Qualitative research
122 theses under this subject heading
Ameliyathane çalışanlarının ekip çalışmasına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi: Nitel bir çalışma
Araştırma, ameliyathane çalışanlarının, ekip çalışmasına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla nitel olarak yapıldı. Araştırma, Tekirdağ'da bulunan T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir devlet hastanesinde Kasım 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma evrenini, çalışma yapılacak olan hastanenin ameliyathanelerinde çalışan 18'i ameliyathane hemşiresi, 6'sı anestezi uzmanı ve 20'si cerrah olmak üzere toplam 44 ameliyathane çalışanı oluşturdu. Araştırmaya, ölçüt örnekleme yöntemine göre seçilen toplamda 20 ameliyathane çalışanı dahil oldu. Veri toplama aracı olarak açık uçlu 11 sorudan oluşan ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' kullanıldı. Verilerin analizinde tematik analiz yöntemi çerçevesinde MAXQDA 2020 programı kullanıldı. Ameliyathanede ekip üyeleri, ekip çalışmasını güven, ortak amaç doğrultusunda birleşmek, iş doyumu, zincirin halkası olmak ve arı kovanındaki arılar gibi birlikte çalışmak olarak tanımladılar. Ekip çalışmasını etkileyen, bireylere ilişkin faktörler; mesleki deneyim, empati yapabilmek, fikirlerini açıkça söyleyebilmek, duygular, konuşma tarzı/aksanlı konuşma, yaş, cinsiyet farklılıkları ve stres yönetimi becerisi, ekibe ilişkin faktörler; durumsal farkındalık, liderlik, eş güdümlü çalışmak, iş birliği, hiyerarşi, ameliyat öncesi kısa toplantıların (brifing) yapılması, iletişim, ekip üyelerine aşinalık ve yıkıcı davranışlar, çevresel faktörler; ameliyathane trafiğinin yoğun olması, ameliyathanenin sıcaklığı, cerrahi aydınlatma, ameliyathanedeki fiziki alan yetersizlikleri, gürültü, vakanın acil veya elektif oluşu, yönetime ilişkin faktörler; uzun çalışma saatleri, gelir adaletsizliği, ödüllendirme/destekleme, ekipman eksikliği ve çalışan sayısında eksikliktir. COVID-19 pandemi sürecinde çalışanların anksiyete yaşamaları, iş yükünün artması, kişisel koruyucu ekipmanların kullanılması, ekip üyelerinin farklı birimlerde görevlendirilmesi nedenleriyle ekip çalışması olumsuz olarak etkilenmiştir.
Çalışan ve lider perspektifinden uzaktan çalışma sürecinde öne çıkan liderlik özellikleri
Bu çalışma, Türkiye genelinde faaliyet gösteren bilişim sektöründen 22 katılımcının uzaktan çalışma süreçlerindeki liderlik deneyimlerini anlamayı amaçlamaktadır. Katılımcılar, 16 çalışan ve 6 liderden oluşmaktadır. Örneklem, ölçüt örnekleme yöntemiyle seçilmiş olup katılımcıların hem yüz yüze hem de uzaktan çalışma deneyimine sahip olmalarına dikkat edilmiştir. Çalışma, betimleyici fenomenolojik bir yaklaşımla tasarlanmış ve nitel veri toplama yöntemi olarak yarı yapılandırılmış görüşmeler kullanılmıştır. Görüşmeler, 10 Nisan 2024 ile 4 Ağustos 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş ve veriler MAXQDA 2024 yazılımı ile analiz edilmiştir. Araştırmada liderlik yetkinliklerine ilişkin liderlik becerileri, ekip içindeki lider rolleri, kriz yönetimi ve esnek çalışma koşullarına uyum olmak üzere dört tema ortaya çıkmıştır. Elde edilen bulgular, uzaktan çalışmanın liderlerin esneklik, dijital iletişim becerileri ve destekleyici liderlik özelliklerini ön plana çıkardığını göstermektedir. Liderler ve çalışanlar arasında algısal farklılıklar dikkat çekmiştir; çalışanlar liderlerden daha fazla empati, destek ve erişilebilirlik beklerken, liderler daha fazla inisiyatif ve öz disiplin talep etmektedir. Tüm bunlara paralel olarak uzaktan çalışmanın liderlik yaklaşımlarını yeniden şekillendirdiği ve bu süreçte liderlik becerilerinin adaptasyonunun kritik bir önem taşıdığı gözlenmiştir. Araştırma kapsamında, bilişim sektöründe liderlik algılarının dönüşümüne dair önemli bir perspektif keşfedilmiş ve liderlerin değişen iş ortamlarına uyum sağlayabilmesi için yeni yetkinlikler elde etmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Sağlıklı yaşam motivasyonu: Güdüleyici unsurların çok boyutlu incelenmesi ve ölçek geliştirme çalışması
Bu araştırmanın amacı, bireylerin sağlıklı yaşam motivasyonunu etkileyen faktörleri belirlemek ve bu faktörler doğrultusunda bireylerin sağlıklı yaşam motivasyonunu ölçen geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Bu bağlamda bu araştırma, keşfedici sıralı desen ile nitel ve nicel aşamaları içeren bir karma yöntem araştırması olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında, fenomenolojik desen benimsenerek bireylerin sağlıklı yaşama yönelik motivasyonlarını anlamaya odaklanılmıştır. Bu kapsamda, sağlıklı yaşam davranışlarını benimseyen 18 bireyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan tematik analiz sonucunda, "Sağlıklı Yaşama Motive Eden Unsurlar", "Sağlıklı Yaşama Motive Eden Dürtüler" ve "Sağlıklı Yaşamın Yansımaları" olmak üzere üç kapsayıcı tema ortaya konmuştur. Sağlıklı Yaşama Motive Eden Unsurlar temasında, bireylerin gelecek kaygısı, fiziksel sağlıklarını koruma, psikolojik iyi oluşlarını artırma, sosyal çevrelerinden destek görme ve sosyal olarak beğenilme gibi faktörlerden etkilendikleri belirlenmiştir. Sağlıklı Yaşama Motive Eden Dürtüler kapsamında, bireylerin sağlıklı yaşamı benimsemelerinde geçmiş hastalıkları, olumsuz geçmiş yaşantıları, aile, arkadaş ve sağlıksız insanlar gibi motivasyon faktörleri sağlıklı yaşamı benimseme kararlarını doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer almıştır. Sağlıklı Yaşamın Yansımaları temasında ise, sağlıklı yaşam davranışlarının bireyler üzerindeki olumlu etkileri ortaya konmuştur. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdüren bireylerin fiziksel sağlıklarının güçlendiği, sosyal ilişkilerinde daha aktif oldukları ve psikolojik olarak kendilerini daha iyi hissettikleri görülmüştür. Ayrıca, sağlıklı yaşamın bireylere özgüven kazandırdığı, özsaygılarını artırdığı ve genel yaşam kalitelerini olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Bu temalar, bireylerin sağlıklı yaşamı benimseme süreçlerini, hangi faktörlerden etkilendiklerini ve bu sürecin sonuçlarını ortaya koyarak ölçek geliştirme sürecine temel oluşturmuştur. Bu kapsamda araştırmanın ikinci aşamasında, nitel aşamada elde edilen bulgular ışığında Sağlıklı Yaşam Motivasyonu Ölçeği (SYMÖ) geliştirilmiştir. SYMÖ'nün geliştirilmesi için üç farklı örneklemde beş farklı çalışma grubu olmak üzere toplam 976 bireyden veri toplanmıştır. Birinci grupta pilot çalışma için 50 bireye, ikinci grupta Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) ve güvenirlik analizi için 474 bireye, üçüncü grupta Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), madde analizi ve madde tepki kuramı için 271 akademisyene, dördüncü grupta ölçüt bağıntı geçerliği için 172 üniversite öğrencisine ve dördüncü grupta test-tekrar test için 50 katılımcıya ulaşılmıştır. Gerçekleştirilen tüm analizlerin sonucunda 4 alt boyuttan ve 18 maddeden oluşan SYMÖ geliştirilmiştir. Elde edilen tüm bulgular, alan yazın ışığında tartışılarak yorumlanmıştır. Sağlıklı yaşam davranışlarının sürdürülebilmesi için motivasyon kaynaklarını anlamanın önemi vurgulanarak, sağlık politikaları, toplumsal eğitim programları ve bireysel müdahalelere yönelik stratejiler geliştirilmesi için uygulayıcılara ve araştırmacılara dair öneriler sunulmuştur. Bu araştırma, bireylerin sağlıklı yaşam davranışlarını anlamaya ve desteklemeye yönelik çalışmalara rehberlik edecektir.
Hastanede COVID-19 tedavisi görmüş sağlık çalışanlarının hastalık deneyimlerinin incelenmesi
Sağlık çalışanları, pandemi sürecinde COVID-19 vakalarının merkezinde yer almış ve yüksek enfeksiyon riskiyle karşı karşıya kalmışlardır. COVID-19'un yüksek bulaşıcılığı ve sağlık çalışanlarının hastalarla doğrudan teması, enfeksiyona maruz kalma olasılıklarını önemli ölçüde artırmış ve hastalığa yakalanmalarını kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu çalışmanın amacı COVID-19 hastalığına yakalanan ve hastanelerin klinik ve/veya yoğun bakım servislerinde tedavi görerek yeniden sağlığına kavuşan sağlık çalışanlarının tanı, tedavi ve tedavi sonrası süreçte yaşadıkları deneyimleri derinlemesine incelemektir. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak yürütülen bu çalışmada, sağlık çalışanlarının hastalık sürecinde yaşadıkları deneyimlerin ayrıntılarını ve derinliklerini keşfetmek amacıyla fenomenoloji deseni tercih edilmiştir. Araştırma kapsamında amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt ve kartopu örnekleme yöntemleri kullanılarak 22 sağlık çalışanına ulaşılmıştır. Katılımcılarla yapılan görüşmelerden elde edilen bulgular, tematik analize tabi tutulmuş ve hastanede yatarak tedavi gören sağlık çalışanlarının hastalık deneyimleri: tanı, tedavi ve tedavi sonrası sürece ilişkin deneyimler olmak üzere üç ana tema altında incelenmiştir. Tanı sürecine ilişkin deneyimler sağlık çalışanlarının COVID-19 enfeksiyonuna bağlı olarak geliştirdikleri semptomlar, hastalığa yakalanmalarına yol açan faktörler, pozitif tanısı aldıktan sonraki duygu ve düşünceleri ile çevrelerindeki kişilerin kendilerine karşı sergiledikleri yaklaşımlar çerçevesinde; tedavi sürecine ilişkin deneyimler sağlık çalışanlarının mesleki kimliklerinin tedavi sürecine olan yansımaları, iyileşme sürecini hızlandıran unsurlar çerçevesinde; tedavi sonrası sürece ilişkin deneyimler, sağlık çalışanlarının kişisel yaşantılarında ve mesleki yaşantılarında meydana gelen değişim ve dönüşümler çerçevesinde ele alınarak incelenmiştir. Ayrıca hastalık sürecinde hasta konumuna geçen sağlık çalışanlarının yaşadıkları bu rol değişiminin yansımaları da ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışma sonucunda sağlık çalışanlarının hastane ortamı, aile ortamı ve sosyal ortamlar gibi ortamlarda enfekte hastalarla sürekli temas, koruyucu önlem eksiklikleri ve yoğun çalışma koşulları nedeniyle enfekte oldukları; tanının kendilerinde korku, kaygı, kabullenme, damgalanma endişesi ve yaşam sorgulaması gibi duygusal, bilişsel ve davranışsal etkiler yarattığı; çevrelerinin yaklaşımının destekleyici davranışlardan damgalayıcı tutumlara kadar geniş bir yelpazede şekillendiği; mesleki kimliklerinin, tedavi süreçlerinde hem olumlu hem de olumsuz etkiler yarattığı; iyileşme sürecinde fiziksel sağlığı koruma, çevresel ve manevi destek mekanizmalarından yararlanma, pozitif düşünceyi sürdürme gibi faktörlerin önemli bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Ayrıca hastalığın, sağlık çalışanlarının bireysel yaşamları üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkiler bıraktığı; mesleki yaşamlarında ise hizmet sunum alanlarında ve mesleki tutumlarında dönüşümlere yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık çalışanlarının bu süreçte sağlık hizmeti alıcı rolüne geçmeleri hem sağlık sistemine yönelik bir farkındalık kazanmalarına hem de hasta ihtiyaçlarını daha iyi anlayarak empati becerilerini geliştirmelerine katkı sağlamıştır.
Aile kültürel sağlık sermayesi: Bir temellendirilmiş kuram araştırması
Aile, bireyin yaşamı boyunca edindiği bilgi, tutum ve davranışların temelini oluşturan, eğitimden değer aktarımına, gündelik pratiklerden sağlıkla ilgili alışkanlıkların gelişimine kadar geniş bir etki alanına sahip temel bir toplumsal kurumdur. Bu araştırma, aile kurumunun bireyin sağlık ve hastalık bilgisi ile bu konulara yönelik alışkanlıklarının oluşumundaki rolünü derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden temellendirilmiş kuram deseniyle yürütülen çalışmada, veri toplama aracı olarak literatür ve uzman görüşleri ışığında oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma, ölçüt ve kuramsal örnekleme stratejileri doğrultusunda seçilen, sağlık okuryazarlığı düzeyi yüksek 25 genç yetişkin hemşirelik öğrencisiyle gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonucunda elde edilen 221 sayfa ve 116.471 sözcükten oluşan veri seti Strauss ve Corbin'in (1998) sistematik kuram oluşturma yaklaşımı çerçevesinde MAXQDA yazılımı aracılığıyla açık, eksenel ve seçici kodlama süreçlerine tabi tutulmuştur. Kodlama süreci, Strauss ve Corbin'in (1998) önerdiği koşullu sonuçsal matris temel alınarak yapılandırılmıştır. Elde edilen kuramsal modelin çekirdek kategorisi "anne" olup, sağlıkla ilgili alışkanlıkların aktarımını açıklayan kuramsal yapı annelik deneyimi üzerinden biçimlenen ve bireyin (formal) sağlık okuryazarlığı yoluyla değil de aile içerisindeki sosyalizasyon sürecinde edinerek habitusuna dahil ettiği sermaye biçimi olarak "aile kültürel sağlık sermayesi" şeklinde kavramsallaştırılmıştır. Araştırmada bireylerin ailelerinden edindiği sağlık alışkanlıkları beslenme, tedavi edici, koruyucu ve önleyici, spor ve egzersiz, beden, bağımlılık, hijyen ve kişisel bakım ile uyku olmak üzere sekiz tematik başlık altında sınıflanmıştır. Araştırma bulguları, aile içinde edinilen sağlık davranışlarının bireylerde farklı biçimlerde tezahür ettiğini göstermektedir. Bazı bireyler, ailelerinden edindiği sağlık pratiklerini sorgulamayıp fakat benimseyerek normatif bir aktarım biçimi sergilerken, bazıları bu pratikleri modern sağlık bilgisi ve bireysel deneyimle harmanlayarak melez bir yapıya dönüştürmektedir. Öte yandan, ailesinden edindiği sağlık davranışlarını eleştirel bir süzgeçten geçirerek sürdürülemez bulan bireylerde ise bu aktarımlar reddetme hâline gelmekte ve uygulamadan çıkarılmaktadır. Bulgular, ailenin sağlık davranışlarının kuşaklar arası aktarımında hem bilgi sağlayan hem de değer ve normları yeniden üreten ve bireysel sağlık pratiklerini biçimlendiren etkin bir aktör olduğunu göstermektedir. Temelini anneden alan aile kültürel sağlık sermayesi, toplumsal cinsiyet rolleri ve kültürel normlar doğrultusunda şekillenen çok boyutlu bir öğrenme ve aktarım alanı olarak öne çıkmaktadır. Elde edilen sonuçlar, sağlık eğitimi ve politika geliştirme alanlarında kültürel aktarım süreçlerinin dikkate alınması gerektiğine işaret etmekte ve sağlık profesyonelleri, eğitimciler ve araştırmacılar için özgün öneriler sunmaktadır.
Öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin sosyal sermayeye ilişkin görüşlerine yönelik fenomenolojik bir çalışma
Bu çalışmanın amacı, Ankara ilinde yer alan ortaokullarda görev yapmakta olan öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin sosyal sermayeye ilişkin görüşlerini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin sosyal sermayenin anlamına, unsurlarına, kişisel ve örgütsel katkılarına, okullarda geliştirilme sürecine, karşılaşılan zorluklara ve sosyal sermayenin geliştirilmesi için yapılabilecek çalışmalara ilişkin düşünceleri incelenmiştir. Araştırma, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Ankara ili Çankaya, Yenimahalle, Mamak, Altındağ, Etimesgut, Keçiören ve Sincan ilçelerinden maksimum çeşitlilik, ölçüt ve kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemleri ile belirlenen katılımcılar ile gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemi benimsenerek olgu bilim çalışması şeklinde desenlenen bu araştırmada veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Elde edilen veriler betimsel analiz ve içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Ortaya çıkan bulgular doğrudan alıntılarla desteklenerek sunulmuştur. Araştırma sonucuna göre öğretmenler ve okul yöneticilerinin düşüncelerinde sosyal sermaye iş birliği, iletişim ve güven olgularıyla iç içe olan bir kavramdır. Katılımcılar sosyal sermayenin bileşenleri olarak güven, sosyal ağlar, faaliyetlere katılım, okuldaki normlar ve örgütsel bağlılığa vurgu yapmışlardır. Öğretmenler ve okul yöneticileri sosyal sermayenin varlığının öğretmenlerin okula ait hissetme durumunu, mesleki motivasyon ve gelişimini, akademik başarıyı, okulun atmosferini ve imajını olumlu yönde etkilediğini ifade etmişlerdir. Böylelikle sosyal sermayenin okulun verimli işleyişine katkı sağladığı belirtilmiştir. Sosyal sermayenin geliştirilmesinde öğretmenler arasındaki iletişimin iyi olmaması, okul idaresinin otoriter bir tutum içinde olması, iletişime kapalı olması ve velilerin eğitim-öğretim sürecinde pasif bir konumda olması gibi engellerle karşılaşıldığı ifade edilmiştir. Çalışmada, Ankara ilinde görev yapan öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin sosyal sermayeye ilişkin düşünceleri ortaya konularak okullarda sosyal sermayenin geliştirilmesine ilişkin önerilere yer verilmiştir.
A discussion for face-to-face and online in-depth interviews
In-depth interviews are the most preferred data generation technique in the data generation process of qualitative research. In-depth interviews have a structure in which the researchers establish a mutual relationship and bond with the participant and produce data together. In terms of this structure, face-to-face communication between the participant and the researcher during the data generation process is an important factor affecting the depth of the research. However, different social or individual processes experienced during the research process may not allow the participant and the researcher to interview face to face. Based on the impact of the physical distance measures created by the Covid-19 Pandemic, which emerged as an important example and trigger of this situation, on the qualitative research process, this study addresses what can be experienced while conducting online in-depth interviews, which situations may become more evident, and in the light of this information, it offers a perspective on how the participants perform in in-depth interviews. For this purpose, 24 in-depth interviews were conducted, half face-to-face and half online. In line with this practice, comparisons were made between the interviews and the effects of the modes on the course of the interviews and participant, or researcher behavior were discussed. In the evaluation based on the interviews, the interaction between the participant and the researcher was analyzed with Goffman's concepts. In this framework, the factors affecting the performance of the participants during the interview process were analyzed and it was discussed in which environment in the qualitative research process it is more useful to conduct in-depth interviews in terms of research quality.
Boşanmış ebeveynlerin boşanma nedenleri ve boşanma kararlarına ilişkin bir nitel araştırma
Bu araştırmanın amacı boşanmış ebeveynlerin boşanma nedenlerinin ve boşanma kararı alma süreçlerinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu boşanmasının üzerinden en az 1 yıl en çok 5 yıl geçmiş olan 11 kadın 9 erkek katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada görüşmelerde kullanılmak üzere araştırmacı tarafından geliştirilen Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu ve katılımcıların demografik özelliklerine ulaşmak için Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada katılımcıların boşanma nedenleri ve boşanma kararı alma süreçlerine ilişkin 7 tema ve 25 alt temaya ulaşılmıştır. Bu temalar (1) Beklentilere ilişkin sorunlar, (2) Çatışmalara ilişkin sorunlar, (3) Diğer ilişkilere dair sorunlar, (4) Ailenin yaklaşımı, (5) Çocuğun tepkilerine dair gözlemler, (6) Kolaylaştıran faktörler, (7) Zorlaştıran faktörlerdir. Araştırmanın bulguları her bir temaya ait alt temalar çerçevesinde sunulmuştur. Araştırma sonuçlarında boşanmış ebeveynlerin evlilik ilişkilerinde duygusal, cinsel, ekonomik ve ilişkisel boyutlarda yaşadıkları sorunların bireylerin boşanma kararı almalarında etkili olduğu görülmüştür. Boşanma kararı almanın bireyler için bilişsel ve duygusal düzeyde zorlayıcı bir süreç olduğu ve bu sürecin kültürel, ilişkisel ögeler içerdiği bulunmuştur.
Devlet ve azınlık okullarının yönetimsel süreçler açısından karşılaştırması
Türkiye'de eğitim yönetimi alanında yapılan çalışma sayısı çeşitli etkenler ile birlikte son yıllarda artmıştır. Ancak bu artış içerisinde eğitim yönetiminin azınlık okullarındaki durumu ele alan çalışma sayısı yok denecek kadar azdır. Bu çalışma bu boşluğu gidermeyi hedeflemektedir. Çalışmanın amacı azınlık okullarında ve devlet okullarında uygulanan yönetsel süreçleri karşılaştırmalı olarak incelemektir. Nitel bir çalışma olan ve desen olarak olgu bilim kullanılan bu çalışmada, yönetsel süreçleri karşılaştırmalı olarak incelemek için bir devlet okulunda ve bir azınlık (Ermeni) okulunda yarı yapılandırılmış görüşme formu ile 7 farklı yöneticiyle 8 adet görüşme gerçekleştirilmiştir. Sonuçlara göre iki okul tipi arasında yönetsel süreçler bağlamında ciddi bir fark yoktur ve okullar bir birine benzemektedir. Bu sonuç eğitim yönetiminin henüz bir disiplin olarak gelişememesine bağlanmıştır. Bununla birlikte azınlık okulu tipinde var olan görece özerklik hali bu okul tipinin daha etkin bir yönetim mekanizması geliştirmesine olanak sağlamıştır. Çalışma okulların merkeziyetçi bürokratik bir yapıdan uzak, okul merkezli yönetilmesi önerisini yapmaktadır. Anahtar Kelimeler: Eğitim Yönetimi, Yönetimsel Süreçler, Devlet Okulları, Azınlık Okulları, Nitel Araştırma
Eğitim yönetimi ve denetimi alanında yapılmış lisans üstü tez çalışmalarının liderlik teması açısından incelenmesi
Eğitim yönetimi ve denetimi alanı ülkemizde son yıllarda oldukça artan bir ilgi görmektedir. Bu ilgi ile birlikte alanda çok sayıda yüksek lisans programı açılmış ve yapılan yüksek lisans çalışmalarında ciddi bir artış meydana gelmiştir. Bu artıştan eğitim yönetimi ve denetimi alanında liderlik çalışmaları da nasibini almıştır. Liderlik konulu çalışmalar hatırı sayılır bir noktaya ulaşmıştır. Bu çalışma bu liderlik araştırmaları ile ilgilenmektedir. Bu araştırma eğitim yönetimi ve denetimi alanında yapılmış yüksek lisans tez çalışmalarının liderlik tematiği açısından bir incelemesini sunmaktadır. Bu bağlamda bu çalışmaların metodolojik, ve teorik analizi yapılmaktadır. Ayrıca bu çalışmaların liderlik yönelimleri ve sonuçları ele alınmaktadır. Erişime açık 34 adet yüksek lisans tezini nicel olarak inceleyen bu çalışma betimleyici bir çalışmadır. Araştırma sonuçlarına göre, tezler genellikle dönüşümcü liderlik tipini incelemektedir. Tezler yüksek bir oranla (%88.2) hipotezlerini onaylayan sonuçlar bulmuşlardır. Bununla birlikte hiç bir çalışma eleştirel bir bakış açısı geliştirememişlerdir. Tezler çoğunlukla nicel araştırma modellerini kullanmışlardır. Tezlerin örneklem büyüklükleri yeterli olarak saptanmıştır. Araştırma sonucunda alanın nitel araştırmalara ihtiyacı olduğu önerilmektedir. Eğitim sosyal ve kültürel bir alan olmasından hareketle sosyal ve kültürel metotlar ile yeni araştırmalara ihtiyaç vardır. Nitel araştırmalar alana dair bilgimizin derinliğini artırma ve alanın özerkliğini artırma potansiyeli taşımaktadırlar.
Otizmin sosyal temsilleri
Otizm hem psikolojik hem nörolojik hem de otizmli bireylerin toplumun bir parçası olması sebebiyle sosyal bir olgudur. Toplumsal süreçleri ve değişimleri anlamanın yollarından biri, çeşitli olguların gündelik konuşmalar içerisinde nasıl anlamlandırılıp dolaşıma sokulduğunu incelemektir. Bu çerçevede bu çalışma, otizme yönelik sosyal temsilleri incelemeyi amaçlamaktadır. Moscovici'ye (1984) göre, sosyal temsiller sosyal etkileşim sürecinde şekillenen ve bireylerin dünyayı anlama ihtiyacını karşılamaya hizmet eden anlam kalıplarıdır. Bu bağlamda otizm de sosyal etkileşimler içerisinde inşa edilen sosyal bir olgu olarak ele alınmıştır. Araştırmanın katılımcıları; Bursa'da yaşayan, 18-60 yaş aralığında, 42'si erkek ve 58'i kadın olmak üzere 100 kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın amacına uygun olarak hazırlanmış olan 7 soruluk görüşme formu katılımcılarla yüze yüze görüşerek uygulanmış ve kaydedilen görüşmeler yazıya geçirilmiştir. Elde edilen veriler, tematik içerik analizi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda; otizmin bir hastalık/bozukluk olarak görüldüğü, otizmli bir birey olmanın zor ve olumsuz bir durum olarak karşılandığı, otizmli bireylerin olumsuz özelliklere sahip ve uyumsuz kişiler olarak algılandığı, otizmin daha çok erkek çocuklarda olduğunun varsayıldığı, otizmli bireylere ve ailelerine karşı acıma ve üzüntü hissedildiği görülmüştür. Sonuçlar, otizme yönelik yaygın ve güçlü tek bir sosyal temsilin olduğunu ortaya koymaktadır; "hastalık/bozukluk olarak otizm". Bu temsilin ise kendi içinde "iletişim sorunu olarak otizm" ve "biyolojik problem olarak otizm" şeklinde iki alt temsile ayrıldığı görülmüştür. Paylaşılan bu temsillerin, bilimsel bilgiden ziyade toplumsal etkileşimlere dayanan sağduyu bilgisinden kaynaklandığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Otizm, sosyal temsiller, tematik içerik analizi, nitel araştırma
Tanıştırılarak evlenmiş çiftlerde evlilik karar sürecinin incelenmesi
Hayatı pek çok yönden etkileyen, birçok gereksinimi karşılayan ve toplumsal yaşamı şekillendiren evlilik süreci, eş seçimi ile başlar. Bu araştırmanın amacı, bir aracı sayesinde bir araya gelerek evlenmiş yeni evli çiftlerde evlilik karar sürecinin nasıl geliştiğini ve bu süreçte etkili olan faktörleri kavramaya çalışmaktır. Araştırma kapsamında amaçlı örnekleme yöntemi ile 9 kadın-9 erkek 18 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcılara araştırma soruları ile ilişkili olarak araştırmacının hazırladığı açık uçlu sorular yöneltilmiştir ve online platformlarda derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Verilere tematik analiz uygulanmıştır. Nitel analiz programlarından MAXQDA 2020 kullanılmıştır. Elde edilen bulgular iki üst temada gruplandırılmıştır: Evlilik karar sürecinde aşamalar ve evlilik kararına etki eden faktörler. Karar sürecindeki aşamalar başlangıç, ilk görüşme, yakın tanıma ve karar alma temaları olarak sıralanmıştır. Başlangıç ana teması altındaki alt temalar evlilik düşüncesine açık olma, aracılar, bilgi edinme ve sürecin tasarlanmasıdır. İlk görüşme ana teması altındaki alt temalar görüşme içeriği, değerlendirme, yakın hissetme ve tamam mı, devam mı? olarak sıralanmıştır. Yakın tanıma ana teması altındaki alt temalar eşi yakından tanıma ve aile ritüelleri; karar alma ana teması altındaki alt temalar sezgisel açıklamalar, mantıksal açıklamalar, istişare etme ve karar anı olarak belirlenmiştir. Evlilik kararına etki eden faktörler kişinin kendi özellikleri, adayın özellikleri, tanıştırma yönteminin özellikleri ve aile faktörü temaları olarak sıralanmıştır. Kişinin kendi özellikleri ana teması altında evlenme yaşı, kriterlerinin olması, duygusal yakınlık hissetme ve evliliğe hazır olmama alt temaları yer almaktadır. Adayın özellikleri ana teması altındaki alt temalar yaş, kişilik özellikleri, sosyal özellikler, fiziksel özellikler, benzer özellikler ve tamamlayıcı özelliklerdir. Tanıştırma yönteminin özellikleri ana teması altındaki alt temalar ortam sağlama, güvenli, evlilik odaklı ve net olma; aile faktörü ana teması altındaki alt temalar aile onayı, aile uyumu ve ailenin dolaylı etkisi olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: aracı, eş seçimi, evlilik, evlilik kararı, nitel araştırma, tematik analiz
İşte kendini yetiştirme deneyimi üzerine betimsel fenomenolojik bir çalışma
Nitel metodolojik yaklaşımla ve betimleyici fenomenolojik tasarımla yapılan bu tez çalışması, üniversite idari personelinin işte kendini yetiştirme deneyimlerinin yapısını ve özünü açıklamak amacı ile yapılmıştır. Husserl (1931)'in felsefesine dayanan ve Colaizzi (1978)'nin analiz tekniği ile analizi yapılan üniversite idari personelinin işte kendini yetiştirme deneyimi; 1) işte kendini yetiştirmeyi kolaylaştıran unsurlar; 2) işte kendini yetiştirmenin tanımlamaları ve 3) işte kendini yetiştirmenin göstergeleri olmak üzere üç yapısal temadan oluşan bir olgu olarak ortaya çıkmıştır. Elde edilen bulgular ışığında; üniversite idari personelinin işte kendini yetiştirme deneyimi, çalışma arkadaşlarından öğrenme başta olmak üzere, kişisel çabalar ve bizzat uygulama yoluyla doğrudan, geçmiş tecrübelerden dolaylı olarak edinilen, hem örgütsel hem de örgüt dışı yaşamda etkileri görülen, güven verici ve mutluluk hissiyle ifade edilen çok yönlü, anlık bir deneyim değil, süreklilik gösteren bir süreç olarak tanımlanmıştır.
Acil servis hemşirelerinin yaşadıkları sorunların incelenmesi: Nitel bir çalışma
Acil servislerde yapılan hemşirelik uygulamaları ile diğer klinik alanlarındaki hemşirelik uygulamaları benzerlik göstermekle birlikte tedavi ve bakım girişimlerini etkileyen; zamanın sınırlı olması, hastaların durumlarının acil olması, kazalar ve doğal afete bağlı travmatik yaralanmalar, yeterli bilgi alınamaması, etkili triyajın yapılmaması, uygunsuz ve gereksiz sevklerin yapılması, acil servisteki olanaklar, hasta yakınları, yöneticiler ve diğer sağlık çalışanlarının gözü önünde çalışma zorunluluğun olması gibi çok sayıda bağımlı unsur bulunmaktadır. Bu unsurlar hemşirelerin görev ve uygulamalarını karmaşık hale getirdiği gibi birçok sorunla da karşı karşıya getirmektedir. Araştırma acil servislerde çalışan hemşirelerinin yaşadıkları sorunları incelemek amacıyla niteliksel (olgu bilim) tipte planlandı ve gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, Kasım 2021 – Şubat 2022 tarihleri arasında İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Tire Devlet Hastanesi acil servisinde çalışan hemşireler (N=22) oluşturdu. Örneklemini ise; gönüllük esasına dayanarak, araştırmaya katılmayı kabul eden 20 hemşire oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak acil servis hemşirelerinin özelliklerini içeren Demografik Veri Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanıldı. Araştırma verileri, ses kayıt cihazı kullanılarak toplandı ve transkripsiyon yöntemi ile Word of Windows dosyasına aktarıldı. Araştırmada elde edilen veriler içerik analizi yöntemi kullanılarak değerlendirildi. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması %35,55 olduğu, %95'nin kadın, %55'inin evli, %60'ının lisans mezunu olduğu, acil serviste çalışma sürelerinin ortalama 8,41 yıl olduğu ve %80'inin 24 saatlik vardiya sistemi ile çalıştığı belirlendi. Acil serviste yaşanan; şiddet olayları, aşırı hasta yoğunluğu, yetersiz güvenlik önlemleri, hemşirelik uygulamalarını ve bakımını gerçekleştirememe, iş kazaları, fazla mesai, triyajın etkin yapılamaması, aşırı personel sirkülâsyonu, hasta mahremiyetini sağlayamama, yönetici-çalışan-hasta yakını arasında iletişim eksikliği/bozukluğu gibi sorunların temelinde personel yetersizliği, fiziki ortam koşullarının uygun olmaması, güvenlik önlemlerinin yetersizliği, poliklinik sayısının yetersizliği ve iletişime bağlı sorunlardan kaynaklandığı belirlendi. Anahtar kelimeler: Acil Servis Hemşiresi, Hasta, Sorunlar
İki kere farklı çocuklara yönelik özgün bir gelişimsel müdahale programı: Bir eylem araştırması
Üstün yetenekli çocuklarda; davranış problemleri, öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği-hiperaktivite, duyusal özel gereksinim gibi çeşitli durumlar görülebilmektedir. Üstün yeteneğe eşlik eden ikinci bir tanısı olan çocukları tanımlamak için alan yazında "iki kere farklı" kavramı kullanılmaktadır. İki kere farklı çocukların sosyal, duygusal ve akademik anlamda zorluklar yaşadıkları bilinmektedir. Bu üç alan (sosyal-duygusal-akademik) birbirini etkileyen ve birbirinden bağımsız olarak ele alınamayan alanlardır. Bu nedenledir ki bu çocuklarla yapılacak çalışmada hiçbir alanın geride bırakılması mümkün değildir. Bu araştırmanın amacı sosyal duygusal ve akademik gelişim alanlarını değerlendirmek ve desteklemek amacıyla çocuklarla, aileleri ile ve okul ortamlarında öğretmenleri ile nasıl gelişimsel uygulamalar yapılabileceğini ortaya koymaktır. Çalışmanın teorik temelini Erik Erikson'un psikososyal gelişim kuramı ve Dabrowski'nin olumlu çözülme kuramı oluşturmuştur. Çocukların Erikson'a göre içinde bulundukları gelişimsel evreyi sağlıklı bir şekilde geçebilmeleri hedeflenmiştir. Dabrowski'nin olumlu çözülme kuramına göre kendilerini gerçekleştirebilmeleri için ihtiyaç duydukları çözülmeleri sağlıklı bir şekilde yaşayarak bir üst gelişim evresine ulaşmaları amaçlanmıştır. Çalışmanın metodolojik çerçevesini gelişim değerlendirme ve destek çalışmaları ve çocuk odaklı aile görüşmeleri oluşturmuştur. Araştırmada nitel araştırma yöntemi olan eylem araştırması desenlerinden Teknik/Bilimsel/İşbirlikçi Eylem Araştırması kullanılmıştır. Araştırmanın veri kaynaklarını; uygulayıcı notları, görüşmeler, gözlem formları, doküman incelemesi oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi nitel araştırmalarda kullanılan amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme ile belirlenmiştir. "iki kere farklı" çocuklar konusunda kuramsal çerçevenin zayıf olması ve sistematik uygulamaların bulunmaması nedeniyle örneklem büyüklüğünü belirlemede kuramsal örnekleme ölçütünden yararlanılmıştır. Kuramsal örnekleme ölçütüne dayanarak bu araştırmanın örneklem büyüklüğü belirlenen ölçütleri karşılayan üç çocuğu içermiştir. Araştırmanın gelişimsel değerlendirme aşamasına bu üç çocuk, bu çocukların anneleri, babaları ve öğretmenleri katılmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Gelişimsel değerlendirme aşamasının analiz sonuçlarına uygun olarak Müdahale Programı'nın içerikleri belirlenmiştir. Hazırlanan bu planlar uzman görüşüne ve onayına sunulmuştur. Araştırmanın ikinci fazında gelişimsel müdahale uygulamaları yürütülmüş ve veri toplama ve veri analizi eş zamanlı olarak devam etmiştir. Müdahale programının çocuklarla ve annelerle yürütülen aşamaları haftada iki kez ikişer saatlik 16 seanstan (sekiz hafta) oluşmuştur. Etkileşimli öğretmen atölyelerinin ise sekiz haftalık süre içerisinde iki haftada bir olmak üzere en az dört oturumda yapılması planlanmış ancak öğretmenlerin gönüllü katılımı sağlanamaması nedeniyle uygulanmamıştır. Bu müdahale planı ile eğitim sistemi içerisinde ihmal edilen bir grup olan iki kere farklı çocukların gelişimi ele alınmış ve desteklenmiştir. İki kere farklı çocukların gelişimsel profillerine ve önceliklerine uygun şekilde desteklenmesi davranış problemlerinde azalma, tiklerde azalma, duygusal ifadelerde artış ve akademik başarıda yükselme ile sonuçlanmıştır. Hazırlanan ve uygulanan bu özgün müdahale programının bulgularının profesyonellere, araştırmacılara, öğretmenlere, ailelere ve nihayetinde çocukların kendilerine faydalı olduğu görülmektedir. Anahtar sözcükler: İki kere farklı, üstün yetenekli, gelişimsel müdahale, erken müdahale
"Moving beyond qualitative and quantitative methods": Experimenting sequential mixed methods while studying spirituality
Researchers in social sciences often choose from qualitative, quantitative or mixed research methods while working on empirical research projects. It is often argued that in mixed methods designs, bias or weaknesses that are associated with a particular approach are expected to be balance each other (Creswell, 2013, p. 18-19). As mixed research methods blends quantitative and qualitative methods while studying the same event to be able to get a fuller understanding of the issue, mixed methods researches usually result in more profound findings because of "methodological pluralism" or "eclecticism" manifests (Johnson and Onwuegbuzie, 2004, p. 14). This study aims to discuss and present potentials that combine qualitative and quantitative methods. To be able to examine the argument above, issues regarding the design and major components of basic sequential mixed methods studies are discussed throughout this writing. Those issues may be summarized as decisions about the model and priority of methods, mixed methods sampling, timing, order, and sequence in different stages of the research as well as the issues related to the integration of both methods and databases. To carry out this discussion, this thesis will provide the necessary arguments and definitions in the literature on methodological challenges of mixed methods approach in addition to theoretical framework for the illustrative research which is designed to study "spirituality". As spirituality is a hard-to-grasp and rather sensitive subject with relatively small study population available, different aspects of mixed methods approach seemed to be suitable to reflect on it. Thus, this writing will be able to provide examples and illuminate the steps of sequential mixed methods researches and providing a discussion that is beyond theoretical. Combining different elements of these established methods and considering the solitary advantages, this research project will try to test the argument presented as well as the necessary design steps along the way.
Çocuk yoksulluğunun ekosistem perspektifi temelinde analizi
Bu araştırmanın amacı, çocuk yoksulluğunun ekosistem perspektifi temelinde analizinin yapılması ve bulgular çerçevesinde öneriler getirilmesidir. Bu kapsamda, 11 ebeveyn (11 kadın), 14 çocuk (7 kız ve 7 erkek), ve 28 uzman ve karar verici ile derinlemesine görüşmeler gerçekleşmiştir. Yarı yapılandırılmış formlar aracılığı ile derinlemesine görüşmelerde elde edilen bilgiler bilgisayar destekli MAXQDA 2018 ile analiz edilmiştir. Öznelerden elde edilen veriler 'Çocuk Yoksulluğu Algısı', 'Yoksulluğun Çocuklar Üzerinde Etkisi', 'Yoksullukla Çocukların Başa Çıkması', 'Çocuk Yoksulluğunun Zamanla Değişim Algısı' ve 'Öznelerin Çocuk Yoksulluğunun Azaltılmasına İlişkin Önerileri' olmak üzere beş ana tema altında toplanmıştır. Analiz sonucunda çocuklar, yoksulluğu genel olarak temel gereksinimler üzerinden tanımlarken, ebeveynler ve uzman karar vericilerin temel olmayan gereksinimler üzerinden tanımlamıştır. Yoksulluğun çocuklarda en önemli etkisinin eğitim, sağlık ve barınma üzerinde olduğu ifade edilmiştir. Özneler, yoksulluk içinde yaşayan çocukların hane içi stratejileri kullanarak başa çıktığını belirtmiştir. Gelecekte yoksulluk içinde yaşayan çocuk sayısına ilişkin beklentilerde ise, ebeveynler ve uzman ve karar vericiler artacağını, çocuklar ise bu sayının azalacağını ifade etmiştir. Bu bağlamda, Türkiye özelinde, çocuk yoksulluğu ile mücadeleyi yürütecek bir kurulun kurulması, bu kurulun ilgili tüm bakanlıkların katılımıyla oluşturulması, çocuk yoksulluğunun azaltılması noktasında sosyal adalet, eşitlik ve bölüşümü önceleyen ortak bir anlayışın geliştirilmesi ve bu ortak dilin oluşturulacak olan bütüncül politikaların ana merkezinde olması gerekmektedir. Akabinde yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve yetkilendirilmesi önem arz etmekte ve bu bütüncül politikaların verimli ve hakkaniyetli bir şekilde hizmet alanlara mikro, mezzo ve makro programlar, modeller ve projeler yoluyla ulaştırması beklenmektedir. Son tahlilde, tüm bu sistemi denetleyecek ve geri bildirimi sağlayacak destek ve kontrol mekanizmasının kurulması önerilmektedir.
Ekoloji alanındaki kavram yanılgıları üzerine nitel bir çalışma
Kavram yanılgısı, yanlış veya tutarsız bir fikir veya kavram olarak tanımlanır. Kavram yanılgıları geçmişten günümüze hemen her alanda karşımıza çıkmaktadır. Bu tez çalışması, ekoloji alanında yayınlanan ve yanlış anlaşılmaları konu eden çalışmalardaki kavram yanılgılarına odaklanmıştır. Bu bağlamda söz konusu çalışmalar nitel yöntemle incelendikten ve içerik analizi yapıldıktan sonra ortaya konan yanılgıların konu temasında 34 alt tema ve 680 kod etrafında konumlandırılabileceği ortaya konmuştur. Konu temasında en yüksek kavram yanılgısı besin zinciri (98) alt temasında, en düşük kavram yanılgısı ise ekoloji tanımı (2) ve rekabet (2) alt temasında belirlenmiştir. Çalışma grubunun eğitim düzeyi temasında en yüksek frekansın ortaokul (233) alt temasında, en düşük frekansın ise lise ders kitabı (1) alt temasında olduğu; çalışma grubunun sınıf temasında en yüksek frekansın üniversite 3. Sınıf (111) alt temasında, en düşük frekansın ise ilkokul 1,2,3,4. Sınıf (0) ve üniversite 1. Sınıf (0) alt temasında görüldüğü; çalışma grubunun yaşı temasına göre en yüksek frekansın 12-14 yaş (54) alt temasında, en düşük frekansın ise 7-8 yaş (1) ve 13-15 yaş (1) alt temasında görüldüğü belirlenmiştir. Ekoloji alanındaki bazı kavram yanılgılarının çalışma grubunun eğitim düzeyi, sınıfı ve yaşı belirlenememiştir.
Evaluation of the use of content analysis in graduate theses
Qualitative content analysis has started to be used more in the recent years, especially in the last decade. This trend exists in Turkey as well. It can be said the method was founded in 1952 by Berelson, when his book Content Analysis in Communication Research was published. In this book, Berelson defined content analysis as a quantitative research technique. Criticisms arose shortly after, with Kracauer being the first critique. In the same year, Kracauer (1952) published an article titled The Challenge of Qualitative Content Analysis, in which he rejected content analysis being labeled as quantitative, and declared that the method, in fact, is a qualitative technique. The debate about if content analysis is quantitative or qualitative has been going on about since then, and content analysis has been studied methodologically as well as being used as a research technique. The motivation of this study is to identify the process and characteristics of qualitative content analysis. The aims of this study are, first, to contribute to the methodology literature in Turkey and, second, to explain how the technique is conducted and, if there is any, to overcome the misunderstandings about it. In this study, qualitative content analysis is used as the research technique. First, with literature review, it is aimed to understand the background of content analysis, where it is used, and how qualitative content analysis is conducted. With qualitative content analysis, it is aimed to identify the characteristics of the technique. For this aim, Master's and PhD theses which are written in Turkey and used qualitative content analysis in their studies are analyzed. The theses are selected from Council of Higher Education's online Thesis Center through consecutive unit type purposive sampling. There are 27 Master's and 15 PhD theses in the sample. After conducting qualitative content analysis on the sample, it is found that there is confusion about how to conduct qualitative content analysis. To overcome this confusion, some pathways are offered about conducting qualitative content analysis for researchers to reveal the difficulties related with the technique.
Teacher to researcher: Reflections on drama as extracurricular activity and speaking anxiety
Foreign language speaking anxiety has been a major obstacle influencing EFL learners' oral communication performance negatively. It is therefore significant to alter the perceived mindset of learners regarding fear of making mistakes that inhibits spoken interactions. Despite proven effectiveness of drama within in-class practices, the effects of language-related drama as extracurricular activity on speaking anxiety remains relatively unmapped territory in Turkey. Taking this into focus, drama converting students' role from passive recipients to active participants as learner-centered approach is the primary use of the current research to shed light on the impact of drama as extracurricular activity on speaking anxiety. Action research is undertaken to develop critical attitude towards use of drama and pinpoint practical drawbacks faced by the researcher in drama sessions. In accordance with shortcomings of drama identified, it offers recommendations to improve the conditions of drama practices with self-critical enquiry. The study adopts a mixed method design including qualitative and quantitative data. The quantitative data results are drawn from validated measure Foreign Language Classroom Anxiety Scale responded by 60 participants while the qualitative data is gathered from analytic memos, one-to-one student interviews and student mini-reports. The study is conducted with control-group (n=30) and experiment-group (n=30) whose participants are in elective English preparatory program at Hacettepe University School of Foreign languages during the 2018-2019 educational year. Results demonstrated prominent position of language-related drama as extracurricular activity in lowering communication apprehension and enhancing confidence to produce and understand authentic language in unpredicted variety of contexts. Keywords: Speaking anxiety, drama, extracurricular activity, preparatory student, action research, active participants
Ankara'da yaşayan ve otizm spektrum bozukluğu olan çocuğa sahip orta sınıf babaların babalık deneyimleri
Bu araştırma otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan çocuğa sahip babaların babalık algı ve deneyimlerini hegemonik erkeklik ve toplumsal cinsiyet bağlamında ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Haziran 2017-Mayıs 2019 tarihleri arasında Ankara'da gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma deseniyle tasarlanmış olan bu araştırmada katılımcılara kartopu ve kriter örneklem yöntemiyle ulaşılmıştır. Bu yöntem ile ulaşılan OSB'li çocuğu olan orta sınıf 18 babayla yarı yapılandırılmış görüşme formu üzerinden yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler Nisan 2018-Aralık 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler MAXQDA 11 nitel veri analiz programı ile çözümlenmiştir. Yapılan analiz sonucunda OSB'li çocuğu olan babaların kendi babalarıyla olan ilişkilerine kıyasla erkekliklerinin ve babalıklarının dönüştüğü ancak mevcut politikaların babaların bakım rolünü destekleyici nitelikte olmadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Eşin çalışma yaşamında yer alması, babaların eğitim düzeyinin artması, eşin tutum ve davranışları, çocukla kurulmak istenen yakın ilişki ve rol model olma isteği, çevredeki rol model kişiler erkekliğin ve babalığın dönüşmesinde etkili olmuştur. Bu bağlamda bu araştırmada toplumsal cinsiyet rolleri ve hegemonik erkeklik göz önünde bulundurularak; erkeklik, babalık ve otizm üçgeni temelinde OSB'li çocuğu olan babaların ihtiyaçları görünür kılınmaya çalışılmış, ilgili babalığın gelişmesine ve daha eşitlikçi toplumsal cinsiyet ilişkilerinin inşa edilmesine yönelik öneriler sunulmuştur.
An evaluation of mixed methods studies: A case study for Turkey
Mixed methods came to light as the third methodological movement besides the quantitative and qualitative methods. It has been significantly popular for researchers, particularly in the last twenty years. However, its philosophy and applicability have been the major site of discussions. Motivated by these debates, the purpose of this thesis is to evaluate mixed methods studies in Turkey. How mixed methods is perceived and applied to be the guiding research question, 30 master's degree theses of 2017 in the fields of education and sociology from Turkish universities are examined with content analysis. Council of Higher Education Thesis Center Database is the medium for reaching the theses and several keywords are used to screen the mixed methods studies. This thesis is designed according to the qualitative methodology and it holds the interpretive approach. In addition, content analysis is employed with seven categories for examining the theses. The rationale, definition and naming, model and design, sampling, data collection/generation, data analysis and ethics are the categories for the evaluation. This study argues that the theses, mostly, can be categorized as extended quantitative inquiries in which the researchers do not have a methodological approach for the qualitative side, rather the qualitative techniques serve for extension of the quantitative research. Furthermore, it is asserted that the theses reflect the messiness of mixed methods with the terminological unclarity, diversity and issues related to the rigor.
The qualitative research culture: Reflections from the field
The experiences and the processes of researchers is one of the most fruitful ways to understand the approaches and methods of qualitative research and embody the theoretical aspects of any methodology. This thesis aims to understand the experiences and research practices of researchers regarding qualitative research and explore the particularities of qualitative research culture in the country. Through a comprehensive approach to the entire process of the researches, this study reflects on the various factors that affect the researcher process, and the opinions of the academicians on the difficulties faced by lecturers when teaching qualitative methods, and by students when learning qualitative methods. This thesis focuses mainly on the experiences, perceptions and processes of researchers in academia. However, the research process is subject to change according to different contexts. Therefore, in order to have a richer understanding on the diverse research processes, in-depth interviews were also conducted with the researchers working in private research companies along with the researchers from academia. Fifteen in-depth interviews were carried out using semi-structured interview guideline. This study suggests that even tough qualitative research methods were faced with scrutiny in the past, in the last 30 years, it seems to have an accepted position and it is employed more predominantly. However, there are certain hindrances to the research practices of researchers and these hindrances, in some instances, prevent researchers from conducting studies as they prefer. Furthermore, even though the studies and efforts focused on furthering the methodological discussions on qualitative research are increasing, the interviews suggest that methodological discussions on qualitative research are, to a certain extent, still unheeded.
Bariatrik cerrahi geçiren hastaların roy uyum modeline göre durumlarının incelenmesi
Amaç: Bariatrik cerrahi geçiren hastaların Roy Uyum Modeline (RUM) göre durumlarının incelenmesidir. Yöntem: Araştırma, olgubilim (fenomenolojik) araştırma tasarımı kullanılarak yapılmış niteliksel bir çalışmadır. Örneklemini bariatrik cerrahi geçiren hastalar (n: 32) oluşturmuştur. Veriler Aralık 2016 – Haziran 2017 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 40.28+09.94'dür. Hastaların %84.40'ü kadın, %59.40'ü evli, %37.50'i yükseköğrenim mezunu %37.50'i ev hanımıdır. Araştırma verilerinin içerik analizi sonucunda Roy Uyum Modeline göre bariatrik cerrahi geçiren hastaların, fizyolojik alandaki uyumlu davranışları "Hayatım değişti" temasıyla, uyumsuz davranışları ise "Ya başaramazsam" temaları ile açıklanmıştır. Benlik kavramı alanında elde edilen temalar; uyumlu davranışları için "Her şey güzel", uyumsuz davranışları için ise "Kötü haber" dir. Rol fonksiyon alanındaki uyumlu davranışlarda "Üstesinden gelebilirim" temasına ulaşılmıştır. Karşılıklı bağlılık alanında uyumlu davranışlarda "İyi ki varlar", uyumsuz davranışlarda ise "Her kafadan bir ses" temalarına ulaşılmıştır. Sonuç: Hastaların bariatrik cerrahi sonrası değişen yaşamlarına ve bedenlerine uymada çeşitli güçlükler yaşadıkları ancak cerrahinin beden algısı, sosyal yaşam, kişisel ilişkiler ve rollerini sürdürebilme konularında olumlu gelişmelere yol açtığı belirlenmiştir. Buna karşın bazı hastaların ameliyat sonrası komplikasyonlardan korktukları ve tekrar kilo alma kaygısı duydukları bulunmuştur. Hastaların ameliyattan sonra multidsipliner bir yaklaşımla izlemlerinin yapılması ve desteklenmelerinin uyumlarını arttıracağı ve komplikasyonları azaltacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Bariatrik Cerrahi; Obezite; Roy Uyum Modeli; Niteliksel Araştırma