Uluslararası örgütler

79 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler Barışı Koruma Harekatları ve Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Koruma Gücü (UNFICYP)

Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması ve ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması Birleşmiş Milletler'in (BM) en temel görevidir. Bu çalışmamızda, BM'nin uluslararası uyuşmazlıkların çözümüne katkı sağlamak için geliştirdiği Barışı Koruma Harekâtları çerçevesinde günümüzde devam eden BM Kıbrıs Barış Koruma Gücü (UNFICYP) uygulaması incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde, BM Barışı Koruma Harekâtları kavramı ile ortaya çıkış süreci etraflıca incelenmiş, günümüze kadar olan süreçte edinilen tecrübelere değinilmiştir. Harekâtların uluslararası hukuktaki yeri ile temel ilkelerinden ayrıca bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise, yüzyıllardır var olan Kıbrıs sorununun soykırım ve katliama dönüşerek zirveye ulaştığı 1963 yılında, Kıbrıs Adası'nda barış ve güvenliğin tehlikeye düşmesini engellemek adına kurulan BM Kıbrıs Barış Koruma Gücü'nün (UNFICYP) varlığı incelenmiştir. Sonuç'ta ise, Kıbrıs Sorunu'na çözüm arayışları içinde UNFICYP'nin geleceği hakkında değerlendirmeler yapılmıştır.

BarışBarış gücüBarışı sağlama+5
Erkan Çakmakcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası sivil toplum kuruluşlarının insan haklarının korunmasındaki rolü

Küreselleşme ve çeşitli alanlarda meydana gelen uluslararası gelişmeler, uluslararası sistemde büyük değişikliklere yol açmıştır. Uluslararası forumlarda sivil toplum, insan hakları ve kamuoyu gibi bazı kavramlar büyük önem kazanmıştır. Devletin geleneksel rolü azalmış ve devletler, artık küresel politikaların belirlenmesinde ve tanımlanmasındaki tek temel unsur değildir. Yeni dünya düzeninin dünyadaki sorunların çözümüne etkin bir şekilde katkıda bulunabilecek yeni uluslararası unsurlara ihtiyacı vardır. Uluslararası sivil toplum kuruluşları, en önemli yeni aktörlerden biridir ve uluslararası karar alma sürecinde önemli bir etkiye sahiptir. Uluslararası sivil toplum kuruluşlarının her düzeyde artan öneminin bir sonucu olarak Birleşmiş Milletler, rolünü uluslararası ilişkilerde önemli ve temel bir ortak olarak kabul etmiştir. Bu kuruluşların yaptığı katkılar, zamanla artarak dünyada üçüncü otorite haline gelmiştir. Bu kuruluşlar, sahip oldukları büyük yetenekler ve uyguladıkları çeşitli mekanizmalar nedeniyle dünyadaki insan haklarını koruma sürecinde, önemli bir unsur olarak kabul edilmektedir. Sivil toplum kuruluşları, uluslararası insan hakları sözleşmeleri geliştirmeye ve uygulamaya çalışmakta ve uluslararası insan hakları hukukunun kurallarına uymanın bir garantisi haline gelmektedir. Dünyadaki temel hak ve özgürlüklerin durumunu da izlemekte ve insan hakları ihlallerini tespit etmek için çalışmaktadır. Ayrıca bu kuruluşlar, uluslararası toplumdaki insan hakları ihlalleri ile mücadele etmek için uluslararası yargı organları nezdinde büyük çabalar sarf etmektedir. Bu çalışma, uluslararası sivil toplum kuruluşlarının insan haklarının korunması ve geliştirilmesi alanındaki katkılarını ve uluslararası düzeyde insan hakları standartları ve antlaşmaları süreçlerindeki rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca bu kuruluşların, dünyada insan haklarını garanti altına almak için izledikleri çeşitli mekanizmalara da ışık tutmaya çalışmaktadır. Anahtar kelimeler: Uluslararası sivil toplum kuruluşları, Uluslararası sözleşmeler, İnsan hakları, Uluslararası insan hakları hukuku

Sivil toplum örgütleriUluslararası hukukUluslararası sözleşmeler+2
Muhammed Muhammed
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Contribution of international organizations to the promotion of global security, globalization and democracy in Africa

This research investigates the impact of global organizations on the management of worldwide affairs and their involvement in enhancing Africa's security, advancement in a globalized world, and progress towards democracy. While the idea of combining global corporations with international legitimacy may be met with skepticism, international organizations have proven to be valuable actors in international affairs despite their flaws and susceptibility to political manipulation. These organizations play a pivotal role in planning, coordinating, and establishing a legal framework for operations that extend globally. They also contribute to security through peacekeeping operations, conflict resolution, and preventive diplomacy. Additionally, international organizations promote economic integration, trade liberalization, and investment initiatives in Africa, which foster sustainable development and poverty reduction. They also support democratic governance, human rights, and the strengthening of institutions and electoral processes. Collaborative efforts between international organizations and African nations are crucial to overcome challenges and advance peace, stability, and democratic progress in Africa. The main objective of this research is to examine the attributes and frameworks of international organizations in order to establish standards and guidelines for promoting peace, security, and stability in Africa. It highlights the significance of integrating democratic principles into the operations of these organizations.

AfricaAfrican countriesDemocracy+4
Amına Mohamed Moumın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Birliği'nin, Orta Doğu ve bölge dengeleri üzerindeki etkisi (1945-2006)

Arap Birliği'nin kurulmasının etkileri, on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkan milliyetçi harekete dek geri götürülebilir. 19. ve 20. yüzyıl arasındaki dönem, Batı ülkelerinde milliyetçi hareketlerle yayılan millileştirme eğilimleri, milletlerin etnolinguistik bir temelde tanımlanmasına yol açmıştır. Bu durum Osmanlı Devleti'ni de oldukça etkilemiş ve millileşmemiş toplumların millet olma talepleri ve eğilimleri artarak Osmanlı Devleti'nin ortadan kaldırılmasına neden olmuştur. Daha sonra Arap Milliyetçileri, I. Dünya Savaşı'nın sonunda İngiltere ve Fransa'nın sömürge yönetimlerine dâhil olmuşlardır. I. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere ve Fransa'nın mandası altında kalan Araplar, milliyetçi hareketlerinin amacını değiştirmiş ve bu kez manda yönetimlerine karşı tavır almıştır. Yedi ülke ve Filistinlilerin temsilcilerinin katıldığı İskenderiye Protokolü'yle Arap Birliği'nin temeli teşkil edilmiştir. Arap Birliği, 22 Mart 1945 tarihinde kurulmuş olup, o tarihten bu yana 22 üye ile faaliyetlerine devam eden siyasi bir örgüttür. Arap Birliği, kuruluşundan sonra birçok zorlukla ve birbirini takip eden olaylarla karşı karşıya kalmıştır. Bu bağlamda Orta Doğu'nun ve Bölge dengelerinin, Arap Birliği'nin kuruluşundan 2006'ya dek incelendiği bu Tez içerisinde; Arap-İsrail Savaşları, Arap devletleri arasındaki çatışmaları, Amerika'nın Irak'a müdahalesi ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)'nün kurulması gibi gelişmelerde Arap Birliği'nin işlevi incelenmiştir. Arap Birliği'nin Orta Doğu ve Bölge dengesi üzerindeki etkisi dikkat alındığında; Birlik'e üye devletlerin özel çıkarlarının ortak çalışma, birlikte hareket etme ve Birlik'in savunulması fikrini çürütecek neticeler verdiği görülmektedir. Ayrıca bu Tez Arap Birliği'nin yapısından kaynaklanan bu sorunlarının yapısal analizine de eğilmektedir. Anahtar Kelimeler: Arap Milliyetçiliği, Ortadoğu, Arap Birliği, İskenderiye Protokolü, Diğer Hareketler.

Arap BirliğiOrta DoğuOrta Doğu politikası+5
Hamze Guırreh Den
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelik, temsiliyet ve veto hakkı tartışmaları çerçevesinde reform ihtiyacı

Devletler arasındaki işbirliği gereksiniminin kaçınılmaz hale gelmeye başlamasından bu yana, uluslararası örgütler uluslararası ilişkilerin en önemli aktörlerinden biridir. Her ne kadar devletlerin çıkarları uluslararası ilişkilerde belirleyici konumda olmaya devam etse de, ister bu çıkarlar için bir mekanizma görevi üstlensin isterse doğrudan bu çıkarları etkileyen bir faktör olsun, uluslararası örgütler sistemin vazgeçilmez parçalarıdır. En kapsamlı uluslararası örgüt olan Birleşmiş Milletler, iki savaş arası dönemde Milletler Cemiyetinin başarısız olması sonucu çok daha etkili bir örgütün kurulması fikri ile ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletler de, Milletler Cemiyet gibi savaşı kazanan devletler tarafından oluşturulan bir örgüt olma özelliğine sahiptir. Bundan dolayıdır ki, hakim devletler Birleşmiş Milletler bünyesinde önemli konumlar elde etmişlerdir. Özellikle Güvenlik Konseyi'nde daimi üyelik ve veto hakkı gibi ayrıcalıklar, örgüte egemen olma noktasında hakim devletlere büyük bir avantaj sağlamaktadır. Tartışma konusu oluşturan bu unsurlar, dönemin şartları göz önünde bulundurulduğunda anlaşılabilirdir. Fakat aradan geçen 70 yılın ardından dünya düzeni değiştiği gibi Birleşmiş Milletlerin yapısı da değişim göstermektedir.Bu bağlamda tez çalışması; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin reform gereksiniminden hareketle, reforma yönelik talep ve önerileri, reforma yönelik olumlu ve olumsuz tepkilerle ilişkilendirmek ve ortaya bir sonuç koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir.

Birleşmiş MilletlerBirleşmiş Milletler Güvenlik KonseyiGüvenlik Konseyi+6
Ömer Çolak
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası örgüt çalışanlarının lider prototiplerinin kültürel özelliklere göre farklılaşma durumu

Günümüzde liderlik ve özellikle örtük liderlik çalışmaları, liderlik alanında yapılan birçok araştırmaya konu olmuştur. Bu alanda ki araştırmacılar liderliği, genellikle bireysel bakış açısına ve onlara en çok ilgi duyan olgunun yönüne göre tanımlamaktadırlar. Bununla birlikte liderlik, bireysel özellikler, lider davranışı, etkileşim kalıpları açısından da farklı şekillerde tanımlanabilmektedir. Lider, tüm gücün kendinde birikmesini sağlayan ve organizasyonun sorumluluğu altında atılan adımlar üzerinde yetki sahibi olmakla beraber baştan sona tüm süreçleri tüm incelikleriyle yönetebilen kişidir. Kısaca liderlik ise, bir grup insan ile ortak bir hedefe ulaşmak için kişileri etkileyerek harekete geçirme sanatıdır. Lider ve liderlik ile yakından ilişkili olan, örtük liderlik teorileri, birçok araştırmacı tarafından ifade edildiği üzere, insanların bireyleri lider olarak algılamalarına yön vermektedir. Biz bu çalışmada uluslararası kuruluşlarda çalışan kişilerin liderlik prototiplerinin kültürel özelliklere göre farklılaşma durumunu demografik veriler ve farklılaşma bilgileri ışığında değerlendirip ortaya koymayı amaçladık. Bu verilerin toplanması için anket yöntemini kullandık. Bulgular, uluslararası kuruluşlarda çalışan kişilerin liderlik prototiplerinin kültürel özellikler açısından anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymaktadır. Demografik değişkenlerin analizinde ise özellikle cinsiyet, eğitim, yaş, bilinen dil sayısı ve çalışılan pozisyon değişkeni ile örtük liderlik boyutları arasında bir ilişki olabileceği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: liderlik, örtük liderlik, Hofstede'nin kültür boyutları, kültür

KültürKültürel boyutlarKültürel farklılık+5
Melihat Evgi
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

International and national non-governmental organisations working in Northwest Syria and their humanitarian support to internal displaced people

This thesis seeks to analyse the humanitarian aid response for the internally displaced people living in the Northwest of Syria which is correlated with the security situation of the area and the funds donors are allocating to the Northwest of Syria. The thesis focuses on the Northwest of Syria examining the four main humanitarian sectors of food security, health, water sanitation and hygiene and protection. Then the thesis will move to the challenges which are impacting the humanitarian aid response in the Northwest of Syria as experienced by the United Nations agencies workers, humanitarian organisations and the clusters. The study looks at the multiple flows of internally displaced people who ended up residing in the Northwest of Syria. It will review the military and political developments which led to opposition groups ending up in the Northwest of Syria controlling an area inhabited by millions of individuals. Also, will be examining the humanitarian response based on the motivation and needs fulfilment of these IDPs. The study presents some differences as well between the delivery mechanisms between cross border and cross lines aid delivery which were adopted in the humanitarian response for the Northwest of Syria. As coordination is vital in the humanitarian response in the Northwest, the study will focus on the multiple stakeholders involved in the coordination process of this response. After that the study will present the findings of the survey and key informants interviews conducted to inform the study.

Nongovernmental organizationsSyria-AleppoSyria-Idlib+3
Kasem Hıjazy
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin NATO'ya girişi ve sonrasının Türk iç ve dış politikasına yansımaları

Bölgesel savunma örgütü olarak kurulan NATO günümüzde yirmi sekiz üyesinin yanı sıra yirmi iki Barış İçin Ortaklık, yedi Akdeniz Diyaloğu ve dört İstanbul İş Birliği Girişimi üyesi devlet ile genişlemesini sürdürmektedir. Türkiye, Kore'ye asker gönderilmesi kararını aldıktan sonra, ABD, Fransa ve İngiltere'ye NATO üyeliği için başvurmuştur. 1951 Mayıs ayında, ABD Milli Güvenlik Konseyi'nde ABD menfaatleri için, Türkiye'nin NATO üyesi yapılmasının en uygun çözüm olacağı konusu öne çıkmış ve Türkiye'nin NATO'ya alınması, kabul edilmiştir. 15 Eylül 1951'de Ottowa'da toplanan NATO Bakanlar Konseyi, ABD'nin önerisi doğrultusunda, Türkiye ile Yunanistan'ın NATO'ya üye olarak davet edilmesine oybirliği ile karar vermiştir. Türkiye, Sovyetler ile çıkması muhtemel bir savaşta NATO'ya destek sağlama potansiyeli, Ortadoğu petrol kaynaklarının ve bölgedeki hava üslerinin emniyete alınmasına yönelik olarak Sovyetleri bölgede engelleme ve tutma kabiliyetinden dolayı NATO'ya alınmıştır. Hükümet NATO'ya girdikten sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (Hava, Kara ve Deniz dâhil, eğitim birlikleri hariç) tamamını NATO emrine verdi. Türkiye, NATO'ya girdikten sonra ABD ile birçok ikili antlaşma imzalamıştır. Gizli olarak imzalanan ikili anlaşmalar kamuoyundan saklandı. Verilen ödünler devletlerarası eşitlik kuralını bile ortadan kaldırıyordu. Kapitülasyonları geride bırakan ödünler, ikili anlaşmalarla verildi. Bunların bir bölümü TBMM'nin onayından geçirilmeyen gizli antlaşmalardır. ABD'nin uygulamaya başladığı yeni sömürgecilik ilişkilerinin kilit kavramı "yardım"dır. Türkiye'nin kapılarını da yardım görüntüsü altında açmış, bağımlılık ilişkilerini de böylece geliştirmeye başlamıştır. 1962 Küba ve Jüpiter füzeleri krizi, NATO'nun önde gelen ülkesi ABD'nin kendi milli menfaatleri söz konusu olunca NATO Antlaşması'nı dahi göz ardı edebileceğini göstermiştir. Türkiye'de konuşlu nükleer füzelerin, Türkiye'nin içinde olmadığı bir pazarlık sonucunda, ABD'nin güvenlik çıkarları için Türkiye'den sökülmesi, Türkiye'ye Amerikalıların oyununda sadece bir piyon oldukları duygusunu vermiştir. Son dönemde NATO içinde ABD ile Avrupalı müttefikleri arasındaki (transatlantic link) söz konusu gerilimin en önemli örneği Irak Krizi sürecinde tecrübe edilen gelişmelerdir. Irak Krizi sırasında, NATO içinde ABD ile İttifak'ın Avrupalı üyeleri arasında belirgin ayrılıklar ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle, NATO'nun Soğuk Savaş döneminin mantığına uygun bir örgüt olduğu ancak savaşın bitmesiyle NATO'nun varlık nedenini kaybetmeye başladığı düşüncesi ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte Batı Avrupa devletleri savaş üresince güvenliklerini NATO şemsiyesi altında sağlayarak, bu alanda harcanması gereken kaynaklarını ve güçlerini ekonomik ve siyasi entegrasyon için kullanarak bugünkü Avrupa Birliği'ni oluşturmuşlardır. Ancak Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle Batı Avrupa ülkeleri zaten sağlamış oldukları ekonomik güce askeri boyutu da ekleme çabasına girmiş, 1990'lı yılların sonuna doğru gelişen özerk Avrupa güvenlik ve savunma anlayışı NATO'nun marjinal bir örgüt haline gelmesine yol açmıştır. Bu çerçevede NATO'nun Soğuk Savaş sonrasında uluslararası alanda meşruluğu tartışılmaya başlanmıştır. Günümüzde Avrupa'da yeni bir bölümlenme meydana gelmiştir. Yeni oluşan Doğu Avrupa demokrasileri ve Baltık devletleri Batı'ya kayarken, Moskova eski Sovyet Cumhuriyetlerini etrafında birleştirme çabaları göstermekte, buna karşılık Ukrayna ve Gürcistan'da benzer kadife devrimler gerçekleşmektedir. Böylece yeni bir Batı ve Doğu oluşumu ortaya çıkmaktadır. Bu gerçeklik üzerine Avrupa kıtasında yeni bir güvenlik sistemi oluşturulma çabaları devam etmektedir. Sosyal güvenlik, göç, yüksek oranda işsizlik, transnasyonal suç örgütleri, konvansiyonel silahların yayılma tehlikesi gibi sorunların hepsini NATO'nun tek başına çözmesi mümkün değildir. NATO'nun genişlemesi, Soğuk Savaş sonrası Rus hükümetlerinin, Batı'nın yeni bir çevreleme politikası güttüğüne dair zaman zaman endişelenmesine yol açmıştır. Ayrıca, hangi devletlerin üyeliğe alınacağı hakkındaki tartışmalar örgüt içerisinde güçlükler yaratmıştır. Kabul edilecek devletlerin, NATO'ya ne kazandıracağı hususlarının da iyi irdelenmesi gerekmektedir. Eski Doğu Bloğu ülkesi adayların komuta yapısı, eğitimi, teçhizatı, dil unsurları vb. hususların, NATO üyeleri arasında ortak operasyonların koordinasyonunda çeşitli güçlükler yaratabileceği bu tartışmalarda ortaya konmuştur. ABD'nin gerçek amacı, NATO'nun genişleme politikası ile birlikte, Amerika'nın Almanya üzerindeki etkisini genişletmek ve Rusya'nın Doğu Avrupa'daki gücünü azaltmaktır. NATO genişlemesi Avrupa güvenliğinin geleceği hakkında çözüme ulaştırdıklarından daha fazla sorunu ortaya çıkarmıştır. Yunanistan, 1957 yılında Jüpiter nükleer füzelerinin kendi topraklarında konuşlandırılmasını kabul etmemiş ve bu tutum NATO'da herhangi bir tepkiyle karşılanmamıştır. Türkiye, Sovyetler Birliği'nin doğrudan saldırısına çok yakın bir coğrafi konumda olmasına rağmen, Sovyetler Birliği'nin tehditlerini göze alarak, 1957 yılında Jüpiter nükleer füzelerinin Türkiye'de konuşlandırılmasını milli menfaatine aykırı görmemiş, daha sonraki yıllarda da bir kısım NATO ülkeleri karşı çıkarken, NATO'nun kendi topraklarında nükleer silah konuşlandırmasına karşı çıkmamıştır. NATO'nun 1949-2001 arası dönemde üyelerini dahi tehdit eden terörizme karşı dikkate değer bir tepki vermemesi NATO'nun terörizmi gizli orduları ile desteklediği yolunda görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu bağlamda 1990'lardan itibaren bazı araştırmalarda Batı Avrupa'da Soğuk Savaş sırasında bir takım gizli orduların bulunduğu ve bu orduların NATO tarafından koordine edildiğine ilişkin görüşler sıkça dile getirilmektedir. Gizli servisler tarafından yetiştirildikleri belirtilen bu birliklerin Batı Avrupa'nın Sovyetler tarafından işgal edilmesini engellemek ve iktidara gelecek komünist partilere engel olmak amacıyla kuruldukları vurgulanır. Bu çerçevede ABD, NATO'nun kuruluşundan itibaren komünistlerin yasal yollardan iktidara gelmeleri durumunda söz konusu ülkelere müdahale etme hakkını kabul ettirmiş olmaktadır. İtalya'da Gladio adıyla bilinen bu örgütlenmenin, Yunanistan'da Koyun Postu, Belçika'da SDRA-8, Hollanda'da NATO Command, Batı Almanya'da Gehlen Harekâtı, Stay Behind ya da Sword, Avusturya'da Schwert, Fransa'da Rüzgâr Gülü, İspanya'da Anti-Terör Kurtarma Grubu (GAL), İngiltere'de ise Secret British Network olarak bilindiği bu ülkelerin yetkililerince açıklanmıştır. Örgüt, Türkiye'de Kontrgerilla olarak bilinmektedir.

NATOSavunma politikasıTürk dış politikası+3
Arif Zengin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bosna Hersek Savaşı ve TSK'nin barışı destekleme harekatındaki rolü

Çalışmanın temel amacı, Bosna Hersek'te 1990'lı yılların başında cereyan etmiş olan savaşın sebep ? sonuç ilişkisi içinde incelenmesiyle beraber, savaş esnası ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti'nin izlediği dış politika kapsamında, TSK'nin Barışı Destekleme Harekâtı kapsamında, icra ettiği uygulamaların incelenmesidir.Yapılan çalışmanın ilk bölümünde ?Boşnakların Kimliği? ile Bosna Hersek olarak adlandırılan toprakların tarihi süreç içinde incelenmesi yapılmıştır. Birinci bölümde 1941 yılından 1991 yılına kadar süren ve Yugoslavya'nın parçalanmasına yol açtığı değerlendirilen etkenler incelenirken, savaşın gelişimi ve Dayton Barış Antlaşması süreci de irdelenmiştir. Yine aynı bölümde, Uluslararası Örgütlerin savaşa müdahaleleri gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Savaş ve savaş sonrası dönemde Türkiye Cumhuriyeti'nin Bosna Hersek ve diğer devletler ile Uluslararası Örgütlerle olan ilişkilerine ise çalışmanın ikinci bölümünde yer verilmiştir.Son bölümde ise Barışı Destekleme Harekâtı'nın tanımı ve özellikleri anlatılırken, TSK'nin yurt dışı görevlerinin yasal dayanakları ile Türk Birliğinin Bosna-Hersek'e gönderilme süreci incelenmiştir. Müteakiben de TSK'nin Bosna-Hersek'te Barışı Destekleme Harekâtı'na katkıları anlatılmıştır. Son bölümde ise varılan sonuç ortaya konmuştur.

Barış harekatıBosna-HersekTürk Silahlı Kuvvetleri+2
Sertaç Özpıçak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessEN

The role of international organizations on disarmament of the Korean Peninsula: The cases of un and Asean

The aim of this thesis is to analyze the role of international organizations on the disarmament of the Korean Peninsula. Since they are closely related to security of the Korean Peninsula, the UN and the ASEAN are taken as cases and their roles are examined using a comparative method. Initially, the concept of disarmament was separated from the concepts of arms control and non-proliferation, and conceptual confusion was tried to be eliminated. In addition, the boundaries of the disarmament concept mentioned in the study were specified. General and complete disarmament, which means the complete elimination of WMDs and a significant reduction in conventional weapons, was chosen to prevent the problem in the peninsula from being reduced to nuclear weapons of North Korea, alone. In order to provide a theoretical framework for the role of UN and ASEAN, the approaches of international relations theories towards disarmament have been tried to be detailed. Then, historically, international disarmament attempts are explained, and the active role of the UN has been paid attention. Here again, arms control and non- proliferation initiatives, which are often confused with disarmament attempts, are tried to keep out. After the theoretical framework was formed, the historical armament process of North Korea and South Korea was explained. The main purpose here is to understand what kind of developments have prompted the two Koreas to focus on defense. For this reason, cultural, historical, and strategic perspectives on the perception of threat in the Korean Peninsula are also mentioned. It was concluded that, in addition to the nuclear weapons of North Korea, the conventional armament of South Korea and the military existence of the US constitute an obstacle to peace in the peninsula. Finally, the relations of ASEAN and UN with the two Koreas and their involvement in the security of the Korean Peninsula are examined. The initiatives of the UN in the disarmament of the region are generally shaped within the framework of international cooperation. It has become clear that the role of the UN is parallel to the liberal perspective on ensuring disarmament. ASEAN, relying on the power of discourse and norms, has made efforts in line with the position of the constructivist theory on disarmament. However, it has been revealed that the efforts of these two international organizations are mainly concentrated on North Korea's nuclear program. Keywords: Korean Peninsula, disarmament, ASEAN, UN.

Association of Southeast Asian NationsUnited NationsSouth Korea+3
Sıla Selin Türkel
Ankara Social Science University
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Effectiveness and role of the UNWFP in the humanitarian crisis in Hadhramout province-Yemen

As the world has witnessed a massive increase in the number of the organizations working in the humanitarian field and since more attention has been paid to evaluating their work, this thesis mainly aims at evaluating the WFP and its main local partners NGOs activities in the governorate of Hadhramout Yemen and to what extent they are active in the humanitarian crisis the governorate has been experiencing by looking at applying the agency's principles and policies. Additionally, it paves the way for more academic studies that critically and scientifically evaluate the organizations work on reality and thus have more effective work. The qualitative interpretive impact assessment with the causal model was used as data collection method by studying the primary and secondary data available on the agency and local partners' websites as well as the available data of the beneficiaries themselves on the local partners' channels. Studying the impact on the beneficiaries and how application and qualification of the staff helps more in bringing more fruitful results was the main analysis of the study. The thesis finds out that the agency and its local partners have had great work both on the governorate itself by varying the projects that invest in the infrastructure and the people in order to qualify them and achieve the Sustainable Development Goals. Besides, the thesis figures out the dire need for more transparent role of the local partners and expansion of the projects that bring the sustainability and income sources to the beneficiaries to reduce the heavy dependence on the other main projects of the agency. The thesis has come up with the importance of qualifying the local partners staff since it is considered the main step to get better results that reflect on the situations of their targeted beneficiaries. These findings indicate the need for more active and transparent role of the local partners to gain the trust and reflect the main goals on which they were established. Varying their projects and include the beneficiaries in the evaluation and transparency open meetings are of great necessity for more credible role in the future. This thesis looks as a guide to show the newborn other working organizations to avoid the shortcomings and develop the positive findings in order to bring the organizational and humanitarian work to its best.

UNWFPInternational organizationsYemen-Hadramout
Omar Mashaabi
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Instituonal capacity and motivation: A comparative study of BRICS and MIKTA clubs

This thesis is a comparative study of two informal intergovernmental organizations. BRICS (Brazil, Russia, India, China, South Africa) was chosen as the sample because it represents the rising powers group and MIKTA (Mexico, Indonesia, Korea, Turkey, Australia) represents the middle powers group. This study deals with the reasons for the integration of BRICS and MIKTA clubs, the priority topics they deal with as a group, and the bilateral relations of the member countries of the groups. During the study, the findings were obtained by descriptive and analytical research methods. Representing the rising powers, the BRICS club first came together with economic goals. As a result of these goals, the BRICS group has a bank and fund that supports developing countries. However, the changing global challenges in the 21st century have led the BRICS group to cooperate in political and social fields as well. Among the topics addressed by the BRICS leaders' summits, it has been seen that there are various topics such as increasing cooperation in international organizations such as the G20 and the UN, strengthening economic cooperation, making global economic organizations more fair and transparent, security-related topics, sustainable development, and combating the Covid-19 crisis. BRICS is not only an economic cooperation group, but also aims to support a strengthening Global South against the West. The MIKTA group, on the other hand, does not have a single and specific goal. It is seen that they aim to be a group of international cooperation, consultation and dialogue as a group of medium powerful states. There are seven topics that the MIKTA group primarily addresses. BRICS and MIKTA groups have also established subgroups to increase their academic, commercial and diplomatic cooperation. There are some conflicts of interest among the members of the BRICS group. It has been determined that the regional tensions between China and India, Russia's exposure to international sanctions and India's foreign policy close to the United States have increased the fragility of the group. On the other hand, China is dominant economically and politically in the group, and this dominant situation negatively affects the balances in the group. While there were more balanced relations in the MIKTA group, it was seen that the economic recession of the group members after the Covid-19 crisis may negatively affect their focus on the internal dynamics of the group. The BRICS and MIKTA groups do not aim to change the global order, but aim to exist in global governance by increasing cooperation among themselves. Key Words: Informal intergovernmental organizations, BRICS, MIKTA, global governance

BRICSCapacityGlobal governance+3
Kübranur Özmen
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşen dünyada sağlık ve küresel sağlık politikalarının pandemi süreçlerinde sağlığa yansımaları

Küreselleşme ekonomik, sosyal, siyasi ve politik anlamda köklü değişiklik ve dönüşümlerin yaşandığı, bir bütün halinde tüm dünya uluslarını etkisi altına alan, ulaşım ve bilgi teknolojilerindeki değişimler sonucu hızlı bir devinim yaşayan, aynı zamanda üzerinde çok tartışılan bir kavram ve süreçtir. Küreselleşme öncelikle ekonomi alanında uygulanan neo-liberal politikalarla görülmeye başladı. Sonra hızlı bir süreç halinde sosyal, kültürel, politik ve siyasi her alanda oluşturulan model, politika ve eylemlerle varlığını sürdürdü. Zamanla küreselleşme, oligopoller ve sürecin önemli aktörlerinin katkılarıyla ulusların hayatlarında ve ulus devletlerin temel yapıtaşlarında radikal dönüşümlere yol açtı. Küresel oligopoller ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Dünya Bankası (WB) gibi sürecin önemli aktörleri tarafından oluşturulan yeni dünya düzeninin değer ve mitlerinden en fazla ulus devletlerin ana mekanizmalarını oluşturan sağlık, eğitim, altyapı gibi hayati öneme sahip unsurların birleşiminden oluşan hizmet sektörü etkilendi. Özellikle de sağlık, gerek sunulan sağlık hizmetleri açısından gerekse de uygulanan politikalar açısından küreselleşme sürecinden çok fazla etkilendi. Küresel politikaların gölgesinde şekillenen sağlık, sağlık hizmetleri ve sağlık sistemi yaşanan dönüşümler, dayatılan küresel politika ve modeller sonucunda sunulan sağlık hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmayı ve kapsayıcılığı önleyerek, risk altındaki grupları ve sosyo-ekonomik refah düzeyi düşük ülkeleri sürecin kaybedenleri haline getirdi. Aynı zamanda sağlık sisteminin yapısının sosyal devlet anlayışından uzak bir şekilde oluşturulmasına zemin hazırladı. Pandemiler çok geniş bir alanda, çok sayıda insanı etkileyen ve ölüm oranlarının çok yüksek olduğu küresel salgınlardır. Pandemilerin meydana gelmelerinde başlıca sebepler; insanların yerleşik hayata geçmeleri sonucu temiz su bulma, kanalizasyon ve atık sistemlerinde yaşanan sorunlar ile çarpık kentleşmedir. Ayrıca insanların karşılıklı etkileşime girmelerinin oluşturduğu sonuçlar da pandemilerin oluşmasına zemin hazırlayan önemli sorunlar arasındadır. Tarih boyunca yaşanan pandemilerde, bazı toplumların kaynaklarının tamamen sömürüldüğü, bazı toplumların tarihin tozlu sayfalarına gömüldüğü ve bazı yönetim biçimlerinin tamamen değiştiği görülmektedir. Ancak Sanayi Devrimi'yle birlikte özellikle iletişim ve ulaşım alanında yaşanan yenilikler, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişle yaşanan çarpık kentleşme, fabrikalaşma ve doğal yaşam alanlarının tahribi gibi önemli sebepler küreselleşme sürecine zemin hazırladı. Bunun sonucunda pandemilerin yapılarında radikal dönüşümler yaşanmaya başladı. Böylece küreselleşme eğilim ve baskılarından dolayı maruz kaldığımız risklerin yapısı değişti ve riskler günlük yaşantımızın bir parçası haline geldi. Günümüzde meydana gelen pandemiler, sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel, siyasi ve politik birçok dönüşüme kapı açmaktadır. Bu dönüşümlerin başında ilk olarak ekonomi eksenli değişimler gelmektedir. Küresel ağlardan dolayı ülkelerin birbirine entegre şeklindeki ekonomi politikalarının üretimde daralmalara yol açması, küresel eğilimlerden kaynaklanan ekonomik baskılar ile küresel ekonomi politikalarının kâr elde etmeye endeksli yapısının vatandaşların hem alım güçlerinde sorunlar yaşamalarına hem de iş ve gelir kayıpları yaşamalarına neden olmaları gibi önemli sorunları içeren sosyo-ekonomik dönüşümlerdir. İkinci önemli dönüşüm, ulus devlet anlayışında meydana gelen değişimlerdir. Pandemilerle mücadelede ilk akla gelen çözüm önerilerinin ulus devletlerin atacağı adımlar ve uygulayacağı politikalar olması, küreselleşme yarışında aktör rolüne bürünen devletlerin içe dönük politikalar benimseyerek sadece kendi vatandaşlarını korumaya yönelik eylemlere odaklanmaları ve sınırlarını diğer ülkelere kapatmaları gibi uygulama ve politikalar kriz anlarında en biricik çözümün ulus devletlerin atacağı adımlar olduğu gerçeğini güçlendirmektedir. Nitekim Covid-19 küresel salgın sürecinde, küreselleşme yarışında önde olan ülkelerin en çok kaybeden ülkeler arasında yer almaları, kendilerinden beklenen küresel aktörlük performansını sergileyememeleri ve küresel eğilimlerin baskılarıyla oluşturulan sağlık politikalarının birçok ülkenin sağlık sisteminin çökmesine neden olması gibi sonuçlar ulus devlet söyleminin birey ve toplumların geleceği açısından önemli olduğunu kanıtlamaktadır. Üçüncü dönüşüm toplumda risk altındaki grupların dayatılan küresel politikalardan dolayı sürecin en çok kaybedenleri haline gelmeleri ve bu popülasyona küresel eğilimler aracılığıyla sömürülen sosyo–ekonomik refah düzeyi düşük ülkelerin dahil olmasıyla sorunun iyice içinden çıkılmaz bir hal almasıdır. Dördüncü dönüşüm, kaynakların eşit dağıtılmaması sonucu oluşan işsizliğin pandemi süreçlerinde hem üretimin aksamasına yol açması hem de karantina önlemlerinden dolayı işini kaybedenlerin oranlarında ciddi yükselişler yaşanmasının bireylerin yaşamını olumsuz etkilemesidir. Beşinci dönüşüm, küreselleşme eğilimlerinin tarım sektörünü olumsuz şekilde etkileyerek, tarımsal üretimde ciddi düşüşlerin yaşanmasına neden olması ve hormonlu yiyecek üretiminin aşırı boyutlarda artmasının insan sağlığına verdiği zararın bilinçli olarak göz ardı edilmesidir. Altıncı dönüşüm pandemi süreçlerinde uygulanan uzaktan eğitim sürecine, köy çocuklarının ve ekonomik refah düzeyi düşük yoksul ailelerin çocuklarının erişimlerinde sorunlar yaşamaları, sosyo – ekonomik refah düzeyi düşük grupların eğitim hakkından mahrum kalmasıdır. Yedinci dönşüm, Covid-19 pandemisiyle birlikte bireylerin ruh sağlıklarında ve sosyo-kültürel yaşam formlarında yaşanan değişimler, izole ve tamamen online bir yaşam tarzının benimsenmesiyle insanoğlunun kendine, doğaya ve çevreye olan yabancılaşmasının artması ve böylece modern yaşamın çıkmazlarının çok yüksek boyutlara ulaşarak insan yaşamını zorlaştırmasıdır. Tüm bu dönüşümler, küreselleşme eğilimlerinin insan ve ulus devlet mekanizmalarında oluşturduğu hasarın küresel salgınlarla zirve yaptığı ve ''ilerleme treni'' gerçeği yansıtmadığını göstermektedir. Covid-19 pandemi süreci, sağlık bağlamında ele alındığında, küresel oligopol ve aktörler tarafından dayatılan küresel sağlık politikalarının işlevsiz ve yetersiz kaldığı, bu politikalardan dolayı birçok ülkenin sağlık sisteminin tamamen çöktüğü, birçok insanın hayatını kaybettiği gerçeğini gösteren önemli bir süreçtir. Küresel sağlık politikalarının adalet, eşitlik, hakkaniyet ve kapsayıcılıktan uzak yapılarının ölüm oranları üzerinde ciddi etkiler oluşturduğu, özellikle risk altındaki gruplarda ve sosyo-ekonomik refah düzeyi düşük olan ülkelerde bu etkilerin ağır olumsuz sonuçlara yol açtığı göz ardı edilemeyecek önemli gerçekler arasındadır. Yaşanan bu süreç ulus devlet anlayışının öneminin yeniden sorgulanmasına yol açarak, sosyal devlet anlayışıyla uyumlu sağlık politikalarına ve sağlık sistemine olan ihtiyacı gözler önüne sermektedir. Ayrıca küresel sağlık politikalarının bir bütün halinde sunulan sağlık hizmetleri ve sağlık sistemine yıpratıcı etkiler yaptığı da görülmektedir. O yüzden sosyal devlet anlayışıyla uyumlu ücretsiz aşılama, ücretsiz sağlık hizmeti sunma, risk altındaki grupların sağlık haklarını gözetme, temiz su, hijyen ve kanalizasyon gibi sağlıklı kentleşme uygulamalarına önem verilmesi, doğal yaşam alanlarının ve ormanların koruma altına alınarak ekosistemin dengesinin korunmasına yardımcı adımlar atılması gibi çözümleri içeren "salgınla mücadele" politikalarına ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bu konuda oluşturulabilecek bilimin öncülüğündeki ulusal, sosyal devlet anlayışıyla uyumlu, multidisipliner, kapsayıcı, adil, eşit, işlevsel ve etkin politikalara ihtiyacın acil olduğu ve uygulanan sağlık politikalarının küresel eğilim ve baskılardan arındırılması gerektiği düşüncesini desteklemektedir.

Dünya Sağlık ÖrgütüKüreselleşmePandemiler+4
Çiğdem Yalım
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel ekonomide uluslararası ekonomik kuruluşların yeni sorumluluğu ve rolü

Uluslararası ekonomik kuruluşlar, küresel ekonomiyi düzenleyen ve şekillendiren kuruluşlardır. Uluslararası ekonomik kuruluşlardan en önemlileri, hiç kuşkusuz, IMF, WB ve WTO'dur.IMF ve WB, 1944 yılında kurulmuş olup, IMF, ödemeler bilançosu ile ilgili sorunlarda ülkelere kısa vadeli kredi olanakları sağlama görevini üstlenmişken, WB ise, II. Dünya Savaşı sonrası ülkelere, kalkınmalarına yönelik krediler vermiştir. Kuruluşuna yönelik ilk adımı 1947 yılında GATT'ın oluşumu ile atılan WTO ise, belirlediği belli kurallar çerçevesinde küresel ticareti düzenleyen temel kuruluş olmuştur.II. Dünya Savaşı sonrasında, küresel ekonomide yer alan önemli ekonomik olaylara paralel olarak, uluslararası ekonomik kuruluşların rol ve sorumluluklarında, zamanla bazı değişiklikler ortaya çıkmıştır. 1980'lerde finansal piyasaların liberalizasyonu ile ortaya çıkan küreselleşme, bu rol ve sorumlulukların değişimine yol açan temel etken olmuştur. Bu dönemden itibaren, uluslararası ekonomik kuruluşlar, küresel ekonomideki konumları dolayısıyla sorgulanmaya başlanmış ve dünya genelinde küresel boyutta tepkilerle karşılaşmışlardır.Çalışmanın amacı, IMF, WB ve WTO olmak üzere üç ekonomik kuruluşun, küresel ekonomideki rol ve sorumluluklarındaki değişimlerini, küresel ekonomide vuku bulan olaylarla ilişkili bir biçimde ortaya koymak ve bu uluslararası ekonomik kuruluşların yeni rol ve sorumluluklarının ne olduğu konusunda ayna görevi üstlenmektir.

Ekonomik kuruluşlarUluslararası ekonomiUluslararası örgütler
Esma Güneş Gedik
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Dünyada ve Türkiye'de su sorunu ve çok uluslu şirketler

Bu tez, hayatın devamını sağlayan, temel ihtiyacımız olan suyun, artan talebi karşılayabilmesinin çözümü olarak, özelleştirme politikasının önerilmesini irdelemek amacıyla yazılmıştır. Su sorununun boyutları belirlenerek, konu ile ilgili uluslararası alanda yapılan tartışmalar ve alınan kararlar neticesinde şebeke suyu hizmetinin özel sektöre devredilmesi ve uygulamaları incelenmiştir. Artan talep karşısında temiz suya erişimin sağlanması ve/veya arttırılması için gerekli altyapı yatırım ihtiyacının büyüklüğü ile özellikle GOÜ'deki finansman zorluklarını gösteren uluslararası kuruluşlar, su sorunun vahimiyetini vurgulayarak, suyu serbest mal statüsünden çıkararak kıt mal olarak kabul ettiler. Ekonomik bir mal haline gelen suyun en iyi özel sektör tarafından yönetileceği fikri, ÇUŞ'ların da desteğiyle örgütler ve kuruluşlar tarafından ülkelere empoze edilmeye başlandı. Kredi kuruluşları ülkelere kredi verirken özelleştirmeyi şart koştu. Böylece şirketlerin önü açıldı ve desteklenen bu şirketler dünya devleri haline geldiler.Bahsedilen süreç ve özelleştirme uygulamalarının sonuçlarının araştırıldığı bu tezde, özelleştirmenin tek ve iyi bir yöntem olup olmadığı üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak tezde, özelleştirme uygulamalarının başarısızlıkları neticesinde, şebeke suyu hizmetinin tüketici kooperatifleri tarafından verilmesinin daha etkin ve etkili olacağı düşüncesine varılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Su Sorunu2.Su Hakkı3.Uluslararası kuruluşlar4.Özelleştirmeler5.Çok Uluslu Şirketler

Ekonomik etkiSuSu kaynakları+8
Didar Onur Bozğun
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikasında terör boyutuyla güneydoğu sorunu

162 ÖZET Bu çalışmada: Terör/terörizm kavramları uluslararası ilişkiler disiplini açısından ele alınmış, kavramlarla ilgili detaylı tanımlamalar yapılarak, uluslararası kuruluşların terör/terörizme yaklaşım tarzları ile bu konuda almış oldukları kararlar belirtilmiştir. Ayrıca, uluslararası terörizm kapsamında terör/terörizm - dış politika ilişkisi irdelenmiş, devletlerin terörü kendi amaçlarını gerçekleştirmede dış politikalarında bir araç olarak kullandıklarından hareketle, Türkiye'yi bölgesinde ekonomik, sosyal, siyasal ve güvenlik açısından olumsuz etkileyen güneydoğu sorununa; tarihsel boyutuyla birlikte özellikle bölücü terör örgütü PKK ve radikal dini bir örgüt olan Hizbullah terör örgütü kapsamında yaklaşılmış, bu örgütlerin yapısı, işleyişi ve dış destekleri ele alınarak, terörün Türkiye'nin önüne koyduğu engeller ve Türk Dış Politikasına yansımaları ortaya konulmuştur.

Güneydoğu sorunuKürt sorunuTerör+6
Necati Yıldırım
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Frankofoni ile Türk Konseyi'nin mukayesesi

İnsan topluluklarının yeryüzünde yer aldıkları günden bugüne kendi aralarında çeşitli düzeylerde işbirliği arayışında bulundukları ve farklı örgütlenmeler tesis ettikleri bilinmektedir. Tarihi sürece bakıldığında ortaya çıkan işbirliği modelleri kimi zaman insanların ve devletlerin karşılaştığı sorunları çözme amacı ile ortaya çıktığı gibi, kimi zaman da birtakım ideallerin yahut özel işbirliği alanlarının gerçekleştirilmesi için de oluşturulmuştur. Bu özel işbirliği alanları için kurulan uluslararası örgütlerin iki nev-i şahsına münhasır örneği de Frankofoni ve Türk Konseyi'dir. Bu çalışmada, "medeniyet" ve "post-kolonyalizm" bir analiz birimi olarak kabul edilerek "Frankofoni: Fransızca Konuşan Ülkeler Topluluğu" ve "Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi" tecrübelerinin ne tür işbirliği tarzları ortaya koyduğu ve bu modellerin hangi yönleriyle farklılık oluşturduğu incelenmiştir. Hem Frankofoni hem de Türk Konseyi tecrübeleri bugüne kadar doktora düzeyinde mukayeseli olarak herhangi bir akademik çalışmada analiz edilmemiştir. Bu yönüyle bu tez alana mütevazı bir katkı yapmayı da hedeflemektedir.

Fransızca konuşan ülkeler topluluğuKarşılaştırmalı analizPostkolonyalizm+5
Cemil Doğaç İpek
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Şanghay İşbirliği Örgütü ekonomileri ile dış ticaretinin ekonomik etkileri: Çekim modeli analizi

Bu çalışmada Türkiye ile Şanghay İşbirliği Örgütü (Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, Hindistan, Pakistan) üyeleri ve diyalog ortakları arasındaki ticaret hacminin belirleyicileri geleneksel ve genelleştirilmiş Çekim Modelleri bağlamında 2002-2017 dönemi için panel regresyon modellerinden hareketle incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, ticaret hacmini açıklamak için geleneksel yaklaşım çerçevesinde kişi başına düşen Gayri Safi Yurt İçi Hasılaya ek olarak, Çekim modelinde öne çıkan uzaklığa ilişkin, tarife oranlarından hareketle oluşturulmuş olan ticaret özgürlüğü endeksi, ve genelleştirilmiş modelde ise, politik istikrar ve reel döviz kuru değişkenlerinin etkisi de modele dahil edilmiştir. Türkiye'nin Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) diyalog ortaklığının etkilerinin test edilmesine yönelik ise, ŞİÖ öncesi ve sonrası döneme ilişkin değişimlerin kukla değişkenler ile modellere dahil edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın bulguları, ilgili ülkelerde, geleneksel Çekim modeli bağlamında, milli gelir artışlarının ticaret hacmi üzerindeki pozitif etkilerine ek olarak, 2009 krizinin olumsuz etkilerinin reddedilmediğine işaret etmektedir. ŞİÖ üyesi ve diyalog ortaklarına ilişkin Genelleştirilmiş Çekim modeli tahminlerinin bulguları ise şöyle sıralanmaktadır: i. ticaret partnerlerinin politik istikrarındaki artışların ticaret hacmi üzerindeki olumlu etkileri, ii. ticari korumacılığın bir ölçütü olan ticari özgürlüklerin ticaret hacmi üzerindeki pozitif, dolayısıyla, korumacılığın negatif etkileri, iii. reel döviz kurundaki artışların ticaret hacmi üzerindeki negatif etkisi, ve son olarak, iv. ŞİÖ kukla değişkeni bağlamında ŞİÖ öncesi ve sonrası dönemlerde belirtilen bu etkiler arasında değişimlerin istatistiksel olarak kabul edildiği sonuçlarına varılmıştır. Bu bağlamda, ŞİÖ üyeliği diyalog ortaklığının ticaret hacmi üzerinde önemli etkileri olduğu ve gelecekte ticaret hacmi üzerindeki pozitif etkilerin arttırılmasına yönelik ticaret politikalarının daha da arttırılmasının önem taşıdığı sonucuna ulaşılabilmektedir.

Cazibe modelleriEkonomiEkonomik etki+4
Mahsun Akçelik
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin uluslararası ilişkiler üzerindeki zorlayıcı etkileri: El Beşir davası üzerinden analizi

Bu çalışmanın amacı, ulusal egemenlik göstergelerinden olan ve Soğuk Savaş sonrası dönemde yeniden şekillenen ulusal yargının tüm insanlığı ilgilendiren belirli suçlara karşı yeterli etkinlik gösteremediği hallerde öne çıkan Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (U.C.M.), uluslararası ilişkiler üzerindeki etkilerinin El Beşir davasının analiziyle ortaya konmasıdır. Egemenlik ile uluslararası kuruluşlar arasındaki ilişki, bu kuruluşların gereklilikleri ve uluslararası bir örgüt olan U.C.M.'nin tarihsel arka planı çalışmanın kuramsal zemini oluşturmuştur. Mahkemenin kuruluşu, yapısı ve statüsü ile dava öncesi ve sırası süreçlerinin devletler ile uluslararası ilişkiler üzerindeki etkisi incelenmiştir. "U.C.M. egemen devlete karşı bir tehdit midir, yoksa onları bu egemenliklerini kullanırlarken bir takım ortak sınırlara uymaya zorlayarak, ileride daha da etkinleşecek uluslarüstü yeni bir oluşumun habercisi midir?" sorusu önemlidir. "Savaş suçları" nın tartışmaya açık olduğu, saldırı suçlarının tanımı ve koşullarının neler olduğu noktasında ise Mahkeme ile B.M. Güvenlik Konseyi arasındaki ilişkinin kesin bir netlikte düzenlenmesi gerektiği görülmüştür. A.B.D.'nin, dünya barışını sağlama ve koruma konusunda yaptırım gücünü havi yetkili tek uluslararası organ olan B.M. Güvenlik Konseyi'i ile Uluuslararası Ceza Mahkemesi arasında yakın bir münasebet bulunması gerektiği yönündeki tezinin uluslararası toplumca reddedilmesi, uluslararası toplumun yönlendirme veya denetimi altına girmeyecek hatta tüm 'egemen' aktörleri bir noktada kendisine tabi kılabilecek yeni bir 'aktör' olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne işaret etmiştir. Ancak Mahkemenin bu noktaya tam olarak varabilmesi için zamana gereksinimi vardır.

Uluslararası Ceza MahkemesiUluslararası ilişkilerUluslararası sistem+2
Berkant Yekeler
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin, NATO'daki yeri

Bu çalışmada 1990-2015 tarihleri arasında NATO ile ilgili bilgiler ile Türkiye'nin NATO'daki yeri incelenmektedir. Kuzey Atlantik Paktı olarak kurulan NATO'nun hangi amaçlara hizmet etmek için faaliyet gösterdiği yanında kurulmasından itibaren ne gibi değişikliklere uğradığı da ele alınacaktır. Bunun yanında Türkiye'nin NATO'ya girmesiyle birlikte NATO'nun durumu ele alınırken aynı zamanda Türkiye'nin NATO'daki rolü de incelenecektir. Stratejik bir konumda bulunan Türkiye'nin soğuk savaş dönemlerinde Sovyet Rusya'nın yayılmacı politikalarına karşı gelerek NATO içinde yer alarak yönünü batıya çevirdiği bir gerçektir. Sovyet Rusya'nın Kominizm tehlikesine karşı Türkiye'nin tutumunun da bu kapsamda ele alındığı görülmektedir. Batı devletlerinin ve ABD'nin bu kapsamda Türkiye'yi, Kominizm tehlikesine karşı NATO'ya alarak koruma içgüdüsünde oldukları da görülmektedir. Belki de Türkiye'nin NATO'ya alınışının ana sebeplerinin başında bu korku gelmektedir. Bu aşamada Türkiye'nin, NATO'ya giriş sebeplerinin ve NATO'ya kabul edilmesinin nedenlerinin başında Sovyetler Birliği'nin etkisinin olduğu da bir gerçektir. Ancak görülmektedir ki Türkiye'nin NATO'ya kabul edilmesinde Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Kore'ye asker göndermesi de bulunmaktadır. Batı dünyasına Komünizm tehlikesine karşı bir kalkan olarak düşünülen ve Sovyet Rusya ile sınır komşusu olması nedeniyle çok önemli bir coğrafi konuma sahip olan Türkiye'nin bu kapsamda kullanılması da batı tarafından düşünülmüş ve Kuzey Atlantik Paktı olarak kurulan NATO'ya komşusu Yunanistan ile birlikte alınmıştır. Tüm bunlarla birlikte Sovyet Rusya'nın dağılmasıyla Kominizm tehlikesinin ortadan kalkması yanında batı devletleri de Türkiye'nin coğrafi konumunun önemini unutmuş ve Türkiye'ye gerekli önemi vermemeye başlamışlardır. NATO'nun her türlü etkinliğine askeri ile katılan ve NATO çerçevesinde Bosna-Hersek ve Kosova, Afganistan, Irak gibi NATO askerlerinin görev yaptıkları yerlere NATO emir komutası içinde Türk askerleri de gönderilmiştir. Tüm bunlara karşılık Sovyet Rusya'nın dağılması rehaveti sonucunda batı devletleri ve ABD, Türkiye'ye gerekli önemi vermemişler ve ayrıca da Avrupa devletlerinin kurduğu AB'ye giriş sürecinde Türkiye'yi devamlı oyalamışlardır. Bunun neticesinde Türkiye de değişen dünya politikaları çerçevesinde kendi yönünü çizmeyi düşünmüş ve bu çerçevede AB'ye karşı devamlı mesafeli adımlar atarak kendi çizgisini belirlemiştir. Bu sürecin elbette ki NATO ile olan ilişkileri de etkilediği muhakkaktır.

Cumhuriyet tarihiKomünizmNATO+5
Hasan Kayacı
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliğine alternatif bölgesel örgütler

Gelişen dünya düzeni içerisinde hızla büyümekte ve gelişmekte olan Türkiye'nin uluslararası alanda etkinliğinin artması hususunda birtakım uluslarüstü örgütler ve hükümetlerarası otoriteler ile işbirliği içerisinde olmak durumundadır. Bunların içerisinde en önemlisi ve etkilisi Avrupa Birliği'dir. Elli yılı aşkın bir süredir ısrarlı bir şekilde devam eden üyelik süreci gerek içerisindeki karışıklıklarla gerek de Türkiye'ye karşı sergilediği tutumlarla bir açmaz içerisine girmiştir. Bu çalışma AB'nin mevcut yapısının incelenerek Türkiye'nin ulusal ve bölgesel çıkarlarına en uygun alternatiflerin değerlendirilmesi hususunda hazırlanmıştır. Bölgesel oluşumların yapısı, Türkiye ile olan siyasi ekonomik ve kültürel ilişkileri değerlendirilmiştir. Potansiyel olarak görülen proje ve alternatifler birbirleri ile de kıyaslanmıştır. Bu değerlendirmeler ve kıyaslamalar neticesinde Türkiye'nin mevcut durumu ve geleceğe yönelik öngörülen pozisyonları doğrultusunda en uygun alternatif seçeneklerini içeren bir çalışma gerçekleştirilmiştir.

Avrupa BirliğiBölgesel bütünleşmeBölgesel farklılıklar+7
Hakan Beyaz
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler Sınaî Kalkınma Örgütü'nün faaliyetleri ve pazarlama evresinde Türkiye'ye yansımaları

Bu tez çalışmamızda, Birleşmiş Milletler'in sınaî kalkınma örgütü olan UNIDO'nun sosyal pazarlama faaliyetleri ele alınmaktadır. İkincil kaynak incelemelerimiz esnasında UNIDO'nun sosyal pazarlama faaliyetleri konusuna yer verilmediğini gördük. Oysa gelişmekte olan ülkelerin ekonomik refah seviyesinin uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla arttırılması, bunun dünya barışına yapacağı katkılar ve bu girişimlerin sosyal pazarlama açısından ele alınması önemli bir konudur.Birleşmiş Milletler Sınaî Kalkınma Örgütü (UNIDO), dünya gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderilmesinde önemli bir fonksiyon icra etmektedir. Bu fonksiyonu esnasında, UNIDO'nun, faaliyetlerini sosyal pazarlama çerçevesinde yürütmesi beklenir. Bu sosyal pazarlama faaliyetleri, başta Afrika ülkeleri olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde yürütülmektedir. UNIDO'nun yoksulluk ve açlıkla mücadelede sosyal pazarlama faaliyetleri bu çalışmada detaylı olarak incelenmektedir.Öte yandan, örgütün, kalkınma için endüstriyel faaliyetlerin devamını temin etmek ve aynı zamanda çevre sağlığını korumak amacıyla sanayi üretiminde kullanılmak üzere alternatif enerji arayışları da programda çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmamızda da Türkiye örneği üzerinde durulmakta ve UNIDO'nun Türkiye'de izlediği stratejiler incelenmektedir.Tezimizin kapsamı, UNIDO'nun açlık, yoksulluk, enerji programı ve çalışmalarının yanı sıra, sosyal pazarlama açısından geliştirilen yeni bir yaklaşıma dayandırılmaktadır. Çalışmamızda UNIDO, örgüt faaliyetlerini icra ederken, sosyal pazarlama konusu da telaki edilmektedir. Sosyal Pazarlama doğası gereği yeni oluşundan örgüt faaliyetleri dâhilinde kamuoyuna anlatılması gerekliliği üzerinde durularak bazı öneriler sunulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Gelir Dağılımı, Ekonomik Kalkınma, Alternatif Enerji Kaynakları, Pazarlama, Sosyal Pazarlama ve UNIDO, Sosyal Pazarlamada 4P.

Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma ÖrgütüEkonomik kalkınmaEşitsizlik+6
Rim Maarouf
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ve bölgesel yasa dışı uyuşturucu ticareti ile mücadele anlaşmalarının Türkiye'deki mücadeleye etkileri

Yasa dışı uyuşturucu ve uyarıcı maddeler sorunu karşısında Türkiye'nin uluslararası ve bölgesel mücadelesine yer verilen bu çalışmada, yakalama verileri ile ulaşılan son durum açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın temel konusu; Türkiye'nin imzaladığı uluslararası ve bölgesel yasa dışı uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti ile mücadele anlaşmalarının arzı ne yönde şekillendirdiğidir. Tez içeriğinde uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin küresel boyutu ele alınarak yasa dışı arz piyasası ve buna olan talep, veriler ile açıklanmıştır. Bağımlılık yapıcı maddelere karşı alınan uluslararası ve bölgesel düzeyde tedbirlere değinilmiş; Türkiye'nin bu mücadeleye katılımı bölgesel ve uluslararası düzeyde incelenmiştir. Türkiye'de ele geçirilen uyuşturucu ve uyarıcı madde miktarları 2000-2006 ve 2006-2012 yıllarını kapsayacak şekilde iki dönem halinde ele alınıp incelenerek, yapılan bölgesel ve uluslararası anlaşmaların yakalama hareketliliğini nasıl etkilediğine bakılmıştır. Çalışma ile son 6 yıllık dönemde (2006-2012) yapılan bölgesel anlaşmalar ve Türkiye'nin ulusal uyuşturucu politikası sonucunda, bağımlılık yapıcı madde yakalamalarının bir hayli arttığı sonucuna varılmıştır.

Narkotik suçlarNarkotiklerUluslararası güvenlik+7
Hacı Uğur Eydemir
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası örgütlerin uluslararası sistemdeki yeri ve önemi: Birleşmiş Milletler örneğinde

Bu tez çalışmasında uluslararası örgütlerin uluslararası sistem içindeki rolü Birleşmiş Milletler örneğinde incelenmiştir. Uluslararası örgütler, ulus-devletin ortaya çıkışı ve uluslararası sisteme hakim olmasıyla görülmeye başlanmıştır. Yıllar içerisinde birçok alanlarda faaliyetlerde bulunan farklı uluslararası örgütler ortaya çıkmıştır. Bu örgütlerin başında, şimdiye kadar kurulan örgütlerin en kapsamlısı olan Birleşmiş Milletler'i gösterebiliriz. Temel görevi barış ve güvenliğin korunması olan bu örgütün, bundan başka birçok alanda faaliyetlerde bulunduğunu da söyleyebiliriz. Uluslararası barış ve güvenliğin korunması başta olmak üzere birçok alanda Birleşmiş Milletler'e yönelik olumsuz eleştiriler gelmiştir. Yapmış olduğum tez çalışmasında bu olumsuz eleştirilere değinilmiş ve Birleşmiş Milletler'in geleceği konusunda farklı fikirler dile getirilmiştir.

Birleşmiş MilletlerUluslararası ilişkilerUluslararası politika+2
Farıd Karımlı
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Related subjects