Restructuring
122 theses under this subject heading
Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminde yeniden yapılanma: Hedefler ve sonuçları
Ülkemizde uygulanan sosyal güvenlik sisteminin gerek yapısı gerekse sorunları 1990'lı yılların sonlarına doğru tartışma konusu olmuş ve hala günümüzde yaygın bir şekilde eleştirilmektedir. Sosyal güvenlik sistemi SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı olmak üzere üç kurum tarafından yürütülmekteydi. Ancak sosyal güvenlik kuruluşlarında giderek artan açıkların yaşanması sebebiyle sisteme getirilen eleştirilerin daha da şiddetlenmesine neden olmaktaydı. Yaşanan açıklar sonunda ekonomik istikrarsızlıkların oluşması ve buna bağlı olarak yoksulluğun artması sistemin yetersizliğini ortaya koymaktaydı. Sosyal güvenlik sisteminde reform yönündeki çalışmaların hızlanmasını sağlamıştır. Sistemin etkinliğini artıracak olan reformun ayrım gözetmeksizin tüm vatandaşlarımıza eşit şartlarda ve kaliteli güvence sağlama olanağı yaratılmaya çalışılmıştır. Bundan hareketle çeşitli reform aşamalarından sonra, tek bir sosyal güvenlik kuruluşu öngörülerek bahsedilen üç kurumun tek çatı altında birleşmesi amacıyla 5502 sayılı Kanun yürürlüğe koyulmuştur. Bu çalışmada sosyal güvenlik sisteminin sorunları esas alınarak bu sorunlara çözüm getirmek hedefi ile uygulamaya konulan 5502 sayılı Kanunun günümüzdeki durumu değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Türk Ticaret Kanunu ve vergi kanunları açısından şirketlerde kısmi bölünme ve bir uygulama
Ekonomik şartların günden güne değişmesi, şirketlerin farklı alanlarda uzmanlaşma isteği, giderek büyüyen işletmelerin yönetim kontrol mekanizmasının zorlaşması, şirket hissedarlarının talebi, vergisel avantajlar gibi sebeplerle şirketler yeniden yapılanma modellerini tercih edebilmektedir.Çalışmamızda yeniden yapılanma modellerinden bölünme işlemini vergisel ve hukuksal avantajları, işleyiş süreci, uygulanma şekli açısından detaylıca açıklamaya çalıştık. Tez giriş bölümü ile birlikte 4 bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde bölünme ile ilgili kavramlar, bölünme nedenleri, bölünme türleri ve Vergi Kanunları açısından bölünme türleri açıklanmaya çalışılmıştır.Tezin üçüncü bölümünde, bölünme işlemleri Türk Ticaret Kanunu açısından detaylıca incelenmiş ve hukuksal çerçevede açıklanmıştır.Tezin son bölümü olan uygulama bölümünde ise Kısmi Bölünme işlemine dair uygulama gerçekleştirilmiştir. Bu bölümde Türk Ticaret Kanunu ve Diğer Vergi Kanunları açısından Kısmi Bölünme işleminin uygulaması ele alınmıştır. Şirket yönetimi ve YMM tarafından hazırlanan belgeler, raporlar ve evraklar tezin ''Ekler'' kısmında yer verilmiştir.
Futbol sektörünün yeniden yapılanma sürecinde kurumsallaşması: Türk futbolunun Türkiye imajına etkisinin incelenmesi
TİLEV, Emre. Futbol Sektörünün Yeniden Yapılanma Sürecinde Kurumsallaşması: Türk Futbolunun Türkiye İmajına Etkisinin İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2012.Bu araştırmanın amacı, ülkemizde tutkuyla takip edilen her yerde konuşulan ve dünyanın son 200 yılına gerçek anlamda damgasını vuran futbol olgusunun yeniden yapılanma sürecinde kurumsallaşmanın etkilerini incelemektir. Futbol oyunun dünya ülkelerini saran bir tutkudan öte diğer boyutlarının yansımalarını da ortaya koymaktır. Futbolun sadece bir oyun olmadığı bir endüstri olduğunu ve bu endüstri kolunun her geçen süre içinde daha da büyüyerek geliştiğini açıklamaktır. Birinci bölümde futbolun tanımı ve doğuşu; futbolun tarihsel gelişimi incelenmiştir. İkinci bölümde futnolun yeni yapılanma sürecinde kurumsallaşma ve futbolun daha iyi algılanabilmesi için oyunun yüzeysel kural analizi yapılmıştır. Üçüncü bölümde Türkiye Lig Kurumu ve Avrupa Ligleri hakkında karşılaştırmalı olarak yapılan incelemelere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde uygulama kısmında; ?Türk Futbolunun Türkiye İmajına Etkilerinin İncelenmesi? anket metoduyla incelenmiştir. Bu araştırmada; internet üzerinden 354 kişiyle anket yapılmıştır. Futbolu yerinde (statlarda) izlemiş, 167'ü ya hiç izlememiş yada statlara hiç gitmemiş 104'ü ile antket yapılmış ve toplanmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre, ülke imajını oluşturan bileşenlerden kültürel olanaklara, ekonomik yansımalardan oyuna bakışa kadar tüm kriterler ele alınmıştır. En son bölüm olan beşinci bölümde de sonuçlara ve önerilere yer verilmiştir.
Toplum bilimlerinin yeniden biçimlenmesi ve örgütlenmesi: TÜBA örneği
Küresel ilişkiler ve dönemin getirileri neticesinde toplumbilimleri mecburi bir yapılanma sürecine girmiştir. Ülkemizde de yaşaNan toplumbilimlerinin dönüşüm tartışmaları aşamasında yükseköğretim dışı bir kurum olan Türkiye Bilimler Akademisi'nin biçimlenmeye ve örgütlenmeye olan katkısı çalışmamızın temel konusunu oluşturmaktadır. Araştırmamızın genelinde uluslararası uyumlandırma süreçlerine dahil olan Türkiye'nin düzen ve sistemleri kendi kurumlarıyla bütünleştirme çabası aktarılmaktadır. Özelinde de TÜBA'nın bu sürece ilişkin faaliyetleri ve söylemleri sunulmaktadır. Varsayımımız, toplumbilimlerinin ve üniversitelerin yeniden düzenlenme aşamasında TÜBA gibi bir bilim kurumun öncülüğüne duyulan ihtiyaç üzerinedir. Bu bağlamda konumuzu üç ana bölüm halinde inceledik. Birinci bölüm, önemli küresel dönüşümlerin yaşandığı 1980 yılı itibariyle Batı'da ve Türkiye'de biçimlenme ve örgütlenme adına yapılan ilk tartışmaları kapsamaktadır. Ele aldığımız tartışmalar, toplumbilimlerinin ortaya çıkışını, gelişim sürecini ve günümüzde toplumbilimlerinin nasıl biçimlenmesi gerekliliğini aktaran bir rapor niteliğindeki "Sosyal Bilimleri Açın" eserinin incelenmesi ve önemi konusuyla başlamaktadır. Sunulan rapora yönelik Türkiye'de çağrıya karşılık verme amaçlı yapılan bir sempozyumun eseri "Sosyal bilimleri Yeniden Düşünmek" incelemesi ile ikinci alt başlık oluşturulmuştur. Üçüncü alt başlık, yayınevleri ve dergiler üzerinden aktarılan üniversite dışında oluşan örgütlenmeleri ele alır. İkinci bölüm, toplumbilimlerinin örgütlenmesinde kurumsal tartışmalar üzerine yoğunlaşmaktadır. Türkiye Bilimler Akademisi'nin oluşum ve gelişim sürecinin anlatıldığı ilk alt başlık kurumun bağımsızlık durumunu da ele alır. İkinci alt başlıkta kahramanlarının kim olduğundan ve çalışmalarından bahsedilir. Üçüncü alt başlıkta da örgütlenme aşaması ve oluşturduğu faaliyetler incelenmiştir. Üçüncü bölüm, toplumbilimlerinin yeniden biçimleniş açısından uygulamalarından bahseder. 1997 sonrasında yaşananlar, Yükseköğretim Kurulu'nun yeniden düzenlenmesi tartışmaları ve ulusal tabanlı sistemlerin oluşturulması ilk alt başlığın konularındandır. İkinci alt başlıkta oturmaya çalışan bir sistem, uyumlandırma sürecindeki etkileşimler ve bu bağlamda yer alınan değişim programlarının neler olduğuyla ülkemizin uygulamaların neresinde yer aldığı incelenmiştir. Son alt başlıkta da yine belirli kararlar çerçevesinde oluşturulan akademik atama ve yükseltme kriterleri incelenmiş, yayın yapma faaliyetlerine de değinilmiştir. Kapsamlar incelendiğinde uygulamaların bir değişim çerçevesi sunduğu, yükseköğretim alanında geliştirilen sistemlerin uyum sağlama amaçlı yapıldığı tespit edilmiştir. Türkiye Bilimler Akademisi'nin de tartışma oluşturduğu alanlarda yaşanan uyum süreçlerinin kararlılığı sonucu eski ağırlığını yitirdiği gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumbilimlerinin Yeniden Biçimlenmesi, Toplumbilimlerinin Örgütlenmesi, Türkiye Bilimler Akademisi
Osmanlı kara ordusunda yeniden yapılanma girişimleri (1913-1914)
Son dönem Osmanlı askerî tarihinin en büyük felaketi hiç şüphesiz Balkan Savaşlarında uğranan ağır yenilgidir. Balkan bozgunu sadece Balkanlarda değil, Osmanlı İmparatorluğu'nun bütün vilayetlerinde siyasî, sosyal ve kültürel dengeleri değiştirmiştir. Savaş sırasında darbe ile tüm yetkileri ele geçiren İttihatçı subaylar, Enver Paşa'nın liderliğinde Osmanlı ordusunda kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci başlattılar. Çünkü devleti içinde bulunduğu çıkmazdan kurtaracak yegâne güç, güçlü bir orduydu. Bir yıl gibi kısa bir sürede yapılan yeniden yapılanma girişimleri ile Balkan Savaşlarında kısa sürede dört küçük Balkan devletine karşı dağılan Osmanlı ordusu, Birinci Dünya Savaşı'nda kendisinden beklenmeyecek bir performans gösterdi. Müteakip süreçte Modern Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran kurucu askerî kadro 1913-1914 yıllarında yapılan ıslahatlar ile ordu içerisinde önemli görevlere geldiler.
Determinants of economic development amidst political instability: Yemen's case
Many countries in the Middle East region lay on abundance of natural resources, yet, they never had the chance to use them effectively, and people of these countries suffer from different crises. However, some of those countries had been suffering from the lack of economic resources, but that was not the only reason to for millions of people to remain in severe need. Political corruption, ignorance, and not to mention the heinous exploitation by the superpower countries and their collusion with the corrupt governments in the Middle East in exchange for running their own interests regardless of the circumstances of the peoples of these countries, all that play an essential role in the current situation. This research aimed to study the theoretical and practical justifications for political instability, oil rent, and foreign direct investments in post-war Yemen rebuilding with regard to economic growth. Political instability, oil rent, and foreign direct investment (FDI) served as the study's explanatory variables; GDP growth (annual; %) served as the study's response variable, and as a result, its influence on the reconstruction of Yemen following the conflict. The Johansen cointegration test was used in the study to determine whether there was cointegration among the variables. The short-run and long-run coefficients were also estimated using the Vector autoregression (VAR) estimation technique, and their individual effects on economic growth in Yemen were evaluated for significance. FDI, oil rent, and political instability were found to have significant long-term effects on economic growth, but short-term effects were neutral. The Granger Causality test was applied to look for any causative connections between the variables, and the results revealed that there were unidirectional connections between FDI, pol-ins, oil rent, and economic growth.
Sanatsal bir eylem biçimi olarak yıkım ve yeniden yapılandırma
Yıkım ve yeniden yapılandırma kavramlarına dayalı pratiklerin, uygulanma amaçları, yöntemleri sanatın tarihsel sürecinde farklılıklar göstermiştir. Bu farklılıklar, özellikle yıkıcı sanatsal eylemlerin artış gösterdiği modernizm ve avangard hareketler kapsamında belirgin bir hale gelmiştir. Sanatta bu değişkenliğe kaynaklık eden temel unsurların saptanabilmesi için kavramlara dayalı uygulamaların amaçlarını, işlev ve yöntemlerini tespit etmeye yönelik bir araştırmanın yapılması önem kazanmıştır. Bu kapsamda yıkım ve yeniden yapılandırma, öncelikle farklı kavramlarla ilişkileri bağlamında ele alınarak incelenmiş, daha sonra da tarih, psikoloji, sosyoloji ve felsefe alanlarıyla bağlantıları tespit edilerek, sanata yansımaları saptanmıştır. Elde edilen bulgular paralelinde kavramların, uygulama çalışmaları aracılığıyla somut bir gerçeklik alanına taşınması amaçlanmıştır. Tez çalışmasında yıkım; yaratıcılığa kaynaklık eden eylemler bütünü, sanatın yok edilmesinde avangard bir tavır ve eleştirel bir anlatımın dili olarak incelenmiştir. Yıkımın devamında tamamlayıcı bir uygulama olarak ortaya koyulan yeniden yapılandırma, sanatçının benlik bütünlüğüne ulaşmak üzere varlığı dönüştürdüğü eylemler toplamı olarak ele alınmıştır. Bu eylemler sanatçının, eser ve nesne üzerinde gerçekleştirdiği uygulamalar kapsamında değerlendirilmiştir. Postmodern süreçte varlığın yeniden inşasına yönelik sanatsal pratiklerle, Jacques Derrida'nın yapıbozum üzerine gerçekleştirdiği çalışmalar ilişkilendirilerek, felsefe ile bağlantılar kurulmuştur. Kişisel uygulamalar bölümünde yıkım ve yeniden yapılandırma kavramları, farklı konu, uygulama yöntemleri ile ele alınarak, bu kavramlara dayalı eylemlerin sanatsal bir anlatımın ifade dilini oluşturduğu ortaya koyulmuştur. Anahtar sözcükler: Resim, Sanat, Yıkım, Yeniden Yapılandırma, Yaratıcılık, Yapıbozum
Yeniden bir inşa olarak "Yıkmak-Yakmak" üzerine görsel anlatılar
Sanatsal anlamda kullanılan nesnelerin kültürel bir karakteri vardır. "Yeniden bir inşa olarak yıkmak- yakmak üzerine görsel anlatılar" adlı bu tezin kapsamını sanatçının içinde bulunduğu ruhsal durum ve toplumsal yapı temelinde, dönüşüm sürecindeki sosyal ve duygusal mekanizmaların etkisiyle kendi başına bir anlamı olmayan nesnelerin sanatçı tarafından nasıl dönüştürüldükleri ve hangi şartlarda ortaya koyuldukları oluşturur. İçerik ve biçimin birlikteliğini sağlayacak, malzemenin sanatsal ifadeyi güçlü kılmasındaki katkısı araştırılan, yazılı dokümanlar incelenerek literatür taraması ile bilimsel kaynaklara dayanan kuramsal nitelikteki nitel bir araştırma olan bu tezin ilk bölümünde Marx, Nietzsche, Schumpeter, ve Harvey gibi kuramcıların, eskiyi yıkarak yenisini yapmayı, yaratıcı yıkım kavramıyla açıklamasına yer verilmiştir. Yaratıcı yıkım kavramının sanat yansımasında sanatçının yaratma sürecinde yaratıcılığı kişiliğiyle bilinçaltının yeni metaforlarla aktararak yeni bir ürün ortaya koymaya çalışırken kullandığı geleneksel sanat malzemesi ve yöntemlerinin dışında yansıtmak istediği duyguyu ifade etme biçimleri incelenen tez çalışmasının ikinci bölümünde Tiziano, Picasso ve Duchamp'ın gelenekselleşen zihniyeti yıkmaları ve sanatta hazır nesne kullanmalarına değinilmiştir. Sanat akımlarının klasik sanat anlayışını sorgulamalarına yer verilmiştir. Ai Weiwei, Robin Page, Yves Kleen, Anselm Kiefer, Gustav Metzger ve 1962'de düzenlediği oto- yıkıcı sanat sempozyuma katılan sanatçıların seçtikleri nesnelerle duyuları ile algılama biçiminin sanata yansımasında kullandıkları sanatsal ifade dili incelenmiştir. Üçüncü bölümde yıkarak yapma pratiklerinde nesnenin anlam dönüşümüne uğrayarak yapılan sanat uygulamalarında eski anlamının dışında yeni bir formla yeniden üretilmesinin olanaklı olduğu değerlendirmesinde bulunulmuştur. Tüketerek üretme üzerine hazırlanan bu tez çalışmasında, sanat yapıtları oluşturulurken gündelik hayat nesnesinin yaşam-anlam bağlamında yeri incelenmiştir. Nesnenin tahribatı, yakılması ve yerleştirme şekilleri, toplumsal, kültürel ve ekonomik anlamda yaşanan dönüşüm ile doğru orantılı biçimde ilerlemesi sanat uygulamaları üzerinden araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeniden bir inşa, yakmak, yıkmak, görsel anlatılar, resim.
Yükseköğretimin yeniden yapılandırılması sürecine ilişkin görüşler temelinde yeni bir yasa için öneriler
Yükseköğretim sisteminin, işlevlerine uygun bir biçimde sürdürülmesi oldukça önemlidir. Nitelikli bir yükseköğretim sistemi için nitelikli eğitim, nitelikli araştırma ve toplum için nitelikli hizmetler gerekmektedir. Yükseköğretimin eğitim-öğretim, araştırma ve topluma hizmet işlevlerini yerine getirebilmesi için bazı gereksinimleri vardır. Bu gereksinimler yükseköğretim sisteminin dayandırıldığı temel ilkelerden uygulamalara, akademisyenlerden yöneticilere, denetim sisteminden mali işleyişe kadar çeşitlilik göstermektedir. Bu nedenle yükseköğretim sisteminin kapsamlı ve derinlemesine incelenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Araştırma bu bağlamda yapılan reform çalışmalarına ışık tutmak amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan araştırmada 2012 yılında yayımlanan yükseköğretim yasa taslağı ele alınmıştır. Bu yasa taslağına yönelik olarak toplanan üniversite, akademisyen, STK ile kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doküman analizine göre incelenmiştir. Daha sonra görüşler içerik analizi ve betimsel analiz yapılarak tema ve alt temalara ayrılmıştır. Bu görüşlerin yasa taslağının 2013'te düzeltilerek yayımlanan haline ne ölçüde yansıtıldığı belirlenmiştir. Araştırmada güncel uygulamalar (2547 Sayılı Kanun), yeni yasa tasarısıyla yapılmak istenen değişiklikler, bu tasarıya ilişkin görüşler, yurt içi ve yurt dışı alanyazın bağlamında öneriler geliştirilmiştir. Tasarının hazırlanma sürecinde üniversite, akademisyen, sivil toplum kuruluşları ile kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerinin alınması; bu görüşlerin internet ortamında paylaşılması ve süreçle ilgili bilgi verilmesi şeffaflık açısından olumlu bir uygulamadır. Ancak araştırma bulgularına göre tasarının ilk haline yönelik toplanan üniversite, akademisyen, STK, kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri büyük oranda tasarının son haline yansıtılmamıştır. Bu noktada şeffaflık ilkesi doğrultusunda başlatılan yasa taslağı hazırlama sürecinin sonuçlanma aşamasının beklentileri karşılamadığı anlaşılmaktadır. Görüşler daha çok üniversitelere aittir, en az görüş dile getirenler kamu kurum ve kuruluşlarıdır. Akademisyenler daha çok özlük haklarıyla ilgili maddelerde görüş bildirmişlerdir. Tasarı metninde, kendi içinde tutarsızlıklarının olduğu görülmüştür. Kimi maddelerde başta belirtilen ilkelerle çelişkili ifadeler, hukuki bazı eksiklik ya da yanlışlıklar yer almaktadır. Kimi maddelerde genel çerçeve çizilirken kimileri yönetmelik tarzında yazılmıştır. Araştırmada tüm bu bulgular ışığında madde ve bölümlerine göre yeni bir tasarıya ilişkin önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: yükseköğretim, yükseköğretim yasası, yükseköğretim yasa tasarısı, yükseköğretim yasa taslağı, yükseköğretim yönetimi.
The 1948 economic congress: An attempt at the political re-organization of the merchants in Turkey
This thesis explores the relationship between the state and private entrepreneurs during the period of return to multi-party politics in Turkey. Taking the 1948 Economic Congress of Turkey as its case, and the merchants in Turkey as its main agent, it argues that from the vantage point of merchants, the economic transition to agriculture-led growth was contingent on the class struggle during the said period. The process therefore was not a political rupture but represented a continuity in terms of capital accumulation strategies. 1948 Economic Congress of Turkey in this junction, acted as the forum through which the merchants debated their economic-corporate interests. Using proceedings books, published reports of the congress, newspaper articles by prominent intellectuals, annals of participating chambers and national assembly records, the research revealed that private entrepreneurs had no intention of dismantling the state presence in and over economy but expected the institutional transformation of the relationship between the state and themselves. In addition to their demands of economic rationalization in state apparatus and formation of institutions that would allow them direct channels into economic policy-making processes, merchants demanded the state to act as the collective capitalist by using redistributive policy to promote the intensification and centralization of capital.
İşletmelerin yeniden yapılanma (reengineering) faaliyetlerinde bilgi teknolojilerinin kullanılması ve MİTAŞ T.A.Ş.`de bir uygulama
YÜKSEK LİSANS TEZ OZÜ İŞLETMELERİN YENİDEN YAPILANMA (REENGINEERING) FAALİYETLERİNDE BİLGİ TEKNOLOJİLERİNİN KULLANILMASI VE MİTAŞ T.A.Ş.'DE BİR UYGULAMA Ahmet Emre DEMİRCİ İşletme Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eylül 2001 Danışman : Prof. Dr. İnan ÖZALP İş dünyasında son derece sert değişim rüzgarları esmektedir. Bu değişim rüzgarı küçük, büyük tüm işletmeler etkisi altına almaktadır. Günümüz rekabet koşullarında işletmeler iki seçenek ile karşı karşıya kalmış durumdadırlar : Değişmek veya yok olmak. Oldukça sert olan değişim rüzgarlarına ayak uydurmanın bir yolu da işletmenin yeniden yapılanmasından geçmektedir. Rekabet üstünlüğü ve pazar liderliği elde etmek isteyen işletmeler, kritik iş süreçlerini yeniden gözden geçirmeli, işletme faaliyetlerine değer katmayan süreçleri ortadan kaldırmalı, yeterince verimli olmayan süreçleri ise yeni bir sayfa açarak, en yüksek değeri yaratacak şekilde yeniden ele almalıdır. İşletmenin tüm bu yeniden yapılanma faaliyetleri içerisinde bilgi teknolojileri bir katalizör görevi görecektir. İşletmeler, varolan iş süreçlerinin analiz edilmesinde, bu süreçlerinin işletmeye değer katacak şekilde yeniden yapılandırılmasında bilgi teknolojilerinden geniş bir şekilde yararlanmaktadırlar. Yeniden yapılanma çalışmaları içerisinde bilgi teknolojilerinin doğru bir şekilde kullanılması, işletmeye çalışmalarında hız ve etkinlik kazandıracaktır. Ancak yeniden yapılanmanın bilgi teknolojileri yatırımından ibaret olmadığı, bilgi teknolojilerinin yalnızca bir katalizör olduğu unutulmamalıdır.
Mobil öğrenme: Meslek yüksekokullarında bilginin yeniden yapılandırılması üzerine bir durum çalışması
Bu araştırmada meslek yüksekokullarında mobil öğrenmenin uygulanabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla, araştırmacı tarafından bir mobil öğrenme ortamı tasarlanmıştır. İç Anadolu bölgesinde ilçe merkezinde yer alan bir meslek yüksekokulunda yürütülen araştırma, öğrenenlerin başarmakta zorlandığı gözlenen "Algoritma ve Programlamaya Giriş" dersi kapsamında yapılmış ve araştırma verileri 2015-2016 öğretim yılı güz döneminde toplanmıştır. Bu çalışma, 36 kişilik öğrenci grubuyla başlamış ve araştırmanın derinlemesine yapılabilmesi için amaçlı örneklem seçimi yöntemiyle 6 kişilik katılımcı grubuyla sürdürülmüş nitel bir durum çalışmasıdır. Ayrıca, katılımcılar bizzat araştırmacı tarafından 14 hafta boyunca gözlenmiş ve durum çalışmasının veri tabanını oluşturan araştırmacı günlüğü, bireysel görüşmeler nitel veri analizi ile değerlendirilmiştir. Buna ek olarak; çalışmada, anket sonuçları ve mobil öğrenme ortamının kullanımına ilişkin veriler de sunulmuştur. Sonuç olarak, geliştirilen mobil öğrenme ortamının öğrenenlerde derse yönelik olumlu tutum geliştirmeye katkı sağlamada, derse katılım motivasyonunu arttırmada ve öğrenen-öğrenen, öğrenen-öğreten iletişimini kolaylaştırma bağlamında olumlu sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Ancak, olumsuz etkiler de gözlenmiştir, bunlar; aktif katılımın zamanla düşmesi, geliştirilen ortamın sınava yönelik bir çalışma ve sohbet ortamı haline gelmesi, öğrenme amacından sapma ve teknik problemler gibi olumsuz etkilere rastlanmıştır. Benzer şekilde, öğrenenlerin mobil öğrenme ortamını faydalı ve motive edici bulduğu buna rağmen ders başarılarına etki etmediği de gözlenmiştir. Anahtar Sözcükler: mobil öğrenme, meslek yüksekokulları, durum çalışması
Tanzimat dönemi eğitim sistemi ve yeniden yapılanma çabaları
Osmanlı Devleti Eğitim Sistemi, Tanzimat Dönemi ne tam bir çıkmazlar yumağı görüntüsüyle girer. Tanzimat Dönemi'ne girerken, eğitim kurmları; orta ve yüksek öğ renim veren medreseler, ilköğrenimi sağlayan sıbyan mek- tebleri, saray mektebi olan Enderun ve az sayıda askeri teknik okuldan ibarettir. Bu okullar da genel olarak bi- ribirinden kopuk ve ayrı bakanlıklara bağlı olarak, eği- tim-öğretim hizmeti sunmaya çalışmaktadır. Tanzimat Dönemi Eğitimi; 1869'da Maarif-i Umumiye Nizamnamesi yayımlanıncaya kadar, ilk otuz yılı bütünüy le sistemsizdir. Eğitim örgütü de, biri Meşihat'a, öteki Babıali'ye bağlı olmak üzere, iki ayrı merkezden (Meka- tib-i Umumiye Nezaretiyle Meclis-i Umur-u Nafia tarafın dan) yönetilmektedir. Bu, otuz yıllık sürede taşra için uygun görülen okul sayısı ise büsbütün yetersizdir. Asıl okullaşma 1860' lı yıllarda başlar. Bir başka deyişle, Tanzimat Dönemi'nin ilk yılla rında ve 1869 Nizamnamesi yayımlanıncaya kadar, eğitim, bir karmaşa havasında yol alır. Askeri ve sivil, kız ve erkek okulları açılır. Hepsinde de bir takım aksilikler, 155156 şanssızlıklar yaşam r. Okullar açılır kapanır, isim ve yer değiştirir. Yeniden yapılanma zorunluluğunu farkeden Tanzimat Dönemi devlet adamları, işe eğitimi kurallara bağlama girişimleriyle başlarlar. Eğitim alanında, kendi dönemi ne göre oldukça geliştirilmiş yasal düzenlemeler çıkar tılır. Hatta bu düzenlemelerden bazıları, günümüzün bir çok uygar devletinin bile ilerisinde bir görünüm sergi lemektedir, özellikle, farklı inanç ve etnik kökenlerle ilgili yasal düzenlemeler demokratik bir yapıyı çok ile ri bir düzeyde temsil etmektedir. Bu demokratik düzen lemelerin, dış baskılar sonunda yapıldığını düşünenler olsa da, Osmanlı Devleti'nin en güçlü dönemlerinde de farklı inançtan olanlara son derece toleranslı uygulama larda bulunmuş olması bu tezi önemli ölçüde geçersiz kılmaktadır. 1869'da yayınlanan ve yasa hükmünde olan Maarif-ı Umumiye Nizamnamesi 'yle. ilk kez eğitim işleri ciddi o- larak ele alınır. O kadar ki düzensiz sistemsiz, günün gereksinimlerine göre belirlenen kurumlaşma, ilk kez bu tüzükle kurallara bağlanır. Ancak, Maarif-i Umumiye Nizamnamesi 'nin ön gördü ğü okullaşma, Osmanlı Devleti'nin yıkılışına kadar ger çekleştirilemez. 19. yüzyıl biterken, bütün ülkede yal nızca 400 kadar rüşdiye bulunması da bunu göstermektedir. Kız rüşdiyelerine taşrada kimse ilgi göstermez. Orta öğ retimde idadi-sul tani karmaşası sürekli gündemde kalır.157 Tüzüğe göre, idadilere, rüşdiyeyi bitirip Darülfünun'a gitmek isteyenler girecektir. Bu okulların, 1000 haneli her merkeze açılması öngörülmüştür. Ancak, 1870'lerin sonunda bile henüz biri İstanbul'da, öteki Yanya'da, iki idadi vardır. Tek sultani ise Galatasaray Sul tanisi 'di r. 1884'te il merkezlerindeki idadiler, 29'a çıkar ama ço ğuna ilgi yoktur. Çünkü, rüşdiyeyi bitirenler, devlet dairelerinde cazip görevler bulmakta daha fazla öğrenim görmeyi gereksiz görmektedirler. Tüzüğün getirdiği bir yenilik de, Usul-ı Cedid denen yeni öğretim yönteminin yaygınlaştırılması olur. Selim Sabit Efendi 'nin Elifba-yı Osmani'si tüm okullarda geçerli ders kitabı sayılır. Maarif Nezareti bu yeni yöntemi kısa zamanda okullara yerleştirebilmek için ge zici öğretmenler görevlendirilmesini, Vilayet Maarif Mü dürlüklerinden ister. Tanzimat Dönemi, daha çok azınlık ve yabancıların eğitimde, önemli gelişmeler kaydettikleri bir dönemdir. Hızla yayılan bu okulları denetim altına alabilmek için 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi 'ne önemli denecek hü kümler konulmuştur. Ancak, Osmanlı Devleti'nin yabancı ve azınlık okullarını denetim konusunda başarılı olama dığı görülmektedir. Hem nicelik, hem de nitelik olarak reform denecek düzeyde bir artış sağlayan azınlıklar ve yabancılar sadece Tanzimat Dönemin'de 300 den fazla özel okul açmışlardır.158 Tanzimat Dönemi Eğitimi 'nin getirdiği yenilikle rin başında; "mektep" denen kurumun sadece İstanbul için gerekli olmadığı, ülkenin her yanında eğitime muhtaç gençler bulunduğu gerçeğinden hareketle önce büyük il lerde olmak üzere taşrada da okullar açılması gelir. Ya ni eğitimin yaygınlaştırılması ilkesi bir Tanzimat dü şüncesidir. Kızların eğitimi, sıbyan mekteblerinin iyi leştirilmesi, modern eğitim yöntemlerinin benimsenmesi bu dönemdedir. Tanzimat'la bir batı dilinin programlar da yer alması da kural lası r. Tanzimatçılar, orta ve yüksek öğretim kurumlarını medresenin nüfuzundan kurtararak, devletin otoritesi al tına almaya çalışırlar. Medreseler ise, Tanzimat'tan ön ceki karakterlerini korumaya devam ederler. Medreseler; yeniçeri opağı gibi, bütün yeniliklere karşı gelerek ve bünyesinde hiçbir değişiklik kabul etmeyerek varlıkları nı korumak isterler. Medresenin dışında kurulan okullar da yavaş yavaş batılı şekil ve metodlara yönelirler. So nuçta, Tanzimat Dönemi 'nde eğitimde birlik sağlanamaz. Batı düşüncesi ile çalışan okullar yanında, Skolastik bir görünüm sergileyen medrese yanyana yaşamaya ve bir birlerini kabullenemeyen, nesiller yetiştirmeye devam e- der. Devletin kurduğu okullardan yetişen nesiller, med resenin etkililiğini azaltmaya başlasalar da, Devlet'in temeli din olmaya devam ettiği için, medreselerin kaldı rılması başarılamaz.159 "Tanzimat okullarının" doğduğu geliştiği, iyi kötü bir sisteme kavuştuğu dönem boyunca medreselerde hiç bir gelişme gözlenmemektedi r. Tersine talebe-i ulum (bilim öğrencileri) adıyla nüfuzlarım korumaya çalışan medre seliler, daha sık sokağa dökülmekte, iç kargaşalarda da ha aktif rol almaktadırlar. 1876'daki siyasal çalkantı ların hepsinde yer alan medreselilere, Sultan II. Abdül- hamid de olumsuz bakar; medreselilerin büsbütün cahil kalmaları ve dışlanmaları için, Medreselere kayıtlı o- lanların askere alınmayacakları avantajını getirerek, bu kurumların asker kaçaklarıyla dolmasına olanak sağlar. Sonuç Ve öneriler Tanzimat Dönemi'nin, Tanzimat Fermam'nın okunma sıyla başladığı kabul edilir. Tanzimat Fermam'nın, si yasi bir belge olduğu düşünülürse, yapılacak yenilikler arasında, eğitime hiç yer verilmemesi doğal karşılanabi lir. Ancak, siyasi bir ferman olmakla birlikte, Osmanlı Devleti 'ni çağdaş Avrupa devletleri seviyesine çıkarmayı amaçlayan, bir "Reform belgesi" nde, ülkenin gelişmesine engel olan nedenlerin başında gelen, "cehalet" i ortadan kaldıracak olan eğitim ve öğretim reformlarından söz e- dilmemesi yadırganacak bir durum olarak değerlendirile bilir. Ayrıca, Tanzimat Fermam'nda öngörülen reformla rın gerçekleşmesinin, ülkede yeterli sayıda aydın ve me mur kadrosunun bulunmasına bağlı olduğu da söylenebilir.160 Bu kadrolar ise, ancak çağcıl eğitim kurumlarında yetiş- tiştiri lebili rdi. Nitekim, reform taraftarı olan devlet adamları, yeniliklerin gerçekleştirilebilmesi için, bil gi ve teknikle beraber yetişmiş kadroların da gerekli olduğunu görerek, geç de olsa, eğitim alanında reform yapmanın bir zorunluluk olduğunu anlarlar. Tanzimat Fermanı'nda eğitimle ilgili herhangi bir maddenin bulun maması, Tanzimatçıların bu konuya değer vermemiş olduk ları anlamına gelmemektedir. Çünkü, eğitim alanında re form yapmanın bir zorunluluk olduğu, 18. yüzyılda anla şılır ve Tanzimat Dönemi' ne kadar, bazı yeni okul model lerinin kurulması, eğitim ve öğretim yapması uygun görü lür. Fakat, Tanzimat genel hatlarıyla, batı medeniye tine doğru atılmış bir adım, Avrupa yaşam tarzını ülke ye kazandırma konusunda yapılan önemli bir girişimdir. Bununla beraber, Tanzimat girişiminin, Avrupai düşünce tarzını, bilim ve tekniğini ülkeye sokamadığı, yani Osmanlı Devleti için gerçek bir reform eylemi olmadığı da söylenebilir. Tanzimatçıların amaçladığı reformların gerçekle şememesinin en önemli sebebi erinden birisi olarak, gele neksel değerlere ters düşen yenilik girişimlerinin, ca hil halk tarafından sürekli olarak tepki ile karşılanma sı ve halkın çıkar grupları tarafından yönlendirilmeye müsait olması gösterilebilir. Bir başka önemli neden, bu haraketin başında bulunan devlet adamlarının çoğunluğu-161 nun, gerçek Avrupa kültürü almış insanlar olmamasıdır. Bu hareketin önde gelenlerinden çoğu, bu hareketi, daha çok "Kerhen" desteklenmesi gereken, Devlet 'in devamının zorunlu reçetesi olarak görmüşlerdir. Medresenin, düştüğü skolastik anlayıştan bir tür lü çıkamaması ve yeniliklere direnmesi de, gelişme giri şimlerini olumsuz etkilemiştir. Ayrıca, yeniden yapılanma misyonunu yüklenen yö neticilerin "değişim ajanı" rollerini gerektiği gibi yerine getirememiş olmaları da, gelişme çabalarını olum suz yönde etkileyen faktörler arasında sayılabilir. Hal ka küskün, baskıcı ve halkı değişime inandırmamış, yeni likler için, halkı motive etmemiş veya edememiş olan yö netim de, başarılı olamamanın sorumluları arasında sayı labilir. Değişimi gerçekleştirmek için öncelikle toplu mun bu değişime inandırılması ve değişimi ister hale ge tirilmesi yönetimsel bir sorumluluk olarak değerlendiri lebilir. Değişim ne yönde olursa olsun, toplumun ne ka dar yararına olursa olsun, değişime direnenler olacağı, özellikle değişimden zarar görebilecek çıkar grupları nın, toplumu, değişime direnme için motive etmeleri bek- lenilebi leceği düşünülürse, yönetimin özellikle değişi min yararları konusunda geniş kitleleri ikna etmesi ve isteklendi rmesi gerekecektir. Bu yöntem uygulanmazda, zorlayıcı veya toplumdan kopuk bir değişim gerçekleşti rilmek istenirse, tabanın yabancılaşması kaçınılmaz olur ki, Tanzimat'dan 150 yıl sonra bile bu yabancılaşmanın etkilerinin silinmediği görülmektedir.162 Bütün bu nedenlerden dolayı, Tanzimat Dönemi yö neticileri; eğitim örgütünde, köklü değişiklikler yapa mazlar. Eski kurumlara dokunamazlar. Plansız ve endişe li, çelişkilerle dolu bazı yüzeysel yenilikler gerçek leştirebilirler. Eğitim alanında, eski ve tutucu gele neklerle ilişkiyi keserek medreseleri kapatmak veya ıs lah etmek yerine, sadece onların yanında, genellikle on ların etkisi altında, sınırlı sayıda, Avrupa okulları tipinde "mektepler" açmakla yetinirler. Diğer yandan, gayri müslim cemaatlere, özellikle Islahat Fermanı ile, her devirden fazla ayrıcalıklar ta nıyan Tanzimat Dönemi yöneticileri, bu cemaatlerin eği tim alanında adeta söz sahibi olmalarını sağlamışlardır. Hatta Tanzimat Dönemi 'ne, başlı başına yabancıların ve azınlıkların, Osmanlı Devleti bünyesinde reform yaptık ları dönem olarak bakılabilir. Açtıkları özel okullarda öğrenim gören, gayr-ı müslimler; Tanzimat Dönemi yöneticilerinin istedikleri anlamda "Osmanlı" olmamışlar, aksine, milliyet duyguları gelişerek ayrılık akımlarını başlatmışlardır. Sonuç olarak, Tanzimat Dönemi Eğitimi ve okulları Türk Eğitim Tarihi'nde önemli bir aşamadır. Bu gün bile hangi önemli eğitim kurumumuzun tarihi incelense Tanzi mat Dönemi'nin izlerini ya da temellerini bulmak olası dır. İlköğretimin zorunlu kılınması ve yaygınlaştırılma sı, yüzlerce yıllık eğitim yöntemlerinin değiştirilmesi, dernekler, vakıflar aracılığıyla, hatta imecelerle okul laşma sürecinin başlatılması, laik eğitimin ve yabancı163 dil öğretiminin gündeme gelmesi, kızlara ortaokul, öğ retmen okulu, meslek okulu kapılarının açılması, yeni ders araç-gereçleri ve yeni öğretim tekniklerinin eği timle buluşması, eğitim sisteminin, yasal düzenlemeler yoluyla kurallara bağlanması, öğretmen yetiştirme işinin ciddiye alınması ve öğretmen yetiştirecek kurumların a- çı İması, her kesimden vatandaşın, eğitimle ilgilenmesi, öğretmen, okul, defter, kalem, tebeşir vb. kavramların güncellik kazanması... tüm bunlar, birlikte değerlendi rildiğinde, bu günkü Türk Eğitim Sistemi'nın temelleri nin, Tanzimat Dönemi 'nde atıldığı gerçeği daha iyi anla şılmakta ve o kısa dönemin saygıyla anılmasına neden olmaktadır.
İslam düşüncesinde yeniden yapılanma -Muhammed Âbid El-Câbirî Örneği-
Müslüman dünyanın en derin problemi, kendi tarihi yükünün dinin mesajını anlamada yardımcı olmaktan çok engelleyici bir iĢlev görmesidir. Tarih içinde yaĢanan beĢerî olaylar, dinin yerine geçip kutsal ve mükemmel olan her Ģeyi içinde barındıran bir unsur haline dönüĢmüĢtür. Bu, bir yorum ve okuma süreci olup, baĢlangıcı ise Câbirî‟ye göre "Tedvin Asrı"dır. Bu asrın ortaya çıkardığı epistemolojiler, tesirlerini günümüzde de canlı olarak sürdürmektedir. Câbirî modern dünyada yeni bir "Tedvin Çağı"nın geldiğini belirtir. ÇağdaĢ Arap-Ġslam düĢüncesinin ve kültürünün ana prensiplerinin yazılması devrinin doğumunu öngörür. Bunu yaparken geçmiĢin Arap ve Ġslam felsefi mirasını bütünüyle dikkate almaksızın hiç kimsenin çağdaĢ Ġslam dünyasının karĢılaĢtığı meydan okumalara yeterince karĢılık veremeyeceğine inanmaktadır. Bu çalıĢmamızda, Ġslam dünyasında bir tıkanıklığın hatta bir krizin bulunduğu, bu krizi aĢma yollarının da yine kendi kültürümüzde mevcut olduğu düĢüncesinden hareket ederek, konuyu Câbirî‟nin bakıĢ açısından inceledik. Krizin köklerinin çok öncelere ve derinlere dayandığı düĢüncesinden hareketle bunların Ġslam medeniyetindeki siyasal uygulamaların belirleyici ve görüntülerinin günümüze kadar olan uzantılarını kavramsal analizlerle ortaya koyduk. Cabiri, düĢünce tarihi hakkında geniĢ bir külliyatın mevcut olmasına rağmen düĢünceyi oluĢturan mekanizmaların yapısına yönelik bir çalıĢma olmadığını kaydeder. Ona göre yapılması gereken bilgiye odaklanmak değil bilgiyi ortaya çıkaran mekanizmaların hangileri olması gerektiğini belirlemektir. DüĢünce tarihimizdeki epistemolojileri üç ana grupta inceler. Bunlar; irfan, beyan ve burhandır. Cabiri irfani epistemolojiyi din ile hermetik düĢüncenin iliĢkisinden ortaya çıkmıĢ bir paradigma olarak görür. Ġrfani bilgi sistemi ya da mutasavvfların hakkâl yakîn diye isimlendirdikleri sistem Ġslamdan yüzyıllar öncede bilinmektedir. Ona göre irfan, akıldıĢı kavram ve kurgulara dayandığı için aklı ortadan kaldırmıĢ Ġslam düĢüncesinin ilerlemesinin önündeki en önemli engellerden biri olmuĢtur. Beyan epistemolojisinde sunduğu problematikler oldukça dikkat çekicidir. Lafız-mana problematiği ile Ġslam hukuku lafızlara bağlı kalarak hükümlerin çıkarıldığı bir sisteme dönüĢtürülmüĢ, içtihat kapısının kapanmasına neden olmuĢtur. Cevher ve ii araz problematiğinde ise beyan âlimleri mucizeleri izah edebilmek için tabiattaki sebepliliği inkâr etmeleri daha derin bir sorun ortaya çıkarmıĢtır. Sebep sonuç iliĢkisinin inkârı bir zihniyet olarak müslüma toplumlara yerleĢmiĢ, batı düĢüncesinde ortaya çıkan bilimsel geliĢmenin bir benzerinin Ġslam düĢüncesinde ortaya çıkmamasının temel sorunlarından biri olmuĢtur. Asıl-fer problematiğine gelindiğinde ise beyan âlimleri bir düĢünce, hüküm, fikir hatta bir cevap verebilmenin temel koĢulu bir "asıl"a dayanılması gerektiğini söylemiĢlerdir. Cabiri‟ye göre bu asıl sadece metinlerle sınırlı kalmamıĢ, geçmiĢten bize kalan herĢey asıldır hükmüne dönüĢmüĢtür. Artık asıllara değil onlardan üretilmiĢ ayrıntılara bile dokunulmaz hale gelmiĢtir. Zaman içinde selefin otoritesinin kutsallaĢması sonucu bütünüyle din anlamı kazanmıĢtır. Bütün bunlar özelde Arap-Ġslam, genelde Ġslam düĢüncesinin tıkanmasının arkasındaki sâiklerdir. Zira Tedvin Asrında oluĢturulan bu düĢünce kalıpları günümüze halâ hükmetmekte ve Ģekillendirmektedir. Cabiri kültürümüzdeki hareketin bir çatıĢma, bilgi sistemleri arasındaki bir çakıĢma hareketi olup, bir sıçrama, bir merhaleden diğerine intikâal ederek sonraki merhalenin öncekini aĢma hereketi olmadığını ifade eder. Ancak Endülüs tecrübesi kendine has üslubuyla bu genel halin istisnasıdır. Cabiri‟nin perspektifinden hareket ettiğimizde aklın kendisine biçilen sınırlı rolden kurtulması tabiatın dikkate alınması ile mümkün olacaktır. Bunu gerçekleĢtirecek bilgi sistemi de burhandır. Cabiri yenilenmenin temelini burhani epistemolojiyi yerleĢtirir. Ona göre burhani epistemoloji belli bir ideolojinin veya epistemolojinin dar sınırları içerisinde hapsolmamıĢ evrensel akıldır. Bu bilgi sisteminin geleneğimizde uygulama alanı Endülüs tecrübesinde kendisini göstermiĢtir. Ġbn Hazm‟ın baĢlattığı bir kültür projesi olan Endülüs tecrübesi akılcı, eleĢtirel bir kültürel projedir. Ġbn Hazm‟ın taklidin terki, asıllara dönüĢ projesini Ġbn RüĢd‟ün aklı devreye sokarak sebeplilik ilkesini savunması takip etmiĢ ve ġâtıbî‟nin nassı lafızcı yaklaĢımın tutsaklığından kurtarıp maslahat âlemi ile iliĢkilendirmiĢtir. Ġbn Hazm‟ın eleĢtiriciliğini, Ġbn. RüĢd‟ün akılcılığını, ġâtıbî‟nin usulcülüğünü yeniden yorumlarsak, kültürümüzle iliĢkimiz bize Ġslam düĢüncesini yeniden üretmeyi sağlayacak, ihtiyaç duyduğumuz gereksinimleri karĢılayacaktır. Yoksa kültürümüzü akılcı bir eleĢtiriye tabi tutmadan bu fikri birikimler bazen radikalizm bazen de selefilik olarak karĢımıza çıkacaktır. iii Amacımız Câbirî‟nin fikri atmosferini anlamak ve günümüz Ġslam toplumlarının sorunlarına yönelik çözüm önerilerini mercek altına almaktır. Zira sorun hâlâ ortadadır ve çözüm beklemektedir. Ġbn Haldun ve Ġbn RüĢd‟ü öne çıkaran Endülüs tecrübesini önemseyen ve model olarak kurgulayan Câbirî‟nin görüĢleri Ġslam toplumlarının sorunlarına çözümler içermektedir.
Türkiye'de sağlık hizmetlerinin yeniden yapılanmasında il sağlık müdürlükleri: Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü örneği
Türkiye'de sağlık sistemini yeniden düzenleme çalışmaları Cumhuriyetin ilk dönemlerine dayanır ve bu dönemin içinde başlatılan yeniden yapılanma ve reform hareketlerinin tamamında yer alır. Sağlık reformu olarak nitelendirilen çalışmalar 1980'lerin sonunda dile getirilir.1980 yılına kadar olan düzenlemelerde daha çok sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmaların yapılması amaçlanırken 1980'den sonra başlatılan reform hareketlerinin ana gündem maddesini sağlık sisteminin örgüt yapısının düzenlenmesi almaya başlamıştır. Bu kapsamda 1990'lı yılların başından itibaren sağlık sistemin yeniden yapılandırılmasına yönelik çalışmalar, Dünya Bankasının desteği ile başlatılan sağlık projelerinin uygulamaya girmesini sağlamıştır. 1989 yılından 2003 yılına kadar süren birinci ve ikinci sağlık projelerinde ülkenin ihtiyacına cevap verecek dikkate değer sonuçlar elde edilmemiştir. 2003 yılı sağlık politikalarının üçüncü dönemi olarak daha aktif ve uygulamaya yönelik bir başlangıcı temsil etmektedir. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık sektöründe atılacak adımlar tek tek ortaya konmuştur. Bu dönemde önceki dönemlerden farklı olarak ortaya konan hedeflere yönelik önemli adımlar atılmıştır. Bu çalışmada genel olarak sağlık politikalarına, politika belirleme süreçlerine, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile Sağlık Bakanlığının teşkilat yapısına değinilmiştir. Yeniden yapılanmanın İl Sağlık Müdürlüğü teşkilat yapısına ve sağlık hizmetlerine olan etkisi Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü örneği ile ele ayrıntılı olarak alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Sağlıkta Dönüşüm, Politika
Türkiye'de vergi yapılandırmasının ekonomik ve sosyal etkileri
Ekonomik, sosyal, siyasi, mali, teknik ve psikolojik nedenlerden dolayı mükellefin başvurusu esas alınarak, gecikmeden kaynaklı biriken ceza ve diğer yaptırımlar ortadan kaldırılmak suretiyle belirli taksitler halinde ödenmesi vergi yapılandırması kanunu olarak tanımlanmaktadır. Kamusal hizmetlerin devamlılığını sağlamak adına gerekli finansmana kavuşmak için devlet yapılandırma kanunu çıkarmaktadır. Biriken vergi ve diğer borçlar mükellefler için bir yük oluşturmaktadır. Yapılandırma kanunlarının çıkarıldığı dönemlerde mükellefler biriken borçlarını ödeyerek borç yükünden kurtulmaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarından günümüze dek yaşanan 1. ve 2. Dünya savaşları, 1960 ve 1980 yıllarında yaşanan askeri darbeleri, 1997 Güney Asya krizi, 1998 Rusya krizi, 2001 krizi, 2008 küresel finansal krizi 2020 yılında tüm dünyaya yayılan Covid-19 salgını ekonomiyi olumsuz etkilemiştir. Yeterli sermayenin olmaması, tasarruf açığı, kalkınma ve yatırımın finansmanı, seçimleri kazanabilme arzusu ve kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alma v.b nedenlerle vergi yapılandırma kanunlarına başvurulmuştur. 2008'den 2021 yıllarına kadar her 1,6 yılda bir vergi yapılandırma kanunu çıkarılmıştır. Bu durum ekonomik ve sosyal açıdan olumlu ve olumsuz sonuçlara yol açmıştır.
Endüstriyel ürün pazarlamasında kamu kurumlarının rekabet gücü açısından yeniden yapılandırılması TEMSAN örneği
Günümüzde artan rekabet koşullarında firmalar rakip firmalara göre rekabet üstünlüğü elde etmek ve bu üstünlüğü sürdürülebilir hale getirmeyi amaçlamaktadır. Kamu kuruluşları faaliyet gösterdikleri pazarlar içerisinde özel kuruluşlarla rekabet etmek durumdadırlar. Çalışmaya konu olan Temsan bu kamu kuruluşlarından biridir. Bu çalışmanın temel amacı, Temsan firması için rekabet gücünü belirleyen faktörleri belirlemek ve bunu arttırmayı sağlayacak öneriler geliştirmektir. Bunun yanında araştırma sonunda ortaya konacak öneriler doğrultusunda enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için kurulan Temsan açısından rekabetçiliği arttırıcı yeniden yapılandırma seçenekleri sunabilmektir. Bir kamu kuruluşu olan Temsan'ın rekabet gücü açısından incelenmesini amaçlayan bu çalışma nitel bir araştırmadır. Nitel araştırmalarda amaç, insanların bulundukları çevre ve buradaki tecrübelerini nasıl algıladıkları ve nasıl yorumladıklarını analiz etmektir. Bu araştırmanın verilerini elde etmek için nitel araştırmalarda kullanılan veri toplama yöntemlerinden biri olan yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yardımıyla çözümlenerek temalar altında yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuç kısmında Temsan firmasının rekabet açısından sahip olduğu üstünlükler ve zayıflıklar açıklanmış, firmanın rekabet gücü elde etmesi için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Rekabet, Rekabet Gücü, Temsan, Endüstriyel Pazarlama.
Türkiye'de neo-liberal politikalar çerçevesinde devletin yeniden yapılandırılması: Siyasi ve idari anlamda yerel özerklik
Liberalizm, bireylerin özgür olması gerektiğini vurgular. Neo-liberalizm ise politika olarak ekonomik liberal anlayışın kolektif düşünce karşısında bireyi öncü görerek piyasa temelli çözümler sunması olarak görülür. Türkiye'deki neo-liberal politikalar 1980'den sonra özelleştirme, deregülasyon, siyasi liberalizasyon ve küreselleşmenin yaygınlaştırılması olarak ortaya çıkmaktadır. Modernleşen dünyada özgürlüklerin, devlet düzenlerinin ve ekonomideki gelişmelerin bir dayanak noktası her zaman bulunur. Bu gelişmelerin ışığında liberalizmin dünyada modernleşmenin ön ayağı niteliğinde olması Türkiye'de de etkisini ortaya koymaktadır. 1980'den sonra ülkemizin içinde bulunduğu durum toplumun içerisinde bulunduğu kriz, mevcut politikaların yetersizliğini ortaya koymaktadır. Yönetimsel krizler sonucunda yeniliğe ihtiyaç duyularak reform çalışmaları yapılmaktadır. Böylece kendi kendine yetebilme fikrinden dolayı özerklikliğin neo-liberal eksende yaşanan gelişmelerle ortaya çıktığı söylenmektedir. Dolayısıyla çalışmamızda; yeniden yapılanma, neo-liberal anlayışın ortaya çıkışı, yönetim ilkeleri, yerel yönetimler, merkezden ve yerinden yönetim arasındaki ilişki açıklanmaktadır. Faaliyet gösterme alanlarının ülkede meclis tarafından ortaya çıkarılan kanunlarla belirlendiği özerk yapılara yerel yönetimler denir. Özerklik; muhtariyet ve otonomi olarak da kullanılır. Ülkede yaşayan bireylerin ve grupların, sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirmeleri için özerklik, ön koşuldur. Gerçekleşen neo-liberal dönüşümün ülkemizde ortaya çıkardığı yeni kurumlar ile gelenekselliğini bir kenara bırakmaya çalışan toplumsal yapı çerçevesinde modernleşme süreci geçiren kurumların incelenmesi yapılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda neo-liberal politikalar çerçevesinde siyasi ve idari özerklik konuları izah edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Liberalizm, Neo-Liberalizm, Yeniden Yapılanma, Siyasi Özerklik, İdari Özerklik.
Takip hukuku bakımından sorunlu kredilerin yönetilmesi ve tasfiyesi
Bankalar, finansal sistem içerisindeki en önemli aktörlerdendir. Bankaların fonksiyonlarını gerektiği gibi yerine getirebilmeleri, kredilerin tümüyle ve zamanında geri dönmesine bağlıdır. Bankalar kredileri, müşterilerine duydukları güven neticesinde geri döneceği inancıyla kullandırırlar. Ancak her kredinin zamanında ve tümüyle ödenmesi mümkün olmamaktadır. Bu sebeple hemen her bankanın bilançosunda az veya çok sorunlu kredi yer alır. Sorunlu kredi stokunun gerektiği gibi tasfiye edilememesi neticesinde, hem bankacılık sektörü hem de reel sektör ciddi finansal problemlerle karşılaşır. Sorunun devam etmesi halinde, ülke çapında ekonomik kriz meydana gelmesi bile ihtimal dâhilindedir. Dolayısıyla sorunlu kredilerin yönetilmesi ve tasfiyesi giderek önem kazanan bir fonksiyon hâline gelmiştir. Bu fonksiyonun yürütülmesinde farklı yaklaşımlar benimsenebilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye uygulaması dikkate alınarak, sorunlu kredilere kavramsal bir çerçeve çizilmeye çalışılmış ve sorunlu kredilerin yönetilmesi ve tasfiyesi uygulamaları, sistematik açıdan idari yollar ve yasal yollar olmak üzere iki ana başlıkta ele alınmıştır. Ayrıca idari yollardaki uygulamaların hukuki nitelendirmeleri de izah edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra karşılaştırmalı hukukta sorunlu kredilere ilişkin takip hukuku dışındaki çözümleme yolları incelenmiş ve son olarak Türkiye'de sorunlu kredilerin daha etkin yönetilmesi ve tasfiyesi için bazı öneriler getirilmiştir.
Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde Türk kabotajının yeniden yapılandırılması
Bir ülkenin denizlerinde, karayollarında, hava sahasında o ülke vatandaşları için uygulanan öncelikleri ve yabancılara uygulanan yasakları belirleyen kabotaj hakkı ülkenin denizcilik sektörünü geliştirmesinin yanı sıra içinde ekonomik, siyasal, stratejik unsurlar da barındırır.Kabotaj Kanunu ülkemizde zor koşullar altında 29 Nisan 1926 tarihinde kabul edilmiş ve üzerinde hiçbir değişikliğe gidilmeksizin günümüze gelmiştir. Günümüz Türkiye' sinin koşulları 1926 yılı Türkiye' sinin koşullarından oldukça farklıdır. Kabotaj Kanunu' muzun günümüz ihtiyaçlarına layıkıyla cevap verebilmesi ve taşımacılığımızın değişen dünya şartlarına ayak uydurabilmesi için kabotaj altyapısının yeniden yapılandırma ihtiyacı ortaya çıkmıştır.Bu tezin amacı Avrupa Birliği' ne giriş sürecinde olan ülkemizin 1926' dan bu yana değişen dünya şartlarına ayak uydurabilmek için kabotaj taşımacılığımızda nasıl bir yapılandırmaya ihtiyaç duyulduğu sorusunu irdelemektedir.Bu bağlamda tezin ilk bölümünde kabotaj hakkı öncelikle bir tanım olarak irdelenmiş, Türkiye' de ve Dünya'daki kabotaj uygulamaları incelenmiştir.İkinci bölümde Avrupa Birliği'nin kabotaj rejimi üzerinde durulmuş, Roma Antlaşması ışığında Birlik içinde daha önceden kabotaj uygulamış olan ülkelere yer verilmiştir. Üyelik sürecinde bulunduğumuz Avrupa Birliği'nin temel Denizcilik Politikası ve Ortak Denizcilik Politikasının oluşum süreci bağlamında alınan kararlar incelenmiştir.Üçüncü bölümde kabotaj rejimi incelenmiş, Avrupa'nın kendi iç ulaşımını oluşturan temel öğeler irdelenmiş ve bu doğrultuda, 92/106 Sayılı Konsey Direktifi' ne, Kısa Mesafeli Deniz Yolu Taşımacılığı kavramına yer verilmiştir. Ayrıca Bu bölümde Avrupa Birliği' nin diğer kıtalar ve ekonomik bloklarla ulaşım bağlantıları ve Pan- Avrupa Ulaşım Koridorları, Trans Avrupa Ulaşım Koridorları, TRACECA ve Deniz Otoyolları incelenmiştir.Cumhuriyetle birlikte ülkemizde ilk kez kabotaj tekeli hakkı tesis edilmiş, Türk sermayesi ile Türk vatandaşının denizlerle iç içe olması sağlanmıştır. Bu bağlamda tezin dördüncü bölümünde, kabotaj hakkının kazanılması ile ilgili tarihsel süreç incelenmiştir.Beşinci bölümde, Ülkemizdeki kabotaj taşımacılığı karayolu, demiryolu, denizyolu ve limanlar altyapıları çerçevesinde araştırılmış ve Beş Yıllık Kalkınma Planları öncesi ve sonrasındaki durumlar karşılaştırılmıştır.Tezin son bölümünde ise Türk ulusal taşımacılığının dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilmesi ve günümüz ihtiyaçlarına gerektiği gibi cevap verebilmesi adına yapılması gereken yenilikler ortaya konmuştur. Bu bağlamda İntermodel taşımaya dönük yükçün destekli tümleşik hizmet anlayışıyla dünyada hızla yaygınlaşan ve günümüz modern taşımacılık anlayışının temelini oluşturan kapıdan kapıya taşımacılık hizmetini ana taşımacılık felsefesi olarak benimsemenin önemi vurgulanmıştır.Anahtar Kelimeler: İntermodal Taşımacılık, Kapıdan Kapıya Taşımacılık, Multimodal Taşımacılık, Tümleşik Taşımacılık, Kombine Taşımacılık,
Yeni mahalli idareler yasa tasarısı ışığında belediyelerin ekonomik girişimlerinin yeniden yapılandırılmasının stratejik analizi: Kütahya belediyesi örneği
ÖZET Belediyeler 1580 Sayılı Kanunla sayılan asli hizmetleri yaparken, yörenin ihtiyaçlarından doğan diğer hizmetleri de ekonomik girişimleri (şirketleri, işletmeleri ve birlikler) vasıtasıyla yaparlar. Piyasa düzeninin sağlanması, tekelleşmenin önlenmesi, alt yapı tesislerinin işletilmesi belediye ekonomik girişimlerin önemli görevlerindendir. Görevlerin ifası şurasında; kaynakların israfı, yetersiz ve kalitesiz hizmet, siyasi kararlar ve personel atamaları "Belediye Ekonomik Girişimlerinin" yeniden yapılandırılmasını gündeme getirmiştir. Araştırmada Mahalli İdarelerden belediye ve ekonomik girişimlerinin kuruluş, işleyiş ve görevleri hukuksal, finansal, yönetsel ve personel bakımından incelenmiş, sorunları stratejik bir yaklaşımla ele alınmıştır. Sorunların çözümü ile ilgili 1996-2001 yapılandırma çalışmaları ile son yasa teklifinden Merkezi îdare İle Mahalli İdareler Arasındaki Görev Bölüşümü ve Hizmet İlişkilerinin Esasları ile Mahalli İdare İle İlgili Çeşitli Konularda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının getirdikleri SWOT analizi ile irdelenmiştir. Ayrıca, kanunlar, belgeler incelenmiş ve görevdeki yöneticilerle mülakat yapılmıştır. Araştırma sonucunda, seçimlerden önceki bir yılda memur ve işçi istihdamının engellenmesi, sözleşmeli personel istihdamı, borçlanma kolaylıkları, birlik kurulması ile ilgili "yap işlet devret" modeli getirmesi, şirket gelir giderlerinin 3 'er aylık periyotlar halinde açıklanması, denetimlerde komisyonların dışarıdan uzman sağlaması ve bir aylık sürede sonuçlarının bildirilmesi gibi yeni pozitif düzenlemeler olduğu tespit edilmiştir. İşletme ve birliklerdeki fiyat tarifelerinin hazırlanması, bütçe ve kesin hesap çalışmasında yer alacak komisyon üyelerinin siyasi olmaktan çıkarılması, sayman ve muhasiplerin görevleri icabı maliye bakanlığı kadrolarına atanması, belediyelerin % 50'den fazla sermaye sahibi olduğu şirketlerin Sayıştay'ca denetlenmesi, personel alımlarının "Devlet İşçi - Memur" sınavlarıyla yapılması, yapılandırma çalışmalarıyla getirilemeyen ancak kanunlaşması uygun olacak düzenlemelerdir.
Yönetimin etkinliği ve verimliliği açısından Gediz Belediyesi'nin reorganizasyonu
ÖZET Ülkemizde kamu hizmetlerinin önemli bir bölümü yerel yönetimler tarafından gerçekleştirilmektedir. Ancak bu hizmetlerin gerek kalite düzeyi gerekse kaynak kullanımında etkinlik ve verimlilik kavramlarının yerleştirilmesi konusunda yetersizlikler görülmektedir. Bu yetersizliklerin giderilebilmesi için yerel yönetim üst yönetiminden başlayarak her alt birimde kurumların reorganize edilmesi gerekmektedir. Gediz halkının müşterek ihtiyaç ve beklentilerini karşılayan Gediz Belediyesi'nin aldığı her karar ve yaptığı her hizmet sosyal ya da ekonomik olarak bölge halkını etkilemektedir. Belediye hizmetlerinde, hizmet kalitesinin geliştirilmesi ve yöre halkının istifadesine sunulacak projelerin üretilmesinde etkin ve verimli bir yönetim yaklaşımının önemli bir rolü olduğu açıktır. Etkin ve verimli bir yönetim yaklaşımının olmadığı belediye hizmetlerinden, vatandaşın memnun olması beklenilemez. Bu düşüncelerle Gediz Belediyesinin, yörede yaşayan 22,000 insan ve belediyeye ait Ilıca ve Murat Dağı Kaplıcalarından faydalanan insanları da katarsak 50,000 civarındaki insanları etkileyen yönetim anlayışı, hizmetleri ve bu anlamdaki etkinlik ve verimlilik kavramlarının yönetim birimlerine ne derece yerleştirildiği konularında 342 Gmeklem üzerinde araştırma yapılarak bilgilerin toplanması suretiyle genel ilkeler doğrultusunda ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma alanı Gediz ilçesini kapsamakta ve Araştırma Gediz Belediyesinde yönetim etkinliği ve verimliliği üzerine yöneliktir. Gediz Belediyesinin bilimsel olarak incelenmesinin nedenlerinin başında en çok etkilenen bölge halkının kendileri ile ilgili alman kararların somut bilgilerle aydınlatılması ve belediye üst yönetimine talip olanlara ışık tutmak düşüncesi yatmaktadır. Araştırma üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde, belediyelerin kavramsal çerçevesi ana başlığı altında belediyelerin tarihçesi, yapısı, görevleri, gelir kaynakları konularım kapsamaktadır. İkinci bölüm, belediyelerde reorganizasyon sonucu belediye hizmetlerinde etkinlik, verimlilik kapsamaktadır. Üçüncü bölümde ise Yönetimin etkinliği ve verimliliği açısından Gediz Belediyesinin reorganizasyonuna yönelik bir araştırmayı kapsamaktadır.
Costs of after war reconstruction in Syria: Alternatives and chalanges
The conflict in Syria has exacted heavy costs for the Syrians, causing damage to lives, properties and infrastructure, and a collapse in the country's already fragile economy. However, the conflict will finish sooner or later. Therefore, the subsequent reconstruction efforts should address the basic needs and rights of the Syrian people, taking into account the socio-economic causes that led to the conflict. The First Chapter of this study is an introduction, explains the content of the research. In the second chapter, the study draws a conceptual framework of the reconstruction, explaining its concept and dimensions, then the study points out the aims and the objectives of conducting this work. The third chapter analyzes the social and economic problems that Syrian people were facing, which had a great rule in the conflict happened later. The fourth chapter presents objective visions and images of the cost of reconstruction in a number of main sectors of the Syrian economy. Then the study submits work plans and future projects aimed at improving the performance of these sectors better than before. Despite the importance of the planning for reconstruction at the current stage, however planners face the crucial question of securing the funding that the war-torn country can not afford. Based on the fact that Syria has become a battleground for many international and regional players, the study tries in the fifth chapter to shed light on the presence of a number of countries in the Syrian crisis. Analyzing their motives and interests in Syria and the region, and thus expecting their future role in the reconstruction process. Finally, the study set several rules for healthy reconstruction based on lessons from similar cases, taking into account the socio-economic factors that caused the conflict. The sixth chapter is a conclusion of the research.
The impact of sovereign debt restructuring on growth: Evidence from emerging G20 countries
Sovereigns with unsustainable debt burden have the potential to experience sovereign debt defaults and/or debt crises. These kind of undesired circumstances may cause serial sovereign debt restructurings. The last sovereign debt restructuring treatments is called 'final restructuring'. After final restructurings, by means of a number of factors such as re-access to the financial markets, positive impact of debt relief and improvement in the cost of borrowing the countries may have a much more stable growth performance relative to the pre-restructuring period. In this context, this thesis aims to examine the impact of sovereign debt restructuring treatments on the growth in Emerging G20 countries. In order to test this possible interaction, Ordinary Least Squares is applied to each country separately, due to their high degree of heterogeneity. In accordance with the results, most of sovereign debt restructuring operations have a significant impact on the annual GDP growth rate of the selected countries. Moreover, an important part of the sovereign debt restructuring treatments has positive impact on growth. However, in some countries, there is not observed a statistically significant impact of sovereign debt restructuring operations on growth.