Orthopedic surgery
107 theses under this subject heading
Tibia enfekte ve defektli psödoartroz vakalarında LRS (uzatma tipi tek eksenli eksternal fiksatör) tekniği uygulanan hastaların cerrahi tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi
Amaç: Tibia enfekteve defektli psödoartroz vakalarında LRS tekniği uygulanan hastaların cerrahi tedavi sonuçlarını değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Mustafa KemalÜniversitesiTıpFakültesiHastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde, Ocak 2012-Temmuz 2020 tarihleri arasında konjenital nedenlerdışında, çoğunlukla ateşli silah yaralanmalarına bağlı olmak üzere değişiketiyolojiknedenlerebağlıgelişmiştibia kemiğindekemikkaybıolan, tibia kemiğinde kaynamama olan ve enfekte kaynamama tanısı almış hastaların LRS(Limb Reconstructıon System) tipi monolateral eksternal fiksatör uygulanan 172 hastamız yer almaktadır. Hastaların kemik kayıpları paley psödoartroz sınıflaması ve Solomin'inuzun kemik defekti sınıflamalarına göre sınıflandırıldı. Cerrahi sonrası ortoröntgenogram ile taşıma miktarı, uzama miktarı ve oluşan kallus dokuları değerlendirildi. Ameliyat sonrası sonuçlar ASAMİ(Association for the Study and Application of the Method of Ilizarov) kriterleri iledeğerlendirildi. Bulgular: Uygun takibi olan 172 hastanın 162'si erkek, 10'u kadındı. Hastaların yaş ortalaması 33,2±11,9 (16-76) idi. 85 hastada ortalama kemik uzatma miktarı 6,5±2.2 cm idi.60 hastada ortalama kemik kaydırma miktarı 7.9±3.1 cm di. Paley psödoartroz sınıflamasına göre 172 hastanın 33 ü(%19.2) TİP A1,10 u(%5.8) TİP A2-1,7 Sİ (%4.1) TİP A2-2,37'si (% 21,5) Tip B1, 60'ı (% 34.9) Tip B2 ve 25'i (% 14.5) Tip B3 idi. Solomin uzun kemik defekti sınıflamasına göre 172 hastanın 40'ı(%23.3) A1,8'i(%4.7)A2,44'ü(%25.6)B1,12'si(%7)B3,34'ü(%19.8)C1,22'si(%12.8)C2, 12'Si (% 7) D idi. Hastaların ortalamafiksatörsüresi357,9±179,8günidi. Eksternalfiksatörindeksi (EFİ)ortalama 122 hasta da 52,9±12.9cm/gün, radyografik konsolidasyon indeksi(RCİ) ortalamasıise 122 hastada47,2±11.7cm/gün idi. Komplikasyonlar Paley'in derecelendirilmesine göre yapıldı. ASAMİ kemik ve fonksiyonel sonuçlar:172 hasta ile yaptığımız çalışmada kemiksel sonuçlar; 87 mükemmel (50.58), 54 iyi(31.39),19 orta(% 11.04) ve 12 kötü (%6.97) sonuç olarak değerlendirildi. Hedef bölgenin kaynamadığı 5 hastamızda kötü sonuç olarak değerlendirildi. 172 hasta ile yapılan çalışmadaki fonksiyonel sonuçları sıralayacak olursak 55 mükemmel(% 31.9) 81 iyi(% 47) 26 orta(%15.1) ve 10(%5.8) tanesi de kötü sonuç olarak değerlendirildi. Sonuç: Çalışmamız oluşan komplikasyonlara ve uzayabilen eksternal fiksatör zamanına rağmen özellikle savaş cerrahisinde tibianın kemik kayıplarının, psödoartrozlarının tedavisinde LRS ile kemik taşımanın güvenli ve başarılı yöntem olarak desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Kemik defekti, kemik kaydırma, psödoartroz, LRS
Total diz protezinde medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun sonuçlarının karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Total diz protezi ortopedik cerrahide en sık uygulanan ameliyatlardan biridir. Ameliyat sonrası komplikasyonları en aza indirmek ve hasta memnuniyetini arttırmak temel hedeflerden biri olmalıdır. Amacımız diz protezinde sıklıkla kullanılan iki insizyon olan medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun patellofemoral komplikasyonlarla ilişkisini araştırmak ve hasta memnuyetini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada hastanemize 2010 - 2020 yılları arasında başvuran, osteoartrit tanısı konulmuş ve total diz protezi yapılmış olan ve takiplerine devam edilmiş olan 488 hastayı değerlendirdik. Bunlardan 242 tanesine medial parapatellar(%49.6), 246 tanesine ise subvastus insizyon (%50.4) kullanılarak total diz protezi yapılmıştı. Bu iki hasta gurubunu anterior diz ağrısı, patellar tilt, lateral retinakular gevşetme ihtiyacı, insall salvati indeksi ve womac skoru açısından karşılaştırdık. Bulgular: MPP veya SV insizyon ile total diz protezi uygulanan hastalar demografik özellikleri açısından karşılaştırıldığında iki gurup arasında yaş(p:0,186), cinsiyet(p:0,769), sigara kullanımı(p:0,607), BMI(p:0,051), eşlik eden hastalıklar (p:0,509) bakımından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Subvastus insizyonda lateral retinakular gevşetme ihtiyacının (p:0,001), insall salvati indeksinin (p:0,001) ve patellar tiltin (p:0,001) MPP insizyona göre belirgin olarak daha az olduğu saptandı. İki gurup arasında anterior diz ağrısı (p:0,087) ve WOMAC skorları(0,052) açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonlar bakımından medial parapatellar insizyona göre avantajlıdır. Fakat bu avantajlara rağmen hastaların womac skorlarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Dolayısıyla subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonları azaltsada total diz protezinin başka komplikasyonlarını arttırmış olabilir. Bunun için iki insizyonu farklı komplikasyonlar açısından karşılaştıran çalışmalar da yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Total diz protezi, medial parapatellar insizyon, subvastus insziyon
Vertebra korpus kırıklarında kifoplasti uygulamasının klinik sonuçları
Osteoporoz günümüzün ileri yaşta hasta grubunda sıkça karşılaştığımız hastalığıdır. En ciddi sonuçlarından biri vertebra kompresyon kırıklarıdır. Kifoplasti ise bu kırıklar için kullanılan minimal invazif cerrahi tekniktir. Tedavide amaç spinal deformiteyi önlemek, ağrıyı azaltmak, vertebra yüksekliğini yeniden sağlamak ve erken mobilizasyon ile hastanın günlük aktivitelerine geri dönmesini sağlamaktır. Bu tezde kliniğimizde kifoplasti ile tedavi edilen vertebra kompresyon kırıklarının sonuçları bildirilmiş ve litaratür bilgileri tartışılmıştır. Çalışmada TEMMUZ 2011-HAZİRAN 2013 tarihlari arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji ana bilim dalında vertebra kompresyon kırığı nedeni ile kifoplasti uygulanan 18 hastanın 25 seviyesi incelenmiştir. Hastaların 9(%50) u kadın 9(%50) u erkekti. Yaş ortalamaları 67.5 (52-82) du. Olguların klinik değerlendirilmeleri ADI, ODS, SF-36 kriterlerine göredir. Radyolojik tanıda hastaların vertebral kolon ön-arka ve yan direkt grafileri rutin olarak çekildi. Yine hastalara MRG ve gerek görülen urumlarda BT cekildi. Kifoplasti işlemi yapılan 25 seviyenin dağılımı ; T3 seviyesine 1 (%4), T4 seviyesine 1 (%4), T11 seviyesine 2 (%8), T12 seviyesine 4 (%16), L1 seviyesine 7 (%28), L2 seviyesine 5 (%20), L3 seviyesine 4 (%16), L5 seviyesine 1 (%4) seviye şeklindeydi. Kifoplasti ile hastaların ADI i 9.2 den 2.1 e gerilerken ODS da hastaların hemen hemen hepsinde bel ağrısı kifoplasti işlemi sonrasında hastanın yaşamında önemli bir problem oluşturmamakta, yine SF-36 ya göre de kifoplasti sonrası hastaların günlük yaşam destek aktivitelerinde azalmanın anlamlı derece olduğu görüldü. Hastaların kifoplasti işlemi sonrasında mevcut vertebra korpus yüksekliklerinin ortalamasının da %43 arttığı görüldü. Osteoporotik vertebra kırıklarının tedavisinde kifoplasti minimal invazif bir cerrahi yöntemdir. Bu işlem ile kırık stabilizasyonu, ağrı azaltılması, vertebra duvar restorasyonu, oluşabilecek spinal deformiteyi engelleme, kısa sürede mobilizasyon ve erken normal yaşama dönme sağlayan altın standart minimal invasif bir cerrahi tekniktir.
Proksimal femur ve kalça cerrahilerinde l4 seviyesinde USG rehberliğinde yapılan ESP bloğu ile spinal anestezinin etkinlik ve güvenliğinin karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Birçok komorbiditesi olan yaşlı hasta popülasyonunda karşılaşılan kalça kırıklarında ılımlı sedasyon altında tek başına Lomber Erektör Spina Plan bloğunu etkin ve güvenli cerrahi anestezi ve postoperatif analjezi açısından spinal anestezi ile karşılaştırmayı amaçladık. Materyal Metot: Çalışmamız için proksimal femur ve kalça cerrahisi için opere olacak 68 ASA I-III aralığında olan hasta dahil edildi. Hastalar iki eşit gruba ayrıldı. Bir gruba L4 düzeyinden USG rehberliğinde 30 mL lokal anestezik ile Erektör Spina Plan Bloğu; diğer gruba ise L4-L5 aralığından spinal anestezi uygulandı. Erektör Spina Plan bloğu yapılan iki hasta yetersiz blok nedeniyle çalışmanın sonraki hesaplamalarından çıkarıldı. Hastalar perioperatif olarak cerrahi anestezi yeterliliği, vital bulgular ve postoperatif olarak da yan etki ve analjezi ihtiyacı açısından takip edildi. Bulgular: Her iki grupta demografik veriler arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Anestezi başarı skoru değerlendirilmesinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Erektör Spina Plan Bloğu yapılan hastalarda hipotansiyon insidansı anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Postoperatif ilk analjezik ilacın uygulanma zamanları spinal anestezi yapılan grupta 2,24±0,94 ve Erektör Spina Plan bloğu yapılan grupta 11,17±1,40 olarak bulunmuş ve istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,001). Sonuç: Kalça operasyonlarında ılımlı sedasyon altında Lomber Erektör Spina Plan bloğunun spinal anesteziye alternatif olabilecek yeterli anestezi oluşturduğu, ve düşük hipotansiyon insidansı ve uzun post operatif analjezi süresi üstünlük göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kalça kırığı, Erektör Spina Plan Bloğu, Spinal Anestezi, Postoperatif Analjezi, Hipotansiyon
Günübirlik ortopedik cerrahi geçirecek çocukların ebeveynlerinin anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi
Araştırma, günübirlik cerrahi girişim uygulanan 0-18 yaş grubundaki çocukların ebeveynlerinin anksiyete düzeylerini değerlendirmek amacıyla, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte planlanmış bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, İstanbul'da T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Ağustos-Şubat 2019 tarihleri arasında, Ortopedi Kliniği'ne günübirlik ortopedik cerrahi girişim nedeniyle başvuran çocukların ebeveynleri, örneklemini ise; araştırmaya katılmayı kabul eden (91) ebeveynler oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Ebeveyn Bilgi Formu" ve "Durumluk ve Süreklik Kaygı Ölçeği" kullanıldı. Verilerin analizi, bilgisayar ortamında SPSS 22.00 paket programı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı istatistikler kullanarak yapıldı. Ebeveynlerin %51,6'sının 35 yaş ve altında, %59,3'ünü annelerin olduğu, %41,8'inin ev hanımı, %94,5'inin evli, %48,4'ünün lise mezunu ve %54,9'unun çalıştığı; çocukların ise, %28,6'sının 12-15 yaş arasında olduğu, %75,8'inin okula gittiği ve %31,9'unun lisede eğitim gördüğü belirlendi. Ebeveynlerin Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamaları sırasıyla 54,62±8,65 ve 43,09±6,99 olduğu belirlendi. Annelerin Sürekli Kaygı puan ortalamalarının, babaların Sürekli Kaygı puan ortalamalarından yüksek olduğu saptandı (p<0,01). Anestezi hakkında bilgilendirilen ebeveynlerin Durumluk Kaygı puan ortalamaları, bilgilendirilmeyen ebeveynlerin Durumluk Kaygı puan ortalamalarından yüksek olduğu belirlendi (p<0,01) Sonuç olarak, ebeveynlerin Durumluk ve Sürekli Kaygı puanlarına göre, orta düzeyde anksiyete deneyimledikleri belirlendi. Ebeveynlerin, günübirlik ortopedik cerrahi girişim öncesinde anksiyete düzeylerini etkileyen bazı bireysel faktörler olduğu saptandı. Bu doğrultuda, hemşirelerin günübirlik ortopedik cerrahi girişim uygulanacak ebevenlerinin anksiyete düzeylerini azaltmak amacıyla, gereksinim duydukları eğitimi planlaması, duygu ve düşüncelerini paylaşabilecekleri destek gruplarını sağlaması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Günübirlik cerrahi girişim, ortopedi ve travmatoloji, ebeveyn, Durumluk- Sürekli Kaygı Envanteri, anksiyete, hemşirelik bakımı
Karpal tünel sendromu cerrahi tedavi sonrası iyileşme süresinin değerlendirilmesi
ÖZET Bu çalınmada Mayıs 1990- Haziran 1993 tarihleri arasında Ç.ü. Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde KTS tanısı konularak cerrahi tedavi yapılan olguların» pre ve postoperatif klinik muayene ve EM6 tetkiklerinin karşılaştırmaları yapılarak postoperatif iyileşme nisa prospektif olarak incelenmiştir. 25 olgunun 23(%92)'ü bayan, 2(%8)'si erkek olup. ortalama yas 48.5 idi. 25 olgunun 29 eline karpal tünel gevşetme operasyonu yapıldı. Olgularımız postoperatif ortalama 13.7 ay (en az 3, en fazla 41 ayî takip edilerek değerlendirmeleri yapıldı. 25 olgunun tamamına yakanında karpal tünel gevşetme operasyonu sonrası KTS sübjektif bulguları kısa zamanda geçmesine karsın, postoperatif EMG takibinde elektrof izyolojik değerlerin düzelmesinin daha uzun zaman aldığı, tam düzelmenin ilk aylardan çok, 6. aydan sonra tamamlandığı, yakınma süresi kısa olanlarda düzelmenin daha erken olduğu sonucu elde ©dildi. 47
Alt ekstremite cerrahisinde kombine spinal epidural blok uygulanan hastalarda, preoperatif gabapentinin postoperatif ağrı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
ÖZETAmaç: Alt ekstremite cerrahisinde, Kombine Spinal Epidural Anestezi (CSEA) sık olarak uygulanmaktadır. Nöropatik ağrı ve kronik ağrıdaki etkinliği kanıtlanmış olan gabapentinin son zamanlarda preoperatif uygulamalarının postoperatif ağrıyı azalttığı bildirilmektedir. Bu çalışmamızda alt ekstremite cerrahisinde, kombine spinal epidural anestezi uygulanan hastalarda, preoperatif gabapentinin postoperatif ağrı ve yan etkiler üzerine etkileri araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Etik Kurul onayı ve olguların yazılı onayı alındıktan, sonra çalışmamıza alt ekstremite cerrahisi uygulanan 18-65 yaş arası, ASA I-II? grubu olgular alındı. Olgular rastgele iki gruba ayrıldı. Grup 1'e (n=30) (Grup P); Spinal aralıktan % 0,5 levobupivakain (10-15 mg) ve fentanil (25 ?g) uygulandı. Postoperatif dönemde spinal blok kalktıktan sonra epidural aralıktan morfin (3mg) uygulandı. Grup 2; (n=30) (Grup G); Grup I'e ilave olarak preoperatif 1-2 saat önce 600 mg gabapentin uygulandı.Postoperatif dönemde hemodinamik veriler (SAB, DAB, KAH), ağrı skoru (VAS), sedasyon skoru, kaşıntı skoru, antihistaminik gereksinimi, ek doz analjezik gereksinimi ve diğer yan etkiler (bulantı, hipotansiyon, solunum depresyonu, EKG değişikliği, bradikardi) değerlendirildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, hemodinamik parametreleri, operasyon süreleri, sedasyon skorları birbirine benzerdi. Postoperatif ağrı skorlarının (VAS) 30. dakika, 60. dakika, 18 ve 24. saatlerde grup G'de daha düşük olduğu saptandı (p<0,05). Postoperatif dönemde Grup P'de 18. saatte 10 hastada, 24. saatte 8 hastada kaşıntı saptandı. Grup G'de ise hiçbir hastada kaşıntı saptanmadı. (p<0,001, p<0,005). Grupların, bulantı skorları ve diğer yan etkiler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu.Sonuç: Alt ekstremite cerrahisinde CSEA uygulanan hastalarda, preoperatif gabapentinin postoperatif ağrı düzeyini ve opioidlere bağlı olarak gelişen kaşıntıyı istatiksel olarak azalttığı, bulantıyı ise etkilemediği sonucuna varıldı.Anahtar Kelimeler: Kombine Spinal Epidural Anestezi, Gabapentin, Opioid, Preemptif analjezi, Postoperatif Analjezi.
Erişkin femur trokanterik bölge kırıklarında intramedüller kalça çivisi ile cerrahi tedavi sonuçları
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Ekim 2007-Aralık 2011 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalına, femur trokanterik bölge kırığı tanısı ile başvuran ve intramedüller kalça çivisi ile cerrahi olarak tedavi edilen hastaların fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Femur trokanterik bölge kırığı nedeniyle intramedüller kalça çivisi kullanılarak tedavi edilen 46 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastalar demografik özelliklerinin yanı sıra, kırık tipi, eşlik eden sistemik hastalıkları, travma tipi, cerrahiye kadar geçen süre, ameliyat süresi ve komplikasyonlar açısından değerlendirildi. Radyolojik olarak kaynama süresi ve implant pozisyonu açısından değerlendirildi. Fonksiyonel değerlendirmede Harris kalça skorlama sistemi kullanıldı.Bulgular: Hastaların 9'u kadın, 37'i erkekti. Ortalama yaşı 66,04 yıl (25-95 yıl) idi. Ortalama takip süresi 18,4 ay (6-42 ay) idi. Kırıkların % 65,2'i basit düşme, % 30,5'i trafik kazası ve % 4,3'ü ateşli silah yaralanması sonucu oluşmuştur. Ortalama kırık kaynama süresi 4 ay (3-6 ay arası) bulunmuştur. Bir hastada erken dönemde yara yeri enfeksiyonu, 2 hastada ise vida sıyrılması görüldü. Son takipteki Harris skoru ortalama 88,3 (64-100 arası) idi.Sonuç: Trokanterik bölge kırıkları, genellikle yaşlı kişilerde, düşük enerjili travmalar sonucu görülür. Hastaların kırık öncesi aktivite düzeylerine erken dönebilmeleri için ilk seçenek cerrahi tedavi olmalıdır. İntramedüller kalça çivisi (İMHS), kapalı redüksiyon ile uygulanabilmesi, anatomik ve biyolojik tespit sağlaması, kısa ameliyat süresi, düşük kan kaybı, düşük komplikasyon oranları ve erken yük vermeye izin vermesi gibi avantajları nedeniyle bu bölge kırıklarının tedavisinde etkili ve güvenilir bir yöntemdir.Anahtar Sözcükler: Trokanterik bölge kırıkları, kapalı redüksiyon, intramedüller kalça çivisi (İMHS)
Torakolomber vertebra kırıklarında anterior füzyon ve enstrümentasyon ile tedavi sonuçları
Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalına Torakolomber Vertebra Kırığı nedeniyle başvurup tanısı konulan ve anterior füzyon ve enstrümentasyon ile cerrahi olarak tedavi edilen hastaların işlevsel ve radyolojik etkinliğinin retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Ocak 1995 ve Ocak 2010 tarihleri arasında torakolomber vertebra kırığı nedeniyle Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'na başvuran 38 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastaların demografik özellikleri yanı sıra, kırılan vertebranın seviyesi, travma tipi, cerrahiye kadar geçen süre ve komplikasyonlar açısından değerlendirildi. Ameliyat öncesi, ameliyat sonrası ve geç takiplerde Lokal Kifoz Açısı, Kifotik Deformite Açısı, Ön Duvar Yüksekik Kayıp Oranı, Kanal İşgal Miktarı radyolojik olarak değerlendirildi. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası Frankel Nörolojik Performans Skalası ile değerlendirildi. Takip sonu hastaların fonksiyonel değerlendirilmesi Oswestry Skatlık İndeksi ile yapıldı.Bulgular: Hastaların 20'si erkek, 18'i kadındı. Hastaların yaş ortalaması 33.9±15 yıl idi. Ortalama takip süresi 36 ( 16-134) aydı. Kıkıkların % 68.4'ü yüksekten düşme, %18.4'ü araç içi trafik kazası, %7.9'u araç dışı trafik kazası, %5.3'ü ağır cisim altında ezilme sonucu oluşmuştur. Kırıklarda en sık %57.8'i( L1-L2), %14.8'i (T12), %14.8`i (L3)idi. Hastaların %44.7'sinde ek travma mevcuttur. Radyolojik değerlendirmede hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası lokal kifoz açısı, kifotik deformite açısı, ön duvar yükseklik kayıp oranı ve kanal işgal oranı istatiksel olarak anlamlı düzelme görüldü (<0,001). Takip sonunda ise lokal kifoz açısı, kifotik deformite açısı istatiksel olarak anlamlı düzelme kaybı görüldü (<0,017). Frankel nörolojik performans skalasında hastalarda düzelme sağlandı ve en az bir frankel derecesi ilerleme görüldü. Son takipteki Oswestry sakatlık indeksine gore %71.5'inin mükemmel olduğu, %28.5'inin iyi olduğu saptanmıştır.Sonuç: Torakolomber vertebra patlama kırıkları tedavisinde anterior füzyon ve enstrümentasyon direkt kompresyona izin vermesi, kısa füzyon uygulaması, etkilenen bölgeye yönelik yapısal destek sağlaması ve posterior cerrahiye kadar komplikasyon oranı sahip olması gibi avantajları nedeniyle bu bölge kırıklarının tedavisinde etkili ve güvenilir bir yöntemdir.
Spagetti el bilek kesilerinde primer tamirlerin fonksiyonel sonuçları
Amaç: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalında spagetti el bileği kesisi nedeniyle tedavi edilen hastaların sonuçlarının değerlendirilmesiGereç ve Yöntem: 2003 Ağustos-2010 Ağustos tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalında spagetti el bileği kesileri nedeniyle opere edilip damar, sinir ve tendon tamirleri yapılan 93 hastadan dosyasına ve kendisine ulaşılabilen 57 hasta değerlendirilmiştir. Hastaların preoperatif, erken postoperatif muayenelerinden edinilen bilgiler, son kontrol muayenelerinden elde edilen bilgiler, fonksiyonel sonuçlar, Lister Parmak Hareket Açıklığı Sınıflaması, Seddon ve MRC sınıflamaları, DASH Skorlaması, El Bilek Romları, İki nokta duyarlılığı testi, Kavrama güçleri, Tendon ve Sinir tamir evreleri, Elektronorinogram sonuçları, Allen testi, Oppozisyon kısıtlılığı ve Pençeleşme varlığı, Yaş, Kesi türü, Kesi nedeni, Meslek grupları, Rehabilitasyon Yöntemlerine, İşe Geri Dönebilme Yeteneği, İntrinsik Kasların motor güçlerine göre değerlendirilmeye alındılar.Bulgular: Hastaların 54'ü erkek, 3'ü kadındı. Yaş ortalaması 26,6 idi (8-63). 57 hastanın toplamda 85 (44 ulnar, 41 median) sinirleri, 74 (28 radial, 46 ulnar) arterleri ve 26'sı ekstansör yüzde olmak üzere toplam 564 el bilek ve parmak fleksörü tendonları tamir edildi. Ortalama erken takip süresi 7,2 hafta iken, Ortalama geç takip süresi 45,4 ay idi. Hastalar Kleinert ve Duran-Hauser rehabilitasyon yöntemlerine gore post-operatif rehabilite edildiler.Lister Skalasına gore (%51,9) mükemmel, (%23,7) iyi,( %17,4) ortalama, (% 7) kötü sonuç,Seddon Sınıflamasına göre Median sinirde 13 (%31,7) hastada mükemmel, 16 (% 39,2) iyi, 10 (% 24,4) vasat, 2 (% 4,9) kötü sonuç,Seddon Sınıflamasına gore ulnar sinirde 4 (% 9,1) mükemmel, 16 (% 36,4) iyi, 16 (% 36,4) vasat, 8 (% 18,1) kötü sonuç, Allen Testine gore 28 radial arterin 19 (% 67,9)'unda açık patens, 46 ulnar arterin 28 (60,9)'inde açık patens elde edildi.8 hastanın eski işine dönemediği ve iş yapabilirlik yeteneğini kaybettiği görüldü. Kavrama gücü kayıpları ölçüldüSonuç: Spagetti el bilek kesileri, tedavisi ve takibi yüksek düzeyde bilgi ve beceri gerektiren, geç dönem komplikasyonları nedeniyle hastaları kişisel ve toplumsal hayatta kısıtlayabilen,önemli el cerrahisi acilleridir Düzenli takip, cerrahi tecrübe, uygun cerrahi materyal,cerrahi yöntem, etkin rehabilitasyon tedavinin kilit noktalarıdır.AnahtarKelimeler: Dash Skoru, Erken Rehabilitasyon, Lister sınıflaması, Seddon Sınıflaması, Spagetti El Bilek Yaralanması.
Skafoid kırıkları cerrahi tedavi sonuçları
Skafoid Kırıkları Cerrahi Tedavi SonuçlarıAmaç: Skafoid kırığı ve eşlik eden patolojilerin tedavi sonuçlarının değerlendirilmesiGereç ve Yöntem: Çalışmamızda 2004-2011 tarihleri arasında skafoid kırığı ve eşlik eden patolojiler nedeni ile opere edilen 24 hasta incelendi. 18 hastada nonunion, 6 hastada akut kırık mevcuttu. Nonunion nedeniyle 15 hastaya nonvaskülarize greftleme, 3 hastaya proksimal sıra rezeksiyonu yapıldı. Akut kırık ile başvuran 6 hastaya açık redüksiyon ve internal tespit yapıldı. Hastaların tamamı erkekti(n:24). Nonvaskülarize greftleme yapılan 15 hastanın % 53'ünde (n:8) proksimal kutup, % 47'sinde (n: 7) bel kırığı mevcuttu. % 40 (n:6) hastada avasküler nekroz mevcuttu. Proksimal kutup kırıklı hastaların % 50'sinde (n:4), bel kırıklı hastaların % 28'inde(n:2) avasküler nekroz kaydedildi. Proksimal sıra rezeksiyonu yapılan 2 hasta skafoid kaynamama ileri kollapsı, 1 hasta ise başarısız nonvaskülarize greftleme nedeni ile opere edilmişti. Akut skafoid kırığı nedeni ile opere edilen altı hastanın üçünde transkofoperilunat çıkık, birinde ise lunat çıkığı eşlik etmekteydi, 2 hastada izole skofoid kırığı mevcuttu. Kırık ve çıkıklar açık redükte edilip tespit edildi. Hastaların ameliyat sonrası kavrama gücü ve hareket arkları kaydedildi. Fonksiyonel sonuçları değerlendirmek için MAYO elbilek skorlaması ve hızlı kol omuz ve el disabilite skorlamasından faydalanıldı.Bulgular: Nonvaskülarize greftleme yapılan hastaların % 73'ünde (n:11) ortalama 16 haftada kaynama elde edildi. Hastaların preop hızlı kol omuz ve el disabilite skor ortalamaları 30,8 iken, postop disabilite skor ortalamaları 14,6 , postop MAYO el bilek skor ortalamaları 69.3 (orta) çıkmıştır. Proksimal sıra rezeksiyonu yapılan 3 hastanın postop MAYO el bilek skorları ortalama 60 (±20), postop hızlı kol omuz ve el disabilite skorları ortalama 13,6 (±13.8) bulunmuştur. Bu grupta hastaların ortalama kavrama gücü ve hareket arkı karşı ekstremitenin % 60'ı kadar bulunmuştur. Akut skafoid kırığı nedeni ile opere edilen 6 hastadan bir hastada kaynama elde edilemedi. Bu grupta takiplerde interkarpal dejenerasyon gelişen hastaların tamamı (n:3) kırıklı çıkık nedeni ile opere edilmişti.Sonuç: Skafoid nonunionlarında nonvaskularize greftleme ve tespit sonuçları başarılı olmasına rağmen proksimal parçada avasküler nekroz varlığında sonuçlar daha kötüdür. Skafoid nonunionuna bağlı interkarpal dejenerasyon geliştiği durumlarda hasta beklentisi yüksek değilse komplikasyon oranının az olması ve el bileği hareketine izin vermesinden dolayı proksimal sıra rezeksiyonu iyi bir seçenektir. Transskafoperilunat çıkıklar erken dönemde açık olarak redükte ve tespit edilmeli, hastalar kaynama olsa dahi ileride el bileklerinde dejenerasyon ve hareket kısıtlılığı gelişebileceği konusunda bilgilendirilmelidir.
Kliniğimizde otojen hamstring tendonlarıyla yapılan anatomik ön çapraz bağ rekonstruksiyonu ameliyatlarının sonuçları
Bu çalışmada ön çapraz bağ yırtığının dört katlı otojen Hamstring tendon grefti kullanılarak yapılan anatomik artroskopik rekonstruksiyonunun erken dönem sonuçları incelenmiştir. Bu retrospektif çalışmada Ocak 2015−Ağustos 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı polikliniğine başvurup ön çapraz bağ rüptürü tanısı konan ve cerrahi yapılan 44 hasta incelenmiştir. Tüm hastalar ortalama 10,31 ay sonunda (7-14 ay) fonksiyonel olarak Lysholm diz skorlaması, klinik olarak eklem hareket açıklıkları, stabilite testleri, kişisel memnuniyetleri ve komplikasyon oranları ile değerlendirildi. Hastalarımızın ortalama yaşı 27,2 (17-44) idi. 16 hastada medial menisküs lezyonu, 5 hastada lateral menisküs lezyonu, 2 hastada da hem medial hem lateral menisküs lezyonu görüldü. Hastaların preop Lysholm skoru ortalaması 56,14(27-89); son kontrollerinde ise ortalama Lysholm skoru 93,18(78-100) idi. 14 hastada 95-100 arasında, 29 hastada 84- 94 arasında, 1 hastada 65-83 arasında olduğu görüldü. Ayrıca menisküs lezyonu olan hasta grubunun postop Lysholm skoru ortalaması, menisküs lezyonu olmayan diğer gruba göre anlamlı fark göstermemiştir. Cerrahi tedavi kararı verirken; hasta seçimi ve hastanın beklentileri çok önemlidir. Bunun yanında rehabilitasyonun önemi de hastalara iyice vurgulanmalıdır. Sonuç olarak otojen hamstring tendonları kullanılarak yapılan anatomik ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu sonuçlarımızın başarılı olduğunu düşünüyoruz.
Ortopedik cerrahi geçiren hastalarda perioperatif bakım kalitesi ve hasta memnuniyeti ilişkisinin belirlenmesi
Bu araştırma, ortopedik cerrahi geçiren hastalarda perioperatif bakım kalitesi ve hasta memnuniyeti ilişkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırma, Temmuz 2020- Kasım 2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi ortopedi servisinde yatan ortopedik cerrahi uygulanan 133 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası ve Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği kullanıldı. İstatistiksel testlerin anlamlılık düzeyi için p <0.05 değeri kabul edildi. Verilerin değerlendirilmesinde Kolmogorov-Smirnov, Shapiro Wilk testleri, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Dunn testi, Spearman's rho korelasyon katsayısı, lineer regresyon analizi kullandı. Araştırmada kullanılan ölçeklerin toplam puan ortalamaları incelendiğinde, Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalasının toplam puan ortalaması 147.44±14.71, Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeğinin toplam puan ortalaması ise 94.65 ± 7.73 olarak bulundu. Araştırmamızda Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası alt boyutlarından fiziksel alt boyuttan alınan puanın en yüksek (45.93±5.42) olduğu bulundu. Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası toplam puanı ile Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğu saptandı. Hastaların Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası toplam puanı arttıkça Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeğinden alınan puanında arttığı belirlendi. Sonuç olarak, kaliteli perioperatif bakımın pozitif olmasının hemşirelik bakımından memnuniyeti arttırmakta etkili olduğu belirlendi. Bu nedenle kaliteli perioperatif bakım verilmesi hasta memnuniyetini arttırmada önem taşımaktadır.
Arka çapraz bağın korunarak uygulandığı ve kesilerek uygulandığı diz protezlerinde klinik ve radyolojik sonuçların karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Çalışmamızda bağ korunarak ve kesilerek uygulanan total diz protezlerinin retrospektif olarak uzun dönem sonuçlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Kliniğimizde Haziran 2006-2014 tarihleri arasında arka çapraz bağı koruyarak uyguladığımız 54 total diz protezli hastamızın 59 dizi ve Temmuz 2006-2012 yılları arasında bağ kesen total diz protezi uygulanan bulunan 61 hastanın 80 dizi çalışmamıza dahil edilmiştir. 54 hastamızın 51'i (%94,5) primer osteoartrit nedeniyle opere edilirken, geride kalan 3 hastamızın (%5,5) altta yatan romatoid artrit hastalığı vardı. Yaşları 54 ile 82 arasında değişiyordu, yaş ortalaması ise 67,4'idi. Bağ kesen grubun yaşları 42-85 arasında değişiyordu. (ortalama 65.4) 59 hasta primer osteoartrit nedeniyle opere edilirken, 1 hasta romatoid artrit nedeniyle, 1 hasta diz travması sonucu gelişen sekonder osteoartrit nedeniyle opere edildi. Hastalarımız Amerikan Diz Cemiyeti skorlama sistemine göre ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirildiler. Radyolojik değerlendirmesi ise Total Diz Protezi Radyolojik Değerlendirme Kriterlerine göre yapılmıştır. Diz skoru bağ koruyan grupta preoperatif 48,4 (36-72) iken postoperatif 93,3 (76-100) olarak hesaplanmıştır. Bağ kesen protezde ise preoperatif değerlendirilen 61 hastanın 80 dizinde diz skoru ortalama 38-71 arasında olup ortalama 43.7 olarak hesaplanmışken postoperatif dönemde diz skoru 78-100 olarak hesaplanmıştır. Bağ koruyan protez yapılan grupta hastaların fonksiyonel skoru preoperatif 31,2 (15-60) iken ameliyat sonrası 84,8' e (60-100) yükselmiştir. Bağ kesen grupta ise fonksiyon skoru 10-60 ortalama 35.08 postoperatif 60-100 ortalama 82.2 olarak hesaplanmıştır. 1 hastamızda 5 yıl sonra geç protez enfeksiyonu olduğundan revizyon total diz protezi operasyonu yapılmıştır. Bağ kesen grupta ise 1 hastaya GÜS 'den yayılan hematojen enfeksiyon nedeniyle revizyon diz protezi uygulanmıştır. Her iki grupta da iyi sonuçlar bildirilmiştir.. Uygulanan total diz protezleri uygun hasta seçildiğinde, uygun ameliyathane koşulları sağlandığında, tecrübeli cerrahlar tarafından uygulanan, sonuçları yüz güldürücü cerrahi bir girişimdir.
Gelişimsel kalça displazisi tedavisindeki iliak osteotomilerin femur başı epifizi üzerindeki etkileri
Amaç: Asetabulumun yeniden şekillenmesinde ve kalça ekleminin konsantrik redüksiyonunda önemi olan ve sık kullanılan Salter ve Pemberton pelvik osteotomilerinin (SPO, PPO) femur başı epifizi üzerine etkilerinin ve fonksiyonel sonuçlarının değerlendirilmesi. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne Ocak 2008 ile Aralık 2011 tarihleri arasında başvuran ve GKD tanısı nedeniyle pelvik osteotomi planlanan 52 hastanın 69 kalçası geriye dönük olarak klinik ve radyolojik olarak değerlendirildi. Nöromüsküler sorunu olan, eşlik eden alt ekstremite anomalisi veya kollajen doku hastalığı olan, daha önce GKD' ye yönelik herhangi bir tedavi uygulanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Bulgular: İncelenen kalçaların iki gruba ayrıldı, PPO(n=34) ve SPO(n=35). PPO grubunda ortalama Aİ açısı preop 36,2°±4,9°, postop 23,4°±3,9° olarak ölçülmüş olup SPO grubunda ise preop 35,6°±3,8°, postop 23,1°±5,1° olarak ölçülmüştür. Postop 24. Ayda asetabular kapsamasının değerlendirilmesi için ölçülen MKA' ları PPO grubunda ortalama 23,5°±10,4°, SPO grubunda ortalama 20,6°±11,7° olarak ölçülmüştür. Her iki osteotomi grubu MKA, Aİ açısındaki düzelme miktarının, femur başı AVN görülme sıklığının ve fonksiyonel sonuçlarının benzer olduğu gözlenmiştir. Tönnis evre 4 olarak değerlendirilen kalçalarda evre 1-3 kalçalara göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde AVN izlenmiştir. Ostetotomi uygulanan kalçaların hiçbirinde coxa valga izlenmemiş olup 3 vakada coxa vara gözlenmiştir. Sonuçlar: Literatürde teorik olarak, PPO' nun SPO' ya oranla AVN açısından daha yüksek risk taşıdığı bilinmesine rağmen yapılan klinik çalışmalarda olduğu gibi çalışmamızda da anlamlı bir fark saptanmamıştır. Ameliyat öncesi dönemde ise özellikle displazisin derecesinin ameliyat sonrası dönemde AVN açısından risk faktörü olabileceği gözlenmiştir. Bunun için örneklem sayısı daha çok olan bir çalışma yapılması gerekmektedir.
Ortopedik alt ekstremite cerrahisinde spinal anestezi ile kombine femoral ve siyatik bloğun; Hemodinamik etkiler ve anestezik-analjezik etkinliğinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada spinal anestezi ile kombine femorel siyatik blok ile alt ekstermite cerrahisi geçirecek hastalarda motor ve duyu blok başlama süreleri, peropratif ve postoperatif hemodinamik parametleri, motor blok ortadan kalkma süreleri ve analjezik etkinliklerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Yöntem: Etik kurul ve hasta onayı sonrası ortopedik alt ekstremite cerrahisi planlanan ASA I- III, 18-65 yaş aralığında, 40 hasta, prospektif ,randomize, kontrollü olarak çalışmaya alınması planlanmıştır. Hastalar, rastgele iki gruba ayrıldı. Grup 1 (n=20) spinal anestezi grubu, Grup 2 (n=20) kombine femoral siyatik blok olarak planlandı. Birinci gruba, spinal anestezi 15 mg Heavy Bupivakain, İkinci gruba, kombine femoral siyatik blok için, %5 bupivakain + % 2 lidokain +serum fizyolojik (30,15,15 ml) solüsyonu hazırlandı. Siyatik sinir bloğu için 40 ml solüsyon, femoral sinir bloğu için 20 ml uygulandı. İşlem öncesinde rutin olarak her hastaya 0,03 mg/kg midazolam uygulandı. İşlem öncesinde, işlem boyunca ve operasyon boyunca 5 dk'lik aralıklarla KTA, SKB, DKB, OAB ve SpO2 monitörize edilip takip altına alındı. Preoperatif, 5.dk, 15.dk ve 1. saat değerleri ile postoperatif 1, 3, 6 ve 12.saatlerdeki değerler kaydedildi. Hastaların motor ve duyusal blok seviyeleri modifiye edilmiş Bromage skalası ve pin-prick testi ile değerlendirildi, VAS (0-10 cm ) ağrı değerleri ve ilk analjezik yapılma saatleri kaydedildi. Bulgular: Hastaların demografik verileri gruplar arası benzer bulundu (p=>0.05) motor blok başlama zamanı kombine femoral siyatik blokta anlamlı yüksek bulundu (p=<0.05). Sistolik arter kan basıncı, diyastolik arter basıncı, ortalama arter basıncı ve nabız değerlerinde spinal anestezi grubunda anlamlı düşme gözlemlendi (p=<0.05). Postopratif kombine femoral siyatik blok grubunda ilk analjezik süreleri daha uzun, VAS ağrı değerleri daha düşük bulundu (p=<0.05). Sonuç: Femoral –Siyatik Bloklar, spinal anestezi ve diğer santral bloklara göre; hemodinamiyi daha az etkilemesi, kardiyak hastalarda daha güvenli olması, daha uzun süreli postoperatif analjezi sağlaması, katater koyulabilme ve aralıklı ilaç uygulanabilme imkanı sağlaması nedeniyle, lokal anesteziye bağlı yan etki olasılığının daha düşük olması nedeniyle, deneyimli anestezistler tarafından yapıldığı takdirde ortopedik alt ekstremite cerrahilerinde kombine femoral siyatik blok spinal anestezi' ye göre daha uygun bir yaklaşım olduğu görüşündeyiz
Artroskopik rotator kılıf tamiri yapılan hastalarda erken dönem kinezyobant uygulamasının ağrı, ödem ve fonksiyon üzerine etkisinin incelenmesi
Kinezyobantlamanın cerrahi sonrası etkileri ile ilgili literatürde çok az çalışma vardır. Çalışmamızın amacı artroskopik rotator kılıf tamiri sonrası kinezyobantlamanın etkinliğini araştırmaktır. Çalışmaya artroskopik rotator kılıf tamiri yapılan 45 hasta dâhil edildi. Katılımcılar randomize olarak kinezyobantlama (KT, n=15), sham bantlama (ST, n=15) ve kontrol (n=15) olarak 3 gruba ayrıldı. Çalışmaya katılan tüm bireylere konservatif fizyoterapi programı uygulandı. Konservatif fizyoterapi programı cerrahi sorası ilk 6 haftalık süreyi kapsıyordu. KT grubundaki hastalara ek olarak kinezyobantlama yapıldı. ST grubundaki hastalara ek olarak sham bantlama yapıldı. Tedavi boyunca tüm hastaların ağrı (visüel analog skala), ödem ve fonksiyonel skorları (Western-Ontario Rotator Cuff İndeksi, Modifiye Constant-Murley Omuz Skoru, Revize Oxford Omuz Skoru, Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi) belirli aralıklar ile değerlendirildi. Grupların başlangıç özellikleri homojendi (p>0.05). Üç grubun zamana göre tüm değerlendirme parametrelerinde anlamlı olarak geliştiği görüldü (p<0.05). Sonuçlar grup*zaman etkileşimleri açısından incelendiğinde tüm parametrelerde gruplar arasında fark yoktu (p>0.05). Çalışma sonuçlarına göre artroskopik rotator kılıf tamiri sonrası kinezyobantlamanın etkinliği saptanmadı.
Total kalça protezi uygulanan hastaların ameliyat sonrası yaşam kalitesi ve evde yaşam koşullarının belirlenmesi
Bu çalışma total kalça protezi uygulanan hastaların ameliyat sonrası yaşam kalitesi ve evde yaşam koşullarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 1 Şubat 2015-30 Nisan 2015 tarihleri arasında Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ve Malatya Özel Hayat Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 1 Şubat-30 Nisan 2015 tarihleri arasında Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Malatya Özel Hayat Hastanesinde total kalça protezi uygulanan tüm hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya dahil edilme ölçütlerini sağlayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü hastalar oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak "Hasta Tanıtım Formu" , "Evde Yaşam Koşulları Formu" ve "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler olasılıksız raslantısal örnekleme yöntemi ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak 50 hastada toplanmıştır. Total kalça protezi uygulanan hastaların yasam kalitesi ölçeği alt grup puan ortalamalarının; Fiziksel İşlev için; 74.40±14.12, Fiziksel Rol için; 56.10±12.91, Ağrı için; 52.14±23.81, Genel Sağlık Algısı için; 76.00±10.92, Yaşamsallık için; 61.80±16.40, Sosyal İşlev için; 69.08±13.15, Mental Rol için; 73.60±23.08, Mental İşlev için; 80.60±16.30 olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, büyük bir cerrahi girişim olan total kalça protezi uygulamasının, birçok cerrahi girişimde olduğu gibi bireyi sosyal, psikolojik ve fizyolojik anlamda etkilediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Total Kalça Protezi, Yaşam kalitesi, Evde bakım.
Total kalça protezi cerrahisinde kuadratus lumborum bloğunun postoperatif analjezide etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Total kalça protezi cerrahisi yapılacak hastalarda USG eşliğinde uygulanan Kuadratus Lumborum Bloğunun (QLB-3) postoperatif analjezide etkinliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Genel anestezi altında total kalça protezi operasyonu planlanan ve anestezik öncesi değerlendirmede; 18-75 yaş arası, ASA sınıflaması Ⅰ-Ⅱ-Ⅲ olan, bilgilendirilmiş gönüllü onam formunu imzalayan 60 olgu çalışmaya dahil edildi. Hastalar randomize kapalı zarf yöntemi kullanılarak iki gruba ayrıldı. Gruplar, blok uygulananlar QLB grubu (n=30) ve blok uygulanmayanlar Kontrol grubu (n=30) olarak belirlendi. Olguların tamamına postoperatif fentanil içeren PCA cihazı takıldı ve infüzyon 24 saat boyunca devam etti. Hastaların preoperatif demografik verileri kaydedildi. Postoperatif takiplerinde 0., 6., 12. ve 24. saatlerde VAS değerleri, PCA ile fentanil tüketim miktarları, PCA ile bolus sayıları, kalp atım hızları, sistolik ve diyastolik kan basınçları, bulantı varlığı ve ek analjezik gereksinimleri karşılaştırıldı. Bulgular: İki grubun da demografik verileri benzerdi. Postoperatif 6., 12. ve 24. saat VAS değerleri, PCA ile 24 saatlik toplam fentanil tüketimi ve bolus sayısı, ek doz analjezik ihtiyacı kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek saptandı. Hastaların takiplerinde kalp atım hızları, sistolik ve diyastolik kan basınçları ve bulantı varlığı karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda total kalça protezi uygulanan hastalarda transmuskuler QLB'nin postoperatif ilk 24 saatte tüketilen intravenöz analjezik miktarını azalttığı, VAS değerlerini düşürdüğü saptandı. Ultrasonografi eşliğinde uygulanan QLB'nin kalça cerrahisi uygulanan hastalarda, postoperatif dönemde analjezi sağlamak ve opioid tüketimini azaltmak için alternatif, güvenli ve etkili bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz. Dolayısıyla QLB uygulaması geleneksel analjezik yöntemlere karşı bir alternatif olabilir. Ancak literatürde sınırlı hasta ve klinik çalışma olması nedeniyle hasta ve çalışma sayısının artırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimler: Kuadratus Lumborum Bloğu (QLB), Postoperatif Analjezi, Kalça cerrahisi
Cerrahi tedavi uygulanan talus kırıklarının orta dönem sonuçları
Amaç: Sunulan çalışmanın amacı; talus kırığı nedeniyle opere edilen hastaların orta dönem klinik ve radyolojik sonuçlarının hastalar tarafından cevaplanan objektif anketler ve görüntüleme teknikleri ile değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Celal Bayar Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde cerrahi tedavi uygulanan talus kırıklı hastaların orta dönem takiplerinde elde edilen son radyografileri ve ayrıca klinik değerlendirme için VAS, AOFAS ve AFI skorları incelenmiştir. Ayrıca bu süreçte ortaya çıkan komplikasyonlar değerlendirilmiştir. Bulgular: Tedavide kullanılan anterolateral, anteromedial, anterolateral + anteromedial ve posterior cerrahi yaklaşımların kullanım sıklığı açısından anlamlı bir fark yoktur. Fiksasyon tipi açısından da yine fark bulunmamıştır. En sık rastlanan iki komplikasyon osteonekroz (%69,4) ve artroz (%82) olmuştur.; her ikisi de en sık boyun kırıklarında gözlenmiştir. Hastaların ağrı düzeyini değerlendiren VAS skoru ortalaması 2.6 idi. Ayağın fonksiyonelliğini değerlendirmek için uyguladığımız AOFAS testinin ortalaması 80'in üzerinde idi. AFI indeksine göre ise hastalarımızın ağrı, yetersizlik, kısıtlılık ve toplam indekslerinin tamamı 20'nin altında idi. Sonuç: Talus kırığı sonrası kliniğimizde üç farklı cerrahi yaklaşımla opere edilen hastalarımızın orta dönem sonuçları hem klinik hem radyografik olarak tatmin edicidir.
Ortopedik kemik delme işlemlerinde vakum yoluyla kemik talaşı toplama sisteminin tasarımı ve prototip imalatı
Bu proje çalışmasında, ortopedik cerrahide kemik delme işlemleri sırasında oluşan kemik talaşlarını toplayan yeni bir vakum sistemi geliştirilecektir. Böylelikle ısının büyük bir miktarını üzerinde tutan bu kemik talaşları bir an önce delme bölgesinden uzaklaştırılarak kemik ve çevre dokularında oluşacak nekroz önlenmiş olacağı gibi bu kemik talaşları kemik yapımı ya da başka amaçlarla kullanılabilecektir. Özellikle yaşlı hastalarda osteoporozdan dolayı kemik mineral yoğunluğunun azaldığı görülmekte ve bu tip hastaların kırık stabilizesinde kendi kemik talaşları cerrahlar tarafından kırık bölgesine uygulanabilecek ve kırık kaynama süreci hızlandırılmış olacaktır. Ayrıca, kemik delme işlemi parametrelerinin sıcaklık artışına ve delme sürecine etkisi de deneysel tasarım metodu kullanılarak optimize edilecektir.
Ortopedik cerrahi uygulanan hastalarda kabızlığı önleme bakım paketinin cerrahi sonrası konstipasyon ciddiyetine etkisinin belirlenmesi
Kabızlık; ortopedik cerrahi geçiren hastalarda yaygın görülen bir problem olmasına rağmen literatürde kabızlığı önlemeye yönelik bir bakım paketine rastlanmadı. Bu çalışmada postoperatif erken dönemde ılık su içirme, abdominal masaj ve lifli beslenmeden oluşan üç girişimli kabızlığı önleme bakım paketinin kabızlığı önleme ve konstipasyon ciddiyetine etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Araştırmaya başlamadan önce etik onay alındı (2022/051). Araştırma 15 Eylül 2022-30 Nisan 2023 tarihleri arasında Gaziantep'te bulunan bir hastanede yapıldı. Hastalar araştırma hakkında bilgilendirildikten sonra çalışma grubu (n=51) ve kontrol grubu (n=51) olarak rastgele iki gruba atandı. Çalışma grubundaki hastalara cerrahi sonrası dördüncü saatte 200 ml ılık su içirme, cerrahi sonrası birinci günden itibaren günde iki kez abdominal masaj, günlük 30 gram posa içeren lifli diyet uygulanmasından oluşan bakım paketi uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara rutin klinik uygulamalar sürdürüldü. Araştırmanın verileri; 'Tanıtıcı bilgiler formu', 'Konstipasyon risk değerlendirme ölçeği', 'Görsel kıyaslama ölçeği', 'Bristol dışkı kıvamı skalası' kullanıldı. Hastalar cerrahiden bir gün önce (T0), cerrahiden bir gün sonra (T1), cerrahiden iki gün sonra (T2), cerrahiden üç gün sonra (T3), cerrahiden dört gün sonra(T4) ölçekler uygulanarak konstipasyon ciddiyeti ve dışkı kıvamı değerlendirildi. Veriler SPSS 20.0 (inc Kanada) programı kullanılarak analiz edildi. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edildi. Çalışma ve kontrol grubundaki hastalar tanıtıcı ve klinik özellikleri açısından benzerdi (p>0.05). T0 değerlendirmesinde çalışma ve kontrol grubundaki hastaların konstipasyon riskleri, konstipasyon ciddiyetleri ve dışkı kıvamları benzerdi (p>0.05). T1 değerlendirmesinde ise çalışma ve kontrol grubundaki hastaların konstipasyon ciddiyetleri benzerdi (p>0.05). T2,T3,T4 değerlendirmelerinde çalışma ve kontrol grubundaki hastaları konstipasyon şiddeti ve dışkı kıvamı skalası puana ortalamaları karşılaştırıldığında aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). Çalışma grubundaki hastalar ilk defekasyona cerrahiden sonra ortalama 18.73±10.79. saatte, kontrol grubundaki hastalar ise ortalama 29.59±17.47. saatte çıktılar, defekasyona çıkma saatleri karşılaştırıldığında aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p=0.001). Çalışma grubundaki hastalarda konstipasyon ciddiyeti ve dışkı kıvamı puanları daha düşükken, kontrol grubundaki hastalarda bu değerler daha yüksek bulundu. Bu sonuçlar ortopedik cerrahi uygulanan hastalarda kabızlığı önleme bakım paketinin etkili olduğunu göstermektedir.
Ortopedik cerrahide çift eldiven kullanımının delinmeye etkisi
Amaç: Araştırma, ortopedik cerrahide çift eldiven kullanımının delinmeye etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü, deneysel olarak yapılan araştırma, 30.11.2021-31.03.2022 tarihleri arasında Türkiye'nin batı bölgesindeki bir üniversite hastanesinin Ortopedi ve Travmatoloji ameliyathanesinde yürütüldü. Ameliyatlarda kullanılan eldivenler randomize olarak iki gruba (girişim: çift kat eldiven grubu=780 eldiven, kontrol: tek eldiven grubu=390) ayrıldı. Ameliyat sonrası toplanan tüm eldivenlere araştırmacı tarafından EN455-1 yöntemiyle su sızdırmazlık testi yapılarak delik varlığı kontrol edildi. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Ki kare testi, Fisher'in Kesin Testi, Fisher Freeman Halton Test ve doğrusal model regresyon analizi (GLM for the Binomial Family Regresyon) ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık 0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Girişim grubunun iç eldiveninde %6,7, kontrol grubunun eldiveninde %30,8 delik belirlendi. İç eldivenlerin delinme durumları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (2=37,229, p<0,001). Girişim grubunun iç eldiveninde kontrol grubuna göre 0,22 (0,12-0,38) kat anlamlı olarak daha az delinme olduğu belirlendi. Hemşire referans alındığında, cerrahlarda nondominant dış eldivende delik bulunma olasılığı 3,88 (1,89-7,97) kat, birinci asistanda 4,39 (2,15-8,96) kat ve ikinci asistanda 4,91 (2,35-10,26) kat daha fazladır. Cerrahlarda nondominant iç eldivende toplam delik bulunma olasılığı 6,51 (2,04-20,76) kat, birinci asistanda 7,74 (2,45-24,45) kat ve ikinci asistanda 10,66 (3,36-33,82) kat daha fazladır. Dış eldivende en sık delinme nondominant eldivenin işaret parmağında (%16,7) saptandı. Bunu sırasıyla dominant işaret parmağı (%6,2), nondominant orta parmak (%5,6), nondominant başparmak (%4,6), dominant başparmak (%4,1) ve nondominant avuç içi (%4,1) izledi. Ameliyat süresinin ve ameliyat sırasında plak, vida, rod kullanımının delinme olasılığını etkilediği bulundu. Sonuçlar: Ameliyat sırasında çift eldiven kullanımının delinmeyi azalttığı belirlendi. Ekip üyelerinin ameliyat sırasında çift eldiven kullanması ve belirli aralıklar ile eldiven değiştirmesi önerilmektedir.
Torakolomber vertebra kırıklarında posterior stabilizasyon uygulanan hastalarımızda orta dönem sonuçlarımız
Torakal ve lomber omurga kırıkları ülkemizde ve dünyada çok sık görülen travmalardır. Özellikle trafik kazaları, ateşli silah yaralanmaları, yüksekten düşme, iş kazaları ve spor yaralanmalarındaki sayısal artışa paralel olarak, omurga kırıkları ve medulla spinalis yaralanmalarında da belirgin bir artış göze çarpmaktadır. Torakolomber vertebra kırıklarında cerrahi müdahale düşündüğümüz hastalar ne kadar erken operasyona alınır ve yeterli stabilizasyon sağlanırsa, nörolojik defisitli olgularda nörolojik defisit düzelme oranı yüksek ve tüm olgularda hasta konforu çok daha iyidir Çalışmamızda 17 olgu retrospektif olarak incelenecektir. Olguların nörolojik değerlendirmesi Frankel sınıflamasına göre yapıldı. Hastaların son kontrolünde Denis?in ağrı ve iş skalası kullanılarak ağrı ve mesleki durumları değerlendirildi. Bu çalışmadaki amacımız; cerrahi tedavi uyguladığımız ve postoperatif takiplerini yaptığımız torakal ve lomber vertebra kırıklı olguların tedavi sonuçlarını literatür eşliğinde değerlendirmek, erken cerrahi girişimin medüller kanal restorasyonu ve nörolojik iyileşme üzerindeki etkisini, operasyona alınma süresi ile nörolojik defisitteki düzelme arasında ilişkiyi irdelemektir.