketlerine yönelik içerik analizi
Sosyal medyanın ortaya çıkışı ile birlikte insanların sosyalleşmek için iletişim kurma şekillerini değiştirip değiştirmediklerine yönelik tartışmalar, sosyal medyanın tüm dünyada ortaya çıkan kitle hareketlerindeki rolü sebebi ile artan bir ilgiye ulaşmıştır. Son dönemlerde meydana gelen Arap Baharı, İspanyol Öfkeliler Hareketi, İşgal Et Eylemleri ve Gezi Parkı protestoları gibi kitlesel eylemler sosyal medya ortamlarında yoğunlaşan aşırı iletişim teknolojilerinin kullanılması ve bilgi akışı sebebiyle tüm dünyanın dikkatini çekmektedir. Sosyal medyanın bu kitlesel hareketlerdeki kilit rolünün kolektif hareketin sağlanmasında yeterli sayıda kızgın insanı biraya getirme ve var olan hoşnutsuzluğun devamlılığını sağlamada katalizör olması olarak ifade edilebilir. Bazı kitlesel hareketlerde hükümetler tarafından bilginin yayılımı karşısında yapılan tüm engelleme ve sansür çalışmaları kitlesel hareketin taraftarları ve sempatizanları tarafından uygulanan değişik teknikler sayesinde boşa çıkartılabildiği gibi bazılarınca bu husus başarılamamıştır. Yeni medyanın bir aracı olarak sosyal medya, bireylerin demokrasiden adalete, yolsuzluktan eşitsizliğe kadar isteklerini tutuşturmuştur. Bu çalışmanın amacı, içerik analizi yoluyla sosyal medya ortamı Twitter'da Tunus, Mısır, Libya, Türkiye, İspanya ve ABD'de gerçekleşen kitlesel hareketlerde gönderilen mesajlar arasındaki ilişki ve benzerlikleri açığa çıkarmaya çalışmaktır. Tez üçü teorik, biri araştırma olmak üzere toplam dört bölümden oluşmaktadır. İlk üç bölümde sosyal medya, sosyal medya kitle hareketleri arasındaki etkileşim ve sosyoloji, psikoloji ile desteklenen kitle iletişim kuramlarının birey ve kitle üzerine odaklanarak etkileri kuramsal olarak ifade edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümünde ise, her ülkenin krizin tavan yaptığı günde seçilen 100 tweet mesajı olmak üzere toplamda 600 mesaj üzerinden araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın içerik analizi yoluyla gerçekleştirilen incelemnün anahtar husuları mesajların konu, amaç, hedef kitle analizi ve ard alan hususlarını içermektedir. Bu dört ana konuda kategorileştirilen mesajlar kendi içlerinde konularda 9, amaçlarda 72, hedef kitle analizinde 13 ve ard alan verilerinde ise 12 olmak üzere toplam 106 kod içermektedir. Nitel araştırma yoluyla elde edilen bulgular aynı zamanda kullanıcı profillerini içeren nicel veri ve bulgularla da desteklenmiştir. Elde edilen sonuçların şimdiye kadar yapılan araştırmalardan daha farklı değerlendirmeler ve ipuçları içermesi sebebiyle bu alanda gelecekteki araştırmacılara destek sağlaması umulmaktadır.
The Greek occupation of Izmi̇r and protest meetings in Istanbul 15 May 1919 - 13 January 1920
The basic goal of this thesis is to analyse the initial reaction of the Ottoman public towards the occupation of İzmir by the Greeek forces as reflected in the ottoman press with a special focus on the eight protest gatherings that were held in Dârü'l-Fünûn, Üsküdar, Kadıköy and four in the Sultanahmet square between 19 May 1919 and 13 January 1920. The main material is derived form five Ottoman newspapers namely; Alemdar, Hadisat, Sabah, İkdam and İleri. Their coverage of the protest gatherings are used as the mains source to see and reflect on the ideas expressed in the gatherings, the evolvement of the tone of the speeches given at the protests and the differences between the newspapers' coverage of the events in order to understand the Ottoman public and the Ottoman press's reaction against this crucial event, which resulted in sparking the National Struggle. This thesis is composed of four chapters. First chapter deals with the political events that occur between the signing of the Mudros Armistice, up until the occupation of İzrmi. The second chapter deals with the newspaper articles and editorials of 16 and 17 May 1919 newspapers that are within the scope of this thesis. The third chapter is focused on the newspaper coverage and the speeches delivered at the eight protest gatherings that took place in İstanbul between 19 May 1919 and 13 January 1920 in order to protest the occupation of İzmir.
İşgal yıllarında Anadolu'da kültürel talan: Eski eser kaçakçılığı (1918-1922)
30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi'nden sonra Osmanlı topraklarında başlayan işgallerde işgalciler, eski eserlerle yakından ilgilenmiş hem araştırma ve kazı yapmış hem buldukları eserleri yurt dışına kaçırmış hem de bu eserler sayesinde Anadolu'daki varlıklarını anlamlandırma ve tescilleme gayreti içine girmişlerdir. Bu kapsamda İngiliz, Amerikan, Fransız, İtalyan ve Yunan işgal güçlerinin hepsinin, Anadolu'da, eski eser kaçakçılığı yaptığı görülmüştür. Her ne kadar işgal döneminde Müze-i Hümâyûn başta olmak üzere bürokrasi, eski eser kaçakçılığını önlemeye çalışmışsa da çoğunlukla buna gücü yetmemiş ancak yine de her bir ihbar değerlendirilmiş ve her sorun çözülmeye çalışılmıştır. Çalışmada eski eserin ve kaçakçılığın ne olduğu, Osmanlı Devleti'nde eski eser kaçakçılığının mahiyeti ve bu kaçakçılığı engelleme faaliyetleri incelenmiş; ilk müze teşebbüslerinden başlanarak hukuki düzenlemeler ve diğer girişimlerle bu konuda alınan önlemler, bilhassa da işgal döneminde yapılan uygulamalar açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada başta eski Müze-i Hümâyûn, şimdiki İstanbul Arkeoloji Müzeleri Arşivi olmak üzere, Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi ve Cumhurbaşkanlığı Arşivi tetkik edilmiş; günün gazeteleri, mecmuaları ve dönemin tanıklarının yazdıkları taranmış, konuyla ilgili önceki çalışmalarla bu dönem incelenmeye çalışılmıştır.
Irak'ta yeniden devlet inşa sürecinin başarısız olmasında iç ve dış faktörlerin rolü (2003-2017)
Bu tezde Irak Devleti'nin 2003-2017 yılları arasında başarısız bir devlet olarak yeniden yapılandırılmasında etkili olan iç ve dış dinamikler açıklanmaya çalışıldı. Başarılı ve başarısız devlet kavramlarının literatürde nasıl ele alındığı ve bir devletin başarılı veya başarısız bir devlet olarak konumlandırılmasında kullanılan kriterlerin neler olduğu ortaya konuldu. Bu kriterler uluslararası kuruluşların belirli ölçüler sonucunda göreli olarak mutabık kaldığı kriterler olarak tanımlanmaktadır. Teorik çerçevesini başarılı ve başarısız devlet tartışmalarının oluşturduğu tezde Irak devletinin bu çerçevede nasıl incelenmesi gerektiği tartışılmıştır. Genel kabul gören literatür tartışmalarının ışığında Irak Devleti'nin tarihsel ve coğrafi özgünlükleri dikkate alınmıştır. Irak devletinin başarısız bir devlet olarak ele alınmasında kritik bir önem arz eden kırılmaların 2003 ABD işgali sonrası ortaya çıktığını gözlemlediğimiz tartışmada ABD'nin işgal öncesi ve işgal sonrası ortaya koyduğu hareket planlarının belirleyici olduğu görülmektedir. Bu hareket planlarının güvenlik, ekonomik ve siyasal anlamda hem bölgesel hem de küresel düzeyde belirleyici konjonktürden etkilendiği açıkça görülmektedir. Irak devletinin işgal sonrası yeniden yapılandırılmasında önemli bir rol oynayan ABD'nin Irak'ın özgün yapısını dikkate almadığı ve bölgesel statükosunu devam ettirmek üzere yol haritaları benimsediği gözlemlenmiştir. Dolayısıyla Irak devletinin 2003 sonrası yapısının salt ABD işgali tarafından değil tarihsel olarak miras edindiği sorunlar tarafından belirlendiği düşünülmektedir. Bu çerçevede yürütülen tezde uzun bir tarihsel arka plan ortaya konulmakta ve bu tarihsel arka planda işleyen sorunların veya toplumsal kırılmaların bir süreklilik arz edip etmediği ayrıca vurgulanmaktadır. Irak devletinin üzerinde inşa edildiği jeopolitik realite tarihsel olarak Osmanlı/İran imparatorluklarının siyasal miraslarının yarattığı gerilimle beslenmiştir. Bu durum Irak'ın aynı zamanda ifade edilen iki güçlü devlet geleneğinden kopuşundan sonra küresel güç konumunda olan devletler tarafından müdahale edilen bir konuma sürüklenmesiyle derinleşmiştir. İngiltere, ABD gibi küresel güç konumundaki devletlerin ulus devletlerin inşa edildiği süreçten günümüze Irak üzerinden bölgesel güç olma ve Irak'ı bölgesel aktör olarak kullanma eğilimleri ortaya çıkmış ve günümüzde bu eğilim önemli ölçüde ABD tarafından sürdürülmektedir. Irak hukuksal yapısı, güvenlik nosyonu ve iktisadi pozisyonu itibari ile egemenliğini tesis edememiş ve kaotik bir iç siyasal yapısıyla zayıf bir konumda varlığını sürdürmektedir. Modern ulus devletlerin en temel varlık sebebi olan hukuksal meşruiyet, ekonomik üretim düzleminin tesisi yani piyasanın öngörülebilir bir şekilde dizayn edilmesi ve korunması ve en kritik olanı ise güvenliği sağlama konusunda modern öncesi bir görünüm arz etmektedir. Irak'ın sahip olduğu etnik ve mezhepsel kompozisyon heterojenlik arz etmektedir. Bu heterojen yapı homojen ve üniter bir ulus devlet çatısı altında kontrol edilebilir bir niteliğe kavuşturulamamış ve çözüm olarak sunulan federatif yapı Irak devletinin ihtiyaç duyduğu çözümü sunamamıştır. Dolayısıyla hukuksal olarak tanımlanmış ve çerçevesi çizilmiş kurumsallığın inşa edilemediği ve şahısların, yerel güçlerin hâkim olduğu bir siyasal zeminde Irak devleti yurttaşlarının temel ihtiyaçlarını karşılayamayan ve modern devlet kapasitesinin en temel gerekliliklerini yerine getiremeyen başarısız devlet olarak siyasal arenada yerini almaya devam etmektedir. Başarılı devlet göstergelerinin başat bir kısmında ölçümlerde geri sıralarda bulunan Irak devletinin bu başarısızlığının tek bir nedeni olmadığını hem sahip olduğu tarihsel coğrafya hem de belli aralıklarla uğradığı dış müdahalelerle birlikte kendi iç gerilimlerinin de bu başarısızlıkta etkili olduğu görülmektedir. Tezin argümanları verilerle desteklenmiş ve çalışılmasına ihtiyaç duyulan bazı konularda soru işaretleri yaratmıştır. Anhatar kelimeler: başarılı devler, başarısız devlet, Irak, bölgesel çatışmalar, ABD işgali.
Tabiiyetin sınırında: Son dönem işgal edilmiş İstanbul'unda pasaportlar
This study investigates passport policies and their relationship to legal nationality during the last year of the Allied occupation of Istanbul from September 1922 until October 1923. Particularly looking at the attitude of British occupation authorities and British foreign service administrators, we see that passports were a significant source of conflict between the Allies and the newly victorious Turkish National Movement, institutionalized in the Ankara government. This study argues that a nearly violent clash between British and Turkish authorities in December of 1922 marked a turning point after which the Allies retreated from trying to impose their will on the city of Istanbul, particularly in their mission to protect Ottoman Christians. After conceding sovereignty over legitimate movement to the Ankara government, the British would also change their attitude towards travel documents. They would now try to only issue full passports to those who were British subjects, minimize the number of travel passes they were issuing to others, and make sure they had found a state to take in refugees before evacuating them on British expense. This study will follow a number of groups of people under British protection who struggled with the newly implemented passport regime and unpack how this affected their nationality status. By looking at the implementation of the international passport regime in its early years of use, when borders were being negotiated and sovereignty was contested, this study seeks to illuminate some of the foundations for the philosophical and legal connections between passports and nationality.
II. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Balkan ülkelerini işgalinin Türk basınına yansımaları
Almanya, Nazilerin iktidara gelmesiyle Versailles Anlaşmasının düzeninden kurtulmayı amaçlamıştır. Avrupa'da yeni düzen ve Balkanlarda hâkimiyeti sağlamak için çalışmalarını başlatmıştır. " Hayat Sahası" politikası doğrultusunda ilerleme kararı almıştır. Almanya ve Türkiye bu dönemde ilişkilerini iyi bir şekilde sürdürmektedir. Bu dönemde devletlerarasında ittifaklar ve bloklar kurulmuştur. İyi ilişkilere rağmen Türkiye hiçbir blokta yer almamış ve tarafsız kalmayı seçmiştir. Almanya'nın Polonya'ya saldırması ile İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Türkiye, Almanya'nın Avrupa ve Balkanlara olan tutumundan endişelenmiştir. Etkili bir iletişim yolu olan basın, savaşın ayrıntıları, ilerleyişi ve izlenilen politikalar hakkında bilgi veren en önemli araç olmuştur. Balkanlara ilerleyen Almanya'nın politikaları ve ilerleyişi Türk Basınında sıkça yer almıştır. Türkiye savaşta tarafsız bir tutum izlemeyi amaçlamıştır. Bu tutum basına bazı kısıtlamalar getirmiştir. Gazeteler, hükümetin tarafsızlık politikasına uymak zorunda olsa da Almanya'nın Balkanlara girmesi sert bir şekilde eleştirilmiştir. Bazı karşıtlıklar olmuşsa da gazete yazarları genel olarak ortak bir noktada birleşmişlerdir. Gazete yazarları, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan işgallerini yazılarında ele alırken savaş öncesi ilişkiler, savaş içerisinde gelişen olaylar ve bu devletlerin tutumlarını göz önünde bulundurmuşlardır. Yazılarında da bu konular üzerinden değerlendirmelerini yapmışlardır. Gazete yazarlarının değerlendirmelerini yaparken özellikle işgal edilen devletlerin istiklallerini korumak için ne kadar çaba sarf ettiklerini ön plana koymuşlardır. Almanya – İtalya – Japonya dışındaki devletlerin Mihvere dahil olması Almanya'nın işgal aşamalarından birisi olmuştur. Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya'nın Mihvere dahil olması Alman işgaline uğramalarına engel olamamıştır. Devletlerin hem Mihvere katılması hem de Alman işgaline uğraması Türk Basınında eleştiri ile karşılanmıştır. Kısacası Türk Basını, milli birliği bozan ve istiklalini korumayan devletleri eleştirmiş, istiklali uğruna çaba gösterildiğinde de övgülerle bahsetmiştir.
First gulf crisis and Turkish foreign policy
The main intention of the present study is evaluating the effects of first Gulf crisis on Turkish foreign policy at that period. To put it in a different way, how Turkish foreign policy was affected by first Gulf Crisis and which stages of the crisis had an impact on Turkish foreign policy will be discussed through this study. Even though Turkey supported the war against Iraq, Turkey did not be an active part of Gulf War. However, this situation could not be considered as Turkey entirely remained outside of the war. Rather, Turkey was a member of Gulf Coalition, which was established against Iraq, and thus, a neutrality claim about the attitudes of Turkey cannot be suggested. The most prominent person was the president of Turkey of the time, Turgut Özal. In the general sense, Özal conducted an active foreign policy. Therefore, during the period, he was very influential in foreign policy and his approaches played a significant role. It is undeniable that the interaction among Turkey, the United States and Western countries at that period is a major subject to discuss the matter. Therefore, scrutinizing the conducted foreign policy in relation with the attempts of the UN and NATO towards the first Gulf crisis could be beneficial. Keywords: Iraq, invasion, the Gulf War, Turkey, Turkish foreign policy
Iraq ,Turkmens and Kirkuk after British Occupation in 1918
Across the world, there are very few communities that have lost their sovereignty and rights in a region and become minority by constitution in less than a hundred years. Evaluating the history of the world from past to present, it can be observed that many communities started to claim their rights and establish their countries after the French revolution. The Iraqi Turkmen are one of the rare communities in history who lost their rights in a short time since they completed their identity formation processes late. Another reason for losing their rights in such a short time is that they reside in a geography that harbors conflicts of interest among great powers of the world. By the late 19th century, the majority of the population in Kirkuk and Mosul consisted of the Turkmen who adopted the principle of living peacefully with minorities in the society. Nevertheless, they began to lose their constitutional rights as of the 20th century due to the collapse of the Ottoman Empire and the eastern policies of the Great Britain and the United States. And today, they are accepted only in minority status in the current Iraqi Constitution. This postgraduate thesis will elaborate on how Kirkuk and the Turkmen have suffered losses in terms of their constitutional rights since the beginning of the 20th century. In addition, answers of the following questions will be sought: What kind of foreign policies were followed by Turkey in this process with regard to the Turkmen and Kirkuk? At what stage did the Kirkuk Turkmen suffer loss of rights? What was the situation of the Turkmen in the region as the Iraqi governments had changed over time?
Hazar ötesi üzerine hakimiyet mücadeleler ve Rusların Türkmen bölgesi işgali
Bu çalışmada amaç; 19. yüzyılda bölgeye gelen Rusların Türkistan'da yer alan zengin bölgelerin ve Hazar Ötesi Türkmenleri üzerinde yürüttükleri çalışmaları analiz etmektir. Rusların yürüttüğü bir takım ilmi, bilimi ve askeri çalışmalar ile Rus tarihçi ve devlet adamlarının Türkmenler hakkındaki düşünceleri açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. İşgal sırasında bölgede yaşanmış olaylar ve akabinde gelişen işgalin Türkmen toplumu ve kültürü üzerindeki etkisine değinilmiştir. Türkmenlerin "Göktepe"de aldıkları mağlubiyet gibi yaşanan hadiseler ile hemen ardından yükselen Rus hâkimiyeti sürecinin bölge üzerindeki etkisi, Rusların Türkmenler üzerinde hâkimiyet kurabilmek için yaptığı uygulamalar hakkında bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmada konuyla ilgili yapılmış çalışmalardan faydalanılmakla beraber öncelikle çalışmaya kaynaklık edecek olan söz konusu Rusça kaynakların çevirisi yapılarak kaynaklar arasında yer verilmiş ve içerikleri analiz yöntemi ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma iki ana bölümden oluşmakla birlikte bu başlıklara bağlı olarak alt başlıklar yer almaktadır. Birinci bölümde Rusların işgal öncesi Türkmen toprakları üzerinde yaptığı bazı faaliyetler ve bölgenin işgal altına alınma sürecinde yaşanan olaylar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yine aynı bölümde Türkmenlerin yaşadığı coğrafya, Türkmenlerin kişilik özellikleri gibi konular üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Çarlık Rusya'nın işgalinin ardından yaşanan süreç ve bölgeye getirmiş olduğu yeni sistem hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Bu bölümde Rusların kendi çıkarları için bölgeyi ekonomik anlamda sömürge altına alma, Türkmenleri kendilerine has eğitim ve kültür anlayışlarından uzaklaştırma çabası aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: General Skobelev, Göktepe Savaşı, Türkmenler, Rus Seyyahları
Putin dönemi Rus dış politikasında bir müdahalecilik örneği olarak Kırım'ın ilhakı
Tarih boyunca önemli bir coğrafyada bulunan ve önemli bir güç olan Rusya, devlet geleneğinde bulunan yayılmacı politikasıyla başka devletlere çoğu kez müdahalelerde bulunmuştur. Sovyetler Birliği'nin halefi olarak ortaya çıkan Rusya Federasyonu da Vladimir Putin ile beraber büyük güç statüsüne sıklıkla vurgu yapmış, dış ve güvenlik politikalarında çok kutupluluğu vurgulayan pragmatik politikalar izlemiştir. Rus ulusal çıkarların korunması bağlamında yakın çevreye özel bir önem veren Rusya, uluslararası arenada saygın bir aktör olarak görülme ve etkin politikalar izlemesinin yolunun yakın çevre üzerinde nüfuz kurmaktan geçtiğini düşünmüştür. Bu bağlamda Rusya için yakın çevrede öne çıkan aktör Ukrayna olmuştur. Ukrayna jeopolitik konumunun yanı sıra, boru hatları transit geçiş noktası konumunda olması ve Rusya'nın askeri üssünün bulunduğu Kırım'daki Sivastopol askeri üssüne ev sahipliği yapmasıyla önemli bir devlet konumundadır. Ukrayna bu söz konusu konumu dolayısıyla sadece Rusya için değil ABD ve AB için de dikkate alınması gereken bir aktör olmuştur. Bir yanda Batı diğer yanda Rusya gibi iki aktör arasında kalan Ukrayna çok yönlü politikalar izlemeye özen göstermiştir. Batı'nın bu ülkeyi, NATO'ya üye yapma ve AB'ye entegre etme kararlılığı, Rusya'nın Avrasya Ekonomik Birliği'ne çekme çabaları ile çatışınca Rusya Kırım'a müdahale bulunmuş ve bu bölgeyi ilhak etmiştir. Bu çalışmada da Rusya'nın Kırım'a müdahalesi saldırgan realizm yaklaşımı perspektifinde incelenmiş ve Rusya'yı Kırım'a müdahaleye iten saikler değerlendirilmiştir. Çalışmada Rusya'nın Kırım'a müdahale etmesinde Ukrayna ile olan tarihsel, kültürel ve duygusal motivasyonların yanında Kırım'ın Rus jeopolitiğinde arz ettiği konumun da çok önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla beraber Rusya'yı müdahaleye iten esas saikin, konjonktürel gelişmeler neticesinde önüne çıkan fırsatlar olduğu görülmüş ve Rusya taktiksel bir eylemle bu fırsatları avantaja çevirmiştir. Anahtar Kelimeler: Rusya, Kırım, Müdahalecilik, Saldırgan Realizm, Büyük Güç
Osmanlı Dönemi Irak'ta Arap şiiri 1850-1918
Bu çalışma Osmanlı Devleti'nin son döneminde (1850-1918) Irak'ta Arap Şiiri konusunu ele almaktadır. Konu üç bölüm halinde incelenmektedir. Birinci bölümde yer alan girişte tezimizin problemi, amacı, önemi ve metodu ortaya konulmuştur. Buna göre tezimizde, Osmanlı'nın son döneminde Irak'taki toplumsal, siyasal ve kültürel hayata ilişkin konulara değinilmektedir. Ayrıca birinci bölümde Osmanlı Devleti'nin toplumsal, siyasal ve kültürel hayatının görünümlerine de değinilmektedir, Osmanlı Devleti'nde ve Osmanlı sultanları nezdinde Arapça'nın ve Arap Edebiyatı'nın yeri ve önemi de ele alınmaktadır. İkinci bölümde Osmanlı Devleti'nin son döneminde Irak'ta şiir, edebî silkiniş ve Arap şiirinin gelişmesi, konusu ele alınmaktadır. Bunun yanında klasik şiirin gelişme gösteren eski unsurlarıyla bu dönemde ortaya çıkan yeni unsurlar da işlenmektedir. Kısaca Arap Edebiyatı ile Türk Edebiyatı arasındaki etkileşime de değinilmektedir. Ayrıca dünya çapında ödül kazanan Arap şairlerinden de söz edilmektedir. Üçüncü bölüm ise Iraklı şairlerin Batı işgali ve emperyalizmine karşı Arap Dünyası'nda ve Irak'ta gerçekleşen direniş hareketleri ve devrimlerde oynadıkları rolü ele alınmaktadır. Şairlerin oynadıkları bu rol ile Irak'ın geçmişine ve işgaller karşısında Iraklı şairlerin sahip oldukları direniş ve mücadele deneyiminin anlaşılmasına bir kapı aralamaktadır. Bu çerçevede konu üç ana eksene oturmaktadır: İlk eksende Birinci Dünya Savaşı'nda Iraklı şairlerin Osmanlı Devleti'yle dayanışması ve İslam birliği düşüncesine bağlılıkları ortaya konulmuştur. İkinci eksende, Irak şairlerinin Arap ülkelerini işgal eden batılı işgalciler karşısında nasıl bir tutum izledikleri anlatılmaktadır. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'nda yenilgisinden sonra Iraklı şairlerin yaptığı Arap birliği çağrılarını incelemektedir. Şairlerin Arap topraklarının işgaline karşı isyan ve direnişlere katılmaları üzerinde de durulmuştur. Üçüncü eksen ise Irak'ın İngilizler tarafından işgal edilmesi; şairlerin, Irak'ın kurtuluşu mücadelesine katılmaları, işgalcilere karşı direnmeleri ve işgalcilerin Irak'tan kovulması konularında halka yönelttikleri çağrıları kapsamaktadır. Anahtar Kelimeler: Arap Şiiri, Irak, Osmanlı Devleti, Iraklı Şairler, Batı işgali.
Alman yayılmacılığı ve jeopolitiği
XX. yüzyılın başları, savaş makinelerinin insan katliamını seriye bağladığı, milyonlarca insanın cephede ve bir o kadar sivilin de evinde bombalanarak imha edildiği, Alman kamplarında beş milyondan fazla sivilin katliama uğradığı, Rusya'da 6 milyondan fazla insanın devrimden öldüğü, kelimelerin hatta rakamların bile ifade edemeyeceği kadar büyük yıkımlara sahne olmuş savaşlarla hatırlanır. Birincisinde 20 milyon, İkincisinde 50 milyondan fazla insanın ölmesine sebep olan bu Dünya Savaşlarının nedenleri nelerdi acaba? Almanya sık sık Paris'i işgal etmeyi alışkanlık haline getirip, tutku mu edinmişti? Yoksa temel konuları dünya hâkimiyetine dayalı olan bir bilim ve bu bilime ilişkin teorilerin etkisi var mıydı acaba? Günümüze gelindiğinde ise dünyanın çeşitli coğrafyalarında süren iç savaş ve terör olaylarının gerçek sebeplerinin arkasında hangi dinamikler bulunuyor? Jeopolitik nasıl doğdu, hedefleri nedir? Ülkeleri, liderleri ve dünya politikalarını nasıl etkiler? Alman yayılmacılığı ile jeopolitik kuram arasında nasıl bir bağlantı vardır? Bu sorular ve bu sorulara verilen olası yanıtlar çerçevesinde bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır; birinci bölümde jeopolitik kuramın tarihçesi, teorisyenleri ve ilgili teorisyenlerin temel düşünceleri, ikinci bölümde ise Alman Yayılmacılığı ve sebep olduğu savaşlar üzerinden jeopolitik uygulamaları üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda bu çalışmada Alman jeopolitik aygıtı ile Alman Yayılmacılığı vurgulanmış olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Jeopolitik, Jeostrateji, Strateji, Millî Güç, Siyasî Coğrafya, Alman Yayılmacılığı, Alman Jeopolitiği, Hitler, II. Dünya Savaşı, Nasyonal Sosyalizm.
Aleksey Nikolayeviç Kuropatkin ve onun Türkmenistan'ın fethi adlı eseri (transkripsiyon ve değerlendirme)
Aleksey Nikolayeviç Kuropatkin 1848-1925 yılları arasında yaşamış ve Çarlık Rusya'sı ordusunda birçok üst düzey görevlerde bulunmuştur. Kuropatkin'in izlerini, Kuzey Afrika'da, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında, 1904-1905 Rus-Japon savaşında ve Türkistan'ın Rusya tarafından işgali sürecinde görmek mümkündür. Nitekim icra ettiği Hazar Ötesi Valiliği, Savaş Bakanlığı ve Türkistan Genel Valiliği görevleri, onun ne derece mühim biri olduğunu ortaya koymaktadır. 10 yaşında girdiği askeri okul ile tanıştığı Rus ordusundan, Bolşevik İhtilali sonrasında ayrılmış ve yaklaşık 50 yıllık askerlik kariyerini bu suretle tamamlamıştır. Çarlık Rusya'sında bulunduğu görevler onun üstün özelliklere sahip olduğunu ortaya koyuyorsa da, onu diğer askerlerden farklı kılan en belirgin özelliği, askerlik kariyeri boyunca edindiği izlenimleri, tarihi olayları, tecrübelerini kaleme almış olmasıdır. Nitekim ardında bıraktığı eserler günümüzde birçok araştırmaya kaynak olma niteliği taşımaktadır. Özellikle Türkistan coğrafyasına yönelik eserleri bu bakımdan oldukça önemlidir. Türkistan'ın işgali sürecinde bizzat görev alan Kuropatkin'in kaleme aldığı "Türkmenistan'ın Fethi Adlı Eseri" başlıklı eseri de bu kapsamda değerlendirilebilecek eserler arasındadır.
İzmir'in işgalinden Mudanya Mütartekesi'ne kadar Batı cephesindeki siyasi ve askeri olaylar
Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasıyla, Osmanlı Devleti'nin başta başkenti İstanbul olmak üzere uç bölgeleri işgal tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Paris Barış Konferansı'nda alınan kararla birlikte İzmir Yunanlılar tarafından fiili olarak işgal edilmiştir. Bu işgal yurtta büyük bir yankıya sebep olmuş ve geçici olacağı ifade edilen işgallerin kalıcı olduğu anlaşılmıştır. Çalışmanın amacı da İzmir'in işgal edilmesiyle birlikte başlayan milli uyanışın nasıl silahlı mücadeleye dönüşerek, siyasi ve askeri bir nitelik kazandığını anlatmaktır. İşgallerin yaygınlaşmasıyla birlikte yerel mukavemet girişimlerinin örgütlü bir niteliğe kavuşmasıyla Kuva–yı Milliye vücut bulmuştur. Kuva–yı Milliye terhis edilen askerlerden, gönüllülerden, eşkıya ve çetelerden oluşmuş milli mukavemet örgütüdür. Osmanlı Devleti ordusunun terhis edilmesiyle birlikte düzenli ordunun kurulmasına kadar geçen sürede işgallerin yavaşlamasını sağlamıştır. Çalışmanın kapsamı da bu doğrultuda belirlenmiştir. Yerel nitelikte olup düzenli işgal ordularına karşı mukavemet gösteren Kuva–yı Milliye, işgallerin artmasıyla birlikte özellikle Batı Anadolu bölgesinde yoğun faaliyet göstermiştir. Kuva–yı Milliye'nin hem ihtiyaçlarının karşılanması hem de stratejisinin belirlenmesi için Batı Anadolu'da kongreler toplanmıştır. Kongreler, Kuva–yı Milliye faaliyetlerinin düzenlenmesinde ve denetlenmesinde etkili olmuştur. Kuva–yı Milliye'nin işgallere karşı mukavemet göstermesinin yanında, işgalleri tam olarak durduramasa da düzenli ordu kurulana kadar zaman kazandırmıştır. Kuva–yı Milliye hareketinin yer yer amacında sapmış olması, mukavemetlerin en başından beri düzenli ordulara karşı gösteriliyor olması ve özellikle Batı Anadolu'da Yunan kuvvetlerinin ilerlemesi düzenli ordu ihtiyacını daha fazla açığa çıkartmıştır. Büyük Millet Meclisi'nin de açılmasıyla birlikte düzenli ordu girişimleri başlamış ve Kuva–yı Milliye dağıtılmıştır. Düzenli ordu, ilk başarısını İnönü Savaşlarıyla Batı Anadolu'da kazanmıştır. Büyük Taarruz'da elde edilen zaferle işgallere son vermiş, İtilaf Devletleri'nin Mudanya Mütarekesi'ni imzalanması mecbur bırakmıştır. Batı Anadolu'da elde edilen zaferler, kurtuluşun gerçekleşmesinde, işgallerin son bulmasında, düzenli ordu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin yurtta ve dünyada kabul görmesinde etkili olmuştur. Anahtar Kelimeler: Türkiye Cumhuriyeti, Millî Mücadele, Kuva–yı Milliye, Mondros Mütarekesi, Düzenli Ordu, Batı Cephesi. 2019, 200 sayfa
Israeli policies on changing the identity of Bayt al-Maqdis
This master's thesis aims to identify the policies and methods that are employed by the Zionist State of Israel to change the identity of Bayt al-Maqdis. Within this context, the policies, methods and tools serving their interest are scrutinized in a detailed way. Not only the ones having direct impact inevitably, but also the other actions taken and regulations put into effect by the Israeli government that contributes to their ultimate goal indirectly are also elaborated. In this sense, it is argued that the Zionist State, aiming at turning the Occupied Palestine Territories in general and Bayt al-Maqdis in particular into a region possessed by Jewish identity, culture and values under the Israeli hegemony, go to any lengths and take advantage of everything serving their interest. Taking all methods and policies that are applied by the Israeli government into the consideration, it is concluded that every policy followed, every regulation put into action is closely intertwined. In other words, it is connected with each other in many ways and approaching from this perspective, it can be said that these are the cogs in the wheel in a sense. Basically, one regulation or policy followed by them comes with multiple outcomes that serve the Israelis' interest one way or another and it impacts the Palestinian society economically, politically and socially in negative ways without exception. Besides, what has been done by the occupying authority is nothing but apartheid and it is argued that the State of Israel is a settler colonial state in many aspects. In the dissertation that majorly deductive and inductive approach, constructionism and statistical analysis are employed, it is also aimed at researching the impacts of what has been done by the Israelis to change the identity of Bayt al-Maqdis and Judaize the land. In this context, the question that the impacts of Israeli policies in Bayt al-Maqdis are whether permanent or temporary is quite significant, because it is argued that the destiny of Bayt al-Maqdis will be shaped according to the answer of this question in a sense. Considering the cruciality of it, the possible solution ways that get them closer to the salvation and liberation of Bayt al-Maqdis are critical to minimize the impacts of what has been done by the Israelis. Hence, it is discussed and elaborated in a detailed way in the last section of the work. What is covered in the thesis is not merely regional and it cannot be narrowed as something that is only related to Turkey or Palestine. On the contrary, it is an international issue and it should be solved with the help of international law and even the thesis, considering its content, can be used as a material providing a detailed analysis on the issue. Individuals studying on this field in particular and anyone who is interested in the issues related to Bayt al-Maqdis can benefit from what is discussed in the thesis. Besides, there are not many studies made on this specific issue. So, it is doubtless that it will contribute to knowledge and fill the gap in the available literature in this regard.
France's intervention on Ivory Coast (2002-2011): A case of neo-colonialism
A decade of crises has seen France's permanent and multifaceted interferences in the Ivory Coast, which it considers the showcase of Françafrique and the remainder of its neocolonial power. We want to investigate the causes, nature and consequences of French intervention, why it creates an anti-French backlash in society and whether it contributes to conflict resolution in the country. We will also explore how the Ivory Coast-France relationship can be reshaped. After conducting a case study of French intervention in the Ivory Coast between 2000 and 2011 and drawing comparisons from other French interventionisms, we have found that France interferes on behalf of its own economic and geostrategic interests under its strategy of maintaining domination in the former colonies. French intervention neither resolves nor transforms conflict nor contributes democratization and sustainable development of these countries, perpetuating neocolonial dependence on France. We suggest that the international community must not endorse French intervention. A multinational organization must intervene if necessary, and the French role in former colonies must be limited to soft power rather than hard power.
The impact of foreign military intervention on domestic political stability of intervened state: The United States invasions of Afghanistan and Iraq
Foreign military interventions under the blanket of providing stability cause long-lasting deleterious impacts on the intervened state making them weak and unstable and from which target states faced a difficult time to recover. The use of military force that breaks down the socio-political structure of the targeted state results in political instability of the intervened country which ultimately gives rise to other issues which lead to destroying peace in that targeted state. The core focus in this study was to assess that how a military intervention by global powers creates domestic political instability within the intervened state by narrowing down the lens of this study to the United States' military interventions in Afghanistan in 2001, and Iraq in 2003, that were driven by the pursuit of fostering democratic and stable governments. Supporting objectives were to examine that how foreign military intervention weakens the state institutions, destabilizes the economy and creates domestic insecurity within the target state which ultimately led to create political instability of the intervened state. The three hypotheses, offered in this study that represent the FMIs cause political instability. Firstly, FMIs substantially weaken the state institutions of the intervened state like in Afghanistan Iraq U.S. military intervention led to fragmentation, reconfiguration and destabilization of existing institutional systems, thereby changing the political environment of both countries. Secondly, the distortive impacts of FMIs on the intervened state's economy as seen in Afghanistan and Iraq where short-term economic advantages were sometimes evident but long-term economic outcomes were largely negative because of exploitation of economic resources, substantial consumption of national revenues and inequitable distribution of resources. Lastly, foreign military intervention increases the domestic insecurity of the intervened state, as in Afghanistan and Iraq, a substantial uptick in political violence after power vacuum created by U.S. intervention. The shifting power dynamics and heightened tensions contributed expansion of militant activities and to civil conflicts in both countries. The research proffers the deep dimensions of the foreign military intervention in order to give more effective and positively constructive strategies for the intervened states. The research methodologically relies on the conceptual framework that is complemented with qualitative comparative case study to assess the generalizability of the findings and provide insights into the conditions under which interventions may lead to different outcomes in terms of political stability.