Spine

142 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kablosuz algılayıcı ağlarda çoklu omurga üzerinden tüme gönderim probleminin hedef programlama ile optimizasyonu

Bu çalışmada, Kablosuz Algılayıcı Ağ (KAA) literatüründe genelde teke gönderim bağlamında ele alınmış olan sıcak nokta probleminin grup haberleşmesindeki karşılığı araştırılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında, tüme gönderim yapan bir KAA uygulamasında çoklu omurgalar kullanılarak maksimum enerji tüketimi enküçüklenmiştir. Çoklu omurga tasarımıyla, ağdaki düğümlere yapılan rol atamasının ve kullanılan bağlantıların değişebilmesine izin verilmiştir. Bu amaçla Akış Tabanlı (İng. Flow Based-FB) ve Düğüm Tabanlı (İng. Node Based-NB) olarak adlandırılan iki farklı Karma Tamsayılı Programlama (İng. Mixed Integer Programming-MIP) modeli kurulmuştur. Performans karşılaştırması yapıldığında NB'nin daha ölçeklenebilir olduğuna karar verilmiş ve çalışmaya bu modelle devam edilmiştir. Ayrıca bir ağdaki kullanılabilecek omurga sayısı için teorik bir üst sınır elde edilmiştir. İkinci aşamada, ağdaki toplam enerji tüketimi ve maksimum enerji tüketimi metrikleri ayrı ayrı eniyilenerek ortak topoloji örneklerinde ağın aynı şekilde davranmadığı kanıtlanmıştır. Son olarak, maksimum enerji tüketimi ve uçtan uca gecikme metrikleri hem ayrı ayrı hem de birlikte eniyilenmiştir. Birbiriyle çelişen bu iki metrik arasındaki ödünleşim çok amaçlı bir eniyileme yöntemi olan Hedef Programlama (İng. Goal Programming-GP) ile analiz edilmiştir. Tüm matematiksel modeller PYTHON kodlama dili ve CPLEX ticari çözücüsü kullanılarak çözdürülmüş, alınan tüm testlerde optimal sonuçlara ulaşılmıştır.

Grup iletişimiHedef programlamaKablosuz ağlar+2
Büşra Gültekin
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Servikal omurga ve postural bozukluğu tanılı 10-18 yaş arasındaki bireylerde disfajinin incelenmesi

Bu araştırmada servikal omurga ve postür bozukluğu tanısı almış 10-18 yaş aralığındaki bireylerde disfajinin varlığını araştırmak amaçlanmıştır. Araştırmaya, Mersin Omurga Sağlığı Egzersiz ve Danışmanlık Merkezi'ne başvuran 10-18 yaş arasındaki 32 birey dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında, Disfaji Handikap Endeksi, EAT-10, Yale Yutma Protokolü uygulanmıştır. Katılımcıların EAT-10 testi sonuçları ile Yale Yutma Testi sonuçları arasında anlamlı bir ilişki olduğu (p<.05) ve EAT-10 testi sonuçları ile yutma çabası (sıvı) arasında anlamlı bir ilişki olduğu (p<.05) bulgulanmıştır. Katılımcıların EAT-10 testi sonuçları ile yutma çabası (katı) arasında da anlamlı bir ilişki görülmüştür (p>.05). Ayrıca katılımcıların EAT-10 Testi ile Disfaji Handikap Endeksi (DHİ) puanları arasında anlamlı ve yükseğe yakın bir ilişki bulunmuştur (p<.001, Spearman's rho = .66). Servikal omurga ve postüral bozukluğu bulunan 10–18 yaş aralığındaki bireylerin, sıvı yutma becerilerinde zorluk yaşadıkları, ancak katı yutma becerilerinde anlamlı bir zorluk yaşamadıkları belirlenmiştir. Servikal omurga ve postür bozukluklarının, bireylerin yutma işlevlerini olumsuz etkileyerek yaşam kalitelerini, günlük yaşam aktivitelerini ve sosyal etkileşimlerini sınırlayabildiği görülmektedir. Disfaji değerlendirmesinde kullanılan standardize testlerden olan EAT-10 ve Disfaji Handikap Endeksi'nin geçerliliği ve güvenilirliği kanıtlanmış olmakla birlikte, bu testlerin öznel değerlendirmelere dayanması, sonuçların yorumlanmasında bazı kısıtlamalara neden olabilmektedir. Öznel testlerin yanı sıra objektif değerlendirme araçlarının da kullanılması, disfajinin daha kapsamlı ve güvenilir bir şekilde değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: yutma, disfaji, servikal omurga ve postür bozukluğu.

DistoniDistonik bozukluklarOmurga+7
Fatma Neva Atalay
Tarsus University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan dönemdeki bireylerde stomatognatik sistem ile omurga postürü ve pelvis simetrisi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma stomatognatik sistem ile omurga postürü ve pelvis simetrisi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 14,01±1,4 yıl olan 91 sağlıklı adölesan birey dahil edildi. Stomatognatik sistem için temporomandibular eklem hareket açıklığı milimetrik cetvelle, servikal eklem hareket açıklığı ve kraniovertebral açı ölçümü gonyometre ile, tragus-duvar mesafesi ölçümü mezurayla, kifoz ve lordoz açı ölçümü Baseline Bubble Inclinometer® ile, skolyoz gövde rotasyon açısı skolyometre, pelvis simetrisi için alt ekstremite uzunluk ölçümleri mezura kullanılarak yapıldı. Verilerin analizi için SPSS ve R programı kullanıldı ve p<0,05 istatistik anlamlılık seviyesi kabul edildi. Çalışmaya dahil edilen adölesan bireylerin kroniovertebral açı ile maksimum ağız açıklığı ve protrüzyon değerleri arasında orta kuvvetli ilişki bulundu (r= 0,445-0,452; p<0,01). Tragus duvar mesafesi ile maksimum ağız açıklığı ve laterotrüzyon değerleri arasında orta kuvvetli ilişki saptandı (r= -0,421; -0,489; p<0,001). Kifoz açı değeri ile maksimum ağız açıklığı arasında kuvvetli (r= -0,679; p<0,001); protrüzyon miktarı ile orta kuvvetli (r= - 0,558; p<0,001); laterotrüzyon değerleri ile zayıf (r= -0,330; -0,340; p=0,001) ilişki saptandı. Skolyoz rotasyon açısı ile maksimum ağız açıklığı (r= -0,276; p=0,008), protrüzyon (r= -0,268; p=0,010) ve laterotrüzyon (r= -0,209; -0,214; p=0,047) değerleri arasında zayıf ilişki bulundu. Lordoz açısı ile maksimum ağız açıklığı (r= -0,389; p<0,001), laterotrüzyon (r= -0,311; p=0,003) değerleri arasında zayıf ilişki saptandı. Bacak uzunluk farkı ile maksimum ağız açıklığı (r= -0,232, p=0,026), protrüzyon (r= -0,227, p=0,030) her iki taraf laterotrüzyon (r= -0,216; -0,214, p<0,05) değerleri arasında zayıf ilişki bulundu. Skolyoz eğriliğinin yönü ile laterotrüzyon (ρ= -0,508; -0,517, p<0,05) değerleri ve aynı taraf tragus duvar (ρ= 0,482; 0,490, p<0,05) mesafesi ve eğriliğin yönü ile zıt taraf lateral fleksiyon ve rotasyon (ρ= -0,487; -0,427, p<0,05) değerleri arasında orta kuvvette ilişki bulundu. Eğrilik yönü ile aynı taraftaki spina iliaca anterior süperior-medial malleol (ρ= - 0,355; -0,349, p<0,05) mesafesi arasında zayıf bir ilişki saptandı. Adölesan dönemdeki bireylerde stomatognatik sistem ile omurga postürü ve pelvis simetrisi arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Stomatognatik Sistem; Omurga; Pelvis; Postür

DengeOmurgaPelvis+1
Emine Betül Demirkapı
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik boyun ağrılı bireylere uzaktan uygulanan spinal stabilizasyon egzersizlerinin fonksiyonel düzey ve kas mimarisi üzerine etkilerinin karşılaştırılması.

Bu çalışma, kronik boyun ağrılı (KBA) bireylere uzaktan ve yüz yüze uygulanan spinal stabilizasyon egzersizlerinin (SSE) fonksiyonel düzey, kas mimarisi, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, kinezyofobi, yaşam kalitesi, fonksiyonel aktivite zorluğu, egzersiz memnuniyeti, uyumu ve motivasyonu üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladı. Hastalar telerehabilitasyon grubu (TRG) (n=15) ve yüz yüze egzersiz grubu (YEG) (n=16) olarak randomize edildi. Her iki gruba sekiz hafta, haftada 3 gün, 45 dakika SSE uygulandı. Tedavi sonunda boyun fonksiyonel seviyesi, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, yaşam kalitesi, kinezyofobi, fonksiyonel aktivite zorluğu, egzersiz memnuniyeti, uyumu, motivasyonu ve omurga kaslarının mimarisinde her iki grupta iyileşmeler bulundu (p<0,05). TRG'da yaşam kalitesinde duygusal sorunlar, duygusal durum, sosyal fonksiyon; YEG'da fiziksel sağlık, duygusal sorunlar, enerji yorgunluk, sosyal fonksiyonda fark yoktu (p>0,05). TRG ve YEG'de Sağ Sternokleideomastoideus, TRG'de sağ Üst Trapez, Rektus Abdominis, İnternal ve Eksternal Oblik kaslarının kalınlıklarında, YEG'de sol İnternal Oblik ve sağ Eksternal Oblik kas kalınlıklarında fark yoktu (p>0,05). Gruplar arasında tedavi sonunda, bel fonksiyonel seviyesi (p=0,04) ve yaşam kalitesinde fiziksel sağlıkta TRG lehine (p=0,03) farklılık vardı ancak, yaşam kalitesinin fiziksel sağlık dışındaki parametreleri, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, kinezyofobi, boyun fonksiyonel seviyesi, fonksiyonel aktivitedeki zorluk ve omurga kas mimarisinde fark yoktu (p>0,05). Egzersiz programına uyum, memnuniyet ve motivasyon yüksekti, gruplar arasında bu parametreler açısından fark yoktu (p>0,05). Telerehabilitasyonun, yüz yüze rehabilitasyonun uygulanamadığı durumlarda KBA'lı hastaların egzersiz tedavisinde kullanılabilecek iyi bir alternatif yöntem olduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Boyun ağrısı, yeti yitimi, egzersiz, fonksiyonel kapasite seviyesi, kas mimarisi, telerehabilitasyon, egzersiz uyumu, egzersiz memnuniyeti, boyun farkındalığı.

AğrıBoyun ağrısıEgzersiz+6
Dilara Onan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Non-radyografik aksiyal spondiloartrit ve ankilozan spondilit hastalarında denge ve yürüyüş parametrelerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, non-radyografik aksiyal spondiloartrit (nr-axSpA) ve ankilozan spondilit (AS) hastalarının yürüyüş ve denge parametrelerini, lumbopelvik stabilitelerini, gövde pozisyon duyularını ve omurga postürlerini karşılaştırmaktır. Çalışmamıza yaş ve cinsiyete göre tabakalı randomizasyon yapılan 24 AS'li birey (41,33±9,67 yıl, 17 kadın), 23 nr-axSpA'lı birey (36,22±8,32 yıl, 17 kadın) ile benzer yaş ve cinsiyet özelliklerine sahip 24 sağlıklı birey (37,83±3,13 yıl, 17 kadın) dahil edildi. Tüm bireylerin yürüyüş parametreleri pedobarografik yürüyüş analiz sistemi ile, statik dengeleri stabilometrik sistem ile, gövde pozisyon duyuları ve omurga postürleri dijital inklinometre ile, lumbopelvik stabiliteleri stabilizer basınçlı biofeedback ünitesi ile değerlendirildi. Aksiyal spondiloartritli (axSpA) bireylerin hastalığa ait özellikleri, spinal mobilite, hastalık aktivitesi, fiziksel fonksiyon, genel sağlık durumu ve yaşam kalitesi sonuçları kaydedildi. Değerlendirme sonucunda, radyografik etkilenimden bağımsız olarak AS ve nr-axSpA'lı bireylerin klinik özelliklerinin, yürüyüş ve denge parametrelerinin, lumbopelvik stabilitelerinin ve gövde pozisyon duyularının benzer olduğu bulundu (p>0,05). Nr-axSpA'lı bireylerin statik arka ayak basınçlarının sağlıklı bireylere göre azaldığı (p=0,049); AS ve nr-axSpA'lı bireylerin sağlıklı bireylere göre dinamik ön ayak basınçlarının arttığı (p=0,047), arka ayak basınçlarının ise azaldığı (p=0,044); radyografik etkilenimden bağımsız olarak AS'li bireylerin sağlıklı bireylere göre kadanslarının azaldığı (p=0,027), adım genişliğinin arttığı (p=0,045), AS ve nr-axSpA'lı bireylerin ise sağlıklı bireylere göre ivmelerinin azaldığı (p<0,001), duruş sürelerinin arttığı (p=0,006); radyografik etkilenime bakılmaksızın statik denge parametrelerinden lateral yer değiştirme miktarının axSpA'lı bireylerde sağlıklı bireylere göre daha fazla olduğu (p<0,001); lumbopelvik stabilizasyon, gövde pozisyon duyusu ve lumbal lordoz derecesinin axSpA'lı bireylerde sağlıklı bireylere göre daha azaldığı bulundu (p<0,001). Çalışmanın en önemli sonucu olarak spinal mobilite ve torakal kifoz derecesinin radyografik süreçten etkilendiği belirlendi. AS'li bireylerin spinal mobilitelerinin nr-axSpA'lı bireylere göre azaldığı, torakal kifoz derecelerin ise arttığı tespit edildi. Sonuç olarak, AS ve nr-axSpA hastalarında rehabilitasyon programı oluşturulurken hastalık yükü açısından benzerlikler ve özellikle omurga parametreleri ve statik plantar basınç açısından farklılıklar göz önünde bulundurularak kişiye özel stratejilerin ortaya konulması gerektiğini düşünmekteyiz.

DengeOmurgaPostural denge+3
Yasemin Akkubak
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Myastenia gravis hastalarında spinal stabilizasyon egzersizlerinin yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, Myastenia Gravis (MG) hastalarında spinal stabilizasyon egzersizlerinin yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine olan etkilerini araştırmaktı. Çapraz geçişli, randomize, tek kör olarak planlanan bu çalışmaya MG Fonksiyonel Değerlendirmesine göre evre II ve III'te olan MG hastaları dahil edilmiştir. Çalışma 4'ü kadın, 6'sı erkek olmak üzere 10 hasta ile tamamlanmıştır. Grup-1'deki hastalara, önce haftada 3 gün, 6 hafta spinal stabilizasyon egzersizleri uygulanmış, ardından 4 hafta dinlendirilmiş, sonrasında solunum egzersizleri, kalistenik egzersizler ve mat aktivitelerinden oluşan 6 haftalık ev programı verilmiştir. Grup-2'deki hastalara, önce içeriği aynı olan 6 haftalık ev programı verilmiş, ardından 4 hafta dinlendirilmiş, sonrasında haftada 3 gün olmak üzere 6 hafta spinal stabilizasyon egzersizleri uygulanmıştır. Her iki egzersiz programının başında ve sonunda değerlendirmeler yapılmıştır. Değerlendirmelerde; Yorgunluk Şiddet Ölçeği ve Görsel Analog Ölçeği, dinamometrik ölçümler, solunum fonksiyon testleri ve 6 dakika yürüme testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda, spinal stabilizasyon egzersizlerinin ve ev programının yorgunluğu azalttığı, kas kuvvetini ve fonksiyonel kapasiteyi geliştirdiği görülmüştür (p<0,05). Solunum fonksiyon testlerinden FVC, FEV1 ve SVC parametrelerinde sadece spinal stabilizasyon egzersizleri sonrasında gelişme olmuştur (p<0,05). Her iki egzersiz yaklaşımı karşılaştırıldığında tüm parametrelerde spinal stabilizasyon egzersizlerinin, ev programına göre daha etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Bu bulgular doğrultusunda, spinal stabilizasyon egzersizlerinin uygun evre ve remisyondaki MG hastalarında yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine olumlu etkiler oluşturacağı görüşüne varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Myastenia Gravis, spinal stabilizasyon egzersizleri, ev programı, yorgunluk, kas kuvveti

Egzersiz tedavisiFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+5
Ali Naim Ceren
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Genişletilmiş bilgisayarlı tomografi skalası ve metal artefakt azalımı yöntemlerinin implantlı hastalarda doz dağılımına etkisinin bireyselleştirilmiş fantomlar kullanılarak analiz edilmesi

Günümüzde insan vücudunda diş, çene, kalça, omurga gibi metal implantların kullanımı yaygınlaşmıştır. Ancak insan vücudundan farklı olarak bu implantların yüksek atom numarasına sahip olması, Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntülemesinde artefaktlara sebep olmaktadır. Radyoterapi (RT) tedavi planlamasının BT görüntüleri üzerinden yapılması nedeniyle bu artefaktlar doz hesaplamalarında belirsizliklere yol açmaktadır. Bu çalışmadaki amaç, üç boyutlu (3B) bireyselleştirilmiş fantomlara Titanyum (Ti) alaşımlı implantlar yerleştirip, Genişletilmiş BT Skalası (GBTS) ve SEMAR (Single energy metal artefact reduction, Toshiba Medical Systems, Otowara, Japan) algoritmaları kullanarak metal implantların RT 'deki doz dağılımına etkilerini araştırmaktır. Öncelikle implantlar (1 mandibula ve 2 servikal vertebra) 3B baskı teknolojisiyle üretilmiş fantomlara yerleştirilmiştir. Sonrasında hazırlanan fantomların Toshiba Aquilion LB BT (Toshiba Medical Systems, Otowara, Japan) cihazında BT taramaları yapılıp ardından GBTS ve SEMAR yöntemleri uygulanmıştır. Dozimetrik ölçümler içinse EBT3 Gafkromik filmler fantomların uygun kesit aralarına yerleştirilerek Varian Clinac DHX High Performance lineer hızlandırıcı cihazında ışınlanmıştır. Film dozimetri ile elde edilen 2B doz haritaları tedavi planlama sisteminden (TPS) alınan 3 boyutlu konformal RT (3BKRT) ve yoğunluk ayarlı RT (YART) planlama sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Tedavi planlarının gama analizi sonuçları değerlendirilirken %3 doz farkı (DF) ve 3 mm doz mesafe uyumu (DMU), %3 DF ve 5mm DMU, %5 DF ve 3mm DMU son olarak da %5 DF ve %5 DMU kriterleri kullanılmıştır. Mandibula implantlı fantomdan elde edilen ölçümlerde anlamlı farklılıklar bulunamamıştır. Bunun sebebi mandibula implantının çok ince ve küçük yapıda olması nedeniyle yeteri kadar artefakt yaratamamasıdır. Servikal vertebra implantlı fantomlardan elde edilen ölçümlere göre ise GBTS yönteminin gama analizi sonuçları, standart BT skalasına (SBTS) göre daha iyi çıkmıştır (%1-%16). SEMAR yöntemi gama analizi sonuçlarında ise dozimetrik açıdan anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Sonuç olarak implantların büyük metal artefaktlar yarattığı durumlarda RT tedavisi planlanırken GBTS kullanılması önerilmektedir. SEMAR algoritmasının ise belirtilen koşullar için RT 'de dozimetrik bir etkisi bulunamamıştır.

ArtefaktlarMandibular protezOmurga+4
Hande Ahrazoğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Füzyonsuz vertebral cisim gerdirme cerrahisi sonrası adölesan idiopatik skolyozlu bireyler ile sağlıklı bireylerin gövde kas enduransı, statik denge, gövde kas kuvveti, eklem hareket açıklığı ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, Füzyonsuz(ipli) Vertebral Cisim Gerdirme(Vertebral Body Tethering)cerrahisi geçirmiş bireyler ile normal sağlıklı bireylerde cerrahi sonrası gövde kas enduransı, ayakta durma dengesi, gövde kas kuvveti, normal eklem hareket açıklığı ve yaşam kalitesi skorlarını karşılaştırmaktır. Çalışmaya 11-18 yaşları arasında cerrahiden sonra 3 ay ile 3 yıl geçmiş 20 Adölesan İdiyopatik Skolyozlu ve 20 sağlıklı birey dahil edildi. Bireylerde lumba bölge esneklik değerlendirmesi mezura kullanılarak, Lumbal bölge eklem hareket açıklığı değerlendirmesi ise gonyometre kullanılarak yapıldı. Bireylerde Kas enduransları değerlendirilirken lumbal bölge fleksörleri için kraus Weber, ekstansörler için Biering-Sorensen testi kullanıldı. Bireylerde Denge değerlendirmesi için tek ayaküstünde durma testi gözler açık ve kapalı olmak üzere iki farklı şekilde uygulandı. Bireylerde yaşam kalitesini değerlendirmek için Scoliosis Research Society-22 revised (SRS-22r) ölçeği kullanıldı. Sağlıklı bireyler ile karşılaştırmak için Kısa Form-36 (KF-36) ölçeği her iki grupta da kullanıldı. Lumbal bölge eklem hareket açıklığı, esneklik, Kas enduransı ve denge olarak anlamlı bir fark görülmedi(p>0,05).Yaşam kalitesi enerji/canlılık/vitalite ve genel sağlık algısı puanlarının hasta grubunda sağlıklı katılımcılara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur(p<0,05). Yaşam kalitesinde Fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik ve ağrı puanları hasta grubunda sağlıklı katılımcılara göre anlamlı derecede farklılık göstermemektedir (p>0,05). Lumbal kas kuvveti olarak, sırt ekstansörleri, lateral gövde fleksörleri, ateriyor gövde fleksörleri ve oblik gövde fleksörleri ölçümleri, hasta grubunda sağlıklı katılımcılara göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur(p<0,05). Sonuç olarak yapılan Vertebral Body Tethering cerrahisinin olumlu sonuç verdiği, cerrahi öncesi ve sonrasında esneklik, denge, ve enduransın dahil edildiği değerlendirmelere ihtiyaç vardır.

Eklem hareket açıklığıErgenlerKas kuvveti+5
Mübarek Çelik
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Boyun ağrısı olan ve omuz impingement tanısı alan olgular arasındaki postüral değişkenlerin spinal mouse ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; boyun ağrısı olan ve omuz impingement tanısı alan olgular arasındaki postüral değişkenlerin spinal mouse ile değerlendirmek ve sonuçları karşılaştırmaktır. Mayıs-Ekim 2018 tarihleri arasında yürütülen bu çalışmaya, yaşları 23-65 arasında olan, boyun ağrılı 25 olgu ( Boyun Ağrısı Olan Grup) ile omuz impingement tanılı 25 olgu (Omuz İmpingement Tanılı Grup) dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen katılımcılar, ağrı şiddeti (VAS), yaşam kalitesi (SF-36), üst ekstremitenin bedensel etkinlikleri ve hastalık belirtileri (DASH) yönünden değerlendirildi. Omurgadaki total eğrilikleri, omurganın şeklini ve hareket açılarını sagital planda tespit etmek amacıyla Spinal Mouse (SM) kullanıldı. Ayrıca sosyodemografik özellikleri sorgulandı. Tüm ölçümler fizyoterapist tarafından yapıldı ve değerlendirildi. Grupların demografik ölçümleri karşılaştırıldığında, yalnızca beden kitle indekslerinin iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p=0,03). Her iki grubun torasik kifoz açıları normal değerlerin üzerinde bulunmuştur. İki grup arasında torasik eğim dereceleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Torasik mobilite değerleri açısından ise istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar vardır (p=0,02). Omuz impingement tanılı grupta torasik eğim açısı ile SF-36'nın fiziksel fonksiyon, canlılık, ruhsal sağlık ve sosyal fonksiyon alt parametreleri arasında güçlü korelasyonlar bulunmuştur (p<0,05). İki grup arasında VAS, DASH ve SF-36 değerleri üzerinde istatistiksel olarak fark yoktur (p>0,05). Torasik kifoz açısı normal değeri 20˚-40˚ aralığında kabul edilmektedir. Çalışmamızda torasik kifoz açıları, SM ile gerçekleştirilen ölçümlere göre omuz impingement tanılı grupta ortalama 45˚±8,8˚, boyun ağrısı olan grupta ortalama 44,32˚±9,5˚'dir. Sonuç olarak; torasik kifoz açısının fazla olmasının, boyun ve omuz bölgesinde ağrı meydana getirebileceğini ve kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: boyun ağrısı, omurga, omuz impingement sendromu, spinal mouse, torakal postür.

BoyunBoyun ağrısıDuruş+6
Zerrin Yılmaz
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Müzisyenlerin karşılaşabileceği sağlık sorunları belirtileri ve tedavisinin gitaristler bağlamında incelenmesi

Müzisyenlerin hayatı boyunca yaşadıkları ve yaşayabilecekleri sağlık sorunlarına yakından dikkat çekmek, bu durumun önemini ve neler yapılabileceğini anlamak ve anlatmak gerekmektedir. Çünkü müzisyenler de diğer çalışan veya sporcu insanlar kadar enerji ve efor sarf etmekte ve yaptıkları iş vücutlarını dışarıdan bir çok insan için öyle görünmese de çok yormakta ve hatta sağlığından ve hatta mesleğinden edebilmektedir. Bir enstrümanist ve müzisyenin hayatında yalnızca notalar, nota çalışması, iyi çalma kabiliyeti yoktur. Bunları sağlıklı bir şekilde başarabilmesi, vücudunun ve psikolojik yapısının ne kadar sağlam olduğuyla doğru orantılıdır. İnsanın sağlığı ne kadar iyi olursa yaptığı işi bir o kadar daha iyi yapar ancak sağlığı kötü olduğunda verimi düşer. Çalışmalar veya performanslarına başlamadan önce ve hatta genel hayatında bir takım çok yormayan ve sağlık açısından iyi olan egzersizler antrenmanlar yapmak zor olmayacaktır. Vücudu ısıtmayı öğrenmek, hangi uzvunu nasıl esneteceğini bilmek ve ardından kendi vücudunu çözerek çalışmalarını nasıl ve ne sıklıkla yapacağını anlamak başlıca görev olmalıdır. Bu egzersizler aslında her insanın günlük hayatında zinde kalması ve vücudunu her an her harekete açık tutması açısından da gereklidir. Açma-germe-esneme-gevşeme hareketlerinin nasıl yapıldığı ve ne sıklıkla yapılması gerektiği birçok kaynakta mevcuttur. Bu çalışmalar ve önemi kavranmayıp uygulanmadığında ortaya birçok müzisyenin yaşadığı, konu içerisinde de anlatılan ve uzun süreli olabilen sakatlıklar meydana gelmektedir. Bu sakatlıklar bazen geçici olabilse de, önemsenmediğinde kalıcı hasarlara sebep olabilmektedir. Bu tip sakatlanmaların yaşanmaması ve hatta bir sigortaları olmayan ve her şeyleri uzuvları olan müzisyenlerin kendini ve bedenini çözüp nasıl yeteri kadar güçlü ve esnek hale getirmeleri gerektiğini öğrenmeleri gerekmektedir. Bu konuda birçok çalışma ve eğitim yapılabilir. Öncelikle müzik eğitimi verilen tüm kurum ve kuruluşlarda müzisyen sağlığının önemi anlatılmalı ve gerekli temel eğitimler verilebilmelidir. Üniversitelerde ve güzel sanatlarla alakalı diğer kuruluşlarda ders müfredatlarına yerleştirilmeli, seminerler verilebilmelidir. Bu tez çalışmasında tüm bu hastalıklar, tedavileri ve önlemleri hakkında bilgi verilmektedir. Anahtar kelimeler; müzisyen, sağlık, eğitim, tedavi, egzersiz

EgzersizGitaristMüzisyenler+6
Tuğsan Çağatay Çam
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İlköğretim birinci, beşinci ve sekizinci sınıf kız ve erkek öğrencilerinde spinal mouse ile omurga duruşu taraması çalışması

Okul ortamı, fiziksel ve sosyal çevresi ile sağlığı doğrudan etkilemektedir. Okul, sağlık ile ilgili olumlu tutum ve davranışların geliştirilmesine ya da sağlık hizmetlerinin topluca sunulmasına elverişli bir ortam olması nedeniyle, sağlık hizmetleri için önemli bir kurumdur. 1, 2. Koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında okullarda pek çok tarama programı yürütülmektedir. Bunlardan en önemlisi omurga sağlığı taramasıdır. Çocukların okula başlamasıyla gündeme gelen hareketsiz yaşam, uzun oturma süreleri, bilgisayar kullanımının artması, ağır ve yanlış çanta taşıma alışkanlıkları, gelişim çağının getirdiği duruş bozuklukları ve bu yaşa özgü gelişebilen kifoz, lordoz, skolyoz, kanat skapula gibi omurgayı ilgilendiren şekil bozukluklarını gündeme getirmektedir. Aynı zamanda bel ağrısının neredeyse bu çağlarda başladığı ve yaşla birlikte prevalansının arttığı bildirilmek- tedir. Okul omurga sağlığı taramaları, postür bozukluklarını erken dönemde saptama ve saptanan kifoz, lordoz ve skolyoz gibi bozuklukları önlemek veya azaltabilmek amacıyla yapılmaktadır. Ülkemizde ilkokul çocuklarında çeşitli sağlık taramaları yapılmakta, ama omurga sağlığı taraması ve buna bağlı olarak görülen postüral değişiklikleri belirten çalışmalar az sayıda bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, ilkokul çocuklarında çanta taşıma şekli, bilgisayar kullanım sıklığı, postür bozukluklarını belirlemektir. Geçerliliği ve güvenirliği test edilmiş olan Spinal Mouse cihazı ile zararlı ışınlara gerek duyulmadan çocukların omurga eğriliklerinin tespit edilmesi ve bu eğriliklerin hangi yaş grubunda daha çok görüldüğü bu çalışmanın genel bir özetidir.

DuruşKifozLordoz+4
Dilara Büyükikiz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Akıllı telefon kullanımının spinal kinematikler, postür, ağrı, yürüyüş ve rahatsızlık hissi üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı akıllı telefon kullanımının spinal kinematikler ve yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri üzerine etkisi ile, postür, ağrı ve rahatsızlık hissi arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya 20 kadın, 22 erkek olmak üzere 42 sağlıklı birey dahil edildi. Katılımcıların spinal kinematikleri video-fotoğraf yöntemi ile, yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri GAITRite elektronik yürüme yolu ile, postür değerlendirmesi New York Postür Analizi ile, ağrı ve rahatsızlık hissi Cornell kas-iskelet sistemi rahatsızlık hissi ölçeği ile, yaşam kalitesi SF-36 kısa form ile, bireylerin akıllı telefon kullanım postürleri Akıllı Telefon Algısı Değerlendirme Ölçeği ile ve bireylerin akıllı telefon bağımlılığı Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ile değerlendirildi. Elde edilen verilere göre; bireylerin baş ve servikal bölge açıları ile torakal, torakolumbar ve lumbar bölge açılarının oturma pozisyonunda akıllı telefon kullanımından etkilenerek fleksiyon açısının arttığı gözlendi (p<0,005). Ayakta duruş pozisyonunda ve yürüyüşte baş, boyun ve torakal bölge fleksiyon açılarının arttığı ve akıllı telefon kullanımından etkilendiği gözlendi (p<0,005). Akıllı telefon bağımlılığı ile New York Postür Analizi arasında ilişki gözlenmezken (p>0,005), ağrı ve rahatsızlık hissi ile yorgunluk düzeyi ve fiziksel rol güçlüğünün akıllı telefon bağımlılığı ile ilişkili olduğu gözlendi (p<0,005). Akıllı telefon kullanımı esnasında değerlendirilen yürüyüşün zaman-mesafe karakteristiklerinden destek yüzeyi, tek destek süresi ve sağ çift destek süresinin akıllı telefon kullanımından etkilenmedi. (p>0,005). Elde ettiğimiz sonuçlara göre; telefon kullanımının yol açabileceği postür ve yürüyüş değişiklikleri ile fizyoterapistlere Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlara göre bireylere akıllı telefon kullanımı esnasında destekli sandalyelerde oturmalarını, telefon kullanırken kol altına destek almalarını önermekteyiz ve böylece baş aşağı postürün daha az miktarda olabileceğini ve ağrı gibi şikayetlerinin azalabileceğini düşünmekteyiz.

Akıllı telefonlarAğrıCep telefonu+4
Gülnihal Metin
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spondiloartrit tanılı hastalarda kostovertebral, kostotransvers, sternoklavikular ve manibriosternal eklem tutulumunun incelenmesi

Bu çalışmanın amacı spondiloartrit (SpA) tanılı hastalarda gözden kaçan eklem bölgeleri olan kostovertebral (KV) ve kostotransvers (KT), sternoklavikular (SK) ve manibriosternal (MS) eklem tutulumlarının klinik, radyolojik ve laboratuvar bulgularıyla ilişkisini incelemektir. Çalışmaya 1 Ocak 2010- 31 Aralık 2020 yılları arasında kliniğimize başvuran ve herhangi bir sebeple Toraks bilgisayarlı tomografi (BT) çekilmiş, 18 yaş üstü SpA tanısı olan ve eşlik eden romatolojik başka bir tanısı olmayan 281 hasta, Toraks BT'si olan 30 romatoid artrit hastası ve 30 sağlıklı kontrol olmak üzere toplam 341 kişi dahil edilmiştir. Retrospektif olarak toplanan veriler uygun istatistik yöntemlerle değerlendirilmiştir. SpA hastalarının, 206 (%73,3)'sı AS, 63 (%22,4)'ü psöriatik artrit (PsA), 12 (%4,3)'si non-radyografik aksiyel SpA (nr-AksSpA) tanılıydı. PsA hastalarının 34 (%54)'ü aksiyel PsA'ydı. KV eklem toplam skorları hastalıklar arasında farklılık göstermekteydi (AS 35, PsA 16, aksiyel PsA 16, periferik PsA 20, nr-AksSpA 6,5, RA 15,5, sağlıklı kontrol 13v (p<0.001)). Benzer şekilde, KT eklem toplam skorları da hastalıklar arasında farklıydı (AS 16, PsA 13, aksiyel PsA 12, periferik PsA 14, nr-AksSpA 14, RA 6,5, sağlıklı kontrol 4 (p<0.001)). SpA hastalarında sindesmofiti olan grupta tüm eklem skorları belirgin olarak daha yüksekti (KV için 66,5 ve 14,5, KT için 29,5 ve 10, SK için 4 ve 1,5, MS için 3 ve 2 (her bir eklem için p<0,001)). Sigara içen grupta KV ve KT eklem tutulumu daha fazlaydı (KV için 21 ve 33 p=0,013, KT için 12 ve 16 p=0,008). AS hastalarında göğüs ekspansiyonu ile KV (r=-0,709, p<0,001) ve KT (r=-0,689, p<0,001) eklem tutulumu arasında negatif yönde güçlü düzey ilişki bulundu. Bu sonuçlar ışığında, klinik olarak gözden kaçma potansiyeli olan bu bölgelerin daha dikkatli değerlendirilmesi, KT ve KV eklem tutulumu olan hastaların erken dönemde egzersiz programlarına alınması faydalı olabilir.

Eklem hastalıklarıEklemlerKlavikula+2
Emine Büşra Ata
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilgisayarlı tomografi görüntülerinden travmatik olmayan omurga çökme kırıklarının tespiti için hibrit bir makine öğrenme yönteminin geliştirilmesi

Travmatik olmayan vertebral kompresyon fraktürleri, insan omurgasında sık görülen bir patolojik durumdur. Yaşla birlikte kemik kütlesinin azalması, travmatik olmayan vertebral kompresyon fraktürlerinin oluşmasına sebep olmaktadır. Travmatik olmayan vertebral kompresyon fraktürleri genellikle uzun süre semptomsuz kaldığı için bu dönemde erken teşhis, hastalığın ilerlememesini ve daha etkin tedavi olanağını sunmaktadır. Teşhis ve tedavi için hastalara ait radyolojik görüntülerden faydalanılmaktadır. Radyolojik görüntülerden elde edilen veri kümeleri günümüzde bilimsel gelişmelere önemli katkılar sağlamaktadır. Veri kümeleri, makine öğrenme yöntemleri kullanılarak sağlık alanında patolojik durumların segmentasyonu, yüksek doğruluk ve hassasiyetle tespiti, sınıflandırılması, hastalık tanısı için etkili çözümler oluşturmaktadır. Son yıllarda travmatik olmayan vertebral kompresyon fraktürlerinin tespiti araştırmalarında makine öğrenme yöntemleri daha sık kullanılmaya başlanmıştır. Bu tez çalışmasında, hastaların ham bilgisayarlı tomografi görüntü verileri işlenerek makine öğrenme yöntemlerinin uygulanması için özgün bir veri kümesi oluşturulmuştur. Özgün veri kümesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda bilgisayarlı tomografi ile radyolojik tanı alan hastaların retrospektif görüntülerinden sağlanmıştır. Tez kapsamında, görüntü özellikleri, VGG16 yöntemi ile çıkarılmış ve SVM yöntemi ile seçilmiştir. Yeni bir hibrit çekişmeli üretici Ağ -quantum evrişimli sinir ağı (QCNN) makine öğrenmesi sınıflandırma modeli geliştirilmiştir. Hibrit model oluşturulurken quantum özellikler, DenseNet121 ve GAN dan esinlenilmiştir. Model, oluşturulan veri kümesi ile test edilmiştir. Hibrit modelin özgün veri kümesini sınıflandırma sonuçları, DenseNet121, GAN, MobileNetV3, EfficientNetB1, VGG16 ve ResNet50V2 ile karşılaştırılmış ve bu sonuçlar tartışılmıştır.

Bilgisayar programlamaGörüntü işlemeOmurga+3
Murat Türkmen
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlıklı bireylerde, fleksör ve ekstansör kaslara odaklanmış servikal spinal stabilizasyon egzersiz programlarının servikal kaslarda oluşturduğu morfolojik değişikliklerin manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesi

Bu çalışma fleksör ve ekstansör kaslara odaklanmış servikal spinal stabilizasyon (SSS) egzersiz programlarının, servikal kaslarda meydana getirdiği etkileri incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 27 sağlıklı, gönüllü erkek üniversite öğrencisi dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm bireylere T2 relaksasyon süresi ve anatomik enine kesit alanı ölçümleri, servikal kasların kuvvet ve endurans ölçümleri, eklem hareket açıklıklarının (EHA) ölçülmesi ve postür analizlerinden oluşan değerlendirmeler, egzersiz programları başlamadan önce ve 8 haftalık egzersiz programı sonrasında olmak üzere iki defa uygulandı. Bireyler "fleksiyon odaklı" ve "ekstansiyon odaklı" SSS egzersiz grupları ve "kontrol grubu" olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Her iki egzersiz grubundaki bireylere, haftada 2 defa toplam 8 hafta, bir gruba fleksiyon odaklı diğer gruba ekstansiyon odaklı SSS egzersizleri uygulandı. Kontrol grubundaki bireylere ise 8 hafta süresince hiçbir uygulama yapılmadı. Çalışma sonrasında egzersiz programı uygulanan çalışma gruplarının her ikisinde de derin fleksör ve ekstansör kas aktivasyonlarını gösteren T2 relaksasyon sürelerinde, sevikal bölge kas kuvvetlerinde, endurans değerlendirmelerinde, bazı EHA değerlendirmelerinde ve postür analizi sonuçlarında artış olduğu görüldü (p<0,05). Fleksiyon odaklı egzersiz grubunda hem derin fleksör hem de derin ekstansör kasların enine kesit alanında, ekstansiyon odaklı egzersiz yapan grupta ise yüzeyel FK haricinde tüm kasların enine kesit alanlarında artış bulundu (p<0,05). Çalışmamız sonucunda her iki gruptaki kaslarda her iki egzersiz programının da etkili olduğu sonucunda varıldı. Çalışmamızın gelecekte yapılması planlanacak diğer çalışmalara ışık tutacağı düşünüldü.

EgzersizKas gevşemesiKaslar+4
Erdi Kayabınar
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İdiyopatik skolyozlu bireylerde omurga biyomekaniğinin sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, idiyopatik skolyozlu (İS) bireylerin, sağlıkla ilgili yaşam kalitesindeki negatif etkilenimlerine hangi biyomekanik faktörlerin sebep olduğunu incelemekti. Çalışmaya İS'lu, yaş ortalaması 14,14±4,03 yıl olan 49 birey (41 kadın, 8 erkek) dahil edildi. Çalışma kapsamında bireylerin demografik bilgileri alındıktan sonra, eğri paterni (tek/çift), eğrinin içerdiği omurga bölgesi (torasik, lumbar, torakolumbar), eğri şiddeti (Cobb açısı) not edildi. Skolyometre ile aksiyal gövde rotasyonu (ATR), mezura ile gövde lateral fleksibilitesi, omurga röntgeni üzerinden frontal ve sagital denge, apikal vertebra/disk translasyonu, Skolyoz Dış Görünüş Anketi (SAQ) ile gövde şekil ve deformitesi, Hasta Tarafından Oluşturulan İndeks (PGI) ve Scoliosis Research Society-22 (SRS-22) Anketleri ile sağlıkla ilgili yaşam kalitesi değerlendirildi. Biyomekanik değerlendirmeler ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiye Spearman korelasyon analizi ile bakıldı. Bireylerin torasik Cobb değeri 27,9±11,1 lumbar Cobb değeri 24,4±9,8 idi. Torasik gövde rotasyonları 8,59±4,52 iken, lumbar rotasyonları 6,4± 3,06 idi. Olguların torasik Cobb açıları (r=-0,2) ve torasik rotasyonları (r=-0,106) ile yaşam kalitesi skorları arasında ilişki yokken (p>0,05); lumbar Cobb açıları ile SRS-22 toplam skorları arasında (r=-0,333 ve p=0,044), lumbar Cobb açıları ile PGI arasında (r=-0,375 ve p=0,045) ve lumbar rotasyonları ile SRS-22 İmaj skorları arasında (r=-0,348 ve p=0,019) negatif yönde, orta şiddette bir ilişki vardı. SAQ ile SRS-22 ''Ağrı'' (r=-0,396 ve p=0,005), ''Fonksiyon'' (r=-0,424 ve p=0,002), ''İmaj'' (r=-0,417 ve p=0,003) alt grup skorları ve SRS-22 toplam puanı (r=-0,472 ve p=0,001) arasında bir ilişki varken, PGI arasında ilişki yoktu (r=-0,096 ve p>0,05). Bu çalışmada gövde asimetrisi ve şekil bozukluğu arttıkça; ağrı, fonksiyon, self-imaj ve yaşam kalitesinin olumsuz etkilendiği, özellikle lumbar eğrinin yaşam kalitesini kötü etkilediği bulundu. Çalışmamıza göre skolyozlu bireylerde tedavi programını belirlerken hem dış görünüş hem de imaj algılarına yönelik bir iyileştirme hedeflenmelidir. Çalışmamız ayrıca rehabilitasyon başarısında aile eğitimlerinin önemini göstermiştir. Çalışmamız, farklı eğri tiplerinin biyomekanik ve yaşam kalitesi ilişkisinin karşılaştırılmasını içermesiyle gelecek çalışmalara ışık tutmaktadır.

AsimetriBedenBiyomekanik+4
Alev Doğan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan idiopatik skolyozda menstrual ağrı şiddetine göre skolyoz şekli ve spino-pelvik parametrelerin incelenmesi

Bu çalışma, adölesan idiopatik skolyoz (AİS) teşhisi olan bireylerde menstrual ağrı şiddetine göre skolyoz şekli ve spino-pelvik parametreleri incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 15,8±2,7 yıl olan, anteroposterior ve lateral grafileri mevcut olan ve AİS teşhisi olan 114 birey dahil edildi. Bireylerin menstrual ağrısı "Görsel Analog Skalası" ile değerlendirildi ve daha sonra menstrual ağrı şiddeti ortalamalarına göre bireyler 3 gruba ayrıldı. Menstrual ağrı şiddeti ortalaması 0-3 cm arasında olan bireyler "yok-hafif şiddetli ağrı" grubu (n: 39), 3,1-7 cm arasında olan bireyler "orta şiddetli ağrı" grubu (n: 43), 7,1-10 cm arasında olan bireyler ise "şiddetli ağrı" grubu (n: 32)'na dahil edildi. Tüm bireylerin tanımlayıcı özellikleri (demografik ve fiziksel özellikler, korse kullanımı, anksiyete ve depresyon düzeyi), skolyoz şiddeti (Cobb açısı), skolyoz şekli (eğri sayısı, primer eğri bölgesi) ve spinopelvik parametreleri (torakal kifoz, lumbal lordoz, pelvik insidans, pelvik tilt, sakral slop, pelvik obliklik derecesi, pelvik kayma ve pelvik aksiyal rotasyon) değerlendirildi. Çalışmamızda menstrual ağrı şiddetine göre oluşturulan gruplar arasında yaş, eğitim durumu ve pelvik obliklik derecesi parametreleri açısından fark bulunurken (p<0,05), diğer tanımlayıcı özellikler, skolyoz şiddeti, skolyoz şekli ve diğer spinopelvik parametreler açısından fark bulunmadı (p>0,05). Pelvik obliklik derecesi şiddetli ağrı grubunda daha büyük bulundu. Çalışma sonuçlarımıza göre, AİS teşhisi olan olgularda pelvik obliklik derecesi arttıkça menstrual ağrı şiddetininde arttığı söylenebilir. Standart ve çok boyutlu analize izin veren yöntemlerle skolyoz şiddeti, şekli ve spinopelvik parametreleri değerlendiren ve bu parametrelerin menstrual ağrı ile ilişkisini inceleyen geniş örneklemli ileri çalışmalar planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Adölesan idiopatik skolyoz, Cobb, menstrual ağrı, pelvik obliklik, spinopelvik parametre.

AğrıDismenoreErgenler+6
Burcu Şenol
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bireylerde spinal postür, çiğneme performansı ve yutma fonksiyonu arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı, yaşlılarda görülen spinal postüral değişiklikler ile çiğneme performansı ve yutma fonksiyonu arasında ilişkinin olup olmadığının belirlenmesidir. Çalışmaya Keçiören Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğünde kalan 65 yaş üstü 68 birey dahil edildi. Bireylere diş durumu, çiğneme performansı (çiğneme yeteneği ve çiğneme süresi), yutma fonksiyonu [yatak başı su içme testi ve EAT-10 (Yeme Değerlendirme Aracı)], postür (tragus açısı, torakal kifoz, lumbal lordoz, postür skalası), kognitif fonksiyon, yaşam kalitesi ve depresyon durumu değerlendirmeleri yapıldı. Daha sonra öncelikle spinal postür değerlendirmeleri olmak üzere diğer değerlendirme parametreleri ile çiğneme ve yutma fonksiyonu sonuçları karşılaştırıldı ve aradaki ilişkiler araştırıldı. Çalışma sonucunda, spinal postürün çiğneme performansı ve yutma fonksiyonu ile ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Başı önde olan ve torakal kifozu artan, postür skalasından da yüksek puan alan bireylerin, çiğnemede zorluk yaşadığı, çiğneme sürelerinin uzun olduğu ve postür değerlendirme skalasından yüksek puan alan bireylerin aynı zamanda yutma fonksiyonunu değerlendiren EAT-10'dan da yüksek puan aldığı belirlendi (p<0,05). Çiğneme performansı yetersiz olan bireylerin kognitif fonksiyonlarının ve yaşam kalitelerinin daha düşük, depresyon puanlarının da yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Eğitim düzeyi düşük kişilerin çiğneme performansı ise düşük, kognitif durumları ve yaşam kaliteleri de daha kötüydü (p<0,05). Çalışmanın sonunda; hayati önem taşıyan beslenme ve yaşamın devamı için en önemli fonsiyonlardan olan çiğneme ve yutma fonksiyonlarının postürle olan ilişkisinin, yaşlı kişilerde tedavi ve rehabilitasyon programlarının planlanmasında, interdisipliner ekip tarafından öncelikle ele alınması gereken bir problem olduğu, bu alanda yapılan hem değerlendirme hem de tedavi ile ilgili çalışmaların arttırılması gerekliliği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Çiğneme, Yutma, Spinal Postür, Baş Önde Postür, Yaşlılar

BoyunDuruşGeriatri+5
Hatice Koçak
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Skolyoz hastalarında omurga dizilim anatomisinin fotoantropometrik yöntemle analizi

Skolyoz Hastalarında Omurga Dizilim Anatomisinin Fotoantropometrik Yöntemle Analizi Skolyoz, columna vertebralis'in frontal düzlemdeki lateral fleksiyonu ve horizontal düzlemdeki rotasyonuyla karakterize bir deformitedir. Skolyoz tanı ve değerlendirmesi için radyolojik görüntüleme, altın standart olarak kullanılmaktadır. Hastalar, radyasyona maruz kalmaktadırlar. Çalışmamızın amacı, skolyoz hastalarında radyasyon tercihini azaltıcı bir teknik olan fotoantropometrik analiz yöntemi kullanılarak omurga dizilimindeki anatomik değişiklikleri göstermektir. Çalışma grubunu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Polikliniği'nde tedavi gören ve takip edilen 70 skolyoz hastası oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak dijital fotoğraf makinesi ve toksik olmayan renkli işaretleyici kullanıldı. Anatomik vücut işaretlemelerini gösteren noktalar, toksik olmayan kalem kullanılarak deri üzerine çizildi. Extremitas sternalis clavicula, extremitas acromialis clavicula, angulus inferior scapulae, sağ ve sol spina iliaca anterior superior, sağ ve sol spina iliaca posterior superior, C7-processus spinosus, T2-processus spinosus, T7-processus spinosus, T12-processus spinosus, L3-processus spinosus, L5-processus spinosus, sağ ve sol trochanter major'un merkezi, malleolus lateralis fibulae anatomik noktaları işaretlendi. Skolyoz hastalarının, düz bir zeminde belirlenen platformda bedenlerinin anterior-posterior-lateral perspektiften olmak üzere 9 adet fotoğrafları çekildi, elde edilen görüntüler bilgisayar ortamına aktarıldı. Image J yazılım programı yardımıyla noktalar arası uzaklıklar ve açılar standart bir şekilde ölçüldü. Postür analizi kapsamında belirlenen açılar hesaplandı. Ekstremiteler arasındaki deviasyon ve metrik farklılıklara bakıldı. Skolyoz hastalarında kadın-erkek oranı 4:1 (56 kız/14 erkek) olarak bulundu. Eğriliklerin %49'u lumbal eğrilik (34 eğrilik, 26 kadın, 8 erkek), %30'u torakal eğrilik (21 eğrilik, 16 kadın, 5 erkek), %7'lik kısmı torakolumbal eğrilik (5 eğrilik, 5 kadın, 0 erkek), %14'ü çift ana eğrilikler (10 eğrilik, 9 kadın, 1 erkek) olarak belirlendi. T7 ve gerçek vertikal hat arasındaki horizontal hatta kesişen, C7 ve T12 processus spinosus hatları arasındaki açı, lateral görünümde ölçüldü. Torakal kifoz açısı ortalama değeri 55,26 ± 3,69 derece ve 41,4⁰ – 63,65⁰ değer aralığında saptandı. L3 ve gerçek vertikal hat arasındaki horizontal hatta kesişen, T12 ve L5 processus spinosus hatları arasındaki açı, lateral görünümde ölçüldü. Ölçüm sonuçlarına göre lumbal lordoz açısının ortalaması 22,01 ± 1,19 derece ve 19,57⁰ – 25,13⁰ değer aralığında bulundu. Fotoantropometrik analiz sonucunda elde edilen Torakal Kifoz Açısı (TKA) ile Cobb yöntemi ile elde edilen Torakal Eğrilik Derecesi (TED) arasında pozitif ilişki bulundu (r=0,708). Fotoantropometrik ölçümler sonucu elde edilen Lumbal Lordoz Açısı (LLA) ile Cobb yöntemi ile elde edilen Lumbal Eğrilik Derecesi (LED) arasında pozitif ilişki vardır (r=0,406). İki bağımlı grup medyan değerleri arasında (SOLTAU-SAĞTAU, SOLTA-SAĞTA, SCA-ACA, AYA-ACA, SOLAEU-SAĞAEU, SİPSA-SİASA, İJSSOLSİASU-İJSSAĞSİASU) istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı test edildi (p>0,05). Görüntülerin kayıtlanması; basit, hızlı, zararsız ve ucuzdu. Bu çalışma, ölçümlerin yüksek güvenilirliği ile karakterizeydi. Skolyoz hastalarının omurga dizilim anatomisi değerlendirilmesinde fotoantropometrik parametreleri kullanmak mümkündür. Skolyoz hastalarının fotoantropometrik analizi, X-Ray gibi diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında tatmin edici sonuçlar bulundu. Skolyoz hastalarında digital fotoğraflama tekniğinin başarısı test edilmiş oldu. Anahtar kelimeler: Foto-antropometri; skolyoz; omurga anatomisi.

AnatomiAntropometriOmurga+1
Özden Bedre
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber faset sendromlu hastalarda iki farklı iğne yerleşimi ile konvansiyonel radyofrekans uygulamasının karşılaştırılması

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Algoloji Bilim Dalı'nda Eylül 2015-Ocak 2016 tarihleri arasında Algoloji polikliniğine başvuran kronik bel ağrılı 51 hasta çalışma kapsamına alındı. Randomize, tek kör, prospektif olarak planlanan çalışmada dışlama kriterleri olamayan, diagnostik test bloğu pozitif sonuçlanan hastalar çalışmaya dahil edildi. Onamları alındı. Diagnostik test bloğu pozitif olan hastalar randomize olarak 2 gruba ayrıldı ve konvansiyonel radyofrekans tedavisi iki farklı iğne yerleştirme uygulaması ile, resüsitasyon olanağı olan tam donanımlı Algoloji ameliyathanesinde uygulandı.Grup 1'e antero posterior yaklaşımla radyofrekans uygulanırken, Grup 2'ye oblik yaklaşımla konvansiyonel radyofrekans tedavisi uygulandı. İşlem öncesi 1.ay ve 3.ayda VAS, Beck depresyon testi, hasta memnuniyeti, el yer mesafesi, 20 metre yürüme testi,6 dakika yürüme testi, Oswestry skalası SF-36 yaşam kalite indeksi ve ek medikal tedavi kullanımları kaydedildi ve karşılaştırıldı. Hastalarda yan etki veya komplikasyon görülmedi. Çalışmanın genel değerlendirmesinden elde edilen sonuçlar şöyledir; 1.Her iki grupta da değerlendirdiğimiz; VAS ağrı skoru, Beck depresyon testi, el yer mesafesi testi, Oswestry testi, 20 metre yürüme testi, hasta memnuniyeti 6 dakika yürüme parametrelerinde iyileşme yönünde anlamlı sonuçlar saptadık. Ek medikal tedavi kullanımı açısından gruplarda anlamlı fark saptanmadı. 2.Bir yaşam kalite indeksi olan SF-36 testindeki değişim istatiksel olarak anlamlı saptanmadı. Bu da 3 aylık izlem süresinden dolayı değişimin henüz teste yansımamasından olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızın uzun dönem takipleri devam etmektedir. 3.Her iki grup karşılaştırıldığında ise grup 1 hasta memnuniyeti, VAS ağrı skoru parametrelerinde akut(1.ay)kontrolündeki iyileşmenin daha fazla olduğu görüldü fakat aynı parametrelerde 3.ay değişimlerinde gruplar arası fark gözlenmedi. 4.Sonuç olarak her iki iğne yerleştirme yönteminde de etkinlik yüksek olup, gruplar arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. Tercih uygulayacak olan Algoloğun tercih ve deneyimine kalmıştır.

AğrıBel ağrısıLumbosakral bölge+4
Fatma Kübra Karaosmanoğlu
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal stabilizasyon uygulanan hastalarda intraabdominal basıncın intraoperatif kanama miktarı, ventilasyon parametreleri, hemodinamik parametreler ve postoperatif akut böbrek hasarı gelişimi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Spinal stabilizasyon operasyonları prone pozisyonda gerçekleştirilen operasyonlar olup pozisyona ve cerrahiye bağlı artan intraabdominal basınç solunum sistemi, dolaşım sistemi, intraabdominal organ perfüzyonları ve kanama miktarı üzerine olumsuz etkilere sahiptir. Bu amaçla hastanemizde 2022-2023 tarihleri arasında Beyin Cerrahi Anabilim dalı tarafından prone pozisyonda opere edilen lomber ve torakal spinal stabilizasyon operasyonu olan hastaların kanama miktarları, solunumsal parametrelerin değişimi, hemodinamik parametrelerin değişimi ve postoperatif akut böbrek hasarı gelişimlerini incelemeyi amaçladık. Araştırmamıza prone pozisyonda lomber veya torakal spinal stabilizasyon uygulanacak 18 yaş üzeri bilinen kanama pıhtılaşma problemi olmayan antikoagülan ve antiplatelet ilaç kullanmayan daha önce spinal veya intraabdominal cerrahi geçirmemiş 62 hasta dahil edildi. Hastaların intraoperatif supin pozisyonda ve prone pozisyonda her saat başı intraabdominal basınç ölçümleri, hemodinamik ve solunumsal parametreleri, kanama miktarları, kan gazı analizleri kaydedilmiştir. Ayrıca preoperatif ve postoperatif böbrek fonksiyon testleri, karaciğer fonksiyon testleri incelenmiştir. Çalışmamızda obez hastalardaki kanama miktarı normal hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olmuştur. Obez hastaların prone pozisyona bağlı hemodinamik açıdan daha fazla baskılanmaya maruz kaldığı, akciğer basınçlarının daha fazla arttığı tespit edilmiştir. Hastaların hiçbirinde KDIGO kriterlerine göre akut böbrek hasrı gözlemlenmemiştir. Sonuç olarak prone pozisyon İAB artışı ve buna sekonder intraoperatif kanama ile ilişkili bulunmuştur. Hastalara pozisyon verilirken batının serbestleştirilmesi önem arz etmektedir. Hastaların intraoperatif kanama miktarı yakından takip edilerek yeterli miktarda sıvı ve gerekiyorsa eritrosit replasmanında geç kalınmamalıdır. Hastaların alveoler barotravma riskini azaltmak için inspiratuar tepe basıncı başta olmak üzere ventilatör parametrelerinin yakın takibi gereklidir. Hastalar postoperatif AKİ açısından mutlaka değerlendirildikten sonra taburculuk düşünülmelidir.

Akut böbrek hasarıHemodinamiklerHemorajiler+5
Mustafa Ali Karataş
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt servikal ve üst torakal vertebra pediküllerinin radyolojik morfometrik analizi

Servikotorasik bileşke (STB) servikal ve torakal omurgalar arasında geçiş alanı olması nedeniyle kendine özgü anatomik ve biyomekanik özelliklere sahip benzersiz bir bölgedir. Oldukça hareketli olan servikal bölgeden, göğüs kafesi tarafından hareketi kısıtlanan torakal bölgeye geçiş bölgesi olmasından dolayı STB'ye dinamik ve statik açıdan oldukça fazla yük binmektedir. Travma, tümörler, spondiloz, enfeksiyon ve iatrojenik nedenler STB'de en sık instabilite nedenlerini oluşturmaktadır. Karmaşık anatomisi nedeniyle bu bölgedeki hasarları direk grafiler ile saptamak oldukça zordur. Benzer şekilde serbest el tekniği ile pedikül vidası uygulanması esnasında da floroskopik görüntülemeler ile değerlendirme, komşu yapıların üst üste gelmesi ve görüntüde süperpoze olması nedeniyle zordur. Bu nedenle ameliyatı yapacak olan cerrah STB anatomisine, bu bölgedeki varyasyonlara ve pediküllerin seviyelere göre anatomik değişimine hakim olmalı ve cerrahi sırasında bu bilgiler doğrultusunda hareket ederek vidanın pedikül dışına çıkma ihtimalini en aza indirmelidir Bu çalışmada; Mayıs 2020 – Mayıs 2022 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi polikliniklerine başvuran hastalar değerlendirilmiştir. Çekilen kontrastlı bilgisayarlı tomografilerde (BT) STB vertebraları net olarak değerlendirilebilen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamız, alt servikal ve üst torakal vertebralara ait anatomik elemanların incelenmesinin planlandığı retrospektif tanımlayıcı bir araştırmadır. STB vertebraları net olarak değerlendirilebilen yaşları 19 ile 83 arasında değişen 50 kadın, 50 erkek olmak üzere toplam 100 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Her iki cinsiyette de T1 en kalın pedikül kalınlığına sahip vertebra (Erkeklerde T1 seviyesinde 8,78±1,15 mm, kadınlarda T1 seviyesinde 7,44±1,13 mm) olarak bulunmuş olup T4'e gidildikçe pedikül kalınlığı kademeli olarak azalmaktadır. Her iki cinsiyette de yüksekliği en fazla olan pedikül T3 vertebrasında (Erkeklerde T3 seviyesinde 13,04±2,29 mm, kadınlarda T3 seviyesinde 11,35±1,30 mm) bulunmuş olup C7'den T3'e gidildikçe pedikül yüksekliği kademeli olarak artmaktadır. Erkeklerde en uzun pedikül aksı T2 vertebrasında (34,48±2,22 mm), kadınlarda ise en uzun pedikül aksı T4 vertebrasında (31,44±2,92 mm) bulunmuş olup vertebralar arasında belirgin bir artış veya azalış paterni görülmemektedir. Her iki cinsiyette de aksiyel açısı en fazla olan pedikül C7 vertebrasında (Erkeklerde C7 seviyesinde 34,24±2,50⁰, kadınlarda C7 seviyesinde 33,96±3,72⁰) bulunmuş olup C7'den T4'e gidildikçe pedikül aksiyel açısı kademeli olarak azalmaktadır. Her iki cinsiyette de sagittal açısı en fazla olan pedikül T4 vertebrasında (Erkeklerde T4 seviyesinde kaudale doğru 8,40±2,99⁰, kadınlarda T4 seviyesinde kaudale doğru 9,06±5,22⁰) bulunmuş olup C7'den T4'e gidildikçe pedikül sagittal açısı kademeli olarak artmaktadır. Çalışmamızda C7-T4 arası vertebra pediküllerinin kalınlık, yükseklik, uzunluk, sagittal ve aksiyel açılarıyla birlikte vertebral arterin transvers foramene giriş noktası ve transvers foramen hipoplazisi değerlendirilmiştir. STB'ye yapılacak olan transpediküler vida ile füzyon cerrahilerinde kılavuz oluşturacak vida çapı, boyu ve açılarının ayrıntılı bir biçimde ortaya konulması ve vasküler varyasyonlar belirlenerek cerrahi sırasında oluşabilecek morbidite ve mortalitenin en aza indirilmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: alt servikal, pedikül, radyolojik anatomi, servikotorasik bileşke, üst torakal

AnatomiOmurgaPedikulus+5
Saygı Uygur
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel akut spinal kord hasarında myricetin'in nöroprotektif etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç : Bu projemizde antioksidan özelliklere sahip flavionid polifenolik bileşik sınıfının bir üyesi olan Myricetin'i travmatik spinal kord hasarı oluşturulan ratlara uygulayarak Myricetin'in travma sonrası spinal korddaki serbest radikallere bağlı gelişen sekonder hasara yönelik nöroprotektif etkilerini değerlendirdik. Yöntem : 45 adet wistar albino cinsi rat her grupta 9 adet olmak üzere 5 gruba ayrılarak randomize edildi. Travmatik spinal kord hasarı titanyum çubuklar vasıtası ile ağırlık düşürme tekniği ile gerçekleştirildi. Grup-1 (sham) ratlara 1.gün laminektomi yapıldı. 7.gün kan ve doku örnekleri alındı. Grup-2 ratlara 1.gün laminektomi yapıldı. 7 gün boyunca oral gavaj (OG) ile %0,9 luk serum fizyolojik (SF) verildi. 7.gün kan ve doku örnekleri alındı. Grup-3 ratlara 1.gün laminektomi yapıldı. Titanyum çubuklar ile spinal travma oluşturuldu. 7 gün boyunca oral gavaj (OG) ile %0,9 luk serum fizyolojik (SF) verildi. 7.gün kan ve doku örnekleri alındı. Grup-4 ratlara 1.gün laminektomi yapıldı. Titanyum çubuklar ile spinal travma oluşturuldu. 7 gün boyunca oral gavaj (OG) ile düşük doz myricetin (5mg/kg/gün) verildi. 7.gün kan ve doku örnekleri alındı. Grup-5 ratlara 1.gün laminektomi yapıldı. Titanyum çubuklar ile spinal travma oluşturuldu. 7 gün boyunca oral gavaj (OG) ile yüksek doz myricetin (25mg/kg/gün) verildi. 7.gün kan ve doku örnekleri alındı. Deneyin 1. ve 7. günlerinde ratların motor muayeneleri için Basso Beattie and Bresnahan (BBB) ve Modifiye Tarlov Skalası testleri uygulandı. Ratlardan elde edilen hasarlı spinal kord dokusu ve kandan interlökin-1beta (IL-1b), interlökin-10 (IL-10), total antioksidan status (TAS), total oksidatif status (TOS), malonildialdehit (MDA) seviyeleri enzyme linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemi ile fakültemiz Tıbbi Biyokimya A.D. Araştırma Laboratuvarında çalışılmıştır. Fakültemiz Histoloji ve Embriyoloji A.D. laboratuarında ratlardan elde edilen spinal kord kesitleri hematoksilen eozin (H-E) boyası kullanılarak histoloji laboratuarında ışık mikroskobu altında incelenmiştir. Apoptotik hücreler TUNEL yöntemi ile ApopTag In Situ Apoptosis Detection Kit (Millipore) kullanılarak etiketlenmiştir. TUNEL pozitif hücreler gri maddede 4 mikronluk kesitlerde ışık mikroskobunda 20'lik objektifde sayılarak yüzdeleri alınmıştır. Histopatoloji skoru ve TUNEL pozitif hücre sayısı, TUKEY testi ile tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılarak istatistiksel analiz yapılmıştır. Bulgular : Myricetin, serum ve dokuda dozdan bağımsız olarak IL-10 seviyelerinde artışa sebep oldu. Serum IL-1beta seviyelerinde ilaç dozundan bağımsız düşüş görülürken, doku örneklerinde yüksek doz ilaç grubunda IL-1beta seviyesinde anlamlı düşüş görüldü. Myricetin'in uygulama dozu arttığında daha belirgin antioksidan yanıt oluşturarak TOS seviyesinde düşüşe, TAS seviyesinde yükselişe yol açtığı tespit edildi. Yine Myricetin'in uygulama dozu arttığında oksidatif stresin güçlü belirteçlerinden olan MDA seviyelerinde anlamlı gerilemeye neden olduğu görüldü. Histopatolojik incelemede Myricetin etkisi ile TUNEL pozitif hücre sayısı ve apoptotik indeksin anlamlı olarak azaldığı tespit edildi. Yüksek doz ilaç grubunda diğer deney gruplarına göre en düşük apoptotik indeks tespit edildi. Klinik olarak Basso-Beattie-Bresnahan (BBB) lokomotor derecelendirme ölçeği ve Modifiye Tarloc Skalası, travma sonrası Myricetin'in nörolojik muayenede iyileşme gösterdiği görüldü. Sonuç : Elde ettiğimiz biyokimyasal veriler, histopatolojik değerlendirme ve nörolojik muayene sonuçlarına göre Myricetin travma sonrası görülen sekonder spinal kord hasarında antiinflamatuar, antiapoptotik, antioksidan ve nöroprotektif etki göstermiştir.

Hayvan deneyleriMirisetinOmurga+5
Serdar Kaplan
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sırt ağrısı ile kayropraktik kliniğine başvurmuş bireylerin omurga sağlığı üzerine farkındalığının araştırılması

"Sırt Ağrısı ile Kayropraktik Kliniğine Başvurmuş Bireylerin Omurga Sağlığı Üzerine Farkındalığının Araştırılması" başlıklı bu çalışma omurga sağlığı konusunda kayropraktik uzmanının önerileri ve bilgilendirmeleri ile farkındalık yaratmayı amaçlamıştır. "Birleşmiş Miletlerin" üçüncü sürdürülebilir kalkınma hedefi olan "Sağlıklı Yaşamlar Sağlamak ve Herkes için Her Yaşta Sağlık Refahını Teşvik Etmek" ilkesi bu çalışma da temel olarak alınmıştır. Çalışma izni alınmış kurumlarda planlanan çalışmaya, gönüllü onam formunu onaylamış ve dahil etme kriterlerine uygun 60 katılımcı katılmıştır. Katılımcıların öncelikli olarak demografik bilgileri alınmış olup sonrasında omurga sağlığı konusundaki farkındalıklarını sorgulayacak anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmaları çalışmacı ile görüşmeden önce ve görüştükten minimum 4 hafta sonra uygulanmıştır. Elde edilen veriler yüzdesel ve frekans olarak yorumlanarak farkındalık oranı da Ki -Kare testi ile analiz edilmiştir. Çalışmacıların sorulara verdikleri cevaplar yorumlandığında; "Kayropraktik Tedavi Hakkında Ne Kadar Bilgi Sahibisiniz?" sorusuna verdikleri cevabın istatiksel ortalaması 2,57±1,9 (Ort.±SS)'dan 4,28±0,9 (Ort.±SS)'e çıkmıştır. "Omurga Sağlığınızı Korumak İçin Yapmanız Gerekenler Konusunda Ne Kadar Bilgi Sahibisiniz?" sorusuna verdikleri cevabın istatiksel analizi 2,83±1,2 (Ort.±SS)'dan 4,23±0,8 (Ort.±SS)'a çıktığı görülmüştür. "Omurga Sağlığınızı Korumak İçin Egzersiz Yapıyor musunuz?" sorusuna verdikleri yanıtlar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Katılımcıların 36'sı (%60) masa başı veya oturarak çalışmaz iken, 24'ü(%40) masa başı veya oturarak çalışmaktadır. Masa başı çalışanların omurga sağlığını korumak için görüşmeden önce; günde 3-4 defa ayağa kalkma oranı %3,6 iken görüşme sonrası bu oran %53,6'ya çıkmıştır. Diğer anket sorularının çoğunluğunda da çalışmanın omurga sağlığı konusunda da farkındalık yarattığı görülmektedir. Katılımcıların çalışma sonunda omurga sağlığı konusundaki farkındalıklarının arttığı istatiksel analizler sonucunda da görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Omurga Sağlığı, Kayropraktik, Omurga Sağlığı Farkındalığı, Sırt Ağrısı

AğrıFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+4
Tansel Evci
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Related subjects