Wheat
128 theses under this subject heading
Bursa ili buğday ekim alanlarında tahıl virüslerinin belirlenmesi
Bursa ilinde buğday ekim alanlarında tahıl virüslerinin ve yaygınlıklarının belirlenmesi amacıyla bir survey çalışması gerçekleştirilmiştir. 2017 yılında Nisan ve Mayıs aylarında gözlemler yapılarak buğday örnekleri toplanmış, virüs infeksiyonlarının belirlenmesi amacıyla test edilmişlerdir. Toplam 21 tarladan alınan 210 adet buğday örneği virüslerin belirlenmesi amacıyla DAS-ELISA veya TAS-ELISA testlerine tabi tutulmuşlardır. Tek virüs ile infekteli bitkiler ve çoklu infeksiyona sahip bitkilerin oranları ayrı ayrı belirlenmiştir. Test sonuçlarına göre; %11 oranında Cereal yellow dwarf virus (CYDV-RPV) en yaygın virüs olarak bulunmuştur. Ayrıca örneklerin, %10'un da Wheat streak mosaic virus (WSMV), %3,8'in de Wheat dwarf virus (WDV), %2,9'un da Barley yellow dwarf virüs-MAV (BYDV-MAV), %0,5'in de Barley yellow dwarf virus-PAV (BYDV-PAV), %0,5'in de Wheat spindle streak mosaic virus (WSSMV) pozitif olarak tespit edilmiştir. Karışık infeksiyonlar test edilen bitkilerin %4,8'in de belirlenmiştir.
Uzaktan algılama teknolojisi ile buğday ekim başarısının tespiti ve başarısız alanların yeniden ekim karar destek sisteminin geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında, buğday ekili alanların ekim başarısının tespiti ve ekimi başarısız olan alanların yeniden ekimi amaçlanmıştır. Buğday ekimi yapılmış deneme alanları Landsat 5 TM ve Sentinel-2 uydu görüntüleri ile takip edilmiştir. Ekimi yapılmamış, filiz çıkışı hiç olmamış veya çok az çıkış olmuş bölgeler yeniden ekilmesi gereken alanlar olarak tespit edilmiştir. Yeniden ekilecek alanların tespiti için karar destek sistemi geliştirilmiştir. Yeniden ekim karar destek sistemi için uzaktan algılama tekniği kullanılmıştır. Yeniden ekilecek alt referans alanlarının tespit edildikten sonra bu alanlardaki iklim verileri ve toprak koşulları takip edilerek yeniden ekim işlemi gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ayrıca, ilk ekilen alanlar ve sonradan ekilen alanlarda verim parametreleri; verim (kg/da), başaktaki tane sayısı (adet) ve bin tane ağırlığı (g) olarak tespit edilmiştir. Araştırma, Denemeler Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesine bağlı Yağcı mahallesinde yürütülmüştür. Araştırma sonucuna göre ekonomik olarak yeniden ekim yapılabilecek minimum alan büyüklüğü 200 m2 olarak belirlenmiştir. Deneme alanlarına ait uydu görüntüleri işlenerek NDVI değerleri saptanmıştır. Yeşil bitki örtüsünün ölçülebilir düzeyde olduğu Ekim, Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat NDVI değerleri değerlendirilmiştir. Ekim işlemi 15 Ekim 2021 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Ekimi başarısız alanlar ise 30 Kasım 2021 tarihinde yeniden ekim işlemi gerçekleştirilmiştir. Sonradan ekilen alanlarda ana parsellere kıyasla %14 oranın daha az verim elde edilmiştir. Her iki alanda da tarla filiz çıkış derecelerinin eşit olmasından dolayı başak sayılarında bir değişiklik oluşmamıştır. Başak sayısında bir değişim izlenmemesine rağmen başaktaki tane sayısı sonradan ekilen alanlarda %6 daha az tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda ekimi başarısız alanların yeniden ekim işlemi ile önemli kazanımlar elde edilebildiği tespit edilmiştir.
Trakya Bölgesi'nde iklim değişikliğinin buğday verimine etkisinin tahmin edilmesi
İklim değişikliğinin etkileri günümüzde yoğun bir şekilde yaşanmaya başlamıştır. İklim değişikliğiyle birlikte bitkisel üretimin ve/veya verimin nasıl etkileneceğinin hassas bir şekilde tahmini gıda güvencesi açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Trakya Bölgesi'nde iklim değişikliğinin buğday bitkisinin verimine etkisini modellemektir. Bu amaçla, çiftçi tarlasından alınan 2020-2021 dönemi buğday verim değeri, aynı yıla ait iklim verileri kullanılarak LINTUL model ile hesaplanan verim değeri ile karşılaştırılarak kalibre edilmiş ve daha sonra HadGEM2-ES ve MPI-ESM-MR küresel iklim modellerinin RCP4.5 ve RCP8.5 senaryolarından elde edilen iklim verileri ile 2031-2040, 2041-2050, 2051-2060, 2061-2070 ve 2071-2080 dönemleri için verim değerleri tahmin edilmiştir. Ekim ve hasat tarihleri değiştirilmeden iki şekilde verim tahmini yapılmıştır: Birincisinde, ortalama en düşük ve en yüksek sıcaklık, solar radyasyon ve yağış değişimi dikkate alınarak verim hesaplaması yapılmıştır. İkincisinde ise solar radyasyon değerleri 2004-2021 dönemi için sabit tutulurken, ortalama en düşük ve en yüksek sıcaklık ve yağış değişimleri hesaba katılmıştır. Birinci yaklaşımda, HadGEM2-ES modelinin RCP4.5 ve RCP8.5 senaryoları için tahmin edilen verim değişimleri sırasıyla %1,5-%7,5 ve -%7,5-%7,5 arasında hesaplanırken, MPI-ESM-MR modeli için yine aynı sırayla %9,0-%13,4 ve %3,0-%16,4 arasında simüle edilmiştir. İkinci yaklaşımda, HadGEM2-ES modelinin RCP4.5 ve RCP8.5 senaryoları için tahmin edilen verim değişimleri sırasıyla %4,5-%9,0 ve -%7,5-%7,5 arasında hesaplanırken, MPI-ESM-MR modeli için yine aynı sırayla %10,4-%13,4 ve %4,5-%19,5 arasında tahmin edilmiştir. Verim tahminlerinde sıcaklık ve yağışla birlikte solar radyasyonun etkisinin de mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiği; iklim değişimi ile verimin genelde artış yönünde olacağı tahmin edildiğinden gıda güvencesi için Trakya Bölgesi tarım arazilerinin değişimine izin verilmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de tarım ürünlerinde biyoetanol üretiminin değerlendirilmesi
Günümüzde enerji kaynaklarına olan bakış açısı; dünya nüfusunun hızlı bir şekilde artması, hammadde maliyetlerindeki değişimler, küresel enerji talebinin önlenemez yükselişi ve bunlarla bağlantılı olarak sınırlı durumdaki fosil kaynak rezervlerinin azalması gibi nedenlerden dolayı her geçen gün değişmektedir. Son yıllarda etkileri ağırlaşan küresel ısınma, iklim değişikliği, sera gazı miktarı, çevre felaketleri vb. nedenlerle dünyanın ömrü hızla tükenmektedir. Bu etkilerin tehdit edici boyutlara ulaşmasıyla birlikte, fosil yakıtların yerine ikame edilebilen, küresel ısınmanın olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olan ve yüksek oranda ısı tutabilme kabiliyetine sahip olan yenilenebilir enerji kaynakları, başka bir ifadeyle "çevre dostu" yakıtlar dünyanın gündemine girmiştir. Biyoyakıtlar, genellikle ülkelerin sahip oldukları yerli hammaddelerden elde edildiği için dışarıdan herhangi bir hammadde tedarikine ihtiyaç duyulmamaktadır. Biyoetanol üretiminde dünyada en çok tercih edilen hammadde ürünleri mısır, şeker kamışı, şeker pancarı ve buğdaydır. Türkiye'de ise biyoetanol üretim iznine sahip kuruluşlarda hammadde ürünü olarak şeker pancarı, buğday ve mısır kullanılmaktadır. Bu çalışmada, bahsedilen tarımsal ürünlerin hem dünyada hem de Türkiye'deki üretim, tüketim ve dış ticaret verileri incelenmiş ve elde edilen bulgular ışığında, hammadde olarak kullanımlarının tarım sektörü üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra Türkiye'de şeker pancarı, buğday ve mısırdan biyoetanol üretim maliyetleri, hem güncel hem de geçmiş yıllara ait ürün fiyat ve masrafları göz önüne alınarak hesaplanmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda, 2022 yılında hammadde masraflarına göre biyoetanol üretim giderleri; şeker pancarında 2,65 TL/lt, mısırda 3,26 TL/lt ve buğdayda 5,10 TL/lt olarak hesaplanmıştır. Geçmiş yıllara ilişkin maliyet hesaplamalarında ise, bulunan cari fiyatlar deflatör uygulanarak reel fiyatlara çevrilmiştir. Çalışmada ayrıca, biyoetanol politikaları ve mevzuatına yer verilmiş, Türkiye için alternatif ve sürdürülebilir biyoenerji seçenekleri sunulmuş ve tarım politikalarının bugünü ve geleceği açısından çözüm yolları ortaya konulmuştur.
Buğday (Triticum durum Desf.) üretiminde yabancı ot mücadelesi için optimum ilaçlama zamanının belirlenmesi
Mardin iline bağlı Derik ilçesinin Dumanlı mahallesinde 2021-2022 yılında makarnalık buğday bitkisi ile yabancı otlar arasındaki optimum ilaçlama zamanının belirlenmesi amacıyla yapılan çalışmada tesadüf blokları deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak kuruldu. Tarzec 320 WG herbisiti uygun dozlarda hava koşullarının uygunluğuna bağlı olarak parsellere herbisit uygulaması yapıldı. Deneme alanında 8 familya (Brassicaceae, Convolvulaceae, Geraniaceae, Malvaceae, Pooaceae, Asteraceae, Leguminosae, Fabaceae )' ya ait olup; Poaceae familyasından Hordeum murinum L. (Yabani arpa ) , Brassicaceae familyasında Sinapis arvensis L. (Yabani hardal) ve Convolvulaceae familyasından Convolvulus arvensis L. (Tarla sarmaşığı) en fazla görülen yabancı otlardır.5 farklı dönemde parsellere herbisit uygulaması yapıldı. Elde edilen nicel veriler tek yönlü ANOVA Testine ve Çoklu karşılaştırma LSD Testine tabi tutulmuştur. Sonuç olarak buğday tarlalarında BBCH 20-29 skalasına göre herbisitin optimum ilaçlama zamanının 20-22 arası dönemde uygulanan herbisit uygulaması olduğu bulunmuştur. Kardeşlenme döneminin başlangıcında yabancı ot mücadelesinin yapılması, verim ve kalite kaybını önlemek için herbisit uygulanması yapılmalıdır.
18. yüzyılda İstanbul Unkapanı tüccarları
İstanbul'un iaşesi birçok açıdan ele alınmıştır. Ancak, iaşe işinin ticari tarafı çok işlenmemiştir. Bu tez İstanbul'a getirmek amacıyla hububat ticareti yapan grupların en önemlisi olan Unkapanı tüccarlarını konu edinip Unkapanı tüccarlarının bir nevi tüccar loncası olduğunu iddia etmektedir. Bu iddia üç ayrı bölümde ele alınmıştır. Avrupa İktisat Tarihi'ndeki tüccar loncalarının hepsinin siyasî yapılardan piyasadaki pozisyonlarını kuvvetlendirmek için tekelciliğe varan imtiyaz taleplerinden hareketle tezin ilk bölüm Unkapanı tüccarlarının faaliyet gösterdikleri hububat piyasasında devletten imtiyaz elde edip etmediğini inceliyor. Tüccarların imtiyazları, kullandıkları ticaret güzergâhları, ticaret üzerinden ödedikleri vergiler ve fiyat belirleme hususları açısından ele alınıyor. İkinci bölüm ise Unkapanı tüccarlarının iç yapısını, hiyerarşilerini irdeliyor. Reisler kethüdasının Unkapanı tüccarlarının başı, gemiciler yiğitbaşısının ise onun yardımcısı olduğunu ileri sürülüyor. Lonca üyeliği konusunun ise Osmanlı esnaf loncalarında olduğu gibi Unkapanı tüccarları için de belli bir esnekliğe sahip olduğu ifade ediliyor. Üçüncü ve son bölüm ise Unkapanı tüccarlarının imtiyaz sahibi bir tüccar örgütü olarak hububat ticaretinde kullandıkları araçları, nakliye işlerini ve toplu yatırımlarını işliyor. Bu ticaretin kârlılığı ve tüccarların kullandıkları iş ortaklıkları kapan tezkiresi belgeleri ışığında ele alınıyor. Tez, bu iddialarla Tanzimat dönemi öncesi Osmanlı iç ticareti ve Osmanlı tüccar örgütlerine konularına katkı yapmayı amaçlıyor.
III. Ahmed döneminde İstanbul'un hububat iaşesi: Aktörler, organizasyon ve problemler
Erken modern dönemde İstanbul'un iaşesini doğrudan ya da dolaylı inceleyen birçok çalışma mevcuttur. Fakat 1703-1730 senelerinde devletin, İstanbul'un hububat iaşesinin sağlanması için uyguladığı çözümlerin niteliği araştırmaların konusu olmamıştır. Söz konusu bu dönemde iç ve dış siyasi yapıların değişimi merkezi gücün paşa kapıları gibi hanedan dışı kuvvetlerin öne çıkması, Saray ve sadaret makamında tüketimlerin toplumsal olarak daha fazla gözlenir hâle gelmesi gibi neticeler meydana getirmiştir. Payitahtın iaşesi bu bağlamda yeni bir siyasi mana kazanmış, 1703 ve 1730 isyanlarında ortaya çıktığı üzere birtakım toplumsal hareketlerin bazen sebebi bazen de sonuçları arasında gözlemlenir olmuştur. İstanbul'un özellikle hububat iaşesini sağlama konusunda birtakım değişikliklerin yapılması bu dönemde ortaya çıkmıştır. Tezde ileri sürülen bu görüş üç ayrı bölümde argümanlar genişletilerek derlenmiştir. İlk olarak, 1703 öncesinde İstanbul için uygulanan iaşe sistemini ve 1703 senesinden itibaren -bu dönemi değiştiren unsurlar çerçevesinde- İstanbul'un iaşesinin nasıl bir dönüşüm geçirdiği önceki dönemler ile mukayeseli olarak ele alınmıştır. İkinci olarak, İstanbul'un hububat iaşesini siyasi manada idare eden padişah, sadaret makamı, İstanbul kadısı, muhtesip ve esnaf birliklerinin iaşe temelinde rollerinin değişiminden bahsedilmiştir. Son olarak, İstanbul'un hububat iaşe organizasyonuna, bu organizasyonda rol oynayan ve iaşeyi pratik manada idare eden tedarik aktörlerine, naklin nasıl gerçekleştiğine ve bu süreçte meydana gelen problemlerin nedenleri ile çözümlerin niteliğine ve İstanbul'un hububat iaşesine katkı sağlayan bölgelere değinilmiştir. Bu tez, 1703-1730 senelerinde iktisadi, sosyal ve siyasi açıdan yaşanan gelişme ve beraberindeki sorunların iaşe meselesini farklı bir noktaya taşıdığını göstermeyi amaçlamaktadır.
İç batı Anadolu Bölgesi'nde (Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak) üretici koşullarında depolanmış buğdaylarda bulunan zararlı ve yararlı böcek türlerinin ve yaygınlıklarının belirlenmesi
Bu tez çalışması, Afyonkarahisar, Kütahya ve Uşak illeri çiftçi depolarından alınan buğday örneklerindeki böcek türleri ve bu türlerin yoğunlukları ve yaygınlıkları tespit edilmesi amacıyla 2016-2017 yıllarında yürütülmüştür. Çalışma sonucunda Insecta sınıfının 5 takımına ait 16 familyadan 29 tür, Arachnida sınıfına ait 1 tür olmak üzere toplamda 30 tür bulunmuştur. Tespiti yapılan türlerin 6 tanesinin doğal düşman olduğu saptanmıştır. Sitophilus granarius (Linnaeus) ve Oryzaephilus surinamensis (Linnaeus) türleri verilen sırayla, çalışmanın yapıldığı yıllarda alınan örneklerdeki en yoğun ve en yaygın türler olmuştur. Bir örneğe düşen ortalama böcek sayısı 2016 yılında 14.9 olurken 2017 yılında bu sayı 47.2 olmuştur. En yüksek zarar görmüş tane oranı, 2017 yılında alınan örnekte %22.6 olarak bulunmuştur. Alüminyum fosfit tabletleri kullanılarak zararlılara karşı fumigasyon uygulaması yapılan depo ile herhangi bir insektisit uygulaması yapılmayan farklı bir depodan, aylık olarak alınan buğday örneklerinin incelenmesi sonucunda, böcek yoğunluğu bakımından depolar arasında önemli bir farklılık tespit edilmemiştir. Bu çalışmayla, Anthrenus scrophulariae var. albidus (Reitter), Cryptophagus spp. (Herbst), Dienerella spp. (Reitter), Cephalonomia tarsalis (Ashmead), Haemogamasus pontiger (Berlese), Liposcelis decolor (Pearman) ve Trogoderma variabile (Ballion) türleri Türkiye'de ilk kez depolanmış buğdaylar üzerinde belirlenmiştir.
Comparison of grain yield with some quality characteristics of wheat at autumn and spring sowing in arid conditions
The research was conducted with aim to compare of yield and some quality characteristics of wheat that sown as autumn (timely and late sowing) and spring in Isparta conditions during 2017-18 growing season. The experiment was set up as randomized complete block design with a split-plot design with three replications where sowing dates were in the main plots while the wheat cultivars were in subplots. Koç-2015, Seki, Ziyabey, Meta and Tosunbey bread wheat cultivars with alternative characters were used. Differences among all the examined characteristics (except for grain yield) in autumn sowings (timely and late sowing) weren't statistically significant. Yield and yield characteristics obtained from autumn sowings were higher than spring sowing. However, protein and fresh gluten content from spring sowing were higher than spring autumn. The highest grain yield was determined in autumn timely sowing (300.1 kg da-1), it was followed by autumn late sowing (261.7 kg da-1) and the lowest grain yield was obtained from spring sowing (234.1 kg da-1). Compare to cultivars, grain yield varied between 246.7 kg da-1 (Tosunbey) and 286.5 kg da-1 (Meta). As a result, it was advised to autumn timely sowing and Meta and Ziyabey cultivar as autumn sowing, and Meta, Koç-2015 and Ziyabey as spring sowing because of their higher grain yield and in the Isparta conditions.
Bazı siyez buğday (Triticum monococcum spp.) genotiplerinin Isparta koşullarında verim ve verim ögelerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Isparta ilinde buğday ıslahında daralan genetik çeşitliliğinin önüne geçmek ve modern buğdaylarda oluşan sorununun çözümüne katkıda bulunmak amacıyla 2017-18 yılı vejetasyon döneminde yürütülmüştür Bu amaçla Seyidiler, İhsangazi, Devrekanı, Kayseri ve Bolu siyez genotipleri ile Yunus, Müfitbey ve Atay85 tescilli ekmeklik buğday çeşitleri materyal olarak kullanılmıştır. Denemede; bitki boyu, başak uzunluğu, başakta tohum sayısı, başakta tohum ağırlığı, dekara tohum verimi, 1000 tohum ağırlığı, protein oranı, hektolitre ağırlığı, m2'de bitki sayısı, biyolojik verim ve hasat indeksi özellikleri incelenmiştir. Deneme verilerine ait varyans analizlerine göre incelenen özelliklerin tamamında genotipler arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, çeşitlerin ve genotiplerin ortalaması olarak bitki boyu 73.3-97.1 cm, başak uzunluğu 5.43-10.03 cm, başakta tohum sayısı 17.5-38.8 adet, başakta tohum ağırlığı 0.41-1.80 g, tohum verimi 178.2-416.6 kg/da, 1000 tohum ağırlığı 31.7-42.1 g, protein oranı %12.8-13.7, hektolitre ağırlığı 42.8-73.2 kg/hl, m2'de bitki sayısı 358.8-553.3 adet, biyolojik verim 1246.5-1906.5 kg ve hasat indeksi %23.1-43.6 arasında değişim göstermiştir. Sonuç olarak,tescilli buğday çeşitlerinin birok özellik yönünden siyez buğday popülasyonlarından üstün olduğu, protein oranlarının ise genel olarak siyez genotiplerinde daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Siyez Buğdayı(Triticum monoccocum), Kalite , Verim
İnkübasyona bırakılmış kompost ve vermikompost ile farklı dozlarda NPK uygulamalarının buğday bitkisinin gelişimi ve mineral beslenmesine etkisi
Bu çalışmada kompost ve solucan kompostunun farklı sürelerde inkübasyon sonrasında değişik oranlarda yapılan NPK uygulamasının, buğday bitkisinin gelişimi ve mineral beslenmesi üzerine etkileri incelenmiştir. Araştırma iki aşamalı olarak yürütülmüştür. Birinci aşama inkübasyon aşamasıdır. Dekara 0 ve 1.5 ton olacak şekilde vermikompost ve kompost karıştırıldıktan sonra 0 ve 120 gün sürelerle inkübasyon uygulanmıştır. İkinci aşama da ise bitkiler yetiştirilmiştir. İnkübasyon sonrasında her gruba ait saksılara, kontrol (–NPK), tam doz NPK (300, 200 ve 200 ppm) ve yarı doz NPK (150, 100 ve 100 ppm) olmak üzere 3 farklı NPK uygulaması yapılarak buğdaylar ekilmiştir. Üç aylık gelişim dönemi sonunda bitkiler hasat edilerek gerekli ölçüm ve analizler için hazırlanmıştır. İnkübasyon sonrası toprakların bazı özelliklerine ait veriler incelendiğinde, organik madde kaynakları, dozları ve inkübasyon sürelerinin toprakların pH ve EC değerleri üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı, buna karşılık toprak organik madde miktarının, uygulanan dozla birlikte arttığı görülmüştür. İnkübasyon sonrası toprakların K ve Mg konsantrasyonları yapılan uygulamalardan etkilenmemiştir. Topraktaki yarayışlı P, Zn ve Cu konsantrasyonları organik madde uygulamasıyla artarken diğer besin elementleri üzerine uygulamaların farklı etkiler göstermiştir. Buğday bitkisinin besin elementi konsantrasyonları, inkübasyon süreleri Ca hariç diğer besin elementlerinde etkisiz ve bitki kuru ağırlığında önemsiz görülmüştür. NPK tam doz uygulaması, yarı ve (-NPK) uygulamalarına göre daha yüksek sonuçlar vermiştir. Artan dozlarda, kompost uygulaması topraklarda, bitki besin elementi konsantrasyonlarında Mg dışında, artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Uygulamaların bitki besin elementi alımına etkisi ise, NPK ve organik madde doz uygulamaları arttıkça P, K, Ca, Mg, Zn besin elementi alımını arttığı belirlenmiştir. N, Cu, Fe elementleri alımında ise NPK uygulamaları dışında organik madde dozunun artması değişikliğe sebep olmamıştır. Besin elementi alımında inkübasyon süresinin herhangi bir etkisi gözlemlenmemiştir.
Gercüş (Batman) koşullarında bazı ekmeklik (triticum aestivum l.) ve makarnalık (triticum durum l.) buğday çeşitlerinin verim ve verim özelliklerinin belirlenmesi
Bu araştırma; Batman ili ekolojik koşullarına uygun olan ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin belirlenmesi amacı ile 2014–2015 yıllarında Batman İli, Gercüş ilçesi koşullarında yürütülmüştür. Tesadüf Blokları Deneme Deseninde 3 tekrarlamalı olarak yürütülen bu araştırma da 10 ekmeklik ve 6 makarnalık buğday çeşidi olmak üzere 16 buğday çeşidi (Ekmeklik buğdaylar; Adana-99, Cemre, Ceyhan-99, Karacadağ-98, Krasunia, Nurkent, Pandas, Pehlivan, Sagittario ve Syrena çeşitleri; Makarnalık buğdaylar; Artuklu, Ceylan-95, Diyarbakır-81, Fırat-93, Güneyyıldızı ve Zühre) kullanılmıştır. Araştırmada; bitki boyu, başak boyu, başaktaki tane sayısı, metrekarede başak sayısı, başaklanma-erme süresi, tane verimi, bin tane ağırlığı, toplam verim, hasat indeksi, hektolitre ağırlığı ve tanede protein oranı incelenmiştir. Bu araştırma sonucunda ise; en yüksek tane verimi ekmeklik buğdaylardan Nurkent çeşidi, makarnalık buğdaylardan ise Zühre çeşidinde elde edilirken, en yüksek protein oranı ekmeklik buğdaylardan Sagittario çeşidi ve makarnalık buğdaylardan Zühre çeşidinden elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre en yüksek tane verimine sahip olan Nurkent ve Zühre çeşitlerinin Batman İli şartlarında ümitvar oldukları sonucuna varılmıştır.
Tarımsal verimliliği etkileyen faktörler: Şırnak ilinde yapılan buğday üretimi üzerine bir uygulama
Tarımsal üretim için en önemli girdi olan tarım alanlarının arzının çok zor arttırılabilmesinden dolayı üretim ancak verimlilik artışı ile sağlanabilir. Bu çalışmada Şırnak ilinde buğday üreten çiftçilerin verimlilik düzeyleri tespit edilmeye çalışılmış ve çiftçilerin verimlilikleri üzerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Şırnak ilinin İdil, Cizre ve Silopi ilçelerinde buğday üreten 120 çiftçiden yüz yüze anket yöntemi ile veri toplanmıştır. Çiftçilerin verimliliklerinin tespit edilmesi için sabit getirili çıktı odaklı Veri Zarflama Analizi (VZA) yöntemi kullanılmıştır. Bu analizde ekilen alan ile işgücü, gübre, ilaç, tohum, materyal, mazot ve sulama giderleri girdi olarak, üretim miktarı ise çıktı olarak belirlenmiş ve her çiftçi için bir verimlilik skoru hesaplanmıştır. Sonrasında çiftçilerin bu skorları bağımlı değişken olarak kullanılmış ve bu skorlar üzerinde etkili olması düşünülen değişkenler Bağımsız Örneklem t-testi ve One-Way ANOVA testi yardımı ile tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada VZA yöntemi ile Şırnak ilinde buğday üreten firmaların ortalama etkinlik skorunun 0,81 olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuç aynı girdiler kullanılarak üretimin en az %19 daha arttırılabileceğini işaret etmektedir. Bağımsız örneklem t-testi ve One-Way ANOVA testleri ile çiftçilerin toprak tahlili yapmasının, ekilen buğday türünün, çiftçinin eğitim durumunun, arazinin büyüklüğünün ve çiftçilerin yeterli tarım araçlarına sahip olmasının verimlilik üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Çiftçilerin ziraat teknisyenlerinden destek alması ve kooperatife üye olmasının verimlilikleri üzerinde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Çalışmada ulaşılan diğer bir sonuç ise tarımsal teşviklerden faydalanamayan çiftçilerin verimliliklerinin daha yüksek olmasıdır. Anahtar Kelimeler: Tarımsal verimlilik, Şırnak, veri zarflama analizi (VZA), bağımsız örnekleme t-testi, One-Way ANOVA testi
Seçilmiş yerel buğday çeşitlerinin karşılaştırmalı transkriptomik analizi ve çinko uygulamasının bazı enzim genlerinin ifade düzeyine olan etkisi
Buğday, tarımı kolay, verimi yüksek bir tahıl ürünüdür ve değişik iklim ve toprak şartlarına uyum sağlayabilmesi nedeni ile dünyada pek çok yerde yetiştirilmektedir. Artan nüfus talebini karşılamak için diğer bitkisel ürünlerde olduğu gibi buğday üretimi de artmak durumundadır. Bununla birlikte, son yıllarda "sağlıklı gıda" eğiliminin oluşması nedeniyle buğday çeşitlerinde antioksidan ve flavonoid biyosentezinin moleküler temelinin anlaşılması önem arz etmektedir. İlgili biyosentez mekanizmasını anlamak için genomik, transkriptomik gibi omik teknolojiler kullanılarak araştırma yaklaşımı desteklenmektedir.Dünya genelinde iki milyardan fazla insanda "gizli açlık" görülmektedir. Gizli açlık için önemli olan mikro gıda bileşenleri, hem bitki hem de insan gelişimi için gerekli olan temel mineral elementlerdir. Günümüzde özellikle gelişmekte olan ülkelerde görülen gizli açlıkla mücadele edebilmek için, kolay erişilebilir olan ve günlük diyetin büyük çoğunluğunu oluşturan pirinç, buğday ve mısır gibi temel gıdaların üretimi sırasında fortifikasyon ve/veya biyofortifikasyon uygulamaları yapılmaktadır. Çinko (Zn) eksikliği, bitkilerde verim ve besin kalitesinin düşmesine neden olan iyi bilinen bir sorundur. Zn arzında bir kıtlıkla karşı karşıya kalındığında, bitkiler Zn alımını artırarak iklime uyum sağlar. Son yıllarda, Zn eksikliğine karşı bitki direncinin daha iyi anlaşılması söz konusu olmakla birlikte, bitkilerin Zn kullanım verimliliğindeki genotipik varyasyonlar ve antioksidan ve flavonoid biyosentezine etkisi konusu önemli görünmektedir. Bu tez çalışması ile seçilen yerel buğday genotiplerinde antioksidan enzim genleri Süperoksit Dismutaz (SOD) ve Katalaz (CAT) ve flavonoid biyosentez enzim genleri Fenilalanin Amonyum Liyaz (PAL) ve Kalkon Sentaz (CHS)'ın ifade düzeyleri ve ayrıca bu anahtar enzim genlerinin aynı örneklerde yapraktan çinko biyofortifikasyonu ile ifade düzeylerindeki değişimin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle yerel buğday genotipleri belirlenmiş ve bu genotiplerin antioksidan kapasiteleri daha önceki çalışmalarda QUENCER (QUick, Easy, New, CHEap ve Reproducible) hızlı antioksidan testlerinden olan ABTS testi ile belirlenmiştir. Daha sonra yerel buğday genotipleri çimlendirilerek iki farklı saksı denemesi kurulmuş, bir saksı denemesinde yapraktan çinko biyofortifikasyonu uygulanmıştır. Buğday yaprakları yirmi günlük yetişkinliğe ulaştıklarında hasat edilerek ivedilikle RNA izolasyonu ve cDNA sentezi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen cDNA örnekleri ileri gen ifade analizlerinde kullanılmıştır. Bunun için öncelikle ticari buğday çeşitleri (Demir 2000 ve Eminbey)'den elde edilen cDNA örnekleri ve antioksidan enzim genleri (SOD ve CAT) ve flavonoid biyosentez enzim genleri (PAL ve CHS) kullanılarak RT-PCR analizleri için optimizasyon gerçekleştirilmiş ve standart eğriler elde edilmiştir. Bu aşamanın ardından seçilen bütün buğday genotiplerinde RT-PCR analizleri ile gen ifade düzeyleri ölçülmüştür. Bundan sonra istatiksel analizler ile karşılaştırmalı değerlendirmeler verilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada transkriptomik analiz yaklaşımı ile yerel çeşit buğday genotiplerinde antioksidan enzim ve flavonoid biyosentez enzim genlerinde genotip farklılığına bağlı olarak aktivite değişiklikleri ilk kez ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca, yapraktan Zn uygulaması ile söz konusu genlerin ifade profilindeki değişimin dağılımı ortaya konmuştur. Çalışma, daha önce antioksidan kapasitesi ve ilgili genlerin ifade düzeyleri üzerine sıklıkla çalışmalar yapılmış olan Triticum aestivum genotiplerinin yanı sıra yerel Triticum monococcum, Triticum dicoccum, Triticum durum ve Triticum spelta genotiplerini de içermesi sebebiyle önem taşımakta ve belirtilen genotiplerde yapılacak ileri çalışmalar için kaynak oluşturmaktadır.
İklim değişikliğinin Türkiye'nin tarım ürünleri dış ticaretine etkileri: Buğday örneği
Doğayı ve canlı nesillerini etkileyen küresel ısınma sebebiyle meydana gelen iklim değişiklikleri artık dünyada devletlerin gündem başlıkları arasında ifade edilmektedir. Tarihte Sanayi Devrimi'ne kadar iklim değişiklikleri doğal yollarla meydana gelirken, 19. Yüzyıl ortalarında endüstriyel teknolojinin hayata dâhil olması ve insanoğlunun etkileriyle birlikte bu değişikliklerin artmakta olduğu görülmektedir. En eski sektörlerden biri olan tarım, doğa ile iç içe yürütülmektedir. İklim olayları da bu yönü ile tarımı, gıda güvenliğini, gıdaya erişilebilirliği ve tarım ürünleri dış ticaretini etkilemektedir. İklim değişikliklerinin tarım üzerindeki etkileri insan yaşamının devamlılığı için en temel ihtiyaçlardan biri olan gıda açısından önem arz etmektedir. Son yıllarda uygulamaya alınan iklim anlaşmaları, kurulan paneller, örgütler, çalışılan projeler de aslında gıda için riskin zaman ilerledikçe büyüyebilme ihtimalini göstermektedir. Bu çalışmada hem iklim değişikliği ile tarım arasındaki bağlantı ve tarihsel süreç içindeki etkileşimleri hem de iklim değişikliğinin buğday ve tarım ürünleri dış ticaretine etkileri literatür yaklaşımlarıyla ele alınıp, bilimsel istatistiki tablolarla ve hem öğretim üyesi hem resmi kurumlarla gerçekleştirilen 3 ayrı derinlemesine mülakatla analiz edilmiştir. Türkiye'de belirgin şekilde hissedildiği görülebilen kuraklık, yağışlardaki düzensizlikler, nüfus artışının da etkisi ile su kaynaklarının azalması gibi iklim değişikliklerinin Türkiye'nin tarım alanları, buğday ekim alanları, üretimi, miktarı ve verimi ile doğrudan ve tarım ürünleri dış ticareti ile de dolaylı şekilde bağlantılı olduğu bulgularına varılmıştır. Aynı zamanda Türkiye'de iklim değişikliği etkilerinin hissedilmesine rağmen yarı kurak coğrafyasına bağlı olarak buğdayda kendi kendine yeterli üretim gerçekleşmektedir. Türkiye, ürettiği ve ithal ettiği buğday neticesinde makarna üretimi ve ihracatı yapmaktadır. İklim değişikliği karşısında Türkiye açısından buğday için kendi kendine yeterliliğin, üretimin ve ihracatın sürdürülebilir olmasının da önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İklim Değişikliği, Küresel Isınma, Tarım, Tarım Ürünleri Dış Ticareti, Buğday
Uydu tabanlı indekslerle Konya Altınova bölgesinde kuraklığın analizi ve buğday verimi ile ilişkisi
Türkiye'nin en önemli tahıl üretim merkezlerinden Konya'da son yıllarda sıkça kuraklık yaşanmakta ve başta buğday olmak üzere ürün verimleri olumsuz etkilenmektedir. Bu tez çalışmasında Konya ili Altınova yöresinde, kuraklığın güncel yaklaşımlarla analiz edilmesi ve elde edilen sonuçlarla yaygın olan buğday çeşitlerinin verim tahminlerinde kullanılabilecek modellerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Kuraklığın geçmişten günümüze eğilimi araştırılmış, gelecek içinse kısa, orta ve uzun vade kuraklık projeksiyonları oluşturulmuştur. Son olarak makine öğrenmesi algoritmalarıyla Kızıltan-91, Bayraktar-2000 ve Bezostaya-1 çeşitleri için verim tahmin modelleri geliştirilmiştir. Çalışma sonucunda SPI'nin kuraklık tekerrürünü %28-31, SPEI'nin ise %33-34 arası değerlendirdiği belirlenmiş, SPEI-24 aylık zaman ölçeğinde hidrolojik kuraklık eğilimin olabileceği ortaya konmuştur. Gelecek projeksiyonlarına göre hiçbir küresel model ve zaman ölçeğinde kısa vade (2020-2040) için kuraklık yönelimi belirlenmemiştir. Meteorolojik kuraklık için SPI ve SPEI'nin birlikte kullanılmasının çok daha doğru değerlendirmelerin yapılmasına imkân vereceği kanaatine varılmıştır. Tarımsal kuraklık analizleri ise uydu tabanlı kuraklık indeksleriyle (VCI, TCI, VHI ve VSWI) buğdayın büyüme dönemlerine göre gerçekleştirilmiştir. Bunların arasında 'Bitki Örtüsü Durum İndeksi'nin (VCI) kullanım ve sonuçları açısından yöreye uygun olduğu değerlendirilmiştir. Tüm çeşitler için VCI'ye göre 2001, 2004, 2007, 2008, 2012, 2014, 2016, 2017, 2018 ve 2019 yıllarında tarımsal kuraklığın yaşandığı dönemlerin olduğu belirlenmiştir. Son olarak çalışmada Bayraktar çeşidi için 21, Kızıltan çeşidi için 12 ve Bezostaya çeşidi için 8 adet verim tahmin modeli alternatif olarak sunulmuş olup, model performansları (R2) sırasıyla 0.736-0.973, 0.733-0.956 ve 0.686-0.874 arasında değişmiştir. Geliştirilen modeller yöre için kullanılabilir olarak değerlendirilmiştir.
Buğday ve arpa da tuz ve bor toksisitesi toleransına nano-silisyumun etkisi
Bu çalışmada çeltik kavuzundan elde edilen farklı dozlarda nano-silisyumun (Nano-Si) arpa ve buğday bitkilerinin tuz ve bor toksisitesine toleransı ve gelişimine etkisi sera koşullarında araştırılmıştır. Bu amaçla Nano-Si farklı dozlarda (0, 25, 50, 100 mg kg-1) arpa ve buğday bitkilerine topraktan uygulanmış ve 12 haftalık gelişim süresi sonunda hasat edilen bitkilerde yaş ve kuru ağırlık, prolin miktarı, yaprak su tutma kapasitesi (YSTK), nispi nem, membran geçirgenliği, klorofil a, klorofil b ve toplam klorofil miktarı, silisyum (Si), potasyum (K), sodyum (Na), klor (Cl) ve B konsantrasyonları belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre uygulamalara arpa bitkisinde yaş ve kuru ağırlığı önemli düzeyde artırmıştır. Bitki prolin miktarı da artan Nano-Si uygulamasına bağlı olarak artış göstermiştir. Bitki klorofil a ve toplam klorofil miktarı istatistiki açıdan önemli düzeyde artış gösterirken klorofil-b miktarı önemişiz bulunmuştur. Artan düzeyde uygulaman Nano-Si arpa bitkisinin Si ve B konsantrasyonunu artırırken K, Na ve Cl konsantrasyonlarını azaltmıştır. Artan dozlarda Nano-Si uygulamaları ile buğday bitkisinde yaş ve kuru ağırlıkta önemli düzeyde değişim saptanmazken prolin miktarı, YSTK ve membran geçirgenliğinde artış belirlenmiştir. Bitkinin klorofil a ve toplam klorofil miktarı da artış göstermiştir. Nano-Si uygulamaları ile buğday bitkisinde Si ve K konsantrasyonlarında artış belirlenirken, Na, Cl ve B konsantrasyonlarında azalma saptanmıştır. Bu çalışmanın ışığında, daha farklı bitkilerde ve uzun dönemde Nano-Si uygulamasının bitki gelişimini olumlu yönde etkileyebileceği düşünülmektedir.
Buğday yetiştiriciliğinde kullanılan epoxıconazole ve carbendazım süspansiyonunun farklı dozlarının toprak karbon mineralizasyonuna etkisi
Bu çalışmada, Osmaniye'de yaygın bir tarım ürünü olarak yetiştirilen buğdayda külleme ve sarı pas hastalığının yok edilmesi amacıyla uygulanan epoksikonazol + karbendazim fungusit süspansiyonunun farklı doz ilavelerinin [Önerilen Doz (ÖD), ×2 ÖD ve ×4 ÖD] buğdayın ilaçlama öncesi ve sonrası toprakları ile Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi kampüs topraklarının karbon mineralizasyonuna etkileri belirlenmiştir. Tarla kapasitesinin % 80'i oranında nemlendirilmiş 3 farklı toprağın karbon mineralizasyonu kontrollü koşullarda (28 °C ve 45 gün) ve CO2 respirasyon yöntemi ile gözlenmiştir.45 günlük inkübasyon süresi sonunda, en yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı kumulatif karbonmineralizasyon değerinin önerilen dozun 2 katı muameleli buğday topraklarda (MBT ×2 ÖD) gözlendiği (7,756 mg C(CO2)/100 g) ve bu değerin hem grup içinde hem de diğer iki gruptan farklı olduğu ortaya konulmuştur (P < 0,001). Bu sonuç sadece önerilen dozun 2 katı düzeyinde ilave edilmiş epoksikonazol + karbendazim fungusit süspansiyonunun araştırma topraklarındaki mikroorganizmalarca karbon kaynağı olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu bulgu doğrultusunda, kimyasalın diğer dozlarıyla topraklara ilave edilen karbon miktarının mikroorganizma aktivitesini artıracak düzeyde yeterli gelmediğinden söz edilebilir
Buğday (Triticum aestivum L.)'da yabancı ot kontrolü için kritik periyodun belirlenmesi ve yabani hardal (Sinapis arvensis L.)'ın mücadele olanaklarının araştırılması
Yapılan bu araştırma ile buğdayın yabancı otlara karşı kritik periyodunun belirlenmesi, buğday alanlarında sorun olan Sinapis arvensis L.'in alt türlerinin ve bu alt türlerin herbistlere tepkisinin araştırılması, S. arvensis'in biyolojik bazı özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Buğdayın kritik periyodunun belirlenmesinde çalışmalar 2020-2021 yıllarında Diyarbakır ilinde gerçekleştirilmiştir. S. arvensis'in alt türlerinin belirlenmesinde Türkiye'nin 7 coğrafi bölgesini temsilen 28 ilde toplam 84 ilçenin buğday alanlarından S. arvensis tohumlarının örneklemesi yapılmıştır. Klasik ve moleküler (rDNA ile cpDNA) yöntemlerle S. arvensis'in alt türleri ile bu alt türlerin sera koşullarında herbisitlere tepkisi ve tohumların çimlenme biyolojisi araştırılmıştır. Çalışmalar sonucunda; yabancı otlara karşı %5 verim kaybında, buğdayın kritik periyodu yağışlı geçen iklim koşullarında 35-75 DAE, kurak geçen iklim koşullarında ise 11-93 DAE olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, Zadoks-30'un 2020 yılında 01.03.2020 tarihine, 2021 yılında ise 16.03.2021 tarihine tekabül ettiği belirlenmiştir. S. arvensis'in alt türlerinden S. arvensis subsp. arvensis, S. arvensis subsp. allionii ve S. arvensis subsp. schkuhriana tespit edilmiş olup, bu alt türler arasındaki filogenetik ilişkiler ortaya konmuştur. Florasulam, Bromoxynil + MCPA, Dimethyl amin tuzundan oluşan aktif maddelere karşı S. arvensis'in alt türlerinin farklı seviyelerde herbisitlerden etkilendikleri ve bu aktiflere karşı alt türlerin kontrol edilebilir olduğu belirlenmiştir. S. arvensis'in çimlenme sıcaklığının, illere ve alt türlere göre değişmekle birlikte genel olarak minimum 2 -5 °C, optimum 10-25 °C, maksimum 35 °C olduğu belirlenmiştir. S arvensis'in alt türlerinin belirlenmesiyle ilgili çalışmaların devam ettirilmesi; belirlenen alt türlerin dayanıklılık durumunun araştırılması önerilir.
Fosforca zenginleştirilmiş organomineral gübre kombinasyonlarının kireçli bir toprakta yetiştirilen ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.)'ın kalitatif ve kantitatif özellikleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı oranlarda fosfor ve süt sığırı gübresi karışımlarından elde edilen fosforca zenginleştirilmiş organomineral (P-OMG) gübrelerin, ekmeklik buğdayın kalitatif ve kantitatif özelliklerinin gelişimine, kireçli bir toprakta farklı fosfor kinetiklerinin değişimine ve bitkinin dengeli beslenmesi üzerine etkinliğini araştırmaktır. Materyal ve Yöntem: Araştırma, 2019-2021 yılları buğday vejetasyon dönemi boyunca Aydın ili Söke ilçesi ekolojik koşullarında, 5 farklı seviyede süt sığırı gübresi dozu (SG0: kontrol; SG1: 1; SG2: 2; SG3: 3; SG4: 4 t da-1) ile 5 farklı seviyede fosfor dozu (P0: kontrol; P1: 2,3 P; P2: 4,6 P; P3: 6,9 P; P4: 9,2 kg P2O5 da-1) ile organomineral gübre kombinasyonları oluşturularak tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak orta kireçli bir toprakta (%14,8) yürütülmüştür. Bunun yanında, araştırmada iki yıl boyunca buğday yetişme sezonu içerisinde destek gübresi olarak azotlu (Üre) ve potasyumlu (Potasyum nitrat) gübreler de uygulanmıştır. Bulgular: Fosfor zengini organomineral gübre uygulamaları, buğdayın dengeli beslenmesi üzerine etkinliğini arttırmış bu sayede buğdayın bazı kalitatif ve kantitatif özelliklerinde gelişmeler tespit edilmiştir. Bununla birlikte uygulanan gübrelerin toprakların pek çok kimyasal özelliğini iyileştirdiği ve fosfor kinetiklerinde olumlu değişimler gerçekleştirdiği kaydedilmiştir. Denemeden elde edilen bulgulara göre, P-OMG kombinasyonları, buğdayın tane ve biyokütle verimini sırasıyla, %36,8 ve 24,1 oranında, bin tane ve hektolitre ağırlığını sırasıyla, %16,3 ve 5,7; tane protein, yaş glüten ve sedimantasyon değerlerini sırasıyla, %8,3, 6,4 ve 4,8; un randımanını ise, %5,7 oranında arttırmıştır. Bununla birlikte P-OMG kombinasyonları toprağın organik madde içeriğini %60,1; toplam azot, alınabilir P ve K içeriklerini sırasıyla, %22,1, 140 ve 17,2 oranında arttırmıştır. Ayrıca toprağın toplam değişebilir katyonların miktarı ile katyon değişim kapasitesini sırasıyla %14,0 ve 24,7 oranında arttırmıştır. Denemede, P-OMG uygulamaları toprağın P adsorpsiyon ve fiksasyon kapasitesini sırasıyla, %10,7 ve 13,7 oranında azaltmış buna karşın P desorpsiyon ve suda çözünür P kapasitesini ise sırasıyla, %54,3 ve 45,0 oranında arttırmıştır. Bitki analiz sonuçlarına göre, P-OMG kombinasyonları, toplam N, P ve K içeriklerini sırasıyla, %8,1, 30,4 ve 13,2 oranında arttırmış, toplam Ca, Mg ve Zn içeriklerini sırasıyla, % 10,2, 14,3 ve 11,2 oranında azaltmıştır. Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına göre uygulanan organomineral gübreleme konuları arasında, toprak özelliklerini iyileştiren, bitkideki besin maddesi durumunu uygun sınır değerler arasında koruyan ve topraktaki fosfor kinetiklerini en elverişli seviyelerde tutan uygulamanın SG3+P2 olduğu tespit edilmiştir.
Aydın ekolojisi koşullarında makarnalık buğday çeşitleri ile kalite, verim ve verim unsurlarının belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Akdeniz iklim koşullarına uygun makarnalık buğday çeşitlerinin kıyı ege bölgesi koşullarında verim, verim öğeleri ve kalite özelliklerinin ile aminoasit değerlerinin belirlenmesidir. Materyal ve Yöntem: Bu deneme, 2023 yılı kışlık ürün yetiştirme periyodunda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Uygulama ve Araştırma Çiftliğinde yürütülmüştür. Deneme materyali olarak: Alatay, Çeşit 1252, Poyraz, Şölen 2002 ve Yaren olmak üzere 5 farklı makarnalık buğday çeşitleri kullanılarak yapılmıştır. Deneme tesadüf blokları deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Bulgular: Çalışmadan elde edilen başakta tane sayısı ortalamasının 45 adet/başak olduğu, tane verimi ortalama değerinin 658,96 tane olduğu belirlenmiştir. Başak uzunluğu açısından çalışmada elde edinilen değere bakıldığında ortalama değerin 6,5 cm olduğu, M2 deki başak sayısı ortalama değerinin ise 557 adet olduğu bulunmuştur. Tanede kalite parametreleri incelendiğinde protein oranı ortalama %13,88, nişasta oranı ise ortalama %57,3 olduğu belirlenmiştir. Tanede aminoasit oranları bakımından en iyi sonuçlar: Histidin 0,258 ile, Arjinin 0,563 ile, Treonin 0,388 ile ve Lizin 0,293, Metionin 0,263, İzolösin 0,555, Lösin 1,153 ve Fenilalanin 0,705 ve Valin 0,573 olarak ölçülmüştür. Sonuç: Başakta tane bakımında Şölen 2002, Tane verimi açısından Alatay, Poyraz ve Şölen 2002, Başak uzunluğu bakımından Çeşit 1252, M2 de başak sayısı bakımından Poyraz ve Yaren, Protein oranı açısından Çeşit 1252 çeşidini, nişasta oranı açısından Çeşit 1252 ve Şölen 2002 çeşitleri iyi sonuç vermişler. Eğer Histidin, Arjinin, Treonin ve Lizin aminoasitleriyle açısında değerlendirme yapılırsa Poyraz, Metionin, İzolösin, Lösin ve Fenilalanin aminoasitleriyle ilgili yorumlanacaksa Çeşit 1252 çeşidini önerebiliriz. Valin aminoasidi açısından ise Yaren çeşidini sunabiliriz.
Bor'un buğday tohumlarının çimlenme sürecine bağlı olarak embriyo ve endosperm dokularındaki polifenol oksidaz enzim aktivitelerine etkisi
Bor'un (B) iki buğday varyetesinde (Triticum aestivum L. cv. Kıraç-66 ve cv. Sultan-95) çimlenme oranı ve embriyo ve endosperm dokularındaki polifenol oksidaz enzimlerinin aktivitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Buğday tohumlarının çimlenme oranı 50 mM' a kadar olan B konsantrasyonlarından etkilenmemiş, 100 ve 150 mM B' da ise düşmüştür. Saf su ve düşük B konsantrasyonları (0.1 ve 50 mM) polifenol oksidaz aktivitelerini embriyo ve endosperm dokularında çimlenmenin başından itibaren Kıraç-66 da 6. saat, Sultan-95 de ise 9. saate kadar artırmış fakat yüksek B seviyeleri (100 ve 150 mM) ise düşürmüştür. Her iki buğday varyetesinde de embriyo ve endosperm dokularında o-difenolik substratlarla (katekol, dopa ve kafeik asit) belirlenen polifenol oksidaz aktivitelerinin monofenolik substratla (tirozin) belirlenen aktiviteden yüksek olduğu bulunmuştur.Sultan-95 varyetesinde difenolik substratlarla belirlenen polifenol oksidaz aktivitesi embriyoda endospermden yüksek olup dopayı okside eden enzim diğer substratlardan daha yüksek aktivite göstermiştir. Monofenolik substratla belirlenen polifenol oksidaz aktivitesi ise endospermde embriyodan daha yüksektir. Diğer taraftan Kıraç-66 varyetesinde dopa ve kafeik asidi okside eden polifenol oksidaz enzimi hem embriyo hem de endosperm dokularında yüksek aktivite göstermiştir. Benzer şekilde monofenolik substratla belirlenen polifenol oksidaz aktivitesi ise embriyo ve endosperm dokularında benzer orandadır. Sonuç olarak yüksek B konsantrasyonlarının çimlenme oranını ve tohum dokularındaki polifenol oksidaz aktivitesini düşürdüğü, ve Kıraç-66 varyetesinin yüksek B' a karşı Sultan-95' den daha toleranslı olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Bor, buğday, çimlenme, embriyo, endosperm, polifenol oksidaz
Fusarium culmorum'un farklı buğday çeşitlerinde zearalenone üretimi ve hastalık şiddetiyle korelasyonunun saptanması
Bu çalışma, 2009-2010 buğday yetiştirme döneminde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Dardanos Araştırma ve Uygulama arazisinde yürütülmüştür. Bu çalışmada farklı buğday çeşitlerine inokule edilen ve buğdayda Fusarium başak yanıklığına (FHB), verim ve kalitenin azalmasına, tanelerde mikotoksin akümülasyouna sebep olan Fusarium culmorum'un farklı buğday çeşitleri arasında hastalık şiddeti açısından farklılıkları saptamak ve verime olan etkisini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Ayrıca F. culmorum tarafından inokule edilen başaklarda oluşturdukları bir mikotoksin olan zearalenone (ZEA) üretimi karşılaştırılmıştır. Bu amaçla 23 buğday çeşidi kullanılmıştır. Başaklar çiçeklenme döneminde şırınga yöntemi ile F.culmorum izolatı ile inokule edilmiştir. Hastalık gelişimi 3 farklı zamanda ölçülmüş ve elde edilen veriler hastalık gelişimi altındaki bölge (AUDPC)'nin hesaplanmasında kullanılmıştır. F. culmorum ile inokule edilen buğday çeşitlerinin hastalık şiddetleri arasında istatistiki olarak fark olduğu saptanmıştır. Bin tane ağırlığı yönünden çeşitler arasında istatistiksel olarak önemli farklılıkların olduğu gözlenmiştir. ZEA birikimi yönünden ise çeşitler arasında belirgin farkların bulunduğu da görülmüştür. Ele alınan özellikler arasındaki ilişki incelendiğinde başak ağırlığı ile bin tane ağırlığı arasında pozitif, AUDPC ile başak ağırlığı ve bin tane ağırlığı arasında negatif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca ZEA ile AUDPC arasında da pozitif bir korelasyon olduğu saptanmıştır. Bu çalışmadan F. culmorum'un farklı buğday çeşitlerinde farklı oranlarda hastalık şiddetine sebep olduğu ve verimi farklı oranlarda düşürdüğü, aynı zamanda ZEA akümülasyonunun hastalık şiddeti ile doğrudan ilişkili olmadığı sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Fusarium culmorum izolatları, Buğday, Hastalık gelişimi, Başak Ağırlığı, Bin Tane Ağırlığı, ZEA.
Bazı pestisitlerin Triticum aestivum L. ve Triticum durum Desf. tohumlarının çimlenme ve fide gelişimi üzerine etkileri
Bu çalışma, ekmeklik buğday (Triticum aestivum L. cv Ceyhan 99) ve makarnalık buğdayda (Triticum durum Desf. cv Ege 88) pestisit uygulamasının çimlenme ve erken fide gelişimi üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Kontrollü şartlarda buğday çeşitlerine S-Metolachlor, Phosmet ve Pyridaben'in 0, 5, 25, 50 ve 100 ppm'lik derişimleri yedi gün boyunca uygulanmıştır. Uygulanan pestisitlerin buğday çeşitlerinin çimlenme üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu görülmüştür. Bu etkilerinin genel olarak doz bağımlı olmasının yanında, buğday çeşitleri ve pestisit sınıfları arasında farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Çimlenme indeksi hesaplamaları, pestisit türleri ile buğday çeşitleri arasında farklılıkların olduğunu göstermiştir. Elde edilen cevap indeksleri hesaplamalarına göre de bu sonuçlar açıkça görülmüştür. Ayrıca ortalama çimlenme zamanlarında da pestisit türleri ile buğday çeşitleri arasında farklıklar gösterdiği belirlenmiştir. Buğdayların kök, gövde ve kök+gövde uzunluklarının pestisitlerin etkisinde derişim artışına bağlı olarak azaldığı belirlenmiştir. Kök, gövde ve kök+gövde uzunlukları dikkate alındığında, kontrole göre büyümedeki azalmaların genel olarak S-Metolachlor > Phosmet > Pyridaben şeklinde olduğu belirlenmiştir. Buğdayların vigor indeklerindeki azalmaların da S-Metolachlor > Phosmet > Pyridaben şeklinde olduğu bulunmuştur. Pestisit etkisinde buğday çeşitlerinin kuru ağırlıklarında da azalmalar olmuştur. Sonuç olarak, buğdayların çimlenme ve erken fide gelişimi üzerinde uygulanan pestisitin türüne ve konsantrasyonuna göre farklılıkların olduğu tespit edilmiştir.