Ulus-devlet

Bu konu başlığı altında 121 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Merkezi otoritenin zayıfladığı ortamlarda kimlik gruplarının ortaya çıkması, birbirleri ve merkezi otoriteyle ilişkileri

Bu tezin amacı, ulus devlet sistemi içerisinde yaşanan problemler neticesinde bölünmüş toplumlarda aktörlerin davranışlarını uluslararası ilişkilerdeki denge kavramıyla incelemektir.Vestfalya Barış anlaşması sonrası ulus devlet düzeni tüm dünyada benimsenerek insanların bir arada yaşaması ve devletin meşruiyeti homojen bir yapıda olduğu varsayımına dayandırılmıştır. Bu çalışmada ulus devlet sistemi içersinde etnik dini ya da mezhepsel olarak homojen olmayan devletlerde çıkması muhtemel halk hareketliliklerinin sebebi incelenecek, çatışmasızlığın sağlanması adına izlenmesi gereken yollar tartışılacaktır. Halk hareketliliklerinin bir iç savaşa evrildiği toplumlarda iç savaşın her bir aktörünün tıpkı uluslararası sistemde devletlerin hareket ettiği gibi bağımsız hareket edeceği ve kendi çıkarı için ilişkiler tesis edeceği yapısal denge teorisine göre ele alıncaktır. Aktörlerin söz konusu bağımsızlığı iç savaşın dengelenerek çatışmasızlık ortamına alan yaratabileceği bir durum oluşturabileceği gibi çatışmayı daha da şiddetlendirebilir. Çalışmamızda tüm bu durumları inceleyerek bölünmüş toplumlarda aktörler arası ilişkilerin ne şekilde gelişeceğini 2012 sonrası halk hareketliliği olarak başlayan ve iç savaşa dönüşen Suriye örneği özelinde incelenecektir.

DemokrasiGüç dengesiKimlik+7
Cihad Özdemiroğlu
TOBB Economics and Technology University
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yurttaşlık söyleminin dönüşüm ve metalaşması sürecinde vatandaşlığın kazanılması

Kapitalist üretim ilişkilerinin belirleyici hale gelmesi, kapitalizm öncesi toplumsal ilişkiler sisteminden köklü bir kopuş yaratmış, devletin kapitalist örgütlenmesine ve işlevlerinin kapitalizmin yeniden üretilmesi bağlamında içerik edinmesine yol açmıştır. Yurttaşlık, kapitalist üretim tarzının hâkim olduğu ve devletin kapitalist devlet biçiminde örgütlendiği bu tarihsel süreç içinde ortaya çıkmıştır. Feodal unsurlarından arındırılan kapitalist devlet iktidarı, yurttaşlar toplumuna ait kabul edilmek suretiyle meşrulaştırılmıştır. Bu bağlamda devlet iktidarı, meşruiyetini sürdürmek üzere, yurttaşlar topluluğunu bir arada tutan ortak aidiyetlere, değerlere ve söylemlere dayanan bir toplumsal bütünlüğü sağlamak ve yeniden üretmek durumundadır. Ancak kapitalist üretim tarzının koşulları, toplumsal ilişkilerin yapısına ve özgül tarihsel koşullara bağlı olarak, farklı dönemlerde farklı içerikler edinirler. Sermaye birikiminin değişen koşulları, birikim rejimlerinin ve devletin bununla uyumlu kurumsal yapılarının ve işlevlerinin dönüşümüne yol açar. Yurttaşlığın kavramsal ve kurumsal içeriği de birikim rejimlerindeki dönüşüme bağlı olarak dönüşmüştür. 18. yüzyıl sonlarından 1970'li yıllara değin, yurttaşlık piyasa-dışı toplumsal ilişkiler alanına özgü kavramlarla tanımlanırken; 1970'li yıllardan itibaren piyasa ilişkileri alanına özgü bir içerikle tanımlanmaya başlamıştır. Bu dönüşümün hukuki düzenleniş biçimi, yatırıma dayalı vatandaşlığın kazanılmasının vatandaşlık hukuku mevzuatına eklenmesidir. Bu düzenleme, 1970'li yıllarda ortaya çıkmış ancak 2008 krizinin etkilerine bağlı olarak Türkiye'de ve dünya genelinde yaygınlaşmıştır. Belirli parasal değerdeki yatırımlar veya vasıflı emek gücünün ülke içinde tutulması karşılığında vatandaşlık hakkının tanınması, yurttaşlar toplumunu bir arada tutan ortak aidiyetlerin ve değerlerin veya söylemlerin aşınmasına yol açmıştır. Yurttaşlığın alım-satım ilişkileri alanında tanımlanması, diğer bir ifadeyle metalaşması, kapitalist üretim tarzını yeniden üretebilecek bir toplumsal bütünlüğün kalmaması, devletin temel işlevini sağlamasının imkânlarının esaslı bir biçimde ortadan kalkması anlamına gelir. Böyle bir sonuç, kapitalist devletin meşruiyet dayanaklarının zayıflamasına ve daha temelde kapitalist üretim tarzına özgü çelişkilerin önlemez krizine sebep olacaktır.

Anayasal vatandaşlıkDemokratik vatandaşlıkHukuk devleti+7
Merve Yiğit Kendirci
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hannah Arendt'in insan hakları eleştirisi ve kozmopolitanizm

Hannah Arendt, insan hakları eleştirisini, ardından çöken kederli sessizliğin son bulmadığı bir felaket olarak tanımladığı Birinci Dünya Savaşı sonrasında, üç imparatorluğun yıkılması ve yeni ulus-devletlerin kurulması sürecinde ortaya çıkan, sayıları milyonları bulan azınlıklar, mülteciler ve devletsiz halklara mensup insanların "devredilemez" diye tanımlanan haklarını, insan haklarını yitirmeleri üzerine kurar. Herhangi bir siyasi organın korumasından mahrum kalanların insan haklarından da mahrum kalması Arendt'e göre daha temel bir hakkı "haklara sahip olma hakkı"nı işaret eder. Çalışmanın birinci bölümünde Arendt'in insan hakları eleştirisi ele alınmıştır. Ulus-devletin egemenlik ilkesi ile insan haklarının tanınması/korunması ilişkisi ve siyasal topluluğa üyeliğin hakların gerçekleştirilmesindeki belirleyiciliği Arendt'in eleştirisindeki temel noktalardır. İkinci bölümde ise Habermas'ın kozmopolitanizm yaklaşımı ele alınarak, Arendt'in insan haklarının gerçekleştirilmesine dair tespit ettiği sorunlara yanıt oluşturma olanağı tartışılmıştır. Habermas, etnik aidiyetleri temel alan yurttaşlık anlayışı yerine anayasal ilkeleri temel alan bir yurttaşlık kavrayışının geliştirilmesi gereğini dile getirir. Onun kozmopolitanizm yaklaşımının diğer unsuru ise insan haklarının tüm devletleri kapsayan bir anayasa olarak kabul edilmesi ve ulus-üstü örgütlenmelerle güvence altına alınmasıdır. Anahtar Sözcükler: insan hakları, ulus-devlet, yurttaş, haklara sahip olma hakkı, kozmopolitanizm

Arendt, HannahKozmopolitanizmUlus-devlet+2
Nuriye Ahu Özveri
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yurttaşlık düşüncesi bağlamında ulus devlet ve sorunları

Araştırmanın konusu tarihsel geçmişine bakıldığında hemen her zaman bir imtiyaz ve var olma aracı olarak düşünülmüş olan yurttaşlık düşüncesinin ve pratiğinin ulus devletler gibi homojen yapılarda uğradığı kırılmadır. Antik Yunan'da devlet ve yurttaşlık kavramı daha çok ideal alanın bir nesnesi olarak tartışılmışken, Roma İmparatorluğu'nda bu durum farklı bir boyuta taşınarak somut ilişkilerin belirlediği, belirli yasaların rehberliği ve gözetiminde hukuki bir statü kendisini ortaya koymuştur. Her iki kültürün, hem düşünsel hem de pratik anlamda, -Ortaçağ'ı da kapsayan ve uzun süren bir sessizlikten sonra- tekrardan ortaya çıkan Avrupa kent devletleri ve buna bağlı olarak yeniden tartışılmaya başlanan yurttaşlık düşüncesine olan etkileri oldukça önemlidir. Bütün bu geçmişe bağlı olarak, modern düşünce ile birlikte tarihinden farklılaşarak yeniden şekillenmeye başlayan yurttaşlık düşüncesi, bugün hala etkisinde olduğu Fransız Devrimi özelinde büsbütün başka bir konuma yerleşmiştir. Bu bağlamda tarihsel mirasın yeniden işlenmesiyle ortaya çıkan millet, milliyetçilik ve cumhuriyet düşüncesi, yurttaş ve devlet ilişkisinin bürokrasi çerçevesinde giderek belirginleşmesi ile de harmanlanarak yepyeni bir yurttaş ve devlet anlayışı ortaya koymuştur. Tezin konusunun da üzerine inşa edildiği asıl kırılma noktası burasıdır. Tebaa olmaktan çıkan her tek insan artık yurttaş olarak ulusun en önemli parçası ve meşruiyetin dayanağı olarak tarihsel bir konum elde etmiştir. Söz konusu olan bu yeni yurttaş, artık başka bir düzlemde başka anlamlara gelmektedir. Tam da bu noktada ulus devletler, bir sözleşme ile toplumu oluşturan her tek bireye diğeri ile aynı düzlemde eşitlik sağlayan, aynı zamanda hukuk veya yasalar karşısında eşitliği temel alan politik birliktelikler olarak bu yeni yurttaşın inşasında önemli bir rol oynamıştır. Ancak ulus devletler gibi üniter yapılar içerisinde yurttaşlık, tekil, saf ve rafine bir özne olarak şekillenip her tek bireyi yurttaşa dönüştürerek siyasal yapı içerisinde bir yerde konumlandırırken diğer taraftan güçlü bir birleşme adına ulus ve onu oluşturan yurttaşı bölgesel kültür ve iç çeşitliliğin bastırılmasının bir aracı olarak kullanmıştır. Bu yurttaş, artık tarihsel geçmişinde olduğu gibi imtiyaz sahibi yurttaştan farklı olarak ulus devletin inşasında hemen herkesin zorunlu olarak elde ettiği biçimsel yurttaş olarak tekleşme, aynılaşma ve homojenize etmenin enstrümanına dönüşmüştür. Bu türden bir kırılmanın sonucu olarak, inşa sürecindeki ulus devletlerin kurucu unsuru olarak yurttaş, homojen bir birliktelik tasavvuru olarak ulus düşüncesinin ulusal kimlikle bütünleştiği hayali birlikteliğin temel unsuru olarak merkeze yerleşmiş ya da öyle olduğu iddia edilmiştir.

DemokrasiKimlikUlus-devlet+2
Hasan Demir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

A comparative analysis of Afghanistan's and Pakistan's processes of state-building

This thesis is a historical and theoretical study of Afghanistan and Pakistan processes of State-Building. In this research, based on the European pioneer model of state building, I am presenting a comparative analysis of Afghanistan and Pakistan state-building processes. The European pioneer states in state buildinghave experienced some trends during the process. Industrialization, Capitalism, Organized Crimes, Nationalism and modernization are the observable trends in European State-Building process. In this thesis, I am taking these trends of European State-Building Process and apply them on Afghanistan's and Pakistan' processes of State-Building. This study paves the way toward better understanding of the attempts of different Afghan and Pakistani governments geared toward the two countries' State-Building process. Throughout my research, I found out that Afghanistan and Pakistan failed to successfully implement these trends in their State-Building process and thus still lag behind to function as a modern state (Nation-state). The thesis continues to answer the question of "if Afghanistan and Pakistan are not Nation-States, then what state organization they best fit in?" I find out that Pakistan fits better in category of a Military-State and Afghanistan fits best into the category of a Tribal-State. The reasons would be the frequent military domination of Pakistani affair by its military and domination of Afghanistan politics by the dominant ethnic group of Pushtons. At the end, I argue that Afghanistan and Pakistan along with other states needs to continue in their struggle to embrace the notion of nation-statehood, since nation-statehood responses to the issue of international peace, democratic values and economic development. Keywords: State Building, Nation Building, Industrialization, Capitalism, Organized Crimes, Modernization, Nation State, Tribal State, Military State

AfghanistanStateState building+6
Amanullah Haidary Azadany
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası örgütlerin yükselişi: Ulus devletin dönüşümü

Devlet adı verilen örgütlü yapılar tarih içinde binlerce farklı şekilde oluşturulmuş ve tanımlanmıştır. Kesin olarak belirli bir formda olduğu tarihin herhangi bir zaman diliminde rastlanılmamıştır. Ancak bu örgütlü yapıların son formu olan ulus-devletler, günümüzde uluslararası hegemonik güçler tarafından oluşturulan en büyük organizasyonlardan olduğu söylenebilir. İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle beraber dünyada kelimenin tam anlamıyla bir yıkım söz konusuydu. Yıkımın en büyük yaratıcıları savaşı başlatan ulus-devletlerdi. Mevcut haliyle devletler sisteminin daha ileri gidemeyeceği açıktı. İhtiyaçları doğrultusunda ulus-devletleri yaratan sistemler, ulus-devletlerin yetkilerini sınırlandıran ulus-üstü örgütlenmeler oluşturmaya başladı. Devletler bağlı bulunduğu ulus-üstü örgütlenmelerin yasalarını kendi yasalarının üstünde tutmayı kabul ettirler ve egemenliklerini bu üst örgütlenmelere teslim ettiler Soğuk savaş döneminde tek çatı altında bulunan ulus-devletler, Soğuk Savaş'ın bitimiyle beraber dağılmaya ve yeni arayışlara başladılar. Bu da ulus-üstü örgütlenmelerin daha da arttırılması anlamına geliyordu ve nitekim öyle de oldu Ulus-devletin egemenlik alanını sınırlayan yegane sebep güvenlik değildir elbette. Bununla beraber küreselleşme ve ulus-üstü şirketler gibi etkenler de mevcuttur.

KüreselleşmeUlus-devletUluslararası örgütler
Engin Mehmetoğlu
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin, milliyetçilik yaklaşımları içerisinde yeniden üretilmesi üzerine feminist bir eleştiri

Bu araştırmada, 19. yüzyıl sonrasında yükselen bir trend haline gelen modern anlamda milliyetçilik ideolojisinin oluşumu ve ulus devletin oluşumundaki eş zamanlılıktan yola çıkılarak yeni bir toplum düzeninin oluşturulduğu ortaya konmuştur. Çalışmada milliyetçi söylem, ulus devletin oluşum sürecinde kaynak ve tetikleyici güç unsuru olarak kabul edilmiştir. Ulus devletlerin çıkarlarına yönelik kurgulanan yeni toplumsal düzende bireylerin kendilerini ulus devlete ait hissetmeleri ve ulus devleti kendi benlikleri gibi benimsemeleri adına oluşturulan ideal vatandaşlık kavramı; kadın ve erkek cinsiyetlerini sistemli bir biçimde politik hale getirerek belirli toplumsal cinsiyet rollerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu cinsiyet rollerinin yaygınlaşması ve benimsenmesi için genellikle milliyetçilik ideolojisi ve milliyetçi söylem araç olarak kullanılmıştır. Milliyetçi söylem kadınların toplumsal rollerini yeni milliyetçi bireyler doğuran ve yetiştiren insan olmakla sınırlandırmıştır. Bu araştırma çoğunlukla kamusal alanın dışında bırakılmış kadınların kendi aile hayatında ve özel alanında var olabileceği düşüncesinin cinsiyetçi bir yaklaşım olduğu ortaya koymuştur. Tüm bunlardan hareketle bu çalışmada feminist ideolojiye göre biyolojik olarak eşit olduğunu varsayılan kadın ve erkeğin, kültürel ve toplumsal yaklaşımların etkisiyle kadın(lık) ve erkek(lik) olarak algılanması incelenmiştir. Bu araştırma kapsamında, cinsiyet kavramlarının toplumsal cinsiyet kavramına dönüştürülmesinde milliyetçilik ideolojisinin katkısının incelenmesi ve milliyetçi söylemlerdeki toplumsal cinsiyet eşitliğinin eleştirisinin yapılması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Feminizm, Milliyetçilik, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Ulus Devlet

Feminist Eleştiri KuramıFeminizmMilliyetçilik+3
Emel Kısmet Aydınlı
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küreselleşme ve ulus-devletin egemenliği sorunu

21. yüzyıl, 20. Yüzyılın son çeyreği ile şekillenmeye başlayan "yeni dünya düzeni"nin yaşandığı bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Küreselleşme olarak nitelendirilen ve tüm dünyayı etkisi altına alan bu süreç dünyayı anonim bir şirket haline getirmeye çalışmaktadır. Bu aşamada bazı kavramlar silinmekte, bazıları aşınmakta, bazıları ise yeni yeni kendine ifade alanı bulmaktadır. Bu kavramlardan biri de küresel dünya çerçevesinde tartışılmaya başlamış ulus-devletin egemenlik yapısıdır. Ulus-devlet kavramı her ne kadar yeni bir kavram olsa da siyasi arenada ve dünya sistemi içerisinde kendine ifade alanı bulmuş önemli kavramlardan biridir. Ancak son yıllarda dünyayı saran küreselleşmenin spesifik etkisi sonucunda ulus-devlet yapısının aşındığına yönelik tartışmalar ortaya çıkmıştır. Özellikle de ulus-devleti oluşturan egemenlik kavramının, çok uluslu şirketlere ve ulus-üstü yapılara devredildiği ve ulus-devletin bu anlamda tartışılmaya başladığı görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ulus-devletin barış ve güvenliği sağlayamadığı, ulus-üstü yapıların gerekli olduğu söylemleri yükselmiş ve bu anlamda karşılıklı bağımlılıklar, bölgesel entegrasyonlar, siyasi, sosyal, ekonomik, teknolojik vb. birçok alanda yaşanan iş birlikleri ile dünya farklı boyutları ile tanımlanan yeni bir oluşumun içine girmiştir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Ulus-Devlet, Egemenlik, Çok Uluslu Şirketler, Karşılıklı Bağımlılık

Devlet egemenliğiEgemenlikKarşılıklı bağımlılık+4
Sebile Özgez
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimEN

A historical, comparative approach to state formation in Europe and the Ottoman Empire: From the Medieval ages to the modern era

This thesis starts from a dissatisfaction with essentialistic approaches to the formation of modern nation-states in Europe and across the former territories of the Ottoman Empire. There has always been a Eurocentrist tendency to create a dichotomy of feudalism vs non-feudalism (or Oriental Despotism, or the Asiatic Mode of Production), and to derive or deduce all subsequent development from these supposedly unchanging identities. This is a fundamentally monocausal perspective. It overlooks the contingent, multifactoral unfolding of history. Against it, I follow a historical sociology that is not strictly deterministic, but allows for accidents, including mistakes on the part of (and from the perspective of) the various actors involved. Thus an attempt is made to look beyond the basic historical fact of fief-based states in both East and West, to the different power configurations resulting therefrom. To that beginning, I add, first, the impact of the Military Revolution on the genesis of the modern state. Second, I add the impact of Nationalism, filling up existing containers with new content to go from the modern state to the nation-state. Third, by bringing in imperialism and colonialism, I try to go outside Europe to see what happened elsewhere. This kind of comparative exercise is a valid sub-field for civilization studies.

EuropeanEurocentricismWestern civilization+3
Ibrahım Mulushewa Eshete
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Discursive tradition(s) as iconoclasm; the falsification of history and the emergence of oppositional Muslims in India

This thesis is based on how the (re)construction of history plays a significant role in the formation of the national 'spirit'. The (re)creation of history plays an essential role in the conceptualisation of a common primordial variable, which further helps in justifying or making up for the loss of spiritual authority in the modern nation-state. This (re)creation is an alarmingly common phenomenon in almost every modern nation-state, wherein certain instances of indigenous conflicts are taken up as proof to define a nation's historical continuity. This process ignores the epistemology of such historical events. Then, it frames them into the longue durée of a nation's history, which helps justify the primordial existence of the same. History's homogeneous (re)construction serves as the foundation of the modern nation-state building process, as the nation-state finds it incumbent to identify the 'them' to crystalise the 'us'. This thesis discusses this issue about the Indian Muslims, who, due to the British colonial histography, have been placed into the 'them' category. Presently, Indian Indian-Muslims are divided into various Islamic traditions that have come into existence due to diverse historical hermeneutical engagements with Islamic texts. In addition, this leads to a hermeneutical heterogeneity among them, and as a result, the Islamic traditions remain largely stratified. This thesis focuses on two such Islamic traditions: Ahl-e Sunnat and the Deobandi movement. The rising Hindutva (Hindu nationalism) among the Indian Hindus greatly consolidates and justifies itself through British colonial historiography, which has always presented Muslims as being inherently iconoclastic. Employing the empirical data obtained from an ethnographic study involving 21 participants, I argue that several new phenomena have emerged among young Indian-Muslims, including what we call the Pajāma -wearing Protestants and "oppositional Muslims." Keywords: Indian-Muslims, Indian-Hindus, Nation-State, Oppositional Muslims, Pajāma-wearing Protestants, (Re)creation of History, Spiritual Authority.

HindusIndian MuslimsNation-state
Saıyıd Ashraf Husaın Jafrı
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çokkültürlü toplumlarda giyimin kimlik inşasındaki rolü: Osmanlı-Türk modernleşmesi

Bu çalışmada komüniteryen bir çokkültürlülük üzerine inşa edilmiş Osmanlı millet (dinsel topluluk) sisteminde giyim yasalarının dinsel topluluklar arası farkları görünür ve sürekli kılmaya yönelik uygulanışının modernleşme hareketleriyle birlikte nasıl dönüşüme maruz kaldığı analiz edilmiştir. Diğer bir ifadeyle, dinsel farklılığı görünür kılmayı hedefleyen sistemin çokkültürlülük paradigması bağlamında incelemesi yapılmış ve ardından da yurttaşların eşitliğini öngören Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecini de içeren Osmanlı-Türk modernleşmesinin farklılıkları daha az görünür hale getiren sonuçları ele alınmıştır. Dolayısıyla, Osmanlı millet sistemi ve Türk ulus-devleti arasında doğrudan giyim-kuşam merkezli kimlik, çokkültürlülük ve milliyetçilik eksenindeki karşılaştırmaların azlığı, bu çalışmaya özgünlük değeri katmaktadır. Çok geniş bir coğrafyayı ve çok sayıda topluluğu kapsayan Osmanlı Devleti'nin giyim-kuşam çeşitliliğine odaklanan çalışma, İmparatorluğun başkenti olan İstanbul'la sınırlı tutulmuştur. Bu bağlamda, İmparatorluğun hâkim unsuru konumundaki Müslümanların yanı sıra İstanbul'da yoğun bir nüfusa sahip olan Ortodoks, Ermeni ve Yahudi milletleri incelenmiştir. 18. yüzyılda III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinde başlayan modernleşme hareketi ile toplumsal değişim büyük bir ivme kazanmış, modernleşmenin kılık-kıyafet üzerindeki etkisi çarpıcı biçimde kendini göstermiştir. Bu nedenle, çalışmaya konu olan dinsel toplulukların geleneksel kıyafetlerini örnekleyen görsellerin çok büyük bir bölümü, 18. ve 19. yüzyıllardan seçilmiştir. Türkiye'de kılık-kıyafetin tamamen Batılaşması ya da evrenselleşmesiyle de Batı modası ile uyum sağlanmıştır. Bunun da Osmanlı ve Türkiye toplumlarında bireylerin kimlikleri üzerinde çarpıcı etkileri olmuştur. Bu etkilerin karşılaştırmalı analizi sonucunda komüniteryen çokkültürlülüğün modernleşme süreciyle modern ulus-devlete yerini bırakmasıyla, giyimin bireylerin kimliklerinin dışavurumunda ve toplumsal imgelemede daha az etkili hale geldiği sonucuna ulaşılmıştır.

Erken Cumhuriyet DönemiGiyimGiysiler+7
Mehmet Ada Özdil
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terörizmin küreselleşmesi bağlamında 11 Eylül'ün nedenleri ve çok boyutlu etkileri

Küreselleşme, Soğuk Savaş sonrasında daha belirgin hale gelmiş ve dünya siyasetinde önemli bir değişime yol açmıştır. Küreselleşme ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal, çevresel ve teknolojik alanlarda ülkeler arasında etkileşimi ve karşılıklı bağımlılığı artırarak gerçekleşmektedir. Ulus-devletleri siyasi, ekonomik, çevresel ve kültürel açılardan etkileyen küreselleşme, uluslararası sistemde önemli değişikliklere neden olmaktadır. 1980'lerin başından itibaren yürürlüğe giren neoliberal kalkınma politikalarının etkisiyle küreselleşme, devletleri, toplumları ve bireyleri etkilemeye başlamış, bu durum da organize suçlar ve terörizm gibi sınır aşan uluslararası güvenlik sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gelir dağılımındaki dengesizlik, küreselleşmenin düzensiz gelişimi ve terörün küreselleşmesi 11 Eylül terör saldırılarına zemin hazırlamıştır. Bu tez, küreselleşme ve 11 Eylül terör saldırıları arasındaki etkileşimi çeşitli boyutlarıyla ele alarak 11 Eylül terör saldırılarının neden ortaya çıktığını ve söz konusu saldırıların küreselleşme üzerindeki etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, askeri ve güvenlik boyutuyla öne çıkan 11 Eylül saldırılarının 2001'den itibaren küreselleşme sürecini yavaşlatan, sorgulatan, realist paradigmayı ve güvenlikçi politikaları tekrar sahaya döndüren 2008 Finans Krizi, Arap Baharı ve Covid-19 salgını gibi önemli gelişmelerle şekillenmekte olan sürecin başlangıcını oluşturduğunu iddia etmektedir. 11 Eylül saldırıları, dünyanın artık eskisi gibi olamayacağına dair bir gerçeği ortaya koymuş, saldırıların ardından farklı alanlarda yaşanan gelişmeler, küresel düzenin artık daha sağlam bir yapı ile güncellenmesi ihtiyacını doğurmuştur.

11 Eylül 2001 olayıEkonomik güvenlikKüreselleşme+4
Enes Karaca
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de geçici koruma kapsamında bulunan Suriyelilerin ulusal vatandaşlık rejimine etkisi

Uluslararası kitlesel göç akınlarının ulusal vatandaşlık rejimlerine etkisi uluslararası göçmenlerin, sığınmacıların ve yerinden edilmiş insanların sayısının milyonlarla ifade edildiği günümüzde önemli bir sorunsal olarak karşımıza çıkmaktadır. 2011 yılında Suriye'de çıkan iç savaşın ardından kapılarını milyonlarca Suriyeliye açan ve sekiz yıldır sınırları içerisinde barındıran Türkiye Cumhuriyeti örneği, kitlesel akınların ulusal vatandaşlık rejimlerine etkisini anlamak bakımından araştırmaya değer bir alan sunmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de geçici koruma kapsamında bulunan Suriyelilerin Türkiye'de ulusal vatandaşlık rejimine etkisini araştırmak amacıyla Türkiye'de parlamenter partilerin Suriyelilere yönelik 2011'den günümüze geçen sekiz yıllık süre içerisinde ürettikleri söylemlerinin ulusal vatandaşlık rejimi bağlamında karşılaştırmalı bir analizini yapmak üzere tasarlanmıştır. Çalışma bir durum/vaka analizini içeren nitel bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırma kapsamında veriler belge analizi ve bireysel görüşme teknikleri aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmanın temel savı, parlamenter partilerin Türkiye'de geçici koruma statüsünde bulunan Suriyelilere yönelik söylemleri değerlendirildiğinde, bir tarafta ulusal vatandaşlık rejimi ile örtüşen diğer tarafta ise Türkiye'de ulusal vatandaşlık rejiminin ötesine geçen söylemlerin güçlendiğidir. Çalışmanın ilk bölümünde vatandaşlık, ulus devlet-vatandaşlık ve göç-vatandaşlık bağlamındaki literatüre yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, Türkiye'de ulusal vatandaşlık rejiminin niteliğine, üçüncü bölümünde Türkiye'de geçici koruma statüsünde bulunan Suriyeliler ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümü ise parlamenter partilerin Suriyeliler ile ilgili söylemleri ve bu söylemlerin ulusal vatandaşlık rejimi bağlamında karşılaştırmalı bir analizini içermektedir. Anahtar Sözcükler Ulusal Vatandaşlık Rejimi, Parlamenter Partiler, Suriyeliler, Geçici Koruma, Kitlesel Akınlar, Uluslararası Göç

Geçici hukuki korumalarMültecilerSiyasi partiler+4
Derya Çakır Demirhan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Erken Cumhuriyet Dönemi fotoğraf sanatı: İdeoloji ve inşa

Türkiye'de fotoğrafın yaygınlaşması ve bir sanat disiplini olarak görünür hale gelmesinde, Osmanlı İmparatorluğu'ndan devralınan mirasın, Erken Cumhuriyet Dönemi devlet politikalarını destekler nitelikteki fotoğraf kullanımıyla sürmesi etkili olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin ideallerini ve anlatısını oluşturmakta, ulus devletin ve toplumsal belleğin inşasında sanat, başat aygıtlardan biri olmuştur. Tez kapsamında, bu inşa sürecinde, fotoğrafın rolü araştırılarak, gerçekleştirilen çalışmaların, amatör fotoğrafçılığa ve fotoğraf sanatına katkıları irdelenmiştir. Fotoğrafa dair, özellikle devlet kurumları aracılığıyla yapılan çalışmalar, göstergebilimsel ve içeriksel yöntemlerin sentezinden yararlanılarak ele alınmıştır. Fotoğrafın sosyokültürel bağlamla ilişkisi nedeniyle, Erken Cumhuriyet Dönemi'nin fotoğraf anlayışı, kültürel ve toplumsal bellek, ideoloji, iktidar ve söylem gibi kavramlarla bağlantılı olarak değerlendirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin, hemen hepsi "yeni" olan endüstri, tarım, savunma, havacılık, eğitim gibi alanlardaki yatırımları ve sosyal politikaları tanıtılmaya çalışılmış, öte yanan, fotoğrafçılar da kurguladıkları fotoğraflarla gerek bu sürece gerekse amatör fotoğrafçılığa ve fotoğraf sanatına katkı sunmuştur. Devlet kurumlarının yanı sıra, dönemin gazete ve süreli yayınları da Türkiye'de fotoğrafın bir sanat disiplini olarak görünür olması ve yaygınlaşması için çalışmıştır.

Cumhuriyet DönemiFotoğrafFotoğraf sanatı+5
İsmet Meltem Çetinkök Afşar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimEN

Identity, interest, and politics: The rise of Kurdish associational activism and the contestation of the state in Turkey

This dissertation investigates associational behaviour in a context of ethnic conflict and contestation of the state. With a case study of the Kurdish issue in Turkey, it examines the position of interest associations in major Kurdish province Diyarbakır in relation to political struggles between different models of social integration by exploring the relative weight of economic interests and collective identity politics in influencing associational strategies. This examination draws on the theoretical literature on interest associations and their impact on social order and democracy. In particular, the analysis adopts the framework of Streeck and Schmitter to understand the logic of associational action by looking at the environments of membership and influence. The analysis, however, modifies this framework by emphasizing the duality seen within both environments, as well as the transitional context that the contestation of the state and socio-economic changes contribute to. The empirical analysis focuses on a selection of interest associations with either de jure or de facto compulsory membership (the Chamber of Commerce and Industry; the Bar and Medical Associations; and labor unions in municipal sector). It provides an in-depth analysis of strategies of each association in relation to its membership and its interlocutors, as well as a broader analysis of organized interests in relation to other `partial regimes,? that is, institutionalized sites for the political representation of social groups such as political parties and social movements that represent diverse `interests? and `passions? reflecting the cleavages in society. The dissertation relies on archival research and four-months of fieldwork, focusing on the last decade for the examination of associational politics.

Ethnic identityIdentityKurdish question+7
Azer Kılıç
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The unbearable lightness of cyber: Cyberspace and state sovereignty

This thesis explores the relationship between the cyberspace, which has turned into an inseparable part of individual and social life in every way imaginable and state sovereignty, a fundamental concept of the political science and it attempts to analyze and reveal what implications this new domain called cyberspace can hold for the nation-states. After first delving into what the concepts cyberspace and sovereignty are, the thesis explores the existing literature on cyberspace and state sovereignty. The case studies, which support and depict the main argument of the thesis, are presented under subtitles in a single chapter, constituting the primary section of the thesis. The same chapter also moves on to listing the technical features of cyberspace, both physical and non-physical, that hold significance and potential for the nation states. The thesis ultimately argues that, rather than simply strengthening or weakening state sovereignty, the cyberspace, by deepening and diversifying the interaction channels between the state and other states and non-state actors, both strengthens some aspects and practices of sovereignty and erodes some other aspects of it. The concept of sovereignty needs novel definitions and contemplations in the contemporary era due to the challenges such as cyberspace.

State sovereigntyCyberspaceNation-state
Murat Can
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afganistan'da ulus devletleşme, kimlik ve aidiyet

Bu çalışmanın temel amacı; mevcut toplumsal anominin temelleri ve Afganistan‟ın ulusal kimlik krizi, bir ulus-devletleşme süreci olarak Afganistan‟ın siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal ve eğitimsel sorununun neden-sonuç ilişkisi bağlamında incelemektedir. Bu çalışmada Afganistan‟ın kurumsallaşamamasının nedeni savaş ve dış müdahaleden ayrı milletleşememesinde aranmıştır. Bu çalışmada, araştırma konusu uygunluğuna göre arşivin taranması; kitaplar, tezler, makaleler, raporlar, sosyolojik gözlem ve akademik belgeler incelenmek üzere hazırlanmıştır. Afganistan‟da uzun yıllardan beri süregelen ulus-devlet projesinin etnik çatışmaların tetikleyicisi olduğu analiz edilmeye çalışılmıştır. Ulus-devlet merkeziyetçi ideolojisinin uygulanmasına da dikkat çekilmiştir. Afganistan‟ın ulusal kimliğinin oluşmasının önündeki engellerden birinin çok kültürlülük ve dilsel farklılıkların olduğu görülmüştür. Konunun hassasiyeti nedeniyle çok az araştırma yapılmış ve araştırma sadece etnik çatışmaların siyasi boyutuna odaklanmıştır. Bu çalışmada, Afganistan‟ın tarihsel süreçte modernleşme çabası anlatılmaktadır. Modernleşme hareketi ile başlayan ulus-devletleşme sürecinde, ulus kimliğin oluşumu ve Afgan kimliğine aidiyet duygusu; siyasi, sosyo-kültürel boyutları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Afganistan‟ın konjonktürel tarihi, batılılaşma, komünizm, İslami hareketler ve demokrasi sürecindeki dönüşümün bireysel ve toplumsal etkileri değerlendirilmiştir. Etnik ve kabilecilik bakış açısına sahip olan liderlerin toplumun değil devletin gücünü kullanarak kendi çıkarlarının peşinde oldukları açıklanmaya çalışılmıştır. Modern ulus-devletin millileştirilmesi, Afganların kimlik aidiyet algısı bilimsel tartışmalara yeni yol haritası açacağı ve çıkış noktası olarak radikalizm, milliyetçilik ve etnik kimlik çatışmasının görünmeyen tarafı açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Afganistan‟da devam eden etniksel ve mezhepsel savaşın siyasi, sosyal ve kültürel bileşenleri hakkında yürütülen sosyolojik bir analizi içeren özgün bir çalışmadır. Anahtar Kelimler: Afganistan, Modernleşme, Ulus Devlet, Kimlik, Aidiyet

AfganistanAidiyetDemokratikleşme+5
Kıfayatullah Rahmatoghlı
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

2000'lerden günümüze Türkiye'de kolektif şiddet türü olarak linç

Linç, bir kolektif şiddet biçimi olarak kitlenin hızlı bir biçimde hüküm vermesi ve bu hükmü hemen o anda uygulaması, "suçlu" olduğunu düşündüğü kişi ya da kişileri cezalandırması olarak tanımlanabilir. Ortada ne mahkeme ne de hakim vardır. Belki suç bile yoktur. Hukukun yokluğuyla karakterize olan bu şiddet eylemi kitlenin adalet iddiasını taşımaktadır. Linç, bir bakıma devlet hukukuna bir karşı çıkış, onun yetersizliğine karşı ivedi bir hak teslimi, kendi adaletini yaratma fikrinin bir yansıması olarak anlaşılabilmektedir. Ancak bu pratikte de böyle midir? Yoksa tam tersine linç, devletin resmi dili, söylemi ve hukuk sistemi, temel kurumları aracılığıyla biçimlendirilen, gündelik kanaatlerin, zihniyet yapılarının ve duyarlılıkların üretildiği ve düzenlendiği, bu düzenlemenin bir yönetim stratejisi ile kime, ne zaman yöneleceğinin tayin edildiği bir alanın parçasını mı oluşturmaktadır? Cumhuriyet'in kuruluşundan 2000'li yıllara kadar gelen dönem bu çerçevede ele alındığında kolektif şiddet ve linç pratikleri çeşitli etnik, siyasi ya da dinsel azınlıklara yönelmiş bir dizi toplumsal olayda kendini göstermektedir. Buna 1990' lı yıllarda Kürt coğrafyasında sürmüş olan yoğun çatışma döneminin ağır şiddet biçimlerinin ve insan hakları ihlallerinin mirası da eklenmektedir. 2000'li yıllar ise Türkiye'de neo-liberal iktidar yapısı ve ondan türeyen güvenlik devleti anlayışının gündelik yaşama yayıldığı, farklı şiddet ve baskı mekanizmalarını doğurduğu ya da mevcut mekanizmaları beslediği, hukuk devleti ile sivil toplum anlayışının muğlaklaştığı bir dönem olarak kendini göstermektedir. Bu yıllar aynı zamanda linç eylemlerinde belirgin bir artışın olduğu yıllardır. Bu çalışmada, Türkiye'de 2000'li yıllarda gerçekleşmiş olan linç eylemlerini şiddet, kolektif şiddet ve şiddet kullanımında devletin konumu ile hukukun rolü ekseninde ortaya koymak, milliyetçilik ideolojisi ile ilişkini tartışmak, kitlenin şiddetini anlamak ve bu linç eylemlerinin altında yatan dinamikleri analiz etmek hedeflenmektedir. Bu analizi de beş linç davası üzerinden yapmaktadır. Nitel araştırma yöntemi ile tarafların beyanları içerik analizine tabi tutulmuştur. Lincin taraflarının kendilerini, linç eylemini ve eylemin sebeplerini nasıl ortaya koydukları anlaşılmaya çalışmış, lincin toplumsal dayanakları lincin taraflarıyla tartışılmıştır.

DevletHukukKitle+6
Diler Bulut
Mimar Sinan Fine Arts University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası göç hareketleri karşısında ulus devletin korunma stratejileri: Türkiye örneği

İnsanların mekânsal hareketliliği olarak ifade edebileceğimiz göç olgusu ulus devlet düzeniyle birlikte yeni bir anlam kazanmıştır. Göçün tarihsel olarak bu yeni formunun özü insanoğlunun sınırlar arası hareketliliğine dayanmaktadır. Ulus devlet düzeninin yaygınlaşmasıyla birlikte sosyolojik bir olgu olarak göç uluslararasılaşmıştır. Uluslararası göç olgusu ulus devlet düzeni tarafından şekillendirilmiştir. Bu bakımdan modernizmin bir ürünü olarak adlandırabileceğimiz uluslararası göç olgusu modern dünyanın şekillenmesinde de belirleyici bir etken olmuştur. Göçü etkileyen pek çok konjonktürel faktör bulunmaktadır. Göçün temelinde coğrafi, fiziki ve demografik hareketlerden oluştuğu kanaati olsa da sonuçları gereği sınır aşan bir yapıda olduğunu söylemek mümkündür. Meydana gelen küresel ölçekteki göç hareketleri ulus devletlerin varlıkları açısından ciddi güvenlik tehditlerini de beraberinde getirmeye başlamaktadır. Bu tehditler karşısında ulus devletlerin mevcudiyetlerini korumaya yönelik aldığı tedbirler ve geliştirdikleri uygulamalar varlıkları açısından hayati bir öneme sahip olmaktadır. Bu bağlamda çalışma, uzun yıllar boyunca göç alan bir ülke olan Türkiye'nin özellikle 2011'den itibaren artarak devam eden göç hareketleri karşısında geliştirdiği iç ve dış politikalarını, yasal düzenlemelerini, uluslararası iş birliklerini metin analizi yöntemi ile incelemeyi hedeflemektedir.

Düzensiz göçGöçlerGüvenlik+6
Özge Savacı
Balıkesir University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Devlet-mekan ilişkisi: Kamu hukuku açısından vatan kavramı

Bu çalışma vatan kavramının devlet-birey ilişkisi içerisindeki rolü irdelenmektedir. Vatan kavramının devletin meşruiyetindeki, bireylerin devlete karşı yükümlülüklerindeki ve devlete bağlılığı teşvik etmedeki rolünün kamu hukuku ve devlet teorisi perspektifinden incelenmesi amaçlanmaktadır. Vatan kavramı insanların "doğal" olarak ya da içgüdüsel olarak yere bağlılık duymaları kadar dışsal etkilerle, içine doğdukları toplulukların kültürel birikimlerinin etkisiyle veya kompleks politik organizasyonların ortaya çıkmasından sonra bu organizasyonların etkisi ile bağlılık duymalarını da ifade eder. Politik organizasyonların yerle ilişkisinin tarih boyunca farklı görünümleri birlikte değerlendirildiğinde siyasi iktidarın yayıldığı alan ile bu organizasyo-nun üyesi insanların bağlılık duydukları yerler şeklinde iki hat tespit edilebilir. Hem Türkçe'de kullanılan "vatan" veya "yurt" kavramlarının, hem de farklı dillerde aynı veya yakın anlamda kullanılan kavramların tarihlerine bakıldığında anlamın yerel, küçük ölçekli mekanlara bağ-lılıktan bağlılık duyulan topluluğun, siyasi birliğin yayıldığı alana doğru evrildiği görülebilir. Vatan kavramının devletin alanını ve sembolik olarak siyasi birliği karşılar biçimde kullanılması bir dizi siyasi-hukuki gelişimin ürünüdür. Bu gelişmeleri takip etmek adına çalışma boyunca iktidarın yersel yayılımı tarihsel olarak ortaya konmaya çalışılmaktadır. Politik beden/bütün düşüncesinin ortaya çıkışı ile siyasi örgütlenmenin yayıldığı alan bir birim olarak düşünülebi-lir hale gelir. Buradan itibaren bir yere aidiyet duymanın getirisi olarak fedakarlıkta bulunma söylemi bu birime yönelecektir. Fransız Devrimi öncesinde Avrupa'da yaygınlaşmaya başlayan vatansever söylemde daha önce krallara sadakat borcu olarak nitelenen fedakarca davranışlar, kralları da içine alan bir bütün olarak vatan kavramına hasredilir. Vatan, kralın yerine yeni egemenlik taşıyıcısı haline gelir. Ulus-devletleşme sürecinde de vatan kavramı bir tür sekü-ler kutsallık olarak ortaya çıkar. Devlete bağlılık için bu seküler kutsallık bir argüman olarak sunulur. Ancak vatan sevgisi salt devletlerin bireylerden beklenen itaati sağlamak için kullandıkları bir araç olarak görülemez. Bunun insanın yaşadığı yere aidiyet duyması ile de ilgisi söz konusudur. Çalışmada vatanın bir seküler kutsallık olarak ortaya çıkması ile birlikte insanın yerselliği, yere bağlılıkla ilgili davranışlar geliştirmesi devlete bağlılık için temel bir açıklama olarak sunulmaktadır.

Kamu hukukuModern devletUlus-devlet
Eray Acar
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

Symbols of Kemalism'in in nation state building

In the early periods of the Republic of Turkey, which was established after the War of Independence, nation building and the implementation of Western model reforms throughout the country occupied an important place in the policies of the Kemalist government. In this direction, the Kemalist founding staff wanted to transform a society, most of which lived in rural areas and where the rate of reading and writing was very low, within the scope of Kemalist reforms and according to the Western model. The Kemalist elite also aimed to bring a spirit of nationalism to this society based on Turkish ethnic elements. In this sense, the government used many methods to reach the people in a society where the literacy and writing rates were low and to make them adopt the reforms within their own ideology. These methods were sometimes educational institutions that would raise new generations within the scope of Kemalist policies, and sometimes they were different tools designed for the illiterate public and appealing to visuality. Within the scope of the subject, modern cities designed in the Western model, monuments and statues of Atatürk, banknotes of the Early Republican Period and visuals of postage stamps from this period aimed to make the illiterate people adopt the ideology of the Kemalist government and thus give legitimacy to the government. Similarly, the Kemalist government used women as a symbol of civilization and an advertising face against Western civilization within its own policies. Another reason why the government focuses on women's policies is that in the society planned to be transformed in the construction of a nation-state, the first educator to raise future generations is a woman, in her duty as a mother. Kemalism tried to achieve social transformation through music in the Western model, and in this sense, folk songs and folk songs, which were thought to be monophonic, were compiled and tried to be made polyphonic with Western musical techniques. In this regard, Kemalism, which aimed at a Westernization project in every aspect, wanted to impose its own ideology on the people. Ultimately, these tools, which were aimed at implementing the Kemalist government's own methods, became symbols of Kemalism by identifying with the Kemalist ideology.

WesternizationState buildingKemalism+4
Evrim Armağan Coşkuner
Mardin Artuklu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Shifting alliances among nationalist elites: Factors that shape elite cooperation in nationalist movements

What are the factors that facilitate or hinder cooperation among nationalist elites? To answer this question, this thesis studies nationalist movements that are composed of various factions at different points in time. I deploy an original network dataset of the nationalist elites in late Ottoman Empire from three different ethnic backgrounds and observe their relations over a period of 25 years from 1895 to 1920. To analyze the network data on the period, I use pooled temporal exponential random graph models (TERGM) and study two kinds of impacts on the socialization of the nationalist elites. I initially test the impact of factors that are endogenous to the group and focus on the role of popularity of individual elites and dense organizational patterns. Then, I analyze the effect of elements external to the network of elites. The thesis suggests that the impact of ideological factions, foreign support, and threat perception among the elites provide strong indicators for the likelihood of tie formation within the nationalist network. While ideological similarity and threat perception generally increase the likelihood of cooperation among nationalist elites, more radical factions tend to be less popular with fewer chances of cooperation. Periods of repression on nationalist elites tend to mitigate the negative effect of radical ideologies and favor tighter organizational patterns across different ideological factions within the movement.

Nationalist discourcesNationalismElites+4
Ubeydullah Ademi
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

Armenian schools in contemporary Turkey: Governmentality, community, resilience

In the grip of central examination systems, the marketization and pri-vatization of schooling, regulations of a nation state which maintains its emphasis on its Turko-Islamic tenets, and the escalation of competition among students as an outcome of an endeavor to be incorporated into global job markets, the Armenian schools struggle to breed a nurturing soil for Armenian cultural sustainability. The main objective of this re-search is to analyze to what extent the Armenian schools serve as plac-es of cultural empowerment in spite of the external constraints that the educational system in Turkey breeds and the political targeting Armenian community experiences today. Although the schools are places of acculturation in which the wishes of the nation state almost always prevail, this does not mean that latitude in education is fully en-compassed by precepts of national education. There is a possibility for the schools to function as spaces for cultural self-realization as opposed to the political targeting and marginalization they are subjected to. The aim of this study is to unpack the broader educational field encapsulat-ing the Armenian schools, and to paint a comprehensive picture which summarizes bureaucratic functioning, quotidian practices, daily predic-aments, the network of relationships interwoven around the schools or any pattern that delineate their overall milieu, so that it could be possi-ble to understand how self-meaning is produced in the schools.

ArmeniansNon muslem schoolsSociety+6
Hülya Delihüseyinoğlu
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küreselleşme, kültür ve ulus devletin geleceği

Günümüz modern toplumu yaşadığı dönemi anlamlandırma adına bir kavram içine sokmaya çalışmaktadır. Miladi takvimin başlangıcından bu yana ilk çağ, orta çağ, yeni çağ gibi önemli tarihi olaylara göre bölümlere ayrılan dünya tarihi, günümüzde ise küresel çağını yaşamaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki ilerlemenin sonucu olarak görebileceğimiz küreselleşmenin; kavramı, gelişimi, ekonomi, kültürel, toplumsal dinamikleri ve daha fazlası birçok boyuttan ele alınarak incelenmektedir. Bu doğrultuda küreselleşme denen olgunun siyasal boyuta yansımasının karşılığı ise ulus devlet üzerinden olmaktadır. Ulus devlet ve küreselleşme olgularına genellikle ekonomi yönlü bakılması bu olguların ortaya çıkışına, gelişimine ve geçirdiği değişimlere bir boyut odaklı bakılmasına neden olmaktadır. Bu anlamda her ne kadar göreceli bir kavram da olsa kültür; geçmişe dayanan kökleri ve dinamik yapısı ile hız ve ulaşılabilirliğin arttığı günümüz dünyasını anlamlandırma adına daha sağlam veriler sunmaktadır. Küreselleşmenin kültürel boyutunun önemi tam bu noktada mevcut olmakla birlikte ulus devlet yapılanmalarının geleceği açısından önem arz etmektedir. Çünkü küreselleşme, ulus üstü homojen bir kültür oluşturma amacı ile bütün farklı kimlikleri tek bir potada eritmeye çalışmaktadır. Öte yandan ise ulus devlet yapılanmalarındaki ulus kimliği yerine alt kimliklerin canlanmasına olanak sağlayarak çokkültürlü bir toplum yaratma çabası içinde görülmektedir. Bu doğrultuda bu çalışma küreselleşmenin kültürel boyutunun ulus devlet yapılanması açısından nasıl sonuçlar doğurduğu ve küreselleşmenin beslediği varsayılan kozmopolit ya da çokkültürlü bir topluma gebe olmanın ulusal devletler açısından nasıl bir etkiye sahip olduğu ortaya konmak için yapılmıştır. Çalışma, kapsamlı bir literatür taraması yapılarak ve birincil kaynaklara ulaşılmaya çalışılarak yapılmıştır.

HomojenlikKültürKüreselleşme+3
Rabia İrem Bozkır
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00

İlgili konular