Radiometry

135 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Menenjiom hastalarının stereotaktik radyaoterapi (SRT) tekniği ile iki farklı algoritma kullanarak yapılan tedavi planlarının dozimetrik karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, intrakranial menenjiom tedavisinde CyberKnife(CK) ve Linak tabanlı Radyocerrahi yöntemlerinin kritik organ dozları ve MU,CI, HI, CI%50 parametreleri açısından karşılaştırılmasıdır. Bu dozimetrik çalışmaya, CK cihazında ve Rapidark cihazında volumetrik-module ark terapi (VMAT) tekniği ile iki farklı streotaktik radyoterapi tedavi planlaması yapılan 20 menenjiom hastası alınmıştır. Hedef hacimler ve risk altındaki organlar (OAR) ise, sırasıyla PTV ve beyin sapı, gözler, lensler, optik kiazma, kohlea, optik sinirler olarak belirlenmiştir. MU, CI, HI ve CI%50 hesaplanmıştır. Rapidark cihazında 6 MV enerji,AAA algoritması,çift ark VMAT tekniği kullanılarak, 600 MU/dk doz hızı ile ECLİPS tedavi planlama sisteminde planlanma yapılmıştır. CK cihazında ise 6 MV enerji, Ray Tracing algoritması ile SRT tekniği kullanılarak 1000 MU/dk doz hızı ile MULTİPLAN tedavi planlama sisteminde planlanma yapılmıştır. Her bir hasta için doz dağılımları elde edilmiştir. Hedef ve OAR maksimum doz değerleri, PTV'nin HI,CI,CI%50 ve MU değerleri iki farklı tedavi planında karşılaştırılmıştır. Her hasta için yapılan planlarda PTV Dmax, HI ve MU için multiplan-eclips planlama sistemleri arasındaki fark eclips planlama sistemi lehine anlamlıydı (p<0,05). Maksimum OAR dozları arasındaki farklara bakıldığında; beyin sapı, sol-sağ göz, sağ optik sinir, kiazma ortalamaları, CK cihazında Rapidark cihazından istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sağ-sol lens, sol optik sinir, sağ-sol kohlea ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır(p>0,05). PTV % ve CI parametrelerinin ortalamaları açısından her iki cihaz arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). CK cihazında CI%50 ortalamaları, Rapidark cihazından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0,05). CI%50 değerleri Cyber Knife cihazında Rapidark cihazına göre daha düşük olduğu için sağlam doku koruması bakımından daha avantajlıdır. Tedavi süresinin daha kısa olması ve fraksiyon başına MU değerlerinin daha düşük olması açısından ise Rapidark cihazı hasta için daha uygundur. Hedef hacmin doz sarım yüzdesi, risk altındaki organ dozları ve CI değerleri her iki planlama sisteminde de birbirine yakındır.

Beyin neoplazmlarıMenenjiomNeoplazmlar+5
Esen Yılmaz
İstanbul Aydın University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mastektomi sonrası radyoterapi uygulanan sol meme kanserli hastalarda alan içinde alan (FIF), volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) ve yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) yöntemlerinin değerlendirilmesi

Mastektomi uygulanmış sol meme maling tümörlü 20 hastada; Alan içinde Alan (FİF), Yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ve volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) tekniği kullanılmıştır. Meme dokusu ve risk altındaki organların almış olduğu dozlar, doz hacim histogramı (DVH) yardımı ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 20 hastaya ait bilgisayarlı tomografi görüntüleri tek bir radyasyon onkoloğu tarafından konturlandı. Her hasta için 3 farklı teknik ile yapılan tedavi planında 6 MV enerji kullanıldı. Doz dağılımı olarak 50Gy/25 Fr tercih edildi. Mastektomi sonrası görüntülenen mevcut doku, CTV, kalp, ipslateral akciğer, kontrolateral akciğer ve kontrolateral meme konturlanmıştır. Planlamalar Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kiniğinde Varian cihazına bağlı radyoterapi network sistemi olan Eclipse 13.7 kullanılarak hazırlanmıştır. Alan içinde alan (FİF) yönteminde eş merkez ve demet açıları kullanılarak yüksek doz alan bölgeleri düşürmek amacı ile ek alt alanlar eklendi. Yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama tekniğinde (IMRT) ise aynı eş merkez noktası ilk-son açılar alan içinde alan (FIF) yöntemindeki plana sadık kalınarak hazırlandı. Volümetrik ayarlı ark terapide (VMAT) yarım ark tekniği uygulandı. Hedef hacim PTV için Dort, Dmax, Dmean, CI değerleri ve kritik organlar için (kalp, ip-akciğer, karşı akciğer ve karşı meme Dort, Dmax, (%) (V5, V10, V20, V25 ve V30) dozları incelendi. Araştırma bulgularına göre PTV Dmax değeri en yüksek IMRT'de (56,65) bulunmuştur (p=0,042). Kalp için Dmax en düşük IMRT'de tespit edilmiştir (p=0,001). Akciğer Dmax en düşük IMRT'de (45,48) bulunmuştur (p<0,001). Sol akciğer için Dmax en düşük IMRT 'de (45,529 tespit edilmiştir (p<0,001). Supra, aksilla, sağ akciğer ve karşı memede dozlar arasında istatistiksel anlamlı fark görülmemiştir. Akciğerde V5 en düşük VMAT 'de, V20, V25, V30 ise IMRT 'de anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,01). Kalp dozları V20, V25 ve V30 değerleri IMRT'de tekniğikullanıldığında anlamlı olarak değişiklilik göstermiştir (p<0,001). Bu araştırma sonucunda 20 hasta planında elde edilen istatistiksel anlamlı bulgular ışığında, hedef dokudaki istenilen doz dağılımı ve akciğer, kalp kritik organlarını yüksek doz radyoterapiden korumak açısından IMRT tekniğinin daha olumlu etkileri olduğu önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, FIF, IMRT, VMAT

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonMastektomiMeme+6
Nurgül Gülmez
İstanbul Aydın University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Prostat hastalarının VMAT tekniği ile iki farklı algoritma kullanılarak yapılan tedavi planlarının dozimetrik karşılaştırılması

Bu çalışmada, VMAT tekniği üzerine iki farklı algoritmanın performansının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Karşılaştırma için 20 prostat kanseri hastası seçilmiştir. Tomografi görüntüleri 3 mm'lik dilimlerle(aralıklarla) taranmıştır vehedef hacim (PTV) ve riskli organlarda (OAR) mesane, rektum, sağ-sol femur başları tanımlanmıştır. Tüm tedavi planları için hedef hacimlerin dozları 35 fraksiyonda 70 Gy olarak belirlenmiştir. Varian'da hasta planları, 6 MV enerji, AAA algoritması ve Eclipse Tedavi Planlama Sistemi (TPS) ile çift ark volümetrik ark terapi (VMAT) tekniği kullanılarak hazırlanmış, daha sonra Elekta'da tedavi planlarında aynı hastalar için, 6 MV enerji, Monte Carlo algoritması ve VMAT tekniği kullanılarak Monaco TPS ile tedavi planları yapılmıştır. Her hasta için doz dağılımları elde edilmiş, bu iki farklı algoritma kritik organ doz değerleri, hedef hacim maksimum doz değerleri, PTV'nin homojenite indeks (HI), konformalite indeks (CI) ve monitör ünit (MU) değerleri açısından karşılaştırılmıştır. Planlar hedef hacminin%95'ini kapsayacak şekilde normalize edilmiştir. Varian RapidArc'da CI ve HI değerleri sırasıyla 1.01 ± 0,02 (1), 0,08 ± 0,01 (0,08)'dir. Elekta- VMAT için CI ve HI değerleri sırasıyla 0,96 ± 0,02 (0,95) ve 0,1 ± 0,02 (0,09) olarak bulunmuştur. Sonuç olarak RapidArc CI ve HI değerleri için daha iyi sonuç vermiştir. RapidArc'ın monitördeğerinin 761,35 ± 94,29, Elekta-VMAT'ın monitör değerinden 922,15 ± 93,4 daha düşük olduğu görülmüştür. Mesane ve rektum dozları açısından Electa-VMAT tekniği, RapidArc tekniğinin sonuçlarından daha düşük sonuçlar vermiştir. Her iki makine için PTV Dmax ve mesane%50 hesaplamasında anlamlı fark yoktur (p> 0.05). Kritik organ dozları göz önüne alındığında, Elekta-VMAT tekniği, RapidArctekniğinin değerlerine göre, mesane ve rektum dozları için istatistiksel olarak anlamlı daha düşük değerler vermiştir. Sağ ve sol femurlarda RapidArc tekniği daha iyi sonuçlar vermiştir. RapidArc MU değerleri, Electa-VMAT'ın MU değerlerinden daha düşüktür, bu yüzden RapidArc'ta tedavi süresi daha kısadır. Klinik olarak her makine için VMAT teknikleri, kabul edilebilir planlar üretmede eşit derecede etkilidir. Sonuç olarak, bu iki tekniğin pratikle eşdeğer sonuçlar ürettiği söylenebilir.

Klinik protokollerNeoplazmlarProstat hastalıkları+4
Pınar Boydak
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

IMRT planlarında segment sayısının dozimetrik etkisi

Bu tez çalışmasında 15 farklı türdeki kanser hastası ele alınarak, statik IMRT (step and shoot) tekniğiyle oluşturulan IMRT planlarının doğrulanmasında, segment sayısının hesaplanan ve ölçülen dağılımların karşılaştırılmasına ilişkin değerlendirme sonucuna etkisi araştırılmıştır. Her bir hasta için alan sayıları korunarak yüksek ve düşük segment sayılarında, "step and shoot" tekniğiyle CMS XİO 4.8 tedavi planlama sistemi ile IMRT planı yapılmıştır. Tedavi planlama sisteminde (TPS) Kalite Kontrol (QA) planında oluşturulan 30x30x30 boyutlarındaki sanal fantomdaki bütün alanlar gantri 00 normalize edilerek, kaynak cilt mesafesi (SSD) 95 cm, eşmerkez noktası 5 cm de seçilerek yapılan simülasyonla koronal doz haritaları elde edilmiştir. Sonrasında yapılan 30 IMRT planı için doz dağılımı iki boyutlu (2D) Array fantom kullanılarak simülasyonla aynı şartları sağlayan düzenek (set-up) ile ölçülmüştür. Hesaplanan ve ölçülen akı haritaları, izodozlar arasındaki mesafe uyumu (DTA) 3mm ve Doz Farkı (DD) %3 kriterleri için gama (g) değerlendirmesini geçen nokta sayılarının yüzdesi hesaplanmıştır. Yüksek ve düşük segment sayısına sahip planlarda gamma değerlendirmesini geçen noktaların yüzdeleri karşılaştırılarak sonuçlar değerlendirilmiştir

Gama ışınlarıNeoplazmlarRadyasyon dozajı+4
Adem Özöndel
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bilgisayarlı tomografide kullanılan iterative rekonstrüksiyon yazılımlarının önemi 'paranasal sinüs BT ile waters grafilerinin doz/rezolüsyon karşılaştırılması

Radyasyon terimi madde ve enerjinin uzayda yayılmasını betimlemek için kullanılmaktadır. Radyasyon dokunun çok küçük yapı taşlarına kadar etki eder. İnsanda görülen radyasyon hasarı, atomik seviyede olan etkilere bağlı moleküler yapısının bozulmasından kaynaklanmaktadır. Diagnostikte kullanılan cihazların yaymış olduğu x-ışınlarının biyolojik etkilerini görüntü kalitesini bozmadan en aza indirmek için çalışmalar yapılmaktadır. Radyasyona maruz kalmanın azaltılmasını ve görüntü kalitesinin optimize edilmesini sağlamak için BT ile ilgili radyasyon dozları izlenmeli ve kontrol edilmelidir. Bilgisayarlı tomografi, tanısal görüntülemede doz miktarını azaltmak ve çözünürlüğü arttırmak için bazı yazılımlar gerektirir. 'SAFİRE' (Sinogram Onaylı Yinelemeli Yeniden Yapılandırma) bu yazılımlardan biridir. Sinyal/gürültü oranını artırarak daha düşük radyasyon dozunda daha iyi görüntü kalitesi sağlayan bir yöntemdir. Ancak, bu parametre son nesil cihazlarda kullanılır ve farklı şirketlerin farklı sürümlerinde bulunur. Bu yazılım, çözünürlük endişesi olmadan düşük dozlarda en iyi görüntülemeye dayanmaktadır.Yapılan çalışmalar sayesinde konvansiyonel görüntüleme yöntemleri yerini 3-boyutlu görüntüleme yöntemlerine bırakmaktadır. Bu tez kapsamında paranasal sinüs tomografisi ve Water's grafinin doz ölçümleri yapılmıştır. Belirlenen protokoller kullanılarak elde edilen sinüs dozları ve görüntü üzerindeki gürültü miktarları ile hastanenin kullandığı standart protokoller sonucunda elde edilen sinüs dozları ile elde edilen kesitler üzerinden hesaplanan gürültü miktarları karşılaştırılmıştır.

RadyasyonRadyasyon dozajıRadyasyon etkileri+2
İbrahim Yüksel
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Spatial distribution and mapping of soil organic carbon in Amedyia region of Iraq

Soil is the largest carbon pool in terrestrial ecosystems, and organic carbon has been commonly adopted as an indicator of land degradation due to the significant role in regulating the physical, chemical and biological properties of soils. This study was carried out to model soil carbon content (SOC) with ordinary kriging (OK), Gradient Boosting Decision Trees (GBDT) and GBDT-OK hybrid approaches in Amediya region (20.06 km2) of northern Iraq. The covariates of GBDT model were the radiometric indices obtained from Landsat 8 (OLI) and Landsat 9 (OLI-2) optical satellite images, and the dependent variable was organic carbon content of 80 soil samples collected from the corners of 500 x 500 m grids in the study area. The k-fold cross validation loss was reduced from 0.385 to 0.257 by optimization of hyperparameters in the high variation dataset and limited observation points using the GBDT model. In addition, root mean square error (RMSE), mean absolute error (MAE) and R2, error metrics, improved from 0.394 to 0.229, from 0.173 to 0.132, and from 0.209 to 0.654, respectively with the optimization of hyperparameters. The improvement in RMSE value with the GBDT-OK hybrid model approach compared to GBDT and ordinary kriging were 32.75 and 68.96. The importance levels of the covariates in the GBDT estimation model were also determined. The covariates used in the SOC estimation model were ranked from the most important to the least important as NDVI > SAVI > EVI > MSAVI > NDSI > SRCI > GSI > BI, respectively. The results showed that the tree-based hybrid model approach is highly powerful for spatial estimation of SOC content in datasets with a small number of sample points. In addition, the study also revealed that selection of radiometric indices used as covariates should be determined considering the climate and vegetation density of the study area to increase the success of the estimation.

Gradient boosting algorithmDecision treeRadiometry+1
Amjed Mohammed Ismael
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Doğal bor mineralleri kullanarak radyasyon dozimetresi geliştirilmesi

Bu tez çalışmasında; iyonlaştırıcı radyasyonun bulunduğu bölgelerde yaşayan ve/veya çalışan farklı sektördeki insanların soğurdukları radyasyon dozunun belirlenebilmesi için, doğal bor minerallerinden radyasyon dozimetresi olarak geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada Balıkesir'de Bigadiç bölgelerinden farklı bölgelerinden temin edilen doğal bor minerallerinden Kolemanit-1, Kolemanit-2, İnyoit ve Üleksit kullanılmıştır. Kayaç olarak temin edilen minerallerin yapı analizi X-Işını Difraksiyon Yöntemi (XRD) ve Taramalı Elektron Mikroskop (SEM) ve Enerji Dağılımlı X-Işını Spektroskopisi (EDX) analizi ile gerçekleştirilmiştir. XRD sonuçlarına göre, doğal bor minerali Kolemanit-1 ve Kolemanit-2 monoklinik yapıda olup, kristalit boyutları sırasıyla 39,45 nm ve 39,36 nm'dir. Doğal bor minerali Üleksit triklinik yapıdadır ve kristalit boyutu 41,26 nm'dir. Doğal bor minerali İnyoit ise monoklinik yapıda olup kristalit boyutu 39,37 nm'dir. Yapı morfolojisi için SEM analizi, elementel analiz için de EDX analizi gerçekleştirilmiştir. Elementel analiz sonucunda, doğal bor minerali Kolemanit örneğinin yapısında B,O,Sr,Ca elementleri, doğal bor minerali Üleksit örneğinin yapısında C,O,Na,Ca elementleri, doğal bor minerali İnyoit örneğinin yapısında ise O,Ca elementleri tespit edilmiştir. Tez süresince çalışılan doğal Bor mineralleri farklı ışınlama kaynakları ile cGy (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 cGy), Gy (6,9) ve kGy (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 kGy) mertebelerinde ışınlanmıştır. Bu ışınlama çalışmalarına ek olarak örneklerin UV ışınlama çalışmaları da gerçekleşmiştir. Geliştirilmesi amaçlanan radyasyon dozimetresi malzemesinin incelenmesi, ağırlıklı olarak Elektron Spin Rezonans (ESR) Spektroskopisi ile yapılmıştır. ESR için optimum deney şartlarının belirlenmesi için mikrodalga gücü ve modülasyon genliği çalışmaları yürütülmüş ve optimum mikrodalga gücü 1 mW ve optimum modülasyon genliği 1 G olarak belirlenmiştir. ESR spektroskopisinde önemli bir spektral parametre olan spektroskopik yarılma çarpanı g-değeri; doğal bor minerali Kolemanit-1 ve Kolemanit-2 örneği için sırasıyla 2,0021 ve 2,0011 olarak belirlenmiştir. Doğal bor minerali Üleksit örneği için g-değeri 2,0016 ve İnyoit için ise 2,0009'dur. Tepeden tepeye çizgi genişliği ∆Hpp değeri ise Kolemanit-1 için 4,56 G, Kolemanit-2 için 7,10 G, Üleksit için 6,55 G ve İnyoit için 6,32 G'dir. Tez kapsamında incelenen doğal Bor minerallerinin doza bağımlılıklarının cGy ve Gy ışınlamaları için çok düşük olduğu, kGy mertebesindeki ışınlamalar için ise tüm örnekler için ESR sinyal şiddet değerlerinde artış olduğu görülmüştür. İncelenen numuneler arasında doz- cevap bulguları en yüksek olan numune Kolemanit-1 ve Kolemanit-2 olarak belirlenmiştir. Bununla beraber ışınlanan örneklerinin ESR sonuçları detaylandırıldığında, ışınlanan örneklerin bazı radyasyona hassas ve kararlı rezonans piklerinin dozimetrik amaçlı kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda ışınlanan doğal Bor minerallerinden oluşturulan doz-cevap eğrileri ve zaman incelemesi çalışmaları irdelendiğinde; Kolemanit-1 ve Kolemanit-2 örnekleri için sırasıyla 2 nolu ve 4 nolu rezonans piklerinin radyasyona duyarlı olmaları ve daha kararlı olmaları (zamana bağlı sönüm oranında azalma Kolemanit-1'de %40, Kolemanit-2'de %20) nedenleri ile doz ölçümlerinde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Üleksit ve İnyoit için ise, sırasıyla 7 nolu ve 8 nolu rezonans piklerinin toplamının (orta pik) dozimetrik özelliğinin fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. UV ışınlamanın etkisi ile ışınlanmış ve ışınlanmamış Kolemanit-1 ve Kolemanit-2'de spektrumdaki pik şiddetlerinde anlamlı bir fark olmamıştır, Üleksit ve İnyoit'de spektrumdaki mangan pik şiddetlerinde artış olmuştur. Tez kapsamında; incelenen örneklerin dozimetrik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla kullanılan ESR ölçümlerine tamamlayıcı bilgiler verebilmesi amacıyla Termolüminesans (TL) çalışmaları da cGy, Gy ve kGy mertebelerinde ışınlanan örnekler için yürütülmüştür. Gerçekleştirilen TL çalışmaları, ışınlanmış ve ışınlanmamış doğal Bor minerallerinde anlamlı bir farkın olmadığını göstermiştir.

BorElektron spin rezonansKolemanit+4
Elif Baştuğ Bademci
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fare melanom tümör modelinde radyoterapide kullanılan farklı doz hızlarının tümör mikroçevresi üzerine etkileri

Radyoterapide (RT) doz hızı hücre sağ kalımını etkileyen önemli bir değişkendir. Doz hızının, tümör hücreleri üzerine etkileri iyi tanımlanmış olsa da kanser prognozu, rekürrensi ve tedavi yanıtında önemli olan tümör mikroçevresi (TMÇ) üzerine etkileri bilinmemektedir. Bu çalışmada, eksternal RT uygulamalarında sık kullanılan 3 farklı doz hızının TMÇ üzerine etkileri araştırmak amacı ile sinjenik tümör modeli oluşturuldu. Bu modeli oluşturmak için 54 adet 6-8 haftalık C57BL/6 fare ve B16-F10 hücre dizisi kullanıldı. Farelerin flankına ekilen tümör günlük olarak takip edildi. En az 0,5 cm çapa gelen tümörlere 2 farklı dozda (2 ve 10 Gy) ve 3 farklı doz hızında (1 Gy/dk, 6 Gy/dk, 14 Gy/dk) RT uygulandı. RT sonrası 7. günde farelerin kanları ve tümör dokuları hasat edildi. Tek hücre jel elektroforezi ile kan mononükleer hücrelerinde DNA kırığı miktarı ölçüldü, tümör dokusunda ise TMÇ histomorfolojik özellikleri incelendi. Yüksek doz RT alan kolda, daha küçük tümör boyutu (p<0.01), TMÇ'de kanser hücrelerinde azalmış mitoz (p=0.01) ve artmış pleomorfizm (p<0.01) gözlendi. Yüksek ve düşük doz alan kollardaki DNA hasar miktarı benzerdi (p=0.65). Her bir doz için, 3 farklı doz hızında tümör boyutu, DNA kırık miktarı ve TMÇ histomorfolojik özellikleri arasında fark bulunmadı. Bu çalışma ile malign melanom tümör modelinde, klinikte kullanılan farklı doz hızlarının TMÇ'de farklı etkiye sebep olmadığı gösterildi.

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonFarelerHayvan deneyleri+5
Melek Tuğçe Yılmaz Aslan
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tüm beden ışınlamalarında farklı tedavi planlama tekniklerinin dozimetrik olarak karşılaştırılması

Radyoterapide Tüm Beden Işınlaması (TBI)'nın amacı kemik iliği transplantasyonu öncesi hastanın bağışıklık sistemini baskılayarak kemik iliği nakline hazır hale getirmek ve antitümöral etki sağlamaktır. Bu süreçte hazırlık rejimi olarak kemoterapiye TBI eklenmesi tedavi başarısını artırmaktadır. Bu çalışmada standart bir lineer hızlandırıcı odasında uygulanabilecek üç farklı TBI tekniği Rando fantom üzerinde dozimetrik olarak karşılaştırılmıştır. Belirlenen teknikler Genişletilmiş Kaynak Yüzey Mesafesi (Source to Surface Distance, SSD) Alan-içi-Alan (I), Genişletilmiş SSD Hacimsel Ayarlı Ark Terapisi (Volumetric Modulated Arc Therapy, VMAT) (II) ve Standart SSD VMAT (III) teknikleridir. Bu üç tekniğin seçilmesindeki amaç, hasta bazlı doz modülasyon eklentilerinin kullanılmaması, böylelikle hata riskinin, iş yükünün ve setup zamanının azaltılmasıdır. Belirlenen teknikler için yüzde derin doz ve doz profili ölçümleri tedavi şartlarında alınmıştır. Tedavi planları oluşturulduktan sonra doz homojenitesi ve kritik organ dozları radyokromik filmler ve optik uyarmalı lüminesans dozimetriler (OSLD) ile Rando fantom üzerinde doğrulanmıştır. Üç farklı teknikle hazırlanan planların tedavi dozu 12 Gy'dir. Teknik I ve II'de ortalama akciğer dozu 8.5 Gy; Teknik III'te ise 7 Gy'dir. Radyokromik filmler gama analizi (%5/5 mm) ile değerlendirilmiş ve Teknik I, II ve III için sırası ile %90, %87 ve %94 olarak bulunmuştur. OSLD'lerde ise ölçümler ile TPS hesaplamaları arasındaki fark değerlendirilmiştir. Teknik I ve II'de bu fark ± %5; Teknik III'te ise ± %3 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak her üç tedavi planlama tekniği de klinikte uygulanabilecek seviyededir. Standart SSD VMAT tekniği akciğeri daha iyi koruyabilmektedir.

LenfomaRadyometriRadyoterapi+1
Mert Cananoğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hacimsel yoğunluk ayarlı/yoğunluk ayarlı radyoterapi cihazının mekanik ve dozimetrik kontrollerinin ARCCHECK ile yapılabilirliğinin incelenmesi

Bu çalışma Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda bulunan YART(Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi), HYART(HacimselYoğunluk Ayarlı Radyoterapi)ve SBRT(Stereotaktik VücutRadyoterapisi) yapma özelliği olan Varian TrilogyiX 120 –ÇYAŞ doğrusal hızlandırıcı tedavicihazında yapılmıştır.Etkintedavinin temellerinden biri olan demet kalite kontrol testleri,doğrusal hızlandırıcının mekanik kontrollerinin doğru ve düzenli bir şekilde yapılmaması;tümör kontrol olasılığının düşmesine vehedefe yakın organların daha yüksek doz almalarına sebebiyet verebilmektedir. Bu yüzden ülke-mizde ve uluslararası protokoller doğrultusunda gerekli görülen kalite kontrol testleri zorunlu tutulmuştur. Çalışmamızda bu testlerin birçoğunu başka dozimetrik ekip-manlara ihtiyaç duyulmadan hem YART/HYART hasta tedavi kalite güvenirlik test-lerini yapmak hem demekanik ve dozimetrik kontrolleri de tek bir dozimetrik ekip-manla yapmaktır. Bu çalışmada daArcCHECK®, farklı model ve tipte dozimetrik ekipmanlarla(Su Fantomu, Gafkromik Film) dozimetrik ve mekanik yönden karşılaştırılmıştırve bu ölçümlerin birçoğunun ArcCHECK® ile alınabilirliği ince-lenmiştir.Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre ArcCHECK® dozimetrik ekipmanı ile doğrusal hızlandırıcı cihazlara ait mekanik kontrollerin yapılabilirliği tespit edil-miştir. ArcCHECK® dozimetrik ekipmanı ile eşmerkez kontrolü, gantri açı kontrolü, enerji profil kontrolü ve ÇYAŞ/JAW kontrolleri yapılmıştır.Aynı ölçümler su fantomu ve gafkromik film ile de alınmıştır. Zaman, tekrarlanabilirlik ve hassasiyet açısından ArcCHECK® dozimetrik ekipmanındiğer ölçüm yöntemlerine göre üstün olduğugörülmüştür. AncakÇYAŞ/JAW pozisyon doğruluğu açısından tek bir ÇYAŞ'e ait veri elde edilememesi yönü ile yetersiz olduğu görülmüştür.Bulgularımız ArcCHECK®'inhasta yoğunluğu fazla olan kliniklerde mekanik ve dozimetrik kalite güvenirlik testlerinde kullanılabileceğini göstermiştir

RadyometriRadyoterapiRadyoterapi-yoğunluk ayarlı+1
Mehmet Eren
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akut lenfoblastik lösemili (ALL) 5 yaşından küçük çocuk hastalarda kranial ışınlamalarda hedef hacmin (beyin dokusunun) aldığı dozun farklı tedavi planlama teknikleriyle karşılaştırılması

ALL, hem çocukları hem de yetişkinleri etkileyen, lenfoid progenitör hücrelerin malign bir hastalığıdır. ALL, çocukluk çağı kanserleri içinde en sık görülenidir ve tüm çocukluk çağı kanserlerinin %30'unu oluşturur. ALL tedavisinin 4 temel dönemi vardır: Remisyon sağlanması, Pekiştirme tedavisi, Santral Sinir Sistemi (SSS) koruyucu veya tedavi edici, İdame tedavisi. Kranial radyoterapi, ALL tedavisinde SSS profilaksisi ve tedavisinde kullanılan önemli bir tedavi yöntemidir. Kranial radyoterapide hedef, tüm menenjial yapılara tedavi dozunun tam olarak verilmesi ve lenslerin korunmasıdır. Kranial ışınlama için hedef hacim (beyin dokusu), tüm intrakranial subaraknoid boşluğu, optik sinirleri ve üst servikal omurilik boyunca menenjial uzamayı içerir. Kribriform plate ve temporal fossa dahil, kafatası tabanındaki yeterli marjlar, bu bölgelerdeki meninkslerin optimum tedavisi ve marjinal nüksün önlenmesi için kritik öneme sahiptir. 3BKRT tekniği, ALL hastaları için kranial ışınlamada mevcut standart tedavi tekniğidir. Klinik uygulamalarda konformal yöntemle tüm beyin ışınlamalarında genellikle karşılıklı paralel iki yan saha kullanılmaktadır. 6 MV'lik enerji ile karşılıklı paralel iki yan saha ışınlamalarda 1,5 cm'de Cilt Koruyucu Etki (Skin Sparing Effect) oluşur. 5 yaşından küçük çocuklarda kafa kemiğinin kalınlığı 0,5-1 cm arasındadır. Bu durum, kafa kemiğinin yan tarafları ince olmasından dolayı çocuk hastalarda kranyum ışınlamalarda menenjial alanda düşük doz bölgesi oluşmasına neden olur. Ayrıca menenjial alanın aldığı doz skalp (saçlı deri) dozunu da doğrudan etkilemektedir. Bu çalışmada ALL tanılı 5 yaşından küçük daha önce 3BKRT planları yapılıp tedaviye alınmış 10 çocuk hasta seçilmiştir. Hastaların mevcut Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntüleri kullanılarak radyasyon onkoloğu tarafından konturlama işlemi yapılmıştır. BT görüntüleri ve konturlar Elekta Precise Plan 2.12 ve Elekta CMS-Monaco v3.2 tedavi planlama sistemine aktarılarak 3BKRT ve VMAT tedavi planları yapılmıştır. VMAT tedavi tekniği ile tam ark kullanarak benzer bir plan hazırlanıp bu bölgeyi korumadan düşük doz bölgesinin tam doz alması amaçlandı. Hedef hacime öngörülen tedavi dozunu verirken riskli organların limit dozları göz önünde bulundurularak mümkün olan en düşük doz verilmeye çalışıldı. Tüm hastalara 8 fraksiyonda 12 Gy verilecek şekilde her iki tedavi planı yeniden tasarlanmıştır. 3BKRT ve VMAT tedavi teknikleri hedef hacimler ve riskli organların aldığı dozlar açısından karşılaştırılmıştır. Planlanan Hedef Hacim (Planning Target Volüm-PTV) ve beynin D_(%2), D_(%98), D_ort Gy cinsinden dozları ve planlanan dozun %107'sini (V_(%107)) alan yüzdelik hacim değeri 3BKRT ve VMAT tedavi teknikleri için karşılaştırılmıştır. Ayrıca; PTV'nin Gy cinsinden tedavi dozunun %2'sini (D_(%2)), %98'ini (D_(%98)) ve %50'sini (D_(%50)) alan doz değerleri kullanılarak Homojenite İndeksi (Homogenity Index-HI) ve Uygunluk Sayısı (Conformity Number-CN) değeri 3BKRT ve VMAT için karşılaştırılmıştır. Bir diğer hedef hacim olan Kribriform plate için ise D_ort, D_maks Gy cinsinden dozları ve tedavi dozunun %95'ini (V_(%95)) alan yüzdelik hacim değeri 3BKRT ve VMAT teknikleri için karşılaştırılmıştır. Doz volüm histogramlarından (DVH) yararlanılarak riskli organların aldığı D_maks, D_min, D_ort, D_(%2) ve D_(%98) doz değerleri her iki tedavi tekniği için karşılaştırıldı.Hedef hacimlerin (PTV, Beyin ve Kribriform Plate), Risk Altındaki Organların (Organs at Risk-OAR) ve HI-CN' nin almış olduğu; minimum, maksimum ve ortalama doz ve hacim değerleri her iki tedavi tekniği arasında karşılaştırılmıştır.Tekniklerin avantaj ve dezavantajları istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. PTV'nin maksimum doz (D_(%2 )) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. PTV'nin minimum doz (D_(%98)) ortalaması değerlerinde 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,007), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. PTV'nin ortalama dozları (D_(ort )) açısından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,799). PTV'nin, tedavi dozunun %107'sini aldığı yüzdelik hacim (V_(%107)) ortalamaları açısından 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,028), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı olduğu saptanmıştır. Tedavi dozunun PTV'yi ne kadar homojen sardığını değerlendirmek için bakılan HI değerleri için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark saptanmış (p=0,005) ve VMAT tedavi tekniğiyle elde edilen HI değerleri 0'a daha yakın olduğu için VMAT tekniği, 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Aynı şekilde CN değerleri açısından 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniğiyle elde edilen CN değeri 1'e daha yakın olduğu için VMAT tekniği, 3BKRT tekniğine kıyasla daha avantajlıdır. Beyin maksimum doz (D_(%2 )) ortalaması için 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,028) ve elde edilen sonuçlara göre VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine göre daha üstün çıkmıştır. Beynin minimum doz (D_(%98)) ortalamarı değerlendirildiğinde 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Beynin ortalama dozları 〖(D〗_(ort )) için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p=0,646). Beynin, tedavi dozunun %107'sini aldığı yüzdelik hacim (V_(%107)) ortalamaları açısından 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmuş olup (p=0,028), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı olduğu görülmüştür. Kribriform plate'in maksimum doz (D_(%2 )) ortalaması için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Kribriform plate'in ortalama dozları 〖(D〗_(ort )) açısından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark yoktur (p=0,126). Kribriform plate'in, tedavi dozunun %95'ini aldığı yüzdelik hacim (V_(%95)) ortalamaları bakımından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=1,000). Skalp'in maksimum doz (D_(%2 )) ortalaması için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark saptanmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Skalp'in ortalama dozları 〖(D〗_(ort )) değerlendirildiğinde 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,415). Skalp'in aldığı düşük dozlar (D_(%98)) açısından VMAT ve 3BKRT tedavi teknikleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,508). Kiazma'nın maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmekle birlikte (p=0,007), kiazmanın aldığı maksimum dozlar açısından 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Sağ göz maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Aynı şekilde sol göz maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Sağ gözün ortalama dozu 〖(D〗_(ort )) için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmekle birlikte (p=0,037), 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Benzer şekilde sol göz ortalama dozu 〖(D〗_(ort )) için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmüş (p=0,005) ve 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Sağ lens ve sol lens maksimum doz (Dmaks) ortalamaları açısından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır (sırasıyla p=0,646, p=0,114). Sağ optik sinir ve sol optik sinir maksimum doz (Dmaks) ortalamaları açısından değerlendirildiğinde 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (sırasıyla p=0,646, p=0,959). Beyin Sapı maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmekle birlikte (p=0,008), 3BKRT tedavi tekniği beyin sapının aldığı maksimum dozlar açısından VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Bu çalışma sonucunda, VMAT tedavi tekniğinin hedef hacimlerin doz homojenliği ve PTV kapsamı açısından daha iyi sonuç verirken kritik organların genelinde 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha yüksek dozların elde edildiği görülmüştür. Lens radyasyona çok duyarlı bir doku olduğu için tedavi sırasında blok ya da ÇYK'ler hatta mümkünse ikisi birlikte kullanılarak korunması sağlanmalıdır. 3BKRT tekniğinde lens için koruma blokları kullanılan tedavi planlarında, lensler VMAT tekniğine kıyasla daha düşük dozlar almıştır. ALL'nin kranial radyoterapisi için planlama tekniği belirlenirken hedef hacim kapsamı ve riskli organların tolerans dozları göz önünde bulundurulduğunda hasta yaşı ve durumuna bağlı olarak radyasyon onkoloğu ile fizikçinin görüş birliğine göre kranial radyoterapide mevcut standart tedavi tekniği olarak kullanılan 3BKRT tekniğine alternatif olarak VMAT tekniğinin uygulanabilir olduğu gösterilmiştir.

BeyinDoz-cevap ilişkisi-radyasyonKraniyal ışınlama+7
Ceren Gençalioğlu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mediastinal hodgkin lenfoma tanılı hastalarda farklı tedavi planlama tekniklerinin dozimetrik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; Mediastinal Hodgkin Lenfoma tedavisinde kullanılan 3BKRT ve VMAT tedavi planlama tekniklerinin, hedef yapıyı sarması ve kritik organ dozlarının incelenmesi yanı sıra bu tedavi tekniklerinin uygulanabilirliği açısından karşılaştırılmasıdır. Lenfomalar, lenfositler olarak adlandırılan beyaz kan hücrelerinde başlayan kanserlerdir. Lenfomalar, Hodgkin Lenfoma (HL) ve Non-Hodgkin Lenfoma (NHL) olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Lenfomanın türüne, aşamasına ve diğer faktörlere bağlı olarak lenfomalı hastalar için tedavi seçenekleri kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi, yüksek doz kemoterapi ve kök hücre nakli şeklindedir.Hodgkin lenfoma için ana tedavi yöntemi, kemoterapi ve radyoterapidir. Belirli durumlara bağlı olarak bu tedavilerden birisi veya ikisi birlikte kullanılabilir. Mediastinal Hodgkin Lenfoma, Lenfoma kanseri içerisinde görünen bir kanser türü olup radyasyon tedavisi (radyoterapi) bu hastalıkların tedavisinde önemli bir yer tutmaktadır. Gelişen teknoloji ile birlikte 3BKRT tekniğinin yanı sıra yeni tedavi planlama tekniklerinden Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (YART)'de sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmamızda Mediastinal Hodgkin Lenfoma tanısı konan 10 hastanın 3BKRT ve VMAT tedavi planları oluşturulmuştur. 3BKRT 6-15 MV foton enerjisi ile on arka ışınlamadan oluşurken, VMAT planları kollar tedavi alnına girmeyecek şekilde 6 MV foton enerjisi ile 3 parsiyal ark ışınlamasından oluşmuştur. Tedavi dozları her iki teknikte de aynı olup,günlük fraksiyon başına 1.8 Gy'den 30.6 Gy olarak tanımlanmıştır. Bu iki teknik kıyaslandığında, VMAT tekniğinin homojenite indeks ve konformite indeks açısından 3BKRT tekniğine göre daha avantajlı olduğu görülmüştür.Kritik organların aldığı dozlar incelendiğinde 3BKRT tekniğinin, Akciğer; V5 (p=0,005), V10 (p=0,007), V15 (p=0,047), Dmean (p=0,037) değerleri ve sağ meme V5 (p=0,012), V10 (p=0,018), Dmean (p=0,018) değerlerinin VMAT tekniğine kıyasla istatistiksel olarak daha avantajlı olduğu bulunmuştur. VMAT tekniğinin ise Akciğer V20 (0,009), V25 (p=0,005) ve V30 (p=0,005) değerleri, Kalp V10 (p=0,028), V15 (p=0,005), V20 (p=0,005), V25 (p=0,005), V30 (p=0,011) ve Dmean (p=0,008) değerleri, Spinal kord V20 (p=0,013), V25 (p=0,005), V30 (p=0,005), Dmean (p=0,007) ve Dmax (p=0,005) değerleri, sol meme V20 (p=0,018), V25 (p=0,018) ve V30 (p=0,027) değerleri, Özofagus Dmean (p=0,013) değeri açısından 3BKRT tekniğine göre istatistiksel olarak daha avantajlı olduğu bulunmuştur. Kalp ve spinal kord V5 (p=0,333 ve p=0,093) hacim değerleri, sağ meme V15 (p=0,08), V20 (p=0,066), V25 (p=0,068), V30 (p=0,068) hacim değerleri ve sol meme V5 (p=0,123), V10 (p=1), V15 (p=0,397) ve Dmean (p=0,735) değerleri için ise her iki teknik arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. PTV dışı dokuların aldığı dozlara benzer şekilde (10 Gy ve 20 Gy) genel olarak düşük dozlarda 3BKRT tekniği avantajlı iken doz yükseldikçe VMAT tekniğinin daha avantajlı olduğu görülmüştür. Çalışmanın sonucunda 3BKRT ve VMAT teknikleri arasında hedef sarması açısından VMAT lehine istatiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüş buna ek olarak kritik organ doz limitleri incelendiğinde VMAT tekniğinin 3BKRT tekniğine kıyasla daha avantajlı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Lenfoma; Radyoterapi; 3BKRT; VMAT

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonHodgkin hastalığıLenfoma+3
Ruhi Ersen Bircan
Ege University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Graves oftalmopatisi'nde farklı radyoterapi tekniklerinin dozimetrik karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı; Graves Oftalmopatisi'nin tedavisinde Volumetrik Ayarlı Ark Terapi (VMAT) ve Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (YART) gibi ileri radyoterapi tekniklerinin, geleneksel Üç Boyutlu Konformal Radyoterapi (3BKRT) tekniğiyle dozimetrik açıdan karşılaştırılmasıdır. Graves Oftalmopatisi tanılı 16 hasta için 3BKRT, YART ve VMAT tedavi planları yapılmıştır. Çalışmada, daha önce 3BKRT planları yapılıp tedaviye alınmış hastalar seçilmiştir. Hastaların Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntüleri Monaco tedavi planlama sistemine aktarılmış, YART ve VMAT planları yapılmıştır. Tüm hastalara iki hafta süresince 10 fraksiyonda 20 Gy verilecek şekilde üç farklı tedavi planı tasarlanmıştır. Konformite İndeksi (Conformity Index - CI), Homojenite İndeksi (HI), planlanan hedef hacmin (Planning Target Volume - PTV) ve risk altındaki organların (Organs At Risk - OAR) almış olduğu D05 (hacmin %5'inin almış olduğu doz), D01 (hacmin %1'inin almış olduğu doz), minimum, maksimum ve ortalama dozu ile tedavi süreleri üç farklı teknik arasında karşılaştırılmıştır. Tekniklerin avantaj ve dezavantajları istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. 3BKRT, YART ve VMAT tedavi planlama teknikleri karşılaştırıldığında, hedef hacim açısından en önemli kriterlerinden konformite indeks ve homojenite indeks değerleri en iyi VMAT planlarında elde edilmiştir (p<0.001). YART tekniğindeki değerlerin ise 3BKRT tekniğindekine göre daha iyi olduğu görülmüştür (CI için p=0.000, HI için p=0.005). Monitor Unit (MU) değerleri açısından 3BKRT ile YART ve VMAT arasında 3BKRT lehine istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). YART ile VMAT arasında ise YART lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmiştir (p=0.003). Lens dozlarına bakıldığında, maksimum doz değerleri tüm teknikler için sınırın altındadır ve yapılan planlar arasında sadece sağ lenste YART ile VMAT planları arasında VMAT lehine anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.009). Ortalama doza bakıldığında ise 3BKRT tekniği hem YART tekniğine (p=0.003) hem de VMAT'a (p=0.002) üstünlük sağlamıştır. VMAT ile YART planları arasında ise anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Optik sinirler, lakrimal bezler ve retinalar için maksimum dozlara bakıldığı zaman, lakrimal bezlerde 3BKRT tekniği lehine anlamlı farklar bulunmuştur (p<0.023); optik sinirler açısından 3BKRT ile VMAT arasında 3BKRT lehine anlamlı fark saptanırken (p<0.017), iki teknik de YART tekniğinden daha düşük dozlara sahiptir (p<0.002). Retina için yine maksimum dozlara bakıldığında YART ile VMAT arasında anlamlı bir fark bulunmazken, 3BKRT tekniği kullanılarak diğer iki tekniğe göre daha güzel sonuçlara ulaşılmıştır (p<0.023). Gözler ve kiazma için ise ortalama dozlara bakıldığında 3BKRT tekniği açık ara avantajlı olan tekniktir (p<0.013). VMAT planlarının da YART planlarına göre daha avantajlı olduğu belirlenmiştir (p<0.041). Çalışmanın sonucu olarak, YART ve VMAT tekniklerinin, 3BKRT'ye alternatif olarak uygulanabilir olduğu gösterilmiştir.

Graves hastalığıRadyasyon onkolojisiRadyometri+3
Ediz Akar
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Küçük alanlarda farklı foton enerjilerine ait output faktörlerinin çeşitli dedektörler kullanılarak karşılaştırılması

Yoğunluk ayarlı radyoterapi ve stereotaktik tedavi teknikleri gibi gelişmiş radyoterapi uygulamalarında sıklıkla kullanılan küçük radyasyon alanları, genel olarak 4 cm × 4 cm'den küçük boyutlu alanlar olarak kabul edilir. Küçük alanların dozimetrisi; lateral elektronik denge kaybı, dik doz değişimleri ve hacim ortalama etkisi gibi nedenlerden dolayı büyük alanlarınkine göre daha hassas ve karmaşıktır. Bunlardan lateral elektronik denge kaybı ve dik doz değişimleri ışınla ilgili problemlerdir; hacim ortalama etkisi ise dedektörle ilgilidir. Bu çalışmanın amacı, klinikte mevcut bazı dedektörler kullanılarak küçük alanlarda output ölçümleri için bu dedektörlerden hangilerinin daha uygun olduğunu belirlemektir. Çalışmada TLD ve farklı hacimlerde beş adet iyon odası kullanılmış olup, referans derinlikte (d=10 cm) ve farklı alan boyutları için 6 MV ve 18 MV foton enerjilerinde output ölçümleri alınmıştır. Bu ölçümlerden elde edilen veriler 10 cm × 10 cm referans alan boyutunun output değerine normalize edilerek output faktörü (OF) değerleri bulunmuştur. Output faktörlerinin istatistiksel analizi SPSS programında, Friedman testi uygulanarak yapılmıştır. Her iki enerji için dedektörleri 6'lı ve 4'lü gruplar halinde karşılaştırdığımızda çok küçük ve konvansiyonel küçük alanların OF değerleri arasında anlamlı farkın olduğu saptanmıştır. Büyük alanlarda (≥4×4 cm2) dedektörlere ait OF değerlerinin standart sapması 6 MV için %3'ten küçük, 18 MV için de %2'den küçüktür. Alan boyutu küçüldükçe (<4×4 cm2) dedektörlerin OF değerleri arasındaki fark giderek artmaktadır. Özellikle çok küçük alanlarda (≤1,5×1,5 cm2) standart sapmalar 6 MV için %10'a, 18 MV için %9'a kadar artmıştır. Mini dedektörler (CC01 ve CC04) mikro dedektörlere (TLD) göre daha büyük hacimli olmasına rağmen hava eşdeğeri yoğunlukta duvar materyaline sahip oldukları için çok küçük alanlardaki OF değerleri her iki enerjide de daha büyüktür. Böylece küçük alan OF ölçümleri için kullanılacak en ideal dedektörün "en küçük hacimli" dedektör olduğunun söylenemeyeceği ve dedektör seçiminde dedektörlerin etkin ölçüm hacminin yanı sıra yapı materyalinin özelliklerinin de göz önünde bulundurulmasının gerekli olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Radyasyon Dedektörleri; Küçük Alan Dozimetrisi; Output Faktörü

DedektörlerFotonRadyasyon+5
Serdinç Ayan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yumuşak doku sarkomlarında 3 boyutlu konformal radyoterapi planlaması ile yoğunluk ayarlı radyoterapi YART) ve hacimsel ayarlı ark tedavi planlamalarının dozimetrik olarak karşılaştırılmaları

Bu tez çalışması yumuşak doku sarkomu tanılı hastalara klinik rutin de uygulanan üç boyutlu konformal radyoterapi tekniği yerine, sabit gantri açılı radyoterapi (YART) ve volumetrik (hacimsel) ayarlı ark (VMAT) tedavi tekniklerinin uygulanabilirliği, risk altındaki organ ve normal dokuların bu yöntemlerle korunabilir olup olmadığı açısından incelenmesi için yapılmıştır. Yumuşak doku sarkomlarında tedavi tek başına cerrahi ve radyoterapi veya kemoterapi kombine şeklinde uygulanabilir. Sarkomların radyodirençli tümörler olması nedeni ile radyoterapi de etkin yüksek dozlara çıkıldığı için tedavi sonrası hasta yaşam standartlarını olumsuz etkileyecek ya da ikincil hastalıklar doğurabilecek durumlar oluşabilir. Genellikle ekstremite yerleşimli olan yumuşak doku sarkomlarında ekstremite koruyucu cerrahi tedavilere zemin hazırlayabilmek için neoadjuvan radyoterapi tercih edilmektedir. Gelişen teknolojinin hızla yayılması radyoterapi planlamasını da etkilemiştir. Üç boyutlu konformal (3BKRT) tedaviye göre daha hızlı ve kolay olması, ayrıca çok alan (5-9) kullanarak daha iyi homojenite ve konformite sağlaması dolayısıyla yoğunluk ayarlı tedavi yöntemlerini bir adım öne çıkarmıştır. Çalışmamızda ön arka karşılıklı 6 megavolt foton enerjileri kullandığımız konformal planlar ile yine 6 megavolt foton enerjili 7 alanlı yoğunluk ayarlı radyoterapi tekniği ve 2 parsiyel arkdan oluşan hacimsel ark tedavi teknikleri 10 hasta için neoadjuvan radyoterapi planlanmıştır. Hastalara günlük 2 gray dozdan 25 fraksiyon da toplam 50 gray doz verilmiştir. Üç tekniğin normalize edilmiş verileri karşılaştırıldığında klinik hedef volüm (CTV)'nin %95'nin aldığı doz (CTV95) açısından teknikler arasında 3BKRT-YART (p=0.285), 3BKRT-VMAT (p=0.333), YART-VMAT (p=0.919) anlamlı fark görülmemiştir, CTVmean dozları için 3BKRT-YART (p=0.575), 3BKRT-VMAT (p=0.285), YART-VMAT (p=0.213) değerleri bulunmuş, aralarında anlamlı fark görülmemiştir. Planlanan hedef volüm (PTV) için homojenite indeks (HI) değerleri 3BKRT-YART (p=0.093), 3BKRT-VMAT (p=0.028), YART-VMAT (p=0.333) şeklinde bulunmuş, sadece 3BKRT ve VMAT teknikleri arasında anlamlı fark görülmüştür VMAT tekniği avantajlı bulunmuştur. Konformite indeks (CI) değerlerinde ise 3BKRT-YART (p=0.005), 3BKRT-VMAT (p=0.005), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. Sağlıklı dokulardan kemik için Dmean değerleri 3BKRT-YART (p=0.646), 3BKRT-VMAT (p=0.169), YART-VMAT (p=0.114) şeklinde bulunmuş ve anlamlı fark gözlenmemiştir. V40 değerleri 3BKRT-YART (p=0.037), 3BKRT-VMAT (p=0.009), YART-VMAT (p=0.007) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. V50 değerleri 3BKRT-YART (p=0.005), 3BKRT-VMAT (p=0.005), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. Cilt dozları değerlendirildiğinde Dmean değerleri 3BKRT-YART (p=0.028), 3BKRT-VMAT (p=0.386), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART, YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. V20 değerleri 3BKRT-YART (p=0.007), 3BKRT-VMAT (p=0.093), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, YART>3BKRT, VMAT>YART şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. V30 değerleri 3BKRT-YART (p=0.646), 3BKRT-VMAT (p=0.093), YART-VMAT (p=0.013) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. Çalışmadan elde edilen veriler yoğunluk ayarlı radyoterapi teknikleri açısından hem hedef hacimlerde hem de kritik yapılar üzerinde daha avantajlı sonuçlar vermektedir. Anahtar kelimeler : Yumuşak Doku Sarkomu; 3BKRT; YART; VMAT

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonNeoplazmlarRadyasyon onkolojisi+6
Doğan Temiz
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tüm cilt elektron ışınlamalarında TLD ve diyot dozimetreler kullanılarak yapılan in vivo doz ölçümlerinin insan fantomu üzerinde dozimetrik karşılaştırılması

Tüm cilt elektron ışınlamalarında (TSEI); geniş tedavi yüzeyleri, uzak kaynak cilt mesafeleri (KCM) ve uzun fraksiyonasyon şemaları kullanılmasından dolayı verilen dozun doğruluğu in-vivo dozimetri sistemleri kullanılarak saptanmalıdır. Bu çalışmanın amacı Stanford tekniği kullanarak yapılan TSEI'da TLD ve yarı iletken diyot dedektör in-vivo dozlarının karşılaştırılması ve rutin kullanımlara uygun olan dozimetri sisteminin belirlenmesidir. TLD ve diyot dedektörlerle yapılan doz profil ölçümleriyle Stanford tekniği uygulanmakta olan TSEI'larında 90±19o olan tedavi açısı doğrulanmıştır. TLD kalibrasyonu yapılmıştır. Diyot kalibrasyonu için elde edilen paralel plan iyon odası doz okumalarından MU başına cGy değeri hesaplanmıştır. Stanford tekniği kullanılarak her bir alan için 55 MU doz verilmiş ve toplam 12 alan ile tam tedavi uygulanmıştır. İnsan fantomu üzerinde belirlenen 17 farklı cilt noktasında tam tedavi uygulanarak TLD ve diyot detektörle in-vivo doz ölçümleri alınmıştır. Ortalama cilt dozları TLD ve diyot için sırasıyla: 119 ve 118 cGy olarak bulunmuştur. Elde edilen TLD ve diyot in-vivo doz sonuçları biribiriyle karşılaştırılmış ve tedavi dozuna (120 cGy) yakınlıkları kıyaslanmıştır. Her iki dozimetri sistemiyle ölçüm yapılan noktaların aldıkları dozlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda klinik uygulamalarda TSEI tedavilerinde her iki dozimetri sisteminin de kullanılabileceği uygun görülmüştür.

DeriFototerapiLenfoma+6
Elfide Yılmaz
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanseri nedeni ile radyoterapi uygulanan olgularda radyasyona bağlı radyolojik akciğer değişikliklerinin tanımlanması, klinik ve dozimetrik faktörler ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç Meme kanseri nedeni ile radyoterapi (RT) uygulanan olgularda akciğerde oluşan radyasyona bağlı değişikliklerin detaylıca tanımlanarak radyasyon pnömonisi/fibrozisi (RP/F) açısından derecelendirilmesi ve bu bulguların klinik ve tedavi özellikleri ile ilişkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda 2005-2013 yılları arasında meme kanseri nedeni ile RT uygulanan 76 olgu retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Onkolojik tedavileri tamamlandıktan sonra rutin takibe alınan olgular radyasyon pnömonisi (RP) açısından sorgulanmış ve takip döneminde elde olunan toraks bilgisayarlı tomografi (BT)'leri radyasyona bağlı radyolojik akciğer değişiklikleri açısından detaylıca incelenmiştir. Yetmiş altı olguya ait toplam 116 toraks BT'si mediasten penceresinde 350/50 Hounsfiel Unit (HU), parankim penceresinde ise 1200/-600, 800/-800, 1800/-600 HU'ları ile değerlendirilmiştir. Toraks BT'ler detaylıca buzlu cam, septal kalınlaşma, konsolidasyon/yamasal opasite değişikliği/alveoler infiltrasyon, subplevral hava kisti, hava bronkogramı, parankimal bant, traksiyon bronşiektazisi, plevral/subplevral kalınlaşma ve volüm kaybı bulguları açısından incelenmiştir. Radyolojik RP/F meme kanseri tanılı olgularda kullanılabilir bir sistem olan Nishioka sınıflama sistemine göre derecelendirilmiştir. Derece 0, RT alanında anlamlı değişiklik olmaması; Derece 1, RT alanında plevral kalınlaşma; Derece 2, RT alanının <%50'sinde pulmoner değişiklikler (plak benzeri, heterojen dansite gibi) ve Derece 3, RT alanının >%50'sinde pulmoner değişiklikler olarak sınıflandırılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede tanımlayıcı analizler ve bağıntı analizleri IBM SPSS 22.0 programı ile yapılmış ve bağıntı analizleri için Spearman testi kullanılmıştır. Bağıntı katsayısı (rs) -1 ile +1 arasında olup p<0,05 istatistiksel anlamlı değer olarak kabul edilmiştir. Bulgular Ortanca yaşı 53 olan olguların %70'ine modifiye radikal mastektomi operasyonu uygulanmış, %58'i invaziv duktal karsinom histolojisinde, %93'ü evre II-III'dür. RT, tüm olgularda meme/göğüs duvarı ve bölgesel lenfatiklere uygulanmıştır. Ortanca takip süresi 49 ay olan olguların hiçbirinde oksijen veya steroid gerektiren klinik RP gözlenmemiştir. Toraks BT değerlendirmelerinde, tüm zaman aralıklarında en sık görülen radyolojik bulgu buzlu cam olup bunu plevral/subplevral kalınlaşma ve septal kalınlaşma takip etmektedir. Tek değişkenli analizde; RT sonrası 1-6 aylık dönemdeki toraks BT değerlendirmelerinde 53 yaşından büyük veya aromataz inhibitörü kullanan olgularda Nishioka RP/F derecesinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (rs=0,42 ve rs=0,663; p=0,012 ve p=0,000). Doz volüm histogram (DVH) parametreleri ipsilateral akciğere ait olup akciğerdeki radyolojik radyasyon hasarıyla arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; V5 için >%30 (rs=0,73 ve p=0,000) ve >%44 (rs=0,49 ve p=0,025); V20 için >%15 (rs=0,56 ve p=0,01), >%20 (rs=0,64 ve p=0,002), >%30 (rs=0,51 ve p=0,02) ve >%33 (rs=0,48 ve p=0,02); V40 için >%24 (rs=0,51 ve p=0,02) ve ortalama akciğer dozu (OAD) içinse >16 Gy (rs=0,51 ve p=0,02) olması ile 13-18 ay takip dönemindeki toraks BT Nishioka RP/F derecelerinin doğru orantılı olarak arttığı gözlenmiştir. Benzer olarak V5 için >%30 (rs=0,37 ve p=0,037) ve V20 için >%15 (rs=0,39 ve p=0,028) olması durumunda 18 ay sonrası takip dönemindeki toraks BT'lerinde Nishioka RP/F derecesi daha yüksek bulunmuştur. Sonuç Çalışmamızda 1-6 aylık takip dönemindeki değerlendirmelerde; klinik faktörlerden ileri yaş veya aromataz inhibitörü kullanımının Nishioka RP/F şiddetini arttırdığı saptanmıştır. DVH parametrelerinde ise; takip toraks BT incelemelerinde 13-18 aylık dönem için V5, V20, V40 ve OAD, 18 ay sonrası takip dönemi için ise V5 ve V20 değerleri Nishioka RP/F derecesiyle ilişkili bulunmuştur. Klinik pratikte kullandığımız bu DVH parametrelerinin geç dönemde (>12 ay) oluşan radyolojik akciğer hasarında yol gösterici oldukları saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Radyoterapi; radyasyon pnömonisi/fibrozisi; Nishioka sınıflama sistemi

AkciğerFibrozMeme neoplazmları+7
Uğur Yılmaz
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tüm beyin radyoterapisi alan hastaların vmat tekniği ile hipokampus korumalı ve korumasız olarak yeniden planlanarak doz volüm dağılımlarının karşılaştırılması

Amaç Tüm beyin radyoterapisi endikasyonu olan hastalarda hipokampus korunarak yapılan VMAT tedavi planlarının, hedef organ ve riskli organ dozları açısından uygulanabilir olup olmadığının araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı' nda Ocak - Mart 2017 tarihleri aralığında çeşitli tanılarla kranyal RT uygulanan 10 olgu çalışmamız için incelenmiştir. Hastaların kranyal simülasyon BT'leri kullanılarak, hipokampus korumalı ve hipokampus korumasız olarak 2 farklı tedavi tekniği ile tüm beyin radyoterapisi planı yapılmıştır. Hastaların simülasyon BT'leri MR'ları ile füzyon edilmiştir. Tüm beyin hedef hacim olarak; sağ ve sol optik sinir, kiazma, sağ ve sol lens, sağ ve sol orbita ve hipokampus riskli organlar olarak konturlanmıştır. Hipokampus konturlaması T1 ağırlıklı kontrastlı MR sekanslarında ''Hippocampal Contouring: A Contouring Atlas for RTOG 0933'' rehberliğinde yapılmıştır. Hipokampus'e 5 mm marj verilerek ''Hippocampal Avoidance Zone'' (HA zone) oluşturulmuştur. Hipokampus korumasız TBRT planından farklı olarak, HK TBRT planında, hedef beyin hacmi, tüm beyin hacminden HA zone hacmi çıkarılarak hesaplanmıştır HK TBRT planı için "Volumetric modulated Ark Therapy (VMAT)" tekniği, hipokampus koruması olmayan TBRT için karşılıklı 2 yan saha konformal teknik kullanılmıştır. Her iki yöntemde de 10 x 3 Gy (30 Gy) RT dozu hedef beyin hacmine planlanmıştır. Hedef ve orbita ve lens dışı kritik organlar için, RTOG 0933 çalışmasının hipokampus korumalı TBRT için belirlediği kabul edilebilir doz sınırlamaları, orbita ve lens dozları için ise RTOG 0615 ve RTOG 0539 çalışmaları kriter olarak alınmıştır. Ayrıca homojenite indeks (HI) de her iki planlama da hesaplanmıştır. Ölçümler sonucunda elde edilen verilerin analizi SPSS 18.0 istatistik programı kullanılarak paired sample t test signed rank testi kullanılarak yapılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede p< 0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular Hem hipokampus korumalı hem hipokampus korumasız yapılan TBRT planlarının verileri incelendiğinde, sağ ve sol optik sinir, kiazma, sağ ve sol orbita dozlarının kritik doz sınırlarını aşmadığı görülmüştür. Lens dozları ise HK TBRT' de ortalama 8 Gy ile sınırlamanın biraz üstündedir. Hipokampus korumasız planda lens ve kiazma dozları HK TBRT planına göre anlamlı olarak düşükken, orbita dozları için bu durum HK TBRT planı lehinedir (p<0.01). Hipokampus korumalı planda hesaplanan ortalama hipokampus Dmaks ve Dmin dozları, 14.2 Gy ve 8.7 Gy olarak bulunmuştur ve sırasıyla hedefimiz olan 17 Gy ve 10 Gy' in altındadır. Hipokampus Dort ise 10.4 Gy bulunmuştur. Hipokampus BEDgeç etki ve EQD2 dozları, korumasız plana göre %80 azaltılmıştır. Hipokampus koruması yapılmayan planda ortalama homojenite indeksi (HI) 0,08; hipokampus korumalı planda ise 0,21 olarak hesaplanmıştır. Fark hipokampus korumasız plan lehine anlamlı bulunmuştur (p<0.01). PTV Beyin D2%, D98% ve V30Gy, hipokampus korumasız planda anlamlı olarak daha iyi olmakla birlikte, V30Gy dışındaki hedef hacim doz parametreleri HK TBRT ile sağlanabilmiştir. Ortalama hipokampus hacmi 3.1 cm3' tür. Sonuç Çalışmamızda, hipokampus dozlarımızın, hipokampus korumalı TBRT için kabul edilen doz parametrelerini sağladığı görülmüştür. Bunun yanında lens dışında kritik organ doz hedeflerimizin hepsine sadık kalınmış, hedef hacim doz ve homojenitesinden büyük ölçüde ödün verilmemiştir. Sonuç olarak mevcut durumda, HK TBRT' nin günlük pratikte uygulanabilirliği teyit edilmiştir.

BeyinHipokampusNeoplazmlar+5
Özge Duran
Ege University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Nötron dozimetrisinde MGB2 filtreli BeO dozimetrelerin kullanılabilirliğinin araştırılması

Termal nötron kaynakları içerdiği istenmeyen gama ışınları sonucu nötron-gama karışık alanlarını oluşturur. Nötron-gama karışık alanlarının hasta dozimetrisinde temel hedef; nötronların ve gama ışınlarının doku ile etkileşimleri sonucu hasta dozu bileşenlerinin ayrıştırılarak toplam hasta dozuna katkısının belirlenmesidir. Bu tez çalışmasında; karışık nötron-gama alanlarındaki nötronların kaynak çevresindeki materyaller ve doku ile gerçekleşen anlık tepkimeler sonucu doz bileşenleri, doz bileşenlerinin radyobiyolojik etkinlik katsayıları (RBE) ve toplam hasta dozuna katkısı termolüminesans yöntemler ile incelenmiştir. Toplam hasta dozuna gama dozu bileşeni katkısı doku eşdeğeri (Zeff=7,21) BeO dozimetreler kullanılarak belirlenmiştir. Tez çalışması kapsamında öncelikle Thermalox 995 BeO dozimetreler PTW-Hp(10) ve PTW-ISO kalibrasyon fantomları kullanılarak ISO s-137Cs gama kaynağında kalibre edilmiştir. BeO dozimetrelerin 37 GBq aktiviteli 241Am-Be nötron kaynağı ışınlama sisteminin manuel ve pnömatik ışınlama konumlarında ışınlamaları sonucu karışık nötron-gama alanının gama dozu bileşeni doz tepkisi eğrisi belirlenmiştir. Tez çalışmasında katıhal reaksiyon yöntemi ile MgB2 filtreler üretilmiştir. BeO dozimetrelerin nötron-gama karışık alanında MgB2 filtreli ve filtresiz ışınlamaları sonucu; anlık 10B(n,α)7Li tepkimeleri sonucu yayımlanan 0,477 MeV (%93,9) enerjili gama ışınları kaynaklı gama dozu bileşeni katkısı belirlenmiştir. 241Am-Be karışık nötron-gama alanındaki toplam hasta dozuna toplam gama dozu katkısı belirlenmiş; gama dozu, 10B dozu (tedavi dozu), 1H dozu, 14N dozu bileşenleri ve toplam eşdeğer doza katkıları incelenmiştir.

NötronRadyasyon fiziğiRadyometri+2
Barış Kaplan
Ankara University · Nükleer Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Radyoterapide kullanılan yüksek enerjili foton dozimetrisinde berilyum oksit (BEO) optik uyarmalı lüminesans (OSL)'ın kalite kontrol amaçlı kullanılabilirliğinin araştırılması

Radyoterapi tedavisinin temel amacı tümör kontrol olasılığını arttırırken çevresindeki normal dokuda komplikasyon olasılığını azaltmak olarak tanımlanmaktadır ve karmaşık bir süreçten oluşmaktadır. Bir radyoterapi kliniğinde tedavi başarısını arttırmak ve radyasyondan korunmak için uluslararası standartlara uygun bir kalite güvence (QA) ve kalite kontrol (QC) programlarının oluşturulması gerekmektedir. Günümüzde periyodik olarak yapılması gereken dozimetrik kalite kontrol testlerinde sekonder standart dozimetri laboratuvarları tarafından kalibre edilmiş paralel plakalı ya da silindirik iyon odalarının kullanımı tavsiye edilmektedir. Ancak iyon odaları hacimleri ve geometrileri nedeniyle in vivo doz ölçümlerinde kullanılamamaktadır. Bu çalışmada BeO OSL'nin genel kullanımı olan cilt dozu okuma (in-vivo), kişisel dozimetre olarak kullanılma gibi alanlara ek olarak, radyoterapi kliniğinde rutin olarak yapılması gereken dozimetrik kalite kontrol ölçümlerinde iyon odasını tamamlayıcı bir dozimetri sistemi olup olamayacağı araştırılmıştır. BeO OSL'lerin AAPM TG 191'de tavsiye edilen tüm testlerinin yapılıp, tüm faktörlerinin ortaya konulması ve kullanım alanının genişletilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın sonunda oluşturulan protokol ile lineer hızlandırıcılarda dozimetrik kalite kontrol sistemine daha kolay ve daha ucuz bir sistemle ulaşılması hedeflenmiştir. Bu tez çalışmasında BeO OSL dozimetre sisteminin lineer hızlandırıcı cihazların dozimetrik kalite kontrollerinde, tedavi öncesi hastaya özel kalite kontrol testlerinde ve in-vivo doz ölçümlerinde kullanılabilirliği ortaya konulmuştur. Çalışmanın sonunda elde edilen faktör ve fonksiyonlar ile daha kolay ve daha ucuz bir sistemle lineer hızlandırıcı dozimetri kalite kontrol sistemine ulaşılmıştır.

Berilyum oksitKalite kontrolNeoplazmlar+3
Esil Kara
Ankara University · Nükleer Bilimler Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer tümörlerinde transarteriyel radyoembolizasyon (TARE) tedavisi sonrası alınan Y-90 görüntüleri ile yapılan doz hesabı ve tedavi cevabının öngörülmesindeki rolü

Amaç: Karaciğerin primer ve sekonder tümörleri dünyada kanser ilişkili ölümlerin önemli sebeplerinden biri olup radyoembolizasyon bu hasta gruplarında uygulanabilecek olan bir lokal/bölgesel tedavi yöntemidir. Bu çalışmada 90Y cam ve reçine kürelerle radyoembolizasyon sonrasında alınan 90Y PET/MRG ile yapılan voksel temelli dozimetrinin tedavi yanıtını öngörmede rolü ve tedavi öncesinde yapılan 99mTc-MAA SPECT/BT ile korelasyonunun araştırılması amaçlanmıştır. İkincil amaç olarak ise tedavi sonrasında izlenen toksisite ve komplikasyon sebeplerinin tespiti belirlenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya retrospektif ve prospektif olarak toplamda TARE tedavisi uygulanan 84 hastaya ait 97 tedavi dahil edilmiştir. Bu tedavilerden 60'ında cam küreler kullanılmakla birlikte 37 tedavide ise reçine küreler kullanılmıştır. Hastaların 37'sinde (%44) kolorektal kanser, 24'ünde (%28) hepatosellüler kanser tanıları bulunmaktayken kalan hastaların ise kolanjiyosellüler, meme, pankreas, adrenal bez, tiroid karsinomları, nöroendokrin tümör ve uveal melanom tanıları bulunmaktaydı. Tedavi sonrası 90Y PET/MR görüntülerinde tümör ve normal karaciğer parankimi segmente edilmiş, 90Y PET görüntüleri kullanılarak her bir kompartman için ortalama doz değerleri ve doz-hacim histogramları elde edilmiştir. Dozimetrik parametrelerin tedavi öncesi ve takip PET görüntülerinde belirlenen tedavi yanıtı kategorilerinde (tam yanıt/parsiyel yanıt/stabil/progresyon) dağılımı regresyon analizleriyle araştırılmış ve tedavi yanıtı ile tam tedavi yanıtının öngörülmesinde ayırıcı güçlerinin belirlenmesi için ROC analizleri uygulanmıştır. Ayrıca 90Y PET/MRG ve 99mTc-MAA SPECT/BT ile elde edilen parametreler arasındaki korelasyon araştırılmıştır. PET/MRG ve SPECT/BT ile elde edilen tümör dozlarının tedavi yanıtının öngörülmesindeki başarıları ROC analizleri ile karşılaştırılmıştır. Toksisite değerlendirilmesi içinse tedavi sonrasında Child-Pugh skorunda artış ile ilişkili olabilecek klinik ve dozimetrik parametreler değerlendirilmiştir. Bulgular: 90Y PET/MRG ile elde edilen ortalama doz ve D0-99 değerleri ile yapılan regresyon ve ROC analizlerinde ortalama doz değerlerinin ve neredeyse tüm D değerlerinin tedavi yanıtı ve tam tam tedavi yanıtını öngörmede istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlenmiştir. Cam küreler için tam tedavi yanıtı öngörüsünde ise ayrıca D60 ve D70 değerinin tümör ortalama dozundan ayırıcı gücünün istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek olduğu görülmüştür. Tedavi yanıtı ve tam tedavi yanıtının öngörülmesi için yüksek seçiciliğe sahip eşik değerleri hesaplanmıştır. PET/MRG ve SPECT/BT'nin karşılaştırılmasında ise tedavi öncesinde alınan SPECT/BT'nin normal karaciğer parankimi doz değerlerini büyük bir doğrulukla öngördüğü ancak T/N ve tümör dozlarının ise daha düşük bir doğrulukla öngörebildiği izlenmiştir. Tedavi yanıtının öngörüsünde ise SPECT/BT ile PET/MRG edilen ortalama tümör doz değerleri ile tedavi yanıtını öngörüsünde PET/MRG'nin ayırıcı gücünün SPECT/BT'den daha üstün olduğu gösterilmiştir. Tam tedavi yanıtının öngörülmesinde yapılan analizde ise SPECT/BT için ROC analizinde AUC değeri 0,5'ten istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmamıştır. Tedavi öncesi albümin düzeyi, ALBI skoru ve karaciğerde tümör yüzdesinin tedavi sonrasında Child-Pugh skor artışı izlenen ve izlenmeyen gruplar arasında dağılmlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Ancak karaciğer fonksiyon bozukluğunun öngörülmesi için dozimetrik verilerle yapılan analizde ise iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sonuç: TARE sonrasında alınan PET/MR görüntüleri ile yapılan voksel temelli dozimetri ile tedavi yanıtının ve tam tedavi yanıtının büyük ölçüde öngörülebilmektedir. 99mTc-MAA SPECT/BT ise normal doku dozunu ve daha düşük doğrulukla da olsa T/N oranını ve tümör dozlarını öngörebilmekte ve her ne kadar tedavi yanıtı öngörüsünde PET/MRG'den daha düşük ayırıcı güce sahip olsa da tedavi planı oluşturulması için halen önemini korumaktadır.

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonKaraciğer hastalıklarıKaraciğer neoplazmları+6
Burak Demir
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğunluk ayarlı radyoterapi ve volümetrik ayarlı ark terapi tekniği ile yapılış prostat, mide ve rektum kanseri tedavi planlarının mapcheck2 ve portal dozimetre yöntemleriyle karşılaştırılması

Çalışmada amaç, Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (IMRT) ve Volümetrik Ayarlı Ark Terapi (VMAT) tekniği kullanılarak tedavi edilen 3 farklı kanser grubu için planlanan doz dağılımlarının, MapCheck2 ve Elektronik Portal Dozimetre Cihazı (EPID) kullanılarak doğrulanması ve bu ekipmanların uygulanabilirlik açısından birbirleriyle karşılaştırılmasıdır. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniği'nde tedavi edilen 40 prostat, 40 mide ve 40 rektum kanseri hastasının konturlama bilgisayarına aktarılan bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri üzerinden hedef hacim ve riskli organlar belirlenmiştir. Eclipse Tedavi Planlama Sistemi'ne (TPS) aktarılarak her grup hastalık için IMRT ve VMAT planları klinik protokollere uygun olarak yapılmıştır. Yapılan planların dozimetrik doğruluğu için IMRT ve VMAT planlarının verifikasyon planların oluşturulmuştur. Verifikasyon planları Varian Trilogy cihazında EPID ve MapCheck2 dozimetrik doğrulama sistemleri kullanılarak ışınlanmıştır. Dozimetrik doğrulama işlemi Gamma Analizi yöntemi kullanılarak, doz farkı (DD) %3 ve doz mesafe uyumu (DTA) 3 mm kriterleri kabul edilerek yapılmıştır. Yapılan ölçümler sonucunda 120 IMRT planları içim yapılan TPS-MapCheck2 karşılaştırılmasında ortalama başarı değeri 98.45±1.12, TPS-EPID karşılaştırmasında 96.36±2.99 bulunmuştur. 120 VMAT planında yapılan TPS-MapCheck2 karşılaştırılmasında ortalama başarı değer 99.32±1.01, TPS-EPID için 97.21±2.92 bulunmuştur. Tedavi grupları ve tedavi yöntemleri arasında da karşılaştırmalar yapılmıştır. Sonuç olarak, MapCheck2 cihazında okunan değerlerin TPS ile uyumu EPID'e göre daha yüksek başarı ve daha düşük sapma değerleri verse de iki cihaz sonuçların TPS ile uyumlu ve kabul sınırları içerisinde olduğu saptanmıştır.

Mide neoplazmlarıNeoplazmlarProstat neoplazmları+6
Ferhat Cengiz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Özefagus ca., serviks ca.ve glioblastome multiforme (GBM) tanılı hastaların tedavisinde kullanılan volümetrik ayarlı arc terapi (VMAT), yoğunluk ayarlı radyoterapi (IRMT) ve 3 boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT) tedavi tekniklerinin karşılaştırılmalı değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında özefagus kanseri tanısı konan 20 hastanın; pelvis kanseri tanısı konan 20 hastanın ve beyin yerleşimli tümörü olan Glioblastome Multiforme (GBM) 20 hastanın VMAT, IMRT ve üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT) teknikleri ile planları yapılarak; elde edilen sonuçların kritik organlar açısından farklı tedavi tekniklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Hedef hacim için tanımlanan dozun %100'ü hedef hacmin %95'ini alacak şekilde planlamalar yapılmıştır. Her bir teknik için bilgisayarlı tomografi (BT) kesitleri incelenerek hedef hacimde soğuk veya sıcak alanlar oluşmamasına özen gösterilmiş ve elde edilen doz-volüm histogramları (DVH) değerlendirilmiştir. Böylece kritik organların aldığı dozlar karşılaştırılmıştır. Özefagus Ca hastalarında yakın kritik organlardan akciğer, kalp, spinal korda bakılmış ve IMRT tekniğinin düşük doz bölgelerinde üstünlüğü diğer kritik organ değerlendirilmesinde VMAT tekniğinin üstün oluğu görülmüştür. Serviks Ca tanılı hastalarda rektum, mesane ve bağırsak dozlarına bakılmış ve burada VMAT tekniğinin anlamlı fark yarattığı görülmüştür. GBM hastalarında ise beyin sapı, optik kiazma, sağ optik sinir ve sol optik sinire bakılmıştır. Burada ise aynı şekilde VMAT tekniğinin avantajlı olduğu görülmekle birlikte IMRT tekniği de 3BKRT tekniğine göre avantajlıdır. Çalışmanın sonucunda tekniklerin birbirine ve farklı bölgelere göre avantaj ve dezavantajları görülmüştür.

GlioblastomaNeoplazmlarRadyasyon+6
Nafiye Kaplan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Monte Carlo simülasyon metodu ile erişkinlerde organların soğurduğu dozların belirlenmesi

İyonlaştırıcı radyasyon 1900'lü yıllardan beri tıbbi uygulamalarda bir tanı ve tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. İyonize radyasyonun tıbbi görüntülemelerde birçok avantaj sağlamasının yanı sıra sağlıklı doku ve organlara enerji aktararak birtakım zararlar vermektedir. Bu çalışmada Monte Carlo Simülasyon metodu kullanılarak medikal X-ışını görüntüleme muayenelerinde organların soğurduğu radyasyon dozlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Doku ve organların soğurduğu dozların belirlenmesinde MASH ve FASH vücut modellerini temel alarak hesaplamalar yapan Caldose X ve matematiksel hermafrodit vücut modeli temel alarak hesaplamalar yapan PCXMC yazılımları kullanılmıştır. Standart radyografi prosedürleri olarak cranium, toraks, abdomen, pelvis ve toraks+lumbar tetkikleri belirlenmiştir. Belirlenen prosedürler doğrultusunda 176 cm boyunda 73 kg ağırlığında yetişkin erkek ve 163 cm boyunda 60 kg ağırlığında yetişkin kadın bireyler için toplamda 148 farklı parametre üzerinden simülasyonlar gerçekleştirilmiştir. Simülasyonlar sonucu doku ve organlara ait soğurulan doz, etkin doz miktarları ve risk değerlendirmeleri her bir simülasyon için ayrı ayrı hesaplanmıştır. Doku ve organların soğurdukları doz miktarlarının tetkikin uygulama yönüyle dâhi azımsanamayacak kadar farklı sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir, bunun bir sonucu olarak gereksiz doz maruziyetinin önüne geçilmesi gerekmektedir. Yapılan risk değerlendirmesinde, kadın bireylerde toraks sebep olduğu akciğer kanseri, abdomen sebep olduğu göğüs kanseri, erkek bireylerde toraks sebep olduğu akciğer kanseri ve pelvis sebep olduğu kolon kanseri ile en riskli muayene alanları olarak belirlenmiştir.

Monte Carlo benzetimiRadyasyonRadyasyon dozajı+3
Yavuz Erol
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00

Related subjects