Psoriasis

106 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Psoriasisli hastalarda CT-1, ADMA ve HSCRP düzeylerinin nabız dalga hızı ve klinik parametlerle korelasyonu

Kaplan B, Psoriasisli Hastalarda CT-1, ADMA ve HsCRP düzeylerinin Nabız Dalga Hızı ve Klinik Parametrelerle Korelasyonu Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Kardiyovasküler Fizyoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2023. Psoriasis deride keskin sınırlı, eritemli papül ve plaklar üzerinde yerleşmiş, sedefi-beyaz renkle karakterize lezyonları olan sık görülen kronik inflamatuar bir hastalıktır. Hastalığın histopatolojik değişikliklerle seyretmesi ve kronik inflamasyonun neden olduğu değişiklikler sonucu komorbiditeler oluşabilmektedir. T hücrelerin aktivasyonu sonucu inflamatuar maddelerin salınımı ile arter endotel aktivasyonuna yol açtığı görülmektedir. Çalışmamızın amacı biyopsisi olan psoriasisli kardiyovasküler risk faktörü olmayan hasta grup ile sağlıklı kontrol grubu arasında kişilerin CT-1, ADMA ve HsCRP değerlerinin karşılaştırılması, nabız dalga hızı ve günlük yaşamdaki fiziksel düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmamıza Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesinde Dermatoloji polikliniğine başvuran psoriasis tanısı almış ve kardiyovasküler risk taşımayan 38 hasta grup ile 32 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Çalışmamız hasta ve sağlıklı kontrol olarak iki gruba ayrıldı. Hasta ve kontrol grupları arasında yaş, BKI CT-1 ile HsCRP düzeyleri açısından anlamlı fark saptandı. (P<0,001, P=0,000, P<0,014, P=0,000) Daha iyi sonuçlar için daha fazla hasta sayısı olan gruba ihtiyaç duyulmaktadır. Kardiyovasküler riski öngörmede bu değerlerin klinik olarak yol göstereceğini düşünmekteyiz.

ADMAC reaktif proteinKardiyotroponin 1+3
Bilge Kaplan
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriazisli hastalarda serum catestatin düzeyinin hastalık şiddetiyle ve metabolik parametrelerle ilişkisinin araştırılması

Psöriazis, dünya nüfusunun yaklaşık %2'sini etkileyen, genellikle deri ve eklemleri tutan, sistemik komorbiditelerin de eşlik edebildiği kronik seyirli inflamatuvar bir hastalıktır. Genetik ve çevresel faktörler hastalık patogenezinde birlikte rol oynar. Kromogranin A'nın çeşitli dokularda proteolitik işlenmesi sonucu birçok aktif peptid oluşur. Bunlar içerisinde catestatinin (CST) antimikrobiyal peptid özelliklere sahip olduğu ve vücutta çeşitli anti adrenerjik, antihipertansif ve anti inflamatuvar etkilere aracılık ettiği, leptin sinyalizasyonunu düzenleyerek lipit metabolizmasında önemli rolü olabileceği düşünülmüştür. Literatürde psöriazisli hastalarda serum CST düzeylerinin değerlendirildiği bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmamızda, psöriazisin kronik inflamatuvar bir hastalık olması ve çeşitli komorbiditelerle yakın ilişkisi nedeniyle CST'nin hasta ve sağlıklı kontrol gruplarında serum düzeylerinin karşılaştırılması amaçlandı. Hastalık şiddeti ve metabolik parametrelerle ilişkisi araştırıldı. Çalışmaya 70 psöriazis hastası ve 70 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Hasta ve kontrol gruplarında hs-CRP, rutin biyokimya parametreleri, serum lipid profilleri ölçüldü. Serum CST düzeyleri de ELISA yöntemi ile çalışıldı. Ayrıca hasta ve kontrol gruplarının vücut kitle indeksi, tansiyon, nabız, bel ve kalça çevresi ölçümleri kaydedildi. Veriler SPSS 29.0 ve Minitab 18 programı ile analiz edildi. Çalışmanın sonuçlarında; hasta ve kontrol grubunda serum CST düzeylerinin ortanca değerleri sırasıyla 0,519 (0,267) ve 0,453 (0,231) ng/ml olarak bulunmuş olup iki grup arasında serum CST düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,013). Tırnak tutulumu olan hastalarda olmayanlara göre serum CST ortanca değerleri istatiksel açıdan anlamlı düşük saptanmıştır (p=0,037). Ancak serum CST düzeyleri ile PASI ve NAPSI skoru arasında anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır. Psöriazis gelişiminde rol oynayabilecek risk faktörleriyle birlikte çok değişkenli lojistik regresyon analizinde catestatin düzeyindeki artışın psöriazis gelişim riskini 6,8 kat arttırdığı saptandı (p=0,027). Çalışmamızın psöriazis patogenezine ve hastalığa eşlik eden komorbiditelerin önüne geçilmesi doğrultusunda geliştirilebilecek yeni tedavi modalitelerine yönelik yapılacak çalışmalara ön ayak olabileceğini düşünüyoruz. Hem serum hem de doku düzeyinde yapılacak kapsamlı vaka serileriyle, psöriazis patogenezinin ve CST'nin psöriazisteki rolünün daha iyi bir şekilde aydınlatılması gerekmektedir.

Deri hastalıklarıHastalık şiddeti indeksiHipertansiyon+3
Onur Köse
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriazis hastalarında hastalık şiddeti ve dermatolojik yaşam kalitesi ile IL17, seratonin ve triptofan metabolitlerinin ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada IL-17A ile psöriazis arasındaki ilişkiden faydalanılarak psöriazis hastalarında kinürenin yolağı ve serotonin düzeylerinin sağlıklı popülasyona göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Aynı zamanda psöriazis hastalarında PAŞİ skorları ve DYKİ skorları ile triptofan metabolitleri ve IL-17A düzeyleri arasında bir korelasyon olup olmadığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda 71 psöriazis hastası ve 71 kontrol grubunun biyokimya laboratuvarında bakılan rutin ölçümlerinden artan serum örneklerinden triptofan kinürenin yolağı metabolitleri, IL-17A ve serotonin çalışıldı. Psöriazis hastalarında hastalık şiddet indeksini gösteren PAŞİ skorları ve emosyonel durumlarını değerlendirmek için kullanılan DYKİ skorları klinikte hesaplandı. Serum örneklerinden yapılan tüm çalışmalar Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Biyokimya A.D. laboratuvarında yapıldı. Veriler IBM SPSS V 26 istatistik paket programında değerlendirilmiştir. Sayısal değişkenlere ait verilerin normal dağılımı Shapiro Wilk normallik testi ile değerlendirilmiştir. İki grubun karşılaştırılmasında verilerin normal dağılması durumunda independent samples t test, verilerin normal dağılmaması halinde Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Çalışmadaki değişkenlerin parametrelerin etkileri lojistik regresyon ile değerlendirildi. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman korelasyon katsayısı ile değerlendirildi. p<0,05 değeri istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Bulgular: Hasta ve kontrol grupları arasında cinsiyet ve yaş ortalaması açısından bir farklılık yoktu. Psöriazis hastalarında kontrol grubuna göre IL-17, serotonin, triptofan, kinürenin, TRP/KynA ve KYN/TRP(IDO AKTİVİTE) düzeyleri hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek bulundu. Kyna/Kyn(KAT AKTİVİTE), Nöroproteksiyon İndeksi (Kyna/3-Hk) ve TRP/3-OH KYN oranları hasta grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek bulundu(p<0,05). TRP/3-HAA ve 3-Hk/Kyn(KMO AKTİVİTE) oranlarında iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır(p>0,05). Hastalık şiddeti ile sadece serotonin düzeyleri arasında bir korelasyon tespit edilmiştir (Spearman's rho=0.327). DYKİ skoru ile bakılan parametreler arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Sistemik enflamasyon durumlarında artmış IDO enzim aktivitesine bağlı kinürenin yolağına bir kayma durumu söz konusudur. Çalışmamız sonucu hasta grubunda artan kinürenin seviyesi ve IDO enzim aktivitesi hasta grubunda beklediğimiz gibi daha yüksek bulundu. Hasta grubunda artan IDO enzim aktiviteleri ve azalan KAT enzim aktivitelerinin psöriazis hastalığı tedavisinde hedef bir molekül olabileceğini düşünmekteyiz. Ayrıca serotoninin deride vazodilatasyon, inflamasyon, immunomodülasyon ve kaşıntı gibi süreçlerde rol aldığı bilinmektedir. Bizde çalışmamızda serotonin seviyelerini hasta grubunda daha yüksek bulurken aynı zamanda hastalarda PAŞİ skoru ile bir korelasyon saptadık. Serotonine yönelik tedavilerin psöriazis tedavisinde hastalık şiddetini azaltmada kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Bununla birlikte bu veriler daha geniş katılımlı ve daha kapsamlı prospektif çalışmalarla desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: kinürenin, PAŞİ, psöriazis, serotonin

KinüreninPsoriyazisSerotonin+2
Halil Güven
Selçuk University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasis hastalarındaki tırnak tutulumu ile vestibüler sistem ilişkisinin incelenmesi

Psoriasiste, iç kulak tutulumunun olduğu bilinmektedir. Özellikle psoriatik artriti bulunan hastalarda vestibüler sistemin ciddi şekilde etkilendiğine dair kanıtlar vardır. Psoriatik artrit hastalarının %32 ila %97'sinde tırnak tutulumu olduğu bilinmektedir. Distal interfalengeal eklem ile tırnağın yakın komşulukta olması nedeniyle benzer şekilde tırnak tutulumunun vestibüler sistemi etkilediği yönünde önemli bir bulgu olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle çalışmamız psoriasis hastalarındaki tırnak tutulumunun vestibüler sistem üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız prospektif, randomize paralel çift kollu (1:1) deneysel çalışma olarak tasarlandı. Çalışmamızı Mayıs 2024 ile Mayıs 2025 tarihleri arasında Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Polikliniğine başvuran ve psoriasis tanısı alan hastalar oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemi 18-65 yaş aralığındaki bilinen işitme ve denge sistemi patolojisi bulunmayan ve son altı ay içerisinde fototerapi, asitretin ve metotreksat tedavisi almamış 31 tırnak tutulumu olan ve 30 tırnak tutulumu olmayan (kontrol grubu) hastadan oluşmaktadır. Dermatoloji polikliniğine başvuran hastalar psoriasis açısından kapsamlı bir şekilde değerlendirildi. Değerlendirmede Psoriasis Takip Formu, psoriasis şiddetini belirlemek için Psoriasis Alan Şiddet İndeksi (PAŞİ) ve tırnak tutulum şiddetini belirlemek için Tırnak Psoriasisi Şiddet İndeksi (NAPŞİ) kullanıldı. Ardından kulak burun boğaz hekimi tarafından hastalar değerlendirildi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan hastaların vestibüler değerlendirmesi Cervikal Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyel testi (cVEMP), oküler Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyel testi (oVEMP) ve Video Baş İtme Testi (vHIT) ile gerçekleştirildi. Hastaların gruplara atanmasında polikliniğe başvurma zamanı göz önünde bulundurularak rastgelelik sağlandı. Çalışmamız sonucunda cVEMP test sonuçlarında tırnak tutulumu ve kotrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı tespit edildi (p>0.05). oVEMP testinde, tırnak tutulumu ve kotrol grubu arasında sağ P1 Latans (p=0.009), sağ P1-N1 Latans farkının (p=0.043) ve sol P1-N1 Latans farkının (p=0.017) kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı tespit edildi. oVEMP testinde sol P1 Latans süresi ile PAŞİ skoru arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki saptandı (p<0.05). vHIT test sonuçlarında tırnak tutulumu ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). Çalışmamızda, psoriasis hastaları arasında tırnak tutulumunun subklinik vestibüler sistem patolojiler için önemli bir bulgu olduğu sonucuna varılmıştır. Bu doğrultuda tırnak tutulumu olan hastaların, düşme gibi vestibüler sistem patolojilerin olası sonuçları açısından değerlendirilmesi önerilir.

PsoriyazisTırnak hastalıklarıVestibüler fonksiyon testleri+1
Merve Akkurt
Selçuk University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriasis, kutanöz lupus eritematozus ve liken skleroz histopatolojilerinde kannabinoid 1 reseptörü (CB1) ve N-arachidonoylethanolamine (AEA)'nın yapım ve yıkım enzimlerinin varlığının araştırılması

Enzimleri, ligandları ve reseptörleri ile birçok görevi olan endokannabinoid sistemine ait ilk keşfedilen reseptör CB1r, en çok çalışılan ligand ise N- arakidonoiletanolamin (AEA)'dir. N-açil-fosfatidiletanolamin-hidrolize fosfolipaz D (PLD) AEA'nın yapımında, yağ asidi amid hidrolaz (FAAH) ise yıkımında görev alan enzimlerden birisidir. Endokannabinoid sistemi deride inflamatuvar süreçleri yönetir; epidermiste keratinosit farklanmasını, apoptozunu, proliferasyonunu düzenler. Bu görevlerinden dolayı hiperkeratoz ile giden inflamatuvar deri hastalıklarında potansiyel bir hedef olduğu düşünülerek çalışmamızda; psöriasis, kutanöz lupus eritematozus (KLE) ve liken sklerozda (LS) endokannabinoid sisteminin etkisinin araştırılması ve endokannabinoid sistemi reseptörü CB1 ve ligandı AEA'nın yapım ve yıkım enzimleri olan fosfolipaz D ve FAAH'ın sağlıklı deri ile karşılaştırılması amaçlandı. Prospektif, basit randomize, kontrol grubu içeren gözlemsel bir çalışma gerçekleştirildi. CB1r, FAAH ve PLD reaktiviteleri ve epidermisteki lokalizasyonları immünhistokimyasal olarak incelenerek kontrol grubu ile karşılaştırıldı. İnflamasyon belirteci olarak TNF-α düzeyleri ELISA ile ölçüldü. Hastalık gruplarındaki CB1r, FAAH ve PLD dağılımının ve immün reaktivitesinin kontrol grubuna göre farklılık gösterdiği saptandı. Bu çalışma ile psöriasisin tipik bulgusu olan rete kenarlarının uzamasında CB1r'nin kaybının etkisi olduğu ve KLE ile LS patofizyolojilerinde endokannabinoid sistemi bozukluğu olduğu ilk defa gösterildi.

EndokanabinoidlerHistopatolojiKanabinoidler+5
Serkan Türeli
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriazisli geriatrik popülasyonda sarkopeni varlığı ve sıklığının araştırılması

Giriş: Psoriazis, kronik, multisistemik, inflamatuvar bir hastalıktır. Temel olarak yaş ilişkili kas kitlesinde ve kas fonksiyonlarında azalma ile karakterize bir hastalık olan sarkopeni, çeşitli inflamatuvar hastalıklar ile de ilişkili olabilmektedir. Yapılan çalışmalarda sarkopeni prevalansı, romatoid artrit, spondiloartrit, otoimmun karaciğer hastalığı, sistemik skleroz, sistemik lupus eritematozus, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi inflamatuvar hastalığa sahip bireylerde daha yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte psoriazisli geriatrik popülasyonda sarkopeni sıklığına dair veri bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, psoriazisli geriatrik popülasyonda sarkopeni sıklığını araştırmak ve bu grupta sarkopeni gelişimi ile ilişkili faktörleri ortaya koymaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya merkezimizde takip edilen 60 yaş ve üzeri psoriazis tanılı hastalar ve aynı sayıda geriatrik kontrol grubu dahil edildi. Katılımcıların demografik ve klinik özelliklerinin yanı sıra, kan C-reaktif protein, eritrosit sedimantasyon hızı ve 25(OH)D vitamin düzeyleri, kas ultrasonografisi ve Tanita vücut analizi sonuçları değerlendirildi. Olası sarkopeni durumu el kavrama kuvveti (handgrip testi), konfirme sarkopeni tanısı ise biyoelektriksel impedans analizi (BIA) sonuçlarına göre belirlendi. Psoriazis tanılı hastalarda sarkopeni sıklığı ve bu grupta sarkopeni ile ilişkili olabilecek faktörler istatistiksel yöntemlerle incelendi. Bulgular: 25(OH)D vitamin düzeyi psoriazisli hastalarda (18.4 ng/ml) kontrol grubuna kıyasla (26.1 ng/ml) daha düşüktü (p=0.002). Psoriazisli hastalarda handgrip testi ile belirlenen olası sarkopeni sıklığı %12.7 olup kontrol grubundan (%28.6) düşüktü (p=0.028). BIA ile saptanan konfirme sarkopeni sıklığı ise kontrol grubuna göre düşük olsa da fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (%17.5 ve %22.2, p=0.503). Ultrasonografik incelemede gastroknemius kalınlığı ve pennat açısı, rektus femoris kalınlığı ve kesit alanı, ve rektus abdominis kalınlığı psoriazis hastalarında kontrol grubuna göre yüksek saptandı (sırasıyla p=0.002, p=0.012, p<0.001, p<0.001, p=0.034). Psoriazisli hastalarda artan yaş ve tanı yaşı olası sarkopeni; kronik akciğer hastalığı ve düşük vücut kitle indeksi (VKİ) ise konfirme sarkopeni ile ilişkili bulundu. Çoklu lojistik regresyon analizinde düşük VKİ değeri konfirme sarkopeni için bağımsız risk faktörü olarak gösterildi (OR:0.542, %95GA:0.367-0.802, p=0.002). Tanı testleri ROC analizi ile incelendiğinde Tanita vücut analizi ile elde edilen yağsız vücut kitlesi (Erkekler: EAA: 0.878, p<0.001; Kadınlar: EAA: 0.918, p<0.001) ve visseral yağ oranı (Erkekler: EAA: 0.826, p=0.002; Kadınlar: EAA: 0.782, p=0.001) parametrelerinin anlamlı tanısal öngörüsel özelliğe sahip olduğu ortaya konuldu. Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda geriatrik psoriazis hastalarında sarkopeni sıklığının benzer yaş aralığındaki popülasyondan yüksek olmadığı, hatta handgrip testi sonuçları ve bazı ultrasonografik parametrelere göre daha iyi durumda oldukları gösterilmiştir. Psoriazisli hastalarda düşük vücut kitle indeksinin BIA ile belirlenen konfirme sarkopeni için bağımsız risk faktörü olduğu saptandı. Bunların yanı sıra, Tanita vücut analizinin sarkopeni tanısında rolü olabileceğine dair kanıtlar ortaya konuldu. Anahtar kelimeler: Psoriazis, sarkopeni, ultrasonografi, Tanita, biyoelektriksel impedans analizi.

GeriatriKas distrofileriPsoriyazis+2
Memduh Veysi Seyit
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Psoriasis hastalığında erken dönem uyumsuz şemalar duygu düzenleme stresle baş etme yaşam kalitesi ve psikolojik belirtiler

Bu araştırmanın amacı, psoriasis hastalarında Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, psikolojik belirtiler, yaşam kalitesi, hastalığın şiddeti, işlev kaybı, stresle baş etme tarzları ve duygu düzenleme güçlüğünü incelemektir. Araştırmanın katılımcıları araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden ve katılma kriterlerini karşılayan 25- 45 yaş 100 psoriasis hastası ve kontrol grubunda ise deri hastalığı olmayan 107 kişi olmak üzere toplam 207 kişiden oluşmaktadır. Yapılan analizler sonucunda Erken Dönem Uyumsuz Şemalardan Duygusal Yoksunluk, Onay Arayıcılık, Karamsarlık, Kendini Feda, Cezalandırıcılık ve Yüksek Standartlar şemalarının kontrol grubuna göre psoriasis tanılı grupta bulunan katılımcılar lehine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Duygu düzenleme güçlüklerinden açıklık ve kabul etmeme alanlarının kontrol grubuna göre tanılı grupta bulunanlar lehine istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Stresle baş etme tarzlarından sosyal destek aramaya başvurma ve problem odaklı baş etmenin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kontrol grubunda olan katılımcılar lehine farklılaştığı belirlenmiştir. Karamsarlık ve cezalandırıcılık şemalarının psikolojik belirtilerde genel semptomu anlamlı yordadığı, duygu düzenleme güçlüğü dürtü alt boyutu ile stresle duygu odaklı baş etmenin de genel semptomların anlamlı yordayıcısı olduğu saptanmıştır. Erken Dönem Uyumsuz Şemaların duygu düzenleme güçlüğü, stresle duygu odaklı baş etme ve psoriasis işlev kaybı üzerinde; stresle duygu odaklı baş etmenin ise psoriasis yaşam kalitesinde bozulmada ve psoriasis alan şiddeti üzerinde anlamlı yordayıcılık etkisinin olduğu görülmüştür. Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile psoriasis tanılı hastalarda yaşam kalitesindeki bozulma arasındaki ilişkide, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile psoriasis alan şiddeti arasındaki ilişkide duygu odaklı stresle baş etme tarzının tam aracılık etkisinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Psoriasis, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Stresle Baş Etme, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Yaşam Kalitesi, İşlev Kaybı.

Duygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğüErken dönem uyum bozucu şemalar+5
Ayşe Kaynak
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel psöriazis modelinde bergenin ve mezenkimal kök hücrelerin kombine terapötik etkinliklerinin araştırılması

Psöriazis, keratinosit ve immün hücre etkileşimleri sonucu epidermal hiperplazi ve inflamasyona neden olan kronik inflamatuvar bir otoimmün hastalıktır. Mevcut tedaviler semptomları hafifletse de uzun süreli kullanımda ciddi yan etkilere yol açabilmektedir. NLRP3 inflamazom aktivasyonu ve Nrf2/KEAP1/SIRT1 sinyal bozukluklarının psöriazis şiddetini artırması, yeni anti-inflamatuvar ve immunsüpresör tedavilere olan ihtiyacı doğurmuştur. Sunulan çalışmada, anti-inflamatuvar etkili bergenin (BER) ve immünosüpresif özellikteki mezenkimal kök hücrelerin (MZKH) kombinasyonuyla translasyonel bir tedavi stratejisi hedeflenmiştir. Çalışmada imiquimod (IMQ) ile indüklenen psöriazis fare modelinde, BER ve MZKH'lerin kombine uygulamasının, NLRP3 inflamazomu ile Nrf2/Keap1/SIRT1 ekseni üzerindeki terapötik potansiyelinin aydınlatılması amaçlandı. 48 adet BALB/c fare: Kontrol, Serum Fizyolojik+Vazelin (SF+VAZ), BER, MZKH, IMQ, IMQ+BER, IMQ+MZKH ve Kombine olmak üzere sekiz gruba ayrıldı. Farelerin sırt ve kulak derilerine yedi gün boyunca IMQ uygulamasıyla psöriazis modeli oluşturulduktan sonra psöriazis şiddeti ve yaygınlığı PAŞİ skoruyla, deri ve dalak dokularındaki değişiklikler histopatolojik analizlerle, epidermis/dermisteki hacim yoğunlukları ise stereolojik yöntemlerle belirlendi. İmmünohistokimya ile Ki-67, NLRP3 inflamazom bileşenleri, Nrf2, Keap1 ve SIRT1'in immünoreaktif yoğunlukları ImageJ ile değerlendirildi. Serum örneklerinde TNF-a, IL-1β, IL-17A, IL-6, IL-22 ve IL-23 seviyeleri ELISA ile ölçüldü. Veriler, IMQ grubuna kıyasla BER, MZKH ve kombine tedavilerin; i) PAŞİ skoru ve epidermal kalınlığı azalttığını, ii) hiper/parakeratozis ve Munro mikroapse oluşumlarını hafiflettiğini, iii) dermal immün hücre infiltrasyonunu ve vaskülarizasyonu azalttığını, iv) epidermal/dermal hacim yoğunluğunu düşürdüğünü ve v) dalaktaki splenomegali, ektstrameduller hematopezi ve beyaz pulpa artışını önemli ölçüde azalttığını göstermiştir. BER, MZKH ve kombine uygulamaların Ki-67, NLRP3, ASC, Kaspaz-1, IL-1β ve Nrf2, Keap1'in immünreaktivite yoğunluğu ile psöriazis ile ilişkili sitokin seviyeleri anlamlı derecede azalttığı ve SIRT1 ifade seviyelerini IMQ grubuna kıyasla önemli ölçüde arttırdığı tespit edildi. Sonuçlarımız, BER, MZKH ve kombine tedavilerin; NLRP3 inflamazom aktivasyonunu baskıladığını, KEAP1/NRF2 sinyal yolunu modüle ettiğini ve SIRT1 aktivasyonunu artırarak psöriazis patogenezini hafiflettiğini göstermektedir. Bulgular, BER'in anti-psöriatik etkilerinin, MZKH'lerin immünmodülatör özellikleriyle birleşerek psöriazis tedavisinde potansiyel bir terapötik ajan olabileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Bergenin, Mezenkimal Kök Hücre, NLRP3 inflamazomu, Nrf2/Keap1/SIRT1 aksı,Psöriazis

Deri hastalıklarıKök hücrelerPsoriyazis+5
Seda Keskin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriazis ve periodontitisli hastalarda serum ve dişeti oluğu sıvısında yardımcı T hücre 9/17/22 sitokin düzeylerinin karşılaştırılması

Psoriazis ve periodontitis, ortak risk faktörlerini barındıran birbiriyle yakından ilişkili kronik immün aracılı iki inflamatuvar hastalıktır. İki hastalık arasındaki çift yönlü nedensel ilişki henüz tam olarak tanımlanamamış olsa da ortak immünpatogenezde interlökin (IL)-23/yardımcı T hücre (Th)17 yolağı suçlanmaktadır. Bu çalışma IL-9, IL-10, IL-17A, IL-21, IL-22, IL-23 ve IL-27'nin psoriazis ve periodontitis ortak patogenezinde rol oynayabileceği hipotezini test etmek amacıyla prospektif, karşılaştırmalı ve kontrollü, klinik bir çalışma olarak tasarlandı. Çalışmamıza Psoriazis (+)/Periodontitis (+) (n=20), Psoriazis (+)/Periodontitis (–) (n=20), Psoriazis (–)/Periodontitis (+) (n=20) ve Psoriazis (–)/Periodontitis (–) (n=20) olmak üzere 4 grup alındı. Serum ve dişeti oluğu sıvısı (DOS) IL-9, IL-10, IL-17A, IL-21, IL-22, IL-23 ve IL-27 düzeyleri, multipleks yöntemi ile belirlendi. Bireylerin periodontal durumları, diş sayısı, sondlama derinliği, plak indeksi, gingival indeks, klinik ataçman düzeyi ve sondlamada kanama değerlerinden oluşan periodontal klinik ölçümler ile değerlendirildi. Ek olarak bireylerden oral mukozada kandida kolonizasyonunu değerlendirmek için oral kandida sürüntü kültürü alındı. Gruplar arasında oral kandidiyazis sıklığı açısından istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p=0.214). Psoriazis (+)/Periodontitis (+) grup ile Psoriazis (–)/Periodontitis (+) grup karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı artmış ortalama sondlama derinliği, klinik ataçman düzeyi ayrıca azalmış diş sayısı ve DOS IL-27 düzeyi saptandı (tümü, p<0.05). Psoriazis (+)/Periodontitis (–) grup ve Psoriazis (–)/Periodontitis (–) grup karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı artmış ortalama sondlamada kanama değerleri ve serum IL-23 düzeyi saptandı (p=0.021 ve p=0.040). Psoriazis (+)/Periodontitis (+) grup ve Psoriazis (–) /Periodontitis (–) grup karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı artmış serum IL-17A, IL-22, IL-23 düzeyleri ile azalmış serum IL-21, DOS IL-17A ve IL-27 düzeyleri saptandı (tümü, p<0.05). Psoriazis hastalarında diş sayısı ile DOS IL-22 düzeyleri arasında ve DOS IL-27 düzeyleri ile klinik ataçman düzeyi ve sondlama derinliği arasında negatif korelasyon bulundu (tümü, p<0.05). Elde edilen sonuçlar psoriazis hastalarının daha kötü periodontal klinik ölçümlere sahip olduğunu ve her iki hastalığın ortak patogenezinde IL-17A, IL-21, IL-22 ve IL-27'nin yer aldığını düşündürmüştür. Psoriazis hastalarında artmış serum IL-22 düzeyleri ve azalmış DOS IL-27 düzeyleri periodontitis komorbiditesi varlığı açısından riskli bireylerin belirlenmesinde yardımcı olabilir.

GingivaGingival oluk sıvıPeriodontal hastalıklar+5
Öykü Durmuş
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken ve geç başlangıçlı psoriazisli hastaların sistemik inflamatuvar komorbiditeler açısından karşılaştırılması

Psoriazis başlangıç yaşına göre erken başlangıçlı psoriazis (EBP) ve geç başlangıçlı psoriazis (GBP) olmak üzere iki tipe ayrılmaktadır. 40 yaş altında başlamış olan psoriazis EBP, 40 yaş ve üzerinde başlamış olan psoriazis GBP olarak sınıflandırılmaktadır. Genetik altyapı, klinik prezentasyon ve hastalık seyri açısından EBP ve GBP farklılık göstermektedir. Bu çalışmada EBP ve GBP'nin psoriazisde sık görülen sistemik inflamatuvar komorbiditeler açısından karşılaştırılması ve olası farklılıkların belirlenmesi amaçlanmıştır, ayrıca bu komorbiditeler açısından farklı risk gruplarının tanımlanması hedeflenmiştir. Çalışmaya 121 EBP ve 39 GBP'li olmak üzere toplam 160 plak psoriazisli hasta dahil edildi. Veriler yüz yüze anket yöntemi ile özgeçmiş, soygeçmiş, hastalık özellikleri ve psoriazisle ilişkili sistemik inflamatuvar komorbiditelerin varlığı açısından sorgulamak üzere oluşturulmuş sorular yöneltilerek toplandı. EBP'de aile hikayesi %47.1 (n=57), GBP'de ise %17.9 (n=7) olarak bulundu. EBP'de aile hikayesinin daha sık olduğu görüldü (p=0.001). EBP'de en sık başlangıç yeri %39.7 oranda saçlı deri iken GBP'de lezyonlar en sık olarak %25.6 oranında ekstremite ekstansör yüzlerinden başlamaktaydı. EBP'de tırnak lezyonlarının gelişme süresi 9.6 ± 8.5 ay, GBP'de ise bu sürenin 2.1 ± 3 ay olduğu görüldü, GBP'de EBP'ye kıyasla tırnak lezyonlarının daha kısa sürede geliştiği gözlendi (p<0.01). EBP'de hastalık başlangıcından itibaren psoriatik artrit (PsA) gelişme süresinin 15.72 ± 10.36 ay, GBP'de ise bu değerin 0.75 ± 7.6 ay olduğu görüldü. GBP'de EBP'ye kıyasla PsA'nın daha kısa sürede gelişmekte olduğu saptandı (p<0.01). GBP'de kardiyovasküler hastalık sıklığı (KVH) %7.7, hipertansiyon (HT) sıklığı %38.5, diyabetes mellitus (DM) sıklığı %33.3 ve metabolik sendrom (MS) sıklığı % 44.7;. EBP'de KVH sıklığı %0.8, HT sıklığı %14, DM sıklığı %9.9 ve MS sıklığı % 24.8 olarak saptandı. Yapılan karşılaştırmalarda GBP'de KVH, HT, DM ve MS'nin daha sıklıkla görüldüğü bulundu (p=0.045, p=0.001, p<0.01, p=0.022). Sistemik komorbiditelerin gelişimine psoriazis tipinin katkısı incelendiğinde, GBP'nin KVH ve DM için bağımsız risk faktörü olduğu saptandı (p<0.01, R square: 0.036 ve p<0.01, R square: 0.077). Sonuç olarak GBP'nin sistemik komorbiditelerle etkileşerek daha şiddetli inflamatuvar yük oluşturan ve daha hızlı seyir gösteren bir psoriazis tipi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler : psoriazis, komorbidite, erken başlangıçlı psoriazis, geç başlangıçlı psoriazis, inflamasyon

Deri hastalıklarıKomorbiditePsoriyazis+1
Leyla Huseynova
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Psoriazis tedavisinde kullanılmak üzere dermal taşıyıcı sistemlerin hazırlanması ve in vitro değerlendirilmesi

Psoriasis toplumda sıkça görülen popülasyonun % 2-3' ünü etkileyen kronik enflamatuar bir hastalıktır. Psoriasiste uygun etkili tedaviye ve uzun süreli hastalık kontrolüne ihtiyaç duyulmaktadır. Hastalığın tekrarlanması, kronik olması yaşam kalitesinde düşme ve fizikososyal eksikliğe sebep olmaktadır. Çalışmamızda tedavi etmenin yanı sıra hastalığın tekrarlanmasını engellemek amacıyla , selektif olarak RAR reseptörlerine bağlanarak gen ekspresyonunu azaltan tazaroten etkin maddesi kullanılmıştır. Psoriasisli deri enflamasyonlu ve bütünlüğü bozulmuş bir deri olduğu için klasik tedavilerde irritasyon gibi yan etkiler sıklıkla görülmektedir ve tedaviye devam edilememektedir. Çalışmamızda uzun süreli ilaç salımı ile tazarotenin yan etkilerini azaltarak, hasta uyuncunu arttırmak için uygulama sıklığını azaltıp deri üzerinde harabiyet vermeden, etkinliğini arttırmak amacıyla katı lipit nanopartikül, katı lipit nanopartikül içeren in situ jel ve in situ jel formülasyonlar hazırlanmıştır. Formülasyonların karakterizasyon çalışmaları yapılmış ve sonuçlar değerlendirilmiştir. Seçilen ideal formülasyonların in vitro salım çalışmaları yapılmış ve değerlendirilmiştir. Buna ilaveten mikrobiyoloji çalışması ve ideal olarak belirlenen formülasyonun biyo uyumluluk çalışmaları yapılmıştır. Sonuç olarak, TZN'nin daha etkin bir psoriasis tedavisi sağlaması amacıyla topikal katı lipit nanopartikül, in situ jel ve katı lipit nanopartikül içeren in situ jel formulasyonları başarı ile hazırlanmış ve istenilen özelliklerin sağlandığı görülmüştür. Uzun süre deri yüzeyinde kalabilen in situ formülasyonları ile hasta uyuncunun artması sağlanabilir ve uygulama sıklığı azaltılabilir.

Biyouyumlu materyallerDeri hastalıklarıFarmasötik teknoloji+5
İpek Erol
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Psoriasiste stres, depresyon, öfke & aleksitimi

Araştırmanın amacı; psöriasis tanısı almış hastalarda stres, öfke, depresyon ve aleksitimi arasında ilişkiyi incelemektir. Katılımcılar İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji bölümüne başvurmuş̧ bireylerden oluşmaktadır. Katılımcılara; Spielberger ve ark. tarafından geliştirilen Sürekli Öfke-Öfke Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ), Folkman ve Lazarus tarafından geliştirilen Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ), Beck ve arkadaşları tarafından hazırlanan Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve son olarak da Türkiye uyarlaması Güleç ve arkadaşları tarafından yapılan Toronto Aleksitimi Ölçeği verilmiştir. Araştırmanın sonucunda psoriasis hastalarında stres, öfke ve depresyon semptomlarında artış olduğu bunun yanı sıra bu hastalıklara sahip kişilerde Aleksitimi (duygu okur yazarlığı) puanlarının kontrol grupla kıyasla yüksek olduğu görülmektedir. Anahtar Sözcükler: psoriasis, stres, öfke, depresyon & aleksitimi

AleksitimiDepresyonPsoriyazis+2
Büşra Uğurcan
Demiroğlu Bilim University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriazis vulgaris hastalarında nükleer faktör kappa B (NF- κb) ile ilişkili kodlamayan RNA'ların (ncRNA) analizi

Psoriazis genetik, çevresel ve immünolojik faktörlerin bir arada rol oynadığı, çok sayıda komorbidite ile ilişkili sık görülen kronik inflamatuar bir deri hastalığıdır. Patogenezi multifaktöriyeldir. Özellikle erken başlangıçlı psoriaziste, genetik faktörler patogenezde çok önemlidir. Son çalışmalar, patogenezde kodlamayan RNA (ncRNA)'ların rollerine odaklanmaktadır. Kodlamayan RNA'lar, genomda aktif olarak kopyalanan ancak protein kodlamayan RNA transkriptleridir. Düzenleyici kodlamayan RNA'ların, 200 nükleotitten uzun olanları uzun kodlamayan RNA (lncRNA) olarak adlandırılmaktadır. Uzun kodlamayan RNA'lar başta kanserler olmak üzere çok sayıda hastalıkla ilişkilendirilmiştir. Psoriazisle ilişkilendirilen çok sayıda uzun kodlamayan RNA da vardır. Kodlamayan RNA'lar nükleer faktör kappa B (NF- κB), JAK-STAT, mTOR, MAPK gibi sinyal yollarının aktivitelerini düzenlemektedirler. Nükleer faktör kappa B, psoriazis patogenezinde önemli sinyal yolaklarından biridir. Çalışmamızda psoriazis hastalarında, NF-κB ile ilişkilendirilen uzun kodlamayan RNA'lardan, lncRNA PACER ve H19 ekspresyonlarını analiz ettik. Ayrıca bu genlerin hedefleri olan COX-2 ve p65 ile bunlara ek p50 mRNA ekspresyonlarını analiz ettik. Çalışmamız için, son 3 ayda sistemik tedavi, fototerapi ve son 1 ayda topikal tedavi kullanmayan 35 psoriazis vulgaris (17 erkek, 18 kadın) hastasının lezyonlu derisinden biyopsi alındı. Kontrol grubunda, plastik cerrahide opere edilen veya blefaroplasti yapılan hastaların atıl dokuları kullanıldı. Çalışmaya dermatolojik hastalığı olmayan 32 sağlıklı kontrol (20 kadın, 12 erkek) dahil edildi. Psoriazis hastalarında, sağlıklı kontrole kıyasla PACER ve H19 ekspresyonları artmış olarak saptandı. Psoriazis hastalarında, sağlıklı kontrole kıyasla COX-2, p65 ve p50 ekspresyonları azalmış olarak saptandı. Erkek hastalarda, kadınlara kıyasla PACER ve H19 ekspresyon değişim oranları daha fazla artış gösterdi. Erken başlangıçlı psoriazis hastalarında, geç başlangıçlı psoriazis hastalarına kıyasla PACER ve H19 ekspresyon değişim oranları daha fazla artış gösterdi. Hafif şiddette psoriazis hastalarında, orta/şiddetli şiddette psoriazis hastalarına kıyasla PACER ekspresyon değişim oranları daha fazla artış gösterdi. Aile öyküsü olmayan psoriazis hastalarında, aile öyküsü olan psoriazis hastalarına kıyasla COX-2 ekspresyon değişim oranları daha fazla azalma gösterdi. Hem hasta hem de kontrol grubunda PACER ile H19 arasında, COX-2 ile p65 arasında ve p65 ile p50 arasında aynı yönde korelasyonlar saptandı. Kontrol grubunda COX-2 ile p50 arasında aynı yönde korelasyon saptandı. Hasta grubunda PACER ile hastaların yaşı, PACER ile hastaların vücut kitle indeksi arasında zıt yönde korelasyon saptandı. Hasta grubunda hastaların yaşı ile vücut kitle indeksleri arasında aynı yönde korelasyon saptandı. Bu çalışmadan elde edilen veriler psoriazis patogenezine ve genetiğine yönelik yeni bilgiler edinmemizi sağlayacaktır. Elde ettiğimiz yeni verilerle, ileride özellikle kişiye özel yeni tedavi stratejileri geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktayız.

Deri hastalıkları-enfeksiyözDeri hastalıkları-genetikDizi analizi-RNA+5
Sevilay Ertürk
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 pandemisinin psoriasis hastalarının hastalık şiddeti ve tedavileri üzerine etkileri

Amaç: Beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan COVID-19 pandemisi sağlık sistemi işleyişinde değişikliklere neden olmuştur. Psoriasis kronik seyri, yaşam kalitesini ciddi anlamda etkilemesi ve hastalığın yüksek sosyoekonomik önem arz etmesi nedeniyle dermatoloji polikliniklerinin özel sağlık hizmeti sunumu gerektiren bir durumudur. Çalışmamızda polikliniğimizde takipli olan psoriasis hastalarının pandemi nedeniyle yaşadığı aksaklıkları, tedavilerine uyumlarını belirleyerek COVID-19 pandemisinin hastalar üzerindeki etkilerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Psoriasis Takip Polikliniği'ne 18.03.2020 tarihi öncesi 6 ayda ve aynı tarihten 6 ay sonrasına kadar olan süreçte başvuran ve takibine devam edilen 64 plak tip psoriasis hastası alınmıştır. Hastalara sorulan anket soruları ile pandemiden nasıl etkileri değerlendirilirken, pandemi döneminde medyan PAŞİ değerleri, ortalama hastane başvuru sayıları retrospektif dosya taraması yapılarak pandemi öncesi değerleriyle karşılaştırılmıştır. Bulgular: Hastaların anket sorularına verdikleri yanıtlarda 36 hasta (%56,3) pandemi sürecinin hastalıkları üzerine etkisi olmadığını 20 hasta (%31,3) ise hastalık şiddetinde artış olduğunu belirtmiştir. Hastalığı şiddetlendirdiği düşünülen en sık nedenler pandemi süreci ilişkili stres ve tedavi değişiklikleri olmuştur. Pandemi sürecinde 43 hastanın (%67,2) tedavisi aynı kalırken, 21 hastada ( %32,8) tedavi değişikliği olduğu ve 11 hastanın tedavi değişikliğini takip polikliniğimiz ile iletişime geçmeden yaptığı kaydedilmiştir. Pandemi öncesi hastaların takip polikliniğine geliş sayılarının medyan değeri üç iken pandeminin ilk altı ayında ikiye düştüğü saptanmıştır (p:0,000). Bireysel olarak karşılaştırılan PAŞİ değerlerinde çalışma grubunda 30 hastanın (%46,9) pandemi sonrası medyan PAŞİ değerinde artış olduğu görülmüştür. Sonuç:COVID-19 pandemisi hastaların hastane başvurularında azalma ve tedavi davranışlarını yönetmede zorluklara neden olmuştur. Çalışmamızda takip olguların yaklaşık yarısında COVID-19 pandemisi döneminde hastalık şiddeti artmıştır. Bu hastaların azımsanamayacak bir oranı hastalık şiddetinde artıştaki tetiklenmeyi pandemi ile ilişkilendirmiştir. Takip polikliniğinde izlem altında olan, hekimler tarafından tanınan hastaların bile tedavi değişikliği kararını kendi başlarına verebildiği görülmüştür. Böyle acil veya sıradışı durumlarda hastaların izlemini aksatmamak için telefon, sosyal medya, görüntülü uygulamalar ile iletişim vb. teledermatoloji adına yapılacak gelişmeler gelecekte fayda sağlayabilir.

COVID 19Hastalık şiddeti indeksiKorona virüs enfeksiyonları+3
Fatma Nalbant
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriazis hastalarında serum elafin düzeyleri ile hastalık arasındaki ilişkinin saptanması, sedimentasyon ve CRP ile elafin düzeyleri arasındaki korelasyonun araştırılması

Amaç: Psöriazis hastalarında serum elafin düzeylerinin psöriazis hastalığındaki rolünü incelemek, CRP ve sedimentasyon düzeyleri ile serum elafin düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Materyal ve Metod: Çalışmanın örneklemi, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji polikliniğinde psöriazis tanısı alan 40 hastadan ve hasta grubu ile aynı özelliklere sahip 40 sağlıklı bireyden oluşmaktadır. Tüm bireylerin demografik bilgileri, vücut kitle indeksi, bel çevresi ve kan basıncı değerleri kaydedildi. Hasta grubunda psöriazis alan şiddeti indeksi (PAŞİ) hesaplandı. Her iki çalışma grubunun serumunda, elafin, C-reaktif protein (CRP), sedimentasyon, açlık kan şekeri, total kolesterol, trigliserit, HDL (yüksek dansiteli lipoprotein ve LDL (düşük dansiteli lipoprotein) düzeyleri ölçüldü. Bulgular: Çalışmamızda hasta ve kontrol grubu arasında serum elafin, HDL ve LDL düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edildi. Hasta grubunda serum elafin ortanca değeri 306,44 pg/mL, kontrol grubunda serum elafin ortanca değeri ise 222,33 pg/mL idi (p=0,028). Hasta grubunda HDL ortanca değeri 47,5 mg/dL, kontrol grubunda HDL ortanca değeri 55 mg/dL idi (p=0,004). Hasta grubunda LDL ortanca değeri 89 mg/dL, kontrol grubunda LDL ortanca değeri 80 mg/dL idi (p<0,001). Hasta grubunda serum elafin düzeyi ile LDL (p<0,001) ve total kolesterol (p<0,001) arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki tespit edildi. Yapılan ROC analizi neticesinde psöriazis hastalarının tanısında serum elafin düzeyinin başarılı bir performansa sahip olduğu tespit edildi (p=0,028). Sonuç: Hasta ve kontrol grubu arasında serum elafin, HDL ve LDL düzeyleri açısından anlamlı fark tespit edildi. Sonuç olarak elafin, psöriazis patogenezinde önemli bir role sahiptir ve bu sonuçların doğru kullanımı, hastalığın ilerleyişini, şiddetini ve gelecekteki potansiyel terapötik çizgileri değerlendirmede faydalı olacağı düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Psöriazis, serum elafin, C-reaktif protein, sedimentasyon, hastalık şiddeti

C reaktif proteinElafinHastalık şiddeti indeksi+2
Yemliha Bozkurt
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasis hastalarında Helicobacter pylori enfeksiyonunun rolü

Amaç: Psoriasis, sık görülen, kronik, inflamatuvar ve hiperproliferatif bir deri hastalığıdır. Psoriasisin tetiklenmesinde enfeksiyon hastalıkları özellikle beta hemolitik streptokoklar önemli rol oynayabilmektedir. Bu bakımdan gram-negatif eğri veya spiral bir bakteri olan H.pylori'nin psoriasisin oluşmasında rolü olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Temmuz 2009?Aralık 2009 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran klinik olarak psoriasis tanısı almış 56 hasta (ortalama yaş, 38.43±14.08 yıl; 32 erkek, 24 kadın) dahil edildi. Kontrol grubu olarak da, psoriasis hastalığı ve H.pylori ile ilişkili dermatolojik hastalığı olmayan 57 hasta (ortalama yaş, 37.9±13.73 yıl; 26 erkek, 31 kadın) çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalar ve kontrol grubunda H.pylori araştırmak için ÜNT yapıldı.Bulgular: 56 psoriasisli hastanın 38'inde (%67.9) ve 57 kontrol hastasının 38'inde (%66.7) ÜNT pozitif saptandı. Psoriasis hastaları ve kontrol grubu arasında ÜNT pozitifliği yönünden anlamlı bir fark yoktu (p=0.89). Tırnak psoriasisi olan 33 hastanın 24'ünde (%72.7) ÜNT pozitif sapatanırken, tırnak tutulumu olmayan 23 hastanın 14'ünde (%60.9) ÜNT pozitif bulundu (p=0.35). GİS şikayetlerinden reflü şikayeti olan tüm psoriasis hastalarında ÜNT pozitif saptandı (p=0.005). Psoriasis tipine göre ÜNT pozitiflik oranları: plak, 34/46 (%73.9); guttat, 4/7 (%57.1); eritrodermik, 0/1 (%0); püstüler, 0/1 (%0); palmoplantar, 0/1 (%0) idi.Sonuç: Plak psoriasiste H.pylori enfeksiyonunun tetikleyici bir faktör olduğu yönünde bulgu elde edilemedi. Çalışmalarda palmoplantar püstüler psoriasiste H.pylori enfeksiyonunun rol oynadığını bildiren yayınlar vardır. Bu nedenle H.pylori enfeksiyonunun psoriasisin tetiklenmesinde rolü olup olmadığını belirlemek için, duyarlılığı ve özgüllüğü daha yüksek olan yöntemlerle ve daha geniş serilerde çalışma yapılması uygun olabilir.Anahtar kelimeler: Psoriasis, Helicobacter pylori, C14 üre nefes testi

Deri hastalıklarıHelicobacter enfeksiyonlarıHelicobacter pylori+2
Dursun Türkmen
İnönü University
2010
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriazis hastalarında periodontal durum ve periodontal bulguların pasi skoru ile ilişkisi

Psöriazis, sık görülen, kronik, inflamatuvar ve hiperproliperatif bir deri hastalığıdır. Hastalığın tetiklenmesinde ve alevlenmesinde enfeksiyon ajanlarının rol oynadığı bilinmektedir. Periodontal hastalıklar, dental plaktaki mikroorganizmalar tarafından başlatılan, dişeti ve dişleri destekleyen dokuların kronik iltihabi hastalığıdır. Bu çalışmada amaçlanan, kronik enfeksiyon odağı oluşturan periodontal hastalıkların psöriazis üzerindeki rolünün belirlenmesidir.Çalışmaya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Polikliniğe başvuran ve klinik olarak psöriazis tanısı almış 76 hasta ile yaş ve cinsiyet olarak benzer özellikte, herhangi bir sistemik hastalığı olmayan 76 cildiye hastası kontrol grubu olarak alındı. Hastaların muayeneleri Dünya Sağlık Örgütü'nün geliştirdiği CPITN index sistemi ve periodontal sond kullanılarak yapıldı.Psöriazisli hastalar ile kontrol grubu arasında odontal skor, oral hijyen, diş fırçalama sıklığı ve diş ipi kullanımı yönünden istatistiksel olarak fark saptandı. (sırasıyla p=0.01, p=0.001, p=0.01, p=0.05). Psöriazis şiddeti ile odontal hastalık şiddeti arasında fark belirlendi ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0.204).Sonuç olarak, yaptığımız çalışmada psöriazis ile periodontal hastalıklar arasında ilişki tespit edilmiş olup, psöriazis şiddeti ve periodontal hastalık şiddeti arasında ilişki bulunamamıştır. Periodontal hastalıkların kronik enfeksiyon odağı ve muhtemelen proinflamatuvar sitokinler üzerinden psöriazisi etkileyebileceğini düşünmekteyiz. Periodontal hastalıkların psöriazis üzerindeki rolünün tam olarak anlaşılabilmesi için daha geniş serilerde çalışma yapılması uygun olabilir.

Periodontal hastalıklarPrognozPsoriyazis
Gülbahar Saraç
İnönü University
2011
30
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasis hastalarında yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının klinik bulgular ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmaya 01.11.2021-01.11.2022 tarihleri arasında 18-65 yaş arası, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş, psoriasis tanısı alan 250 hasta ve 145 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Bir sosyodemografik veri formu hazırlanarak katılımcıların yaşı, cinsiyeti, boyu, vücut ağırlığı, medeni hali gibi veriler kaydedildi. Psoriasisin klinik alt tipi, başlangıç yaşı, hastalığın süresi, aile öyküsü, kullanılan tedavi, kronik hastalık öyküsü gibi bilgiler kaydedildi. Egzersiz alışkanlıkları Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi soruları (IPAQ) ile değerlendirildi. Beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesinde DSÖ'nün beslenme kılavuzundaki tanımlamalar esas alınarak, hastaların yağ, sebze-meyve, kırmızı et ile tuz tüketimi sorgulandı. Diyet özellikleri, glisemik indekse göre sınıflandırılmış yiyeceklerin alımı hakkındaki bilgiler sorgulanarak kaydedildi. Uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PSQI) ile yaşam kalitesi Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi (DYKİ) ile değerlendirildi. Psoriasis hastalarında kontrol grubuna göre azalmış fiziksel aktivite saptandı. Psoriasis hastalarında kontrol grubuna göre düşük sebze meyve tüketimi ve yüksek tuz tüketimi alışkanlığı izlendi. Yüksek et tüketimi ve düşük sebze meyve tüketimi olan hastalarda psoriasisin erken yaşlarda başladığı izlendi. Psoriasis şiddeti ile beyaz ekmek, beyaz pirinç, beyaz şeker, çekirdek tüketimi arasında pozitif yönde korelasyon saptandı. Psoriasis hastalarında PSQI skoru kontrol grubuna göre yüksek saptandı. Psoriasis süresi ve psoriasis başlangıç yaşı ile PSQI arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Psoriasis hastalarında azalmış fiziksel aktivite ve buna bağlı obezitede artış, kötü beslenme alışkanlıkları ve uyku bozuklukları sık izlenmektedir. Psoriasis hastalarında yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, hastalığın kontrol altına alınması ve hastalık şiddetinin gerilemesinde etkili olabileceği görülmüştür. Fiziksel aktivite, beslenme alışkanlıkları ve uyku bozukluklarının psoriasis hastalarına etkilerini belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+5
Esra Kaymaz
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriazis vulgarisli hastalarda serum chemerin, fibronektin ve SHBG düzeylerinin araştırılması ve klinik parametrelerle karşılaştırılması

ÖZETPSORİAZİS VULGARİSLİ HASTALARDA SERUM CHEMERİN,FİBRONEKTİN VE SHBG DÜZEYLERİNİN ARAŞTIRILMASI VE KLİNİKPARAMETRELERLE KARŞILAŞTIRILMASIDr. Hatice KOÇLUKUzmanlık Tezi, Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim DalıTez Danışmanı: Prof. Dr. Necmettin KırtakMart 2013, 45 sayfaPsoriazis deriyi, tırnakları ve eklemleri etkileyebilen inflamatuar kronik vetekrarlayıcı bir hastalıktır. Psoriazis etyopatogenezi tam olarak açıklanamamıştır. Thücre aracılıklı keratinosit proliferasyonu ile karakterize otoimmün ve inflamatuvarbir hastalık olarak düşünülmektedir. Genetik ve travma, stres, enfeksiyonlar veilaçlar gibi çevresel faktörler hastalığın patogenezinde rol alabilmektedir.Çalışmamızda kronik tip plak psoriazis vulgarisli hastalarda serum chemerin,fibronektin ve seks hormon bağlayıcı globulin (SHBG) düzeyleri sağlıklı kontrollerlekarşılaştırıldı. Bu parametrelerin psoriazis etiyopatogenezindeki rolü ve buparametrelerin hastalığın şiddeti, süresi, vücut kitle indeksi (VKİ) ve artrit varlığıgibi klinik parametrelerle ilişkisi araştırılmıştır.Kırküç kronik plak tipi psoriazisli hasta ve yaş, cinsiyet ve VKİ'leri uyumlu 37sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Tüm hastaların yaş, cinsiyet, hastalık süresi, VKİ,PASI değerleri ve artrit olup olmadığı kaydedildi. Serum chemerin, fibronektin veSHBG değerleri karşılaştırıldı.Hasta grubunda kontrollerle karşılaştırıldığında chemerin düzeyleri anlamlıölçüde yüksek bulunurken, chemerin düzeyleri ve PASI, VKİ, hastalık süresiarasında herhangi bir koreleasyon saptanmadı. Hasta ve kontrol grubunda fibronektinve SHBG düzeyleri açısından fark tespit edilemedi. Artriti olan ve olmayan hastalararasında chemerin, fibronektin ve SHBG düzeyleri açısından anlamlı bir fark tespitedilmedi.Sonuç olarak, chemerinin psoriazisteki kronik inflamasyon patogenezinde roloynayabileceği düşünüldü fakat chemerin ile hastalık şiddeti ve artrit varlığı arasındailişki saptanmadı. Bunun yanısıra çalışmanın sonucunda serum SHBG vefibronektin düzeyleri ile psoriazis varlığı, şiddeti ve psoriatik artrit arasında ilişkisaptanmadı.Anahtar Kelimeler: Psoriazis, chemerin, fibronektin, SHBG

Cinsiyet hormonu bağlayıcı globülinFibronektinlerKimerin+1
Hatice Koçluk
Gaziantep University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriazis hastalarında vitamin b12 düzeyleri

Psöriazis, genel popülasyonun %1-5 'ini etkileyen, eritematöz plaklar ile karakterize kronik ve tekrarlayan enflamatuvar bir deri hastalığıdır. Psöriazis, epidermal keratinositlerin hiperproliferasyonu ve zayıf farklılaşması ile karakterize olan bir T hücresi aracılı enflamatuvar deri hastalığı olarak kabul edilir. Psöriazise yatkınlık kalıtım ile ilişkili olsa da, hastalık enfeksiyon ve stres gibi çevresel faktörlerden de etkilenmektedir. Diyetin psöriazis etiyolojisi ve patogenezinde rol oynadığı öne sürülmüştür. B12 vitamini, DNA sentezi ve hücresel enerji üretimi için gereklidir. B12 vitamini eksikliği, özellikle hayvansal gıdaların sınırlı alınması veya vitamin emilememesi nedeniyle yaygın görülmektedir. Bu bilgiler dahilinde çalışmanın amacı psöriazis tanısı olan hastalardaki B12 vitamini düzeylerinin kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Bu çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Psöriazis polikliniğine 01.02.2018 – 01.04.2018 tarihleri arasında başvuran ve vitamin B12 düzeyleri istenmiş 88 psöriazis hastası geriye dönük saptanıp hasta grubu olarak kabul edilmiştir. Aynı tarihler arasında diğer polikliniklere başvuran B12 düzeyleri istenmiş, yaş ve cinsiyet uyumlu 72 kişi geriye dönük saptanarak kontrol grubu olarak kabul edilmiştir. Mann Whitney U Non-parametrik testine göre kontrol grubu ile psöriazis grubu arasında B12 vitamini düzeyleri arasında istatistiksel anlamlı bir fark görülmemiştir (p=0,092). Ancak psöriazis tanılı hastaların, kontrol grubuna göre daha küçük yaşta olduğu görülmüştür (p=0,001). Psöriazisli hastalardaki yaş ortalamasının daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca cinsiyet ile de B12 vitamini düzeyleri arasında bir fark görülmemiştir. Elde edilen bu değerlerin ileriki çalışmalarda psöriazis alan şiddeti indeksi (PASİ) ile birlikte korelasyonunun araştırılması, kontrol ve hasta grubunda B12 vitamini düzeyleri arasında fark görülmese dahi serum B12 vitamini düzeylerine bakılarak hastalık şiddeti hakkında değerlendirme yapılmasına olanak sağlayacak bir belirteç olabilir. Anahtar Kelimeler: Psöriazis, B12 vitamini, Psöriazis ve B12 vitamini ilişkisi

Deri hastalıklarıPsoriyazisVitamin B 12
Yahya Beşkardeş
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit, ankilozan spondilit ve psöriatik artrit hastalarının tırnak bulgularının klinik ve dermoskopik olarak değerlendirilmesi ve psöriasis hastaları ile karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Psoriasis immün aracılı mekanizma ile oluşan kronik inflamatuvar (IMID grubu) bir hastalıktır ve psoriatik artrit, psoriasisin en sık görülen komorbiditesidir. Romatoid artrit (RA) ve Ankilozan Spondilit (AS) de IMID grubuna dahil olan ve psoriatik artrit ile klinik benzerlikleri bulunan hastalıklardır. Tırnak tutulumu psoriasis ve özellikle de psoriatik artrit için özel önem taşır. Tırnağın eklem sisteminin bir uç parçası olarak görülmesiyle birlikte RA ve AS gibi hastalıklarda da tırnak lezyonlarının görülebileceği düşünülmüştür. Bu çalışmada, RA ve AS hastalarında tırnak değişikliklerini araştırmayı ve psoriasis ile psoriatik artrit hastalarında görülen zengin tırnak bulguları ile karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 1.11.2020 ve 1.11.2021 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 25'er eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastası ile Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran 25'er romatoid artrit ve ankilozan spondilit hastası dahil edildi. Hastaların el tırnakları muayene edildi ve her elden ikişer tırnak ve çevresinin dermoskopik görüntüleri kaydedildi. Hastaların demografik ve klinik özelliklerinin yanında gözle görülen ve dermoskopik tırnak bulguları kaydedildi. Bulgular: Hastaların 35'i erkek, 65'i kadındı. Yaş ortalaması 43.59 ±12.69'di. Eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastaları arasında PASI ve NAPSI ortalamalarında fark bulunmadı (sırasıyla p=0.382, p=0.734). Psoriasis hastalarında hastalık süresi arttıkça NAPSI skoru da korele olarak artıyordu (p=0.02). Eklem tutulumu olmayan psoriasis hastalarında gözle görülebilen en sık tırnak bulgusu onikoliz (%88, n=22) ve yüksük tırnak (pitting) (%88, n=22) iken PsA hastalarında da bulgular benzerdi (onikoliz: %88, n=22; pitting: %80, n=20). Ankilozan spondilit grubunda en sık saptanan tırnak bulgusu ise (%56, n=14) lökonişi iken romatoid artrit grubunda en sık görülen tırnak bulgusu (%48, n=12) tırnakta dikey çizgilenme-trakinoişiydi. Lökonişi ve yatay çizgilenme-çöküklük bulgularında gruplar arasında istatiksel anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p= 0.56, p=0.05). Dermoskopide; Ps, PsA, RA ve AS hastalarında proksimal tırnak kıvrımında çok sıralı kapiller damarlanma sık görüldü. Megakapiller (%32, n=8), mikrohemorajik odak (%32, n=8), düzensiz, üst üste binmiş damar görünümü (%48, n=12) en çok ankilozan spondilit hastalarında görülürken; çarpık, dallanmış, morumsu damarlanma en çok (%20, n=5) romatoid artrit hastalarında saptandı. Psoriasis hastalarında (Ps: %76, n=19; PsA: %84, n=21) seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma daha fazla görülürken (p<0.001), romatoid artrit hastalarında (%64, n=6) paralel kümelenmiş damarlar-kısa lineer damarlar daha fazla saptandı (p=0.01). Yine psödofiber işareti en çok PsA hastalarında görüldü (p=0.04). Sonuç: IMID grubu hastalıklarda patogenezdeki inflamasyon ve vasküler değişiklikler nedeniyle tırnak bulguları sık görülebilir ancak yine de RA ve AS hastalarında psoriasis hastalarındaki kadar zengin tırnak bulguları saptanmamıştır. Yüksük tırnak (pitting), onikoliz, splinter hemoraji ve subungual hiperkeratoz psoriasis tırnağında sık görülürken; lökonişi ve yatay çöküklük hastalığa özgün bulunmamıştır. Proksimal tırnak kıvrımında seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma psoriasis tırnağını; paralel kümelenmiş, kısa lineer damarlanma ile düzensiz, dallanmış, morumsu damarlanma ise RA tırnağını düşündürebilir. Sonuç olarak; IMID grubu hastalıkların özellikle erken dönemde ayrımlarında dermatolojik muayene, detaylı tırnak muayanesi ve tırnak dermoskopisi büyük önem taşır.

Artrit-psoriatikArtrit-romatoidDermoskopi+4
Begüm Güneş
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasis hastalarında bazal hücreli karsinom prevelansı

Başlıca deriyi ve eklemleri etkileyen kronik inflamatuvar bir hastalık olan psoriasis tüm dünyanın %3-4'ünü etkilemektedir. Romatoid artrit, crohn hastalığı veya psoriasis gibi inflamatuvar hastalıkların kanser riskini artırdığı ileri sürülmektedir. Psoriasis hastalarında immünsupresif ajanlar, metotreksat, siklosporin ve UV tedaviler kanser riskini attırabilmektedir. Ancak, psoriasis ile melanom dışı deri kanserleri (NMSC) arasındaki ilişki tartışmalıdır. NMSC tipleri içerisinde skuamoz hücreli karsinomun (SCC) psoriasisle ilişkisi hakkında çok sayıda çalışma bulunmasına rağmen, bazal hücreli karsinom (BCC) ile psoriasis ilişkisini inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada psoriasis hastalarında BCC tanısı , BCC varlığından şüphenilen vakalardan biyopsi alınarak , histopatolojik olarak doğrulanarak konuldu . Gereç ve Yöntem Çalışma, 1 Ocak 2020 ile 1 Temmuz 2020 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran, psoriasis tanısı ile takipli hastalar ile gerçekleştirildi. Çalışma 346 psoriasis hastası ile yaş ve cinsiyet ile uyumlu 306 kontrol arasında gerçekleştirildi. Hastaların demografik, klinik özellikleri ve kullandıkları farmakolojik tedavileri kaydedildi. Psoriasis şiddeti "Psoriasis Area and Severity Index (PASI)" ile değerlendirildi. Klinik olarak şüphelenilen vakalarda BCC tanısı histopatolojik olarak yapıldı. Bulgular Hastaların ortalama yaşı 49,9 ± 15,8 yıl, kontrol grubunun 49,4 ± 13,4 yıldı. Hastaların %53,7'si, kontrol grubunun %52,2'si kadındı. Demografik özellikler gruplar arasında farklılık göstermiyordu. Hastaların %6,6'sında (n = 23), kontrol grubunun %2,9'unda (n = 9) BCC görüldü. Psoriazis hastalarında BCC sıklığı kontrollere göre anlamlı derecede daha yüksekti (p=0,029). En sık BCC tipi nodüler BCC'ydi (%39,1). Psoriasis hastalarında, BCC olanlar, olmayanlardan daha yaşlıydı (p<0,001), BCC olanlarda artrit varlığı (p<0,001) ve sigara kullanımı daha sıktı (p=0,003). Psoriasis tedavileri arasından sadece PUVA alan hastalarda BCC sıklığı daha yüksek izlendi (p<0,001). BCC olan hastalarda, olmayanlara kıyasla PUVA seans sayısı daha çoktu (p=0,010). Sonuç Psoriasis hastalarında BCC sıklığı artmıştır. PUVA tedavisi BCC riskini artırabilir, bu nedenle PUVA tedavisi alanlar psoriasis hastaları BCC açısından taranmalıdır.

KarsinomaKarsinoma-bazal hücreliPrevalans+1
Aliye Sevdem Gülcan
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Psoriasisli olgularda ayak dermatofitozlarının prevalansı ve etkenleri

Psöriasisli olgularda görülen tırnak değişikliklerine neden olarak psöriasis, onikomikoz, bunların her ikisi veya başka bir hastalık gerekçe gösterilebilinir. Ancak psöriasis ve psöriasisi olmayan olgularda onikomikoz prevalansına ilişkin araştırma sonuçları çelişkilidir. Bu çalışmada, psöriasis tanılı olgularda ve kontrol grubunda ayak dermatomikozlarının varlığı mikolojik yöntemlerle araştırıldı. Psöriasis tanılı 60 olgunun altısında (%10) ve psöriasis dışı nedenlerle izlenen 60 olgunun ise sekizinde (%13.3) ayak dermatomikozu belirlendi. Psöriasis tanılı olguların beşinde onikomoz saptandı; klinik şekil ikisinde TDO, ikisinde DLSO iken birisinde tırnak tamamen sağlıklı görünümde idi. Onikomikoz etkeni olarak üç olguda Trichophyton interdigitale bir olguda ise Trichophyton rubrum izole edildi, bir olguda ise etken saptanamadı. Ayrıca bir olguda interdigital tinea pedis saptandı, ancak etken izole edilemedi. Kontrol grubunda, interdigital tinea pedis üç olguda saptandı ve hepsinde etken T. rubrum idi. Onikomikoz beş olguda görüldü ve hepsinde klinik şekil DLSO idi. Dört olguda etken saptanamadı, bir olguda ise etken T. rubrum idi. Sonuç olarak, psöriasisli olgular ve kontrol grup arasında ayak onikomikozunun prevalansı, klinik şekilleri ve etkenleri yönünden anlamlı fark bulunamadı (P > 0.05). Bu çalışmanın sonuçlarına göre tırnağın mantar infeksiyonlarında psöriasisin kolaylaştırıcı etmen olmadığı ortaya konuldu. Bununla birlikte, psöriatik tırnaklarda onikomikoz önemli bir sorun olduğu ve gerek dermatologlar ve gerekse mikologlar tarafından üzerinde önemle durulması gerektiği ve ayırıcı tanıda mikolojik yöntemlerin yararlı olcağı belirlendi.

DermatofitlerPsoriyazisTinea pedis
Zeynep Tülay Altunay
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship of IL 17A, vit-D levels and some biochemical markers with psoriasis and the effect of oral vitamin D supplementation on clinical amelioration of the disease

The aim of the study was to measure vitamin D levels before and after giving specific doses of it. Patients with psoriasis have an imbalance in vitamin D levels, as vitamin D levels have been correlated with the level of disease progression. Psoriasis incidence rates after administration of vitamin D at a dose of 1 month every day 2000 IU, then the second and third month every week 10,000 IU for period a 3-month indicate that the size of the affected area did not expand or stopped expanding. Also in our study, interleukin-17 levels and lipid profile showed some changes, indicating that high levels of vitamin D may reduce inflammation or inflammatory diseases by contributing to immune system activation. There were notable changes in average lipids and the effect was likely caused by changes in vitamin D levels, which play an important role in lipid metabolism. There was also an decrease in calcium levels.

CholesterolPsoriasisVitamin D
Ahmed Najm Abbood Al-malıkı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00

Related subjects