Religious life
114 theses under this subject heading
Catholicism as an obstacle, or fostering, feminism in the twenty-first century
This thesis is addressed to our generation and to future ones, where - especially in the rich Western countries - respect for the person in all of his/her social, cultural, religious and emotional complexity is becoming lost. Our choice of this Thesis topic is influenced by the fact that never before our modern age have we witnessed such an attack on the family - in which the woman plays a key role. She is, in our opinion, the mortar that holds together the bricks that make up our civilized society. Hyper-reality has taken the place of reality, and the map has become the territory, as Boudrillard claimed; history is no longer based on the "verum ipsum factum" of G.B. Vico, but rather on the "interpretation of fact" anticipated by Nitzche and continued until the present postmodernism era. The division between "res cogitans" and "res extensa" of Descartes in the sixteenth century, which still influences Western thought, led to the extreme result of the exaltation of the object over the subject, and of the body over the spirit. We have reached a point of complete objectification and commmodification of the body in a society where production and reproduction of the object are the idols held as necessary for the welfare of the modern globalized world. In this situation, the wellness of the individual has a priority over the well-being of the collective, and the slogan "the body is mine and I manage it", especially among women, is the focus of a lot of commentary in both the literary and media fields, and also amongst politics and law. We are witnessing a "globalization of indifference" towards anything that does not produce wealth. In our time, it seems that nothing can be opposed to the ideology of "pensèe unique" or "weak thought" which tends to give the impression that the preferences of individuals have the same status as their rights. We argue in this Thesis that this ideology leads to a culture of weak and restricted thoughts, based solely on personal preferences and conformed to the spirit (logic) of the world that seeks to make humanity into a thoughtless mob – totally lacking in real freedom. Most of all, however, this ideology suggests to humanity a very dangerous offer in proposing a prêt-à-porter ['ready to wear'] way of thinking according to personal taste: 'I think as I like!' and therefore, "I do as I please". This individualist way of thinking, mainly based on the objectification of the human being, is one of the most divisive and dangerous elements to be introduced into our society. In fact, it is taking those of us who are living in the current post-modern globalized world into a "globalization of indifference" where the relationship with the other is being killed - leaving each person, and especially women – alone, and suffering unaccompanied through their existential problems. From the seventies onward, feminist lay movements have claimed roles for women that are vigorously different from the stereotype of the "mother-wife" and "angel of the house" (as Virginia Woolf cited in her work, "A Room of One's Own") and have violently attacked the Catholic Church and accused it of misogyny and carrying out a "demonization" of the female body and its sexuality. In fact, for a long time, when scholars studied the sources of anti-feminism, they considered Judeo-Christian culture as a primary obstacle to the emancipation of women. Certainly, from the origins of Judeo-Christian practices until modern times, the relationship between men and women has been of the patriarchal type. This was justified and supported by a male interpretation of the Bible, which for centuries led women to live in a marginalized and often servile relation to men. And in this context, lay feminist movements consider Italy to be one of the most anti-feminist countries in Europe, due to its obedience to the Pope, and its adherence to the Magisterium of the Church in defense of the natural family and in protection of the dignity of the human person from the moment of his/her conception. Therefore, the (pseudo) liberating individualism of the "single" thought has led in recent decades to the growth in Europe of a society capable of regarding certain members as "waste". This thought has increasingly eroded the traditional family consisting of: father, mother and children that should be regarded both historically and in the future as the vital cell of our society. The importance of our research consists in proposing to the reader a point of view that is different from the single thought; this alternative perspective allows for the emancipation of women and proposes that they be appreciated for their own mental and physical integrity: body–spirit. It is the intention of this Thesis to show that through honoring this body-spirit integrity in women, we have the opportunity to preserve and promote one of the most precious assets that we have for the progress of society as a whole, and for women as members of that society. Our thesis demonstrates how the aim of the Catholicism, in our postmodern era, is the promotion of the sacredness of the human being in all spheres of society without putting women in opposition to men, but rather, working together with him to build a New Humanism in which the word feminism makes no sense anymore.
Dünyaya ilişkin varsayımlar, kişilik, mutlak doğru ihtiyacı ve biriciklik algısı değişkenlerinin depresyon ve iyi oluş ile ilişkisinde dinsel görüşün etkisi
Bu çalışmada dini inancı olan ve olmayan bireylerde; dünyaya ilişkin varsayımlar, kişilik, mutlak doğru ihtiyacı ve kişisel biriciklik algısı değişkenlerinin depresyon ve duygusal iyi oluşa etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Dini inancı olanlarda rastlantı varsayımının, mutlak doğru ihtiyacının ve deneyime açıklığın yüksek olması depresyonu yordarken; dini inancı olmayanlarda bu ilişki görülmemiştir. Buna karşın, dini inancı olmayanlarda şans varsayımının ve dışadönüklüğün düşük olması depresyonu yordamıştır.
Çivril (dikey boyutta bir yerel tarih çalışması)
Araştırma konumuzu oluşturan Çivril, geniş ve verimli ovası nedeniyle tarihin her döneminde önemle seçilen bir yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Çevrede yapılan kazılardan anlaşıldığına göre, MÖ. 3000 yıllarına kadar uzanan geçmişte sırasıyla Hitit İmparatorluğuna bağlı "Arzava Krallığı" (MÖ.1324-1294), "Frigler, Lidyalılar, Selevki Krallığı, Bergama Krallığı, Roma ve 1119 yılına kadar Bizanslıların hâkimiyeti görülmektedir. 1119 tarihinden itibaren Çivril, Selçukluların eline geçmiştir. Tarihin önemli savaşlarından olan Myriokephalon savaşı da bu topraklar üzerinde gerçekleşmiştir. Ege bölgesinin İç Batı Anadolu'da Denizli ili sınırları içinde ve Denizli'ye 95 km uzaklıkta yer alan Çivril İlçesi; aynı zamanda Denizli ilinin yüz ölçümü bakımından en geniş ilçesidir. Yeryüzü şekilleri bakımından zengin ve verimli topraklara sahiptir. Çivril 1831 yılında Kütahya sancağına bağlı Şeyhlü kazasının bir köyüdür. 1880 yıllarında ise Çivril idari bakımdan Sandıklı kazasının Işıklı Nahiyesi'ne bağlı bir köy iken 1892 yılında nahiye olmuştur. 1910-11 yıllarında Afyon iline bağlı bir kaza haline dönüşen Çivril; 1925 yılında da Türkiye'nin Denizli iline bağlı bir ilçe konumundadır. Çivril ilçesi ile ilgili yapılan bu çalışmada eski dönemlerden beri Anadolunun genelinde görülen, ekonominin temelini meydana getiren, tarım ve hayvancılığın; dini hayatı hareketlendiren vakıf kültürünün ve eski dönem Çivril nüfusunun ayrıntıları incelenecektir. Bu incelemede Çivril'e kayıtlı olan hanelerin büyük çoğunun ziraatle uğraştığı ve nerdeyse her hanede hayvancılık yapıldığı görülmektedir. Şahıslar kendi geçimlerinin yanısıra tımar ve zaviyeler içinde üretimde bulunmuştur. Osmanlı Devleti vergilerin çoğunu tarımsal ürünlerden almıştır. Kayıtlarda geçen dini görevlilerin çokluğu ve zaviyelere verilen önemlere bakılacak olursa da dini hayatın canlılığını da edinilen diğer bilgiler arasındadır. Nüfus kayıtlarını incelediğimizde ise dinamik bir nüfusun varlığını görmekteyiz. Ayrıca kayıtlarda muhacir ve misafir kayıtlarına da yer verilmesi bize nüfus hareketliliği hakkında da bilgi vermektedir. Son olarak araştırmamızda geniş yer verdiğimiz Nüfus ve Temettuat kayıtlarındaki meslek durumlarına baktığımızda Çivril'in çok eskilerde köy hüviyetinde olsa dahi bir kasaba kadar hareketlilik sergilediği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çivril, Tarım, Nüfus, Ekonomi, Dini Hayat
Dr. Ali Kemal Belviranlı'nın hayatı, eserleri, tasavvuf anlayışı ve musikîşinaslığı
Topluma hizmet eden şahsiyetlerin hayatını, verdikleri hizmetleri, eserlerini ele almak ve gelecekte bilgi almak isteyenlere kaynak olmak çok önemlidir. Bu sebeple bu çalışmamızda öncelikle doktor, yazar, musikîşinas ve mutasavvıf Ali Kemal Belviranlı'nın hayatını ve yaşam çizgisini inceledik. Çalışmamıza kendi yazdığı eserlerin yanında, ailesi ve yakınlarıyla yaptığımız görüşmeler ve hakkında bilgisi olan kişilerin yazıları kaynaklık etti. Bu sebeple Ali Kemal Belviranlı'yı daha da yakından tanımış olduk ve onun hayatının gelecek nesillere örnek olacağına inandık. Yazdığı eserlerle birçok kişiye yol gösteren Belviranlı'nın, nasıl bir aileden geldiğini, bu yollardan geçerken neler yaşadığını, ömrü boyunca nelerle mücadele ettiğini ve bilhassa dini hayatını kaleme almaya çalıştık. Ali Kemal Belviranlı'nın aynı zamanda musikîşinas yönüne de değindik ve bestelerinden ulaşabildiklerimizi çalışmamıza ekledik. Son olarak yakınlarının kendisi hakkındaki görüşleri ve izlenimlerine de yer vererek çalışmamızı bitirdik.
Fâtımîler döneminde Kâhire'de sosyo-kültürel ve dini hayat
Fâtımî Devleti, Orta Çağ'da Şiî Müslümanların kurduğu önemli devletlerden biridir. Sahip oldukları toprakların coğrafi konumu ve insan çeşitliliği sayesinde zengin bir sosyo-kültürel ve dini yapı oluşturmuşlardır. Bu manada başkent Kâhire Fâtımîlerin sosyo-kültürel ve dini yaşantılarını sergiledikleri şehir olarak ön plana çıkmıştır. Nitekim Kâhire'de resmi anlamda milli ve dini pek çok merasim gerçekleştirmişlerdir. Bu merasimler tarihi süreç içerisinde pek çok Müslüman devleti etkilemiştir. Keza günümüzde dahi Müslüman coğrafyalarda etkileri devam etmektedir. Ayrıca Fâtımî Devleti Yahudi ve Hıristiyanlığa mensup kişilerin sosyal ve dini faaliyetlerini serbestçe yerine getirmelerine izin vermiştir. Böylece farklı milletlere ve dinlere mensup olan Kâhire toplumu zengin bir kültürel yapı ortaya çıkarmıştır. Çalışmamız sosyo-kültürel ve dini açıdan Fâtımî Devleti'nin Kâhire'daki dönemini ele almakta ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Fâtımîlerin Mısır'ı fethetmesi ve Kâhire şehrini inşa etme süreci ele alınmıştır. Birinci bölümde Kâhire toplumunun etnik yapısı ve toplumdaki sosyal sınıflar incelenmiş; farklı etnik menşe ve tabakalara ait olan kişi ve toplumlarının yaşantıları ve birbirleri ile olan münasebetleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Birinci bölümün devamında Kâhire'deki kültürel hayat konu edilmiş; çeşitli kutlama, eğlence ve oyunlar üzerinden kültürel durum ile yönetim ve halkın kültürel hayattaki rolleri aktarılmaya ve değerlendirilmeye çalışılmıştır. İkinci ve son bölümde ise Kâhire'deki dini durum aktarılmıştır. Bu çerçevede toplumda var olan dini gruplar, bu grupların Fâtımî yönetimi ve birbiri ile olan ilişkileri, kendilerine özel mabetleri, dini kutlama ve bayramları aktarılmaya çalışılmıştır.
Göç ve din: Niğde kent merkezinde yaşayan Suriyeli mülteciler örneği
Suriye savaşı sonrasında binlerce Suriyeli göçmenin Türkiye'ye sığınması ile göç konusu ve bunun Türkiye'ye etkileri gündeme gelmiştir. Bu araştırma, savaşın başladığı 2011 yılından itibaren Türkiye'ye göç eden Suriyeli sığınmacıları kapsamaktadır. Suriye'den ülke içerisine yapılan göçler çok geniş bir alanı kapsadığı için konu alanı "Niğde kent merkezinde yaşayan Suriyeli mülteciler" olarak sınırlandırılmıştır. Çalışmanın asıl amacı, Suriyeli mültecilerin göç öncesi dini inanç ve tutumlarının zorunlu göç sonrası herhangi bir değişime uğrayıp uğramadığını tespit etmektir. Doğru tespitlerde bulunmak için yarı yapılandırılmış mülakat yöntemi tercih edilerek katılımcılarla doğrudan görüşme yapılmıştır. Bazı katılımcıların yeterli Türkçe bilmemesinden dolayı Arapça-Türkçe olarak tercüman desteği alınmıştır. Araştırmada Suriyeli sığınmacılara hem Suriye'deki hem de Türkiye'deki dini ve gündelik yaşamlarına dair sorular yöneltilmiştir. Bunun yanı sıra Suriye'de köyde yaşayan ama göç sonrası kent merkezine yerleşen katılımcıların kent deneyimleri incelenmiştir. Son olarak katılımcılara, Suriye'ye geri dönmek isteyip istemedikleri sorulmuştur. Buna göre belli şarlar doğrultusunda gideceklerini söyleyen Suriyeli sığınmacıların öne sürdükleri şartların kısa vadede çözüme kavuşması imkânsız görünmektedir. Bunun yanı sıra katılımcıların demografik bilgileri cinsiyet, yaş, eğitim, dil, medeni durumları not edilerek çok yönlü tahliller yapılmıştır. Yirmi üç kadın ve yedi erkek olarak toplamda otuz kişi ile görüşme yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda katılımcıların Suriye'deki dini yaşam ve tutumları ile zorunlu göç sonrası Türkiye'deki dini yaşam ve tutum arasında değişimler olduğu tespit edilmiştir. Değişimin daha çok dinin pratik yönünde olduğu dikkat çekmektedir. Türkiye'de büyüyen göç neslinin ise bir yere ait olmama duygusu içerisinde oldukları gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın göç ve din konulu literatüre küçük de olsa bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Suriyeli savaş mağduru göçmen kadınlarda din ve toplumsal cinsiyet algısı: Ankara örneği
Araştırma, 2011 yılında başlayan ve günümüzde hala devam eden iç çatışmanın sonucu olarak Suriye'den ülkemize göç eden Suriyeli göçmen kadınlara odaklanmakta ve onların göç sürecini ve göçten sonra yaşadıkları dini algılarındaki değişimlerini konu almaktadır. Bu doğrultuda, Suriyeli göçmen kadınların zorlu yaşam şartlarını, göç sürecini, sahip oldukları haklarını, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, sosyal ve kültürel anlamda ilişki ağlarını anlamaya ve açıklamaya çalışmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 7 Suriyeli göçmen kadın oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği tercih edilmiştir.Verilerin analizinde betimsel ve içerik analizinden yararlanılmıştır.Yapılan bu çalışma, zorunlu göç alanında kadın göçmenlerin bu süreçte ve dini algılarında meydana gelen değişime ait var olan boşluğu dolduracaktır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası zorunlu göç, kadın, din, Suriyeli kadın, toplumsal cinsiyet.
Tasavvufta helal gıdanın önemi ve manevi hayata etkileri
Üç ana bölümden oluşan bu tez çalışması, helal gıdanın kişilerin manevi olgunluğa ulaşmasını hedefleyen tasavvuf açısından önemini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk iki bölümünde gıdaların helalliğine yönelik fıkhi hükümler detaylıca incelenmekte ve Kur'an-ı Kerim ile hadis-i şeriflerde hem helal gıda hem de takvaya verilen önemi gösteren örnekler sunulmaktadır. Son bölümde ise takvalı yaşamı hedefleyen tasavvuf açısından helal gıdanın önemi, takvalı yaşamlarıyla ön plana çıkan kişilerin eserleri ve yaşamlarından örneklerle ortaya konulmaktadır.
Epigrafik belgelerin ışığı altında Küçükasya'daki Roma askerlerinin dinsel yaşamları
Bu yüksek lisans tezi, askerler tarafından dikilmiş adak yazıtlarına odaklanarak Roma'nın Asia'daki genişlemesinin başlangıcından Principatus döneminin sonuna kadar olan sürede Küçük Asya'da konuşlanmış veya burada yaşamış olan muvazzaf ve emekli askerlerin dinsel yaşamını incelemeyi amaçlamaktadır. Bahsi geçen epigrafik belgelerin detaylı analizi yoluyla tez, Küçük Asya'daki farklı rütbe ve birliklere mensup olan Roma askerlerinin sıklıkla adak sundukları hem geleneksel Roma tanrı ve tanrıçalarını hem de birbirinden farklı sıfatlarıyla Küçük Asya'nın yerel kutsal varlıklarını ortaya koymaktadır. Söz konusu epigrafik belgeler ayrıca askerler arasında imparatorluk kültüne ilişkin olarak yürütülen ibadet yöntemlerine de ışık tutmaktadır. Dahası, çalışma askerlerin dinsel yaşamı için kilit rol oynayan kutsal mekânlar olan çeşitli tapınakların ve başlıca dinsel yaşamlarını yürüttükleri Roma karargâhlarının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca çalışma, bazı sunuların askerlik hizmetini tamamlamış emekliler tarafından gerçekleştirildiğini göstererek, sahip oldukları dinsel inançlara olan bağlılıklarının emeklilikleri sırasında devam ettiğini ortaya koymaktadır. Askerler arasındaki dinsel uygulamaları yönetmede komutanların rolü de araştırılmaktadır. Çalışmanın üzerinde durduğu tarih aralığı başlıca Principatus dönemi olmakla beraber askerlerin dinsel uygulamalarıyla ilişkili bazı antik gelenekler ve inançlar hakkında Principatus döneminden öncesine uzanan bir tarihsel arka plan sunulmaktadır. Bu çalışma genel olarak Roma İmparatorluğu'nun sosyal ve kültürel tarihi hakkında daha geniş bir araştırmaya katkıda bulunarak, Roma askerlerinin dinsel yaşamları ve Küçük Asya ile kurdukları dinsel etkileşimleri hakkında bilgi ve değerlendirmeler sağlamayı amaçlamaktadır.
Tarihi figürden edebi karaktere: Edebi metinlerde dini kadın figürlerinin temsili
Bu tez çalışmasında, dini temsilleri ile öne çıkan ve tarihsel gerçekliği olan kadın figürlerin edebi türler aracılığıyla nasıl "inşa" edildiği ve bu inşa sürecinde yazarın ideolojisinin ve biyografisinin, metnin edebi türünün ve aynı zamanda dönemin şartlarının ve politikasının rolü üzerinde duracağım. Böylelikle, dini kadın figürlerinin her yeniden yazımla nasıl yeniden inşa edildiğini, dönüştüğünü, farklılaştığını metni bağlamından koparmadan anlamaya çalışacağım. Bu amaç doğrultusunda, Tanzimat döneminden yakın döneme kadar dini kadın figürlerinin izini sürerken kadın yazarların verdikleri eserleri söylem analizi ve yakın okuma tekniklerini ile inceleyerek tartışmaya açacağım. Böylelikle, tarihsel figürlerin edebi türdeki işlevselliğini ve dönüşümünü irdelerken, tarihsel gerçekliği olan şahsiyetlerin nasıl edebi birer karaktere dönüştüklerini göstermeye çalışacağım.
Dini hayatın sosyolojik tahlili. (Malatya uygulaması)
Bir cami cemaatinin anatomisi: Kızılay Hacı Osman Mescidi cemaati üzerine bir inceleme
İnsanın dini hayatını değişim ve etkileşim sürecinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu sebeple cami İslam dini açısından bir sosyalleştirme kurumu olarak görülebilir. Camiye devam eden, cami cemaatini meydana getiren fertlerin dini inançlarını, dini ibadetlere olan ilgisini, dini kanaatlerini, dini tutumları ve günlük hayatında diğer toplumsal olaylar karşısında aldığı tutumları ve bunların içinde bulundukları sosyal çevre ile etkileşimi önemlidir. Genel olarak dinle toplumsal bünye arasındaki ilişkiler, toplumsal ve kültürel çevrelerin dini yaşantılarının incelenmesi, toplumsal hayat içindeki dini gerçeğin çeşitli yönleriyle gözler önüne serilmesi Din Sosyolojisinin genel amaçları arasındadır. Buradan hareketle çalışmada Ankara / Çankaya / Kızılay Hacı Osman Mescidi Cemaatinin dini tutum ve davranışları objektif olarak ortaya koymak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cami, Cemaat, İmam, Kızılay, Hacı Osman
Tüketim ve israf: Ortaköy ilçesi üzerine bir değerlendirme
Ortaköy ilçe halkının tüketim ve israf ile alakalı görüş ve düşüncelerinin ele alındığı bu çalışmanın temel amacı: İlçe halkının gündelik yaşantısında tüketim ve israf yapmalarına sebep olan faktörleri ve ihtiyaç olgusunun bu faktörler içindeki yerini belirlemek ve dinin tüketim ve israf ile olan ilişkisini ele almaktır. Bu çalışmanın konu zaman ve yer bakımından üç temel sınırlılığı vardır. Konu açısından tüketim ve israf genel bir konu olması hasebiyle tüketimi ve sebeplerini; tüketim toplumu ideolojisi, ihtiyaç, marka ve reklam olarak belirlerken tüketimi dini, kültürel ve toplumsal boyutlarıyla ele aldık. Aynı şekilde israfın sebepleri, savurganlık, cimrilik, dünyevileşme, liyakat istismarı ve zaman bilincinin kaybı olarak belirlenmiştir. İsrafı maddi yönüyle gıda ve giyim israfı, manevi (değer) yönüyle de insan ve zaman israfı olarak sınırladık ve israfı dini ve toplumsal boyutlarıyla ele aldık. İkinci sınırlılığımız ise zamandır. Bu kısımda araştırmanın saha çalışması (Aralık 2019) tarihinde yapılmış olup bundan sonraki süreç verilerin analizi ve raporlaştırma süreci olmuştur. Araştırmamızın son sınırlandırması ise yer ile alakalıdır. Araştırmamız Ortaköy ilçe merkezi ile sınırlandırılmıştır. Araştırma sonucunda ihtiyaç olgusu ve dini tutumların tüketim ve israfa dair davranışların belirlenmesinde etkin rol oynadığı tespit edilirken, geçim şartları, sosyokültürel durum ve kapitalizmin de ilçe halkının tüketim ve israf algısını şekillendirdiği görülmüştür.
İskilip ilçe merkezi ve çevresindeki dini ziyaret yerleri
Birçok uygarlığa ev sahipliği yapan ve zengin bir tarihi kültüre sahip olan İskilip, geleneksel kültürüne olan bağlılığı ve halk inanışlarının devamlılığını sürdürdüğü kadim bir ilçedir. Din sosyolojisinin araştırma konularından olan ve günümüzde etkisini sürdürmeye devam eden ziyaret fenomeninde, İslam öncesi Türk inanç kültürünün yanı sıra İslami motiflerle birleşmiş halk dindarlığının etkileri ve bu etkiler sonucunda yapılan uygulamaların yansımaları görülmeye devam etmektedir. İskilip merkezi ve köyleri ile sınırlandırılan çalışmamız İskilip yöresinde bulunan dini ziyaret yerlerini, halk tarafından ziyaret edilen bu yerlerin kutsalla olan bağlantısını ve ziyaret edilme nedenlerini bunun sonucunda ise İskilip yöresinde bulunan bireylerin sahip olduğu inanç yapısını konu almaktadır. Bu çalışmada, İskilip merkezi ve köylerinde kutsal olduğu düşüncesi ile ziyaret edilen türbe, mezar, ağaç, su, tepe vb. kutsal mekânlar tespit edilmiştir. Kutsal kabul edilen bu yerlerdeki mekânların bazılarının kutsallığı devam etmekte olup ziyaretlerle birlikte çeşitli ritüeller yapılırken bazılarının ise zamanla önemini kaybettiği ve unutulmaya yüz tuttuğu görülmektedir. Çalışmamız giriş kısmıyla devam eden iki bölümden ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Araştırmanın giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı, önemi ve metodolojisinden bahsedilmiştir. Birinci bölümde ziyaret konusunun kutsallığı sebebiyle dinî bir kavram olarak kutsal anlayışı, ziyaret fenomeni ve ziyaret fenomeninde teorik yaklaşımlar ele alınmıştır. İkinci bölümde İskilip'in tarihi ve coğrafi durumundan bahsedilerek İskilip merkezi ve köylerinde bulunan dini ziyaret yerleri tespit edilmiş, saha çalışmasının gereği olarak bu ziyaret yerlerine gidilerek bizzat incelenmiş, fotoğraflanmış ve kaynak kişilerle görüşmeler yapılmıştır. Yapılan görüşmeler objektif bir şekilde yorumlanmıştır. Türbe, mezar, su, ağaç vb. ziyaret yerlerinin özellikleri ziyaret edilme nedenleriyle anlatılmıştır. Sonuç kısmında ise araştırmalarımız neticesinde ulaşılan bilgilerin bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Din sosyolojisi yöntem ve teknikleri esas alınarak yapılan çalışmamız hem kaynaklara dayalı teorik kısımdan hem de saha da incelemeye dayalı alan araştırmasından oluşmaktadır. Çalışmamızın teorik kısmı ile ilgili, kitaplar makaleler, ansiklopediler, yüksek lisans ve doktora tezleri gibi çeşitli kaynaklar incelenmiş olup kütüphaneler ve internetten de yararlanılmıştır. Saha çalışmasına dayalı alan araştırmada yerinde gözlem ve tespit, kaynak kişilerle mülakat, dolaysız gözlem gibi teknikler kullanılmıştır. Son olarak elde edilen bilgiler nesnel bir tutumla değerlendirilmiştir.
Din adamlarının toplum hayatına etkileri: Emet örneği (1923 -1999)
Bu çalışmada, medreselerde yetişmiş din adamları ile onların gayri resmi olarak yerel imkânlarla yetiştirmiş olduğu din adamlarının toplum içinde oynadıkları rolleri, toplum hayatına etkilerini tespit edebilmek amacıyla niteliksel bir yaklaşım sergilenmiştir. Bu amaca ulaşabilmek için 1923 – 1999 yılları arasında Kütahya'nın Emet ilçesinde dini ve sosyal hayatta etkili olmuş 12 kişi mercek altına alınmıştır. Birinci bölümde, bu kişilerin yetişmesini sağlayan sosyal kaynakları anlayabilmek amacıyla, ulemanın Osmanlı Toplumu içindeki işlevi irdelenmiş, sosyoekonomik alt yapısı ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Toplumumuzun dini hayatında 1951'den itibaren imam hatip liseleri yaygınlaşıp, Tevhid-i Tedrisat Kanunu çerçevesinde, din görevlisi eğitimine başlanmasına kadar etkili olan din adamlarının, dini bilgileri öğrenebilecekleri bir eğitim kurumu olmaksızın yetişme kaynaklarını devralmış olduğu Osmanlı toplum yapısı içinde ilmiyenin konumu üzerine bir okuma yapılmıştır. İkinci bölümde, Emet ilçesinin tarihine, coğrafi, sosyal, dini hayatını besleyen eğitim kurumları olarak camilerine, Kur'an kurslarının yapısına genel olarak yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, ise çalışmamızın konusu olan din adamlarının ve hoca hanımların hayatta olan yakınları, öğrencileri ile mülakatlar yapılmış, sözel olarak elde edilen bilgiler resmi belgelere yansımış bilgilerle karşılaştırılmıştır. Sonuç bölümünde ise. 1923 ile 1999 yılları arasında dini ve toplumsal hayatta etkili olan bu kişilerin toplum üzerindeki işlevleri ile Osmanlı ulemasının toplum üzerindeki işlevleri, Cumhuriyet'in modernleşme hamleleriyle olan uyumları üzerine yorumlamalarda bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ulema, Medrese, Emet, Gündelik Yaşam Pratikleri, Dini Hayat.
Katolik ailelerde dinî gelenekler (Polonya örneği)
Gelenekler; bireyleri bir araya getiren, toplumsal mirası oluşturan değerlerdir. Toplumu meydana getiren en küçük birliktelik olan aileler, geleneğin sonraki nesillere aktarıldığı yapılardandır. Her dinde olduğu gibi Hıristiyanlıkta da ailelerin sürdürdüğü birtakım dinî gelenekler vardır. Ancak Hıristiyanlığın her bir grubunun gelenek anlayışı tümüyle aynı değildir. Dolayısıyla bu çalışmada Katolik Hıristiyanlığındaki aile geleneklerine ve onun toplumsal yansımalarına değinilmiştir. Geleneklerin dinî derinliklerinin tam olarak anlaşılabilmesi için öncelikle Katolik inançları hakkında temel bilgiler verilmiştir. Akabinde Katolik aile gelenekleri litürjik yıl, sakramentler ve inançlar kapsamında ele alınmıştır. Litürjik yıl doğrultusunda Advent, Noel, Epifani, Lent ve Paskalya dönemlerine değinilmiştir. Tespit edilen geleneklerin günümüzdeki durumunu ve kapsamını incelemek için Katolikliğin en çok yaşandığı ülkelerden biri olan Polonya evreni ve Varşova örneklemi seçilerek anket çalışması yapılmıştır. Türkiye'de bu alanda yapılan çalışmalarda Katolik inançlarından, bayramlarından ve birtakım dinî geleneklerinden bahsedilmiş olsa da Katolik hayatına odaklanan ve aile geleneklerini esas alan kapsamlı bir çalışmanın olmaması bu çalışmayı özgün kılmaktadır.
Antik Yunan düşünsel ve toplumsal hayatında kadın algısı
Bu çalışmada özelikle tarihe ışık tutan her türlü arkeolojik ve yazılı malzeme tetkik edilerek Antik Yunan toplumlarında kadının toplum içindeki statüsünün ayrıntılı bir şekilde ortaya konulması hedeflenmiştir. Araştırmamızın ana konusu olan Antik Yunan Düşünsel ve Toplumsal Hayatında Kadın Algısı adlı çalışmamızın birinci bölümünde Antik Yunan kültüründe kız çocukları, kadın, Antik Yunanlı kadınların evlilikleri ve çeyizleri, Antik Yunanlı kadınların giyim kuşamları, takıları ile ilgili bilgiler verilip çalışmanın ikinci bölümünde ise Yunanlı kadınların sosyal hayattaki yerleri, siyasi hayattaki yerleri ve dini hayattaki yerleri ile ilgili bilgi vermeye çalışılmıştır. Araştırma ve çalışma sonucunda ise Yunan toplumunda kadının arka planda bırakıldığını, kendi hayatları ile ilgili söz sahibi olamadıklarını, erkeklerin hakimiyeti altında yaşamlarına devam ettiklerini aktarmaktayız.
İlahiyat fakültesi öğrencilerinde din ve sosyalleşme
İnsanların düşüncelerini, tutum ve davranışlarını, birbirleriyle olan münasebetlerini ve toplumsal yaşamlarını şekillendiren temel müesseselerden biri de dindir. Din, insanın oluşturduğu sosyal hayatta önemli bir yer tutmaktadır. Din, insan hayatını anlamlı hale getirme gibi temel işlevinin yanında, sosyal kontrolü sağlamada, bireysel ve toplumsal kimliğin oluşmasında ve bireyin sosyalleşmesinde etkili bir unsur olmuştur.Sosyalleşme, bir süreç olarak bireyin doğumundan itibaren içinde yaşadığı toplumun üyeliğini kazanmasında geçirdiği safhalardır. Sosyalleşme süreci içerisinde birey toplumdaki dini, geleneksel ve kültürel değerleri de öğrenmekte ve içselleştirmektedir. Bu bağlamda öğrenme ve içselleştirmenin iki farklı süreç olduğunu belirtmeliyiz. Son birkaç yüzyıldır batılılaşmanın ve modernleşmenin yoğun etkileri yaşayan Türkiye toplumunda dini değerler üzerine uzlaşma eskisi kadar olmadığı gibi, batılı değerlerin yaygınlaşması söz konusu olmuştur. Tam da bu noktada, yoğun bir dini eğitim alan İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin öğrendikleri dini değerlerle sosyal hayatta var olan değerler ve düşünceler arasında mesafe oluşabilmektedir.Bu çalışmamızda İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin sosyalleşme ile ilgili problemlerini din bağlamında ele almaya çalışacağız. Öğrencilerin günlük hayatlarında dinin yeri, fonksiyonu ve bu bağlamda bireyin toplumla olan iletişim serüvenini incelemeye çalışacağız.Anahtar Kelimeler: Din, Sosyalleşme, İlahiyat Fakültesi
Fransız Seyahatnamelerine göre 19. yüzyılda Osmanlı toplumunda dini yaşam
19. yüzyılda yazılan Fransız seyahatnamelerinden yola çıkarak Osmanlı toplumundaki dini yaşantıyı ele alan bu çalışmada sadece Türkler ve Müslümanların değil gayrimüslim olan azınlıkların da dini hayat ve yaşantısı anlatılmaktadır. Farklı meslek gruplarından olup farklı gayelerle Osmanlı topraklarına gelen Fransız seyyahların, Osmanlı toplumundaki dini ve etnik çeşitliliğinin günlük yaşantıya nasıl yansıdığı ele alınmaktadır. Fransız seyyahların genellikle tarih ve kültür merkezi olması nedeniyle İstanbul eksenli bir Osmanlı imajı sundukları da bilinmelidir. Türkleri belli konularda takdir etmiş olsalar da genellikle olumsuz bir tasavvura sahip oldukları görülmektedir. Oryantalist yaklaşımların fazlasıyla bulunduğu bu seyahatnamelerde, Fransız seyyahların düşünce ve gözlemleri, Doğu insanının gizemli yaşantısı incelenmektedir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde seyahatnamelerin kaynak değeri ve seyyahların Osmanlı toplumu ile dinlere karşı olan bakış açıları aktarılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde Fransız seyahatnamelerine göre 19. yüzyıl özelinde Müslümanların sosyal ve dini yaşantıları incelenmiştir. Burada Müslümanların aile yapısı, dini kurumları, din adamları ve dini yaşantıları aktarılmıştır. Seyyahların bilhassa Ayasofya, dervişler ve mezarlıklar hakkında geniş çaplı detaylar verdikleri görülmektedir. Üçüncü bölümde ise aynı yüzyılda gayrimüslimlerin, bilhassa Hristiyanların Osmanlı coğrafyasındaki dini yaşantıları irdelenmiştir. Buna göre Hristiyanların dinlerini rahat bir ortam içerisinde yaşadıkları seyyahların büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Yahudiler hakkında ise genellikle olumsuz yorum ve değerlendirmeler yapıldığı görülmektedir.
İslam öncesi İran dinlerinde din adamı ve ruhbanlık
İran gerek kendine has tarihi gerekse edebi yönü ile birçok araştırmacıyı cezbetmeyi başarmış oldukça farklı bir coğrafyadır. Çok kültürlü yapısı ve yakın coğrafyalarla iletişime ve ticarete açık olması çok farklı inanışların bu bölgede filizlenmesinde ve serpilmesinde önemli bir katkıya sahiptir. Zerdüştîlik günümüze kadar ulaşabilen tek İran tandanslı din olsa da Zurvân kültü, Anâhitâ kültü, Mithraizm, Maniheizm ve Mazdekiye İran'da doğan, gelişen ve günümüze bilgileri ulaşan diğer önemli inanışlardır. Şüphesiz bu inanışların büyümesinde ve etrafını domine etmesinde ya da sönüp gitmesinde en önemli paye bu dinlerin ruhbanlarına aittir. Çalışmamız, İslam öncesi İran merkezinde gelişen söz konusu dinler ile sınırlı olup amacımız bu dinleri din adamı kavramı ve ruhban sınıfları arasındaki benzerlik ve farklılıkları ile ele almaktır. Bu sayede eski İran'daki ruhbanlığın mahiyeti ve din adamlarının dinî, siyasi, ekonomik, toplumsal, kültürel, coğrafi vb. faaliyetleri ve etkileri araştırılmak ve elde edilen veriler ışında karşılaştırmalı olarak aktarılmak istenmektedir.
Karakalpak Türkleri halk kültürü tarihi
Karakalpaklar, asıl olarak Peçeneklerin içinden gelen bir Türk Kavmi olarak tarihi kaynaklarda ortaya çıkmaktadır. Karakalpaklar, tarihçi Reşidüddin'in eseri olan Câmiu't-Tevârîh'de "Kavm-i Külâh-i Siyah", Arap kaynaklarında "Karabörklü" ve eski Rus kaynaklarında ise "Çorniye Klobki" adlarıyla anılmaktaydılar. Karakalpak adının verilmesi bu kavmin daha çok yaşam ve giyim yöntemlerinden kaynaklanmaktadır. Çoğunlukla Harezm ve Aral Gölü civarlarında yaşamaktaydılar. Karakalpaklar yaşadıkları coğrafya itibariyle başta Ruslar olmak üzere Araplar ve diğer Türk Kavimleriyle sık sık siyasi ve askeri mücadele içerisinde yer almışlardır. Askerlik sanatında usta olan bu Türk Kavminin yeri geldiğinde Rus Knezliklerinin güvenliği sağlamak maksadıyla Rus Ordusu tarafında da savaştığı tarihî kaynaklarda görülmektedir. Türkistan hanlıkları, Rus İmparatorluğu tarafından işgal edilmesiyle birlikte uzun bir dönem Rus hâkimiyeti altında yaşamak durumunda kalmışlardır. 1917'de Rus Çarlığının yıkılmasıyla bir dönem Kazak Sovyet Cumhuriyeti içerisinde özerk olarak yaşamışlardır. Ardından doğrundan SSCB'ye bağlı özerk bir cumhuriyet haline gelmişler ve son olarak 1991'de SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Özbekistan Cumhuriyeti içerisinde Karakalpak Özerk Cumhuriyeti adı altında yaşamaya başlamışlardır. Çoğu Karakalpak Türkü günümüzde bu özerk cumhuriyette yaşamaktadır. Geriye kalanlar ise Türkistan Türk Cumhuriyetleri'nde ve Rusya Federasyonu'nda bulunmaktadır. Tez yazımında nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Literatür taramasının ardından ilgili kaynaklar taranarak veri analizi yapılmış ve ardından yazım aşamasına geçilmiştir. Tezde Türkçe, Rusça ve Özbek Türkçesine ait kaynaklar kullanılmıştır. Yapılan bu çalışmayla birlikte Karakalpak Türklerinin kısa tarihine değinildikten sonra sosyal yaşamları, dinî hayatları, inanç sistemleri, edebiyat, dil ve sözlü kültür gibi konular ayrıntılı olarak aktarılmıştır. Tezin tamamlanmasıyla birlikte Karakalpak Türkleri hakkında kapsamlı bir çalışma tarih literatürüne kazandırılmış olacaktır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yerli Kıbrıslılar ile 1974 Türkiye göçmenlerinin dini inanç ve uygulamalarının karşılaştırmalı bir analizi: Güzelyurt ilçesi örneği
Bu çalışma, Kıbrıs toplumundaki yerli Kıbrıslılar ile 1974 iskân politikası kapsamında adaya nakledilmiş Anadolu göçmenlerinin dini inanç ve uygulamalarını karşılıklı mukayese ederek analizlerde bulunmayı amaçlamaktadır. Çalışma Güzelyurt ilçesi ve köylerinde gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık 46 yıldır aynı mekânsal alanı paylaşan bu iki topluluğun dini konulardaki inanç ve uygulamaları farklılık göstermektedir. Farklılıkların nedeni, etkileşimde bulunulan konular ve etkileşim önündeki engellerin tespiti çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Birinci bölümde yerli Kıbrıslıların dini hafızalarına etki eden tarihsel süreç, göçmenlerin adaya nakli, göç sonrası toplumda meydana gelen çatışmalar ve dini farklılıkların nedenleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise elde edilen bulgular doğrultusunda yerli ve göçmenlerin dini inanç ve uygulamaları, halk inançları tespit edilerek karşılaştırılmıştır. Ayrıca toplumların karşılıklı etkileşime geçtikleri konular ve etkileşimin bulunmadığı alanlar, etkileşimi engelleyen sebepler değerlendirilmiştir.
Suriyeli sığınmacıların dini sosyalleşmesi Kilis örneği
Bu tez, 2011 yılından bugüne Suriye'nin sonu gelmez bir iç savaşın içine girmesiyle Suriyelilerin Kilis'e göç etme hadisesiyle başlayan sosyokültürel ortamda sosyalleşen sığınmacıların dini sosyalleşme süreçlerini etkileyen etmenlerin ve araçların araştırıldığı bir saha araştırmasıdır. Göç sürecinde sığınmacıların dini sosyalleşmelerinde etkili olan aile, sosyal çevreleri, dini eğitim kurumları ve yeni bir dini sosyalleşme aracı olarak sosyal medya önemli birer unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Ele alınan bu çalışmada Kilis'te bulunan sığınmacıların göç ettikleri günden bugüne yaşadıkları dini sosyalleşme olgusu ve süreçleri incelenmiştir. Ayrıca bu süreçte göç öncesi ve sonrası dini hayatları 'dindarlık' çerçevesinde yorumlanmıştır. Nitel yöntem ve anlayıcı yaklaşımla yapılandırılan bu araştırma, sığınmacıların Kilis'e göç sonrası dini sosyalleşmelerini nasıl anlamlandırdığının ve yorumlandığının keşfini kapsamaktadır. Bu kapsamda sığınmacılarla derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Çalışma iki bölümden oluşmuştur. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, problemi, amacı, sınırlıkları tanımlanmıştır. Araştırmanın yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümünde göç ve göçe bağlı ortaya çıkan terimler, göç kuramları, göçün itici ve çekici faktörleriyle beraber dini sosyalleşme araçları teorik olarak incelenmiştir. İkinci bölümde ise teorik bilgiler ışığında bulgular analiz edilerek yorumlanmıştır.
Anadolu Selçuklu Devleti'nde kadının sosyal, dini ve kültürel hayata etkisi (XI - XIV. yüzyıl)
Tarihte Türkler İslam öncesi ve İslami dönemde pek çok devlet kurmuştur. Kurulan devletlerin içinden en önemlilerinden biri de 1075 yılında Süleyman Şah tarafından kurulan Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti'dir. Anadolu'nun Türk vatanı haline gelmesinde ve Anadolu'ya Türk kültürünün taşınmasında, yerleşmesinde en büyük katkı Anadolu Selçuklu Devleti'nindir. Siyasi olarak büyük bir güç haline gelen bu devlet Anadolu'da ilmî ve kültürel hayatın gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Selçuklu Sultanları ilmi çalışmaları teşvik ederek ilim adamlarını desteklemiş, mimari alanda inşa ettikleri yapılarla günümüze önemli eserler bırakmışlardır. Anadolu Selçuklu Sultanlarına ek olarak ilmi ve kültürel hayata destek verenlerin önemli bir kısmını kadınlar oluşturmaktadır. Bahsedilen kadınların birçoğunu Selçuklu melikeleri ve Selçuklu Sultanlarının hanımları oluştururken, diğer kısmını da devrin ileri gelen ilim adamlarının eşleri, kızları ve gelinleri oluşturmaktadır. Taşrada yaşayan kadınların ise ilgili alanlardaki etkileri hakkında kaynaklar yetersiz olduğu için bilgi bulmak mümkün değildir. Anadolu Selçukluları döneminde kadınların ilmi ve kültürel alanlarda etkilerinin yanı sıra kadınların sosyal alan içindeki yeri ve etkisini incelemeyi amaçlayan bu çalışmada kadınların ilgili dönemde yaptıkları meslekler, kurdukları meslekî zümreler ve sosyalleşme alanları da ele alınmıştır. Son olarak kadınların sanat alanındaki etkilerine değinilmiştir. Şiir yazan, raks ve müzik alanıyla ilgilenen ve ressamlara destek veren kadınlar çalışmanın son bölümünü oluşturmaktadır.