Management systems
121 theses under this subject heading
Mısır'ın eski praetoryan yeni hükümdarları: Sivil asker ilişkileri bağlamında 1952 ve 2013 askeri müdahaleleri
Yaklaşık bin yıldır askeri yönetimlerin hakimiyetinde varlığını sürdüren Mısır 21. yüzyıla gelindiğinde de bu kaderinden kaçamamıştır. 2011 sonrasındaki bir yıllık kısa bir süre dışında herhangi demokratik bir politik yaşam alanına kavuşamayan Mısır son yüzyılda iki kez askeri müdahale yaşamış ve ordu Mısır ve Mısırlının politik, ekonomik ve kültürel olmak üzere hayatının hemen her alanına nüfuz etmiştir. Bu bağlamda bu tezin amacı Mısır'da son yüzyılda gerçekleşen 1952 ve 2013 darbelerinin gerçekleştiği süreci inceleyerek askeri müdahalelerin motivasyonlarını ortaya çıkarmak ve sivil asker ilişkileri teorileri ile geleceğe dönük yeni bir öngörü sağlamaktır. Tezin vardığı sonuç ise her iki tarihte de Mısır ordusunun kültürel ve ekonomik motivasyonlarla yönetime müdahale etme eğiliminde olduğu ancak askeri müdahalelerin gerçekleşmesindeki ana faktörün bir sivil asker ilişkileri teorisi olan Uyum Teorisinin ortaya koyduğu gibi ordu, politik elit ve Mısır toplumu arasındaki uyumsuzluk olduğudur.
Dergi yönetim sistemlerinde sunulan hizmetlerin sistem kullanıcıları açısından değerlendirilmesi: DergiPark analizi
Günümüzde bilgi sistemlerinin çevrimiçi ortama yönelik olarak tasarlanmasıyla birçok iş süreci zamandan ve mekândan bağımsız bir şekilde yönetilebilir hale gelmiştir. Bilgi sistemlerinin sağladığı bu avantajlar sayesinde kullanıcı kitleleri de artış göstermiş; birçok sektörde iş süreçleri bilgi sistemleri üzerinden izlenmeye ve yönetilmeye başlanmıştır. Bununla beraber bilgi sistemlerinin etkili bir şekilde kullanımı için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu kapsamda kullanılabilirlik çalışmaları da çeşitli yöntemlerle bilgi sistemlerinde uygulanmıştır. Söz konusu çalışmalarda çoğunlukla pragmatik boyutlarla sistemlerin kullanılabilirliği değerlendirilmiştir. Günümüzde ise sistemlerin tasarımında kullanıcı deneyimi kavramı ortaya çıkmış ve pragmatik özelliklerin yanında hedonik olarak tanımlanan hazsal özellikler de değerlendirilmektedir. Literatürde farklı sektörlerde kullanılan bilgi sistemlerine yönelik olarak kullanıcı deneyimi ölçümlerinin yapıldığı görülmektedir. Bu çerçevede çalışmada akademik yayıncılıkta yoğun olarak kullanılan dergi yönetim sistemlerine Türkiye'de çok sayıda kullanılan bir platform üzerinden odaklanılmaktadır. TÜBİTAK ULAKBİM tarafından geliştirilen bir dergi yönetim platformu olan DergiPark, akademik dergilerde dergi yönetim süreçlerinin yönetilmesi ve dergilerin çevrimiçi ortamda barındırılması gibi hizmetleri sunan web tabanlı bir bilgi sistemidir. Bir dergi yönetim sistemi olarak bu platformun kullanımı ile ilgili sorunlar bulunmaktadır. Söz konusu sorunları ortaya koymak ve olası çözüm önerilerini geliştirmek amacıyla DergiPark'ın kullanıcıların deneyimleri açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu noktadan hareketle çalışmada DergiPark nitel ve nicel veri toplama teknikleri kullanılarak değerlendirilmektedir. Betimleme yönteminin kullanıldığı çalışmada DergiPark'ın dergi yönetim sistemi özellikleri sistemi deneyimleyen dergi yetkilileri ve sistem geliştirmelerinin gerçekleştirilmesinde görev alan DergiPark yetkililerinin görüşleri doğrultusunda analiz edilmiştir. Bu kapsamda literatürdeki kullanıcı deneyimi ile ilgili çalışmalardan hareketle geliştirilen anket ile 390 farklı dergiyi temsil eden yetkililerin DergiPark'ın kullanımına ilişkin değerlendirmeleri incelenmiştir. Ayrıca deneyimli dergi yetkilileri ile yapılan görüşmelerden elde edilen veriler de Anket tekniği ile toplanan verileri desteklemek amacıyla ayrıca sunulmuştur. Diğer yandan DergiPark yetkilileriyle yapılan görüşmelerle de dergilere sunulan hizmetlere yönelik olarak deneyimlenen süreçler incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda, DergiPark'ın sistem güncellemelerinde, arayüzünde problemler olduğu, yayın değerlendirme süreçlerinde ihtiyaç duyulan bilgilere sunum ve erişim noktalarında eksikliklerin bulunduğu ortaya çıkmıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde ise DergiPark'ın anlaşılır ve çekici bir sistem olmaya yönelik özellikleri taşımada eksikliklerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Anket ve görüşmelerden toplanan verilerle birbirini destekleyen bulgular DergiPark'ın kullanım kolaylığının olmaması, menülerin düzenleme şeklinin karışık olması konuları DergiPark'ın eksi yönleri olarak, sorunların hızlı çözülmesi ve platformun dergilere itibar sağlaması konuları ise DergiPark'ın artı yönleri olarak ortaya çıkmıştır. Süreçlerin yönetiminde beklentilerin karşılanması ve sistemde verilerinin kaybolacağına yönelik bir kaygı taşımadıkları konuları ise anket ile görüşmelerde ayrışmıştır. Görüşmelerde bu konularda problemler olduğu saptanmıştır. Öneriler doğrultusunda DergiPark platformu üzerinde ekranlarda ihtiyaç duyulan bilgilerin düzenlenmesine ve arayüze yönelik bölümlerde iyileştirmelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bunun yanında, yazar ve hakemlere yönelik kullanıcı deneyimi çalışmalarının yapılması da DergiPark'ın geliştirilmesine yarar sağlayabilir.
Bir akademik dergi yönetim sistemi olarak DergiPark'ın kullanılabilirlik değerlendirmesi
DergiPark, farklı profillerdeki birçok kullanıcı tarafından araştırma yapmak ve dergilerdeki yayın süreçlerini gerçekleştirmek için yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Bu tür sistemlerde yer alan her bir modülün kullanılabilir olması kullanıcı etkileşimi ve dergi yönetim süreçlerinin sürdürülebilirliği için önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı; DergiPark platformunda yer alan yazar, editör ve hakem modüllerinin etkililik, verimlilik ve memnuniyet açısından kullanılabilirliğini test etmektir. Etkililik, katılımcıların test sırasında verilen görevleri tamamlama başarısı ve doğruluğu ile; verimlilik, katılımcıların kendilerine verilen görevleri tamamlamaları sırasında harcadıkları zaman ve yaptıkları tıklama sayısı ile; kullanıcı memnuniyeti ise Sistem Kullanılabilirlik Ölçeği (SKÖ) ile ölçülmüştür. Çalışmada DergiPark platformu yazar, editör ve hakem modüllerinin kullanılabilirliği hem gerçek kullanıcılar ile hem de uzmanlar tarafından değerlendirilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında, 15 gönüllü katılımcıyla kullanılabilirlik testleri (gözlem, sesli düşünme tekniği ve anket) gerçekleştirilmiştir. Kullanılabilirlik testi sonucunda yazar, editör ve hakem modüllerini kullanan katılımcıların kendilerine verilen görevleri başarıyla tamamlayabildikleri (etkililik) ancak beklenen sürenin üzerinde performans (verimlilik) gösterdikleri belirlenmiştir. SKÖ ile yapılan memnuniyet anketi sonuçlarına göre katılımcıların sistemin kullanılabilirliğine yönelik genel memnuniyet değeri 54,3 ve memnuniyet derecesi ise D olarak ölçülmüştür. Buna göre katılımcıların sistemden memnun olmadıkları görülmüştür. İkinci aşamada ise, bilişsel iş adımları yöntemi kullanılmış ve kullanılabilirlik değerlendirmesi dört uzman ile gerçekleştirilmiştir. Uzmanların belirlediği kullanılabilirlik sorunları yardım ve dokümantasyonun yetersiz olması, menülerde ve alt başlıklarda tutarsızlıkların olması, hataların önlenmemesi, erişim ve kullanılan dil ile ilgilidir. Katılımcıların karşılaştıkları kullanılabilirlik sorunları ile uzmanlar tarafından belirlenen kullanılabilirlik sorunları birbirinden farklı değildir. Sistemin tüm kullanıcılar tarafından sorunsuz kullanılabilmesi için daha sade ve yalın bir dil kullanılmalı, kullanıcılar o anda sistemde neler olduğu hakkında haberdar edilmeli, ilerleme çubuğu göstergeleri kullanılarak kullanıcının o anda hangi aşamada olduğu gösterilmeli, kullanıcının yapacağı işlemler göz önüne alınarak yardım ve dokümantasyon hazırlanmalı, modüllerin kullanım videoları ve sunumları güncellenerek web sayfasında görünürlüğü artırılmalıdır.
Kent yönetiminde şeffaflık
Kent yönetiminin tarihsel gelişimi tanzimat öncesi dönemin öncesi ve sonrası, Cumhuriyet dönemi ve günümüze kadar ulaşan bir süreçtir. Bu dönemlerde kent yönetiniminde merkezi ve yerel ölçekte birçok düzenlemeler yapılmış ve yeni kamu yönetimi anlayışı oluşturulmuştur. Bu çerçevede inceleyecek olursak kamu yönetimi anlayışı birçok değişikliğe uğrayarak günümüze kadar gelmektedir. Kamu yönetiminin geleneksel anlayıştan yeni kamu yönetimi anlayışına geçiş süreçleri elbetteki şeffaflığın temel unsurlarını oluşturmaktadır. Bu süreç şefaflığın bir diğer adıyla kamu yönetiminde gün ışığında yönetimin sağlanmasının gereği ve önemi vurgulanmaktadır. Yerel yönetimlerde halka en yakın birimler belediyelerdir. Halk ilk önce demokratik ve şeffaf katılım sağlamak amaçlı bu birimden yararlanmalıdır. Hemşehri bilinci bu sayede sağlanır ve gerekleri yerine getirilir. Halk tarafından elde edilen haklar yasalar ilede güvence altına alınmalı temeli sağlamlaştırılmalıdır. Yerel yönetimlerde kaynakların sürekli, etkin, verimli, nitelikli kullanımı sağlama koşullarının oluşturulması yeni kamu yönetimi anlayışının mihenk taşıdır. Çalışmamızda kent yönetiminde şeffaflık konusunda yeni kamu yönetimi anlayışına uygun yönetişim kavramı üzerinde durmaktayız.Yerel yönetimlerde katılımcı demokrasi bilincinin oluşturulması ve uygulanmasının gerekliliğine vurgu yapmaktayız. Katılımcı demokrasinin uygulanabilmesi için hemşehrilerin yerel yönetimde şeffaflığı sağlaması, etkin ve verimli katılımda bulunabilmesi şartı karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler:şeffaflık, gün ışığında yönetim,hemşehri, yerel yönetim,katılımcı demokrasi
Yerel yönetim uygulamaları: Türkiye ve diğer ülkeler örneği
Bu çalışmada, Dünya ve Türkiye'deki yerel yönetimlerin gelişimi ve mevcut yapısı üzerine odaklanılmıştır. Bu amaçla bilimsel makale ve kitap çalışmaları incelenmiş ve değişen dünya politikaları nedeniyle yerel yönetimlerin mevcut son halleri güncellenmiştir. Yerel yönetimler ülkelerin tarihi geçmişi ve demokrasi kültüründen bağımsız oluşumlar değildir. Bu oluşumlar halkın kendi kendini yönetme isteği, yerel olarak toplumun siyasal eğitim ve bilinçlenmesi üzerine yaptığı katkılar ve halkın gereksinimlerine daha hızlı ve daha iyi cevap verebilmesinin sonucu olarak ortaya çıkmış ve değişimlere uğramıştır. Türkiye geleneksel olarak merkeziyetçi bir yapıya sahip olmakla birlikte, dünyada kamu yönetimine yönelik yeni yaklaşımların da etkisiyle adem-i merkeziyetçi yapılara yönelmeye başlamıştır. Nitekim Türkiye, 1980'lerden sonra dünyada gözlenen küreselleşme sürecinden etkilenmiştir. Bu durum yeni mevzuatlarla devletlerin yeniden şekillendirilmesi sonucuna neden olmuştur. Bu çalışmada, ülkeler yönetim biçimlerine göre incelenmiş ve yerel yönetimleri güçlü olan ülkelerin merkezi yönetimlerinin de daha demokratik ve uluslararası arenada daha saygın konumda olduklarını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetim, Yönetim Biçimleri, Türkiye, Dünya
Ekip kaynak yönetimi ve SHELL model anlayışının havayolu işletmelerinde uçuş emniyeti ve zamanında kalkış performansına etkileri
Ülkemizde ve dünyada havacılık sektörünün gelişimini ve büyümesini hep birlikte takip etmekteyiz. Bu gelişme ile birlikte sektör içerisinde ki sorunlarda aynı oranda büyümektedir. Artan yolcu ve havaaracı karşısında havalimanları hizmet sunmakta oldukça zorlanmaktadır. Bunun en büyük göstergesi maalesef dünyada yaşanan havacılık kaza ve kırımları ile birlikte havayolu işletmelerinde yaşanan rötarlardır. Dünyada artan yakıt ve enerji maliyetleri, rekabet koşulları gecikmeler konusundaki sorunu katlamaktadır. Yapılan bu çalışmada bu iki temel soruna çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Uçuş emniyeti ve verimliliği konusunda dünyada kabul görmüş SHELL Model ve CRM kavramlarını çalışmamızın omurgası yaparak bu iki kavrama dikkat çekilmek istendi. Bununla beraber CRM anlayışının kapsamı ve etki alanı ile de ilişkili Aeromony kavramı havacılık sektörü için önerildi. Diğer önemli problem olan havayolu işletmelerinde yaşanan gecikmeler konusunda ise özel bir havayolu şirketinin uçuş verileri değerlendirildi. Yaşanan gecikmelerin bir bölümünün uçuş operasyonu hazırlık sürecinde yaşanan aksaklıklar olduğunu düşünerek, bu problemin giderilmesi, en azından gecikme sürelerinin düşürülmesi adına "Koordine Birimi" önerisi getirildi. Özet olarak, uçuş emniyeti kavramının havacılık endüstrisi çalışanları için bir düşünce iklimi olması halinde olası kaza ve kırımların önüne geçilebileceği düşünülmektedir. Ayrıca rötar süresi konusunda yapılacak iyileştirmelerin havayolu işletmeleri ile birlikte ülke ekonomisine de katkı yapılacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Havacılık, Rötar, SHELL Model, CRM, Aeronomy, Koordine Birimi, Düşünce iklimi
Ulusal kültürlerin ülkelerin yönetim şekilleri ve gelişmişlik seviyeleri üzerindeki etkileri
Bu çalışmanın çıkış noktası, özelde Türkiye, genelde tüm az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin neden birer gelişmiş ülke olamadıklarını anlama ihtiyacıdır. Bu farkların nedenlerini anlamak için çok çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Ancak genelde konuya devletlerin farkları açısından bakıldığı için onların ekonomik, siyasal, coğrafi, vb. farkları karşılaştırılmış, toplumların kültürel farklılıkları yeterince dikkate alınmamıştır. Çalışma, durumu farklı bir bakış açısıyla inceleyerek daha net sonuçlara ulaşmayı hedeflemektedir. Bunun için öncelikle gelişmişlik-geri kalmışlık tanımları ve çeşitleri incelenerek ana çerçeve çizilmiştir. Ardından gelişmişliğin-geri kalmışlığın sebeplerini anlamak için bugüne kadar yapılmış çalışmalar incelenerek ortaya konan fikirlere yer verilmiştir. Bu çalışmalarda net bir sonuca ulaşılamadığı ancak gelişmişlikle demokratiklik arasında pozitif bir ilişki kurulduğu görülmüştür. Bu tespitin geçerliliğini test etmek üzere demokrasi kavramı ve ülkeleri sıralaması incelenerek insani gelişmişlik seviyesiyle ilişkisini ortaya koyan nicel bir analiz yapılmıştır. Aralarındaki sebep-sonuç ilişkisine bakıldığında demokrasinin sebep, gelişmişliğin sonuç olduğu tespiti yapılmıştır. Ancak az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin demokratikleşme ve bu yolla gelişme çabalarında başarısız oldukları görüldüğünden bu sonucun arkasındaki sebep araştırılmıştır. Cevabın ulusların kültürleriyle alakalı olabileceği düşünülerek kültür kavramı, toplumların kültürlerinin ülkelerinin demokrasi ve gelişmişlik seviyesiyle bağlantısı incelenmiş, nitel ve nicel analizler yapılmıştır. Son olarak ulusal kültürlerin de iç ve dış aktörlerce inşa edilebileceği, istenen sonucun elde edilebilmesi için doğru gerecin eğitim olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
A public square management system model for local governments: The example of Uskudar Square
It is important to protect and sustain the areas (squares, parks, monumental areas, etc.) that form the image of cities with their presence in historical cities. The contribution of urban design projects prepared for such areas to these goals is an undeniable fact (Özalp, 2008). From the moment urbanization started, public squares have become a meeting point, a socialization area, and a service interface served by management units for the community. Considering the reason that make the squares so important, it is vital to define and measure the success criteria for their management. Undoubtedly, the satisfaction of those who use the squares is a priority from the perspective of local governments. From this point of view, the success criteria can be defined according to the main factors defining the main functions of city public squares such as transportation, security, environment, etc. The purpose of this study can be summarized under two points: (i) Firstly, to determine the criteria that make the management of a city square successful in the eyes of the public, and to propose a City Square Management System model. (ii) Secondly, to evaluate the urban space management performance of Üsküdar Square, with its very rich history one of the most important symbols of Istanbul, according to the proposed model. In this context, the renovation and infrastructure projects related to Üsküdar Square between 2016 and 2020 were evaluated with the relevant Directorate of the Istanbul Metropolitan Municipality, and the success criteria were determined through literature review and preliminary interviews. Then, experts assessed the importance of these success criteria with Interval Type-2 Fuzzy Analytical Hierarchy Process (AHP) method. Next, questionnaire was designed in the light of the significance values obtained in the previous stage. Considering the significance scores, 'Square Usage' and 'Expectation from the Square' surveys were conducted. In the field study, opinions, satisfaction and expectations of the citizens regarding the use of the square were determined. Considering the results of the study, satisfaction from the redesigned Üsküdar Square was found to be acceptable. Especially the transportation infrastructure of the square, which has developed in recent years, has ensured the main criterion of the "Transportation" a high score. However, the square was found insufficient in terms of environment and aesthetics.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve Türkiye'de seçim ittifakları
16 Nisan 2017 tarihinde halkoyuna sunularak kabul edilen anayasa değişikliği ile Türkiye'de uygulanan hükûmet sisteminde değişiklik yapılarak, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiştir. İttifak düzenlemesiyle getirilen yeniliklerden partilerin seçimlere ittifak yaparak girmelerine imkân sağlanması olumlu bir gelişmedir. İttifak yapan siyasi partilerin ülke geneli seçim barajı için ittifakın toplam oyları ile hesaplanması da aynı şekilde olumlu bir gelişme olup, yüksek seçim barajı engelinin siyasi partilerin elbirliği ile aşmaları bağlamında temsilde adalet ilkesine de aykırılık taşımamaktadır. Yeni hükümet sisteminin hayata geçmesiyle sonuçlanan; bu sürecin dünyada yaşanan yürütme erkinin giderek yasama erkinden bağımsızlaştırılması eğilimine de uygun olarak işlediği düşünülmektedir. Sistemin başarılı olup olmayacağını zaman gösterecektir. Bu konunun anlaşılabilmesi için yeni hükümet sisteminde siyasal partilerin nasıl şekil alacağı ve parti sistemi yapısının nasıl etkileneceği önem kazanmaktadır. Nitekim Türkiye'nin geçmişinde yer alan siyasal sistem sorunları hükümet sistemi ile ilişkili olduğu gibi, parti sistemiyle de ilişkilidir.
Yeni hükümet sistemi tartışmaları çerçevesinde cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin incelenmesi
Türkiye'de yaşanan gelişmelere bakıldığında, parlamenter yönetim sisteminin zaman zaman tıkandığı dönemler olmuştur. Bu duruma yol açan en önemli etkenler olarak siyasi krizlere neden olan koalisyonlar ve hükümetlerin güvenoyu alamamaları gösterilebilir. Bu tıkanıklar ekonomik, siyasi ve toplumsal açılardan olumsuzluklar yaratmaktadır. İşte bu durumların tekrarlanmaması için yıllardır Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş, Turgut Özal ve Süleyman Demirel gibi önemli devlet ve siyaset adamlarının gündeme getirdiği, ancak başarılı olamadığı parlamenter yönetim sistemi, 2017 yılında yapılan referandumla değiştirilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırılan yeni yönetim sistemi, dünyada yaygın şekilde uygulanan Amerika başkanlık sistemi ve Fransız yarı-başkanlık sistemlerine benzemekle birlikte, birbirlerinden ayrılan noktalar da bulunmaktadır. Bu farklılıklar, başkanlık modelini Türkiye'ye özgü hale getirmektedir. Bu farklılığın ortaya çıkmasında, Türkiye'nin sahip olduğu yapısal özelliklerin, hâkim olan siyasi, sosyal, kültürel faktörler ile tarihsel birikimlerin etkili olduğu söylenebilir.
Türkiye'de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının kurumsal yönetim perspektifinden değerlendirilmesi
Günümüzde "Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları" (KKNMK), Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 135. maddesi ile çerçevesi çizilmiş kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlar olarak hem mesleki alana hem de kamusal alana yönelik faaliyetlerde bulunan örgütlenmelerdir. Türk İdare Yapısı içindeki özellikli ve güçlü durumları itibariyle KKNMK'nın, misyon ve görevleriyle beraber üstlenmiş oldukları sorumluluklarını gereğince yerine getirebilmeleri için günümüz çağdaş yönetim anlayış ve teknikleriyle idare edilmeleri elzem görülmektedir. KKNMK'nı "Kurumsal Yönetim Perspektifinden" değerlendiren bu tez çalışması, KKNMK'nın halihazırda "Kurumsal Yönetim İlke ve Teknikleri"ne hangi düzeyde uyum sağladıklarının ortaya konması ve olası uyumsuzlukların nedenleri ile çözüm önerilerinin neler olduğu konusunda yol göstermesi açısından önemli görülmektedir. Çalışmada öncelikle, KKNMK'yla ilgili geniş bilgilere yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde ise Kurumsal Yönetim kavramı, tarihçesi, özellikleri ve uygulamalarıyla beraber incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde; "Türkiye'de KKNMK nda Kurumsal Yönetim İlkeleri uygulanabilir mi" ve "eğer uygulanabilirse Türkiye'de mevcut KKNMK bu ilkelere ne derecede uyumludur" sorularına cevap aranılan bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda; KKNMK'nın yapıları ve faaliyetleri içerisinde, her ne kadar sistematik olmasa da "Kurumsal Yönetim" mekanizmalarının mevcut bulunduğu ve "Kurumsal Yönetim İlkelerine" uyum seviyelerinin tüm KKNMK için "Orta Düzey" olduğu tespit edilmiştir. Bilahare, uyumsuzluğa neden olan eksikliklere ve iyileştirilmesi gereken alanlara ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuş ve siyasa yapıcılara, KKNMK'na ve bu alanda araştırma yapmak isteyecek araştırmacı ve akademisyenlere yönelik öneriler ile çalışma sona ermiştir.
Havacılıkta emniyet yönetim sistemi
Hava ulaştırma sistemleri içerisinde değişmeyen en önemli kural emniyettir. Havacılıkta emniyet anlayışında yaşanan zorunlu değişimler sonucunda emniyetin bir sistem olarak yönetilmeye başlanması ve organizasyonda her alanı kapsayan bir emniyet anlayışına sahip olunması gerekmektedir. Her geçen gün havayolu taşımacılığının emniyet performansını istenilen seviyede artırmak ve emniyetin mutlak suretle kabul edilebilir seviyelerde muhafaza edilmesini sağlamak açısından tüm paydaşlar tarafından uygulanmasının zorunluluğu olarak ifade edilmektedir. Yapılan bu tez çalışmasında, emniyet ve emniyet yönetimi kavramları belirtilerek emniyetin sağlanması için kurulacak bir emniyet yönetim sisteminin ayrıntıları açıklanmıştır. Bu çalışmada yer alan her bir emniyet yönetim sistemi bileşeni, emniyet performansa dayalı veriler kullanarak arttırmaya ve emniyetin devamlılığının sağlanması açısından oldukça önemlidir. Operasyonel personelin son emniyet bariyeri olduğu hava taşımacılık sisteminde özellikle proaktif emniyet yaklaşımın benimsenmesi ve görevlerin icra edilmesinde bu yaklaşımı etkin bir şeklide kullanmaları gerekliliği üzerinde durulmuştur. Proaktif emniyet yaklaşımı dünya havacılık otoriteleri tarafından uygulanması istenilen bir gerekliliktir. Geçmişten günümüze kadar geçen sürede öncelikle yetersiz teknik altyapı ile üretilmiş olan hava araçaları, sonrasında eğitim anlamında oldukça eksik olan kokpit ekibi ve son olarakta organizasyon kaynaklı kazaların hava ulaştırma sistemini ve bu taşıma türünün güvenirliliğinin sorgulanmasına sebep olmuşlardır. Diğer taşımacılık türlerine göre halen en yüksek emniyet seviyesine sahip olan hava taşımacılığı sistemi etkin bir emniyet yönetim sistemi uygulayarak ancak istenilen seviyede uçuşları mümkün kılabilecektir. Hava ulaştırma sistemi içerisindeki operasyonel personellerden olan pilotların hava araçlarını kullanırken yazılı kurallara riayet etmeleri ve proaktif bir emniyet yaklaşımıyla görevlerini icra etmeleri oldukça önemlidir.
İş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi (45001) performansının ölçülmesi gıda işletmesinde uygulama
İş Sağlığı ve Güvenliği kavramı hitap ettiği devlet, işveren ve çalışan tarafları açısından geçmiş yıllara göre çok daha fazla önem kazanmıştır. Sağlık ve güvenlik geçmiş dönemlerde ayrı ayrı değerlendirilirken aslında bir bütünü tamamlarlar. İşletmeler açısından İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemleri etkin şekilde uygulanabildiğinde çalışan verimliliğini ve işletme karlılığını arttıran önemli etkenlerdendir. İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemleri, işletmeye uygun mevzuatların uygulanmasında, çalışanların sağlık ve güvenliğinin korunması için yapılacak faaliyetlerde rehberlik yapmakta, kurulmuş olan sistemin belli bir düzen içerisinde yürütülmesine, karşılaşılabilecek risklere karşı önleyici tedbirlerin uygulanmasına olanak sağlamaktadır. Ayrıca sistemin gerekliği olan iç, dış denetimlerle ve gözden geçirmeler ile uygulamaların tam kontrolünü sağlayarak, çalışanlara gerekli farkındalık ve eğitimi öngören işleyen bir sistemdir. ISO 45001:2018 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi ISO 9001, ISO 14001 ve ISO 22000 gibi yönetim sistemleri ile entegre olabilmekte, işletmelerde her kademedeki çalışanların sisteme dâhil olmasını, görev tanımlarına göre çalışabilme olanağını sağlamaktadır. Tüm bu işleyişte üst yönetimin onayı ve gerekli kaynakları sağlaması en önemli husustur. Bu çalışmada İSG Yönetim Sisteminin temel maddeleri paralelinde performans göstergeleri oluşturularak İstanbul'da bulunan ve ISO 45001:2018 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi uygulanan bir gıda işleme fabrikası çalışanlarına anket düzenlenmiş, firmanın İSG Yönetim Sisteminin Etkinliği ve Performansı değerlendirilmiştir.
Oydaşmacı demokrasi modeli: Irak örneği
Irak'ın, 2003 yılında ABD tarafından işgal edilmesi sonrasında ülkede demokratik bir sistem kurulabilmesi için bölünmüş toplumlara sahip ülkelerde uygulanan en başarılı demokratik siyasal sistemlerden biri olarak kabul edilen oydaşmacı demokrasi modeli uygulanmıştır. Fakat bu model, Irak'ta yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. Tezin amacı, 2003 sonrası Irak'ın siyasi sisteminin, oydaşmacı demokrasi modeli ile ne kadar uyumlu olduğunu araştırmak; bunun yanı sıra, bu modelin karşılaştığı sorunları ve yarattığı etkileri ortaya koymaktır. Çalışmada oydaşmacı model, kurucusu Arend Lijphart ve bu modeli geliştiren yeni nesil yazarlar John McGarry ve Brenden O'Leary'nin görüşleri çerçevesinde anlatılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda ilk olarak oydaşmacı demokrasi modeli kavramı, gelişimi ve nitelikleri anlatılmıştır. Ardından, Irak'ın jeopolitik ve jeostratejik öneminden bahsedilmiş; Irak Devleti'nin kurulduğu 1921 yılından 2003 yılına kadar yaşanan sosyal ve siyasi gelişmelere ışık tutulmuştur. Ayrıca Irak'ta demokrasi inşa etme rolünü üstlenen ABD'nin, bu işgali gerçekleştirmeye iten hedefleri de incelenmiştir. Sonrasında 2005 yılında kabul edilen Irak Anayasasının hazırlanma süreci ve ABD'nin rolüne, ayrıca Irak'ta toplumları arasındaki farklı bakış açılarına odaklanılmıştır. Lijphart'ın, bölünmüş toplumlarda anayasayı hazırlayanlara başaralı bir oydaşmacı demokrasi inşa etme konusundaki tavsiyeleri çerçevesinde Irak anayasası incelenmiştir. Tezinin son bölümünde, Irak'ta oydaşmacı demokrasisinin başarısızlığı, karşı karşıya olduğu sorunlar ve bu sorunların yarattığı etkileri incelenmiştir. Çalışma neticesinde, Irak'ın Kalıcı Anayasası'nın, Lijphart'ın oydaşmacı demokrasinin uygulanması ve başarısı için önerdiği ilkeleri kabul etmiştir. Ancak Irak'ta bu model, birçok sorun karşı karşıya kalmıştır. Bu durum, Anayasa'da oydaşmacı demokrasi modelinin önemli ilkelerinin çoğu bulunmasına rağmen halen uygulanamamasına yol açmıştır. Dolayısıyla oydaşmacı demokrasi mekanizmalarının bir kısmının Anayasa'da yer almasına rağmen uygulanamaması, ülkede demokrasinin kurulması ve toplumlar arasındaki bölünmelerin azaltılmasında etkili olamamıştır.
Siyasal yönetim sistemlerinin mali performans açısından bir değerlendirmesi
Demokrasiyle yönetilen ülkelerde yönetim, halk tarafından seçilmiş temsilciler aracılığıyla sağlanır. Bu ülkelerde yönetim biçimi, devlet fonksiyonları olan yürütme, yasama ve yargı organlarının anayasal tasarımına göre şekillenir. Dünyada en yaygın uygulanan yönetim sistemleri başkanlık yönetim sistemi ve parlamenter yönetim sistemidir. Bir ülkenin başkanlık veya parlamenter sistemle yönetilmesinin ekonomik ve toplumsal hayat içerisindeki etkileri konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bu çalışmada demokratik yönetim sistemlerinden başkanlık yönetim sistemi ile parlamenter yönetim sistemi teorik olarak incelenmekte ve karşılaştırılmaktadır. Ayrıca, yönetim sistemlerinin niteliksel bir değerlendirmesinin yapılmasının ardından yönetim sistemlerinin ekonomik ve toplumsal hayat içerisindeki etkileri üzerine odaklanılmakta ve yönetim sistemlerindeki farklılıkların mali performans üzerindeki etkileri tartışılmaktadır. Çalışmada demokrasi, ekonomik ve mali özgürlükler açısından yapılan incelemelerde başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerin parlamenter sistemle yönetilenlere göre düşük sıralamalara sahip olduğu görülmektedir. Bu sonuç, tam demokratik başkanlık sistemi olarak nitelendirilebilen ülke sayısının sadece iki olmasından kaynaklanmaktadır. Mali performans göstergeleri açısından yapılan incelemelerde ise bu iki yönetim sistemi arasında belirgin bir fark ortaya çıkmamaktadır. Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerde kamu büyüklüğüne ve borçluluğa ilişkin oranların ortalamada daha düşük olduğu görülürken; parlamenter sistemle yönetilen ülkelerde de bütçe açıklarına ilişkin oranların daha düşük olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Yurtluk-ocaklıklar: Osmanlı Kürdistanı'nda toprak, eşraf siyaseti ve toplum, 1820-1890
This dissertation examines the transformation of family estates (yurtluk-ocaklık and hükûmet) in Ottoman Kurdistan during the nineteenth century. Since these lands provided their possessors with political and economic privileges, this study also sheds light on the transformation of Kurdish emirs as yurtluk-ocaklık and hükûmet holders in their provincial setting. The Tanzimat period (1839-1876), in which the centralisation reforms accelerated, contravened the political and economic concessions associated with yurtluk-ocaklık lands. Following the case of yurtluk-ocaklık and hükûmet lands possessed by the Zirki emirs in northeastern Diyarbekir, this dissertation offers the contested concept(s) of property related with these lands and their fates in the aftermath of the Land Code of 1858. As the latter is usually associated with the genesis of modern private property in the Ottoman context, this dissertation contemplates contrasting perceptions with regards to private property beyond the definitions dictated by the Ottoman government. By doing so, this study scrutinizes the making of yurtluk-ocaklık and hükûmet lands as private property at the interstices of Zirki emirs and the Ottoman government. Demonstrating the complication nature underlying the making process, it also shows the process was not a straightforward one but rather included many participants with their own agendas. Accordingly, this study scrutinizes the changing notions of politics provincial notables conducted to which Zirki emirs belonged. With a focus on the commmercialisation of agriculture in the Ottoman realm from the middle of the century onwards, this dissertation attempts to show how land possession was related with economic-cum-political power throughout the nineteenth century in Ottoman Kurdistan.
6360 sayılı Büyükşehir Yasası'nın muhtarlıklar üzerine sosyo-ekonomik etkileri üzerine bir araştırma: Vakfıkebir/Trabzon örneği
Ülkemizde büyükşehir belediyeciliğine yönelik düzenlemeler 1982 Anayasası'na dayanmaktadır. Belediyeciliğin farklı bir boyuta ulaşmasını sağlayan büyükşehir belediyeciliği, pek çok kente bu yönde beklentilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu beklentilere yanıt vermek için çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerden sonuncusu 2012'de çıkarılan 6360 sayılı yasadır. 6360 Sayılı Yasa doğrultusunda yapılan bu çalışmada, köy iken mahalleye dönüştürülen yerleşimlerin, dönüşüm sonunda ortaya çıkan olumlu ve olumsuz koşulları ele alınmıştır. Yönetimleri irdelenmiştir. Çalışmada toplam 40 kişiyle görüşülmüştür. Çalışmada görüşülenlerin tamamı erkeklerden oluşmuştur. Katılımcılardan 38'i evli iken yalnızca 2'si bekardı. Katılımcılardan %47.5'inin hane halkı birey sayısı 5 ve üzerinde iken %37.5'inin 4, %7.5'inin 3, %5'inin 1 ve %2.5'inin de 2 olduğu görülmüştür. Muhtarların büyük çoğunluğu (%57.5) ilkokul mezunu iken %25'i ortaokul, %17.5'i de lise mezunuydu. Muhtarlardan %80'i çalışmakta iken geri kalan %20'si ise emeklidir. Katılımcılardan %82.5'inin aylık toplam geliri 3000-5000 TL arasında iken, %17.5'inin ise 1000-3000 TL'dir. Çalışma neticesinde 6360 Sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesi sonucunda eğitim-öğretim kurumlarının sayısında, sağlık kurumlarının ve çalışan sağlık personeli sayısında, sanayi ve üretim tesislerinin sayısı ve büyüklüğünde, kadınların çalışma hayatına katılmalarında, ulaşım hizmetlerinde çok dikkat çekici olmasa da iyileşmeler gerçekleştiği, buna karşın vergilerdeki artış, su ücretlerinin şehirde yaşayanlar ile aynı katsayı üzerinde alınması, daha önce muhtarlıklarda yapılacak olan işlerin artık ilçelerde yapılacak olması gibi kötüleşmelere yol açtığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetim, 6360 Sayılı Yasa, Muhtar, Vakfıkebir, Trabzon
Türkiye ile Finlandiya'nın imalat sanayiinde iş sağlığı ve güvenliği bakımından mukayesesi ve elmeri ile isg-YSD yöntemlerinin bir uygulaması
Türkiye ile Finlandiya'nın İmalat Sanayiinde İş Sağlığı ve Güvenliği Bakımından Mukayesesi ve Elmeri ile İSG-YSD Yöntelerinin Bir Uygulaması Bilim, sanayi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de iş sağlığı ve güvenliği (İSG) şartlarının iyileştirilmesine duyulan ihtiyaç artmıştır. Ülkemizde son olarak 30 Haziran 2012 tarihinde 28339 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunuyla; İSG alanında hukuki anlamda genişlemeler sağlanmış olup iş kazaları ve meslek hastalıkları problemlerine yeni yaklaşımlar getirilmiştir. Ancak; toplumsal bilinçsizlik, uygulamadaki aksamalar ve denetimdeki eksiklikler gibi nedenlerle iş kazaları ve meslek hastalıkları, ülkemizde birçok kişinin hayatını geri dönüşü mümkün olmayan bir şekilde etkilemeye devam etmektedir. Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin iş kazası ve meslek hastalıkları resmi istatistikleri karşılaştırıldığında ülkemizin İSG alanındaki eksiklikleri açıkça görülmektedir. Bu husus göz önüne alınarak bu tezde; İSG alanında ülkemize göre daha gelişmiş koşullara sahip bir AB ülkesi olan Finlandiya ile Türkiye'nin bir mukayesesi yapılmıştır. Bunun için; imalat sanayii esas alınarak Türkiye'nin İSG kültürünün yıllar içerisindeki gelişimi araştırılmış ve mevcut durumun Finlandiya ile bir mukayesesi yapılarak ülkemizin İSG alanındaki eksiklikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada ayrıca; Heikki Laitinen tarafından performans izleme aracı olarak geliştirilen ve Finlandiya imalat sanayiinde kullanılan Elmeri yöntemi ile Türkiye'de İş Sağlığı ve Güvenliği Koşullarının İyileştirilmesi Projesi (İSGİP) kapsamında kullanılan İSG-Yönetim Sistemi Derecelendirme (YSD) yöntemi incelenmiştir. Birer performans izleme yöntemi olarak değerlendirilen her iki yöntem de, imalat sektöründe faaliyet gösteren ve 450 çalışanı bulunan Ankara-Sincan'daki bir işletmede uygulanmıştır. Tezde son olarak; Elmeri ve İSG-YSD yöntemleri ile yapılan bu saha çalışmasından elde edilen sonuçlar, İSGİP kapsamında elde edilen sonuçlarla karşılaştırılarak çeşitli değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Elmeri yöntemi, Finlandiya'da İSG, İmalat sanayii, İSG, İSG-YSD yöntemi, Türkiye'de İSG, Türkiye ile Finlandiya mukayesesi.
Konaklama işletmelerinde çevre bilinci ve yeşil yönetim uygulamalarının işletme başarısına katkısı: Muğla ili üzerine bir araştırma
Günümüzde kirliliğin artması ve sahip olunan kaynakların hızla tükenmesi konaklama işletmelerini çevreye karşı daha duyarlı faaliyetlerde bulunmaya ve çevre dostu ürün ve hizmetler üretmeye yöneltmiştir. Sürdürülebilir turizm anlayışı esasına dayanan çevre bilinci ve yeşil yönetim faaliyetlerinin birlikte düşünülerek konaklama işletmelerinde uygulanması hem çevre kirliliğini azaltacak hem de doğadaki kaynakların korunarak insan yaşamının kalitesinin artması sağlanacaktır. Bu çalışmada, çevre bilinci ve yeşil yönetim anlayışına uygun faaliyetlerin uygulanıp uygulanmadığı ve yeşil yönetim anlayışını benimseyen konaklama işletmelerinin bu yönetim anlayışına uygun faaliyetlerde bulunmaları dolayısıyla işletme başarılarına ne gibi katkılar sağladığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Muğla İl sınırları içinde faaliyet gösteren butik otel, tatil köyü ve 3, 4 ve 5 yıldızlı konaklama işletmelerinin tepe yöneticileri üzerinde bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacına bağlı olarak öncelikle kavramlar ile ilgili geniş literatür taraması yapılmış ve teorik bilgiler aktarılmıştır. Daha sonra birinci elden veri toplama tekniği tercih edilerek oluşturulan araştırma anketi, konaklama işletmelerinin yalnızca tepe yöneticilerine uygulanmıştır. Araştırmanın analizlerine 242 işletme tepe yöneticisinden elde edilen veriler dâhil edilmiştir. Araştırma ölçeğinin birinci kısmında yer alan ifadelerden işletmelerin çevre konularında ödül alıp almama durumu, ISO kalite belgesinin olması, yeşil yıldızının olması ve Mavi Bayrağa sahibi olup-olmama durumlarının konaklama işletmelerinin başarıları üzerinde bir etkisi olup–olmadığının incelenmesi amacı ile bağımsız örneklem t-testi uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla yapılan korelasyon analizi sonucunda; yeşil yönetim uygulamaları ile tüm alt boyutları arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, yeşil yönetim uygulamaları ve tüm alt boyutları ile işletme başarı göstergeleri arasında yüksek kuvvette, pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır. Değişkenlerin birbirleri üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmak için regresyon analizleri yapılmıştır. Bu analiz sonucunda yeşil yönetim uygulamalarının üretim, insan kaynakları ve pazarlama alt boyutlarının işletme başarı göstergelerini pozitif yönde etkiledikleri tespit edilmiştir. Öte yandan, muhasebe-finans ve Ar-Ge alt boyutlarının ise işletme başarı göstergeleri üzerinde etkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcılara ait verileri benzerliklerine göre gruplandırmak amacıyla yapılan kümeleme analizine göre konaklama işletmeleri, yeşil yönetim uygulamaları ve işletme başarı göstergeleri açısından üç gruba ayrılmıştır. Katılımcı işletmelerin yeşil yönetim anlayışına uygun faaliyetleri değerlendirildiğinde; birinci grupta yer alan işletmelerin yeşil yönetim faaliyetlerini büyük ölçüde uyguladıkları, ikinci grupta yer alan işletmelerin ise her zaman uyguladıkları görülürken, üçüncü grupta yer alan işletmelerin kararsız kaldıklarını söylemek mümkündür. Doktora tezi olarak hazırlanmış bu çalışmanın, turizm sektöründe faaliyet gösteren konaklama işletmeleri tepe yöneticilerine uygulamada yol gösterici gibi önemli bir özelliğe sahiptir. Araştırma sonuçlarının gelecekteki bilimsel araştırmalar ve karşılaştırmalı analizler için farklı çıkarımlara kaynak olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Çevre bilinci, yeşil yönetim, işletme başarısı, turizm.
Bütünleşik Afet Yönetim Sisteminin önemi ve kazanımları
Türkiye, geçmişte olduğu gibi günümüzde de başta depremler olmak üzere sel, çığ, yangın, toprak kayması gibi vb. doğal afetlerle sık sık karşılaşmış ve karşılaşmaya da devam etmektedir. Son yıllarda iklim değişiklikleri ve küresel ısınma ile birlikte afet konusu gündemimizi daha fazla meşgul etmeye başlamıştır. Afetler can kayıplarının ve yaralanmaların yanında ülkelerin ekonomik yapısına da ciddi anlamda zarar vermektedir. Ülkemizde meydana gelen büyük afetler ve sonrasında yaşanan acı gerçekler, uygulanan mevcut sistemin tekrar gözden geçirilmesini etkin ve sürdürülebilir bir afet yönetim sisteminin olmasını zorunlu hale getirmiştir. Afetlerin verdiği zararların azaltılması, normal yaşamın sorunsuz bir şekilde devam etmesi, ülke ekonomisinin zarar görmemesi ancak uygulanabilir ve sürüdürülebilir bir afet yönetim mekanizmasının uygulanması ile mümkün olacaktır. Bu amaçla, Türkiye'de yeni bir afet yönetimi modeli oluşturmak için çalışmalar başlatılmıştır. Bu kapsamda dünyada uygulanan afet yönetim sistemleri incelenmiş ve gelişmekte olan yeni teknolojiler de göz önünde bulundurularak ülkemizin afet tehlike ve risklerine cevap verebilecek, risk ve kriz yönetimini de içinde barındıran "Bütünleşik Afet Yönetim Sistemi"nin planlanmasına ve uygulamaya alınmasına karar verilmiştir. Bütünleşik Afet Yönetim Sistemi; klasik dönemden farklı olarak afetin tüm aşamalarını kapsayan zarar azaltma, hazırlık, müdahale, kurtarma, ilk yardım, ön iyileştirme ile yeniden yapılanma aşamalarından oluşan bir planlama sürecidir. Bu çerçevede hazırlanan tez çalışmasında; Afet türleri, dünyada uygulanan afet yönetim örnekleri, ülkemizde klasik afet yönetiminden, bütünleşik afet yönetim sistemine geçiş süreci ve bütünleşik afet yönetim sistemi'nin önemi ve kazanımları anlatılmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Afet, zarar azaltma, müdahale, iyileştirme, bütünleşik afet yönetim sistemi.
Yer hizmeti işletmelerinde uygulanan iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemleri başarı faktörleri ve uygulamadaki sorunların belirlenmesine yönelik bir araştırma
İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemlerinin başarıyla uygulanması çalışanların emniyetini sağlamakta, sağlıklarını korumada ve bu sayede etkinlik ve verimliliklerini artırmada önemli bir role sahiptir. Bu rol işletmelerin amaçlarını gerçekleştirmesinde ve toplumsal maliyetlerin azaltılmasında önemli bir araç konumundadır. Bu nedenle İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemleri başarısının artırılmasında fayda vardır. Bu çalışmada, Türkiye'de hava taşımacılığı sektöründe faaliyet gösteren yer hizmeti işletmelerinin uygulamış oldukları İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemlerinin başarısını etkileyen faktörler ile uygulamada yaşanan sorunları tespit ederek belirlenen sorunlara yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, bağlamı dikkate alarak derinlemesine bilgi toplanılması amaçlandığından, nitel araştırma deseni tercih edilmiş ve tümevarımsal ve betimsel nitel veri analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma Türkiye'deki A grubu ruhsat sahibi yer hizmeti işletmeleri ile yer hizmetleri kapsamında faaliyet gösteren ikram kuruluşları üzerinde yapılmıştır. Araştırmada iki farklı grup üzerinde iki farklı veri toplama yöntemi ile çalışılmıştır. İş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemlerinin üst düzey yöneticilerinden Nominal Grup Görüşmeleri yöntemi ile veri toplanmıştır. 24 İSG uzmanından oluşan ikinci grup katılımcılardan ise açık uçlu anket aracılığıyla veri toplanmıştır. Araştırma verileri, nitel veri analizi yöntemleri ile çözümlenmiş, araştırma soruları temel alınarak bulgular tanımlanmış ve yorumlanmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda yer hizmeti işletmelerinde uygulanan İSGYS'lerin başarı faktörleri pozitif emniyet kültürü, üst düzey yönetimin desteği, paydaşlar, İSGYS uygulamaları, mevzuat ve İSG profesyonelleri temaları altında değerlendirilmiştir. İSGYS'lerin uygulanma sorunları ve çözüm önerileri de başarı faktörlerine benzer olarak ortaya çıkmıştır. Araştırma sonucunda İSGYS'lerin başarısını etkileyen, uygulanma sorunlarını ortaya çıkaran ve çözüm önerilerinde öncelikli olan asıl temanın pozitif emniyet kültürü olduğu görülmektedir.
Kentsel atık su yönetimi: Türkiye'de büyükşehir belediyeleri'nde kamusal mal ve hizmet olarak atık su arıtma tesislerinin etkinliğine dair bir inceleme
Su, canlılar için yaşam kaynağıdır ve ikame edilemez. Su hem içmek ve temel yaşamsal ihtiyaçları karşılamak hem de tarımsal ve ekonomik üretim yapmak için gereklidir. Kent merkezlerinde yoğunlaşan nüfus, evsel kullanım sonucu ortaya çıkan atık suyun canlı yaşamını tehdit etmesine neden olmuştur. Kentsel atık su yönetimi kamu kesiminin kontrolündedir. Bunun nedeni; atık su arıtma hizmetinin doğal tekel olması, sağlık, ekosistem ve üretici faaliyet üzerindeki dışsallığı, kamusallık özelliği, su ve sanitasyonun insan hakkı olması, ekonomik ve sosyal kalkınmanın merkezinde olmasıdır. Atık su tesisi yatırım, işletme bakım maliyetleri kamu kaynakları ve kurum geliri tarafından karşılanmaktadır. Çalışmanın teması, Türkiye'de büyükşehir belediyelerinde 1986'da genel nitelik kazanan İSKİ modelli kanalizasyon idareleri kapsamındaki kentsel atık su arıtma yönetiminin kurumsal ve yasal yapısını sahip olduğu ekonomik araçlar ile ortaya koyarak, yönetimlerin etkin hizmet sunumuna öneri getirmektir. Çalışmanın yöntemi teorik kısımların genel literatür taraması, güncel verilerin grafik analizi ile incelenmesi ve büyükşehir belediyelerine ait belirli yöntemle arıtma yapan atık su tesislerinin etkinliğinin veri zarflama tekniği ile analizidir. Bu çerçevede, kamu kaynakları ile finanse edilen atık su arıtma tesislerinin etkin yönetim bileşenlerine ulaşarak iyi yönetim örnekleri sunulmuştur. Atık suya yeni yaklaşım onu bir sorun olarak görmek yerine su ve enerji kaynağına dönüştürmektir. Anahtar Sözcükler: Kentsel atık su yönetimi, veri zarflama analizi, kamu harcamaları, büyükşehir belediyesi
Havacılıkta emniyet kültürünün oluşturulmasında bir araç olarak emniyet yönetim sistemi: Nitel bir araştırma
Emniyet kültürü, örgüt içindeki ve dışındaki bireylerin olumsuz veya tehlikeli koşullara maruz kalmasını en aza indirmekle ilgilenen örgüt içi inançlar, normlar, tutumlar, roller, sosyal ve teknik uygulamalar seti olarak ifade edilmektedir. Herhangi bir ihlalden, engelden ve baskıdan bağımsız olarak örgütü ulaşılabilecek en yüksek emniyet hedefine doğru yönlendiren bir araç olma özelliği de taşımaktadır. Çalışanların sürekli olarak daha emniyetli çalışma koşullarına sahip olması için motivasyonlarını sağlayacak etkili bir araç olan bu kültür ayrıca emniyet ile ilgili risklerin daha kolay fark edilerek emniyetsiz davranışlardan sakınılmasına yardımcı olan bir emniyet yaklaşımı olarak da ifade edilebilir. Yüksek emniyet kültürü düzeyine sahip örgütlerde; yönetim ve çalışanlar arasında karşılıklı güvene dayalı etkili bir iletişim ortamı mevcuttur. Operasyonel tehlikeler ve hatalar daha kolay fark edilir. Çalışanların uygun emniyet davranışında bulunabilmeleri için bir çerçeve oluşmuştur ve çalışanlar yüksek riskli tesislerde emniyetli davranışlar gösterirler. Havacılık örgütlerinin tamamında yüksek düzeyde emniyet kültürü seviyesine ulaşılabilmesi ile insan faktörü kaynaklı kazalar, olaylar, hatalar, tehlikeler ve riskler büyük oranda engellenerek yüksek emniyet seviyesine ulaşılmasına büyük katkı sağlanacaktır. Bu seviyeye erişebilme noktasında en önemli unsur ise etkili bir Emniyet Yönetim Sistemi (EYS) aracılığı ile emniyet kültürünün oluşturulmasıdır. Emniyet kültürünün oluşturulabilmesi için EYS'ye yoğun bir şekilde odaklanmak önemlidir. EYS, çalışanların emniyet ile ilgili davranışlarına yön verebilmeleri için bir çerçeve sağlamakta ve bu çerçeve yönetimin uygun liderliği ile desteklenmelidir. EYS bileşenleri ve süreçlerinin etkin ve dinamik olarak uygulanması ile emniyet kültürü oluşturulabilir. Bu çalışmada, havacılıkta emniyet kültürünün oluşturulmasında EYS'nin bir araç olarak kullanılabileceği temel görüşünün doğruluğu sınanmak amacı ile Türkiye'de faaliyet gösteren havacılık işletmelerinde niteliksel bir araştırma yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda ise EYS ve süreçlerini etkin olarak uygulamayan işletmelerin emniyet kültürü seviyesinin düşük olduğu saptanmıştır. Etkin olarak uygulayan işletmelerde ise yüksek emniyet kültürü seviyesine ulaşıldığı tespit edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı sisteminin Türk kamu yönetimi üzerindeki etkisi
Bu çalışmada, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin Türk kamu yönetimine ne gibi etkilerinin olduğunu tespit etmek amaçlanmıştır. Uzun yıllardır Parlamenter Hükümet Sisteminin uygulandığı ülkemizde bu sistemin aksayan yönlerinin olduğu birçok sorunlara yol açtığı genellikle kabul edilen bir görüştür. Bu sistemden kaynaklanan sorunları gidermek için sistem içinde değişiklikler yapılmasını öneren bazı yaklaşımlar olduğu gibi yeni bir hükümet sistemine geçilmesini savunanlar da olmuştur. Tüm bu sistem tartışmaları en sonunda Başkanlık Sistemine çok yakın bir sistem önerisi olan ancak kendine özgü bazı tasarımları da içinde barındıran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandum ile uygulamaya geçmesiyle nihayete ermiş bulunmaktadır. Sert kuvvetler ayrılığına dayanan, yürütmenin tek başlı olarak tasarlandığı hükümet sisteminin siyasi, idari ve hukuki düzlem başta olmak üzere pek çok önemli değişimleri de beraberinde getirmesi kaçınılmaz gözükmektedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin çeşitli etkilerinin olabileceği alanlardan birisi de kamu yönetimi alanıdır. Yeni hükümet sistemine geçilmesiyle birlikte kamu yönetiminde politika belirleme, uygulama, örgütlenme ve işleyiş alanlarında ne gibi etkilerinin olduğu ya da olabileceği bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışma ile elde edilen sonuçlar neticesinde yeni hükümet sisteminin, kamu yönetiminin daha etkin, verimli, hesap verebilirlik düzeyi yüksek, politika belirleme süreçlerinin daha aktif olarak kullanılabileceği, denetimin daha kolay ve geniş bir alanı kapsayacak şekilde yapılabileceği bir alana evrilmesini kolaylaştıracağını söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Hükümet Sistemleri, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Cumhurbaşkanlığı, Kamu Yönetimi, Yönetim, Denetim