Ötekilik

79 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Orhan Pamuk'un romanlarında Batı imgesi

Bu araştırma Orhan Pamuk'un romanlarındaki Batı imgesini tahlil eder. Özellikle bu çalışma, Türk kimliğinin Batı dünyası tarafından nasıl etkilendiğini irdeler. Türk kimliği sorunu Pamuk'un romanlarında ele alınan başlıca temalardan biridir. Pamuk, ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları'ndan itibaren Doğuyla Batı arasında salınan bir dünyaya ait olan karakterlerin kimlik krizini derinlemesine incelemiştir. Günümüzde Türkiye Doğulu ve Batılı kültürlerin arasında bir köprü olarak görünür. Pamuk da eserlerinde ustaca Batılı ve Doğulu edebiyat geleneklerini birbirine karıştırır. Buna rağmen, karakterlerinin açmazları daha karmaşık bir gerçeği gösterir: Bireylerin, bu iki farklı dünyadan gelen gerilimler arasında bir denge bulmakta sorun yaşadıkları görülür. Antropolojinin kuramlarını ve edebiyat eleştirisini birleştiren bir disiplinler arası yaklaşım kullanarak, bu çalışma, Pamuk'un romanlarında, hangi düşünce, değer ve kavramların Batı dünyası ile bağdaştırıldığını belirlemeyi hedefler.

BatıEdebiyat antropolojisiKimlik+6
Elıan Saıa
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

12 Mart romanlarında öteki

Sosyal bir varlık olan insanın kendini tanımlaması ve tanıması ötekini keşfetmesine bağlıdır. Ben kendini ötekine göre konumlandırır ve inşa eder. Rönesans'tan itibaren Aydınlanma, Sanayi Devrimi vb. modernleşme süreçleri beraberinde coğrafyaların milletlerin sosyokültürel açıdan birbirlerinden ayrılmalarını hızlandırmıştır. Özellikle liberal ve kapitalist ekonomilerin hammadde ve pazar arayışı, Doğu ve Batı kültürlerini, kendilerini diğerlerine göre tanımlaması sonucunu yaratmıştır. Doğu- Batı ayrışması şeklinde belirmeye başlayan bu durum, daha sonra genişleyerek ve türevlenerek daha mikro alanlara da sıçramıştır. Kıtalar arası ötekileştirme/ötekileşme olgusu mahalleler ve hatta sokaklar arası ötekileştirmeye/ötekileşmeye kadar uzanır. Dünyadaki bu sosyolojik ve ideolojik ekonomik gelişmelerden Tanzimat'la birlikte modernleşmeye başlayan Osmanlı'nın da etkilenmemesi kaçınılamaz. Yaşanan endüstriyel gelişmelerin ardından kendi lehine siyasi üstünlük kuran Batı karşısında kendisini geride kalmış fark etmesinden itibaren Osmanlı da bu değişime ayak uydurmak adına birtakım girişimlerde bulunur. Tanzimat'ı takiben Islahat Fermanı, Meşrutiyet ve dahi Cumhuriyet, Türk toplumunun taammüden yönünü Batı'ya çevirdiğinin resmidir. Ne var ki bir medeniyetten başka bir medeniyete geçiş arzusu beraberinde toplumsal kırılmaları ve dolayısıyla çatışmaları da getirir. Özellikle Cumhuriyet sonrası erken modernleşen toplumsal kitleler ile görece muhafazakâr kitle arasında uçurumlar oluşmaya başlar. Diğer taraftan sosyalizm, komünizm, faşizm liberalizm vb. sosyal ya da ekonomik tabanlı ideoloji arayışları bu ayrışmayı daha da hızlandırır. Türk siyasi tarihinde yaşanan ve demokrasiyi kesintiye uğratan 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül Darbeleri de bu çerçevede değerlendirilebilir. 12 Mart Muhtırası sürecinde ideolojik nedenlerle ortaya çıkan öğrenci ve işçi hareketlerinin yol açtığı şiddetli çatışma ortamı edebî eserlere de yansır. Çünkü bu ideolojik çatışmaların zirveye çıktığı nokta 12 Mart sürecidir. 12 Mart romanları dönemi aydınlatma ve ötekilikleri anlamlandırma konusunda önemlidir. Dönemi ele alan romanlar, siyasi ortamı, devlet birey ilişkisini, sağ-sol çatışmasını realist bir bakış açısıyla yansıtır. İdeolojik zıtlıkların beslediği ötekilikler, sokak çatışmalarının anarşi ortamına dönüşmesine sebep olur. Devrimci romancılar, devrimci güçlerin maruz kaldığı ötekiliği, devletin sağ ideolojinin yanında olduğu fikrini yapıtlarına taşırlar. Buna karşın sağcı romancılar devrimci mücadelenin dış güçlerin güdümünde hareket ederek devleti yıkmaya çalıştığı fikrini savunur. Çalışmamızda 12 Mart romanlarında yer alan ötekiliğin sebepleri ve sonuçları, ideolojik, iktisadi, kültürel, dinî ötekilikler bakımından incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Öteki, 12 Mart Muhtırası, Devrim, Komünizm, Oryantalizm, Sağ-Sol Çatışması.

12 Mart 1971 DönemiRomanÖtekilik
İsa Kayıhan
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hollywood sinemasında Türkiye'ye yönelik oryantalist bakışın sosyolojik analizi

Oryantalizm, Batı toplumlarının düşünce sistemini meydana getiren bir tür ötekileştirme biçimidir. Doğunun az gelişmişliğine vurgu yapar. Sistematik bir düşünce üretmekle birlikte kurumsallaşmış yapılara da sahiptir. Batının kendi varlığını inşa etmek için, Batı dışı toplumları tanımladığı din, dil ve etnik temelli ötekileştirici bir söyleme sahiptir. Yedinci sanat dalı olarak kabul edilen sinema, bu söylemin kullanıldığı araçlardan biridir. Sinema, insanların dünyaya bakışını şekillendirmekte, izleyicilerin algılarını değiştirmekte ve düşünce mekanizmalarını etkilemektedir. Bu yönüyle Doğu toplumlarına karşı oryantalizmin kullandığı biz ve öteki algısını oluşturmada oldukça etkili bir sanat olarak kullanılmaktadır. Özellikle Hollywood sineması, oryantalist temsillerin aktarımında önemli rol oynamaktadır. Bu çalışma, Hollywood sinemasının Türkiye ve Türklere yönelik ortaya koyduğu oryantalist bakış açısını inceleyerek, sosyoloji literatürüne katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmada, Gece Yarısı Ekspresi, Arabistanlı Lawrence, Dehşete Yolculuk, Takip-2 ve Hapishane Ateşi filmleri ele alınmıştır. Filmlerde sunulan oryantalist ideolojiler ortaya konulmaya çalışılmış ve Hollywood sinemasında oluşturulan hayali Doğu imgesi olarak Türkiye incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, Oryantalizm, Öteki, İdeoloji, Türkiye

Amerikan sinemasıHollywoodOryantalizm+4
Sümeyye Söylemez
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alevilikte kadın: Şahkulu Sultan Dergâhı'ndaki kadınların ?Alevi kadını? algılayışı

Alevilikte kadın konulu bu çalışmada amaç, Alevi kadının konumuna yönelik söylemlerin, pratikte ne oranda karşılık bulduğunu irdelemektir. Tarih boyunca erkek egemenliği karşısında hep ikinci planda yer edinen kadınların, Alevi topluluğundaki konumlandırılması sorunsallaştırılmaktadır. Alevi söylem ve yazınlarında Alevi kadını, erkek ile eşit gösterilip özgürlüğüne vurgu yapılan bir konumdadır. Ancak Alevi topluluğunda da kendini gösteren ataerkil yapı göz önünde bulundurulunca Alevi kadının tarih boyunca süregelen bu yapılanmanın dışında konumlandırılamayacağı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Alevi kadının gerçekte içinde yaşadığı ataerkil düzenden bağımsız ve her alanda erkek ile eşit konumda olmadığının altı çizilmektedir. Alevi topluluğunda kadının, sürekli Sünni kadın üzerinden ve hep aynı söylemlerle erkeklerce tanımlanıyor olması, Alevi topluluğunda bir kadın sorununun olmadığı yanılgısına neden olmaktadır. Alevi kadının söylemlerde belirtildiği kadar özgür ve erkek ile eşit konumda olmadığı feminist bir bakış açısıyla tartışılmaktadır. Alevi topluluğunda önemini günümüzde de koruyan dedelik makamında kadının temsil oranın yok denecek kadar az olması, Alevi liderlerinin önde gelenlerinin çoğunun erkek olması, erkek ile her alanda eşit olduğu vurgusu yapılan kadın konusunu sorunlu bir alana taşımaktadır. Bu anlamda Alevi kadınlarının söz konusu topluluk içerisinde ki konumlandırılışlarını nasıl değerlendirdiklerini anlayabilmek adına Şahkulu Sultan Dergâhı'nda bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Hem Alevi kadınına yönelik çalışmaların az olması hem de Alevi kadının konumunu daha iyi anlayabilmek adına yapılan anket çalışması ile kadınların; ailede, sosyal hayatta, ibadette, çalışma ve izin gibi pek çok konuda belirttikleri görüşler istatistiksel veriler ışığında değerlendirilmektedir. Alevi kadınlarının kendilerini Sünni kadından farklı konumlandırdıkları, Aleviliği savunma eğilimi ile kadınlık kimliklerinde taviz vermekten çekinmemeleri ve kadın dede kavramını yadırgıyor olmaları gibi söylemleri destekleyen pek çok sonuç çıkmaktadır. Ancak şiddette maruz kalan, erkek egemenliğinin her alanda olduğu vurgusunu yapan ve kadınların dedelik makamında erkelerle aynı oranda olması gerektiğini belirten pek çok katılımcıda olmuştur. Bu bağlamda `Alevi kadını özgürdür ve her alanda erkek ile eşittir' söyleminin bütün Alevi kadınlarına genellenemeyeceğinin altı çizilmektedir.Anahtar Kelimeler: Alevilik, Kadın, Kadın tarihi, Ataerkillik, Ötekilik.

AlevilerAlevilikAtaerkil+2
Nazlı Gümüş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Ötekine bakışın Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerine etkisi

İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren öteki hep olagelmiştir. Dünyada cereyan eden olaylar sonucu değişen koşullar, değişen düşünceler, inanç, ideoloji ve dinler ötekiyi de değiştirmiş, ya da ötekilere yeni ötekiler eklemiştir. İnsanlar kendisine düşman gördüğünü ya da menfaatleriyle örtüşmeyen durumlarda karşısındakini öteki olarak görmüş ve tanımlamıştır. Öteki anlayışı ya da ötekine bakış, sadece insanların fikir çatışmalanyla kalmamıştır. Tarihsel süreç incelendiğinde görüleceği gibi, insanlık tarihinde bir çok savaşlar olmuş, devletler ve milletler ortadan kalkmıştır. I. Dünya Savaşı esnasında Sovyet Rusya'da gerçekleştirilen devrim, diğer dünya devletlerini tehdit eder boyuta ulaşmış, Hitler'in Nazizmiyle II.Dünya Savaşında, milyonlarca insan yaşamını yitirmiştir. Bu gelişmeler sonuçta yeni ötekileri ortaya çıkarmıştır. Dünya değişik bloklara ayrılmış, NATO ve VARŞOVA PAKTI gibi yeni yapılanmalar ortaya çıkmıştır. I. Dünya Savaşı'na kadar en önemli bir güç olan ve Avrupa'nın ötekisi olan Osmanlı İmparatorluğu devrini tamamlamış ve yerini Türkiye Cumhuriyeti 'ne bırakmıştır. Öteki bakış, sadece bu gelişmelerle kalmamış, toplumsal yaşamda da sosyo - kültürel değişikliklere de yol açmıştır. Özellikle, küreselleşmenin hız kazanması, telekomünikasyon ve bilgi teknolojisindeki gelişmeler sonucu dünyada ortak bir kültür oluşmaya başlamıştır. Bu ortak kültürün paydasını ; insan haklan, demokrasi ve adil gelir paylaşımı gibi değerler almaya başlamıştır. Dünyada Savaş ve savaşların sonucunda ortaya çıkan felaketleri yaşamak istemeyenler, bireysel ve toplumsal güvenliği kurumlaştırmak, dünya barışının sürekliliğini sağlamak için toplumsal, bölgesel, kıtasal örgütlenme arayışlarına giriştiler. Bu arayışlardan biri de Avrupa Birliği 'dir.Türkiye de küresel alandaki bu yeni örgütsel gelişmelere kayıtsız kalması düşünülemezdi.Bu yüzden Türkiye'nin 1950'li yılların sonunda AET ile başlayan Avrupa ideali, 2000'li yıllarda AB olarak devam etmektedir. Ancak, 50 yıllık bu süreçte Türkiye de AB'yi bir Hıristiyan kulübü ve dünyanın ötekilerini sömürecek bir güç olarak algılayan düşünce yanında; Kopenhag kriterleri ekseninde demokrasi, insan hak ve hürriyetleri bireysel ve kurumsal özelliklerin standardını yükseltecek bir araç olarak gören düşünce de mevcuttur. Bu araştırma, işte bu çerçevede Türkiye'de Ötekine bakışın değişimini ve niteliğini Türkiye - AB ilişkileri ekseninde sorgulamayı; yeni bir ilişkinin kurulması için gereken sağlıklı bir alt yapı oluşturmak için katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

Avrupa BirliğiHristiyanlıkÖtekileşme+2
Murat Anıl
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Alevi Bektaşi geleneğinde kadının konumu

Söylenmiş ve söylenecek çok sözü olan iki alan: biri din diğeri Alevilik. Alevilikte "Bizde kadın erkek eşittir" söylemi Sünni kadınlar baz alınarak söylenmiş olsa da bu eşitlik anlayışının kaynağının ne olduğu tezin öncelikli amacıdır. Dolayısıyla toplumsal zamanı çoklu ve çatışmalı bu toplumun tarihsel sürecine eşlik eden; Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden Türkiye Cuhuriyeti dönemine de yansıyan toplumsal hareketler içindeki konumu ele alınmıştır. Diğer yandan Alevilik İslam'ın içinde heterodoks bir mezhep olarak tanımlandığı için baskın kültürün ve dini otoritelerin heriki geleneğin kadınları "ikincil" kılan öğeleri "toplumsal cinsiyet" perspektifi üzerinden eleştirel feminist teoriye göre tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın ve Din, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkillik, AleviBektaşilik, Ötekilik

AlevilerAlevilikAtaerkil+6
Emine Atalay
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmenlerin yerleşik kimlik inşası: Gaziantep'te Suriyeli esnaflaşması

İçinde yaşadığımız şehir olan Gaziantep göçün sonuçlarına her açıdan şahit olan bir şehirdir. İç ve dış göçlere tarih boyunca "ev sahipliği" yapan Gaziantep, denildiğinde –özellikle 2011 yılı sonrası süreçlerde- akla Suriyeli göçmenler gelmektedir. Kapitalist dünya sisteminde her bireyin paylaştığı ortak bir noktası vardır: varoluşu devam ettirmek. Bugün ülkemizde beş milyona yakın Suriyeli göçmenden bahsedilirken emek piyasası içinde "Suriyeliler"in hayatını devam ettirebilme ve ihtiyaçlarını karşılayabilme stratejileri; "onlar"ın, daha önce aidiyet duygusu geliştirdikleri Suriye toplum yapısından, başka bir toplumun kültürel, ekonomik ve siyasal hegemonyası altında yeniden kimlik oluşturabilmelerini birçok farklı açıdan etkilemektedir. Sosyal hayatta maruz kaldıkları dışlanmışlığın ve ikinci sınıf olma konumunun ekonomik hayatta da yansımaları görülmektedir. Ekonomik hayatta kazanılmış olan ikinci sınıf olma(ötekilik) duygusu ise bir kabulleniş olarak uyum sağlayabilme ve yerel halkla ilişki kurabilme çabası şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ötekilik, Gaziantep'te esnaf kültürü, Suriyeliler, kimlik/benlik, kapitalizm.

EsnaflarGaziantepGöçler+7
Eda Özçellik
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa'nın ötekisi bağlamında Almanya'da yükselen İslam karşıtlığı

Eski zamanlardan beri farklı dinler, toplumlarda zaman zaman bir ihtilaf ve dışlanma konusu olagelmiştir. Bu bağlamda İslam karşıtlığı da Avrupalılarda sürekli var olan bir olgu olmuştur. Hristiyan dünyasının geçmişten beri İslam dünyasıyla olan mücadeleleri ve Batı dünyasının kendisini tek bir kimlik altında toplama arzusu ise İslamofobik düşüncelerin sürekli pekişmesini sağlamıştır. Bir kimliğin inşa edilebilmesi açısından en önemli husus, karşıda bir düşmanın yani bir ''ötekinin'' yaratılmasıdır. Bu doğrultudan hareketle de Avrupa kimliğinin oluşturulması için gerekli olan ortak düşman ise Batı dünyası tarafından İslamiyet ve Müslümanlar olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda Müslüman toplumlar Avrupalılar açısından birer ''öteki'' olarak konumlandırılmış; farklı özelliklere, inançlara ve kültürlere sahip kişiler olarak zihinlere kazınmışlardır. Bu durumun sonucunda da Müslüman toplumlar Avrupa ülkelerinde kültürel bir ırkçılığa maruz kalmıştır. Geçmiş yüzyıllardan beri Avrupa'nın diğer toplumlarında olduğu gibi Almanların zihinlerinde de mevcut olan İslam karşıtlığı Müslüman ülkelerden gelen göçler ve radikal cihatçı terör örgütlerinin saldırıları sonrasında daha da yaygınlaşmış ve somut bir hale gelmiştir. Özellikle 11 Eylül 2001'de ABD'de gerçekleşen terör saldırıları bu hususta çok önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu saldırılar sonrasında ise İslam karşıtlığı Avrupa'nın genelinde olduğu gibi Almanya'da da artık hemen hemen her alanda kendisini göstermeye başlamış hatta Müslümanlara karşı şiddet içerikli ırkçı hareketlerin çok daha fazla artmasını sağlamıştır. Bu duruma ilaveten batı medeniyeti tarafından çizilmiş olan ''kötü'' İslam ve Müslüman imajı ise küreselleşen dünyada medyanın da etkisiyle sürekli olarak toplumların zihinlerine işlenmiştir. Bu durumda insanlar arasında İslamofobik düşüncelerin daha da artmasını sağlamıştır. Böylelikle İslam karşıtlığı Avrupalı toplumların genelinde olduğu gibi Alman toplumunda da devamlı olarak güncel tutulmakta ve sürekli harlanmaktadır.

AlmanyaGöçlerIrkçılık+3
Aras Doğrudil
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessAR

تجليات الانا والاخر في شعر يحيى السماوي

This thesis aimed at researching the problem of the relationship between the ego and the other, as it was manifested in the poetry of the contemporary Iraqi poet Yahya Al-Samawi. Studying the situations that link the ego to the other in his poetry in all its forms and images, and standing on the poetic text to reveal its implications and hidden connotations that reveal the suffering of the ego and her pains, and her constant aspiration to harmony with the other. The importance of the study comes from the importance of the heavenly poet, as he possesses a rich poetic experience for study and criticism, and his style is distinguished by the beauty of the phrase, the accuracy of the reference, and that he is one of the poets of alienation who were loyal to their identity, as well as the fact that the focus of the study is one of the topics in which multiple sciences share: such as psychology, philosophy, sociology. And that this study deals with a contemporary poetic experience that may benefit poets, scholars, and those interested in modern Arabic poetry. This study followed the descriptive analytical approach, by describing his literary life, his life philosophy, extrapolating his poetry and examining his collections. To study it critically with the aim of clarifying the phenomena of the ego and the other of the poet through his poetry. The conclusions of the study were as follows: The texts of the poet Yahya al-Samawi did not stand in their relationship with the other at the time of confrontation or contradiction, but rather it was a turbulent relationship attracted by the poetic ego, and in many texts the concept of the ego and the other transcended the relationship of parallel and antithesis to a neutral, unknown, more harmonious. The space also appeared clearly in his poetry, whether local places in Iraq, or Arab or Western places, and they formed the field in which his relationship with the other. In his narrative poems, he presented a model of striving towards identification with the other, and the search for commonalities, especially participation in the Arab identity, and in his relationship with the Western other, the intellectual, cultural, and civilizational conflict emerged. His speech to the occupied Western man came as a speech of contrast to the opposite, as he touched in his poetry on irony in order to add a new satirical tint, and linguistic shift to add surprise and shock to the recipient, and his language varied between classical and spoken in what could be called hybrid Arabic, and therefore his phrases were characterized by smoothness and ease of reception. The poet Al-Samawi truly represented the image of the unstable ego in its struggle with the other, and the circumstances of his life, the pain of the Iraqi war, and alienation from the homeland added to his poetry a lot of passion, distinction, and breadth, and made him truly one of the distinguished poets, and he has a clear imprint in contemporary Iraqi poetry.

Seenaa Musafer Metab Meteab
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Savaş ve ataerkil şiddet: Yezidi kadınların şengal saldırısı deneyimleri

Yezidiler yüzyıllardır dışlayıcı politikalar ile şiddettin hedefi haline gelmiştir. Yazılı bir tarihlerinin olmaması ve kapalı bir toplum olmaları onlar ile ilgili yapılan birçok yanlış anlaşılmaya ortam hazırlamıştır. Özellikle "şeytana tapanlar" olarak resmedilmeleri ile onlara uygulanan şiddet meşru kılınmıştır. Kadınların alıkonulması ya da tecavüze uğraması neredeyse tüm Yezidi saldırılarında görülen bir şiddet biçimidir. Ataerkil zihniyetin yoğurduğu savaşlarda özellikle kadınların şiddete maruz kalmaları kaçınılmazdır. Yezidi kadınları da "son ferman" diye tanımladıkları 2014 DEAŞ'ın Şengal'e saldırmasında özgün bir şiddete maruz kalmıştır. Dolayısıyla, "Yezidi olmak" ve "kadın olmak" gibi iki öteki kimliği taşıyan Yezidi kadınlarının uğradıkları şiddeti anlamlandırma biçimleri bu tez için önemli bir noktayı oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler:Yezidiler, Kimlik, Cinsiyetçi Şiddet, Savaş ve Kadın

AtaerkilDin sosyolojisiKadınlar+6
Hülya Açar
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı ile bir arada yaşama ve ötekileştirme: Mardin halkının bakışından Suriyeli sığınmacılar

2011 yılında başlayan Suriye'de meydana gelen iç karışıklar sonucu Suriye halkının çok önemli bir kısmı komşu ülkelere iltica etmek zorunda kalmıştır. Suriyeli mültecilerin en çok iltica ettikleri ülke olan Türkiye'deki kayıtlı Suriyeli sayısı Ağustos 2019 tarihi itibarıyla toplam 3 milyon 643 bin 870 kişidir. Dolayısıyla, Türkiye'de neredeyse nüfusun %5'lik bir kısmına tekabül edecek sayıda Suriyeli mülteci bulunmaktadır. Türkiye'deki Suriyelilerin belli bir kısmı çeşitli illerde devlet tarafından kurulan sığınmacı kamplarında yaşamlarını sürdürmeye çalışırlarken önemli bir kısmı da kamp dışında yerleşik halk ile iç içe yaşamaktadır. Başlangıçta misafir olarak kabul edilen ve tanımlanan Suriyeli sığınmacıların aradan geçen sekiz yıllık süre sonrasında yavaş yavaş Türkiye'de yerleşik hale gelmeye başlaması hiç şüphesiz yerli ile yabancı arasındaki başlangıçtaki ilişkilerin de değişmesine neden olmaktadır. Zira, misafirlikten yerleşikliğe geçiş aynı zamanda yabancının yerli toplum tarafından zaman zaman birçok konuda günah keçisi olarak ilan edilmesini ve dolayısıyla ayrımcı ve dışlayıcı söylem ve davranışlarla karşılaşmalarını daha olası hale getirmektedir. Bu anlamda, Türkiye'ye gelen sığınmacıların etkileşimleri sonucunda yerel halkın tutumlarında oluşabilecek dışlama veya ayrımcılık temelindeki pratikler yaygınlaşabilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda derinlemesine etkiler yaratan bu kitlesel göçün ve misafirlikten yerleşikliğe doğru evrilen sürecin yerleşik halkta nasıl etkiler yarattığı ve yerel halkın perspektifinden Suriyeli sığınmacıların başlangıçtan farklı olarak artık nasıl karşılandığının incelenmesi önemlidir. Bu çerçevede, araştırmanın konusunu Suriyeli sığınmacılar özelindeki göçler sonucunda gerçekleşen toplumsal etkileşimlerin özellikle algısal boyutta yarattığı gerilimler, bunların yerel halkın gündelik toplumsal pratiklerine nasıl yansıdığı ve dış göçle gelen dezavantajlı nüfusa yönelik olası olumlu veya olumsuz algıların biçimlenmesinde rol oynayan faktörler veya dinamikler oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, uzunca bir zamandır yoğun bir Suriyeli sığınmacı akınıyla karşılaşan Türkiye'de sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin sosyolojik olarak değerlendirilmesi araştırmanın/tezin merkezi noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, araştırmada, Türkiye'ye yönelen bu göç hareketleri sonucunda sığınmacılarla ilgili yansıyan negatif yöndeki çok sayıdaki gündelik etkileşimin, haberin veya deneyimin yerel halkta "karşıt konum kimliklerinin oluşması"na ve dolayısıyla bir "karşı grup yabancılaştırması"na yol açıp açmadığı veya bu süreçte nasıl bir etkiye sahip olduğunun irdelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, Suriyeli sığınmacılarla yerel halkın gündelik karşılaşmalarının ve etkileşimlerinin yüksek olduğu sınır bölgesi yerleşim yerlerinden biri olan Mardin ili araştırmanın evreni olarak seçilmiştir. Mardin'deki Suriyeli sığınmacı nüfusu Mardin ilinin toplam nüfusunun %10,55'ini oluşturmaktadır. Suriyeli sığınmacıların toplam nüfusa oranı bakımından Mardin Türkiye'de yedinci en çok Suriyeli barındıran il durumundadır. Çalışmada nitel metodolojiye uygun olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmış ve katılımlı gözlem tekniği ile ampirik veriler elde edilmiştir. Teorik örnekleme ve maksimum çeşitlilik örnekleme tekniklerinin kullanıldığı bu çalışmada demografik çeşitlilik göz önünde bulundurulmakla beraber yeteri veri elde edilene kadar görüşmeler devam ettirilmiş ve toplamda 36 katılımcıyla alan araştırması tamamlanmıştır. Dolayısıyla, araştırma, genel olarak yerel halk arasında Suriyeli sığınmacılar özelinde yabancı göçmelere yönelik algıların hangi yönde olduğu ve sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin nitel verilere dayalı olarak sosyolojik eksende sınır bölgesi olan Mardin ili örneği üzerinden değerlendirilmesini kapsamaktadır. Nitekim, bu araştırma ile yerlinin bakış açısından yabancı ile yerli arasındaki ilişkilerin detaylı olarak ortaya konulması ve henüz ne zamana kadar Türkiye'de kalacakları belli olmayan Suriyeli sığınmacıların uzun vadede Türkiye'de kalmaları ve yerleşik hale gelmeleri durumunda ileride ilişkilerin ne yönde şekilleneceğinin öngörülmesi noktasında katkı sağlaması hedeflenmiştir.

GöçlerGöçmenlerMardin+4
Fatima Doğan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Postmodern evrenin politik felsefesi

İnsanlığın dünyayı anlamlandırma çabası kendi yaşadığı dönemin sorunlarını çözme çabası ile aynı anlama gelir. Bir diğer ifadeyle yaşadığımız dünyada karşılaştığımız sorunları çözme gayretimiz, aslında onu anlamlandırmak adına yaptığımız faaliyetlerin de toplamıdır. Bu sorunların yapısı her ne kadar dönemden döneme farklılık gösterse de kendi öz niteliğinde bir değişime uğramaz. Konu siyaset olunca da bu sorunun temel niteliği, anlamlandırmaya çalıştığımız dünyada siyasal ve sosyal ilişkilerimizi hangi temeller üzerine kuracağımız olur. Bu çalışmanın amacı da postmodern teorinin kavram haritasını ortaya koyup, siyasal ve toplumsal olarak kuracağımız ilişkilerin hangi temel kaygılar üzerine kurulabileceğini incelemektir. Postmodern teorinin meydan okumadığı şey yok gibidir. Alışıla gelmiş tüm epistemolojik varsayımları eleştiriyor, metodolojik uzlaşımları çürütüyor, bilgi iddialarını reddediyor, hakikatin her türlü versiyonuna karşı direniyor ve tüm ana akım politik düşünceleri kabul edilebilirliğin dışına çıkarıyordu. Postmodern düşüncenin bu konumu, yani nesnel düşünce arayışı ile olan arasındaki mesafe, nihilizme kapı aralayacağı, toplumsal olarak nesnel hareket noktalarının olmayışından kaynaklı bir kinizme ve çürümeye sebebiyet vereceği düşünülmüştür. Bu durumun tam tersi olarak, postmodern düşünce içinden neşet edecek siyasal ve toplumsal görüş nihilizm ve kinizm yerine farklılığa yönelik duyarlılığı gerekli kılacaktır. Genel geçer bir hakikatin olmadığı yerde, kavram olarak 'hakikat' yok olmaz, hakikatler çokluğu oluşur. Kimsenin hakikat tekelini elinde bulunduramadığı alanda herkesin hakikati kendi içinde biricik olur. Bunun yanında postmodern teorinin işaret ettiği gibi anlamı ortaya çıkaracak bağlamsallık içinde, her hakikat kendini var kılabilmek için farkını ortaya koyabilecek bir 'Öteki'ne ihtiyaç duyacaktır. Bir başka deyişle her 'Ben'i var eden şey bir 'Öteki' olacağı için, 'Öteki'nin olmadığı yerde 'Ben' ve bu 'Ben'in türevi olacak 'Biz' olmayacaktır. 'Ben' ile 'Öteki' arasındaki farkın kurucu unsur olduğu bir yerde var olabilmenin en temel şartı da bu farkı korumaktır. Bu nedenle postmodern siyasal teorinin politik felsefesi de 'Öteki'nin farklılığına yönelik siyasal sorumlulukta doğmaktadır.

EvrensellikPostmodernRelativizm+3
Enes Berhudan Kökerer
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Ahmet Ümit'in romanlarına yeni tarihselci bir yaklaşım

1980'li yıllarda Stephen Greenblatt, Luis Montrose ve Catherine Gallagher gibi eleştirmenlerin yazılarıyla ortaya çıkan yeni tarihselci yaklaşıma göre edebî metin yazıldığı dönemin sosyal, kültürel, politik ve ekonomik alanlarında dolaşımda olan söylemlerle etkileşim içerisindedir. Kültürel antropolog Clifford Geertz'in görüşlerinden etkilenen yeni tarihselcilere göre edebî metin, yazıldığı dönemin kültürel söylemlerinden etkilendiği gibi bir ürün olarak ortaya çıktıktan sonra kendisi de kültürün değişim ve dönüşümüne katkıda bulunur. Yeni tarihselciler, tarih metinlerinin kurmaca metinler gibi yazınsal bir süreçten geçirildiğini öne sürerek tarihî bilgi ve belgelere öznel ve eleştirel bir yaklaşım getirirler. Bu bağlamda tarihin metinselliği ve metnin tarihselliği üzerinde dururlar. Marksist eleştirinin bazı görüşlerinden de etkilenen yeni tarihselciler, edebî metinlerde üretilen bilgi, iktidar ve ideolojik söylemlere odaklanırlar. Bunların yanı sıra yeni tarihselciler, geleneksel tarih yazımında görmezden gelinen sıradan insanı ve öteki olarak görülen kişileri tarih sahnesinde hak ettikleri yerde konumlandırırlar. Polisiye romanlarıyla tanınan Ahmet Ümit'in özellikle 2000 yılında yazdığı Patasana romanıyla birlikte polisiye kurgunun içine tarihî/kültürel olay, olgu ve kişileri dâhil ettiği görülmektedir. Ahmet Ümit'in romanlarının yeni tarihselci bir yaklaşımla incelendiği bu çalışmada, öncelikle Ahmet Ümit'in romanlarına dâhil ettiği tarihî/kültürel olay, olgu ve kişilerin nasıl bir değişim ve dönüşümle kurguya taşındıkları ve yazarın tarihe bakış açısı belirlenmeye çalışıldı. Romanların yazıldığı dönemin sosyal, kültürel ve politik söylemlerle ilişkisi üzerinde duruldu. Roman karakterleri içerisinden çoğunluğa göre öteki konumunda bulunan kişilerin varoluşları ve söylemleri değerlendirildi. Olay örgüleri içinde gömülü olan iktidar ilişkileri ve ideolojik söylemler gün yüzüne çıkarıldı. Romanların diğer metinlerle ilişkisi tespit edilmeye çalışıldı. Elde edilen bilgiler ışığında Ahmet Ümit'in polisiye romanlarına kattıkları, yazarın postmodern dönemdeki yeri ve sanat anlayışı hakkında bir sonuca ulaşıldı. Anahtar kelimeler: Ahmet Ümit, roman, yeni tarihselcilik, tarih, kültür, ötekilik, metinlerarasılık, iktidar, ideoloji.

KültürRomanTarih+6
Cemil Yener
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Oryantalist resimlerde ötekinin temsili olarak Türk imgesi

Bu tez, Oryantalist ressamların eserlerine konu olarak seçtikleri Türk/Osmanlı imgesini nasıl betimlediklerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Varlığı Doğu ile Batının varlığı kadar eskiye dayandırılabilecek Oryantalizm disiplini, temelde Doğu ve Batı dünyaları arasında hüküm sürdüğü düşünülen bir hâkimiyet mücadelesi ve çatışma üzerine kurulmuştur. Bugün kullanılan anlamda Oryantalizm/Şarkiyatçılık çalışmaları, başlangıçta Doğu ve İslam dünyasını keşfetme amaçlı akademik bir disiplin olarak ortaya çıksa da zamanla değişikliğe uğramış ve Oryantalistlerin seyahatnamelerdeki yazıları yanında yaptıkları resimlere de yansımıştır. Oryantalist resimler, önceleri batının doğuyu keşfetme aracı olarak kullanılsa da zaman içerisinde doğuya gitmeden ve doğuyu görmeden resimlerde "hayali bir doğu" imajı yaratılmıştır. Yaratılan hayali doğu içerisinde Oryantalist sanatçılar tarafından sosyal yaşam içerisinde sıklıkla ele alınan konuların başında gelen Türk imajı, sosyal bir gerçekliği temsil ederken sanatçıların bilinçaltı yaklaşımlarına bağlı olarak yeni bir gerçeklik olarak ortaya çıkmıştır. Batılı sanatçının kendi öznel tavırları üzerinden yaratılan bu imajlar, özne ve nesne ya da "merkez" ve "öteki" olarak iki farklı temsilin var olması üzerine inşa edilmiştir. Oryantalizmin söylem ve pratiğinin Türk imajı üzerinden ele alındığı bu konu öncelikle kavramsal açıdan ele alınmış daha sonra tespit edilen resimler irdelenmeye çalışılmıştır. Özellikle oryantalist resimlerde bir ötekileştirme olarak ele alınan ve tasvir edilen Türkler "Barbar/Korkunç, Tembel/aylak, Cahil, Müslüman, Şehvetli/kösnül olarak sınıflandırılmış ve Said'in örtük oryantalizm felsefi düşüncesi kapsamında analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde Oryantalist resimler içerisinde tasvir edilen Türk imajının Batı'da olumsuz şekilde oluşmasına ve yerleşmesine neden olduğu anlaşılmaktadır.

OryantalistOryantalizmResim sanatı+5
Kimray Baş
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet bağlamında öteki'nin temsil mecrası olarak Tiktok

Toplumsal Cinsiyet Bağlamında "Öteki" 'nin Temsil Mecrası Olarak TikTok isimli bu tez çalışmasının amacı toplumun 'öteki' olan ve cinsel yönelimleri farklı olan birey ve toplulukların oluşturduğu LGBT'lerin TikTok'ta ne gibi temsillerinin bulunduğu ve bunun karşılığında homofobik bireylerin bu temsillere ne gibi yorumlar yaptığının ortaya konmasıdır. Bu amaçtan hareketle tez, eşcinsel bireylerin TikTok'ta dolaşıma soktukları videoların ve yapılan yorumların incelenmesi üzerine bina edilmiştir. Cinsellik tarihi kadar eski olan eşcinsellik tarihi toplumdan topluma ya da kültürden kültüre farklılık gösterse bile cezalarla baskı altında tutulmuş, aşağılanmış, ötekileştirilmiştir. Toplumdan dışlanan ve marjinal sayılan bireyler "öteki" konumunda yer almıştır. Günümüzde toplumsal algılar ve normlar nedeni ile halen heteroseksüeller tarafından LGBT'ler dışlanmaya ve ötekileştirme maruz bırakılmaktadır. Bu çerçevede çalışmanın araştırma boyutunda; araştırma problemlerini kapsamlı olarak irdeleyebilmek, bir yöntemin zayıf yönünün diğer yöntemin güçlü yönüyle tamamlayabilmek ve bir yöntemin diğer yöntemdeki eksik yönlerini güçlendirmek amacıyla, karma model yaklaşımı kullanılmıştır. LGBT bireylerinin TikTok platformunda paylaştıkları videolara göstergebilimsel analiz yöntemi uygulanmıştır. Bunun yanı sıra paylaşılan videolara heteroseksüel bireylerin yaptıkları homofobik yorumlara ise söylem analizi yöntemi uygulanmıştır. Araştırma kapsamında örneklem olarak seçilen 6 LGBT üyesinin dolaşıma soktuğu 12 video incelenmiştir. . Bu kullanıcılardan 1'i gay diğer 5'i ise trans birey olarak görülmüştür. İncelenen videoların altına yapılan ikişer yorum incelenmiş ve elde edilen bulgular varsayımlar doğrultusunda analiz edilmiştir. Analizler sonunda, örneklem olarak seçilen videolar bağlamında TikTok mecrasının LGBT bireyleri için bir temsil mecrası haline geldiği görülmüştür. Toplumsal cinsiyet bağlamında öteki bireyler TikTok platformunda birçok video paylaşmakta ve eşcinsel olduklarını gerek hareketleriyle gerek söylemleriyle apaçık ifade etmektedirler. Yapılan söylem analizinde ise LGBT bireylerine ait videolara ağır nefret söylemi içeren homofobik yorumların yapıldığı ve LGBT bireylerinin öteki olarak gösterimin bu söylemlerle tescillendiği yorumlara rastlanılmıştır.

Eş cinsellikHomofobiLGBT+5
İrem Barım
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çin'in öteki anlayışı: Doğu Türkistan örneği

Bu çalışma Çin'in Doğu Türkistan bölgesinde (Xinjiang) yaşamını sürdürdükten sonra Türkiye'nin Ankara ve İstanbul şehirlerine göç etmek zorunda kalan Uygur Türkleriyle gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler ile Uygur Türklerinin toplumsal alanda karşılaştıkları problemlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışma içerisinde Doğu Türkistan ile ilgili ulusal ve uluslararası literatür incelenmiştir. Uygur Türklerinin yaşam deneyimlerini anlamak ve bölgede yaşanılan problemleri tespit etmek adına nitel araştırma yönteminden yararlanılmıştır. Bu doğrultuda konu ile ilgili dokümanlar incelenmiş, ülkelerinden kaçarak İstanbul ve Ankara illerine yerleşen Uygur Türkleri ile derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formları ile yapılan mülakatlar sonucunda Çin'de yaşamını sürdüren Uygur Türklerinin demografi, eğitim ve din başta olmak üzere çeşitli toplumsal alanlarda problemlerle karşılaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca Uygur Türklerinin ülkelerinde "pis, hırsız, bölücü, ayrılıkçı ve terörist" gibi damgalamalara ve pejoratif söylemlere maruz kaldığı ve Han Çinlileri tarafından toplum içerisinde öteki olarak nitelendirildiği görülmüştür. Bu doğrultuda karşılaşılan problemlerin çözümü için uzun vadeli uyum politikalarına ihtiyaç olduğu tespit edilmiştir.

DamgalamaDoğu TürkistanGöçler+4
Übeyit Berk Demir
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Emmanuel Levinas felsefesinde başka'nın görünümü

Tezde öncelikle Levinas felsefesinin önemli kavramı olan ben kavramından hareketle başkalık ve aynılık problemi açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bakımdan başka'nın görünümlerini açığa çıkartmak bu tezin amaç ve kapsamını oluşturmaktadır.Levinas'ta ben ve başkası arasındaki temel ilişki etik üzerine kurulmuştur. Çünkü Levinas felsefesinde Batı felsefesinden farklı olarak varlığın temelini ontoloji değil, etik oluşturmaktadır. Ona göre, ontoloji üzerinden hareket ettiğimizde ben ve başkası aynılaştırılmış olur. Bundan dolayı gelenekten kopuş ancak dil düzleminde gerçekleşebilir. Levinas, felsefesinin en temel noktası da başkası'yla etik ilişkide açığa çıkan etiksel dildir. Etik de beraberinde sorumluluk kavramını getirdiğinden dolayı sorumluluk kavramına odaklanıldı. Ben ve başkası arasındaki sorumluluk ilişkisi koşulsuz, sınırsız ve tek yönlüdür. Bu ilişkinin kaynağını bulmak ise mümkün değildir. Bu ilişki sonsuzluğu kendi içerisinde barındırmaktadır. Ben'in kendisiyle olan özdeşliğini kıran art zamanlılık sorumluluğun sonsuzlaşması anlamına gelmektedir. Tüm bunlardan hareketle tezde ben ve başkası arasındaki farklılıkların ön plana çıkartılması amaçlanmıştır.Tezin sonucunda da ben'in sorumluluğunun özgür bilincine mi yoksa sonsuz'a mı dayandığı tartışılarak, aslında Levinas'ın çok eleştirmiş olduğu Batı metafiziğindeki aynılaştırma mantığının içerisine düştüğünü görürüz. Çünkü başkası'nın, ben'in acizliği karşısındaki mecburiyeti, başkası'nın özgürlüğünü ortadan kaldırır ve ben'e karşı sorumluluğunu zorunlu kılar. Bu ise başkası'nın farklılıklarının ben içerisinde eritilerek aynılaştırılmasına neden olur.

AynılıkBenlik kavramıEtik+3
Cemzade Kader
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Çingeneliği anlamanın imkânı: Çingeneler üzerine sosyolojik bir araştırma (Malatya örneği)

Bu doktora çalışmasında, Malatya'da ikamet eden Çingenelere sosyolojik açıdan yaklaşılmakta, bu kapsamda; Çingenelerin sosyo-kültürel/ekonomik/politik özellikleri, dini yaşamları, değişen meslekleri, genel olarak başta dışlanma ve yoksulluk olmak üzere deneyimledikleri sorunlar ve bu sorunlarla baş etme stratejileri, Çingene olmayanlarla ilişkileri ve gelecekten beklentileri gibi konulara yoğunlaşılmaktadır. Çalışma, Malatya ilinde ikamet eden 249 katılımcıya uygulanan anketin yanı sıra görüşme ve gözlem verileriyle de desteklenen bir alan araştırmasına dayanmaktadır. Araştırma bulguları bağlamında, Malatya'da yaşayan Çingenelerin eğitim düzeylerinin düşük olduğu, erken yaşta evlenmenin yaygın olduğu, genelde marjinal işlerde çalıştıkları, işsizliği, yoksulluğu, güvencesizliği yoğunluklu deneyimledikleri, Çingene olmayanlarla ilişkilerinin sınırlı olduğu, çeşitli dışlanma pratiklerine maruz kaldıkları, sağlıksız konutlarda barındıkları ve suç işleme düzeylerinin yüksek olduğu gibi bulgulara ulaşılmıştır. Öte yandan, Çingenelerin sosyo-tarihsel arka planından hareketle "Çingenelik"in inşasında ve kamusal alanda yeniden üretilmesinde genel olarak Çingenelere yönelik mit, söylence, önyargı, damga gibi faktörler dizisinin etkili olduğu bulgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çingeneler, Çingenelik, Çingene Kültürü, Çingene Kimliği, Dışla(n)ma, Ötekilik, Dezavantajlılık, Marjinallik, Malatya.

Dezavantajlı gruplarDışlanmışlıkKimlik+7
Muhammet Fırat
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Dini ötekilik ve iletişimsel pratikler: Din değiştirenler üzerine bir araştırma

Bu araştırmada, din değiştiren kimliğini yabancılaşma/ötekileşme ekseninde değerlendiren alan çalışmasındaki bulgulardan hareketle, din değiştirenlerin tanınma ve kimliği yeniden kurma süreçlerindeki yabancılık/ötekilik tecrübeleri ve ötekiliği aşmak için kurguladıkları iletişimsel taktikler, bilimsel bir sistematik çerçevesinde tartışılmıştır. Araştırmada kimlik ve ötekilik arasında diyalektik bağıntı, bir inşa ve sosyal ilişki biçimi olarak ele alınmıştır. Toplumsal iletişim pratiklerinin kimliği ötekilik bağlamında nasıl sürekli olarak yeniden kurduğu ve din değiştiren kimliğinin nasıl bir tanınma mücadelesine dönüştüğü konularına odaklanılmıştır. Din değiştirme deneyimi, yalnızca inanç düzeyinde bir dönüşüme değil, aynı zamanda kimlik düzeyinde bir farklılaşmaya neden olmaktadır. Bu araştırmada, din değiştirmenin inanç boyutu (nedenler-sonuçlar) kapsam dışı bırakılarak, kimlik boyutu ile ilgilenilmektedir. Çünkü din değiştiren, kimliğini yeni dini inancının saikleri çerçevesinde yeniden kurmakta ve topluma karşı bir tanınma mücadelesine girişmektedir. Tanınma, modern çağda bir kimlikle var olmanın ön koşulu olarak, kimliği toplumsal mübadeleler yoluyla inşa edilen asli bir oydaşma ve mutabakata bağımlı kılmaktadır. Mutabakatın dışında kalan kimlikler ya tanınmamakta ya da yanlış tanınmaktadır. Din değiştiren kimliği, tanınma ile yanlış tanınma arasında mekik dokuyan bir konumdadır. Din değiştirme ile birlikte ihdas edilen farklılaşma, din değiştirenin toplumsal varlığını 'biz'den koparmakta ve onu bir yabancıya/ötekiye dönüştürmektedir. Kimlikler arası bir göçü tecrübe eden din değiştiren, hem ayrıldığı din ile karakterize edilen toplum, hem de varmayı amaçladığı toplum nazarında bir yabancı olarak algılanmakta ve bir yabancıya müstahak görülen ayrımcılık ve dışlama reflekslerine muhatap olmaktadır. Artık bir yabancı ya da öteki olarak algılanan din değiştiren, kimliğine yönelik tahakkümlerden korunmak ve tazyiklere karşı bir direnç seti oluşturmak için çeşitli taktikler geliştirmekte ve iletişim etkinliklerini bir telafi mekanizması formunda tertiplemektedir. Çünkü ötekiliği kuran dilsel pratikler, ötekiliği yıkacak gücü de içinde barındırmaktadır. Araştırmada, din değiştirenlerin kimlik serüvenlerini geniş bir perspektiften okumak adına, din değiştirenlerle birlikte onların mücadele halinde oldukları sosyal çevreleri de örnekleme dâhil edilmiştir. Mersin ili örnekleminde gerçekleştirilen saha çalışmasında, örneklem birimleriyle derinlemesine görüşmeler yapılmış ve tanıklıklardan yola çıkılarak, tecrübelerin çeşitli kuramlarla ilişkisi tespit edilmiştir. Araştırma verileri, kuramsal semantiklerle desteklenerek çözümlenmiş ve din değiştirenlerin güçlü bir şekilde tecrübe ettikleri yabancılığa/ötekiliğe karşı direnç olarak bir takım iletişimsel taktikler geliştirdikleri saptanmıştır Anahtar Kelimeler: Din Değiştirme, Kimlik, Yabancılık, Ötekilik, İletişim.

DinDin değiştirmeDin sosyolojisi+7
Savaş Keskin
Fırat University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Chris Cleave'in Küçük Arı adlı eserinde çokkültürlülük ve ötekilik teması

Bu çalışmanın amacı, sömürgecilik sonrası dönemin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan göçlerin ardından, toplumsal uyum çerçevesinde tartışılan bir olgu olan çokkültürlülük kavramını ve göçmenlerin maruz kaldığı ?öteki? muamelesinin etkilerini Chris Cleave'in Küçük Arı adlı eseri bağlamında incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çokkültürlülüğün ortaya çıkışı ve çeşitli bakış açılarından tanımları üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda ?ötekilik? kavramı da anlam ve etkileriyle incelenmiştir.Çalışmada, olayların yaşandığı İngiltere ve Nijerya, sömüren ve sömürülen ülkeler olarak kısaca betimlenmiş ve ardından tüm bu özellikler eser bağlamında tekrar ele alınmıştır. Bir taraftan modern hayatın bunaltıcı temposunda koşuşturan bir İngiliz kadının hayat tarzı ve hassas düşünceleri, öte taraftan sömürülen ülkesinden kaçıp İngiltere'ye sığınarak, burada bir göçmenin karşılaşabileceği birçok olumsuz durumla mücadele etmek zorunda kalan Nijeryalı küçük bir göçmen kızın yaşadıkları ayrı ayrı incelenmiştir. Günümüzde üzerinde birçok tartışmanın yapıldığı çokkültürlülük, sömürgecilik sonrası, ötekilik, göç, modern hayat, postmodernizm gibi kavramlar eserden örnekler verilerek tanımlanmıştır. Son olarak eserdeki olaylar neden sonuç ilişkisi içinde değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Çokkültürlülük, Ötekilik, Göç, Göçmen, Sömürgecilik Sonrası

Cleave, ChrisGöçlerGöçmen edebiyatı+6
Özlem Aydın
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası sistemin yapısı ve işleyişine kendi bilinci ve öteki algılaması üzerinden farklı bir yaklaşım

Uluslararası sistemin yapısını ve işleyişini belirleyen temel unsur öteki algılamasıdır. Öteki algılamasını ve ötekiye karşı yaklaşımı şekillendiren ise kendi bilincidir. Ötekinin karşısında yer alan ve onunla devamlı çatışma hâlinde olan kendi bilinci, zihniyet (zihnin işleyişine yön veren unsurlar) tarafından oluşturulur ki, bu zihniyet sadece aklî (pozitif) bilgiye değil, aynı zamanda tecrübeye (gelenek) ve inanca da dayanır. Kendi bilinci, öteki algılamasını inşa ederken kendi niteliklerini de büyük ölçüde ötekiye göre yapılandırmaktadır.Uluslararası sistemdeki kendi-öteki çatışmasının karşılığı Batı-Doğu çatışmasıdır. Batı zaten aynı isimle bir medeniyeti ifade ederken onun ötekisi olan Doğu bu hâliyle bir kendi bilincine karşılık gelmez. Doğu'dan kasıt, bir kendi bilinci oluşturmasından beri İnanç'tır. Bizim çalışmamız temelde Batı'nın öteki algılaması üzerine olduğu için, bu çalışmanın perspektifine göre kendi Batı ve öteki İnanç'tır. Uluslararası sistemin işleyişi kendi-öteki çatışması esasında devam ederken, Soğuk Savaş olarak adlandırılan ve Batı üst birimi içerisindeki iki diğerinin rekabet ettiği dönemde öteki değişmediği hâlde, diğerinin öteki olarak sunulması sebebiyle rayından sapmıştır. Bu rekabetin sona ermesi ile birlikte, sistem tekrar rayına oturmuş ve Batı üst biriminin temsilcisi ABD kendi, henüz temsil kabiliyetinden yoksun olsa da İnanç öteki olmak üzere, kendi-öteki çatışması yeniden beliginleşmiştir.Genel hatları bu şekilde çizilebilecek tezimizin ispatına yönelik çalışmamızın birinci bölümünde evvelâ bir kavramsal çerçeve dâhilinde ?kendi-diğeri-öteki? kavramsallaştırması izah edilmektedir. Daha sonra, Batı perspektifinden bakıldığı için kendi olan Batı üst birimin bileşenleri ve ardından genel hatlarıyla ve kırılma noktalarından hareketle kendi-öteki çatışmasının (uluslararası sistemin) tarihî seyri anlatılmaktadır. İkinci bölümde ise, ilk olarak Soğuk Savaş döneminin kendi-diğeri (birbirlerine göre diğeri-diğeri) rekabetine dayalı bir sistemden sapma olduğunu ileri sürdüğümüz yaklaşım ortaya koyulmakta ve son olarak da bu sapmanın akabinde sistemin nasıl tekrar kendi-öteki çatıması temelindeki rayına girdiği açıklanmaktadır.

KendilikUluslararası sistemZihniyet+1
Muhammet Savaş Kafkasyalı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

11 eylül sonrası Amerikan sinemasında öteki'nin sunumu

1890'lı yıllardan sonra çekilmeye başlanan ilk sessiz filmlerden günümüze kadar sinemanın ekonomik, sosyal, kültürel ve ideolojik bir enstrüman konumunda olduğu görülür. ?Yedi Peçelinin Dansı? (1893), ?Fatıma Dansları? (1896) ve ?Arap? (1897) gibi kısa filmlerle başlayan ilk `oriental' klişeler ve kurgular özellikle de sinemanın ideolojik bir aygıt/güç olarak kullanılmasına tanıklık etmektedir.Amerikan Sineması olarak da bilinen Hollywood, farklı stereotip temsillerinin sıkça tasvir edildiği bir platform olup her dönemde kendi öteki'sini oluşturan/kurgulayan ve tanımlayan bir endüstriyi ifade etmektedir. 1990'lı yıllardan sonra Amerikan sinemasında öteki sunumunun Araplar/Müslümanlar üzerine yoğunlaşıldığını ele alan bu çalışmada, 11 Eylül 2001 sonrası ABD'de yaşanan olaylardan esinlenerek yapılan filmlerdeki ?öteki? sunumlarının incelenmesi amaçlanmış ve ?öteki? kavramından hareketle `Doğulu/Arap/Müslüman' tasvirinin Oryantalizm düşüncesiyle bağlantısı açıklanmaya çalışılmıştır.11 Eylül sonrası (9/11) ?Terörle Savaş? iklimi, Hollywood'un politik-gerilim filmleri aracılığıyla yeni bir kültürel dolaşımı da beraberinde getirmesinden hareketle, The Kingdom (2007) ve The Hurt Locker (2008) politik-gerilim filmlerinde bu dolaşımın yansımaları değerlendirilmiştir. İncelenen bu filmlerde `Doğulu/müslüman/onlar' imgeleri ile `Batılı/kahraman/biz' karşıtlığını içeren imgeler, Söylem Analizi Yöntemine göre çözümlemeye alınmıştır. Çözümleme neticesinde gerek film diyaloglarının ve görüntünün ideolojik boyutunun, gerekse karakter betimlemeleri ve mekân tasvirlerinin ?öteki? sunumunda büyük rol oynadığı gözlenmiştir. Oryantalist söylemdeki klişelerin, örnekleme alınan film yapımlarına açık ya da örtük bir biçimde eklemlendiğine, doğu kurgusunun ve doğulu tiplemelerin ?tehdit ve düşman? metaforlarıyla desteklendiğine ulaşılmıştır.

11 Eylül 2001 olayıAmerikan sinemasıHollywood+6
Yunus Namaz
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Defamiliarization (ostranenie) of other animals in literary and visual narratives

This thesis focuses on the manifestation of arrogant anthropocentrism in contemporary literary and visual media. It explores the enculturation of humans starting from early childhood in the family and the larger society toward a set of norms constructed around human supremacy over nonhuman animals. It utilizes defamiliarization2 as a critical method to make nonhuman animals visible who are more often otherized and objectified in the dominant normative culture. It maintains that defamiliarization is needed to deconstruct the physical and epistemic violence toward animals and recognize them as individuals rather than exploitable natural resources who are classified according to their use-value for the human species. Lastly, it draws a trajectory for a non-anthropocentric modality for incorporating animals in visual arts, aiming to contribute to societal and cultural change by challenging human sovereignty and doing justice to animals in literary and artistic representations.

NarrativeAnthropocentrismLiterary expression+6
Bilge Ece Çizmeci
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Alterity and hybridity in Bola Agbaje's Gone Too Far! and Caryl Churchill's A Number

This study evaluates the life and works of Caryl Churchill and Bola Agbaje, two of the most important female playwrights of the Contemporary British Theatre. In this dissertation, Agbaje's comedy, Gone Too Far! and Churchill's science fiction, A Number are critically examined for the concepts of alterity and hybridity. The first part of the thesis traces what alterity and hybridity are and how they are defined in different contexts. Various definitions of the two concepts are introduced in the light of some prominent philosophers' and critics' views. Gone Too Far! is an autobiographical play created by Agbaje depending on her personal experiences. Her characters struggle with the challenges of being black and immigrants in multicultural Britain. Agbaje shows this problem through the identity conflicts between black teenagers of different ethnic backgrounds. The issue of alterity arises both because of prejudices, racist thoughts and stereotypes, as well as the fact that characters do not embrace their own otherness, that is, their ethnic identity. What they need to overcome the issue is to build a hybrid identity and to live in harmony by having respect for the differences of the others. In A Number, the concept of alterity is a stand-out factor because the characters seek for originality as a result of cloning, even though they have different personality traits. Any efforts to build a self-centred identity negatively affect the relationship between "the self" and "the other." By shedding light on a future where hyperreality occurs as a result of the hybridization of reality and artificiality, Churchill highlights that it is important to build an identity by awareness of differences and similarities.

Agbaje, BolaChurchill, CarylIdentity+6
Seren Arslan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Related subjects