Pre-eclampsia

101 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Taze embriyo transferi ve donma çözme embriyotransferlerinde transfer öncesi endometriumkalınlığının gebeliğin hipertansif hastalıklarıve doğum ağırlığına etkileri

Üreme Teknolojileri (ART), kısırlık yönetiminde ayrılmaz bir parça haline gelmiş olup, in vitro fertilizasyon (IVF) en yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biridir. IVF kullanımının artmasıyla birlikte, ilişkili risklerin ve potansiyel faktörlerin anlaşılması son derece önemli hale gelmektedir. Bu kapsamlı derleme, endometrial kalınlığın ART döngülerindeki gebelik sonuçları üzerindeki etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Transfer öncesi ultrason ile değerlendirilen endometrial kalınlık, endometrial reseptivitenin kritik bir göstergesi olarak hizmet vermektedir. Çalışmalar, IVF başarısını ve klinik gebelik oranlarını öngörmede önemini göstermiştir. Bununla birlikte, endometrial kalınlığın gebelikte hipertansif bozukluklar ve doğum ağırlığı sonuçları üzerindeki etkilerine dair sınırlı literatür bulunmaktadır. Mevcut çalışmalar genellikle taze transferler veya donmuş-çözülmüş embriyo transferleri üzerinde ayrı ayrı odaklanırken, her iki hasta grubunu içeren az sayıda çalışma bulunmaktadır. Ayrıca, fetal büyüme kısıtlılığı (FGR), ART gebeliklerinde önemli bir endişe kaynağını temsil etmektedir. Lubchenco ve meslektaşları fetal büyümeyi üç kategoriye ayırarak tanımlamışlardır: gestasyonel yaşa göre küçük (SGA), uygun (AGA) ve büyük (LGA). FGR, bir fetüsün büyüme potansiyelini gerçekleştirememesiyle karakterize edilir ve perinatal sonuçlar için önemli sonuçlar doğurur. Çalışmamızda, ART döngülerinde endometrial kalınlık ölçümlerinin kapsamlı bir analizini gerçekleştirdik ve bunları hipertansif gebelik bozuklukları ve doğum ağırlığı sonuçları da dahil olmak üzere gebelik sonuçları ile ilişkilendirdik. Bulgularımız, endometrial kalınlık ile bu sonuçlar arasında önemli bir ilişki olduğunu göstermektedir ve endometrial değerlendirmenin ART başarı oranlarını optimize etme ve anne ve neonatal sağlığı iyileştirme açısından önemini vurgulamaktadır. Bu derleme, endometrial kalınlık ile gebelik sonuçları arasındaki ilişkiyi daha kapsamlı bir şekilde açıklığa kavuşturmak için daha fazla araştırmanın gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu ilişkilerin daha derinlemesine anlaşılması, klinik karar verme süreçlerini geliştirebilir ve sonuç olarak anne ve neonatal sağlığını iyileştirebilir. Anahtar kelimeler: IVF, preeklampsi, gestasyonel hipertansiyon, SGA, doğum ağırlığı

Bebek-düşük doğum ağırlığıDoğum ağırlığıFertilizasyon-in vitro+2
Bilal Emre Erzeneoğlu
Hacettepe University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Preeklampsi hastalığının erken tanısına yönelik hedeflenmiş metabolomik çalışmalar için GC-MS yöntemi geliştirilmesi

Preeklampsi, insan gebeliğine özgü, nedeni bilinmeyen çok sistemli bir hastalıktır. Artan sistemik vasküler rezistans, artmış trombosit agregasyonu, pıhtılaşma sisteminin aktivasyonu ve endotelyal disfonksiyon ile ilişkili yerleşime anormal vasküler tepki ile karakterizedir. Metabolomik, biyolojik bir sistemdeki tüm metabolitlerin geniş çaplı analizi olup sistemdeki daha düşük moleküler ağırlıklı analitlerin (˂1800 Da) nicel değerlendirmesini ortaya koyduğundan transkriptomik ve proteomik analizlerini tamamlayıcı niteliktedir. Tez çalışmasında preeklampsi hastalığının erken tanısında ayırıcı olduğu düşünülen 2-hidroksi bütirik asit, piroglutamik asit, glutamik asit, 4-hidroksi glutamik asit, N-asetil L-glutamik asit ve N-karbamil L-glutamik asit seçilmiştir. Söz konusu metabolitlerin analizleri %5 difenil %95 dimetilpolisiloksan (30 m × 0,25 mm, 0,25 μm) kapiler kolon ile 60oC (1 dk), 10o C/dk ile 200oC sonra 30oC/dk ile 320oC (5 dk) fırın sıcaklık programında, hareketli faz olarak helyum ve akış hızı 0,99 mL/dk ve iç standart olarak miristik asit-d27 kullanılarak GC-MS yöntemi ile yapılmıştır. Geliştirilen yöntem, özgünlük, doğrusallık, duyarlılık, doğruluk, kesinlik, sağlamlık, kararlılık ve sistem uygunluk parametreleri değerlendirilerek valide edilmiştir. Geliştirilen ve valide edilen yöntem boş plazmaya uygulanarak ortalama geri kazanım değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Preeklampsi metabolitleri, Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometrisi, Metabolomiks

Analitik kimyaErken teşhisGebelik+5
Ayşe Kuş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Preeklampsi patogenezi üzerine mir-29 ekspresyonu ile serum HCII, DPP3 ve mPGES-1 düzeylerinin olası etkileri

Amaç: Bu çalışmanın amacı; miR-29b-3p ekspresyonu ile, serum HCII, DPP3 ve mPGES-1 düzeylerinin preeklampsi ile ilişkisini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmanın örneklemini ACOG kriterlerine göre preeklampsi tanısı almış 50 katılımcıdan oluşan hasta grubu ve normotansif sağlıklı 30 gebeden oluşan kontrol grubu oluşturmaktadır. Hasta ve kontrol grupları 34. gebelik haftası öncesi ve sonrasına göre erken ve geç olmak üzere alt gruplara ayrılmaktadır. Çalışmada miR-29b-3p ekspresyonu düzeyi qRT-PCR yöntemiyle, serum HCII, DPP3 ve mPGES-1 düzeyleri ise ELISA yöntemiyle analiz edilerek belirlendi. Tüm istatistiksel analizler ''IBM SPSS Statistics 26'' paket programı ile yapılmış olup, p<.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: miR-29b-3p ekspresyonları ile serum mPGES-1 konsantrasyonunun sağlıklı gebeler ve preeklamptik gebeler arasında farklılık göstermediği bulundu (p>.05). Ayrıca istatistiksel anlamlılık olmasa da miR-29b-3p ekspresyon düzeyleri proteinüri semptomu gösteren preeklampsi grubunda, proteinüri görülmeyen preeklampsi grubunun yaklaşık iki katı kadar yüksek bulundu (p>.05). Preeklamptik gebelerdeki HCII ve DPP3 serum konsantrasyonları, normal sağlıklı gebelerden istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p<.05). Geç başlangıçlı preeklampsi grubundaki mPGES-1 düzeyleri, erken dönem sağlıklı kontrol grubu ve erken preeklampsi grubundan anlamlı derecede yüksek bulundu (p<.05). Preeklampsi grubunda HCII, DPP3 ve mPGES-1 düzeylerinin her biri birbiriyle pozitif yönde anlamlı derecede ilişkili bulundu (p<.05). Sonuç: miR-29b-3p düzeylerinin artması, şiddetli preeklampside proteinüri semptomu ile ilişkili olabilir. Ayrıca gebelikte HCII ve DPP3 düzeylerinin düşük olması preeklampsi gelişmesine katkıda bulunabilir. Bununla birlikte gestasyonun geç dönemlerinde ve geç preeklampside mPGES-1 düzeylerinin artması hastalığın şiddetiyle ilişkili olabilir.

HipertansiyonKoagülasyonPreeklampsi+1
Nesibe Yıldız
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anormal implantasyon ve plasentasyona bağlı gelişen gebelik komplikasyonlarına sahip gebelerde saçta metabolomiks analizi

Preeklampsi (PE), HELLP sendromu gibi gebelik komplikasyonları, benzer patofizyolojik mekanizmalarla ortaya çıkan, mortalite ve morbiditesi yüksek olan, sadece gebeliğe özgü hastalıklardır. Etiyolojisi halen bilinmeyen, hem anne hem de fetüsün sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan bu hastalıkların tarama, erken teşhis, takip ve tedavisinde kullanılabilecek sağlam biyomarkırları tanımlamak amacıyla, ilk kez bu araştırmada, yeni doğum yapmış annelerin saç örneklerinde ileri kromatografik tekniklerden olan gaz kromatografi-kütle spektrometresi (GC-MS) kullanılarak metabolomiks analizi yapıldı. Araştırmaya PE, HELLP sendromu ile takip edilen veya kliniğe başvuran 29 hasta ve 21 sağlıklı gebe katıldı. Katılımcılardan saç örneği alınarak gebelik trimesterlerine göre 3 cm'lik segmentlere ayrıldı ve GC-MS'de saçta metabolomiks analizi yapıldı. Bulunan sonuçlar trimesterlere göre anlamlı değişiklik göstermiştir. Hasta ve kontrol grupların metabolom profillerinin karşılaştırılması sonucu hasta grubunda araştırılan tüm 100 metaboloitin hepsinde çarpıcı düşüş görülmüştür (p<0,000). Anlamlı bulunan metabolitlerin ilişkili olduğu metabolik yolaklar da araştırılmış ve en çok etkilenen yolakların üre siklusu, glisin, serin, aspartat, metiyonin pürin metabolizması, amonyak döngüsü, fosfatidiletiyoninamin biyosentezi olduğu görülmüşür. Bulunan metabolitler bize PE'nin öngörülmesi, erken teşhisi ve takibi açısından biyobelirteç oluşturulabilmesi ile ilgili geniş bir veri sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Metabolomiks, Saç, Preeklampsi, HELLP sendromu, GC-MS

GebelikGebelik komplikasyonlarıHELLP sendromu+5
Tahmına Najafova
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklamptik gebede havayolunun değerlendirilmesi

Obstetrik hastalar; normal popülasyona göre zor havayolu insidansı açısından daha fazla risk altındadır. Preeklampsi gibi gebeliğe hipertansiyonun eşlik ettiği durumlarda bu risk daha da artmaktadır. Zor veya başarısız ventilasyon ve entübasyon durumunda; maternal ve fetal yaşamı tehlikeye atan olaylarla karşılaşılabilir. Zor havayolu beklentisi olan bu hasta grubunda operasyon öncesi havayolu muayenesinin detaylı yapılması büyük önem taşır. Bu çalışmada; preeklampsi tanısı alan (n:20) ve dahili hastalığı olmayan normal gebelerde (n:20), sezaryen sırasında ve postoperatif 48. saatlerinde; zor havayolu muayenesinde kullanılan Mallampati Sınıflaması, Tiromental Mesafe, Boyun Çevresi ve ultrason (USG) yardımıyla Cilt-Hiyoid Mesafesi, Cilt-Epiglot Mesafesi ve Dil kökünün anterior ölçümünü ve aynı zamanda Optik Sinir Kılıf Çapını (OKSÇ) karşılaştırmayı amaçladık. Bu vaka kontrol ve prospektif olarak planlanan çalışmaya; ASA II-III grubu, tekli gebeliğe sahip, 40 hasta dahil edilmiştir. Çalışma 4 yıllık tecrübesi olan anestezi asistanı ile yapılmıştır. Çalışmamızın neticesinde; hem preeklamptik gebe grubu hem de normal gebe grubunda; OSKÇ, Mallampati Skoru ve cilt-epiglot Mesafesi postoperatif 48. Saatte, intraoperatif ölçüme göre anlamlı olarak azalmış ancak iki grup arasında korelasyon gösterilememiştir. Ama preeklamptik gebeler incelendiğinde cilt-hiyoid mesafesi, normal gebelere göre daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuçları daha derinlemesine değerlendirmek için, yeterli hasta sayısına sahip, ileri klinik deneyim ve çalışmalara ihtiyaç vardır.

AnesteziGebelikPreeklampsi+3
Bilge Küçükçay
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklampside ve gestasyonel hipertansiyonda CYP4f2, 4F3, 4A11, 2J2, 2C9, 2C19 ve solubl epoksit hidrolaz enzimlerinin genetik polimorfizmlerinin etkileri

Preeklampsi ve gestasyonel hipertansiyon (GH) annede ve bebekte morbidite ve mortaliteye neden olan hastalıklardır. Her iki hastalığın da patofizyolojisi henüz açık olarak ortaya konamamıştır. Preeklampsi ve GH yönünden yüksek riskli hastaların erken saptanması ve yakın takibi önemlidir. Preeklampsi ve GH risk faktörleri arasında genetik faktörler önemli yer tutar. Bu hastalıklarda rol oynayan genetik polimorfizmlerin saptanması, patofizyolojinin aydınlatılmasına yardımcı olabileceği gibi erken tanı ve tedavi için yol gösterici olabilir. 20-hidroksieikosatetraenoik asit (20-HETE), trofoblast göçünün inhibisyonundan, endotel disfonksiyonu ve hipertansiyondan sorumlu olduğu düşünülen bir vazokonstriktör endojen maddedir. CYP4F2, CYP4F3 ve CYP4A11 enzimleri araşidonik asiti 20-HETE'ye metabolize eder. Epoksieikosatrienoik asitler (EET) vazodilatör ve antiinflamatuvar etkileri olan mediyatörlerdir. EET'nin oluşumundan CYP2J2, CYP2C9 ve CYP2C19 enzimleri sorumludur. EET, solubl epoksit hidrolaz enzimi ile daha az aktif olan metaboliti dihidroksieikosatrienoik asite (DHET) metabolize olur. Bu çalışmanın amacı, Türk toplumunda preeklampsi ve gestasyonel hipertansiyonda CYP4F2*3, CYP2J2*7, sEH rs751141, CYP2C19*2 ve *17, CYP2C9*2, *3, CYP4F3 rs3794987, CYP4A11 rs9333025 genetik polimorfizmlerinin etkilerinin incelenmesidir. Kontrol grubuna 155 sağlıklı gebe, çalışma grubuna 58 preeklampsi ve 110 gestasyonel hipertansiyon hastası dahil edildi. Genetik analizler polimeraz zincir reaksiyonu ve restriksiyon (RFLP) analizi yöntemi kullanılarak yapıldı. 20-HETE ve DHET düzeyleri sıvı kromatografi-kütle spektrometresi (LC-MS) kullanılarak ölçüldü. Kontrol, preeklampsi ve GH grupları arasında CYP2J2*7, CYP2C19*2 ve *17, CYP4F3 rs3794987 genetik polimorfizmlerinin alel sıklıklarının dağılımda anlamlı farklılık saptandı. DHET plazma düzeyleri, preeklampsi ve GH gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşüktü. Bu gruplarda 20-HETE düzeyleri arasında farklılık saptanmadı. Sonuçlarımız, CYP2J2*7, CYP2C19*2 ve *17, CYP4F3 rs3794987 polimorfizmlerinin preeklampsi ve gestasyonel hipertansiyon hastalarının tanısı tedavi ve izleminde yararlı biyobelirteçler olabileceğini düşündürmektedir.

EnzimlerEpoksit hidrolazFarmakogenetik+6
Mert Can Ongun
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminin kullanımının hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi

Preeklampsili Hastanın Bakımının Yönetiminde Simülasyona Dayalı Eğitim Yönteminin Kullanımının Hemşirelik Öğrencilerinin Memnuniyet ve Anksiyete Düzeyleri Üzerine Etkisinin İncelenmesi Amaç: Araştırma, preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminin kullanımının hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi amacı ile ön test-son test kontrol gruplu, yarı deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde 2017-2018 eğitim-öğretim yılı güz döneminde üçüncü sınıfta okuyan 102 hemşirelik öğrencisi ile yapılmıştır. Araştırma, girişim ve kontrol grubu olmak üzere iki grup üzerinden tasarlanmıştır. Araştırmada; girişim grubuna simülasyona dayalı eğitim yöntemi, kontrol grubuna ise vaka çalışması eğitim yöntemi uygulaması yapılmıştır. Çalışmada girişim grubuna uygulanan simülasyona dayalı eğitim uygulaması Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi bünyesinde araştırmacı tarafından oluşturulan simülasyon laboratuvarında, kontrol grubuna uygulanan vaka çalışması ise sınıf ortamında yapılmıştır. Öğrenciler gruplara ayrılırken basit rastgele örnekleme tekniğine göre gruplara ayrılmıştır. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin yaş, cinsiyet ve başarı ortalaması eşleştirmesi yapılarak (p>0.05) gruplar arasında homojen dağılım sağlanmıştır. Araştırma verileri toplanırken Demografik Veri Toplama Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, Eğitim Yöntemlerinden Memnuniyet Anketi, Eğitim Uygulamasını Değerlendirme Formu ve Simülasyon Tasarım Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlardan frekans, yüzde, ortalama, standart sapma analizleri uygulanmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu olmadığı için niceliksel verilerin gruplar arası karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi kullanılırken, uygulama öncesi ve sonrası verilerin değerlendirmesinde ise Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada yer alan öğrencilerin %80.4'ü kadındır, %57.8'i 21 yaş aralığındadır. Hemşirelik mesleğini seçme nedenlerine bakıldığında öğrencilerin %58.8'i iş bulma olanağının fazla olduğu için seçtiği görülmüştür. Öğrencilerin %50'si hemşirelik bölümünde okumaktan kısmen memnundur. Araştırmaya alınan öğrencilerin %69.6'sı kendilerini başarısız olarak görmektedir. Araştırma sonuçlarına göre simülasyon eğitim yönteminin uygulandığı girişim grubunun eğitim yöntemlerinden memnuniyet anketi puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede kontrol grubundan yüksek olarak saptanmıştır (p=0.000<0.001). Araştırmadan elde edilen bulgulara göre kontrol grubundaki öğrencilerin girişim grubuna göre simülasyona dayalı eğitim uygulaması sonrası durumluk kaygı envanteri puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p=0.010<0.05; p=0.049<0.05). Sonuç: Araştırma verilerinden elde edilen bulgulara göre hemşirelik öğrencilerinin preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminden memnun olduğu ancak bu yöntem ile girişim grubundaki öğrencilerin, kontrol grubundaki öğrencilere göre anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak simülasyona dayalı eğitim yönteminin hemşirelik öğrencileri üzerinde yararlı olduğu öngörülmektedir. Anahtar kelimeler: Simülasyona dayalı eğitim; memnuniyet, anksiyete, hemşirelik, preeklampsi

AnksiyeteBenzetim modeliEğitim yöntemleri+6
Bilge Ceren Yılmaz
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebeliğin hipertansif hastalıklarında serum haptoglobin değerleri

Gebeliğin hipertansif hastalıkları, maternal ve perinatal morbidite ve mortalitenin önde gelen nedenleri arasındadır. Preeklampsi ve HELLP sendromunda erken tanı, takip ve tedavinin planlanmasında maternal kanda serum haptoglobin düzeyinin kullanılıp kullanılamayacağının değerlendirilmesi amacıyla preeklampsi tanısı alan 49 ve HELLP sendromu tanısı alan 13 olgu çalışma grubu, 54 sağlıklı gebe ise kontrol grubu olarak alındı. Grup olguları maternal serum haptoglobin düzeyi, platelet sayısı, ALT, AST, LDH ve ürik asit düzeyleri açısından karşılaştırıldı. Ayrıca tüm olguların yaşı, obstetrik öyküleri ve yenidoğan sonuçları kaydedildi ve gruplar arası karşılaştırıldı. Haptoglobinin sonuç ortalaması HELLP sendromu grubunda 0,29±0,23 g/L, preeklamsi grubunda 1,01±0,52 g/L, kontrol grubunda ise 1,16±0,37 g/L olarak bulundu. HELLP sendromu grubunda preeklampsi ve kontrol grubuna göre haptoglobin sonuç ortalaması düşük bulundu. HELLP sendromu ile kontrol grubu ve preeklampsi grubu arasındaki farklar istatiksel olarak anlamlı iken preeklampsi ve kontrol grubu arasında anlamlı bir fark bulunmadı. HELLP sendromlu gebelerde ALT/AST, LDH, ürik asit yüksekliği ve platelet düşüklüğü ile paralel olarak hemolizin önemli bir göstergesi olan haptoglobin belirgin olarak düşük izlendi. Preeklamptik gebelerde ise serum haptoglobin düzeylerinde önemli bir değişiklik izlenmedi. HELLP sendromunun erken tanı ve tedavisinin planlanmasında diğer biyokimyasal parametrelerle birlikte haptoglobin seviyelerinin de kullanılabileceği saptandı. Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, preeklampsi, HELLP sendromu, haptoglobin

GebelikHELLP sendromuHaptoglobinler+2
Hamza Bilal Ünal
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Plazma apelin düzeyi ve preeklampsi vakaları arasındaki bağlantının araştırılması

Apelinve APJ reseptörünün,supraoptik çekirdek(SON) ve paraventriküler çekirdek (PVN) gibi beyin alanlarında, insan, fare ve sıçanların testis ve ovaryum dokularında yaygın olarak bulunması, apelinin üreme sistemi üzerinde etkileri olabileceğini ve bazı reprodüktif süreçlerin apelin ve reseptörü APJ tarafından düzenlenebileceğini düşündürmüştür.İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalarda fetüs ve plasenta apelin konsantrosyonu yüksek bulunmuştur. Bu araştırmalar ışığında yüksek tansiyona bağlı sıvı-elektrolit denge bozukluğu ile seyreden gebeliğin 20. haftasında sonra proteinüri ile birlikte hipertansiyon gelişmesi olarak tanımlanan preeklamptik vakalarda Apelinin 13 proteininin etkisi olabileceği doğrultusunda bu çalışma şekillenmiş , erken ve ölü doğum olaylarının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

ApelinEnzime bağlı immünosorbent testiG proteinleri+6
Fatih Zeytin
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklampsı̇ olgularının hemogram sonuçlarındakı̇ ı̇nflamasyon belı̇rteçlerı̇nı̇n (nötrofı̇l/lenfosı̇t oranı, platelet/lenfosı̇t oranı, monosı̇t /lenfosı̇t oranı) karşılaştırılması ve ağır preeklampsı̇yı̇ tahmı̇n etmedekı̇ yerı̇

Amaç: Çalışmamızda gebeliğinde preeklampsi tanısı alan hastaların hemogram sonuçlarında inflamasyon markerlarından nötrofil/lenfosit oranı (NLR), platelet/lenfosit oranı (PLR) ve monosit/lenfosit oranı (MLR) nın değerlendirilmesi ve hafif-ağır preeklampsi gelişme ihtimali olan gebeleri, normal gebelerle karşılaştırarak hafif-ağır preeklampsiyi öngörebilmedeki yerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 148 ağır preeklampsi, 160 hafif preeklampsi olmak üzere toplam 308 preeklampsi ve 308 sağlıklı normotansif gebe olgusunun demografik verileri ve laboratuar testleri retrospektif olarak incelendi. Gruplar NLR, PLR ve MLR açısından incelendi. Bulgular: Gruplar arasında yaş bakımından fark bulunmadı. Preeklampsi grubunda parite, gestasyonel yaş, doğum kilosu ve APGAR skorları kontrol grubuna kıyasla düşüktü (p<0,001). NLR preeklampsi grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,001). PLR' de anlamlı derecede düşük olarak bulundu (p<0,001). MLR de gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: NLR ve PLR preeklampsi varlığının gösterilmesinde bir parametre olarak kullanılabilir. MLR için istatistiksel anlamlı sonuç saptanmadı. Anahtar Kelime: gebelik, preeklampsi, nötrofil, lenfosit, monosit, inflamasyon

GebelikKan sayımıMonosit/lenfosit oranı+4
Umut Kudret
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklampsi-eklampsi-HELLP tanılı gebelerde görülen "posterior reversibl ensefalopati sendromu (PRES)" sıklığı

Amaç: Çalışmamızın amacı Mustafa Kemal Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğimizde preeklampsi, eklampsi ve HELLP sendromu ile takip edilen gebelerde posterior reversibl ensefalopati sendromunun, MR ile görülme sıklığını araştırmaktır. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, prospektif olarak Kasım 2019 ile Kasım 2020 tarihler arasında HMKÜ hastanesinde doğum yapan 844 gebeden; preeklampsi, eklampsi ve HELLP tanısı alan 39 gebeye peripartum MR çekildi. Bu 39 hasta MR' da PRES bulguları olan ve normal görüntülemesi olan hastalar olarak 2 grupta incelendi. Bulgular: 844 gebeden 39'una (%4,6) preeklampsi, eklampsi ve hellp tanıları ile peripartum MR çekildi. Bu 39 hastanın 28'i preeklampsi (%3,3), 7'si eklampsi (%0,8) nedeniyle takibimizdeydi. Bu 39 hastanın 10'unda (%25,6) (tüm doğumlara oranı %1,1) PRES rapor edildi. Bu 10 PRES hastasının 5'inde eklampsi, 4'ünde preeklampsi,1'inde eklampsi ve HELLP vardı. MR çekilen 39 hastanın eklampsi tanısı konulan %71,4'ünde, preeklampsi tanısı konulan %14,3'ünde PRES olduğu tespit edildi. HELLP sendromu olan 2 hastada da PRES görülmedi. Hastaların tanıları ile PRES görülme sıklıkları arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi (p=0,012). Çalışmamıza göre düşük yaş grubunda olan hastalarda PRES tanısının anlamlı düzeyde daha fazla olduğu tespit edildi (p=0,040). MR sonucu normal çıkan hastalarda yaş ortanca değeri 28,0 iken PRES çıkanlarda 23,5'tir. Çalışmamızda PRES tanısı konulan hastaların hastanede yatış sürelerinin diğerlerine göre anlamlı düzeyde daha fazla olduğu tespit edildi (p=0,001). PRES tanısı konulan hastaların hastanede yatış sürelerinin ortancası 6,5 gün iken diğerlerinin 3 gündü. Hastalarımız arasında nöbet geçirenlerde PRES görülme sıklığının nöbet geçirmeyenlere göre anlamlı düzeyde daha fazla olduğu tespit edildi. Nöbet geçiren hastalarda PRES görülme sıklığı %62,5 iken nöbet geçirmeyenlerde %16,1'dir (p=0,011). Sonuç: Prodromal semptomları olan preeklamptik ve eklamptik gebelerde PRES insidansı çok yüksek olduğu için bu hastalarda görüntüleme yöntemi ile erkenden tanı konulup ve tedavisi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: PRES, preeklampsi, eklampsi, HELLP

GebelikHELLP sendromuManyetik rezonans görüntüleme+2
Burak Arslan
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklampsi olgularında visinin like protein-1 düzeylerinin araştırılması

Gebeliğin en karışık komplikasyonlarından biri olan preeklampsi, plasentanın neden olduğu ve sadece doğumla tedavi edilen gebeliğe özgü bir bozukluk olarak kabul edilir. Bununla birlikte preeklampsi, çeşitli klinik tabloları olan multisistemik bir hastalıktır ve bu durum hipertansiyon ve proteinüri yokluğunda bile mevcut olabilir. Preeklampsinin dünya çapındaki gebeliklerin %2-8'ini komplike hale getirdiği tahmin edilmektedir. Türkiye de ise sıklığı farklı kaynaklara göre değişmekle beraber; Dünya Sağlık Örgütü'nün de dahil olduğu bu sistematik derlemede preeklampsinin insidansı %15,6 iken eklampsi indisansı %1,2 olarak tespit edilmiştir. Genel olarak, doğrudan maternal ölümlerin %10 ila %15'i preeklampsi ve eklampsi ile ilişkilidir. Maternal mortalitenin yüksek olduğu yerlerde, ölümler çoğunlukla preeklampsiden daha ziyade eklampsiye atfedilebilir. Preeklampsi, gebelik yaşına kadar küçük doğan infantların %12'sine kadar ve erken doğanların beşte biri için bir öncüldür. Preeklampsiyi takiben perinatal mortalite yüksektir ve eklampsiyi takiben daha da yüksektir. Hastalığın başlangıcı ve klinik seyri tahmin edilemez. Bu nedenle hastalığın tanı ve tedavisinde güçlü araçlara ihtiyaç vardır. Nöronal kalsiyum sensör protein ailesinin bir üyesi olan visinin like protein-1 (vilip-1), hücre gelişimi ve diferansiyasyonu sırasındaki hücre sinyalizasyonunun düzenlenmesinde önemli rol oynar. VILIP-1 191 amnioasitten oluşan düşük molekül ağırlıklı (yaklaşık 22 kDa) bir stoplazmik proteindir. Bu protein nöronlarda kalsiyuma bağımlı sinyal iletimi üzerinde etki gösterir. Vilip-1'in insanda ve ratlarda birçok periferik dokuda da sentezlendiği bulunmuştur. Vilip-1'in sadece santral sinir sisteminde değil diğer periferik dokularda da bir takım rollere sahip olduğu bilinmektedir. Vilip-1, adenilat siklaz ve guanilat siklaz ile etkileşerek hücre içi siklik nükleotid seviyelerini düzenler. Siklik nükleotidlerden cAMP ise hücre proliferasyonu, diferansiyasyonu ve hücre göçünde etkilidir. Bu proteinlerin hipertansiyon, diyabetik nefropati, amyotrofik lateral skleroz, inme, alzheimer hastalığı ve şizofreniye kadar değişebilen bir dizi hastalığın patofizyolojik fonksiyonunda rolü olduğu belirtilmiştir. Bu patofizyolojik rollerden bazılarının moleküler ve hücresel mekanizmalarına yeni yeni açıklık getirilmeye başlanmıştır. Nöronal kalsiyum (Ca+2) sensör proteinleri (NCSP) ailesinin bir üyesi olan VSNL'ler aynı zamanda gen ekspresyonunu düzenleyebilir. Bu küresel mekanizmalar yoluyla VSNL'lerin fizyolojik ve patolojik şartlar altında hücrelerde meydana gelen hücre ölümü, migrasyon, diferansiyasyon üzerinde etkili olduğu saptanmış ve ayrıca trofoblastik aktivite süreçlerine katkıda bulunabileceği öngörülmektedir. Özellikle vurgulamak gerekir ki NCS proteinlerinin, daha öncelerinde öyle zannedilse de sinir sistemine has bir gen ailesi olmadığı tespit edilmiştir. Diğer organların çoğunda ekspresyonu gözlenmiştir. Periferik dokularda VILIP-1 dizileri çeşitli dokularda ortaya çıkmıştır. Prostat, böbrek, akciğer, pankreas, karaciğer, overler, testis, plasenta, kalp, adrenal bez, mide ve kolon gibi dokularda da mevcut olarak gösterilmiştir. VILIP-3'ün de; böbrek, dalak ve testislerde ve hematopoetik sistem ile bağırsak hücrelerinde varlığı tespit edilmiştir. Nöroblastomada VILIP-1'in aşırı ifadesinin anoikis inhibitörü olan trkB'nin ekspresyonunu upregüle; inracellüler adezyon molekülü 1'in (ICAM-1), ana histo-uyumluluk kompleksi sınıf 1 (MHC-1) ve hücre adezyon molekülleri CD44 ve CD44v6' nın ekspresyonunu down regüle ettiği gösterilmiştir. Böylelikle, VILIP-1'in hücre göçünü düzenlediği ve dolayısıyla başta trofoblastik ve vasküler hücreler olmak üzere hücrelerinin invazyon özelliklerini etkilediği gösterilmiştir. Bu şekilde hücre istilasını ve metastazını arttırmaktadır. Bu çalışmada şiddetli özellikler göstermeyen preeklampsi, şiddetli özellikler gösteren preeklampsi tanısı alan gebeler ve normotansif sağlıklı gebelerde visinin like protein 1 düzeylerinin ölçülmesi ve parametrenin düzeyleri ile bu hastalıklar arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmaya Nisan 2022- Kasım 2022 tarihleri arasında Elazığ Fırat Üniversitesi Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'na başvuran 90 gebe dahil edildi. Çalışmaya Hastane Etik Kurulu onayı alındıktan sonra başlandı. Gebeler sağlıklı gebeler (Grup 1, n = 30), preeklampsili gebeler (Grup 2, n = 30) ve ağır preeklampsili gebeler (Grup 3, n = 30) olarak ayrıldı. Olguların obstetrik ve sosyodemografik özellikleri kayıt edildi. Olgulardan rutin laboratuvar parametrelerini ve Visinin like protein-1 düzeylerini değerlendirmek için kan örnekleri alındı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde SPSS 22.0 programı kullanıldı. Veriler ortalama ± SD (ortalama±standartsapma) olarak ifade edildi. Verilerin normal dağılımını test etmek için KolmogorovSmirnov testi, grup varyanslarının homojenliğini test etmek için Levene testi ve gruplar arasındaki farkların anlamlılığını belirlemek için Kruskall-Wallis varyans analizi yapıldı. Anlamlı olarak farklı bulunan değerler için (p < 0,05) gruplar Mann-Whitney U (MWU) testi kullanılarak ikili olarak karşılaştırıldı. Anlamlılık artışını önlemek için Bonferroni düzeltmesi yapılmıştır. p < 0,017 değeri anlamlı olarak kabul edildi. Visinin like protein-1 düzeyleri Grup 1'de 10,23±7,98 ng/ml, Grup 2'de 7,91±4,97 ng/ml, Grup 3'de 24,75±18,27 ng/ml olup, Gruplar karşılaştırıldığında Visinin like protein-1 düzeylerinin Grup 1 ve Grup 2'ye göre Grup 3'de anlamlı olarak farklı olduğu izlendi (p < 0,017, MWU testi). Şiddetli özellikler gösteren preeklampside Visinin like protein-1 düzeylerinin kontrol ve preeklampsi grubuna göre anlamlı olarak yüksek olduğu bulundu. Bu çalışma visinin like protein-1'in preeklampsinin fizyopatolojisinde rol alabileceğini göstermektedir. Bu veriler ışığında visinin like protein-1'in şiddetli preeklampsinin tanı ve tedavisinde kullanımı düşünülebilir. Anahtar kelimeler: Visinin like protein 1, preeklampsi, gebe, hücresel göç ve invazyon

GebelikGebelik komplikasyonlarıHücre hareketleri+3
Neslihan Aslan
Fırat University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Preeklampsili gebe yönetiminde simülasyon yönteminin hemşirelik öğrencilerinin bilgi, eleştirel düşünme ve klinik karar verme düzeyine etkisi

Bu araştırma; preeklampsili gebe yönetiminde hemşirelik öğrencilerinin bilgi, eleştirel düşünme ve klinik karar verme düzeyine senaryo temelli YGS yönteminin etkisinin değerlendirilmesi ve öğrencilerin YGS yöntemine ilişkin görüşlerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem tipinde randomize kontrollü bir müdahale araştırmasıdır. Araştırmanın örneklemini 2017-2018 öğretim yılı güz döneminde Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nin Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği dersine kayıtlı 107 öğrenci (müdahale=53, kontrol=54) oluşturmuştur. Örneklem grubunda yer alan öğrenciler randomize olarak müdahale ve kontrol grubuna ayrılmıştır. Tüm öğrenciler "Preeklampsili Gebe Yönetimi Eğitimi"ne katılmış, eğitimden sonra müdahale grubuna senaryo temelli YGS yöntemi uygulanmış, kontrol grubuna ise simülasyon yöntemi uygulanmamıştır. Araştırmanın nicel verileri; Öğrencilerin Tanıtıcı Özellikleri ile İlgili Veri Toplama Formu, Bilgi Değerlendirme Formu, California Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği, Hemşirelikte Klinik Karar Verme Ölçeği ve Simülasyon Tasarım Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın nitel verileri müdahale grubundaki öğrenciler ile Yarı Yapılandırılmış Odak Grup Görüşme Formu kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama formları eğitim öncesinde, YGS uygulaması sonrasında ve YGS uygulamasından 1 ay sonra uygulanmıştır. Müdahale grubunda yer alan öğrencilere simülasyon uygulaması sırasında "Preeklampsili Gebe Simülasyon Uygulaması Formu" uygulanmıştır. Nicel verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik, sayılar, ortalama, ki kare, bağımsız gruplarda t-testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon testi, Friedman Testi ve korelasyon analizi; nitel verilerin değerlendirilmesinde içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmada, preeklampsili gebe yönetimi eğitiminde YGS yönteminin öğrencilerin bilgi düzeyi (p<0.001), bilgi kalıcılığı (p<0.001), eleştirel düşünme eğilimi (p<0.05) ve klinik karar verme düzeyi (p<0.05) toplam puan ortalamalarını anlamlı düzeyde artırdığı ve öğrencilerin YGS yöntemiyle ilgili pozitif düşüncelerinin olduğu belirlenmiştir. Müdahaleden sonra gerçekleştirilen odak grup görüşmelerinde ortaya çıkan beş tema ise; öğrenmenin geliştirilmesi, teorik bilginin uygulamaya aktarılması, karar verme becerisi ve özgüven kazanma, mesleki role hazırlanma ve önerilerdir. Araştırmanın sonucunda, preeklampsili gebe yönetimi eğitiminde YGS yönteminin kullanılması ve lisans hemşirelik eğitim müfredatına entegre edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bilişsel beceri, eleştirel düşünme, hemşirelik öğrencileri, klinik karar verme, preeklampsi, simülasyon eğitimi, yüksek gerçekli simülasyon.

BenzetimBilgiBiliş+5
Ayşe Akalın
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Plasental yetmezlikle komplike gebeliklerde bir biyomarker olarak kisspeptinin rolünün kesitsel olarak değerlendirilmesi

AMAÇ: Çalışmamızın amacı sağlıklı gebe ve plasental yetmezliğin preeklampsi, fetal gelişim kısıtlılığı gibi sonuçlarının gelişmiş olduğu gebelerdeki kisspeptin-10 serum konsantrasyonlarını karşılaştırarak plasental yetmezlik ile komplike olan gebeliklerle ilişkisini ortaya koymak ve bu sonuçları öngörmede faydalı bir marker olup olmadığını saptamaktır. GEREÇ VE YÖNTEMLER: Çalışma kesitsel bir çalışma olarak dizayn edilmiştir. Çalışmada olgular Ocak 2018 – Ocak 2019 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran gebeler arasından seçilmiştir. Çalışma grubu 40 adet preeklampsi ve/veya FGK bulunan gebeden ve 40 adet izleminde herhangi bir sorun görülmeyen toplam 80 gebeden oluşmaktadır. Kisspeptin düzeyleri ELISA yöntemi ile belirlenmiştir. İstatistik çalışmalar SPSS 21.0 ile gerçekleştirilmiştir. BULGULAR: Kisspeptin düzeyleri hasta grubunda 37.45 (5.80 – 1087.59) ng/L, kontrol grubunda 46.79 (1.10 – 1075.77) ng/L olarak bulundu. Hasta grubunda ortalama kisspeptin düzeyi kontrol grubuna göre daha düşük olarak saptandı ancak hasta ve kontrol grupları arasında serum kisspeptin seviyeleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p=0,358). Korelasyon analizi ile yapılan değerlendirmede hasta grubunda Kisspeptin düzeyi ile 1. ve 5. dk Apgar skorları arasında pozitif korelasyon (sırasıyla; r 0,412** , r 0,372**) tespit edildi. 1. dakika ve 5. dakika Apgar skorlarının düşük (Apgar<7) olmasına göre bebekler ayrıca değerlendirildiğinde; 1.dakika düşük Apgar skoru için serum Kisspeptin düzeyinin eşik değeri 30,64 ng/L seçildiğinde testin özgüllüğü % 76.9 ve duyarlılığı % 74.63 olarak saptandı (p=0,0006). Benzer şekilde 5.dakika düşük Apgar skoru için serum Kisspeptin düzeyinin eşik değeri 30,64 ng/L seçildiğinde testin özgüllüğü % 63.1 ve duyarlılığı % 75.4 bulundu (p=0,0144). SONUÇ: Gebelikte ölçülen kisspeptin seviyelerinin, fetal gelişme kısıtlılığı veya preeklampsi gibi zayıf plasentasyonla ilişkili gebeliklerin öngörülmesinde bir belirteç olarak yararlı olup olmadığının belirlenmesi için, daha fazla sayıda olgu içeren daha ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.

BiyobelirteçlerFetal gelişme geriliğiGebelik+6
İlknur Saide Kıngır
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklampsili gebelerde serum 8-hidrodeoksi-guanosin seviyelerinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı preeklampsi erken tanısı ve oluşumuna yönelik önlemler alınıp, hastalıktan korunulabilmesi için serum 8 Hidrodeoksi guanosin seviyesinin hastalığın gelişimindeki etkisini saptamak, mümkünse preeklampsi oluşumunu engellemeye yönelik önlemler geliştirmekti. Haziran 2013-Haziran 2014 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine başvuran 25-41 gebelik haftalarında, 22 ağır preeklamptik, 18 hafif preeklamptik ve 40 sağlıklı gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Gruplar demografik değişkenler olan yaş, kan basıncı, gestasyonel hafta, fetal doğum ağırlığı, laboratuar parametreleri, vücut kitle indeksi(VKİ) ve serum 8 hidrodeoksi guanosin düzeyleri açısından karşılaştırıldı. 8 hidrodeoksi guanosin düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. İstatistiksel olarak değerlendirme ofdata Mann Whitney-U testi ve Student t testi uygulandı. P <0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Hafif-ağır preeklamptik gruplar ile kontrol grubu 8-OHdG seviyeleri karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.208). Hg, trombosit, beyaz küre, yaş ve VKİ seviyeleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Nullipar gebelerde hafif ve şiddetli preeklampsi insidansı yüksek bulundu (p=0.013). Hafif preeklampsi grubunda 8 HDOG değerleri yaş ve TİT ile pozitif yönde orta şiddette korelasyon saptanmıştır (yaş; r=0,414, p=0,087, TİT= r=0,426, p=0,078). Şiddetli preeklampsi grubunda 8 HDOG değerleri ile kreatin arasında pozitif yönde orta şiddette korelasyon saptanmıştır (r=0,450 p=0,036). Preeklampsi etyopatogenezinde serum 8-OH-dG seviyesinin rolünü ve yerini değerlendiren ilk çalışmadır. Çalışmamızdaki sonuçlar; preeklampsi öngörüsünde 8- OH-dG'in şimdilik rutin kullanılmayacağını göstermiştir. Ancak serum dışı örnekler kullanılarak yeni ve daha geniş çalışmaların yapılması uygun olacaktır. Anahtar Kelimeler: Şiddetli Preeklampsi, Hafif Preeklampsi, 8- Hidroksi-2- Deoksiguanozin, Oksidatif Stress.

8-hidroksi deoksiguanozinGebelikOksidatif stres+1
Sezen Akıncı
Gaziantep University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Preeklampsili gebelerde oksidatif/nitrozatif stresin araştırılması

Bu çalışmamızın amacı okisdatif/nitrozatif stresin ve lipit peroksidasyonunun preeklampsili hastalar üzerine etkisini ve bunların hastalığın şiddetiyle olan ilişkisini incelemektir. 2014- Ekim- 2015 Şubat tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine başvuran 25-41 gebelik haftalarında, 22 şiddetli preeklamptik (ŞPE), 18 hafif preeklamptik (HPE) ve 28 sağlıklı gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Gruplar demografik değişkenler olan yaş, kan basıncı, gestasyonel hafta, fetal doğum ağırlığı, laboratuar parametreleri; sistolik ve diyastolik kan basıncı ve biyokimyasal değerler; serum peroxinitrit (ONOO–), nitrik oksit (NO●), malondialdehit (MDA) seviyeleri, nitrik oksit sentaz (NOS), ksantin oksidaz (XO) ve süperoksit dismutaz (SOD) activiteleri ölçüldü. Serum peroksinitrit, NO●, MDA seviyeleri, NOS, XO ve SOD aktiviteleri önemli ölçüde HPE ve ŞPE'li hastalarda kontrol grubu hastalarına göre daha yüksekti. Non-enzimatik süperoksit radikali temizleme aktivitesi (NSSA), HPE ve ŞPE guruplarındaki hastalarda kontrol grubu hastalarına göre daha düşüktü. Sistolik ve diyastolik kan basıncı HPE ve ŞPE gruplarındaki hastalarda kontrol grubu hastalarına göre daha yüksekti. Tüm gruplarda TSSA aktivitesi birbirine benzerlik gösterdi ve herhangi bir istatistiksel fark gözlenmedi. Malondialdehit seviyesi ŞPE grubunda HPE grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksekti. Son olarak XO, NOS aktiviteleri ve NO● seviyeleri ŞPE'li grupta HPE'li gruba oranla daha düşüktü. Sonuçlarımız oksidatif ve nitrozatif stresin preeklampsinin patogenezinde önemli bir faktör olabileceğini önermektedir. Antoksidanların yüksek olduğu bir diyetle beslenmek hastalara faydalı olabilir.

GebelikMalondialdehitNitrik oksit+3
Ayşe Taşcan
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Preeklampsili hastaların göbek kordonunda anjiyogenezisin araştırılması

Bu tez çalışmasında preeklampsili hastaların göbek kordonunda anjiyogenezisin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda doğum yapan 45 kadından alınan göbek kodonlarında yapılmıştır. Kadınlardan 30'u preeklampsi (15'i hafif, 15'i şiddetli) teşhisi konmuş, 15'i de herhangi bir hastalığı olmayan (kontrol grubu) kadınlardı. Doğumu takiben alınan göbek kordonu parçaları histolojik inceleme için takibe alındı. Hazırlanan preparatlar hematoksilen eozin ve Masson trikrom boyaları ile boyanarak histopatolojik gözlemler ve ölçümler yapıldı. Ayrıca VEGF ve CD34 yoğunluğunu tespit etmek için immünohistokimyasal boyamalar kullanıldı. Çalışmada preeklamptik hastalarda VEGF'nin arttığı, buna karşılık CD34 açısından preeklamptik gebeler ile normal gebeler arasında farklılık olmadığı tespit edildi. Aynı zamanda preeklamptik gebelerin umblikal arter duvar kalınlığı ve umblikal ven lümen çapları kontrol grubuna göre artmıştı. Buna karşılık umblikal arter lümen çapı ve umblikal ven duvar kalınlığı preeklampsili gruplarda azalmıştı. Preeklampsili gebelerin umblikal arterlerinde kollajen içeriği de artmıştı. VEGF ve kollajen oranının preeklamptik gebelerde arttığı, CD34 açısından ise preeklamptik ve normal gebeler arasında bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, biz preeklampside hipoksinin VEGF'yi ve dolayısıyla anjiyogenezisi arttırdığını ve umblikal damarlardaki kollajen oranındaki değişmenin ise enzimatik değişikliklere bağlı olabileceğini düşündük.

Anjiyogenez inhibitörleriGebelikGenler+3
Emel Uçar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Pre-eklamptik ve eklamptik gebelerde bazı humoral faktörlerin araştırılması

ÖZET Preeklampsi ve eklampsi gebeliğin en ağır komplikasyonlarmdandır. Anne ve bebek mortalite nedenlerinin başında yer almaktadırlar. Bu çalışmada bu hastaların serumlarında olayın patogenezinde etkin olabilecek humoral bir faktörün varlığı araştırıldı. Yine bu hastaların plazmalarında da var olan bazı hümoral faktörlerin doğum öncesi ve sonrası miktarları belirlendi. Ayrıca aynı hasta grubunun doğum öncesi ve sonrası trombosit sayısındaki değişiklikler saptandı. Yukardaki bütün parametreler normal gebelerle karşılaştırılarak çalışıldı. Pre-eklamptik ve eklamptik gebeler ile normal gebelerin doğum öncesi serumlarında absorbsiyon işlemini takiben yapılan elektroforez testlerinde normal protein bandlarından farklı herhangi bir band gözlenmedi. Belki de etiopatogenezde etkin olan hümoral bir faktör hastalığın herhangi bir döneminde ortaya çıkmakta ancak, bu dönemi saptamanın zorluğu nedeniyle gözelnememektedir. Bu çalışmada ve bu konuda yapılan çalışmaların çoğunda pre- ejclampsili ve eklampsili hastaların doğum öncesi plazma fibronectin, PF-4 ve B-TG düzeylerinin normal gebelere oranla arttığı saptanmıştır. Bu parametreler ile ilgili bulguların tüm 50çalışmalarda uygunluk göstermesi bu hastalarda muhtemelen trombosit aktivasyonunun ve dolayısıyla pıhtılaşma olayının artmış olabileceğini düşündürmektedir. Yine bu çalışmada pre-eklampsili ve eklampsili hastaların doğum öncesi ve sonrası trombosit sayısının normal değerden düşük olduğu gözlendi. Bu da pre-eklampsili ve eklampisili gebelerde trombositopeninin var olduğunu, ancak bu azalmanın kemik iliğindeki hızlı tromsosit üretimi ile maskelendiği kanısını uyandırmaktadır. 51

EklampsiGebelikPreeklampsi
Salih Çetiner
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1992
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of nurses' skills regarding the care of eclamptic women in Babylon city/Iraq

Eclampsia is the development of convulsions in a pregnant or postpartum woman diagnosed with preeclampsia. The study aims to assess nurses' skills in the care of an eclamptic woman and find out the relationship between nurses' skills regarding the care of eclamptic women and demographic data such as age, resident, education level, place of work, and year of experience. A descriptive study was conducted in Babylon city among 200 nurses working in (Babel Maternity and Children Hospital and Imam Al-Sadiq Hospital in Babylon city/Iraq), and they were selected using G Power Analysis. Introductory Information Form and 'Evaluation of Nurses' Skills regarding Eclampsia Scale' were used to collect data. The mean score of immediate management of eclampsia was 47.81±5.51, monitoring women with eclampsia – Hourly score was 25.84±3.54, and the overall skills score was 73.65±8.12. A statistically significant relationship was found between nurses' skills and education levels (p<0.005). It was determined that nurses with higher education levels had higher scores. The study finding concluded that nurses have average practice in immediate management of eclampsia and monitor women with eclampsia hourly. In this context, nurses should be given educational lessons about high pressure during pregnancy, signs and symptoms, and how to deal with high pressure. Women should be educated about the complications of high blood pressure and epilepsy. Practices related to the care of women with eclampsia should be carried out for nurses.

BabylonianEclampsiaPregnancy+5
Huda Abdulhusseın Kadhım Jmaıawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

An investigation of the role of folic acid supplementation in some biochemical changes during preeclampsia

After 20 weeks of gestation, preeclampsia is diagnosed when the mother experiences high blood pressure for the first time (systolic blood pressure of 140, diastolic blood pressure of 90) in two events, at least 6 hours apart). However, the stressed female can be affected in up to 10% of pregnancies in non-industrialized countries. The importance of folic acid has emerged recently. This research looked at how preeclampsia relates to folic acid intake and serum levels. Fifty women with different stages of disease will be studied, along with fifty healthy controls of similar age, gender and BMI. Fasting blood glucose, albumin, urea, and creatinine levels were tested. Patients diagnosed with pre-eclampsia who received a long-term folic acid vaccine would make up the first of the three study groups and the second group would consist of 25 women with IBD who had not been vaccinated against folic acid. The third group consisted of 25 pregnant women who were healthy throughout their pregnancy and had a good absorption of folic acid. The following are the instruments to be used following the code and method of operation specified by the manufacturer and exporter, a water bath, a visible spectrophotometer, and an electrolyte meter.

AlbuminsKidney function testsElectrolytes+2
Safa Shattı Okab Okab
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fetal trombofilinin preeklampsi ve intrauterin büyüme geriliği olgularında etkisi

Amaç: Amacımız preeklampsi ve intrauterin büyüme geriliği olgularında maternal ve fetal trombofili aranarak bu hastalıkların oluşumundaki etkilerini araştırmaktır.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Mart 2007- Şubat 2008 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'na başvuran 50'si çalışma grubu 50'si sağlıklı olmak üzere toplam 100 gebe dahil edildi. Çalışma grubu da preeklamptik grup (39 hasta) ve preeklampsi+IUGR grubu (11 hasta) olarak 2 alt gruba ayrıldı.Doğum sırasında tüm annelerden B12, folik asit, homosistein ve Faktör V Leiden, MTHFR 667, MTHFR 1298, Protrombin 20210 mutasyonları, bebekten de fetal kordondan kan alınarak Faktör V Leiden, MTHFR 667, MTHFR 1298, Protrombin 20210 mutasyonları çalışıldı.Sonuçlar: Çalışma grubu ile kontrol grubu incelendiğinde anne yaşı (p=0,329), gebelik sayısı (p=0,239) ve doğum sayısı (p=0,679) açısından istatistiksel olarak farklılık gözlenmemiştir. Ancak gebelik haftası (p<0.001) ve doğum ağırlığı (p<0.001) açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Çalışma ve kontrol grubundaki gebelerin serum B12, folat ve homosistein seviyeleri karşılaştırıldığında serum B12 (p=0,124) ve folat (p=0,609) düzeylerinde istatistiksel olarak fark saptanmamış ancak homosistein (p<0.001) seviyeleri arasında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Çalışma grubu ve kontrol grubu arasında hem maternal hem de fetal Faktör V Leiden, MTHFR 667, MTHFR 1298, Protrombin 20210 mutasyonlarının sıklığı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı.Yorum: Homosistein seviyeleri çalışma grubunda kontrol grubuna göre yüksek saptanmasına rağmen, maternal ve fetal Faktör V Leiden, MTHFR 667, MTHFR 1298, Protrombin 20210 mutasyonları gibi kalıtsal trombofililer ile preeklampsi ve intrauterin büyüme geriliği arasında ilişki bulmadık.Anahtar kelimeler: Fetal trombofili, maternal trombofili, preeklampsi, intrauterin büyüme geriliği.

Fetal gelişme geriliğiHipertansiyonKan pıhtılaşması+2
Meliz Onbaşıoğlu
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklamptik gebelerde prepartum dönemde maternal serum vasküler hücre adezyon molekülü 1 ve fibronektin düzeyleri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, preeklampsi patogenezinde Vasküler Hücre Adezyon Molekülü ve Fibronektin'in rollerini ortaya koymak olup bu sebeple prepartum dönemde plazma seviyeleri ölçülmüştürGereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Perinatoloji Kliniğine 01.03.2008 ? 01.03.2009 tarihleri arasında başvuran 80 preeklamptik gebe çalışmaya alındı. Tüm preeklamptik hastlar perinatoloji servisine yatırılıp izlendi. Aynı gebelik haftasındaki 80 normotansif gebe de kontrol grubu olarak alındı. Vasküler Hücre Adezyon Molekülü 1 ve Fibronektin düzeyleri Enzyme Linked Immunosorbent Assay yöntemi ile ölçüldüBulgular: Preeklamptik gebelerde kontrol grubu ile karşılaştırıldığında plazma Vasküler Hücre Adezyon Molekülü 1 ve fibronektin değerleri anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla P:0,043 ve 0,0001). Preeklamptik gebelerde, plazma fibronektin ve Vasküler Hücre Adezyon Molekülü 1 konsantrasyonları ve sistolik- diastolik kan basıncı değerleri arasında pozitif korelasyon saptandı ve ayrıca doğumda gebelik haftası ve bebek ağırlığı değerleri ile sistolik ?diastolik kan basıncı değerleri arasında negatif korelasyon saptandıSonuç: Biz çalışmamızda Vasküler Hücre Adezyon Molekülü 1 ve Fibronektin değerleri ile preeklampsi patofizyolojisi arasında ilişki olduğunu saptadık. Yükselmiş Vasküler Hücre Adezyon Molekülü 1 ve fibronektin değerlerinin endotel disfonksiyonu ile ilişkili olduğunu saptamamıza rağmen her iki molekülün preeklampsi patogenezindeki spesifik rollerinin ortaya konabilmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardırAnahtar Sözcükler: Vasküler Hücre Adezyon Molekülü, Fibronektin, Preeklampsi, Gebelik.

Adezyon molekülleriFibronektinlerGebelik+2
Eren Doğan
Çukurova University
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Preeklampsi hastalarında interlökin 10 geni promotor (2849 A-G) ve anjiyotensin dönüştürücü enzim geni intron 16 insersiyon/delesyon polimorfizmlerinin ve genotip dağılımlarının araştırılması

Preeklampsi, patofizyolojisinde plasental, maternal, immün ve genetik faktörlerin önemli rol oynadığı düşünülen, hipertansiyon ve proteinüri ile karakterize multifaktöriyel bir hastalıktır. Preeklampsi oluşumunu birçok çevresel faktör yanında genetik yapının da etkilediği ve birçok aday genin varlığı rapor edilmiştir. Ancak bu genlerin birbirleri ve çevresel etkenlerle olan etkileşimleri ile preeklampsi üzerine olan etkileri halen anlaşılmış değildir.Bu çalışmada, 126 preeklamptik ve 116 normal gebe kadın, preeklampsi ile interlökin-10 (IL-10) 2849 promotor ve anjiyotensin dönüştürücü enzim (ADE) geni intron 16 insersiyon/delesyon (I/D) polimorfizmleri arasındaki ilişki bakımından araştırılmıştır. Ayrıca çalışmamızda bu polimorfizmlere ait genotip ve allel frekanslarının normal ve preeklamptik olgulardaki dağılımı incelenmiştir.Çalışma sonuçlarımıza göre preeklamptik ve normal gebe kadınlar genotip frekansları bakımından karşılaştırıldığında anlamlı bir fark belirlenmiştir. IL-10 geni 2849 promotor polimorfizmi bakımından preeklamptik kadınlarda; AA genotipine sahip olguların normal gebe kadınlardan daha yüksek olduğu saptanmış (p=0,030), GG genotipi ile preeklampsi arasında ise bir ilişki saptanamamıştır. ADE geni I/D polimorfizminde kodominant, dominant ve resesif modeller uygulanmış ve kodominant modeli bakımından preeklamptik kadınlarda; DD genotipine sahip olguların normal gebe kadınlardan daha yüksek olduğu saptanmış (p=0,016),ancak II genotipi ile preeklampsi arasında bir ilişki saptanmamıştır. Dominant modelde de (DD, II+DI) DD genotipi ile preeklampsi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p=0,006). Resesif modelde ise II genotipi ile preeklampsi arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p=0,977). IL-10 geni 2849 promotor polimorfizmi için, G allel frekansı hasta grubunda %85.7 bulunurken kontrol grubunda %87.5 olarak (p=0,564), ADE geni I/D polimorfizmi için D alleli hasta grubunda %64.6 bulunurken kontrol grubunda %56.1 olarak bulunmuştur (p=0,062). Preeklamptik ve normal gebe kadınlar allel frekansları bakımından karşılaştırıldığında anlamlı bir fark belirlenememiştir.

Anjiyotensin konverting enzimGebelikGenler+5
Ceyhun Bereketoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklamptik gebelerde iv. Magnezyum Sülfat tedavisinin Bupivakain ile oluşturulan spinal anesteziye etkisi

Çalışmamızda normal ve preeklamptik gebelerde i.v. magnezyum sülfat tedavisinin amid grubu bir lokal anestezik olan bupivakain ile oluşturulan spinal anesteziye etikileri araştırıldıSağlık Bakanlığı Etik kurul onayı alınarak çalışmamıza spinal anestezi altında elektif sezaryen operasyonu ile doğum yapacak olan 32 si normal sağlıklı ve 32 si preeklampsi tanısı almış toplam 64 gebe alındı. Normal ve preeklamptik gebeler; i.v. magnezyum sülfat tedavisi alan ve almayan olmak üzere toplam 4 gruba ayrıldı. Buna göre I. Grubu (n=16) % 5 dekstroz infüzyonu alan normal gebeler, II. Grubu (n=16) İ.V. Magnezyum sülfat infüzyonu alan normal gebeler, III. Grubu (n=16) % 5 dekstroz infüzyonu alan preeklamptik gebeler ve IV. Grubu (n=16) İ.V. Magnezyum sülfat infüzyonu alan preeklamptik gebeler oluşturdu. Tüm gruplara 12,5 mg % 0,5 hiperbarik bupivakain ile T3-4 aralığından spinal anestezi uygulandı. Gebelerde intraoperatif ve postoperatif hemodinamik değişkenler, sensoriyel blok süreleri, sensoriyel ve motor blok başlama süreleri, maksimum sensoryel blok seviyesi ve maksimum blok seviyesine ulaşma süreleri, bromage skorunun gerileme süreleri, intraopretif analjezik ve efedrin gereksinimleri, anestezi kalitesi, ve spinal anestezi süreleri ile kan ve BOS magnezyum düzeyleri ölçülerek kaydedildi.Kan ve BOS magnezyum düzeyleri magnezyum tedavisi alan preeklamptik gebelerde almayan gruplara göre önemli derecede yüksek bulundu (p<0.01). Sistolik ve diastolik arter basınçları preoperatif, intraoperatif 1., 5., 15., 30. dakikalarda Grup III ve Grup IV'de Grup I ve Grup II'ye göre istatiksel olarak yüksek bulundu (p<0.05). Sensoryel ve motor blok başlangıç sürelerinin magnezyum tedavisi uygulanan Grup II ve Grup IV de Grup I ve Grup III'e göre önemli derecede uzun, anestezi sürelerinin ise daha kısa olduğu belirlendi (p<0.05). Magnezyum sülfat tedavisi alan preeklamptik gebelerde almayan gruplara göre anestezi kalitesi benzer ancak ek analjezik ihtiyacı önemli derecede daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). İV. magnezyum sülfat tedavisinin bupivakain ile oluşturulan spinal anestezide sensoryel ve motor blok başlangıç sürelerini uzattığı, anestezi süresini kısalttığı ve dolayısıyla erken analjezik ihtiyaca neden olduğu kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Spinal anestezi, magnezyum sülfat, preeklampsi

AnesteziAnestezi-spinalBupivakain+3
Mustafa Atcı
Çukurova University
2010
00

Related subjects