Polimerler
Bu konu başlığı altında 121 tez
Üretral onarımda kullanılmak üzere nanobiyomalzemelerin hazırlanması
Üretra yaralanmaları; tedavisindeki zorluklar ve cerrahi müdahale sonrasında oluşan komplikasyonların yüksek oranda görülmesi nedeni ile üroloji alanında halen önemli sorunlardan birini teşkil etmektedir. Bu yaralanmalar, karmaşık bir yapıya sahip olmakla birlikte endoskopi ile tedavi edilmesi zordur. Üretra yaralanmaları, büyük çoğunlukla düşmelerde veya pelvis kırıklarına neden olan yaralanmalar sonucunda görülmektedir. Bu durumlar, üretranın ön veya arka kısmını etkileyebilmekte ve ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Üretra darlıkları, enfeksiyon veya yaralanma gibi sebeplerle ortaya çıkabilir ve tedavi edilmezse ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Nanoteknoloji, üretra yaralanmalarının ve darlıklarının tedavisinde umut vaat eden bir alan olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada üretral onarımda kullanılmak üzere nanobiyomalzemelerin hazırlanması ve karakterize edilmesi amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasında, üretral onarımda kullanılmak üzere, Papaverin (PPV) hidroklorür yüklü Poly(3-hydroxybutyrate-co-3-hydroxyvalerate)/Jelatin (PHBV/Jel) nanofiber membranların elektrostatik eğirme yöntemiyle sentezlenmesi, karakterizasyonu ve özelliklerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. PHBV, biyobozunur, biyouyumlu, toksik olmayan ve yarı kristalin özelliklere sahip olup, yüksek mekanik dayanıklılığı ve kolayca elektrostatik eğrilebilirliği ile doku mühendisliği uygulamaları için elverişli bir biyopolimerdir. Jelatin (Jel) ise düşük maliyet, yüksek biyouyumluluk, biyobozunurluk, sitotoksik olmaması, antijen özellik göstermemesi, yüksek su tutma kapasitesi, doğal hücre dışı matriks (ECM) ile yapısal ve işlevsel benzerliği, hücre tutunması, farklılaşması ve çoğalmasını destekleyici özelliklere sahip bir biyopolimer olmasından dolayı doku mühendisliği uygulamalarında sıklıkla tercih edilen bir diğer doğal polimerdir. Ancak elektrostatik olarak eğrilmiş jelatin nanofiberlerin hızlı bozulma ve zayıf mekanik dayanım özellikleri biyomedikal alanda kullanımlarını sınırlamaktadır. Jel'in diğer doğal veya sentetik polimerler ile karışım ile mekanik, fizikokimyasal ve biyolojik özellik açısından üstün doku iskeleleri üretilebilmektedir. PPV hidroklorür, düz kas hücrelerini gevşeterek kan damarlarını genişleten bir vazodilatördür. Bu özellikleri sayesinde, PPV hidroklorür ilavesiyle nanofiber membranların doku rejenerasyonunda ve üretral onarımda etkinliğinin artırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusundada yapılan harakterizasyon çalışmaları kapsamında, PHBV, PHBV/Jel ve PPV hidroklorür yüklü PHBV/Jel nanofiber membranların viskozite ölçümleri, morfolojik analizleri, Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR), diferansiyel taramalı kalorimetri (DSC), termal gravimetrik analiz (TGA), mekanik testler, in vitro papaverin hidroklorür salım çalışmaları, temas açısı (ıslanabilirlik) testleri ve in vitro biyodegradasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Viskozite ölçümleri, çözelti viskozitesinin saf jelatin katkısıyla ve PPV hidroklorür yükleme oranının artışıyla azaldığını göstermektedir. Jel katkısı, PHBV çözeltisinin direncini kırarak viskoziteyi azaltmıştır. Morfolojik analizler, FEGSEM görüntüleri ve Image J yazılımıyla yapılan ölçümler, farklı konsantrasyonlara sahip çözelti oranlarının membran morfolojisini ve fiber çaplarını etkilediğini ortaya koymaktadır. Jel katkısı kopma kuvveti ve uzama değerlerini azaltmıştır. Jel polimerinin yumuşatıcı etkisi ile düşme meydana gelmiştir. PPV hidroklorür yüklenmesi sonucunda PPV hidroklorür maddesi liflerin arasına girerek mukavemet artışı sağlamıştır. Çekme yönünde polimer lifleri arasında gerilmelere maruz kaldığından çekme mukavemet artışı sağlanırken, PPV hidroklorür katkı artışı uzama değerlerini azaltmıştır. PPV hidroklorür katkı artışı ile gevrek bir membran formu elde edilmektedir. FTIR analizleri, PHBV nanofiber yapısına jel ve PPV hidroklorür katılımını doğrulamıştır. DSC termal analizleri, PPV hidroklorür ilavesiyle membranların termal davranışının değiştiğini ortaya koymaktadır. Jel katkısı, PHBV'nin erime noktası ve entalpi değerlerini etkilemiştir. TGA analizleri, PPV hidroklorür yüklenmesi ile membranların bozunma sürelerinin hızlandığını göstermektedir. PPV hidroklorür yüklenmesi ile PHBV/Jel membran yapıları hızlı bozunmaya başlamıştır. PPV hidroklorür artışı ile daha hızlı bozunma reaksiyonu meydana gelmiştir. Jel katkısı yumuşatıcı özellik sağlayarak ısıya karşı termal koruma sağlamıştır. PPV hidroklorür artışı ile membran yapısı daha gevrek hale gelmiş ve ısıyla termal bozunma hızlanmıştır. Mekanik testler, PPV hidroklorür ilavesiyle membran uzama değerlerinin düştüğünü ve kopma kuvvetinin arttığını göstermektedir. Jel katkısı, PHBV'nin kopma kuvvetini azaltmış ancak uzama değerlerini iyileştirmiştir. Elastik modül değeri yüksek olduğu zaman membranın dayanıklı olduğu, düşük olduğu durumda ise membranın kırılgan olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen in vitro salım profili, %0.25 (w/v) PPV hidroklorür yüklü %10 PHBV/%5 Jel nanofiber membrandan kontrollü-geciktirilmiş salımı doğrulamıştır. İlk 30 dakika içinde gerçekleşen hızlı PPV hidroklorür salımını (burst release) takiben daha yavaş ve kontrollü bir salım hızı gözlenmiştir. In vitro biyodegradasyon çalışmaları, PPV hidroklorür ilavesinin biyolojik parçalanmayı hızlandırdığını göstermektedir. Jel katkısı üretilen PHBV nanofiber membranların, biyolojik bozunma sürecinde hasarlar, kıvrılma, parçalanma ve fiber agregasyonu gibi belirgin morfolojik değişimler yaşanmasına neden olmuştur. Hücre kültür çalışmaları kapsamında, hücreler ile etkileşimi incelenmiştir. In vitro sitotoksisite testleri (MTT) ve hücre tutunması ve proliferasyonu analiz edilmiştir. Jel eklenmesi, hücre tutunmasını ve canlılığını önemli ölçüde artırmıştır. PPV hidroklorür ilavesi, nanofiber membran morfolojisinde bozulmalara ve lif aglomerasyonuna neden olarak hücre tutunma ve proliferasyonunu olumsuz etkilemiştir. In vitro sitotoksisite testlerinde, PPV hidroklorür konsantrasyonunun artmasıyla hücre canlılığının azaldığı ve toksik etkilerin ortaya çıktığı gözlemlenmiştir. Hücre tutunması ve proliferasyonu analizleri sonucunda, PHBV/Jel nanofiber membranlarda en iyi hücre tutunma ve çoğalma sağlanırken, PPV hidroklorür yüklü membranlar arasında en iyi hücre tutunma ve çoğalmanın %0.25 (w/v) PPV hidroklorür yüklü %10 PHBV/%5 Jel nanofiber membranda olduğu belirlenmiştir. Viskozite, morfolojik, termal ve biyolojik analizler sonucunda, PPV hidroklorür ilavesinin belirli özellikleri iyileştirdiği ancak hücre canlılığını olumsuz etkilediği gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, bu tez çalışmasında hazırlanan farklı konsantrasyonlarda (%0.25, %0.50 ve %1 (w/v)) PPV hidroklorür yüklü PHBV/Jel nanofiber membranlar başarıyla sentezlenmiş ve karakterize edilmiştir. Bu nedenle, üretral onarımda umut vadeden yenilikçi ve etkili bir doku rejenerasyon malzemesi olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
Myozin hafif zincir kinaz inhibitörü (ML7) yüklü polimerik nanofiber formülasyonların miyometriyum kasılmasına etkisi
Bu tez çalışmasında amaç erken doğumun önlenmesinde etkili olabilecek nano tabanlı kontrol edilebilir bir ilaç taşıma ve salım sisteminin tasarımı, formülasyonu ve in-vitro etkinliğinin araştırılmasıdır. Bu amaçla termde sezaryen ile doğum yapan gebe kadınlardan (n=10) alınan uterus dokusu kullanarak kalsiyum kanal blokörü (nifedipin) ve myozin hafif zincir kinaz inhibitörü (ML7) yüklü nanofiberlerin spontan ve uyarılmış miyometriyum kasılmaları üzerindeki etkisine bakıldı. PLGA polimeri ile elektroeğirme yöntemi kullanılarak nifedipin ve ML7 yüklü anofiberler hazırlandı; Grup I kontrol; Grup II ilaçsız nanofiber; Grup III Nifedipin (10-5M); Grup IV ML7 (3x10-5M); Grup V ML7 (3x10-5M) ve Nifedipin (10-5M); Grup VI ML7 (3x10-5M) ve Nifedipin (3x10-5M); Grup VII ML7 (3x10-5M) ve Nifedipin (10-4 M). Termde uterus örneklerinden hazırlanan miyometriyum şeritlerine (3x10 mm) anofiberler uygulandı ve in-vitro organ banyosuna yerleştirildi. Şeritlerin spontan, KCl (120 mM) ve kümülatif oksitosin (10-11-10-5 M) ile uyarılmış kasılmaları kaydedildi. Kasılma genlikleri şerit ağırlığı ve KCl ile uyarılmış kasılma ile normalize edildi, kasılma sıklığı ve eğri altında kalan alan ölçüldü. Veriler SPSS istatistik programı ile değerlendirildi. İlaç yüklü polimerlerin uygulanması, tüm gruplarda spontan ve uyarılmış kasılmaların sıklığında ve şiddetinde önemli bir azalmaya neden oldu (p<0,01). Kontrol grubu ile ilaç yükleme yapılmamış nanofiber gruplarında benzer sonuçlar elde edildi (p=0,704). Kasılmaların genliği ve sıklığı açısından, oksitosin doz-kasılma yanıtındaki en belirgin etki grup VII'de görüldü (p<0,05). Grup VI'da da kontrol ve ilaç yüklemesi yapılmamış nanofiber gruplarına göre kasılma şiddeti ve sıklığı anlamlı derecede azalmıştı (p<0,05). Bu farklar özellikle yüksek dozlarda anlamlı bulundu. Sadece Nifedipin veya ML7 yüklü nanofiberlerin kullanımı da kasılmanın genliği ve sıklığında azalmaya neden oldu, ancak bu azalma kontrol ve boş polimer gruplarıyla karşılaştırıldığında anlamlı değildi. Maksimum kasılma yanıtı da benzer şekilde ilaç uygulanan şeritlerde anlamlı derecede azalmışken, en önemli fark Grup VI ve VII'de gözlendi (p<0.01). Bu çalışmanın sonuçları insan uterus doku şeritlerinde Nifedipin ve ML7 yüklü nanofiberlerin kasılmaları baskılayabildiğini göstermektedir. İleri çalışmalarda bu formülasyonların in vivo etkinliğinin gösterilebilmesi lokal etkili, sistemik yan etkileri azalmış ve güvenli kontrol edilebilir ilaç salım sistemlerinin potansiyel tedavi seçeneği olarak önerilebilmesini sağlayacaktır.
Ksantan GAM-G-2-(N-Morfolino) etilmetakrilat/titanyum oksit bazlı yeni yarı iç içe geçen ağ yapılı hidrojellerin sentezi, karakterizasyonu ve katyonik boyaların sulu çözeltiden tek ve rekabetçi adsorpsiyonu
Organik boyaların endüstriyel atık sulardan uzaklaştırılması, çevrenin korunması ve canlı yaşamın devamı açısından özel ilgi çekmektedir. Bu çalışmada, titanyum oksit nanoparçacıkları (TiO2) içeren ksantan gamı (KsG)-graft-poli 2-(N-morfolino) etilmetakrilat (MEMA) bazlı yarı-iç içe geçen hidrojelleri serbest radikalik polimerizasyon yöntemi ile sentezlenmiştir. KsG-g-poli (MEMA) ve KsG-g-poli (MEMA)/TiO2%1,5, metilen mavi (MM+) ve kristal viyole (KV+) boyar maddelerinin tekli ve ikili sulu çözeltilerinden adsorpsiyon metoduyla uzaklaştırılması için etkili bir adsorban olarak kullanılmıştır. Gözenekli yapıya sahip olan hidjellerden KsG-g-poli (MEMA)/TiO2%1,5'nin şişme oranı %481,9 iken KsG-g-poli (MEMA)'nın %447,5'tur. Hidrojellerin sıfır yük noktası 7,8 olarak hesaplanmıştır. Boyar maddelerin sulu çözeltilerden uzaklaştırılması davranışlarında KsG-g-poli(MEMA) ve KsG-g-poli (MEMA)/TiO2%1,5 hidrojelleri için MM+ boyasında Dubinin-Raduskevich (D-R) izotermine ve KV+ boyasında Freundlich izotermine uyum göstermiştir. Kinetik çalışmalar, her iki boyanın KsG-g-poli (MEMA) ve KsG-g-poli (MEMA)/TiO2%1,5 adsorbanı ile adsorpsiyonunun parçacık içi difüzyon modeline uyduğunu ortaya çıkarmıştır. İkili sistem çalışmalarında, KV+'nın uzaklaştırılma yüzdesi MM+'den daha yüksek olarak bulunmuştur. Tekli sistem adsorpsiyon kapasiteleri ile karşılaştırıldığında, ikili sistemde her iki boyanın uzaklaştırılan miktarları daha yüksektir. Buna göre, her iki boyanın da KV+/MM+ karışım çözeltilerinden adsorpsiyonları sırasında sinerjik bir etkileşim gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. MM+ ve KV+ boya karışımlarından adsorpsiyonu için en uygun model yalancı ikinci derece model olduğu belirlenmiştir. Dördüncü adsorpsiyon-desorpsiyon döngüsünden sonra bile, adsorbanın boya çıkarma etkinliğinin nispeten yüksek olduğu belirlendi. KsG-g-poli (MEMA) ve KsG-g-poli (MEMA)/TiO2%1,5, kirli suyun arıtılmasında değerli ve yeniden kullanılabilir bir adsorban olabilmektedir.
Somatostatin ve bazı analoglarının miktar tayini için elektroanalitik yöntemler geliştirilmesi
Somatostatin ve analogları olan oktreotid ve lanreotid, somatostatin reseptörleri pozitif olan hastalarda tümör büyümesini baskılayabilmekte; böylece metastatik nöroendokrin kanser ve karsinoid tümörlerin gelişimini yavaşlatmakta veya durdurmakta; hırıltılı solunum, kızarıklık ve mide bulantısı gibi belirtileri de ortadan kaldırmaktadırlar. Büyüme hormonu engelleyiciler olarak kullanılan ve sentetik olarak elde edilen somatostatin ve analogları klinik uygulamada yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca somatostatin ve analogları, akromegali ve devlik gibi somatostatin ile ilgili bozuklukların tedavisinde de kullanılmaktadır. Bu tez kapsamında somatostatin ve analogları olan oktreotid ile lanreotid tayini için hassas, seçici ve hızlı bir elektrokimyasal sensör geliştirilmesi; sensörün hassasiyet ve seçiciliğinin arttırılması için moleküler baskılı polimerler (MIP) kullanılması; geliştirilecek olan yeni sensörün performansının değerlendirilmesi; geliştirilen sensör kullanılarak somatostatin ve analoglarının elektrokimyasal davranışlarının incelenmesi; elektrokimyasal analizlerinin optimizasyon ve validasyon çalışmaları gerçekleştirilecektir.
Altın nanopartiküller kullanılarak kortizol için plazmonik sensör sinyalinin seçici yükseltilmesi
Kortizol, psikolojik ve fizyolojik strese tepki olarak insan vücudu tarafından salınan bir steroid hormonudur. Kortizol, sinir, bağışıklık, kardiyovasküler solunum, üreme, kas-iskelet, örtü sistemleri gibi hemen hemen her organ sistemini etkileyebilir. Bunun yanında kortizol, çok sayıda hastalık için bir biyobelirteçtir ve kan basıncı, glikoz seviyeleri ve kabohidrat metabolizması gibi çeşitli fizyolojik süreçlerin düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. Ayrıca kardiyovasküler, immün, renal, iskelet ve endokrin sistemin homeostazında önemli bir rol oynar. Kortizolün sağlığa etkileri, hormonun vücutta ne sıklıkta dolaştığına bağlıdır. Kortizolün fazla veya az üretimi vücutta çeşitli hastalıklara neden olabilir. Bu yüzden kortizol tespitine yönelik etkin, duyarlı ve seçici bir yöntemin geliştirilmesi oldukça önemlidir. Bu çalışmada plazmonik sensör ile moleküler baskılama yöntemi ve altın nanopartiküller bir arada kullanılarak, yapay plazma, yapay idrar ve sulu çözeltilerden, kortizolü yüksek hassasiyet ve seçicilik ile tayin edebilen plazmonik bir sensör tasarlanmıştır. Bu amaç ile kortizol baskılanmış N-metakroil-(L)-histidin metil ester-altın nanopartiküller (MIP-AuNP), aynı reçeteyle hazırlanan kortizol baskılanmamış (AuNP-NIP) ve aynı reçeteyle hazırlanan altın nanopartikül eklenmeden kortizol baskılanmış (MIP) olmak üzere 3 adet plazmonik sensör hazırlanmıştır. Altın nanopartiküllerin boyut analizi yapıldıktan sonra hazırlanan her plazmonik sensör AFM, temas açısı ve FTIR-ATR spektrometre analizleri ile karakterize edilmiştir. Plazmonik sensör yanıtını yükseltmek amacı ile yapıya eklenen AuNP'lerin etki mekanizmasını incelemek için altın nanopartikül eklenmeden hazırlanan MIP plazmonik sensör ile AuNP-MIP plazmonik sensör arasında derişim analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ışığında plazmonik sensörün verdiği sinyal yanıtları karşılaştırılmıştır. AuNP-MIP plazmonik sensör 0.01-100 ppb kortizol derişimleri arasında 0.9744 korelasyon katsayısı ile gerçek zamanlı analiz yaparken MIP plazmonik sensör 1-100 ppb kortizol derişimleri arasında 0.9862 korelasyon katsayısı ile gerçek zamanlı analiz edebildiği gözlenmiştir. AuNP-MIP plazmonik sensörün LOD ve LOQ değerleri 0.0082 ve 0.027 olarak hesaplanmış ve AuNP-MIP plazmonik sensörün Langmuir adsorpsiyon izoterm modeline uyduğu görülmüştür. Bunu yanı sıra AuNP-MIP, MIP ve AuNP-NIP plazmonik sensörleri ile klobetazol ve flutikazon yarışmacı ajanları ile seçicilik deneyleri yapılmış ve AuNP-MIP plazmonik sensörün klobetazole ve flutikazona göre sırasıyla 6.26 ve 6.11 kat daha seçici olduğu görülmüştür. Ayrıca baskılama etkinliğini belirlemek için ise AuNP-MIP ve AuNP-NIP plazmonik sensörleri ile aynı yarışmacı ajanlar kullanılmış ve AuNP-MIP plazmonik sensörün kortizol molekülüne AuNP-NIP plazmonik sensöre göre 4.96 ve 4.71 kat daha seçici olduğu görülmüştür. AuNP-MIP plazmonik sensörün beş defa peşpeşe yapılan tekrar kullanılabilirlik analizinde herhangi bir performans kaybı olmadan kortizol tayin edebildiği sonucuna varılmıştır. Buna ek olarak AuNP-MIP plazmonik sensörün sadece sulu ortamda değil yapay plazma ve yapay idrar gibi karmaşık bir ortamda da kortizol tayin edebildiği görülmüştür. Validasyon çalışmaları yüksek performanslı sıvı kromatografi (HPLC) cihazı ile yapılmıştır.
Adenozin tayinine yönelik optik temelli nanosensörlerin geliştirilmesi
Tez kapsamında canlı yapısında önemli molekül olmakla birlikte idrar ve serum seviyelerinin nörodejeneratif hastalıklar ve kanser gibi hastalıklarla doğrudan veya dolaylı olarak bağlantısı bulunan adenozin nükleozidinin allil merkaptan ile yüzeyi aktif hale getirilen altın çip üzerine baskılanması sağlanmıştır. Nanofilm yüzey modifikasyonu moleküler baskılama tekniği yoluyla gerçekleştirilmiştir ve fonksiyonel monomer olarak metakrilik asit (MAA) kullanılmıştır. Adenozin tayini için yüzey plazmon rezonans (SPR) cihazı kullanılmıştır. Adenozin tayini için 3.0 -7.4 aralığında pH taraması yapılmış ve optimum pH 7.4 olarak belirlenmiştir. Kinetik çalışmalarda ise pH 7.4 fosfat tampon çözeltisi ile tespit aralığı için 0.5 nM- 400.0 nM aralığında farklı derişim seviyeleri ile analizler yapılmıştır ve nanosensörün çalışma aralığı belirlenmiştir. Geliştirilen nanosensörün seçicilik analizlerinde guanozin ve sitidin nükleozidleri de kullanılarak farklı oranlarda derişimlerdeki çözeltilerde SPR nanosensörünün seçiciliği belirlenmiştir. Moleküler baskılanmamış polimer (NIP) çip yüzeyi MAA monomeri ile kaplanmış ve pH 7.4 fosfat tampon çözeltisiyle adenozin, guanozin ve sitidin ile farklı derişim ve karışımlarda yapılarak hem kinetik çalışmaları hem de seçicilik tayinleri yapılmıştır. Adenozin baskılanmış nanosensör çipi ile adenozin tayinleri aynı gün içerisinde peşpeşe yapılmış ve aynı zamanda farklı zaman aralıklarında da adenozin analizleri yapılmıştır. Adenozin baskılanmış SPR çipinin gerçeğe uygun medikal analiz ve araştırmalarda kullanılması amaçlandığından adenozin analizlerinde 1.0 nM- 5.0 nM derişim aralığında yapay idrar ve serum örneklerinde de çalışılarak geri kazanımları hesaplanmıştır. Yapılan çalışmada 0.1 nM- 100.0 nM lineer aralığında sulu çözeltilerde tespit limiti(LOD) değeri 0.018 nM, yapay plazmada tespit limiti değeri 0.015 nM ve yapay idrarda tespit limiti değeri 0.013 nM olarak belirlenmiştir. Ayrıca miktar tayini sınırı (LOQ) değerleri ise sulu çözelti, yapay plazma ve yapay serumda sırasıyla 0.061 nM, 0.052 nM, 0.046 nM olarak hesaplanmıştır. Adenozin baskılanmış SPR çipinin yüzeyi atomik kuvvet mikroskobu, elipsometre ve temas açısı ölçümleri alınarak karakterize edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adenozin, Moleküler Baskılanmış Polimerler, Nanofilm Yüzey Modifikasyonu, SPR, Nanosensörler
Çeşitli yüzeylerde seri numarası restorasyonu
Silah ve araçların polimer ve metal aksamlarında yer alan seri numaraları tanımlama ve takip amaçlı kullanılmaktadır. Ağaç ve ahşap malzemelerdeki damgalar da benzer şekilde kimlik işlevi görür. Tahrif edilen seri numaralarının yeniden okunur hale getirilmesi anlamına gelen restorasyon, sahteciliklerin ortaya çıkarılmasını ve nesnelerin menşei ile aidiyetlerinin tespitini sağlayarak suçların aydınlatılmasını mümkün kılar. Bu çalışma, seri numarası tahrifatı sorununa adli iz incelemesi yöntemleriyle çözümler geliştirmeyi hedeflemektedir. Polimer yüzeylerde restorasyon kapsamında Poliamid 6'ya sıcak damgalama, Poliamid 6,6'ya ise lazerle seri numarası yazımı sonrasında kazıma, çekiçleme ve yakma ile çeşitli derinliklerde tahrifat yapılmıştır. Numuneler, Video Spectral Comparator 8000 cihazında UV ile IR ışıkların farklı dalga boylarında görüntülendiğinde yüzeye zarar vermeden iyi seviyede restorasyon elde edildiği görülmüştür. Aynı polimerlerde sinemaldehit ve metil öjenol ile yapılan kimyasal çözme işlemiyle de yüksek oranda restorasyon sağlanmıştır. Metal yüzeylerde restorasyon çalışmasında alüminyum alaşım yüzeye soğuk damgalama ile yazım yapılmış ve karakterler frezelemeyle çeşitli derinliklerde tahrif edilmiştir. Akabinde, farklı metal tozları ve sıvı kimyasallarla geliştirilen aşındırma macunlarıyla iyi seviyede restorasyon elde edilmiştir. Ahşap yüzeylerde restorasyon çerçevesinde ise su, etanol, amonyak ve kloroformun buhar ve sıvı fazları değişik miktar ve sürelerde kullanılmıştır. Kloroformun buhar fazı hariç kullanılan üç kimyasalın buhar fazlarıyla ahşap yüzeylerde başarı sağlanmış ancak sıvı fazların hiçbirisiyle restorasyon sağlanamamıştır. Özetle bu tez, farklı yüzeylerde etkili ve hızlı sonuç veren, düşük maliyetli ve uygulanması kolay restorasyon teknikleri geliştirerek adli bilimler literatürüne katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Polimer, metal, ahşap, tahrifat, restorasyon
Hedeflendirilmiş antikanser ilaç yüklü polimerik nanotaşıyıcıların formülasyonları ve karakterizasyonları
Kanser kemoterapisinde kullanılan ilaçların hastalıklı bölge ile sağlıklı bölge arasında bir ayrım gözetmeden dağılımı, sağlıklı dokunun da zarar görmesine neden olmaktadır. Hedeflendirilmiş ilaç taşıyıcı sistemler ile kanser tedavisinde kullanılan ilaçların seçici bir şekilde hastalıklı bölgede biriktirilmesi ve bu şekilde sağlıklı dokuların zarar görmemesi amaçlanmaktadır. Doksorubisin kardiyotoksisite gibi ciddi yan etkileri olan antikanser bir ilaçtır. Bu çalışmada meme kanseri hücrelerini hedefleyen peptit-18 ligandı konjuge edilmiş pH duyarlı polimerik misellere doksorubisinin enkapsüle edilmesi ile pasif ve aktif hedeflendirilmiş yeni bir ilaç taşıyıcı sistemin formülasyonu ve karakterizasyonunun yapılması amaçlanmıştır. "Görünmezlik etkisi" ve biyouyumluluk özellikleri nedeniyle, polimerik misellerin formülasyonunda poli (2-etil-2-oksazolin), poli (etilen glikol) 'e alternatif olarak kullanılmıştır. pH duyarlı gruplar olan poli(2-etil-2-oksazolin) ve katyonik poli(etilenimin) polimerlerini yapısında barındıran poli(2-etil-2-oksazolin)-b-poli(ε-kaprolakton) ile poli(2-etil-2-oksazolin)-ko-poli(etilenimin)-b-poli(ε-kaprolakton) polimerleri kullanılarak hazırlanan doksorubisin enkapsüle edilmiş miseller, kritik misel konsantrasyonu, misel büyüklüğü, zeta potansiyel, enkapsülasyon etkinliği, in vitro salım, kolloidal stabilite çalışmaları ile karakterize edilmişlerdir. Hazırlanan formülasyonlar hücre kültüründe L929 fibroblast hücreleri ile biyouyumluluk açısından değerlendirilmiş, MCF-7 ve SKBR-3 meme kanseri hücreleri ile antikanser etkinlikleri açısından değerlendirilmişlerdir. Bu çalışmada hazırlanan polimerik miseller yüksek miktarda doksorubisini enkapsüle edebilen, nötral koşullarda (pH 7,4, kan dolaşımı) kararlı iken, asidik koşullarda (tümör dokusu ve hücreleri) daha yüksek doksorubisin salımı sağlayan, MCF-7 ve SKBR-3 meme kanseri hücreleri üzerinde antikanser etkisi gösterilmiş, pasif ve aktif hedeflendirilmiş formülasyonlardır. Elde edilen sonuçlar, daha etkin bir kanser tedavisinde kullanılma potansiyeli olan, yeni bir ilaç taşıyıcı sistemin geliştirildiğini ortaya koymuştur. Anahtar kelimeler: Polimerik miseller, doksorubisin, hedeflendirilmiş sistemler, poli(2-etil-2-oksazolin), hücre kültürü
Farklı nanopartiküler sistemler ve polimerik nanofiberler ile hazırlanan kombinasyon ürünlerinin geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında, yara iyileşmesinde kullanılmak üzere modüler yapı gösteren, hastaya ve yaraya göre birlikte sunulabilecek kombine sistemler hazırlanmıştır. Bu amaçla, tabaka tabaka kaplama yöntemi kullanılarak melatonin yüklü çok katlı nanopartiküller, elektro-çekim yöntemi ile nanofiberler hazırlanmıştır. Hazırlanan nanofiberler fibronektinin 9'uncu ve 10'unci Tip III tekrarından oluşan FNIII9*10 rekombinant peptit dizisi ile modifiye edilerek işlevselleştirilmiştir. Çok katlı nanopartiküllerin FNIII9*10 ile işlevselleştirilen nanofiberler ile birleştirilmesi ile kombine yara bakım ürünleri hazırlanmıştır. Tabaka tabaka kaplama yöntemi ile iki farklı yöntem kullanılarak ve üç farklı çekirdek malzeme ile çalışılarak çok katlı nanopartiküller hazırlanmıştır. Bu amaçla gümüş nanopartiküller ve poli(laktik asit-ko-glikolik asit) (PLGA) nanopartiküller ile çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Melatonin'in hem çekirdeğe hem de tabakalara yüklenmesi çalışmaları ayrı ayrı denenmiştir. En yüksek melatonin enkapsülasyonu %11.44 oranı ile PLGAMEL1 kodlu nanopartiküller ile elde edilmiş ve kitozan ile kaplanmıştır. Önerilen kitozan kaplı melatonin yüklü PLGA çok katlı nanopartiküllerinin (PLGAMEL1/CHI) 0.15 partikül büyüklüğü dağılımına ve 280 nm partikül boyutu büyüklüğüne sahip küresel yapılar olduğu, fosfat tamponu içerisinde +56 mV zeta potansiyel değeri gösterdikleri tespit edilmiştir. In vitro salım çalışmaları bu sistemden melatoninin 3 saatte tamamen salındığını göstermiştir. Elektro-çekim yöntemi ile polietilenoksit (PEO), polivinil alkol (PVA) ve polikaprolakton (PCL) polimerleri ile nanofiberler elde edilmiştir. PCL nanofiberleri FNIII9*10 rekombinant peptidi ile modifiye edilerek işlevselleştirilmiştir ve protein miktar tayini çalışmaları ile %53.9 oranında peptidin PCL nanofiberlere tutunduğu tespit edilmiştir. Melatonin yüklü PCL nanofiberleri hazırlanmış ve bu formülasyon ile 5 günlük in vitro salım çalışması gerçekleştirilmiştir. 4°C, 25°C %60 nem ve 40°C %75 nem koşullarında 2 ay boyunca etkin madde miktarnda bir değişiklik gözlenmeyen melatonin yüklü PCL nanofiberlerin, melatonin yüklü PLGA nanopartiküllere göre melatonini daha yavaş saldığı tespit edilmiştir. Sonuç formülasyon olarak, FNIII9*10 peptidi ile işlevseleştirilmiş PCL nanofiberleri üzerine kitozan kaplı ve melatonin yüklü PLGA nanopartikülleri eklenerek liyofilizasyon işlemi sonucu kombine yara örtüsü elde edilmiştir. Melatonin yüklü PCL nanofiberleri ve FNIII9*10 ile işlevselleştirilmiş PCL nanofiberleri de son formülasyonlar olarak değerlendirilmiş, bu üç formülasyon ile hücre kültüründe etkinlik çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Hücre kültürü çalışmaları ile MRC-5 insan akciğer fibrolastlarında melatonin'in proliferatif etki gösteren dozunun 125 µM'dan başladığı tespit edilmiştir. Buna göre 250 µM melatonin içeren formülasyonlar hazırlanarak insan deri fibroblast BJ hücre hattı ve insan immortalize keratinosit HACAT hücre hattında biyouyumluluk çalışması gerçekleştirilmiş ve önerilen formülasyonların bu hücre hatlarında herhangi sitotoksik bir etki göstermediği ve proliferasyonu kontrole göre artırdığı tespit edilmiştir. Hücrelerin nanofiberlere adezyonu floresan mikroskobu ve SEM ile alınan görüntüler ile gösterilmiştir. 2-kuyucuklu silikon insertler kullanılarak hücre kültüründe yara kapama deneyi hücre kültürü plakaları üzerinde formülasyonlarda kullanılan FNIII9*10, melatonin ve bu iki maddenin bileşiminin çözeltileri ile gerçekleştirilmiştir. 24 saatlik çalışma sonucunda sadece FNIII9*10 ve FNIII9*10 ve melatonin uygulanan hücrelerde oluşturulan yara modelinin tamamen kapandığı gözlenmiştir. Sonuç olarak, ESM'yi, hem fiziksel olarak hem de içeriğindeki maddeler ile biyokimyasal olarak taklit eden kombine yara bakım ürünleri başarılı bir şekilde hazırlanmış ve yapılan in vitro hücre kültürü çalışmaları ile etkinlikleri gösterilmiştir.
Polimerik misel içeren ilaç taşıyıcı sistemlerin dermal formülasyonlarının doku onarımı üzerine etkilerinin incelenmesi
Yaralar günümüzde hala tamamen geçici değildir. Diyabetik yaralar, bası yaraları, yanık yaraları günümüzde en zor iyileşen yara tipleridir. Bu nedenle bilim dünyası bu konudaki araştırmalarını devam ettirmektedir. Bu amaçla, bilindiği üzere 2. ve 3. derece yanıklarda enfeksiyon önleyici özelliği olan gümüş sülfadiazin antibakteriyel etkin maddesi ve biyopolimer olan kitosan kullanılarak doğrudan ekleme yöntemi ile polimerik miseller oluşturulmuştur. Kitosan, etkin madde yükleme kapasitesini arttırmak için depolimerize edilmiştir. Oluşturulan polimerik miseller dondurarak kurutma yöntemi ile liyofilize edilmiştir. Jel olusturmak için noniyonik, hidroksipropil metilselüloz polimeri kullanılmıştır. Oluşturulan jel formülasyonunun içerisinde liyofilize polimerik misel disperse edilmiştir. Böylelikle, polimerik misel içeren jel formülasyonu elde edilmiştir. Depolimerize edilen kitosanın karakterizasyonu için, molekül ağırlığı ve elementel analiz yapılmış, elementel analizden elde edilen bilgiler yardımıyla deasetilasyon derecesi hesaplanmıştır. Aynı zamanda hazırlanan liyofilize polimerik misellerin miktar tayini, partikül boyutu ve dağılım analizi, mikroskobik incelemesi, hazırlanan jel formülasyonlarının ise; reolojik özellikleri, in vitro ilaç salım çalışması, antibakteriyel aktivite gibi karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır.
Synthesis and polymerizations of novel bisphosphonate-containing methacrylates
In this study, two novel bisphosphonate-containing methacrylates (1 and 2) were synthesized from reaction of ethyl and tert-butyl ? -bromomethacrylates with 3,3-bis(diethoxyphosphoryl)propanoic acid. Their photopolymerizations using 2,2?-dimethoxy-2-phenyl acetophenone (DMPA) as photoinitiator at 40 ?C gave polymers in 44 and 64% yield.Thermal bulk polymerizations of 1 and 2 using 2,2?-azobis(isobutyronitrile) (AIBN) gave new water soluble bisphosphonate-containing polymers at 23 and 25 % yield with Mn values of 83000 and 59500 g/mol for poly-1 and poly-2 respectively. Glass transition temperatures were observed for poly-1 and poly-2 at 75 and 85 ?C.Thermal bulk and solution copolymerizations of 1 and 2 with poly(ethylene glycol) methyl ether methacrylate (PEGMA) (Mn= 950) in three different feed ratios (90:10, 70:30 and 50:50 mol% PEGMA:1 and PEGMA:2) were investigated using AIBN at 65 ?C. Water soluble copolymers were obtained only at 70:30 and 50:50 mol % feed ratios in methanol. The lower molecular weight of the copolymers (10000-33000) compared to poly-PEGMA (230000) can be explained by the chain transfer ability of the synthesized monomers. The copolymer compositions determined from the integrated 1H NMR spectra of the copolymers indicated incorporation of the synthesized monomers into polymers.The attempts to hydrolyze bisphosphonate groups of monomers 1 and 2 with trimethylsilyl bromide (TMSBr) were not successful. However, one of the copolymers with 50:50 mol% PEGMA:2 in feed ratio was hydrolyzed using the same reagent. The pH value of the aqueous solution of the hydrolyzed copolymer (5 wt %) was found to be 1.89. The interaction of this copolymer with hydroxyapatite (HAP), a model compound for bone, was investigated using FTIR spectroscopy.
Free radical initiated grafting of vinyl silane to saturated triglycerides
In this study silanized hydrogenated palm stearin was synthesized by reacting hydrogenated palm stearin with vinyltrimethoxysilane via free radical reaction. Dicumylperoxide was used as initiator. The characterization of silanized-HPS was done by 1H NMR and FT-IR spectroscopy. Homopolymer of silanized-HPS was synthesized by moisture curing. The silanized-HPS homopolymer was characterized by IR spectroscopy. The effect of the crosslink density upon moisture cure on the mechanical properties, thermal properties and swelling of silanized-HPS polymer was analyzed by surface hardness test, DSC (Differential Scanning Calorimetry), swelling test respectively. According to swelling test and surface hardness tests, silanized-HPS shows heterogeneous distribution of crosslinks in crosslinked areas. Hydrophobicity of silanized-HPS coated glass surface was studied by water contact angle measurements and the contact angles reach their maximum value of 107°.
An in silico study on ribosome-binding trigger factor
The trigger factor protein (TF), unique to bacterial organisms, binds to ribosome tunnel mouth and works as a chaperone in helping the nascent chains emerging from the ribosome tunnel to acquire their native fold. A 500 ns molecular dynamics (MD) simulation of apo TF was performed in this thesis in order to investigate its structure-dynamics-function relationship, which has not been reported before. Deviations from the initial structure and residue fluctuations point to high mobility and flexibility of TF. Snaphots from the trajectory were aligned onto the crystallized structures of TF binding domain on the ribosome; in this way, novel ribosome-bound conformations for TF were proposed and their compatibility with TF function was assessed. Also, TF electrostatics were elucidated using the Adaptive Poisson-Boltzmann Solver (APBS) program, which reveal enrichment of GLU and LYS residues on TF surface and positive charge distribution of binding region. Essential dynamics of the MD trajectory elucidated the opening up/closing cycle of TF molecule's head and binding domains that may be important for its interaction with the nascent chain. Anisotropic network modelling (ANM) calculations also provided consistent collective modes with the essential dynamics obtained from MD. As a result, TF?s inter-domain movements were uncovered and conformations of full length TF aligned on ribosome tunnel were proposed in this thesis.
Hesperidin yüklü pH ve sıcaklık duyarlı akıllı nanopartiküllerin meme kanseri üzerine etkisi
Meme kanseri dünya çapında kadınların en çok karşılaştığı kanser türüdür.Hesperidin (Hesp), meme kanseri için umut verici bir antikanser ajanı olmasına rağmen suda çözünürlüğünün ve biyoyararlanımının zayıf olması terapötik bir ajan olarak kullanımını sınırlamaktadır. Bu çalışmada deneysel olarak, hesperidin taşıyan pH ve sıcaklık duyarlı akıllı polimerik nanopartiküller hazırlayarak biyoyararlanımı iyileştirmek ve meme kanserine karşı terapötik etkinliği arttırmak amaçlanmıştır. Sıcaklık duyarlı nanopartiküllerin sentezlenmesi için 2-hidroksietil metakrilat (HEMA), pH duyarlı nanopartiküller için ise vinil imidazol kullanılmıştır. Hesperidin yüklü nanopartiküllerin parçacık boyutu ve boyut dağılımı dinamik ışık saçılımı (DLS) analizi ile belirlenmiştir. Morfolojik karakterizasyonunu belirlemek için taramalı elektron mikroskopu (SEM) kullanılmıştır. Ayrıca hesperidin yüklü akıllı nanopartiküllerin meme kanserinde hücre proliferasyonu, apoptoz ve hücre döngüsü üzerindeki etkileri de incelenmiştir. Hesperidin yüklü akıllı nanopartiküllerin 24 saat boyunca farklı konsantrasyonlarda (10-20 µM) MCF-7 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkilerini değerlendirmekiçin MTT testi kullanılmıştır. Grup I, Grup II, Grup III ve serbest hesperidin grubundaki MCF-7 hücre proliferasyonunun doza bağlı olarak kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı azaldığı bulunmuştur (p<0,05). Akım sitometride Annexin V-PI Boyama Yöntemi ile apoptotik etki incelenmiştir. Deney gruplarının apoptoz hücre oranı artışı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hesperidin; Akıllı Nanopartikül; Meme kanseri; pH duyarlı polimer; Sıcaklık duyarlı polimer
Çok bileşenli polimerlerin nötron ve x-ışınları saçılma deneyleriyle irdelenmesi
ÖZET Doktora Tezi ÇOK BİLEŞENLİ POLİMERLERİN NÖTRON VE X-ISINLARI SAÇILMA DENEYLERİYLE İRDELENMESİ OGUZERTUGRUL Anadolu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Fizik Anabilim Dalı Danışman: Doç.Dr. Mehmet TOMBAKOĞLU II. Danışman: Prof. Dr. Kudret ÖZDAŞ 2003, 77 sayfa Bu tezde çok bileşenli polimerler ve polimer karışımları incelenmiştir. Polimerlerin yapısını ve bazı dinamik özeliklerini tayin eden istatistiksel parametreler irdelenmiştir. Yapı faktörünün içinde bulunan bu parametreler Gauss ve RPA tabanlı bir model ile saptanmıştır. Polimerlerden yapılan nötron ve X- ışınları saçılma deneyleriyle modelin tutarlılığı saptanmıştır. Özellikle ikili-blok kopolimer ve ikili homopolimer karışımları için öngörülen sonuçların deneysel verilerle tam bir uyum içinde oldukları görülmüştür. İkili-blok kopolimerler için mikro faz geçişi ve bu geçişte sıcaklık ve polidispersitenin rolü gösterilmiştir. Benzerince ikili homopolimer karışımları içinde makro faz geçişi, jirasyon yarıçapları ve bunlar üzerindeki sıcaklığın etkisi saptanmıştır. İstatistiksel parametrelerin, hem polimerin topolojisine hemde bulundukları ortamın özelliklerine olan bağımlılığı gösterilmiştir. Böylece farklı denge durumlarını tek bir model ile betimleyebilme olanağı elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Polimer, Nötron Saçılma, Faz Geçişleri, Yapı Faktörü, RPA
Metakrilamid esaslı yeni polimerik hidrojellerin sentezi, uyarı-cevap özelliklerinin ve boyarmadde soğurum kapasitelerinin incelenmesi
Amaç: Tez çalışmasında, metakrilamid monomeri ile birlikte sodyum akrilat'ın yardımcı monomer olarak kullanıldığı, doğal ve yapay polimerler olan sırasıyla hidroksi propil selüloz ve poli(akrilik) asit ilavesi ile farklı özelliklerin kazandırılmasının hedeflendiği yeni hidrojel sistemlerin üretimi gerçekleştirilmiştir. Materyal ve Yöntem: Hidrojel sistemler serbest radikalik polimerleşme tepkimesi ile sulu çözeltide N-metilen bis akrilamid, amonyum persülfat/N,N,N',N'-tetrametiletilendiamin varlığında hazırlanmışlardır. Polimerlerik örneklerin yapısal karakterizasyonları için Fourier Transform Infrared Spektroskopisi/Zayıflatılmış Toplam Yansıma, (FT-IR/ATR) analizi kullanılmıştır. Üretimleri gerçekleştirilen sistemlerinin, yüzey gözenekliliği Taramalı Elektron Mikroskopi (SEM) yöntemi ile incelenmiştir. Hidrojel sistemlerin sıvı soğurum indekslerini araştırmak amacıyla farklı pH, sıcaklık ve tuz çözeltilerinde dinamik şişme testleri uygulanarak elde edilen veriler yardımıyla hidrojel sistemlerin difüzyon mekanizması açıklanmaya çalışılmıştır. Farklı bileşimlere sahip hidrojel sistemlerin boya soğurum kapasitelerini belirlemek amacı ile denge soğurum çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Soğurum çalışmalarında Basic Violet 1 (BV1) model boyarmadde olarak seçilmiştir. Bulgular ve Sonuç: Sentezi gerçekleştirilen hidrojel sistemlerin farklı ortamlara (pH, sıcaklık ve iyon) duyarlı şişme indeksi değerleri ile seçilen boyarmaddeyi yüksek oranda soğurma yeteneğine sahip olduğu belirlenmiştir.
Muğla ilinde rekreasyonel amaçlı kullanılan bazı kumlu plajlardaki mikro ve makro plastiklerin bolluk ve çeşitliliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma kapsamında, Muğla ilinde rekreasyonel amaçlı kullanılan 8 farklı plajdaki (Ölüdeniz Kumburnu Plajı, Sarıgerme Plajı, İztuzu Plajı, İçmeler Plajı, Aktur Plajı, Akyaka Plajı, Bitez Plajı ve Yahşi Plajı) mikro ve makro plastiklerin renk, şekil, boyut ve polimer yapılarına göre miktarları ve olası kaynaklarının araştırılması amacıyla 2 farklı sezonda (yaz ve kış) alınan plaj kumu örnekleri incelenmiştir. Kum örnekleri 50×50 cm2 alana sahip bir quadrat kullanılarak kesitin, yüzeyden ~ 3-4 cm derinliğe kadar olan kısmından yaklaşık 3 kg kum örneği alınarak laboratuvara taşınmıştır. Kum örneklerinden mikro ve makro plastiklerin ekstraksiyon işlemleri uluslararası standartlara göre gerçekleştirilmiş ve mikroplastikler mikroskop altında incelenerek renk, şekil ve boyut gruplarına göre sayımları yapılmıştır. Ayrıca tespit edilen mikroplastiklerin polimer tipleri Zayıflatılmış Toplam Yansıma – Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektrometresi (ATR-FTIR) ile belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, yaz sezonunda maksimum mikroplastik miktarı Ölüdeniz Kumburnu Plajı'nda (360 ± 237,66 partikül kg-1 ka), makroplastik miktarı ise Aktur Plajı'nda (11,80 ± 6,37 partikül kg-1 ka) tespit edilmiştir. Kış sezonunda ise maksimum mikro ve makro plastik miktarları Aktur Plajı'nda belirlenmiştir (mikroplastikler için 358,33 ± 397,24 partikül kg-1 ka, makroplastikler için 12,50 ± 16,01 partikül kg-1 ka). Yaz ve kış sezonunda belirlenen mikroplastikler toplam üzerinden değerlendirilmiş olup iki sezonda da şekil yönünden fibril, renk yönünden ise mavi renkli partiküllerin yoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Makroplastikler için ise iki sezonda da şekil yönünden fragment, renk açısından ise beyaz renkli partiküllerin yoğunlukta olduğu ortaya konmuştur. Boyut yönünden mikroplastikler, 0,1 µ - 1 mm ve 1 mm - 5 mm olmak üzere iki farklı boy grubunda incelenmiş ve iki örnekleme sezonunda da 1 mm - 5 mm boy aralığındaki mikroplastiklerin yoğun olduğu belirlenmiştir. ATR-FTIR ile yapılan analizler sonucunda iki sezonda da düşük yoğunluklu polietilen (DYPE) ve ataktik polipropilen (aPP) türlerinin yoğunlukta olduğu saptanmıştır. Elde edilen veriler Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ile haritalandırılmış ve istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. İstasyon gözetmeksizin iki sezon arasında mikroplastikler yönünden istatistiksel olarak farklılık bulunmamıştır. Ancak, yaz sezonunda Ölüdeniz Kumburnu Plajı ile diğer tüm plajlar arasında mikroplastikler açısından anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Kış sezonunda ise Aktur Plajı ile Ölüdeniz Kumburnu Plajı dışındaki diğer tüm plajlarla arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Ayrıca kış mevsiminde rüzgâr hızı ile plajlardaki mikroplastik birikimleri arasında pozitif ve anlamlı bir korelasyon tespit edilmiştir. Mevcut çalışmanın gerçekleştirildiği alan, yüksek nüfuslu şehirlerden, sanayi bölgelerinden ve büyük ticari limanlardan uzak önemli bir turizm merkezidir. Bu bağlamda buradaki mikroplastik kirliliğini etkileyebilecek en önemli unsurlar yaz döneminde turizm faaliyetleri sonucunda artan nüfus, atıksu arıtım tesislerinin deşarj suları, dalga, rüzgâr ve nehirlerle taşınımdan kaynaklandığı düşünülmüştür.
Farklı kullanım alanları olan pvc karışımlarında bor temelli yanmazlık malzemesinin kullanımı ve karakterizasyonu
Bu tez çalışmasında farklı kullanım alanları bulunan PVC karışımlarında Bor temelli alev geciktirici yanmazlık malzemesinin kullanılabilirliğinin karakterizasyonu incelenmiştir. Bu amaçla PVC'den elde edilen ve endüstriyel olarak üretilen paspas üretimindeki karışıma bor temelli yanmazlık malzemesi farklı oranlarda fiziksel olarak eklenmiştir. Zemin kaplamalarında kullanılacak PVC karışımı , mikser yardımı ile hazırlanarak bor temelli yanmazlık malzemesi farklı miktarlarda eklenmiş ve çift vidalı ekstrüderde karışımlar şeritler haline getirilmiştir. Hazırlanan şeritlere ek olarak karışım tetrahidrofuran çözeltisinde çözülmüş ve yine aynı oranlarda bor temelli malzeme ilave edilerek THF buharlaştırılarak PVC filmler elde edilmiştir. Elde edilen numunelerin karakterizasyonu FT-IR, TGA, LOİ, SEM-EDX ve çekme- kopma mukavemet analizleri ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan test sonuçlarına göre çekme kopma dayanımı testinde bor ilave edilmeyen numune ile bor temelli malzeme ilave miktarı arttıkça % Uzama değerlerinde artış görülmüştür. Bu durum bor temelli malzemenin eklenmesiyle numunenin esnekliğinin de arttığını göstermiştir. TGA verilerine göre, bor ilavesi, PVC karışımının termal stabilitesini belirgin bir şekilde arttırdığı gözlenmiştir. Bor ilavesiz PVC karışımı için T%5 değeri 213°C iken, %10 bor ilavesi ile bu değer 256°C'ye kadar yükselmiştir. Bu, borun PVC'nin yüksek sıcaklıklara karşı daha dayanıklı hale gelmesini sağladığını göstermektedir. Ayrıca, bor ilavesi, termal bozunma sırasında geriye kalan kömür verimini artırdığı, bu da malzemenin ısıl bozulma sonrası daha fazla katı kalıntı bıraktığını ortaya koymuştur. LOİ test sonuçlarında ise miktar arttıkça karbonlaşmanın da arttığı görülmüştür. Elde edilen bulgular, bor bazlı yanmazlık malzemesinin alev geciktirici özellik gösterdiğini ve bu nedenle özellikle çeşitli uygulama alanlarına sahip PVC karışımlarında potansiyel bir katkı malzemesi olarak değerlendirilebileceğini ortaya koymuştur.
Rekombinant insan interferon-?'nın afinite adsorpsiyonu
İnterferonlar, lökositler, lenfoblastoid ve miyeloblastoid hücre hatları tarafından üretilen biyolojik aktif proteinlerdir. Özellikle böbrek kanseri, malignant melanom, multiple myeloma, karsinoid tümör, lenfoma ve löseminin bazı tiplerini içeren hastalıların tedavisinde kullanılmaktadır. Rekombinant interferon-? aynı zamanda AIDS, kronik hepatit B ve C tedavisinde de kullanılır. Kriyojeller, kısmen donmuş monomer veya polimer çözeltileri kullanılarak hazırlanan jel matrisleridir. Genel olarak kriyojeller birbirine bağlı makrogözeneklere sahiptir. Bu özellikleri kriyojellerin nano-mikro ölçek aralığında herhangi bir difüzyon sorunu olmaksızın kullanımına olanak sağlamaktadır.Sunulan çalışmada, interferon-? saflaştırılması amacı ile boya bağlı monolitik kriyojel formunda biyoafinite kromatografi adsorbentlerinin hazırlanmıştır. İlk aşamasında; poli(2-hidroksietil metakrilat) kriyojeller hazırlanmıştır. Daha sonra, boya ligand Cibacron Blue F3GA immobilizasyonu gerçekleştirilmiştir. Kriyojeller, şişme testi, SEM, elementel analiz, yüzey alanı ölçümleri ve FTIR ile karakterize edilmiştir. Daha sonra, sulu çözeltiden ve doğal interferon kaynağından (insan gingival fibroblast) interferon adsorpsiyonu incelenmiştir. Optimum adsorpsiyon koşullarının belirlenmesi için pH, derişim, etkileşim süresi, iyonik şiddetin etkileri incelenmiştir. Cibacron Blue F3GA takılı poli(HEMA) kriyojellerin maksimum adsorpsiyon kapasitesi 38.2 mg/g (pH 6.0 ve 2 saat) olarak bulunmuştur. Doğal kaynaktan interferon saflaştırılması hızlı protein sıvı kromatografisi sisteminde gerçekleştirilmiştir. Kromatografi parametreleri (kapasite ve ayırma faktörü, ayırım gücü ve teorik plaka sayısı) 7.79, 9.62, 4.23 ve 554 olarak bulunmuştur. Kriyojellerden interferon desorpsiyonu, 1M NaCl kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Tekrarlanan 10 adsorpsiyon-desorpsiyon döngüsü sonucunda kriyojellerin adsorpsiyon kapasitesinde önemli bir azalma olmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak; Cibacron Blue F3GA takılı poli(HEMA) kriyojellerin interferonun hızlı, ucuz ve spesifik saflaştırılması için uygun kullanım potansiyeline sahiptir.
Kontrollü polimerizasyon yöntemiyle organik / anorganik polimerik kompozit malzemelerin sentezi ve karakterizasyonu
Kontrollü polimerizasyon yöntemleri son ürünün özelliklerinin istenildiği şekilde ayarlanmasına imkan vermektedir. Bunlar, polimer zincirlerinin boyu , molekül ağırlığı ve polidispertisine bağlı olarak değişen termal, mekanik, optik vs özelliklerdir.Bu çalışmada anorganik matriks olarak bentonit seçilmiştir. (3-trimetoksilil) propilmetakrilat (A-174) monomeri kullanılarak sol-jel yöntemiyle bentonit ve organofilik bentonite ayrı ayrı kovalent bağlarla bağlanmış ve monomerin metakrilat fonksiyonel uç grubuyla klasik radikalik ve kontrollü radikalik Terisinir Katılma-Ayrılma Zincir Transfer (RAFT) polimerizasyon yöntemleriyle ayrı ayrı polimerleştirilerek yapılan kompozit malzemelerin termal ve yapısal özellikleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.Organofilik bentonitle yapılan kompozitlerdeki polimer miktarı organofilik olmayanlara göre daha fazla olduğu görülmüştür. Her iki durumda da bağlanmanın killerin hidroksil gruplarıyla A-174'ün silika fonksiyonel grubu üzerinden bağlandığı bulundu.RAFT polimerizasyon yöntemiyle yapılan kompozitlerin termal özelliklerinin klasik radikalik polimerizasyon yöntemine göre yapılanlardan daha iyi olduğu özellikle camsı geçiş sıcaklığının daha yüksek olduğu bulundu.Anahtar Kelimeler: Kontrollü Polimerizasyon, RAFT, Bentonit, Kompozit Malzeme
Bazı iyonların iletken polimer elektrotlarla voltametrik sıyırma analiz imkanlarının araştırılması
Bu çalışmada iletken polimerlerden poH-3-metiltiyofen ile modifîye edilmiş altın veya platin elektrotlarla bazı anyonik türlerin sıyırma voltametrik analizinin mümkün olup olmayacağı araştırılmıştır. Polimer filmleri kitle elektrolizi veya çevrimli voltametri ile büyütülmüş ve iyodürün derişik zemin elektrolit türlerinde ve pH'larda bu elektrot üzerindeki davranışı çevrimli voltametri ile incelendiğinde polimer elektrotla Na2S04 içerisinde elde edilen voltamogramların çıplak elektrottakine en yakın olduğu görülmüştür. Sıyırma voltametrik analizden önce filmin seçilen zemin elektrolit içinde sıyırma voltametrik koşullarda şartlandırılması gereği ortaya çıkmıştır. Çalışmamızda anılan polimer elektrotla iyodürün 10 M kadar düşük derişiminin sıyırma analizinin mümkün olduğu gösterilmiş sıyırma analiz pik yükseklikleri üzerine film kalınlığının ve toplama süresinin etkileri incelenmiştir. Ferro/ferri siyanür redoks çiftleriyle antimon (IH) (Sb033-) iyonunun voltametrik sıyırma analiz imkanları araştırılmış antimon (IH) anılan elektrotta elektroaktif olmadığı, ferro/ferri siyanürün ise elektroaktif olmasına rağmen polimer filme katılmadığı ve böylece sıyırma öncesinde elektrotta toplamanın mümkün olmadığı görülmüştür. Polimer elektrodun film özelliklerinin (kalınlık ve morfoloji) sonuçlar üzerinde çok etkili olduğu, ancak bu özelliklerin kontrolünün pratikte çok kolay olmadığı anlaşılmıştır.
Bazı biyokimyasal moleküllerin iletken polimer elektrotlardaki voltametrik davranışlarının incelenmesi
Bu çalışmada, katekol, hidrokinon, dopamin, askorbik asit, epinefrin, asetaminofen ve p-aminofenolûn diferansiyel puis voltametrisi ile poli-3-metiltiyofen, polipirol, polianilin ile modifiye edilmiş elektrotlarda elektrokimyasal davranışları incelendi. Bu moleküllerin voltametrik analizine zemin elektrolit tür ve pH'sı ile film kalınlığının etkisi sistematik olarak araştırıldı. Ayrıca, dopamin ve askorbik asit ikili karışımının elektrokimyasal davranışları çevrimli voltametri ve her bir bileşenin analizi diferansiyel puis voltametrisi ile incelendi. Polimer elektrotlarda dopamin ve askorbik aside ait pik konumlan pH'nm artmasıyla daha negatif potansiyellere kaymaktadır. Dopamin-askorbik aside ait pik konumlan ait potansiyel farklan ise pH ile sabit kalmaktadır. Zemin elektrolit etkisi bu iki analitten sadece askorbik asidin poli-3-metiltiyofen elektrodunda bir etki olmaktadır. Diğer analit türlerinin voltametrik pik konumlan elektrolit tür ve pH'sı ile etkilenmektedir. Film kalınlığı artarken pik yükseklikleri de artmaktadır. Polimer kaplı elektrotlar bu moleküllerin amperometrik detektörlü flow injection analizlerinde kullanıldı. Polimer elektrotlarla elde edilen yanıtlann çıplak Pt ile karşılaştırıldığında 5-16 kez daha fazla olduğu görüldü. Poli-3-metiltiyofen elektrodunda tayin sınırlan asetaminofen için 5 ppb, katekol, hidrokinon, askorbik asit, epinefrin ve dopamin için 10 ppb, p-aminofenol için 20 ppb olarak bulunmuştur. Benzer şartlar altında hazırlanan elektrotlarda sonuçlar şunu göstermiştir; Au ve Pt elektrotlar ile karşılaştınldığında, her üç polimer elektrot da elektrokatalitik aktivite göstermektedir. Bununla birlikte, poli-3-metiltiyofen, diğer elektrotlardan daha iyi kararlılık göstermektedir. Anahtar Kelimeler: asetaminofen, askorbik asit, katekol, iletken polimerler, dopamin, elektrokataliz, elektrolit, epinefrin, flow injection analizi, hidrokinon, modifiye edilmiş elektrot, p-aminofenol, poli-3-metiltiyofen, polipirol, polianilin, voltametri
Kil-polimer sol-jel hibrit materyalinin sentezi ve fizikokimyasal özelliklerinin incelenmesi
Kil ve organik grupları içeren yeni sol-jel materyallerin; (RO')nE-X-A metal alkoksitleri, (A fonksiyonel grup, X kararlı grup ve (RO')"E ise Si(OR)4'ü göstermektedir.) kullanılarak hazırlanması izah edilmektedir. Polimerler kil materyalleri ile sol-jel teknolojisi kullanılarak etkileştirilmiş ve bağlanma özellikleri araştırılmıştır. Bu çalışmada A-174 ve kil kullanılarak farklı sayıda polimer yapıya bağlanmıştır. İki değişik yol denenmiştir. A-174'in ön koşullandırılması ile kile bağlanması sağlanmış ve ara yüzeyde veya yüzeyde polimer ile etkileştiril miştir. Organofonksiyonel grubun seçiminin bağlanmada etkili olduğu bulunmuştur. Polimerler için en iyi sonuç A-174 ile elde edilmiştir. Materyallerin yapıları, Fourier Transform Infrared, Diferansiyel Termal Analiz, Termogravimetrik Analiz, X-ışınları Kırınımı Yöntemi ve Taramalı Elektron Mikroskobu ile karakterize edilmiştir. A-174'ün bifonksiyonel olmasından dolayı kaolin, bentonit, kuartz ve silika denenmiş ve farklı sayıda polimer ile etkileştirilebilirmatriks hazırlanmıştır. Kil-poli(vinil piridin) matriksleri hazırlanarak bakteri hücrelerinin tutuklanması kimyasal yapıya bağlı kalarak çalışılmıştır. Katmanlı silikatlarada kovalent bağ oluşum mekanizmasının killerin ya yüzey hidroksil grupları ya da iç tabakalardaki OH grupları ile olduğu ve bu bağlanmanın polimer, kil ve metodolojiye bağlı olduğu ispatlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kil, hibrit materyal, sol-jel, y-metakriloksipropil trimetoksisilan
Polimer destekli karben kompleksleri ve özellikleri
Son yıllarda JV-heterokarbenlerin geçiş metal kompleksleri katalitik aktivitelerinden dolayı, büyük bir ilgi ile çalışılmaktadır. Bu kompleksler genellikle homojen katalizörlerdir ve tepkime ortamından ayrılmaları zordur. Bu nedenle aktif ve tekrar kullanılabilir katalizör olarak immobilize karben komplekslerinin geliştirilmesi önemlidir. Bu tezde katalitik aktiviteye sahip yeni karben kompleksleri sentezlenerek immobilizasyonu yapılmıştır. Bu amaçla üç yeni entetraamin (2a-c) ve bunlardan türeyen dört yeni karben kompleksi hazırlanmış ve karakterizasyonu yapılmıştır. Ancak, 2c olefiniyle yapılan çalışmalarda kompleks yerine polimer yapılar elde edilmiştir. Benzil grubu içeren 2a olefini [RuCl2(p-simen)]2 ve [RuCİ2(HMB)]2 bileşikleriyle etkileştirildiğinde 3 ve 4 kompleksleri elde edilmiştir. 2b olefini [RuCİ2{p-simen)]2 etkileştirildiğinde p-simen grubunun rutenyum metalini terk ettiği ve 2,4,6-trimetilbenzil grubunun metale koordine olduğu görülmüştür. Aynı olefin [RuCİ2(HMB)]2 ile etkileştirildiğinde 6 kompleksi oluşmuştur. 6 kompleksi 140°C'de ısıtıldığında HMB grubu metali terk eder ve 4 nolu kompleks oluşur. Sentezlenen kompleksler reaksiyon ortamında rutenyum alleniliden komplekslerine (7-10) dönüştürülerek siklik izomerizasyon ve halka kapanma metatezindeki aktiviteleri incelenmiştir.a R=CH2C6H5 b R = CH2-2,4,6-(CH3)3C6H2 c R=(CH2)jSi(OC2H5)3 L /TP* L 'A (H5C20)35iJ^N c/ --cl (H^O^S^N cl/ -cl (HsCzO^^N c/ ci (HsC20)3^^N cly 'Cl R I -N (HSC20)3Şİ^N C>""« RuCl(aren).C- Ph Ph OTf 7 : aren = p-simen, R = CH2C6HS 8 : aren "CgCCHa^ R = CHjCtfs 9 : R = CHr^.ö-CCHa^CgHz 10 : aren = C^Cfy^ R = CHra^.ö-CCHa^Cgl^ Ayrıca elde edilen 3-6 karben kompleksleri, sol-jel prosesine göre su ile hidrolizlendikten sonra HC1 katalizörlüğünde TEOS ile etkileştirilerek immobilize türevleri Pl-P4'e dönüştürülmüştür. \cf "cı A, o o o pı \c/ 'c. ^c/ "c. o o o o o o P2 P3 ¦®M O/C \cı /l\ o o o ///////////////// P4 Cl 3-6 karben komplekslerinin ve P1-P4 jellerinin furan oluşumunda aktif katalizörler olduğu belirlenmiştir. Bunlar içerisinde en aktif bileşiğin 5 kompleksi olduğu saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: İV-heterosiklik karben, rutenyum kompleksi, sol-jel.,prosesi, ^ " furanizasyon, olefin metatezi, siklik izomerizasyon, immobilizasyon. I 5. * ti,>,\ 1 11 "^s *?'İTa&*