International organizations
98 theses under this subject heading
The role of international organizations on building state capacity for environmental migration management: A case study of Kenya
This thesis investigates the environmental migration management capacity-building strategies and initiatives of the International Organization for Migration (IOM) and their impact on state capacity in Kenya. The case of Kenya is considered suitable for environmental migration management due to its vulnerability to climate change and environmental degradation, leading to frequent natural disasters and population displacement. The country has a significant number of internally displaced persons (IDPs) due to environmental factors. Kenya has collaborated with international organizations (IOs) to strengthen its environmental migration management capacity. The research conducted utilizes a combination of qualitative and mixed methods approaches, incorporating process tracing and semi-structured interviews. This study shows that the IOM's efforts to enhance institutional capacity in Kenya have a positive impact on institutional capacity and result in improved and more efficient methods of managing environmental migration. The study also indicates that the presence of IOs and IOM strengthens the state's environmental migration governance and the state's capacity to address migration caused by environmental factors. However, the study also identifies areas for improvement, such as policy change and climate change awareness. Keywords: Migration Management, Environmental Migration, Capacity Building, State Capacity, Kenya
Yeni dünya düzeninde siyasal – ekonomik – sosyal bir işbirliği modeli olarak: TURAN
Uluslararası sistem, bir dünya devleti olmaması hasebiyle anarşik bir yapıdadır ve güç dengeleri pergelinden çıkar mahreçli stratejilerle dizayn edilmektedir. Sistem, süreç içerisinde dizaynırların meşrulaştırılmış emperyalist arzularını ifade eden bir "Yeni Dünya Düzeni" kavramına itilmiştir. Küresel sistem dizaynırları; aidiyet merkezli bütünlüğe karşı "böl-parçala-yönet" mottosu üzerinden ürettikleri tezler ile bir ayrılıkçı algı oluşturmaktadır. Dayatılan bu emperyalist tezleri, milli tezahürler ile reddederek kimlik-kültür-dil nirengisindeki milliyet mihvelinden bir işbirliği oluşturma tasavvuru; anarşik sisteme karşı kökten güç kazanım hamlesi olarak yayılmacılığa ket vuran organik milli bir tavırdır. Milli tavır, Türk Milleti'nin Dokuz Işık Doktrini üzerinden Türkiye'den, Türk Dünyasını saracak milliyet mahreçli bir siyasal-ekonomik-sosyal kalkınma ivmesi yakalamasıyla tezahür edecek ve revize edilmiş bir "Dilde-Fikirde-İşte Birlik" mottosu ile TURAN modelini oluşturacaktır. Bu perspektifte üretilen tez, küresel düzlemde imkansızlık algısı ile dayatılan ayrılıkçılığa karşı bir anti tez olarak geliştirilip Türk Uygarlığının tarihsel ve jeopolitik varlığının sağladığı, organik küresel güç parametreleri üzerinden milli bir yön tayin edecektir. Anahtar Kelimeler: Yeni Dünya Düzeni, Türk Birliği, TURAN
Bilinirliği yüksek yabancı denetim firmalarının kurumsallaşma ve toplumsal itibar düzeyinin Türk denetim firmaları ile karşılaştırılması
Son finansal krizler gösterdi ki yeni yatırımcıları çekmek ve mevcut olanları korumak için şirketin finansal gücü yeterli değildir. Bu noktada denetim şirketinin markası menfaat sahipleri için kriter olmuştur. Denetim firmasının markası bir günde oluşmadığı gibi belirli seviyede deneyim ve bilgi gerekmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde muhasebenin gelişimi ve ekonomi ile etkileşiminden bahsedilmiştir. İkinci bölüm de bağımsız denetimin kalitesinin gereksinimi, önemi, bağımsız denetim ile ilgili oluşturulan standartlar, hükümet tarafından ve uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan düzenlemeler ve akademik çalışmalara yer verilmiş, kurumsal yönetimin Türkiye'deki gelişiminden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümünde itibarın tanımından bahsedilmiş, 4 büyük denetim firmasının kalite itibarı üzerine literatür çalışmaları incelenip, Türkiye'deki 2015 geliri baz alınarak oluşturulan ilk 10 denetim firmasının kalite kontrol sistemleri belirtilmiştir. Denetim firmalarının Global şeffaflık raporları ve Türkiye'de ki çalışmalar incelenmiş ve bu çalışmaya dayalı tavsiyeler belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: İtibar, kalite, denetim kalitesi
Shanghai Cooperation Organization and the dynamics of economic integration in the far east
This thesis is focused on an overview "Shanghai Cooperation Organization and Dynamics of Economic Cooperation in the Far-East". It portrays and examines the main essence and elements shaping Shanghai Cooperation and economic dynamics in the Far East. Shanghai Cooperation Organization (SCO) is mostly centered on key aspect like such as terrorism, separatism, and extremism so as to effectively administer its region. The thesis is divided into five chapters, with the first chapter providing a short introduction of the thesis. The second chapter deals with the conceptual framework, thus defining important key terms like; Shanghai Cooperation, Dynamics, Economic Cooperation, Fars East, and Cooperation, and also gives a theoretical framework. Chapter three is centered on the historical framework. This chapter explains the evolutions of SCO and its transformation of functions, aspiring members, China's role and interest in SCO, the oil and gas politics, and the Shanghai Cooperation Organization. Chapter four outlines the SCO and its dynamics of trade in the Far East. This chapter covers most of the hard core of this thesis, and focused on topics such as; the maintenance of domestic stability and territorial integrity, attitude of other nations toward SCO, the transformation of Shanghai five to Shanghai Cooperation Organization, areas of economic cooperation, competition, and economic institution, business council, SCO inter-bank association, the influence of SCO in economic development and trade dynamics, economic cooperation inside SCO, SCO as an umbrella for economic cooperation, Cooperation in energy areas, and China as a major core for trade and investment. There are some challenges faced by the organization. This includes the fact that there are diverging interests among the SCO members. National interests are deeper among the member states than common a regional interest that provides strong impetus driving economic cooperation and development. While the organization has been able to found institutions to boost regional integration efforts, major power rivalry –the issue of core and periphery—among Russia and China, with the former seeking security interest by using the organization as a platform, the latter seeking economic interest by using the SCO as a new export market for its goods. One major area which is share by all however is security. In one way or the other, security is considered a common interest though not by all members. Some still prefer their national interest when it comes to the issue. For instance, deep rifts between India and Pakistan, and Iran's support of some hard line groups. The last chapter is the conclusion, which provides an overview of this thesis and possible recommendations. Keywords: SCO, Institutions, integration, economy, trade, Far-East, security, soft power, dynamics, terrorism, separatism, extremism
A comparative analysis of the role of regional and international organizations in the resolution ofnational conflicts. A case study: Central AfricanRepublic (car) from 2010 to present
This thesis focused on analyzing the comparative roles of international and regional organizations in resolving national conflicts with focus on Central African Republic (CAR) from 2010 to present. It examines the role of UN and AU Resolving Intrastate conflicts in CAR on the one hand and gives an overview on how both organizations can work together in resolving ethnic conflicts. It equally depicts the major roles of international organizations like UN with it resources and how vital it can be in resolving such conflicts not leaving out it shortcomings. We will also see AU as a regional organization with available potentials and how effective it can contribute to resolving conflicts and some of the challenges it faces with reference to the intrastate conflict in CAR. It should be noted that the researcher shall also pay attention to major key actors like states and how they can assist and cooperate with both international regional and sub regional organization in managing conflicts
Bosna-Hersek iç savaşı ve uluslararası örgütlerin politikaları
Eski Yugoslavya içerisindeki Bosna-Hersek Cumhuriyeti, etnik açıdan çok çeşitli bir yapıya sahiptir. Ülke nüfusunun %48'i Boşnak, %37'si Sırp ve %14'ü Hırvat'tır. Yugoslavya lideri Josip Broz Tito'nun ölmesi ve Sırp lider Miloseviç'in iktidarı ele geçirmesinden sonra Yugoslavya dağılmıştır. Bünyesinde barındırdığı cumhuriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Etnik karmaşıklık ve artan milliyetçiliğin etkisiyle, 1992 yılında Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar arasında Bosna-Hersek Savaşı başlamıştır. 1995 yılının Temmuz ayında BM tarafından güvenli bölge olarak ilan edilen Srebrenitsa'da Sırplar, Müslüman Boşnaklara karşı acımasız bir soykırım gerçekleştirmişlerdir. Yoğun ölümlerin sonucunda NATO güçleri bölgeye yönelik bir hava operasyonu düzenlemiştir. Geç kalınmış bir NATO müdahalesinin ardından 14 Aralık 1995'te Dayton Anlaşması imzalanmış ve iç savaş sona ermiştir. Bosna-Hersek Savaşı ve Srebrenitsa soykırımında uluslararası örgütler olan BM, NATO ve AB'nin oldukça etkisiz kaldığı ve gerekli tepkiyi vermedikleri görülmüştür. Yaptıkları faaliyetler yetersiz ve başarısız olmuştur. BM uluslararası alandaki prestijini önemli ölçüde sarsmıştır.
Dağlık Karabağ sorunu
18. yüzyılda Rusların Güney Kafkasya bölgesine hakim olmasıyla beraber izlemiş olduğu göç politikaları sonucunda, Ruslar Karabağ bölgesinin etnik yapısını Ermeniler lehine değiştirmişlerdir. Ermeniler bölgenin demografik yapısını kendi lehlerinde düzenleyebilmek için "Türksüz Büyük Ermenistan" politikasını uygulamaya başlamışlardır. Bu politikalarla birlikte Ermeniler, 1987 yılının Ağustos ayında Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlı özerk bir bölge olan Dağlık Karabağ'ı, nüfusunun çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu iddiası ile kendilerine bağlanması gerektiğini belirtmişlerdir. Temmuz 1988'de Yukarı Karabağ Ermenilerinin, özerk bölge olarak resmen Ermenistan'a bağlandıklarını ilan etmesi ve 1 Aralık 1989 tarihinde Ermenistan Parlamentosu'nun Yukarı Karabağ bölgesiyle birleşme kararı alması bölgede bir savaşa yol açmış, hatta Hocalı gibi büyük bir katliama neden olmuştur. Ermenistan Parlamentosu, Azerbaycan'ın onayı olmadan almış olduğu bu tek taraflı kararla Sovyet Anayasası'nın 78. maddesini çiğnemiş ve uluslararası hukuka aykırı bir işgal gerçekleştirmiştir. Uluslararası hukuka göre Dağlık Karabağ bölgesi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ile Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bir parçası sayılmıştır. Bu kararlarda Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan egemenliği altında olduğu ifade edilmiştir. Azerbaycan'a ait bu bölgenin Ermeniler tarafından işgal edilmesi, uluslararası kuruluşlar tarafından alınmış kararlara Ermenilerin uymaması ve Azerbaycan topraklarındaki işgalin devam etmesi nedeniyle sorunun çözümünde olumlu bir gelişme gözükmemektedir
Uluslararası örgütlerin yükselişi: Ulus devletin dönüşümü
Devlet adı verilen örgütlü yapılar tarih içinde binlerce farklı şekilde oluşturulmuş ve tanımlanmıştır. Kesin olarak belirli bir formda olduğu tarihin herhangi bir zaman diliminde rastlanılmamıştır. Ancak bu örgütlü yapıların son formu olan ulus-devletler, günümüzde uluslararası hegemonik güçler tarafından oluşturulan en büyük organizasyonlardan olduğu söylenebilir. İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle beraber dünyada kelimenin tam anlamıyla bir yıkım söz konusuydu. Yıkımın en büyük yaratıcıları savaşı başlatan ulus-devletlerdi. Mevcut haliyle devletler sisteminin daha ileri gidemeyeceği açıktı. İhtiyaçları doğrultusunda ulus-devletleri yaratan sistemler, ulus-devletlerin yetkilerini sınırlandıran ulus-üstü örgütlenmeler oluşturmaya başladı. Devletler bağlı bulunduğu ulus-üstü örgütlenmelerin yasalarını kendi yasalarının üstünde tutmayı kabul ettirler ve egemenliklerini bu üst örgütlenmelere teslim ettiler Soğuk savaş döneminde tek çatı altında bulunan ulus-devletler, Soğuk Savaş'ın bitimiyle beraber dağılmaya ve yeni arayışlara başladılar. Bu da ulus-üstü örgütlenmelerin daha da arttırılması anlamına geliyordu ve nitekim öyle de oldu Ulus-devletin egemenlik alanını sınırlayan yegane sebep güvenlik değildir elbette. Bununla beraber küreselleşme ve ulus-üstü şirketler gibi etkenler de mevcuttur.
Türk dış politikasında uluslararası örgütler
Cumhuriyet'in ilk yıllarından başlayarak günümüze kadar süren Türk Dış Politikasının, bazı belirgin özellikleri ön plana çıkmaktadır. Başlangıçtan itibaren statükoyu koruma çabası buna verilebilecek en önemli örnektir. Devletlerarası ilişkilere önem ve çeşitli anlaşmalar ile güvenlik sağlamaya yönelik bir dış politika iki savaş arası dönemde göze çarparken, II. Dünya Savaşının sona ermesi ile Türk dış politikasında önemli bir değişim yaşanmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası siyasal sistem de bir dönüşüm yaşamış ve bu yeni güç dengesi birçok ülkeyi etkilediği gibi, Türkiye açısından da önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Soğuk Savaş döneminin başlaması ile beraber ortaya çıkan yenidünya düzeni, tüm devletlerin dış politikalarında o veya bu şekilde etkili olmuştur. II. Dünya Savaşı'nın sonlarında belirginleşmeye başlayan bu bölünme, iki kutuplu bir dünya ile sonuçlanmıştır. Türkiye Batılı liberlizmini temel alan, çok partili, serbest piyasa ekonomisi temelinde örgütlenmelerde yer almış, savunma çabasını da NATO ittifakı ile belirlemiştir. 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye özellikle bölgesel seviyede oldukça etkili bir dış politika takip etmeye başlamıştır. Takip etmeye başladığı çok yönlü aktif ve birleştirici dış politika Türkiye'nin kendi önceliklerinden ziyade ortaya çıkan ilerlemelerin bir direnmesi sonucu olmuştur. Uluslararası siyasetin ülkeler arasında ilişkileri mecburi kıldığı ve toplumların birbirlerine karşı bağımlılığının giderek fazlalaştığı küreselleşme sürecinde, Türk dış politikasında uluslararası örgütlerin rolünü giderek daha bariz hale geldiği gözlenmektedir. Uluslararası ilişkilerde gün geçtikçe önem arz eden askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel örgütlenmeler, Türk dış politikasına da etki etmekte ve çoğu zaman bu dış politikayı yönlendirmektedir.
Olası yeni soğuk savaş tehlikesi ve Şanghay işbirliği örgütü
Soğuk Savaş'ın 1990'ların başlarında gözle görülür biçimde sona ermesinin ardından dünyanın yeni bir şekle ve yeni bir düzene doğru evirildiği göze çarpmaktadır. Yeni Dünya Düzeni etkisi altına girerek Batı dünyası ve onun lider gücü statüsünde bulunun Amerika Birleşik Devletleri'nin öncülüğünde şekillenen dünya, Soğuk Savaş dönemine damgasını vurmuş olan iki kutuplu sistemden de yavaş yavaş kendini soyutlamıştır. Bu yapılanma amacına uygun olarak dünyada bir düzen ve istikrarın doğmasına zemin olarak görülse de, doğru orantılı olarak düzensizliği ve istikrarsızlığı da beraberinde getirdiği gözle görülmektedir. Soğuk Savaş'ın çirkin yüzünün açığa çıkmasıyla bilinçlenen devletler, Soğuk Savaş'ın kirli havasını dağıtmak için bir yandan uluslararası karşılıklı işbirliği ve entegrasyonlar ile bir trendin içine kapılsalar da, diğer yandan yeni tehdit algılarının ortaya çıkmasına engel olamamışlardır. Bu tez Şanghay İşbirliği Örgütü ekseninde NATO'ya karşı bir askeri evirilmenin Soğuk Savaş'a zemin hazırlayıp hazırlayamayacağı sorunsalına bir cevap verebilmek için tasarlansa da, yeni bir Soğuk Savaş'ta dünyanın neleri kaybedip neleri göze alabileceğinin de şifrelerini barındırmaktadır.Sonuç olarak dünyanın tekrardan böyle büyük bir felaketin eşiğine gelmesi kuşkusuz 2. Dünya Savaşı sonrası olduğu gibi dünya insanlığını tekrardan diken üstünde tutan, devlet politikalarını 25 sene önceki gibi kutuplaşan dünyaya göre revize eden ve askeri, ekonomik ve siyasi olarak yeni bir çıkılmaza sürüklenen bir yapıyı beraberinde getirecektir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Örgütler, Soğuk Savaş, Şanghay İşbirliği Örgütü, NATO, ABD, Rusya.
Uluslararası kuruluşları sürdürülebilir kalkınma politikaları: OECD örneği
Sürdürülebilir kalkınma süreci, yoksulluğu ortadan kaldıran büyüme yapısının sosyal ve çevresel iyileştirmelerle uyumlaştırmasını gerektirmektedir. Toplumun, ekonominin değişim ve dönüşümünde birbiri ile ilgili pek çok faktör etkili olmaktadır. Uluslararası sistem değişim ve dönüşüm geçirmektedir. Bu değişim ve dönüşümüm önemli bir parçası olan uluslararası kuruluşlar sürdürülebilir kalkınmanın önemine değinmektedir. Uluslararası kuruluşlar, toplumların refah düzeyini artırmak, çevrenin korunması ve sosyal yapının iyileştirilmesi için çeşitli politikalar üretirler. Uluslararası kuruluşlar, ekonomik, teknik, politik ve kültürel işlevlere sahip, bir yapıdadır. Söz konusu işbirliği aktörlerinden biri olan OECD, geniş bir veri ağına sahip olmanın avantajını kullanarak, yaptığı çalışmalarla günümüzde büyük önem taşıyan sürdürülebilir kalkınma konusuna önemli katkılar sağlamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını kaşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için insan ile doğa arasında denge oluşturması olarak tanımlanmaktadır. İnsan ile doğa arasında dengenin sağlanabilmesi için uluslararası kuruluşların sürdürülebilir kalkınma konusunda küresel çapta politikalar üretmesi gerekmektedir. Çevresel ve ekonomik unsurları birleştiren sürdürülebilir kalkınma kapsamında uluslararası kuruluşların geliştirdiği politikalara değinilecektir. Bu çerçevede OECD'nin sürdürülebilir kalkınma politikalarının analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimler: Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre, Toplum, Uluslararası Kuruluşlar, OECD.
International aid for refugees in times of crisis
Since their first acknowledgment of refugees, the international humanitarian organizations have seen the "refugee" as a problem to be solved. These organizations developed with time to assist refugees and find solutions for their settlement. Throughout the line of development, the work of international humanitarian organizations went through many failures. However, failure to achieve humanitarian goals in work for refugees leads to tragic consequences because it affects whole populations that are already vulnerable due to their forced migration. The large refugee influxes that occurred in the twenty-first century marks the need for a further research about the role of the international humanitarian organizations and their efficiency in the field. This thesis develops an understanding of the kind of organizations which have been responsible for assisting refugees on an international level and aims to evaluate their responses. It is based on a review of relevant literature and an analysis of three types of documents: First, the charters which declare the establishment of international refugee agencies and their main responsibilities. Second, the Sphere project document, a guide, written by a collection of humanitarian organizations on the minimum standards that must be met in a humanitarian response. Third, the Regional Response Plan (RRP) which seeks to outline the aid provided to Syrian refugees in host countries east of the Mediterranean. The thesis argues that despite extensive experience in refugee aid and the knowledge of common problems that emerge across refugee contexts, the international humanitarian organizations which assist refugees are still ineffective in their response.
Hindistan'ın Şanghay İşbirliği Örgütüne katılma nedenleri ve bu nedenlerin küresel faktörler bazında incelenmesi
Hem Asya kıtasında hem de günümüz uluslararası toplumda adından ve faaliyetlerinden söz ettiren Şanghay İşbirliği Örgütü, 2001 yılında Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan ve Özbekistan tarafından kurulmuştur. Şanghay İşbirliği Örgütü, Haziran 2017 yılında gerçekleştirdiği zirvede Hindistan ve Pakistan'ın tam üyeliklerini kabul ederek üye sayısını sekize çıkarmıştır. Örgüt, tam üyelerine ek olarak gözlemci üyeleri ve diyalog partnerleri ile dünya siyasetinde önemli bir yere sahiptir. Başlangıçta sınır sorunlarına çözüm arayan örgüt zamanla yelpazesini genişletmiştir. Bölgesel sorunlara çözüm bulmak için attığı adımlarda özellikle güvenlik tehdidi olarak gördüğü terörizm, aşırıcılık ve ayrılıkçılık ile mücadelenin altını çizmiştir. Güvenlik boyutunun yanı sıra ekonomik, ticari, kültürel, eğitim ve teknoloji gibi alanlarında da işbirliğine önem veren örgüt, üye ülkelerinin çıkar ve beklentileri doğrultusunda birçok faaliyette bulunmuştur. Hindistan'ı bu üyeliğe iten nedenler incelendiğinde politik, güvenlik ve ekonomik faktörlerin etkili olduğu görülmektedir. Politik nedenlerin başında Hindistan, iki önemli rakibi olan Çin ve Pakistan ile aynı platformda buluşabilecektir. Güvenlik nedeninin altında yatan ise Keşmir Meselesi, Afganistan'daki istikrarsızlığın yayılması ve uyuşturucu kaçakçılığının bölgede yayılmasıdır. Son olarak ekonomik nedenler ise üye ülkeler ile ekonomik işbirliğini geliştirmek ve enerji ihtiyacını karşılamaktır.
Uluslararası Örgütler Hukuku açısından Afrika Birliği ve kıtadaki etkinliği
19. yüzyılda, Avrupa kıtasında siyahlar arasında Pan-Afrikanizm çağrısı yükselmiş ve çoğu Afrika ülkesinin bağımsızlığından sonra bu çağrı, Avrupa'dan Afrika'nın içlerine kaymıştır. Afrikalı liderler bu amaca çeşitli yollarla ulaşmaya çalışmışlar ve bu girişimler Casablanca Bloku, Brazzaville Bloku ve Monrovia Grubunun kurulmasıyla sonuçlanmıştır. 1963 yılında kıtanın insanlarını bir araya getirerek ortak çıkarlara yönlendirmek, Afrika kıtasının bağımsızlığını sağlamak, salgın hastalıkların ve iç savaşların ortadan kaldırılmasını gerçekleştirmek için Afrika Birliği Örgütü kurulmuştur. Ancak Soğuk Savaş sonrası uluslararası ilişkilerde meydana gelen değişimler, örgütü çağa ayak uyduran, kıtanın uluslararası toplumdaki konumunu ve ağırlığını koruyan bir şekle dönüştürmeye zorlamıştır. 2001 yılında, Afrika Birliği Örgütü'nün yerini almak üzere Afrika Birliği kurulmuştur. Bu çalışmada Afrika Birliği'nin ortaya çıkış süreci, uluslararası örgütler içindeki yeri, organları, üyelik yapısı ve kıtanın sorunları karşısındaki etkinliği ele alınmıştır. Afrika Birliği, uluslararası hukukun önemli bir alt alanı olan uluslararası örgütler hukuku çerçevesinde çeşitli yönleriyle incelenmiştir. Ayrıca Afrika Birliği'nin temel belgelerinde yapılan düzenlemeler doğrultusunda, örgütün uygulamadaki durumu da değerlendirilmiştir.
Experiences of female migrant care workers and protection of their rights by international organizations from a feminist perspective: The case of Filipina migrant care workers
Human rights violations, maltreatment and abuse are experienced on a daily basis worldwide by female migrant care workers. This thesis aims to bring female migrant care workers' experiences to the center by utilizing Filipinas' experiences while unfolding international organizations' dedicated institutions and legal frameworks that aim at protecting women's rights in general and their rights as female migrant care workers in various countries. To reach the stated aim, this thesis employs a feminist human security perspective throughout every section. Rather than employing one single method, feminist way of "storytelling" and other feminist ways of doing research were adopted while writing this thesis. To address the mentioned concerns, first, feminist security studies and feminist security theory is discussed. Then, fundamental concepts like gender and theoretical implications are articulated. With an aim to build the connection between migration and care, the concept of feminization of migration is discovered and existing international structures to support women's and especially female migrant care workers' rights are analyzed. After providing background information on the Philippines, Filipina migrant care workers' experiences are discussed as a case study. The thesis is concluded by providing recommendations to IOs, IGOs, I/NGOs and grassroots organizations. Keywords: female migrant care workers, Filipina care workers, international assistance, rights-based protection, UN, I/NGOs
Sovereignty and states' invasion of independent territories: An analysis of the U.S invasion of Baghdadi's residence in Syria
This thesis discusses the relationship between the normative concept of sovereignty and the extent to which the issue of extraterritorial jurisdiction of the international organization and states can hamper or violate international norms and laws all for national interest or for the quest to apprehend terrorist through Military might. This thesis is done using secondary qualitative data to describing the United States role in the killing of Baghdadi in Syria in line with international laws and norms of the United Nations. This research is written in four distinctive chapters. The first chapter is the introductory part of the paper. The second through the third chapters contains the extant literatures of the major concept of the research. The fourth chapter is the conclusion of the paper, followed by the selected references.
Uluslararası hukukta kişilik kavramı ve uluslararası örgütlerin hukuki kişiliğinin sonuçları
Günümüzde devletler ve uluslararası örgütler uluslararası hukukun kişileri olarak kabul edilmektedir. Ancak uluslararası hukukun ilk dönemlerinde yalnızca devletler uluslararası hukuk kişisi olarak kabul edilmekteydi. Uluslararası örgütlere hukuki kişilik atfı ise 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. Bireyler uluslararası hukukun kişisi olmamakla birlikte uluslararası ceza yargılamaları ve insan hakları hukuku bakımından çeşitli hak ve yükümlülükleri söz konusudur. Hükümet dışı kuruluşlar ve çok uluslu şirketlerin uluslararası hukuk üzerinde etkisi son yıllarda önemli ölçüde artmıştır. Ancak bu tür oluşumlar uluslararası hukuki kişiliğe sahip değildir. Uluslararası örgütler, 19. yüzyılın sonlarında devletler arasında ticari ve ekonomik bağımlılığın artması sonucunda ortaya çıkmıştır. Uluslararası örgütler devletler tarafından kurulmuş olmalarına rağmen ayrı bir uluslararası hukuki kişiliğe sahiptir. Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği, Uluslararası Adalet Divanı'nın 1949 yılında BM Hizmetinde Uğranılan Cismani Zararın Tazmini Danışma Görüşü'nde kabul edilmiştir. Uluslararası hukuki kişiliğin mevcut olması uluslararası örgütün hak ve yükümlülüklere sahip olması anlamına gelir. Bu hak ve yükümlülükler andlaşma yapma yetkisi, uluslararası sorumluluk ve ayrıcalık ve bağışıklıklara sahip olma ile yakından ilişkilidir. Anahtar Sözcükler: Hukuki kişilik, uluslararası hukuki kişilik, uluslararası örgütler, uluslararası hukuk kişileri, uluslararası kamu hukuku
Türk eğitim sisteminde uluslararası geniş-ölçekli değerlendirmelerin eğitim politikası oluşturmadaki rolü
Bu araştırmanın amacı, Türk Eğitim Sisteminde Uluslararası Geniş-Ölçekli Değerlendirmelerin eğitim politikası oluşturmadaki rolünü incelemektir. Araştırmada Uluslararası Geniş-Ölçekli Değerlendirmelerin Türk Eğitim Sistemindeki eğitim belgelerini nasıl ve hangi boyutta oluşturduğu, Uluslararası Geniş-Ölçekli Değerlendirmelerden sonra Türk Eğitim Sisteminde hangi değişikliklerin meydana geldiği sorularına cevap aranmıştır. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni kullanılmıştır. Doküman analizi yoluyla yasa ve yönetmelikler, hükumet programları, vizyon belgeleri, öğretim programları, uluslararası örgütlerin raporları (PISA, TIMSS, TALIS vs.), istatistikler ve yönergeler, millî eğitim şûra kararları raporları gibi resmi politika belgeleri çözümlenmiştir. Yapılan araştırmanın sonucunda Türk eğitim sistemi 2005 yılından sonra geliştirilen eğitim programlarına yönelik eğitim politikalarının UGÖD sonuçlarına göre orta düzeyde, bilgi iletişim teknolojilerine yönelik eğitim reformlarının UGÖD sonuçlarına göre orta düzeyde, mesleki gelişime yönelik eğitim reformları kararlarının UGÖD sonuçlarına göre orta düzeyde, ölçme ve değerlendirmeye yönelik eğitim reformları kararlarının UGÖD sonuçlarına göre yüksek düzeyde, millî eğitim şûra kararlarına yönelik eğitim politikalarının UGÖD sonuçlarına göre orta düzeyde, okul yöneticilerinin yetiştirilmesine yönelik eğitim reformlarının UGÖD sonuçlarına göre düşük düzeyde düzenlendiği tespit edilmiştir. Aday öğretmen yetiştirilmesine yönelik eğitim reformları kararlarının ise UGÖD sonuçlarına göre düzenlenmediği görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Uluslararası geniş-ölçekli değerlendirmeler, eğitim politikası oluşturma, Türk eğitim sistemi
Çin'in Orta Asya politikalarının güvenlikleştirme teorisi açısından incelenmesi
Devletlerin politikaları ulusal çıkarları ekseninde şekillenmektedir. Politik olarak güçlenen devletler dışa doğru genişleme göstermektedir. Kuzeyinde Rusya, güneyinde Hindistan gibi ülkelerin olması dolayısı ile bu bağlamda Çin, Asya pasifik ve Avrasya bölgelerine doğru genişlemek durumunda kalmaktadır. Orta Asya bölgesine hanedanlık dönemlerinden beridir ilgi duyan Çinliler, zaman zaman bölgeyi işgal etmiş olsa da kalıcı olamamıştır. Günümüzde ise enerji başta olmak üzere yer altı kaynaklarına ulaşmak için ulusal güvenlik söz edimi ile bölge devletlerini çevrelemeye çalışmaktadırlar. Bu çalışmada Çin Halk Cumhuriyeti'nin Orta Asya eksenli politikaları Kopenhag okulu güvenlikleştirme teorisi ekseninde incelenecektir. Çin'i çevrelemek isteyen küresel güçlere karşı izlemiş olduğu Orta Asya politikaları; Enerji, Ulaşım, ulusal güvenlik gibi kavramlar çerçevesinde incelenerek geniş bir perspektiften açıklanmaya çalışılacaktır.
Kamu yönetiminde idari kapasite Türkiye'den bulgular
Bu tezin amacı idari kapasite kavramının ilk ortaya çıktığından itibaren geçirdiği evrimi göstermektir. Bu amaca ulaşmak için metin analizi ve politika transferi yöntemine başvurulmaktadır. Tezde kavramın anlaşılması için politika transferinin unsuru olan oyuncular aracılığıyla bir araştırma yapılmaktadır. Üç bölüm olarak kurgulanan tezin ilk bölümünde kavramsal çerçeve, ikinci bölümde uluslararası örgütler ve üçüncü bölümde ise Türkiye örneği üzerinden idari kapasite kavramı incelenmektedir. Kavramsal boyutları-bürokratik özerklik, bürokratik kapasite, devletin yönetim biçimi, idari reform ve kaynak yönetimi olarak- çıkarılan idari kapasite kavramı, literatürde kapasite geliştirme, politika kapasitesi ve devlet kapasitesi gibi farklı ancak iç içe geçmiş kavramlarla bir arada kullanılmaktadır. Kavram teorik gelişim sürecinde üç farklı anlama karşılık gelmektedir. Bunlar sırasıyla, idari faaliyet; kamu politikası belirleyici ve uygulayıcı olma ve performans ölçütü olmadır. İdari kapasite, BM bünyesinde «teknik ve idari yardım» ile başlayarak yerini «sürdürülebilir kalkınma amaçları için kapasite geliştirme» ye bırakmaktadır. Dünya Bankası ve IMF kavramı kırılgan ve çatışma sonrası devletler için geçerli olacak şekilde devlet inşası odağında kullanmaktadır. AB üyelik koşulu olarak sunduğu idari kapasite kavramında farklı ülke grupları için farklı pozisyon almakta, üyelik sonrası süreç için de kavramın geçerli olduğunu vurgulamaktadır. OECD, AB ile ortak politikalar izlemektedir. Türkiye'de kavram, AB'ye adaylık sürecinde bir reform gerekliliği olarak idari kapasitenin güçlendirilmesi üzerinden kurgulandı. Kavramın kamu yönetimine yansıması üç süreçle gerçekleşmektedir. Bunlar, idarenin geliştirilmesi, AB'ye üyelik koşulu ve BM etkisiyle sürdürülebilir kalkınma amaçlarının gerçekleştirilmesidir. Sonuç olarak neoliberal politikalar doğrultusunda değişen devleti niteleyen idari kapasite kavramının kaynağı, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için bir müdahale aracı olarak kullanan uluslararası örgütlerdir. Türkiye 2000 sonrası reform sürecini uluslararası örgütler-özellikle AB'ye uyum- ile meşrulaştırmaktadır. Türkiye'de idari kapasite kavramının günümüz kamu yönetimine yansıması bir yön değişimini vurgulamaktadır. Bu yansıma idari kapasiteden çok kurumsal kapasitenin öne çıktığı, sürdürülebilir kalkınma amaçlarına yönelişi ifade etmektedir. Türkiye açısından AB adaylık sürecinde idari kapasitenin en çok üzerinde durulan boyutu kaynak yönetimiyken, 2016 sonrası süreçte BM'nin etkisi ve sürdürülebilir kalkınma amaçları için kurumsal düzeyde kapasite geliştirmeye dönüşmektedir.
Uluslararası lojistik ve NATO lojistiği: Afganistan örneği
Bu tez çalışmasında, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün (NATO) Afganistan'daki lojistik faaliyetleri incelenmekte ve bu faaliyetlerin uluslararası lojistik alanı için ne tür öngörülerde bulunabileceği irdelenmektedir. Yapılan çalışmanın amacı; uluslararası lojistiğin güncel yaklaşımları çerçevesinde, NATO'nun Afganistan'da icra ettiği lojistik operasyonları değerlendirmek ve bu askeri lojistik faaliyetlerinin uluslararası lojistik alanına uygulanabilirliğini ortaya koymaktır. Tez çalışmasında esas olarak tarihsel vaka çalışması yöntemi kullanılmıştır. Tarihsel vaka çalışması hem idiyografik hem de nomotetik bilgi üretmek için eklektik veri kaynaklarını kullanarak geçmişten günümüze vaka/lar(ı) analiz etmektedir. Bu kapsamda çalışmada, dergiler, akademik makaleler ve tezler, arşiv kayıtları, fotoğraf arşivleri ve diğer fiziksel eserler gibi ikincil veri kaynakları kullanılmıştır. Günümüzde savunma kavramı ulusal sınırları aşarak hem uluslararası hem de çok boyutlu bir hale gelmiştir. Bu sebeple uluslararası askeri ve ticari lojistik planlamalar arasında benzerlikler bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle tüketiciye uygun maliyetle mal veya hizmetin sağlanması amacı askeri lojistikte de aynen geçerlidir. Örneğin uluslararası firmaların diğer ülkelerdeki dış kaynak kullanım stratejisi, bazen maddi bazen güvenlik gerekçeleriyle günümüz askeri uygulamalarında da görülmektedir. Ayrıca malzemenin taşınması, tedarik ve dağıtım, depolama ve envanter kontrolü, ulaştırma faaliyetleri, tasarım, bakım ve destek gibi lojistik fonksiyonlar ticari lojistikte olduğu gibi askeri alanda da yaygın şekilde kullanılmaktadır. NATO belirlediği lojistik prensip ve esasların, çok uluslu her operasyon için de uygulanabilir olduğunu kendi dokümanlarında da belirtmektedir. Bu çalışma ile askeri lojistikte yaygın uygulama alanı bulunan dış kaynak kullanımı, lojistik ön planlamanın önemi, standardizasyon ve birlikte çalışabilirlik konularında uluslararası işletmeler için yapılabilecek çıkarımlar değerlendirilmiştir. Sistematik lojistiğin başladığı askeri uygulamalarda edinilen tecrübeler, sivil uygulamalara ışık tutmaktadır. Bu sebeple NATO organizasyonu lojistiğinin uluslararası lojistik normlarıyla incelenmesinin literatüre yeni bir bakış açısı kazandıracağı kıymetlendirilmektedir.
Neo-liberal kurumsalcılık kuramı çerçevesinde NATO ve NATO-Türkiye ilişkileri
NATO, Avrupa-Atlantik Bölgesi'nin güvenliğini korumak ve savunmak amacıyla kurulmuş, kolektif savunmaya dayanan askeri bir ittifaktır. Soğuk Savaş döneminde ortak düşman olarak görülen Sovyetler Birliği'ne karşı oluşan ittifak, dünya siyasetinde siyasi ve askeri anlamda en başarılı ve aktif bir örgüt olarak varlığını sürdürmektedir. NATO, Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra varlığı sorgulanmasına rağmen yeni zorluklar ve tehditlere karşı bölgesel bir savunma örgütünden küresel bir güvenlik örgütüne dönüşmeye başlamıştır. Bu çalışmanın temel hipotezi şu şekildedir: Neo-liberal kurumsalcılık kuramı çerçevesinde dünyada işbirliği ve barışı sağlayacak bir örgüt gibi çalışmaya başlayan ittifak, yakın zamanda daha fazla neo-realist perspektifle konuşlanmaya gereksinim duymuştur. Türkiye ise zaman zaman NATO müttefikleri ile sorunlar yaşamasına ve neo-realist açıdan müttefiklerinden tehditler sezmesine rağmen NATO'nun en sadık üyesi olmayı sürdürerek uluslararası barış ve istikrar çalışmalarına destek vermiş, NATO sayesinde Batılı kimliğini perçinlemiş, askeri modernizasyonunu ve güvenliğini sağlamıştır. Bu çalışma, neo-liberal kurumsalcılık ve neo-realizm kuramı tartışmaları odağında NATO'yu ele alarak NATO-Türkiye ilişkilerini analiz etmeyi amaçlamıştır. Birinci bölümde neo-realizm ve neo-liberal kurumsalcılık kuramlarının ne ifade ettiği sorusuna yanıt aranmıştır. İkinci bölümde ise neo-realizm ve neo-liberal kurumsalcı bakış açısı ile NATO'nun neden ortaya çıktığı, faaliyetleri ve barış için küresel bir güvenlik örgütüne dönüşüp dönüşmediği sorusuna yanıt aranmış, örgütün neo-realist kuram çerçevesinde yeniden konuşlanma siyasetine neden gereksinim duyduğu analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise neo-liberal kurumsalcı ve neo-realist kuramlar ışığında NATO-Türkiye ilişkileri incelenirken, Türkiye'nin hangi konularda NATO müttefikleriyle anlaşmazlık yaşadığı analiz edilmiş, ilişkilerdeki sınamalara rağmen Türkiye'nin neden NATO'nun sadık bir müttefiki olarak kalmaya devam ettiği incelenmiştir.
Bağımsızlık sonrası dönemde Azerbaycan`ın uluslararası örgütlerle ilişkileri
90`lı yıllarda uluslararası arena bir çok yeniliklere şahitlik etti. Bu yeniliklerden biri Sovyetler Birliği`nin dağılmasının ardından bağımsızlıklarını ilan eden ülkeler oldu. Bağımsızlığını ilan eden 15 ülkeden birisi de Azerbaycan Cumhuriyeti oldu. 1991 yılında bağımsızlığını ilan ederek yeni başlangıça adım atan ülke, ilk yıllarda zor ve istikrarsız süreçten geçmek zorunda kaldı. Daha sonra belirlenen politika ve strateji sayesinde bölgesel ve uluslararası düzeydeki konumu yükselmeye başladı. Azerbaycan`ın yeni inşa edilen dış politikası çerçevesinde uluslararası örgütler ile ilişkiler önemli bir yer kapsamakta idi. Bağımsızlık politikası çerçevesinde Azerbaycan, uluslararası sistemde söz sahibi olan küresel ve bölgesel örgütlerle ilişkiler kurmuş ve bu ilişkileri geliştirmeye çalışmıştır. "Bağımsızlık Sonrası Dönemde Azerbaycan`ın Uluslararası Örgütlerle İlişkileri" isimli bu tez çalışmasında Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra yeniden bağımsızlığını kazanan Azerbaycan`ın dış politikasındaki ilişkilerinde önemli yere sahip olan uluslararası örgütler ile ilişkileri incelenecektir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde uluslararası örgütler anlayışı teorik ve kavramsal çerçevede ele alınacaktır. İkinci bölümde Azerbaycan iktidarında olan cumhurbaşkanları dönemlerinde uluslararası örgütler ile ilişkiler`e yer verilecektir. Üçüncü bölümde uluslararası örgütler, bölgesel ve küresel olarak sınıflandırılacak ve Azerbaycanla mevcut ilişkilerden bahsedilecektir. Çalışmada son kısım olarak sonuç kısmı yer alacaktır. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Uluslararası Örgütler, Uluslararası Sistem, Dış Politika
Çalışma yaşamında cinsiyet eşitsizlikleri ve eşitsizlikleri gidermeye yönelik ulusal ve uluslararası mevzuat
Bu çalışmanın amacı, toplumsal cinsiyet perspektifinden kadın işgücünün bir analizini yapmak, sosyal güvenlik ve çalışma yaşamına ilişkin düzenlemelerin toplumsal cinsiyet temelindeki uygulamalarını değerlendirmektir.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; eşitsizlikleri anlamak için, eşitlik, ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet eşitliği kavramları tanımlanmış ve bu kavramların özellikleri açıklanmıştır.İkinci bölüm, Türkiye'de kadınların işgücüne katılımlarının düşük olmasının ardındaki nedenleri değerlendirir. Türkiye'deki kadın işgücünün durumu TÜİK'ten alınan istatistikî veriler kullanılarak analiz edilir.Üçüncü bölüm, cinsiyet eşitliği bakımından ulusal ve uluslararası düzenlemeleri ve mevzuatı kapsar. Çalışma yaşamında cinsiyet eşitliği ile ilgili mevzuatımız bu bölümde değerlendirilir. BM, ILO, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği gibi çeşitli uluslararası örgütler ayrımcılığın önlenmesine yönelik uluslararası belgeler düzenlemişlerdir. Ayrımcılığın yasaklanması ve cinsiyet eşitliği hakkındaki sözleşmeler, tavsiye kararları ve direktiflerde bu bölümde yer alır.