Shoulder joint

101 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rotator manşet yırtığı ve subakromiyal sıkışma sendromu hastalarında akromiyon morfolojisinin üç boyutlu değerlendirilmesi

Bu çalışmada, akromiyal morfolojinin rotator manşet yırtığı (RMY) ve subakromiyal sıkışma sendromu (SSS) ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışmanın temel amacı, akromiyon tiplerinin klinik önemini değerlendirmenin yanı sıra, yeni geliştirdiğimiz morfolojik parametrelerin —Akromiyon Kesit Alanı (AKA), Akromiyal Örtme Oranı (AÖO), Akromiyal Projeksiyon İndeksi (APİ) ve Korako-Akromiyal Mesafe (KAM)— RMY ve SSS ile ilişkisini literatürdeki mevcut parametrelerle karşılaştırarak analiz etmektir. Toplam 73 olgu (35 hasta, 38 sağlıklı kontrol) retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Geleneksel ölçümler —Kritik Omuz Açısı (KOA), Lateral Akromiyal Açı (LAA), Akromiyo-Humeral Mesafe (AHM), Objektif Akromiyal Açı (OAA), Akromiyon tipi— ve yeni parametreler —AKA, AÖO, APİ, KAM—radyografik ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) verileri üzerinden değerlendirilmiştir. Sonuçlar incelendiğinde, hasta grubunda KOA, OAA, AKA ve APİ değerleri sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek, LAA ve AHM değerleri ise düşük bulunmuştur (p < 0.05). AÖO, hasta grubunda daha yüksek olmakla birlikte, istatistiksel olarak anlamlılık sınırında kalmıştır (p = 0.056). Akromiyon tipi ve KAM değerleri açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p > 0.05). Bu bulgular, AKA ve APİ gibi yeni parametrelerin RMY ve SSS tanısında potansiyel belirteçler olabileceğini düşündürmektedir. AÖO'nun sınırda anlamlılık göstermesi (p = 0.056), bu parametrenin klinik değerinin daha geniş örneklemli çalışmalarla doğrulanması gerektiğine işaret etmektedir. Akromiyon tiplendirmesinin ise klinik açıdan beklenenden daha az önemli olduğu görülmüştür. Çalışmanın bulguları, akromiyal morfolojinin patogenezdeki rolünü aydınlatmaya ve cerrahi planlamaya yönelik yeni yaklaşımlara katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Omuz, Rotator Manşet Yırtığı, Subakromiyal Sıkışma Sendromu, Akromiyon Tipi, Kritik Omuz Açısı, Lateral Akromiyal Açı, Akromiyo-Humeral Mesafe, Akromiyon Kesit Alanı, Akromiyal Örtme Oranı, Akromiyal Projeksiyon İndeksi, Korako-Akromiyal Mesafe.

AkromionOmuzOmuz eklemi+3
Mustafa Orhan Ertuğrul
Süleyman Demirel University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı omuz eklem açılarının kullanıldığı kapalı kinetik zincir egzersizlerinde skapula çevresi kassal aktivasyonun incelenmesi

Literatürde kinetik zincir yaklaşımının omuz rehabilitasyonundaki önemi ve yeri konusunda araştırmalar bulunmaktadır. Kapalı kinetik zincir (KKZ) egzersizleri ile omuz ve skapular kasların ko-kontraksiyonu sağlanarak fonksiyonel eklem stabilitesi ve nöromuskuler kontrolün geliştirilmesi hedeflenir. Bu araştırmanın amacı, farklı omuz eklem açıları kullanılarak gerçekleştirilen KKZ egzersizleri esnasında meydana gelen skapula çevresi kassal aktivasyonun ve kassal aktivasyon oranlarının incelenmesidir. Araştırmaya sağlıklı ve fiziksel olarak aktif 22 erkek birey (yaş: 19,41,5; beden kütle indeksi: 23,62,3) dahil edildi. Tüm bireyler randomize bir şekilde, sagital düzlemde glenohumeral eklem (GHE) hareket açıklığına göre omuz seviyesi altı (GHE<90o), omuz seviyesi (GHE~90o) ve omuz seviyesi üzeri (GHE>90o) olarak kategorize edilen 8 farklı KKZ egzersizini gerçekleştirdi. Egzersizler sırasındaki, üst trapezius (UT), orta trapezius (OT), alt trapezius (AT) ve serratus anterior (SA) kaslarının aktivasyon seviyeleri yüzeyel elektromiyografi ile değerlendirildi. Elde edilen verilerden %MİİK kassal aktivasyon seviyeleri ve UT/OT, UT/AT ve UT/SA oranları hesaplandı. İstatistiksel karşılaştırmada Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi (ANOVA) kullanıldı. Omuz seviyelerine göre egzersizler karşılaştırıldığında kas aktivasyon ve kas aktivasyon oranlarında farklılıklar bulundu (p<0.05). Omuz seviyesinde gerçekleştirilen Low plank plus egzersizinin konsantrik fazında yüksek seviyede SA kas aktivasyonu (%44,6 MİİK) kayıt edildi. Omuz seviyesinin üzerinde gerçekleştirilen Pike press egzersizinde ise karşılaştırılan diğer egzersizlere göre UT ve OT kas aktivasyonun daha fazla olduğu gözlemlendi. Tüm egzersizler optimal UT/SA aktivasyon oranı sağlarken yalnızca Body saw egzersizinde optimal UT/AT aktivasyon oranı sağlandığı belirlendi (<1.00). Bu araştırmanın sonuçları, omuz rehabilitasyonunda nöromuskuler kontrolü hedefleyen egzersizlerin seçimi hakkında klinik bilgi sağlayacaktır.

EgzersizElektromiyografiKas aktivasyonu+3
Büşra Paköz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rotator kılıf patolojilerinde postür, skapular biyomekani ve yaşam kalitesinin incelenmesi

Bu çalışma rotator kılıf patolojilerinde postür, skapula biyomekaniği ve yaşam kalitesini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya rotator kılıf patolojisine sahip 28-57 yaş arasındaki 30 birey ve sağlıklı 25 birey dahil edildi. Postürü değerlendirmek için New York Postür İndeksi, torakal kifoz ve lumbal lordozu değerlendirmek için fleksi ruler, omuz protraksiyonu ve baş protrüzyonu değerlendirmek için fotografik ölçüm kullanıldı. Skapular diskineziyi değerlendirmek amacıyla Gözlemsel Skapular Diskinezi, Skapula Yardım Testi, Skapula Retraksiyon Testi, Lateral Skapular Kayma Testi (LSKT) ve inklinometre yardımı ile skapula yukarı rotasyon açısı ölçümleri yapıldı. Yaşam kalitesini değerlendirmek için ise Omuz Ağrı ve Özür İndeksi (SPADI) ve Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) yapıldı. Grupların karşılaştırılması Mann-Whitney U Testi ile; kategorik değişkenler ise Ki-kare Testi ile analiz edildi. Karşılaştırma sonuçlarına göre rotator kılıf patolojisine sahip bireylerde torasik kifozun arttığı (p<0,05), fakat lumbal lordoz açısında bir farklılık olmadığı görüldü (p>0,05). Rotator kılıf patolojisi (RKP) olan bireylerde sağlıklı bireylere göre omuz protaksiyonu görülen birey sayısı fazlayken (p<0,05), baş protrüzyonu açısından bir farklılık bulunmadı (p<0,05). RKP olan bireylerde skapular diskinezisi olan bireylerin sayısı sağlıklılardan yüksek olurken (p<0,05); özellikle 90° elevasyonda skapulanın laterale kayma miktarı ve LSKT pozitif olan birey sayısının fazla olduğu (p<0,05) bulundu. Bununla birlikte 90° omuz abduksiyon açısında dominant ve non-dominant tarafta skapula yukarı rotasyon açısında azalma görülürken (p<0,05); 0°, 45°, 135° ve son abduksiyon açılarında fark bulunmadı (p<0,05). Bütün bulguların ağrı, fonksiyonu etkileyerek omuz özürlülük skorunu yükselttiği (p<0,05) ve yaşam kalitesini fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, ağrı, genel sağlık, enerji, sosyal işlevsellik, emosyonel rol parametreleri açısından düşündüğümüzde tüm yönleri ile etkilediği bulundu (p<0,05). RKP'nin postür, skapula biyomekaniği ve yaşam kalitesi üzerinde etkisi olduğu görülmektedir. RKP olan bireylerin rehabilitasyon programına torakal kifoz ve omuz protraksiyonuna yönelik, aynı zamanda skapula yukarı rotasyonunu arttırıcı egzersizler dahil edilmelidir.

DuruşOmuzOmuz eklemi+5
Buse Kurban
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üst ekstremite rotasyon testinin başüstü sporcularda güvenirliği ve seçili üst ekstremite performans testleri ile ilişkisi

Bu çalışmanın amacı, Üst Ekstremite Rotasyon Testi'nin başüstü sporcularda güvenirliğinin ve Üst Ekstremite Rotasyon Testi'nin üst ekstremite performansının değerlendirilmesinde sık kullanılan testlerden olan Üst Ekstremite Y Denge Testi ile Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilite Testi arasındaki ilişkinin incelenmesiydi. Çalışmaya 24 kadın, 24 erkek olmak üzere 48 sporcu (Yaş:19,97 ±2,62 yıl, beden kütle indeksi: 22,26±2,64 kg/ m² ) dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen sporcuların branşları; voleybol (n=16), basketbol (n=16) ve hentbol (n=16) şeklindeydi. Test-tekrar test güvenirliğinin değerlendirilmesi amacıyla Üst Ekstremite Rotasyon Testi bir hafta ara ile iki kez yapılırken, Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilite Testi ve Üst Ekstremite Y Denge Testi bir kez yapıldı. Üst Ekstremite Rotasyon Testi başüstü sporcularda hem dominant (ICC:0,80) hem nondominant ekstremite (ICC:0,81) için yüksek güvenirlik gösterdi. Üst Ekstremite Rotasyon Testi'nin mutlak güvenirliğini değerlendirmek amacıyla standart ölçüm hatası (SEM) ve minimal tespit edilebilir değişim (MDC) değerleri hesaplandı. SEM değeri dominant ekstremite için 1,15; nondominant ekstremite için 1,22; MDC değeri ise dominant ekstremite için 3,18; nondominant ekstremite için ise 3,38 olarak hesaplandı. Üst Ekstremite Rotasyon Testi ile Üst Ekstremite Y Denge Testi arasında herhangi bir ilişki görülmezken (dominant ekstremite: r:0,01, p:0,94; nondominant ekstremite: r:0,005, p:0,97) Üst Ekstremite Rotasyon Testi ile Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilite Testi arasında (dominant ekstremite normalize değer: r:0,54, p<0,001; nondominant ekstremite normalize değer: r:0,65, p<0,001) orta düzeyde pozitif ilişki görüldü.

OmuzOmuz eklemiSpor+4
Birgül Dıngırdan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rotator manşet yırtığı cerrahisi geçiren bireylerde deltoid kasının santral nöromüsküler etkileniminin, omuz fonksiyonel düzeyinin ve psikolojik faktörlerin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, unilateral artroskopik rotator manşet cerrahisi sonrası deltoidin uyarılabilirliği değerlendirilerek inhisbiyon durumu ve omuz fonksiyonel düzeyi incelendi. Çalışmaya, rotator manşet cerrahisi geçirmiş (>6 ay) 30-65 yaş aralığındaki (54,00±4,85 yıl) 21 birey ile 21 sağlıklı birey (50,19± 7,61 yıl) katıldı. Transkraniyal manyetik stimülasyon (TMS) ile motor uyarılmış potansiyel (MUP) belirlendi. Deltoid kasının kortikal eksitibilitesini değerlendiren İstirahat Motor Eşik (İME), Aktif Motor Eşik (AME), Kortikal Sessiz Periyot (KSP) kaydedildi. Omuz fonksiyonel düzeyinin değerlendirmesi için Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları anketi (ASES) kullanıldı. Depresyon, anksiyete ve stres düzeyinin ölçülmesi için Depresyon, Anksiyete, Stres-21 Ölçeği (DASS-21); psikolojik sağlamlık düzeyi ise Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-RISC) ile değerlendirildi. Çalışmanın sonuçları, rotator manşet cerrahisi geçiren bireylerde deltoid kasının eksitabilitesinin etkilendiği ve omuz fonksiyonel düzeyinin de sağlıklı bireylerden farklı olduğunu gösterdi (p<0,001). Ayrıca, psikolojik faktörlerin omuz fonksiyonel düzeyi ile doğrudan ilişkili olduğu belirlendi (r=0,508; p<0,001). Rotator manşet cerraisi sonrası deltoid kasının eksitabilite değişimi ile psikolojik faktörlerin fonksiyonellikle ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda rehabilitasyon sürecine bütüncül bir bakış açısı getirilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Rotator Manşet Yırtığı, Transkraniyal Manyetik Stimulasyon, Psikolojik Sağlamlık, Fonksiyonel Düzey Bu yüksek lisans tezi, Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi'nin Katılımlı Araştırma Projesi kapsamında 20542 nolu TUK-2023-20542 proje kodu ile desteklenmiştir.

ArtroskopiCerrahiOmuz+5
Nur Sena Yarımkaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rotator kılıf tendinozisi olan ve olmayan bireylerde farklı omuz pozisyonlarında uygulanan osilasyon egzersizlerinin omuz kaslarının aktivasyonuna etkisinin araştırılması

Bu çalışma, rotator kılıf tendinozisi olan bireyler ile sağlıklı bireyler arasında farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde osilasyon egzersizleri sırasında üst trapezius (ÜT), alt trapezius (AT), infraspinatus (İS), orta deltoid (OD) ve serratus anterior (SA) kaslarının aktivasyonlarının etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-45 yaş arasında 18 (9 kadın, 9 erkek) sağlıklı birey ile 18 (9 kadın, 9 erkek) rotator kılıf tendinozisli birey hekim tarafından yapılan ultrasonografi ve klinik test sonuçlarına göre dahil edildi. Kasların aktivasyonunun değerlendirilmesinde yüzeyel elektromyografi (EMG) kullanıldı. Osilasyon egzersizleri 0˚ abduksiyon, skapular elevasyon, 90˚ fleksiyon ve 90˚ abduksiyon pozisyonlarında yapıldı. Farklı tutuş şekilleri ise 90˚ abduksiyon pozisyonunda değerlendirildi. Farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde üst trapezius/alt trapezius (ÜT/AT), üst trapezius/serratus anterior (ÜT/SA) ve orta deltoid/infraspinatus (OD/İS) kuvvet çifti oranları araştırıldı. Gruplar arasında kas aktivasyonları ve kuvvet çifti oranları benzerdi (p>0,05). Farklı omuz pozisyonları ve farklı tutuş şekillerinde kas aktivasyonları ile kuvvet çifti oranları arasında fark bulundu (p<0,05). 0˚ abduksiyon pozisyonunda diğer pozisyonlara göre tüm kasların aktivasyonu daha düşük seviyedeydi. ÜT, AT ve OD kas aktivasyonları 90˚ abduksiyon pozisyonunda; İS ve SA kas aktivasyonları ise 90˚ fleksiyon pozisyonunda en fazlaydı. Bu doğrultuda hem rotator kılıf tendinozisli bireyler ile hem de sağlıklı bireylere çalışmamızda yer alan osilasyon egzersizlerinin uyarlanabileceğini düşünüyoruz. Bu çalışma fiziksel aktivite seviyesi yüksek rotator kılıf tendinozisli bireylerin egzersiz ilerlemesinde yol gösterici olabilir. Anahtar kelimeler: Rotator kılıf, tendinozis, osilasyon, elektromyografi.

EgzersizElektromiyografiKaslar+5
Derya Durguncu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuz osteoartritli hastalarda artroplasti öncesi sıfır eko zaman sekanslı manyetik rezonans görüntüleme ile kemik stoğunun ve kas kalitesinin değerlendirilmesi

Omuz osteoartritinin sebeplerinden biri Rotator Manşet Artropatisidir (RMA). Tez kapsamında RMA'lı hastalarda omuzdaki morfolojik değişikliklerin, Sıfır Eko Zamanlı Manyetik Rezonans Görüntüleme (Zero Time Echo MRI-[ZTE]) ile gözlemciler arası ve gözlemci içi ölçümlerin uyumunun değerlendirilmesi ve bu ölçümlerin Rotator Manşet (RM) kaslarının kesit alanları ve omuz fonksiyonel skorları ve aktif eklem hareketleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Gözlemciler arası; glenoid versiyon ve Kritik Omuz Açısı (KOA) ölçümlerinde mükemmel, Humeral Sublüksasyon İndeksi (HSİ), humerus başı medializasyonu, glenoid santral ve posterior kemik kaybı ve tam uyumlu daire glenoid çapı ölçümlerinde iyi, glenoid anterior kemik kaybı, glenoid vault derinliği ve tam uyumlu daire glenoid çap kaybı oranı arasında orta uyum bulundu (p<0,05). Bu ölçümler için gözlemci içi uyum iyi ve mükemmel olarak bulundu (p<0,05). Modifiye walch sınıflandırması için gözlemciler arası ve gözlemci içi uyum orta olarak bulundu(p<0,05). Subskapularis kasının kesit alanı ile aktif öne elevasyon, abdüksiyon ve internal rotasyon arasında orta derecede korelasyon bulundu (p<0,05). Anterior kemik kaybı ile öne elevasyon ve abdüksiyon arasında orta negatif korelasyon, humerus başı medializasyonu, santral kemik kaybı ve posterior kemik kaybı arasında düşük negatif korelasyon bulundu (p<0,05). Glenoid retroversiyonu ile HSİ, humerus başı medializasyonu, tam uyumlu daire çap kaybı oranı arasında düşük ve orta korelasyon bulunmaktaydı (p<0,05). Çalışmada RMA tanısı almış omuzların osseöz morfolojisinin değerlendirilmesinde ZTE MRG'nin kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. RMA'lı hastalarda psödoparezi açısından subskapularis kasının kesit kalınlığının en önemli faktörlerden biri olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Omuz, Rotator manşet, Manyetik rezonans görüntüleme, Sıfır eko zamanlı görüntüleme, Rotator manşet artropatisi

ArtroplastiKas lifleriKaslar+6
Engin Türkay Yılmaz
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Omuz impingement sendromu tanısı alan bireylerde tetik nokta üzerine uygulanan ESWT'nin ağrı fonksiyon ve efüzyon üzerine etkisi

Çalışmanın amacı omuz impingement sendorumu tanısı alan bireylerde tetik nokta üzerine uygulanan ESWT'nin ağrı, fonksiyon ve efüzyon üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya Özel Olimpos Hastanesine başvuran omuz impingement sendrom tanılı 32 hasta dahil edildi. Hastalar randomizasyonla çalışma grubu (n=16) ve kontrol grubu (n=16) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruba 3 hafta boyunca haftada 5 gün konvansiyonel fizyoterapi programı uygulandı. Konvansiyonel fizyoterapi programı Hot pack, Ultrason (1 mHz. 1.5 w/cm², kesikli 5dk.), TENS (konvansiyonel 20 dk.), manuel terapi uygulamaları, posterior kapsül germe, ROM egzersizleri, omuz kaslarına izometrik kuvvetlendirme egzersizlerinden oluşmaktaydı. Çalışma grubuna ek olarak omuz bölgesindeki tetik noktaya 5 seans ESWT (tetik noktasına 1000 çevresine 500 atım, 2 bar 10 Hz.) uygulandı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası tüm hastalar ağrı, Corbin postür indeksi supraspinatus tendon kalınlığı, efüzyonu, normal eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), Constant Murley Skoru, Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile değerlendirildi. Ağrı, Corbin postür indeksi supraspinatus tendon kalınlığı, efüzyonu, normal eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), Constant Murley Skoru, Yorgunluk Şiddet Ölçeğinde her iki grupta istatistiksel anlamlı iyileşme saptandı. Çalışma grubu ağrı, efüzyon, yorgunluk şiddeti, eksternal rotatör kas kuvveti parametrelerinde kontrol grubuna üstündü. Sonuç olarak omuz impingement sendromu olan hastalarda konvansiyonel fizyoterapiye ek uygulanan ESWT'nin ağrı, efüzyon, yorgunluk şiddeti, aktif omuz ekstansiyonu parametrelerinde konvansiyonel fizyoterapiye üstün bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Omuz impingement sendorumu, tetik nokta, ESWT, ağrı, fonksiyon, efüzyon

AğrıESWTOmuz eklemi+2
Rumeysa Öztürk Yüksel
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik omuz cerrahisi yapılan hastalarda biseps tendon patolojilerinin klinik ve radyolojik etkinliği

Amaç: Bu çalışmanın amacı, artroskopik cerrahi yöntem ile ameliyat edilen hastalardaki biseps tendon patolojilerine bağlı yapılan tenotominin ağrı ve fonksiyonel sonuçlar üzerine etkisinin araştırılması ve manyetik rezonans görüntülemenin (MRG) güvenilirliğinin belirlenmesidir. Materyal ve Metod: Bu çalışmada, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde 2022-2023 tarihleri arasında artroskopik omuz cerrahisi yapılan ve kontrollerde takip edilen 41 hastanın ameliyat sonrası omuz fonksiyonları incelendi. Hastalar izole tendiniti olan ve olmayan olarak iki gruba ayrıldı; gruplar tenotomi yapılan ve yapılmayan olarak iki gruba daha ayrıldı. Toplamda 23 hastaya biseps tenotomisi uygulanırken, 18 hastaya tenotomi uygulanmadı. Hastaların MRG bilgileri, sosyo-demografik bilgileri (sosyo-demografik form), omuz eklem hareket açıklıkları, ağrı durumu vizüel analog skala (VAS) skoru ile, fonksiyonel durumu Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları skoru (ASES), Constant skoru, omuz ağrı ve disabilite indeksi (SPADI), kol-omuz-el sorunları anketi (DASH), Oxford omuz skoru ile; sağlık durumu sağlık ölçütü anketi (SF-36) ile hem ameliyat öncesi hem de ameliyat sonrası 2.aydaki kontrolleri yapılarak kayda alındı. Biseps tenotomisi yapılan hastalarda ameliyat sonrası Popeye bulgusunun gelişip gelişmediği değerlendirildi. Ameliyat öncesi MRG ile ameliyat sırasında artroskopi görüntüleri karşılaştırılarak MRG'nin güvenilirliği değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 41 hastadan 15'i erkek, 26'sı kadındı. Ortalama yaş 53,29'du ve 26 hasta sağ koldan 15 hasta sol koldan ameliyat edildi. Tüm gruplarda cinsiyet ve ameliyat tarafı açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi (p>0,05). 15 hastada MRG uyumlu değildi ve 15 hastada ameliyat sonrası Popeye deformitesi gelişti. İzole tendinti mevcut olan grupta tenotomi yapılanların, tenotomi yapılmayanlara göre istatiksel olarak VAS ve SPADI indeksinde anlamlı düzelme görüldü (p<0,05). Tüm gruplarda kendi içinde bakıldığında, omuz ağrısı ve fonksiyonları açısından ameliyat sonrasında istatiksel olarak anlamlı bir düzelme saptandı (p<0,05). Sonuç: İzole tendiniti olan ve biseps tenotomisi yapılan hastaların; ağrı ve fonksiyonel açıdan iyileşmeleri tenotomi yapılmayan hastalara göre daha üstün olduğu saptandı. MRG'nin %36,58 hastada biseps tendinitini atladığı ve güvenilirliğinin düşük olduğu görüldü. Anahtar Kelime: Biseps Tendonu, Biseps Tendiniti, Biseps Tenotomi, MRG, omuz artroskopisi

ArtroskopiOmuzOmuz eklemi+3
Ömercan Sepetci
Harran University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rotator manşet sendromu olan bireylerde proprioseptif egzersizlerin etkinliği

Bu araştırma konvansiyonel egzersiz ve fizik tedavi programına eklenen, propriosepsiyon egzersizlerinin rotator manşet sendromunun tedavisindeki etkinliğinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Araştırmamıza 20-55 yaş arasında rotator manşet sendromu tanısı olan ve fizik tedavi yöntemleri ile tedavi edilmemiş olan, daha önce omuz cerrahisi geçirmemiş ve omuz pasif eklem hareketleri açık olan hastalar dahil edildi. 80 hasta kapalı zarf yöntemiyle randomize edilerek 40'ar 2 grup oluşturuldu. Birinci gruba konvansiyonel fizyoterapi, Codman egzersizleri ve Theraband ile kuvvetlendirme egzersizleri verildi, ikinci gruba ise bunlara ek olarak omuz propriosepsiyon egzersizleri verildi. Hastalar çalışma öncesinde ve egzersizlerin bitirildiği zaman olan 8. hafta kontrollerinde; hasta demografik bilgileri, VAS (Visual Analog Scale) ile ağrı düzeyleri, kas kuvveti ölçümü, aktif ve pasif eklem hareket açıklığı, eklem pozisyon hissi ölçümü, fonksiyonel durum için DASH (Disabilities of the arm shoulder and hand) ve SPADI (Shoulder pain and disability index) indeksi değerleri açısından değerlendirilmiştir. Tedavi öncesi yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi, etkilenen taraf, dominant taraf, eğitim durumları ve meslek bulguları açısında bir fark bulunmadı (p>0,05). Her iki grubunda grup içerisinde tedavi sonrasındaki ağrı düzeyleri, eklem hareket açıklıkları, fonksiyonel düzeyleri, eklem pozisyon hisleri ve kas kuvveti ölçümlerinde tedavi öncesine göre anlamlı fark bulundu(P<0,05). Propriosepsiyon egzersizlerinin etkinliğinin belirlenmesi amacı ile konvansiyonel fizik tedavi alan grup ile ekstra propriosepsiyon egzersizleri yapan grubun karşılaştırılmasında; ağrı düzeyinde azalma, eklem pozisyon hissinde artış, pasif fleksiyon ve aktif-pasif eksternal rotasyon dışındaki eklem hareket açıklığı ölçümlerinde artış, fonksiyonel düzeydeki değişim, ekstra propriosepsiyon egzersizleri yapan grupta konvansiyonel fizik tedavi alan gruba göre daha anlamlı bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonunda rotator manşet sendromu tedavisinde konvansiyonel fizyoterapi programına eklenen proprioseptif egzersizlerin; ağrının azaltılmasına, eklem hareket açıklıklarının arttırılmasına, eklem pozisyon hassasiyetinin geliştirilmesine ve fonksiyonel durumun geliştirilmesine ek katkı sağladığı saptanmıştır.

AlıştırmalarEgzersizEgzersiz tedavisi+6
Ferhat Samed Çapkın
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Boyun ağrısı olan ve omuz impingement tanısı alan olgular arasındaki postüral değişkenlerin spinal mouse ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; boyun ağrısı olan ve omuz impingement tanısı alan olgular arasındaki postüral değişkenlerin spinal mouse ile değerlendirmek ve sonuçları karşılaştırmaktır. Mayıs-Ekim 2018 tarihleri arasında yürütülen bu çalışmaya, yaşları 23-65 arasında olan, boyun ağrılı 25 olgu ( Boyun Ağrısı Olan Grup) ile omuz impingement tanılı 25 olgu (Omuz İmpingement Tanılı Grup) dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen katılımcılar, ağrı şiddeti (VAS), yaşam kalitesi (SF-36), üst ekstremitenin bedensel etkinlikleri ve hastalık belirtileri (DASH) yönünden değerlendirildi. Omurgadaki total eğrilikleri, omurganın şeklini ve hareket açılarını sagital planda tespit etmek amacıyla Spinal Mouse (SM) kullanıldı. Ayrıca sosyodemografik özellikleri sorgulandı. Tüm ölçümler fizyoterapist tarafından yapıldı ve değerlendirildi. Grupların demografik ölçümleri karşılaştırıldığında, yalnızca beden kitle indekslerinin iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p=0,03). Her iki grubun torasik kifoz açıları normal değerlerin üzerinde bulunmuştur. İki grup arasında torasik eğim dereceleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Torasik mobilite değerleri açısından ise istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar vardır (p=0,02). Omuz impingement tanılı grupta torasik eğim açısı ile SF-36'nın fiziksel fonksiyon, canlılık, ruhsal sağlık ve sosyal fonksiyon alt parametreleri arasında güçlü korelasyonlar bulunmuştur (p<0,05). İki grup arasında VAS, DASH ve SF-36 değerleri üzerinde istatistiksel olarak fark yoktur (p>0,05). Torasik kifoz açısı normal değeri 20˚-40˚ aralığında kabul edilmektedir. Çalışmamızda torasik kifoz açıları, SM ile gerçekleştirilen ölçümlere göre omuz impingement tanılı grupta ortalama 45˚±8,8˚, boyun ağrısı olan grupta ortalama 44,32˚±9,5˚'dir. Sonuç olarak; torasik kifoz açısının fazla olmasının, boyun ve omuz bölgesinde ağrı meydana getirebileceğini ve kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: boyun ağrısı, omurga, omuz impingement sendromu, spinal mouse, torakal postür.

BoyunBoyun ağrısıDuruş+6
Zerrin Yılmaz
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adheziv kapsülitte ağrı şiddeti, fonksiyonel kısıtlılık ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Adheziv kapsülit, ağrı ile başlayan ve giderek omuz ekleminin bütün yönlere olan hareketlerinde kısıtlılığa yol açarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyen klinik bir durumdur. Neden olduğu aktivite kısıtlılığı tutulan taraf ve hasta özelliklerine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmanın amacı primer adheziv kapsülitte ağrı şiddeti, fonksiyonel kısıtlılık ve yaşam kalitesini değerlendirmek, tutulan tarafa göre karşılaştırmalar yapmaktır. Çalışmaya; Haziran 2019- Kasım 2019 tarihleri arasında, İstanbul ili Özel RTM Kliniği'nde, yaş ortalaması (47,6) olan 26-71 yaşları arasında, 36 kadın, 24 erkek, 34 dominant taraf tutulumu olan, 26 dominant olmayan taraf tutulumu olan toplamda 60 hasta dahil edilmiştir. Değerlendirmeler öncesinde katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedilmiştir. Çalışmamızda bireylerin ağrı ve kısıtlılıklarını değerlendirmek için ''Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (OADİ)'', kol-omuz zorluk derecelerinin değerlendirilmesi için ''Kol Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH)'', yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için ''Yaşam kalitesi Değerlendirme Skalası (SF36)'' kullanıldı. Omuz eklem hareket açıklıkları gonyometrik ölçüm yöntemi ile değerlendirildi. Sonuç olarak bu çalışmada dominant tarafı etkilenen bireylerin ağrı (p:0,714), fonksiyonel kısıtlılık (p:0,864) ve yaşam kalitesi (p:0,893), dominant olmayan tarafı etkilenen bireylerle karşılaştırıldığında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Adheziv Kapsülit, Ağrı Şiddeti, Fonksiyonel Kısıtlılık, Yaşam Kalitesi

AğrıAğrı şiddetiFonksiyonel yetkinlik+4
Ebru Aloğlu
Haliç University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Fizyoterapistlerde kronik omuz ağrısına skapular kassal enduransın etkisi

Amaç: Araştırmamızın amacı; fizyoterapistlerde kronik omuz ağrısına skapular kassal enduransın etkisini araştırmaktır. Yöntem: Kesitsel türdeki araştırmamız, Turkuaz ve Uluçınar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon (İskenderun/HATAY) Merkezleriyle birlikte Fizyo Savaş Sağlıklı Yaşam Merkezi'nde Şubat 2020 - Aralık 2020 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma, dahil edilme kriterlerine uyan 25 kronik omuz ağrılı ve 25 kronik omuz ağrısı olmayan toplam 50 fizyoterapistle gerçekleştirilmiştir. Çalışmada; Vizüel Ağrı Skalası (VAS), Nordic (İskandinav) Kas-İskelet Sistemi Değerlendirme Anketi, Skapular Kassal Endurans Testi ve İş Stres Ölçeği kullanıldı. Elde edilen veriler, IBM SPSS Statistics 26 programına aktarılarak analizleri tamamlanmıştır. (p<0,05). Bulgular: Kronik omuz ağrısı olan fizyoterapistlerin skapular kassal enduransı, kronik omuz ağrısı olmayan fizyoterapistlere göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Kronik omuz ağrısı olan fizyoterapistlerin iş stres düzeyi; kronik omuz ağrısı olmayan fizyoterapistlere göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çalışmaya katılan tüm olgularda endurans süresi ile yaş, BKİ, iş yılı, çalışma saati, hasta sayısı ve iş stres puanı arasında anlamlı doğrusal bir ilişki görülmemiştir. Sonuç: Fizyoterapistlerde kronik omuz ağrısına skapular kassal enduransın etkisi vardır. Anahtar Kelimeler: fizyoterapist, kronik omuz ağrısı, skapular kassal endurans

Fizik tedaviFizyoterapistlerOmuz ağrısı+2
Necmi Gökpınar
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Göğüs cerrahisi hastalarında ameliyat öncesi eğitimin iyileşme üzerindeki etkisi

Bu çalışma, ameliyat öncesi eğitimin akciğer kanseri hastalarının göğüs cerrahisi sonrası iyileşme sürecine etkilerini incelemiştir. Çalışma, İstanbul'daki üçüncü basamak bir kamu hastanesinin göğüs cerrahisi servislerinde, araştırma kriterlerini karşılayan 100 hasta (uygulama grubu = 50, kontrol grubu = 50) ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, Haziran 2022 ile Aralık 2023 tarihleri arasında randomize kontrollü deneysel bir yaklaşımla toplanmıştır. İlk görüşmede standartlaştırılmış veri toplama formu uygulanmış, solunum fonksiyon testleri ve omuz eklem hareket açıklıkları değerlendirilmiştir. Kontrol grubu, hastanenin rutin uygulamalarını takip ederken, uygulama grubuna ameliyat öncesinde hasta eğitim kitapçığı eşliğinde sistematik eğitim verilmiştir. Ameliyatın birinci gününde, İyileşme Kalitesi -40 (QoR-40) anketi uygulanmış, solunum fonksiyon testleri ve omuz eklem hareket açıklıkları yeniden değerlendirilmiştir. Ameliyatın dördüncü gününde gerçekleştirilen üçüncü görüşmede, solunum fonksiyon testleri ve omuz eklem hareket açıklıkları tekrar ölçülmüştür. Veri analizinde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Hastaların yaş ortalaması 59,22±8,43 yıl olup, %61'i erkek, %82'si evli, %43'ü ağır sigara içicisi ve %77'sinin kronik hastalığı mevcuttur. Sonuçlar, uygulama grubunda FEV1, FVC, omuz fleksiyonu ve internal rotasyon açıklıklarının, kontrol grubuna kıyasla ameliyat sonrası 1. ve 4. günlerde istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğunu göstermektedir (p<0,05). Uygulama grubundaki hastalar, her iki günde de kontrol grubuna kıyasla önemli ölçüde daha düşük ağrı seviyeleri bildirmiştir (p<0,05). Ayrıca, uygulama grubunda toplam QoR-40 skoru, duygusal iyileşme ve ağrı ilişkili iyileşme açısından kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ancak, fiziksel konfor, bağımsızlık ve hasta desteği ile ilişkili iyileşme skorları açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Ameliyat öncesi planlı hasta eğitimi, göğüs cerrahisi sonrası solunum komplikasyonlarını azaltır ve omuz hareket açıklığını korur. Sonuç olarak, ameliyat öncesi yapılandırılmış hasta eğitimi; ameliyat sonrası dönemde solunum fonksiyonlarının korunmasına, ağrının azaltılmasına ve fonksiyonel iyileşmenin desteklenmesine katkı sağlamaktadır. Bu bulgular doğrultusunda, yüksek riskli göğüs cerrahisi hastalarında planlı eğitim uygulamalarının klinik bakım protokollerine entegre edilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Göğüs cerrahisi, Ameliyat öncesi eğitim, İyileşme kalitesi, Omuz eklem açıklığı, Solunum fonksiyon testi

Cerrahi hemşirelikGöğüs cerrahisiHasta bakımı+6
Eda Çiftci Karan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Posterior omuz gerginliği olan voleybolcularda germe programının omuz performansına etkisi

Bu çalışma, posterior omuz gerginliği olan voleybol oyuncularına uygulanan 6 haftalık germe programının posterior omuz kaslarının viskoelastik özelliklerine, omuz fonksiyonel performansına ve eklem hareket açıklığına olan etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya posterior omuz gerginliği bulunan profesyonel ligde oynayan yaşları 18-30 arasında olan 34 erkek voleybol oyuncusu dahil edildi. Sporcular rastgele bir şekilde germe (yaş:22,2±2 yıl; Vücut Kütle İndeksi (VKİ):22,1±0,9 kg/m2) ve kontrol (yaş:20,9±1,8 yıl; VKİ:22,1±1,4 kg/m2) gruplarına ayrıldı. Germe grubundaki sporcular 6 hafta boyunca sleeper stretch ve cross body stretch egzersizlerinin kombinasyonundan oluşan germe programlarını uygularken, kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmadı. İlk değerlendirme ve 6 hafta sonra yapılan değerlendirmede omuz internal ve eksternal rotasyon eklem hareket açıklığı, smaç hızı, oturarak tek kol top fırlatma testi ile mesafe, 60°/sn ve 300°/sn açısal hızlarda omuz internal ve eksternal rotator konsantrik kas kuvveti izokinetik ölçümü ve shear wave elastografi ile infraspinatus – posterior deltoid kaslarının doku sertliği değerlendirildi. İstatiksel analizlerde 2x2 Factorial ANOVA yöntemi kullanıldı. İstatistiksel eşik değer p<0,05 olarak kabul edildi. Altı hafta sonunda germe programının omuz internal rotasyon eklem hareket açıklığı (p<0,01), smaç hızı (p=0,03) ve oturarak tek kol top fırlatma mesafesini (p<0,01) artırmada etkili olduğu bulundu. Germe programı 60°/sn ve 300°/sn açısal hızlarda ölçülen omuz internal ve eksternal rotator konsantrik kas kuvveti ve doku sertliği üzerinde etkili bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak, sleeper stretch ve cross body stretch germe egzersizlerinin kombinasyonu ile oluşturulan posterior omuz germe programının en az 6 haftalık uygulanmasının internal rotasyon eklem hareket açıklığını ve özellikle patlayıcı kuvveti geliştirmede etkili olduğu gösterildi.

ElastografiFonksiyonel yetkinlikOmuz+5
Seda Uluşahin
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Profesyonel adölesan yüzücülerde omuz sağlık profili ve yüzme branşlarının etkisi

Yüzme 4 farklı stilden oluşan, özellikle omuz ekleminde tekrarlı elevasyon ve rotasyonel hareketlerin kullanıldığı bir spordur. Literatürde profesyonel adölesan yüzücüler ile yapılan çalışmalarda genellikle omuz yaralanma oranları ile omuz kas kuvveti, glenohumeral internal rotasyon defisiti (GIRD), skapulotorasik ritm gibi konular detaylı incelenmiştir. Genel olarak adölesan yüzücülerin, profesyonel olarak yüzme sporu ile ilgilenmeyen adölesan bireyler ile karşılaştırıldığı çalışmalar ve yüzme branşının (kelebek, sırt, kurbağa, serbest) omuz profiline etkisinin araştırıldığı çalışmalar yetersizdir. Dolayısıyla, bu çalışma (1) profesyonel adölesan yüzücülerin omuz sağlık profilini, profesyonel olarak yüzme sporu ile ilgilenmeyen adölesan bireyler ile karşılaştırarak araştırmayı, ek olarak (2) yüzme branşlarının omuz sağlık profili üzerine etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Planlanan bu vaka-kontrol çalışmasında 13-18 yaş aralığında, en az 5 yıldır yüzme sporu ile ilgilenen sporcular ve yüzme sporu ile profesyonel olarak ilgilenmeyen fiziksel olarak aktif, yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş adölesan bireylerin (kontrol) dahil edilmesi planlanmaktadır. Sporcular ve kontroller için, glenohumeral eklem rotasyonel hareket açıklığı, 2-boyutlu skapular kinematik (skapular yukarı doğru rotasyon eklem hareket açıklığı), gözlemsel skapular diskinezi varlığı, glenohumeral eklem kas kuvveti (IR/ER oranı), skapular kas kuvveti, posterior omuz esnekliği, pektoralis minör kısalığı değerlendirilecek ve omuz-dirsek fonksiyonelliği için Kerlan – Jobe Omuz Dirsek Skoru – Türkçe Versiyonu (KJOC-Tr) anketi kullanılacaktır. Elde edilen veriler öncelikle profesyonel sporcular ve kontroller arasında, ikincil olarak da sporcularda yüzme branşlarına göre karşılaştırılacaktır. Bu araştırmanın sonucunda yüzücü omuz sağlık profili detaylı bir şekilde incelenecek, olası adaptasyonlar ve omuz ilişkili spora özgü problemler raporlanacaktır. Böylelikle sporcu rehabilitasyonuna ve gelecek araştırmalara yol gösterecek bilgiler elde edilecektir.

ErgenlerOmuzOmuz ağrısı+6
Sercan Yıllı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan tenis oyuncularında omuz rotator kas esnekliği ve eklem hareket genişliği ile izokinetik kas kuvvet değerlerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, adölesan tenis oyuncularında omuz rotator kas esnekliği, eklem hareket açıklığı, skapular diskinezi ile izokinetik kas kuvvetini incelemekti. Çalışmaya 10-18 yaşları arasında en az üç yıl tenis oynayan 54 birey dahil edildi. Bireylerin rotator kas esnekliği mezura ile, eklem hareket açıklığı Goniometer Pro dijital inklinometre ile, rotator kas kuvveti ve tepe torka ulaşma açısı izokinetik kas kuvveti ISOMED 2000 (D&R GmbH, Almanya) sistem ile, gözlemsel skapular diskinezi değerlendirmesi video analiz ile değerlendirildi. Atıcı omuz değerleri diğer omuz ile karşılaştırıldı. Çalışmanın eklem hareket açıklığı ve skapular diskinezi bulgularına göre glenohumeral internal rotasyon defisiti (GİRD) olan ve olmayan; skapular diskinezisi olan ve olmayan olarak alt gruplara ayrılarak kas kuvvet farklılıkları incelendi. Sonuç olarak, eksternal rotasyon esnekliği; internal rotasyon ve horizontal adduksiyon eklem hareket açıklığı, atıcı omuzda diğer omuza göre daha düşüktü (p<0,05). İzokinetik kas kuvveti 60°/s ve 180°/s açısal hızda atıcı omuzda tepe tork, tepe torkun vücut ağırlığına oranı ve toplam iş daha yüksekti (p<0,05). GİRD olan bireylerin (% 41) internal rotasyon tepe torku ve total iş değerleri GİRD olmayan gruba göre daha düşüktü (p<0,05). Skapular diskinezisi olan (% 40) ve olmayan bireylerin kas kuvvet değerleri benzerdi (p>0,05). Adölesan dönemdeki tenis oyuncularında, omuz kuşağında spora özel adaptasyonlar meydana gelmektedir. Bu adaptasyonları erken dönemde saptamak, risk altındaki sporcuları belirlemek açısından oldukça önemlidir. İlerleyen dönemde kalıcı hale gelebilen bu değişimler, şiddetli ve geri dönüşü olmayan yaralanmalara yol açabilir. Bu yaralanmalara özel koruyucu programların geliştirilmesi, adölesan tenisçiler için oldukça önemlidir.

Eklem hareket açıklığıErgenlerEsneklik+6
Nazlı Büşra Sarı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konservatif tedavi edilen proksimal humerus kırıklarında rehabilitasyona eklenen interferansiyel akımın ağrı, omuz fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Amaç: Bu prospektif, randomize çift kör, plasebo kontrollü çalışmanın amacı; konservatif takip edilen proksimal humerus kırıklarında rehabilitasyona eklenen interferansiyel akım (İF) tedavisinin ağrı, omuz fonksiyonları, özürlülük, aktif eklem hareket açıklığı (EHA), analjezik ihtiyacı ve yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, konservatif tedavi kararı verilen proksimal humerus kırıklı 32 hasta dahil edildi. Hastalar interferans (İF) grubu (n=17) ve plasebo grubu (n=15) olmak üzere iki gruba randomize edildi ve önceden belirlenen rehabilitasyon protokolü doğrultusunda, haftada 3 gün 4 hafta süre ile fizyoterapist eşliğinde egzersiz programına alındı. Ek olarak kırık proksimal humerus bölgesine egzersiz öncesi; İF grubuna, premodüle yöntem ile 100 Hz frekansında 20 dakika İF akım uygulandı. Plasebo grubuna ise aynı süre ile sham İF uygulandı. Hastalar 4.hafta, 10.hafta ve 22.haftada değerlendirildi. Bulgular: Bu çalışmada zaman ile VAS değeri, Constant skoru, DASH skoru, aktif EHA (fleksiyon, ekstansiyon, abduksiyon, internal ve eksternal rotasyon), analjezik ihtiyacı ve SF-36 alt başlıklarından fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, ağrı ve sosyal fonksiyon skoru her iki grupta da anlamlı şekilde iyileşme göstermiştir (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise Constant skoru, tüm vizitlerde İF grubunda daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). VAS değeri, DASH skoru, aktif eksternal rotasyon, analjezik ihtiyacı ve SF-36 alt başlıklarından fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, ağrı ve sosyal fonksiyon skorunda gruplar arası anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Aktif EHA ölçümlerinden fleksiyon, ekstansiyon ve abduksiyon 10. ve 22.haftada; internal rotasyon ise tüm vizitlerde İF grubunda anlamlı şekilde daha yüksek ölçülmüştür (p<0,05). Tartışma: Kas iskelet sistemi hastalıklarında sıklıkla kullanılan İF akımın, kırıklı hastalarda kullanımına dair literatür verileri son derece kısıtlıdır. Yapılan deneysel ve klinik çalışmalarda İF akımın; kırık iyileşmesi, doku perfüzyonu ve kas gücü artışı üzerine etkili olduğunu gösteren çalışmalar bulunmakla beraber; çalışmaların hiçbiri proksimal humerus kırıklarında yapılmamıştır. Bu çalışmada; konservatif tedavi edilen proksimal humerus kırıklarında rehabilitasyona eklenen İF akımın, omuz fonksiyonları ve EHA'nı iyileştirme üzerine olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Özellikle ileri yaş ve deplase kırıklı hastalarda elde edilen bu başarılı fonksiyonel sonuçlar, konservatif ile cerrahi tedavi yöntemi arasında seçim yapmakta güçlük çeken ortopedik cerrahlara yol gösterici olacaktır. İF akımın, kırık kemik dokusu üzerine etkinliğinin, farklı klinik ve laboratuar yöntemlerle tesbit edildiği çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

AğrıAğrı-postoperatifHumeral kırıklar+7
Emine Dede
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemiplejik omuz ağrısında trombositten zengin plazmanın etkinliği

Amaç: Hemiplejik omuz ağrılı hastalarda trombositten zengin plazmanın ağrı ve fonksiyon üzerine etkisini araştırmaktır. Bu amaçla çift kör randomize, prospektif planlanan çalışmamızda hemiplejik omuz ağrılı hastalarda trombositten zengin plazmanın etkisi serum fizyolojik ile karşılaştırıldı. Gereç ve yöntem: Kliniğimiz polikliniklerine başvuran ilk inmeye bağlı hemipleji gelişmiş, 2 haftadan fazla plejik taraftaki omuzda ağrısı olan, 18-80 yaş aralığında, inmenin üstünden en az 3 ay geçmiş 55 hasta tarandı. Bu hastalardan 6' sı çalışmanın dâhil edilme kriterlerini karşılamadığı, 6 hasta da çalışmaya katılmayı reddettiği için çalışma dışı bırakıldı, toplam 43 hasta çalışma için randomize edildi. Tedavi grubuna TZP, 2. gruba plasebo olmak üzere tüm hastalara 1' er hafta arayla 3 kez enjeksiyon uygulandı. Tedavi grubundaki hastalara etkilenmiş omuz intraartiküler alanına; kendi venöz kanlarının santrifüji ile elde edilen trombosit zengin plazma, 2. gruptaki hastalara ise aynı miktar serum fizyolojik enjekte edildi. Tüm tedavi grupları yapılan enjeksiyona ek olarak nörolojik rehabilitasyon programlarına devam etti. Çalışma, hem hastaların hem de enjeksiyonu ve değerlendirmeyi yapan araştırmacıların hastaların hangi gruba dahil olduğunu bilmeksizin, kör olarak gerçekleştirildi. Üç aylık takip sonunda 40 hasta çalışmayı tamamladı. Primer ölçüm parametresi olarak hareketle olan VAS-ağrı skoru, sekonder ölçüm parametreleri olarak spontan VAS ağrı skoru, omuz pasif EHA(eklem hareket açıklıkları), FBÖ(fonksiyonel bağımsızlık ölçeği) ve kullanılan parasetamol miktarı kullanıldı. Tüm hastalar tedavi öncesi, son enjeksiyondan 1 hafta sonra, 1. ayda ve 3. ayda değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda spontan ve hareketle olan VAS değerlerinde, omuz pasif EHA'da 1. ay ve 3.ay vizitlerinde her iki grupta da anlamlı iyileşme gözlendi (p<0.05). Ancak gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Benzer şekilde FBÖ değerlerinde de tüm hastalarda iyileşme gözlenirken(p<0.05), gruplar arası fark yoktu. Kullanılan parasetamol miktarı arasında iki grup arası fark bulunmadı. iii Tartışma: Trombositten zengin plazma; tam kanın santrifüjü ile elde edilen ve tam kandan daha yüksek trombosit konsantrasyonu içeren hücresel plazma komponentidir. Biyoaktif protein ve büyüme faktöründen zengin trombositler dokuya bırakılıraak yaşlı ve rejenerasyonu iyi olmayan dokularda anjiyonegenezin, epitelizasyonun, hücre farklılaşmasının ve ekstraselüler matriks formasyonunun stimulasyonuyla doku iyileşmesine yardımcı olunması amaçlanır. Tüm bu yararlı etkilerinden dolayı HOA tedavisinde etkili olacağı hipotezine dayanarak yapılan bu çalışmada her iki grubun da zaman içinde iyileşme gösterdiği, ancak gruplar arası fark olmadığı görülmüştür. TZP enjeksiyonlarının plaseboya göre üstünlük göstermemesi iğnenin uyarıcı etkisi, TZP' nin hazırlanma biçimi, hazırlık aşamasında özellikle aktivatör kullanılmamış olması, hastaların aspirin alıyor olmaları ve HOA' nın heterojen yapısı ve olguların kronik olmaları ile açıklanabilir. Ayrıca tüm hastalara iyi bir eğitim sağlanması ile düzenli egzersiz programının başlanması bütün hastaların iyileşmesi üzerine etkili faktörler arasında sayılabilir. Bununla birlikte kesin bir yargıya varmak için HOA' nın akut-kronik, subluksasyonun eşlik edip etmediği alt gruplara ayrılabildiği daha çok hasta üzerinde yapılan, aktivatör kullanılarak hazırlanan TZP grubunun da yer aldığı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Ağrı, hemipleji, inme, omuz, trombositten zengin plazma

HemiplejiOmuzOmuz ağrısı+3
Asude Uzdu
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuzun adeziv kapsülitinde trombositten zengin plazmanın etkinliği

Amaç: Adeziv kapsülit tanılı hastalarda trombositten zengin plazmanın ağrı ve fonksiyon üzerine etkisini araştırmaktır. Bu amaçla çift kör randomize, prospektif planlanan çalışmamızda adeziv kapsülit tanılı hastalarda trombositten zengin plazmanın etkisi serum fizyolojik ile karşılaştırıldı. Gereç ve yöntem: Ege Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kliniğine başvuran 89 adeziv kapsülit tanılı hasta değerlendirildi. 18-70 yaş aralığında, 3-9 aydır, omuzda ağrısı (VAS ile ≥40 mm şiddetinde), aktif ve pasif EHA'da karşı taraf ile karşılaştırıldığında, etkilenen tarafta en az 2 hareket düzleminde, en az % 25 kayıpla hareket kısıtlılığı olan 40 adeziv kapsülit tanılı hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar yaş ve cinse göre önceden belirlenen randomizasyon şemasına uygun olarak 2 gruba ayrıldı. 1. grup, kendi venöz kanlarının santrifüji ile elde edilen trombosit zengin plazma uygulanan grup, 2. grup serum fizyolojik uygulanan plasebo grubudur. Tüm tedavi gruplarında enjeksiyonlar toplamda 3 kez, 2' şer hafta ara ile omuza intrartiküler alana, posterior enjeksiyon tekniği kullanılarak ve körlüğü sağlamak için aynı madde ile kaplanarak uygulandı. Tüm tedavi gruplarına enjeksiyona ek olarak, ilk 4 hafta boyunca, haftada 3 gün fizyoterapist eşliğinde, daha sonra ev egzersiz programı şeklinde olmak üzere egzersiz tedavisi verildi. Hastanın hastaneye gelmediği günlerde de egzersizlerin günde 3 kez 10'ar tekrar şeklinde evde devam edilmesi önerildi. Tüm hastalar tedavi öncesi, 1. ay ve 3. ayda ağrı ve hareket kısıtlılığını değerlendirmek için primer ölçüm parametresi olarak Omuz Ağrı ve Dizabilite iİndeksi [Shoulder Pain and Disability Index (SPADI)] ile; sekonder ölçüm parametreleri olarak VAS (Visuel Analog Skala)- spontan ağrı, VAS- sağlık durumu, VAS- tedavi memnuniyeti, goniyometre ile omuz eklem hareket açıklığı ölçülmesi, kullanılan parasetamol dozu, komlikasyon ve yan etki olup olmadığı ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda; SPADI ile ağrı ve dizabilite değerlendirmesinde 1. ve 3. ayda her iki grupta da anlamlı iyileşme olmakla birlikte (p<0.05), TZP grubunda anlamlı daha fazla iyileşme saptandı (p<0.05). Her iki grupta da SPADI ağrı ve dizabilite alt skorlarında 1. ve 3.ay arasındaki değerlendirmelerde anlamlı iyileşme görüldü (p<0.05). SPADI totalde plasebo grubunda 1. ve 3.ay değerleri arasında fark saptanmadı . Ayrıca VAS ile spontan ağrı ve hastalığın yaşam kalitesine etkisini değerlendirmemizde de; TZP grubunda plasebo grubuna göre daha fazla iyileşme saptandı (p<0.05). EHA ölçümlerinde de 1.ve 3.ayda her iki grupta artış varken, 1.ayda aktif ER dışında diğer EHA'larda TZP grubunda daha fazla artış saptandı (p<0.05). Benzer şekilde, 1. ve 3.aydaki VAS-tedavi memnuniyeti de TZP grubunda daha iyi saptandı (p<0.05). Kullanılan parasetamol miktarında iki grup arası fark bulunmadı. Tartışma: TZP, tam kanın santrifüj edilmesi ile elde edilen ve tam kandan daha yüksek konsantrasyonda trombosit içeren otolog plazma kısmıdır. Hiperfizyolojik oranda büyüme faktörü içermesi çeşitli kas iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanımını sağlamıştır. Kollajen sentezini arttırması, anjiogenezisi stimüle etmesi, hücre migrasyonunu, diferansiyasyonunu, proliferasyonunu arttırması, ekstrasellüler matriks oluşumunu arttırması ile tendon ve ligaman yaralanması tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Tüm bu yararlı etkilerinden dolayı AK tedavisinde etkili olacağı hipotezine dayanarak yapılan bu çalışmada her iki grubun da zaman içinde iyileşme gösterdiği saptanmıştır. Bununla birlikte gruplar karşılaştırıldığında hem ağrı parametreleri hem özürlülük ve memnuniyet değerlendirme parametrelerinde TZP grubunda istatiksel olarak çok daha fazla iyileşme bulunması egzersize ek olarak uygulanan TZP tedavisinin ek fayda sağladığı şeklinde yorumlanabilir. Çalışmamızda her 2 grupta da TÖ'ye göre anlamlı derecede iyileşme bulunması hastalara uygulanan bu egzersiz programına bağlanabilir. Bir başka olası neden de serum fizyolojiğin plasebo, distansiyon ve iğnenin uyarıcı etkisidir. Kesin karara varmada daha çok hasta üzerinde daha uzun süre takip edilerek yapılan, tek başına egzersiz tedavisi alan veya KS enjeksiyonu uygulanan gruplarla TZP'nin etkinliğinin karşılaştırıldığı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Adeziv kapsülit, omuz, trombositten zengin plazma

AdezyonlarOmuzOmuz ağrısı+3
Burcu Ünlü
Ege University
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the playing digital games on shoulder flexility, stabilization and reaction speed in volleyball players

Volleyball is a sport that requires high and low intensity activities, technical and tactical skills, and versatile performance such as high endurance, strength, speed, flexibility and balance. While the actions performed by the players may differ in terms of the technical and tactical requirements of their individual roles, common movements include acceleration and deceleration, jumping and multi-directional movement. To perform well, players must have advanced physical and physiological capacities and important motor control and cognitive functions. In volleyball, especially during attack, coordinative abilities such as quick strength and continuity in strength are important. Technology has affected sports and provided the emergence of new sports branches. One of these sports branches is e-sports. E-sports is any activity that is participated in online or offline, individually or as a team, via electronic device. E-sports, like volleyball, requires quick movements to control the game. One of the determinants of speed is muscle strength. Muscle strength can increase in direct proportion to the performance of the video game. Playing games on the console for a long time will increase shoulder-muscle activity; It has been scientifically proven that sitting in the anterior position of the head for five minutes causes a significant reduction in shoulder external rotator muscle strength. It is known that strength development in the shoulder area directly affects the functional capacity of shoulder stabilizers, which in turn increases joint stability. The stability of the glenohumeral joint during acceleration, deceleration and continuation of the stroke becomes one of the most important functions for e-sports. Considering that the competitions last for hours, the importance of flexibility in e-sports. The seated athlete will have shortening of certain muscles of the body while lengthening other muscles based on their postural position. One of the important factors in e-sports is the ability to react quickly. Neurocognitive research has shown that video game gamers display some superior cognitive characteristics. Video games require speed and concentration. These skills significantly reduce correct reaction times. Developing cognitive abilities in this way is vital to the success of the volleyball player; Good performance is directly related to their capacity to anticipate and respond to changes in the environment. The existence of a practice implementation that affects reaction speed, joint stabilization, strength and endurance performance in volleyball athletes has a great importance in the quality of sports skills. E-sports; While it can contribute to reaction time, joint stabilization and strength development in volleyball players, it can reduce flexibility. This study aims to examine the effects of digital game playing status of volleyball players on shoulder stabilization strength, flexibility, and reaction times. Keywords: volleyball, digital game, strength, flexibility, stabilization, reaction time

FlexibilityShoulderShoulder joint+6
Şeyma Güney
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tamir edilen rotator cuff rüptürü hastalarında lateral akromioplasti sonuçlarımız

Günümüz şartlarında artroskopik girişimler hızla önem kazanmakta ve geliştirilmektedir.Bu sayede anatomik ve patolojik yapılar daha iyi değerlendirilebilmekte ve gerekli müdaheleler daha iyi bir görüntü kalitesi ile yapılabilmektedir.Bu aynı zamanda hastanın kan kaybı,yumuşak doku travması,yara skarı,ameliyat sonrası ağrısının daha az olmasını sağlamaktadır.Bu girişimin uygulanmasıyla yeterli başarının elde edilmesinde uygun hasta ve tıbbi endikasyonların belirlenmesinin yanında cerrahın bilgi ve deneyimi de oldukça önemlidir. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde RM yırtığı ve subakromial sıkışma nedeniyle 2015-2018 yılları arasında konservatif tedaviye yanıt vermeyerek cerrahi yapılan hastalar değerlendirildi. RM'de tam kat yırtığı olan ve subakromial sıkışması olan 57 hasta çalışmaya dahil edildi. Tam kat yırtığı olup artroskopik RM tamiri, anterior akromioplasti ile beraber ALA yapılan hastalar birinci grup olarak belirlendi (Grup 1). Tam kat yırtığı olup artroskopik RM tamiri ve sadece anterior akromioplasti yapılan hastalar ise ikinci grup olarak belirlendi (Grup 2). Grup 1 30 hastadan, grup 2 ise 27 hasta tarafından oluşturuldu. Hastalarımız ALA (-) ve ALA (+) olarak 2 gruba ayrılmış; preoperatif ve postoperatif dönemlerde Constant ve Oxford skalaları ile değerlendirilmiştir. Constant skalasına göre yüksek skorlar, Oxford skalasına göre ise düşük skorlar elde edilmesi pozitif yönde anlamlıdır.Her iki skalaya göre de ALA (+) olan hasta grubunda daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Hastaların hem ağrı hem de fonksiyonel açıdan daha iyi hale geldiğini göstermektedir. Buna dayanarak ALA yaptığımız hastalarda postoperatif dönemde yapılan tendon tamirinin daha iyi iyileştiği ve korunduğunu düşünmekteyiz. Ayrıca yapılan ölçümlerimiz sonucunda ALA yapılan grupta preoperatif olarak ölçülen CSA değerini 37.93±2.64 (ortalama±SS) den postoperatif dönemde 33.13±1.33 (ortalama±SS) değerine düşürdük. Böylece yüksek olan CSA değerini olması gereken ideal değer aralığına çektiğimizi gördük.

AkromioplastiArtroskopiOmuz+2
Gulmammad Farzıyev
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik omuz cerrahisinde uygulanan rejyonal anestezi uygulamalarımızın değerlendirilmesi

İnterskalen brakiyal pleksus bloğu (ISB), omuz cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif ağrı tedavisinde şu anki altın standarttır. Ancak, özellikle hemidiyafragmatik paralizi riski en önemlisi olmak üzere geniş bir yelpazede komplikasyonlar bu blokla ilişkilendirilmiştir. Tezimizde, interskalen bloğa alternatif olarak anterior supraskapular ve anterior kostoklaviküler düzeylerde yapılan blokların postoperatif analjezi ve hemidiyafragmatik fonksiyonları değerlendirdik ve üç grubu birbiriyle karşılaştırdık. Omuz artroskopisi planlanan 46 hastanın dahil edildiği bu prospektif gözlemcinin kör olduğu çalışmada katılımcılara ISB (n = 15), anterior supraskapular blok (ASB) (n = 15) veya kostoklaviküler brakiyal pleksus bloğu (CCB) (n = 16) yapıldı. Bu çalışmanın birincil amaçları, postoperatif numerik derecelendirme skalası (NRS) ağrı skorunu 1., 2., 6., 12. ve 24. Saatte değerlendirmek ve bloklardan önceki normal solunum sırasında ve bloklardan 30 dakika sonra diyafram ekskürsiyonunu ölçmekti. Cerrahi genel anestezi altında gerçekleştirildi. İlk iki saatlik NRS skorları, ISB grubunda diğer iki gruba göre istatistiksel olarak daha düşüktü (p<0,001), ancak bu fark klinik açıdan anlamlı değildi. 6. saatte üç grup arasında NRS skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. 12 ve 24 saatlik NRS skorları, ASB grubunda ISB grubuna göre istatistiksel olarak daha düşüktü (p<0,05) ve ASB ve CCB grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). İpsilateral diyafram ekskürsiyonu 30 dakika sonra CCB grubunda en iyi şekilde korundu ve diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0,001). ASB grubunda diyafram ekskürsiyonu, ISB grubuna göre istatistiksel olarak daha iyiydi (p<0,001). ISB'ye göre, ASB ve CCB, pulmoner fonksiyona daha az etkisi olan tatmin edici postoperatif analjezi sağlarken diyafram fonksiyonunu korumaktadır. Bu bloklar, omuz artroskopisi için geleneksel ISB'ye alternatif olarak düşünülebilirler.

AnesteziAnestezi-kondüksiyonArtroskopi+7
Burak Taha Sarıoğlan
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Subakromiyal impingement sendromunda posterior kapsül germe ve posterior mobilizasyonun etkinliğinin karşılaştırılması

Subakromiyal Impingement Sendromu (SIS) omuz ağrısı, fonksiyonel engellilik ve yaşam kalitesinde azalmaya neden olan en yaygın omuz patolojilerindendir. Çalışmamız; Subakromiyal Impingement Sendromu'nda posterior mobilizasyon ve posterior kapsül germe tedavilerinin omuz eklemi fonksiyonları üzerindeki etkinliklerinin incelenmesi amacıyla tasarlanmıştır. Çalışmamıza Subakromiyal Impingement Sendromu tanısı almış 50 hasta birey ve 30 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Olguların tanıtıcı özellikleri sosyodemografik anket ile, ağrı şiddeti Vizüel Analog Skala ile, üst ekstremite fonksiyonu Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları Formu ve Modifiye Constant-Murley Skoru ile, üst ekstremite engellilik ve sağlık durumu Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi ile, kas-iskelet semptomları değerlendirmesi Cornell Kas-İskelet Rahatsızlık Anketi ile, eklem hareket açıklığı gonyometre ile, kas gücü miyometre ile, kavrama kuvveti pinchmetre ve dinamometre ile ve posterior kapsül gerginliği ise mezura ile ölçülmüştür. Olgular posterior mobilizasyon, posterior kapsül germe ve kontrol grubu olarak randomize bir şekilde 3 farklı gruba ayrılmıştır. Mobilizasyon grubuna dahil edilen olgulara posterior mobilizasyona ilaveten klasik germe ve kuvvetlendirme ve ev egzersiz programı verilirken, kapsül germe grubuna ise posterior kapsül germe egzersizine ek olarak klasik germe ve kuvvelendirme ve ev egzersiz programı verilmiş ve kontrol grubuna ise hiçbir egzersiz programı verilmeyip sadece posterior kapsül gerginliği değerlendirmesi uygulanmıştır. Çalışmamızda, her iki grup arasında Constant skorunda ve etkilenen taraf aktif eksternal rotasyon eklem hareket açıklığı değerinde anlamlı fark görüldüğü (p<0,05), kas gücü, kavrama kuvveti ve posterior kapsül gerginliği değerlendirmesinde ise anlamlı fark görülmediği (p>0,05) sonucuna ulaşılmıştır. Mobilizasyon uygulanan kişilerde omuz eklemi fonksiyonel kapasitesinin kapsül germe uygulananlara göre daha çok artmış olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Constant Murley, Ağrı, Posterior kapsül, Mobilizasyon, Eksternal rotasyon

AğrıEklem hastalıklarıFizik tedavi+5
Ebru Akbuğa
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00

Related subjects