Psoriasis

93 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasis hastalarında yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının klinik bulgular ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmaya 01.11.2021-01.11.2022 tarihleri arasında 18-65 yaş arası, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş, psoriasis tanısı alan 250 hasta ve 145 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Bir sosyodemografik veri formu hazırlanarak katılımcıların yaşı, cinsiyeti, boyu, vücut ağırlığı, medeni hali gibi veriler kaydedildi. Psoriasisin klinik alt tipi, başlangıç yaşı, hastalığın süresi, aile öyküsü, kullanılan tedavi, kronik hastalık öyküsü gibi bilgiler kaydedildi. Egzersiz alışkanlıkları Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi soruları (IPAQ) ile değerlendirildi. Beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesinde DSÖ'nün beslenme kılavuzundaki tanımlamalar esas alınarak, hastaların yağ, sebze-meyve, kırmızı et ile tuz tüketimi sorgulandı. Diyet özellikleri, glisemik indekse göre sınıflandırılmış yiyeceklerin alımı hakkındaki bilgiler sorgulanarak kaydedildi. Uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PSQI) ile yaşam kalitesi Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi (DYKİ) ile değerlendirildi. Psoriasis hastalarında kontrol grubuna göre azalmış fiziksel aktivite saptandı. Psoriasis hastalarında kontrol grubuna göre düşük sebze meyve tüketimi ve yüksek tuz tüketimi alışkanlığı izlendi. Yüksek et tüketimi ve düşük sebze meyve tüketimi olan hastalarda psoriasisin erken yaşlarda başladığı izlendi. Psoriasis şiddeti ile beyaz ekmek, beyaz pirinç, beyaz şeker, çekirdek tüketimi arasında pozitif yönde korelasyon saptandı. Psoriasis hastalarında PSQI skoru kontrol grubuna göre yüksek saptandı. Psoriasis süresi ve psoriasis başlangıç yaşı ile PSQI arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Psoriasis hastalarında azalmış fiziksel aktivite ve buna bağlı obezitede artış, kötü beslenme alışkanlıkları ve uyku bozuklukları sık izlenmektedir. Psoriasis hastalarında yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, hastalığın kontrol altına alınması ve hastalık şiddetinin gerilemesinde etkili olabileceği görülmüştür. Fiziksel aktivite, beslenme alışkanlıkları ve uyku bozukluklarının psoriasis hastalarına etkilerini belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+5
Esra Kaymaz
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriazis hastalarında vitamin b12 düzeyleri

Psöriazis, genel popülasyonun %1-5 'ini etkileyen, eritematöz plaklar ile karakterize kronik ve tekrarlayan enflamatuvar bir deri hastalığıdır. Psöriazis, epidermal keratinositlerin hiperproliferasyonu ve zayıf farklılaşması ile karakterize olan bir T hücresi aracılı enflamatuvar deri hastalığı olarak kabul edilir. Psöriazise yatkınlık kalıtım ile ilişkili olsa da, hastalık enfeksiyon ve stres gibi çevresel faktörlerden de etkilenmektedir. Diyetin psöriazis etiyolojisi ve patogenezinde rol oynadığı öne sürülmüştür. B12 vitamini, DNA sentezi ve hücresel enerji üretimi için gereklidir. B12 vitamini eksikliği, özellikle hayvansal gıdaların sınırlı alınması veya vitamin emilememesi nedeniyle yaygın görülmektedir. Bu bilgiler dahilinde çalışmanın amacı psöriazis tanısı olan hastalardaki B12 vitamini düzeylerinin kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Bu çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Psöriazis polikliniğine 01.02.2018 – 01.04.2018 tarihleri arasında başvuran ve vitamin B12 düzeyleri istenmiş 88 psöriazis hastası geriye dönük saptanıp hasta grubu olarak kabul edilmiştir. Aynı tarihler arasında diğer polikliniklere başvuran B12 düzeyleri istenmiş, yaş ve cinsiyet uyumlu 72 kişi geriye dönük saptanarak kontrol grubu olarak kabul edilmiştir. Mann Whitney U Non-parametrik testine göre kontrol grubu ile psöriazis grubu arasında B12 vitamini düzeyleri arasında istatistiksel anlamlı bir fark görülmemiştir (p=0,092). Ancak psöriazis tanılı hastaların, kontrol grubuna göre daha küçük yaşta olduğu görülmüştür (p=0,001). Psöriazisli hastalardaki yaş ortalamasının daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca cinsiyet ile de B12 vitamini düzeyleri arasında bir fark görülmemiştir. Elde edilen bu değerlerin ileriki çalışmalarda psöriazis alan şiddeti indeksi (PASİ) ile birlikte korelasyonunun araştırılması, kontrol ve hasta grubunda B12 vitamini düzeyleri arasında fark görülmese dahi serum B12 vitamini düzeylerine bakılarak hastalık şiddeti hakkında değerlendirme yapılmasına olanak sağlayacak bir belirteç olabilir. Anahtar Kelimeler: Psöriazis, B12 vitamini, Psöriazis ve B12 vitamini ilişkisi

Deri hastalıklarıPsoriyazisVitamin B 12
Yahya Beşkardeş
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit, ankilozan spondilit ve psöriatik artrit hastalarının tırnak bulgularının klinik ve dermoskopik olarak değerlendirilmesi ve psöriasis hastaları ile karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Psoriasis immün aracılı mekanizma ile oluşan kronik inflamatuvar (IMID grubu) bir hastalıktır ve psoriatik artrit, psoriasisin en sık görülen komorbiditesidir. Romatoid artrit (RA) ve Ankilozan Spondilit (AS) de IMID grubuna dahil olan ve psoriatik artrit ile klinik benzerlikleri bulunan hastalıklardır. Tırnak tutulumu psoriasis ve özellikle de psoriatik artrit için özel önem taşır. Tırnağın eklem sisteminin bir uç parçası olarak görülmesiyle birlikte RA ve AS gibi hastalıklarda da tırnak lezyonlarının görülebileceği düşünülmüştür. Bu çalışmada, RA ve AS hastalarında tırnak değişikliklerini araştırmayı ve psoriasis ile psoriatik artrit hastalarında görülen zengin tırnak bulguları ile karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 1.11.2020 ve 1.11.2021 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 25'er eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastası ile Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran 25'er romatoid artrit ve ankilozan spondilit hastası dahil edildi. Hastaların el tırnakları muayene edildi ve her elden ikişer tırnak ve çevresinin dermoskopik görüntüleri kaydedildi. Hastaların demografik ve klinik özelliklerinin yanında gözle görülen ve dermoskopik tırnak bulguları kaydedildi. Bulgular: Hastaların 35'i erkek, 65'i kadındı. Yaş ortalaması 43.59 ±12.69'di. Eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastaları arasında PASI ve NAPSI ortalamalarında fark bulunmadı (sırasıyla p=0.382, p=0.734). Psoriasis hastalarında hastalık süresi arttıkça NAPSI skoru da korele olarak artıyordu (p=0.02). Eklem tutulumu olmayan psoriasis hastalarında gözle görülebilen en sık tırnak bulgusu onikoliz (%88, n=22) ve yüksük tırnak (pitting) (%88, n=22) iken PsA hastalarında da bulgular benzerdi (onikoliz: %88, n=22; pitting: %80, n=20). Ankilozan spondilit grubunda en sık saptanan tırnak bulgusu ise (%56, n=14) lökonişi iken romatoid artrit grubunda en sık görülen tırnak bulgusu (%48, n=12) tırnakta dikey çizgilenme-trakinoişiydi. Lökonişi ve yatay çizgilenme-çöküklük bulgularında gruplar arasında istatiksel anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p= 0.56, p=0.05). Dermoskopide; Ps, PsA, RA ve AS hastalarında proksimal tırnak kıvrımında çok sıralı kapiller damarlanma sık görüldü. Megakapiller (%32, n=8), mikrohemorajik odak (%32, n=8), düzensiz, üst üste binmiş damar görünümü (%48, n=12) en çok ankilozan spondilit hastalarında görülürken; çarpık, dallanmış, morumsu damarlanma en çok (%20, n=5) romatoid artrit hastalarında saptandı. Psoriasis hastalarında (Ps: %76, n=19; PsA: %84, n=21) seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma daha fazla görülürken (p<0.001), romatoid artrit hastalarında (%64, n=6) paralel kümelenmiş damarlar-kısa lineer damarlar daha fazla saptandı (p=0.01). Yine psödofiber işareti en çok PsA hastalarında görüldü (p=0.04). Sonuç: IMID grubu hastalıklarda patogenezdeki inflamasyon ve vasküler değişiklikler nedeniyle tırnak bulguları sık görülebilir ancak yine de RA ve AS hastalarında psoriasis hastalarındaki kadar zengin tırnak bulguları saptanmamıştır. Yüksük tırnak (pitting), onikoliz, splinter hemoraji ve subungual hiperkeratoz psoriasis tırnağında sık görülürken; lökonişi ve yatay çöküklük hastalığa özgün bulunmamıştır. Proksimal tırnak kıvrımında seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma psoriasis tırnağını; paralel kümelenmiş, kısa lineer damarlanma ile düzensiz, dallanmış, morumsu damarlanma ise RA tırnağını düşündürebilir. Sonuç olarak; IMID grubu hastalıkların özellikle erken dönemde ayrımlarında dermatolojik muayene, detaylı tırnak muayanesi ve tırnak dermoskopisi büyük önem taşır.

Artrit-psoriatikArtrit-romatoidDermoskopi+4
Begüm Güneş
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasis hastalarında bazal hücreli karsinom prevelansı

Başlıca deriyi ve eklemleri etkileyen kronik inflamatuvar bir hastalık olan psoriasis tüm dünyanın %3-4'ünü etkilemektedir. Romatoid artrit, crohn hastalığı veya psoriasis gibi inflamatuvar hastalıkların kanser riskini artırdığı ileri sürülmektedir. Psoriasis hastalarında immünsupresif ajanlar, metotreksat, siklosporin ve UV tedaviler kanser riskini attırabilmektedir. Ancak, psoriasis ile melanom dışı deri kanserleri (NMSC) arasındaki ilişki tartışmalıdır. NMSC tipleri içerisinde skuamoz hücreli karsinomun (SCC) psoriasisle ilişkisi hakkında çok sayıda çalışma bulunmasına rağmen, bazal hücreli karsinom (BCC) ile psoriasis ilişkisini inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada psoriasis hastalarında BCC tanısı , BCC varlığından şüphenilen vakalardan biyopsi alınarak , histopatolojik olarak doğrulanarak konuldu . Gereç ve Yöntem Çalışma, 1 Ocak 2020 ile 1 Temmuz 2020 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran, psoriasis tanısı ile takipli hastalar ile gerçekleştirildi. Çalışma 346 psoriasis hastası ile yaş ve cinsiyet ile uyumlu 306 kontrol arasında gerçekleştirildi. Hastaların demografik, klinik özellikleri ve kullandıkları farmakolojik tedavileri kaydedildi. Psoriasis şiddeti "Psoriasis Area and Severity Index (PASI)" ile değerlendirildi. Klinik olarak şüphelenilen vakalarda BCC tanısı histopatolojik olarak yapıldı. Bulgular Hastaların ortalama yaşı 49,9 ± 15,8 yıl, kontrol grubunun 49,4 ± 13,4 yıldı. Hastaların %53,7'si, kontrol grubunun %52,2'si kadındı. Demografik özellikler gruplar arasında farklılık göstermiyordu. Hastaların %6,6'sında (n = 23), kontrol grubunun %2,9'unda (n = 9) BCC görüldü. Psoriazis hastalarında BCC sıklığı kontrollere göre anlamlı derecede daha yüksekti (p=0,029). En sık BCC tipi nodüler BCC'ydi (%39,1). Psoriasis hastalarında, BCC olanlar, olmayanlardan daha yaşlıydı (p<0,001), BCC olanlarda artrit varlığı (p<0,001) ve sigara kullanımı daha sıktı (p=0,003). Psoriasis tedavileri arasından sadece PUVA alan hastalarda BCC sıklığı daha yüksek izlendi (p<0,001). BCC olan hastalarda, olmayanlara kıyasla PUVA seans sayısı daha çoktu (p=0,010). Sonuç Psoriasis hastalarında BCC sıklığı artmıştır. PUVA tedavisi BCC riskini artırabilir, bu nedenle PUVA tedavisi alanlar psoriasis hastaları BCC açısından taranmalıdır.

KarsinomaKarsinoma-bazal hücreliPrevalans+1
Aliye Sevdem Gülcan
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Psoriasisli olgularda ayak dermatofitozlarının prevalansı ve etkenleri

Psöriasisli olgularda görülen tırnak değişikliklerine neden olarak psöriasis, onikomikoz, bunların her ikisi veya başka bir hastalık gerekçe gösterilebilinir. Ancak psöriasis ve psöriasisi olmayan olgularda onikomikoz prevalansına ilişkin araştırma sonuçları çelişkilidir. Bu çalışmada, psöriasis tanılı olgularda ve kontrol grubunda ayak dermatomikozlarının varlığı mikolojik yöntemlerle araştırıldı. Psöriasis tanılı 60 olgunun altısında (%10) ve psöriasis dışı nedenlerle izlenen 60 olgunun ise sekizinde (%13.3) ayak dermatomikozu belirlendi. Psöriasis tanılı olguların beşinde onikomoz saptandı; klinik şekil ikisinde TDO, ikisinde DLSO iken birisinde tırnak tamamen sağlıklı görünümde idi. Onikomikoz etkeni olarak üç olguda Trichophyton interdigitale bir olguda ise Trichophyton rubrum izole edildi, bir olguda ise etken saptanamadı. Ayrıca bir olguda interdigital tinea pedis saptandı, ancak etken izole edilemedi. Kontrol grubunda, interdigital tinea pedis üç olguda saptandı ve hepsinde etken T. rubrum idi. Onikomikoz beş olguda görüldü ve hepsinde klinik şekil DLSO idi. Dört olguda etken saptanamadı, bir olguda ise etken T. rubrum idi. Sonuç olarak, psöriasisli olgular ve kontrol grup arasında ayak onikomikozunun prevalansı, klinik şekilleri ve etkenleri yönünden anlamlı fark bulunamadı (P > 0.05). Bu çalışmanın sonuçlarına göre tırnağın mantar infeksiyonlarında psöriasisin kolaylaştırıcı etmen olmadığı ortaya konuldu. Bununla birlikte, psöriatik tırnaklarda onikomikoz önemli bir sorun olduğu ve gerek dermatologlar ve gerekse mikologlar tarafından üzerinde önemle durulması gerektiği ve ayırıcı tanıda mikolojik yöntemlerin yararlı olcağı belirlendi.

DermatofitlerPsoriyazisTinea pedis
Zeynep Tülay Altunay
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship of IL 17A, vit-D levels and some biochemical markers with psoriasis and the effect of oral vitamin D supplementation on clinical amelioration of the disease

The aim of the study was to measure vitamin D levels before and after giving specific doses of it. Patients with psoriasis have an imbalance in vitamin D levels, as vitamin D levels have been correlated with the level of disease progression. Psoriasis incidence rates after administration of vitamin D at a dose of 1 month every day 2000 IU, then the second and third month every week 10,000 IU for period a 3-month indicate that the size of the affected area did not expand or stopped expanding. Also in our study, interleukin-17 levels and lipid profile showed some changes, indicating that high levels of vitamin D may reduce inflammation or inflammatory diseases by contributing to immune system activation. There were notable changes in average lipids and the effect was likely caused by changes in vitamin D levels, which play an important role in lipid metabolism. There was also an decrease in calcium levels.

CholesterolPsoriasisVitamin D
Ahmed Najm Abbood Al-malıkı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Psöriazisli hastalarda VEGF, Fas, Fas L Gen polimorfizmleri ile Serum VEGF, fas ve fas l düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması

PSÖRİAZİSLİ HASTALARDA VEGF, Fas, Fas L GEN POLİMORFİZMLERİ İLE SERUM VEGF, Fas ve Fas L DÜZEYLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN ARAŞTIRILMASIPsöriazis kronik, multifaktöryel, keratinositlerin T hücre aracılı hiperproliferasyonuyla ve keskin sınırlı, eritemli plak veya papüller üzerinde yerleşmiş, parlak sedefi-beyaz skuamlarla karakterize kronik, otoimmün inflamatuar bir deri hastalığıdır. Demografik ve epidemiyolojik çalışmalar, aile/ ikiz çalışmaları, serolojik ve genetik çalışmalar psöriazisin poligenik ve multifaktöryel bir hastalık olduğunu göstermiştir.Bu çalışmada psöriaziste Fas -670 A/G, Fas L -844 T/C ve VEGF 936 C/T polimorfizmlerinin araştırılması, serumda soluble Fas (sFas) ve FasL (sFasL) değerleri ve serum VEGF düzeylerinin belirlenmesi ve gen polimorfizmleri ile serum düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı ve Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran sistemik tedavi gören 50, sistemik tedavi görmeyen 69 hasta dahil edilmiştir. Psöriazis hastası olmayan 140 sağlıklı birey kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Her üç grupta PCR-RFLP yöntemi kullanılarak Fas -670 A/G, Fas L -844 T/C ve VEGF 936 C/T polimorfizleri çalışılmıştır. Ayrıca hasta gruplarından randomize seçilen 40 tedavili hasta, 40 tedavisiz hasta ve kontrol grubundan randomize seçilen 80 bireyin, mikroelisa yöntemi ile serum sFas, sFas L ve VEGF düzeyleri ölçülmüş, gen polimorfizmleri ile serum düzeyleri arasındaki ilişki araştırılmıştır.Çalışmamızda hasta ve kontrol gruplarında Fas -670 A/G, Fas L -844 T/C ve VEGF 936 C/T polimorfizleri açısından anlamlı bir fark görülmemiş ancak soluble Fas ve Fas L düzeyleri hasta gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. VEGF serum düzeyi CT genotipli bireylerde, CC genotipli bireylere göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur.Sonuç olarak, çalışmamızda Fas -670 A/G, FasL gen -844 T/C ve VEGF -936 T/C polimorfizmleriyle psöriazis arasında belki doğrudan bir ilişki bulunamamıştır. Ancak hastalarda serum sFas ve sFasL düzeylerinin yüksek bulunması, bu faktörlerin hastalığın patogenezinde önemli olduğunu göstermektedir.Anahtar sözcükler: Psöriazis, Fas, Fas L, VEGF, Polimorfizm

Apolipoprotein A IDeri hastalıklarıPolimorfizm-genetik+3
Gülay Gülbol Duran
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasisli hastalarda metabolik sendrom komponentlerinin retrospektif olarak araştırılması

Amaç: Psoriasis keskin sınırlı, eritemli papül ve plaklar üzerinde yerleşmiş parlak, sedefi-beyaz skuamlarla karakterize, kronik seyirli inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Etyolojisi tam olarak bilinmemekle beraber, oluşumunda kalıtsal bir yatkınlığın olduğu ve yaşam süresi içinde herhangi bir zamanda çeşitli tetikleyici faktörlerle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Son yıllarda psoriasisteki kronik inflamasyonun metabolik ve vasküler bozuklukların gelişimine neden olduğu öne sürülmekte ve çalışmalar psoriasise eşlik eden komorbiditeler üzerine yoğunlaşmaktadır. Psoriasis ile ilişkili komorbiditeler arasında metabolik sendrom da yer almaktadır. Bu çalışmada, psoriasisli hastalarda metabolik sendrom komponentlerinin retrospektif olarak araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu amaçla 2007-2012 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı kliniğinde psoriasis tanısıyla takip ve tedavileri yapılan hastaların arşiv dosyaları ve otomasyon bilgileri incelenmiştir. Hastaların açlık kan şekeri değerleri, antidiyabetik tedavi almaları; sistolik ve diyastolik kan basıncı değerleri, antihipertansif tedavi almaları; serum lipid düzeyleri ve beden kitle indeksleri verileri değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya alınan 154 olgunun NCEP ATP III metabolik sendrom tanı kriterlerine göre 71 (% 46.1)'inde artmış kan basıncı, 36 (% 23.4)'sında artmış açlık kan şekeri saptandı. 154 olgunun 102(% 66.2)'sinde düşük HDL düzeyi, 64(% 41.6)' ünde yüksek trigliserid düzeyi saptandı. Beden kitle indeksi 30'un üzerinde olan 47 olgu (% 30.5) saptandı. Çalışmada obezite kriteri olarak beden kitle indeksi kullanıldığında psoriasisli 154 olguda NCEP ATP III tanı kriterlerine göre beş kriterden ( obezite, artmış kan basıncı, yüksek trigliserid düzeyi, düşük HDL düzeyi, artmış açlık kan şekeri) üçünü sağlayan 52 olgu (% 33.8) saptandı. Sonuç: Psoriasisli olguların eşlik edebilecek metabolik sendrom komponentleri açısından bir multisistem hastalığa yaklaşım gibi takip ve tedavileri yapılmalıdır.

Diabetes mellitusDislipidemiHipertansiyon+5
İlkay Kolukırık
Çukurova University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Psöriazis hastalarında serum kemerin düzeylerinin incelenmesi

Psöriazis hastalığı, dünya nüfusunun % 2-4'ünü etkileyen yaygın inflamatuar bir otoimmün deri hastalığıdır. Kemerin, Transforme edici büyüme faktörü-β1 (TGFβ1), FMS ile ilişkili Tirozin kinaz 3 ligandı (FLT3-Ligand), Tümör Nekroz Faktör alfa (TNF α) ve İnterlökin1 β (IL1 β ) gibi adipositokinler dahil olmak üzere T hücre infiltrasyonu, interlökinler ve sitokinler psöriazis hastalığının patogenezinde rol oynarlar. Bu tez çalışmasında psöriazis hastalığının patojenezini göz önünde bulundurarak, psöriazis hastalarında serum kemerin gibi adipositokin düzeyleri, biyokimyasal parametreleri ile birlikte, vücut kitle indeksi ve Psöriasis Alan Şiddetli İndeksi (PAŞİ) değerlerini değerlendirmeyi amaçladık. Bu çalışmaya Türkiye'de Gaziantep Şehrinde Temmuz 2016-Nisan 2017 tarihlerinde Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Polikliniği'ne başvuran 37 psöriazis hastası ve 43 sağlıklı kontrol (toplam 80 birey ) alındı. Serum Kemerin, TGFβ1, FLT3-Ligand, TNF α ve IL1 β seviyeleri Enzyme Linked Immuno Sorbent Assay (ELISA) yöntemi kullanarak araştırıldı. Ayrıca serum C-reaktif protein (CRP), total, LDL, HDL kolesterol, trigliserid, açlık glikoz ve beyaz küre düzeyleri değerlendirildi. Psöriazis hastalığı aktivitesinin değerlendirilmesi PAŞİ skoru ile yapıldı. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edildi. Bu çalışmanın sonuçlarına göre serum kemerin , TGFβ1, FLT3-Ligant, IL1 β ve TNF α seviyeleri psöriazis hastalığı olanlarda kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu, (sırasıyla, p <0.01, p <0.05, p <0.01, p <0.01ve p <0.01 ). PAŞİ skoru ile serum kemerin düzeyi arasında anlamlı bir pozitif korelasyon vardı (r = 0.695 ** p <0.01). Kontrol grubunun serum total kolesterol, LDL kolesterol ve trigliserid düzeyleri hasta grubundan istatistiksel olarak anlamlı olarak daha düşüktü (sırasıyla p <0.01, p<0.01 ve p <0.05). Beyaz küre seviyeleri, hasta grubunda anlamlı olarak daha yüksekti (9.03 ± 3.31'e karşı 6.71 ± 1.65) (p <0.01). CRP, PAŞİ skoru ve serum kemerin seviyesi ile pozitif yönde ilişkili ve istatistiksel olarak anlamlıydı (r = 0.425 ** p <0.01), (r = .515 ** p <0.01). Bu çalışmanın sonucuna göre, psöriazisli hastalarda serum kemerin düzeylerinin yüksek bulunması psöriazis hastalığında inflamatuar bir süreç oluştuğunu göstermektedir ve TGFβ1, FLT3-Ligand, IL1β ve TNF α gibi belirteçlerin psöriazis hastalığının şiddetinin belirlenmesinde yararlı olabileceği söylenebilir.

FosfotransferazlarKimerinPsoriyazis+5
Lara Adnan Salman Al Karkhı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Prolidaz enziminin psöriazisli hastalardaki aktivitesinin araştırılması

Amaç: Psöriazis, keskin sınırlı, eritemli plak veya papüller üzerinde yerleşmiş parlak, sedef beyazı skuamlarla karakterize, kronik ve tekrarlayıcı özelliğe sahip, genetik ve immünolojik mekanizmaların etiyolojisinde rol oynadığı düşünülen bir deri hastalığıdır. Bu çalışmada, kollajen proteininin metabolizmasını yansıtan prolidaz aktivitesinin psöriazis hastalığındaki olası rolünü gösterebilmeyi hedefledik. Bu amaçla, çalışmada psöriazis hastalarından ve sağlıklı kontrol grubundan kan alınarak serumlarındaki prolidaz aktivitesi ölçüldü. Ayrıca prolidaz aktivitesi ile tam kan parametreleri arasında ilişki olup olmadığı incelendi. Materyal ve Metod: Çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesine başvuran, klinik olarak kronik orta ve şiddetli plak tip psöriazis tanısı konulan 40 hasta ile herhangi bir sistemik hastalığı olmayan, alkol, sigara ve ilaç kullanmayan sağlıklı 50 kişi kontrol grubu olarak alındı. Çalışma kapsamında katılımcıların serum plolidaz aktivitesi Chinard yöntemi ile, ve tam kan parametreleri flow sitometri yöntemi ile ölçüldü. Bulgular: Ölçüm sonunda elde edilen bulgulara göre psöriazis hastalarının serum prolidaz aktivitesinde sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı artış gözlendi (t=8,075; p<0,0001). Hasta ve kontrol grubundan alınan örneklerden yapılan tam kan ölçümleri ile prolidaz aktiviteleri arasında bir ilişki olup olmadığı incelendiğinde çok zayıf şiddette, pozitif yönde bir korelasyon bulundu. Bu ilişkinin lenfosit yüzde seviyesinin yüksekliği ile açıklanabileceği düşünüldü (r=0,105; p<0,0001). Sonuç: Hastaların prolidaz aktivitesi ile lenfosit oranı arasında anlamlı negatif bir ilişki olduğu saptandı. Bu bulgular prolidaz aktivitesi ile doku yıkımı arasında bir ilişki olduğunu düşündürmektedir. Yapılan çalışmalar bizim sonucumuzu destekler niteliktedir. Bu konuda yürütülecek yeni çalışmalar etiyopatogenizin aydınlatılması için büyük önem arz etmektedir.

Deri hastalıklarıKan sayımıKolajen+3
Chukrıe Jamo
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Biyolojik ajanların psoriasis tanılı hastalarda lipid profili ve hemogram parametrelerine etkisi

Giriş ve Amaç: Biyolojik ajanların lipid profili ve hemogram profiline etkileriyle ilgili literatürde çelişkili veriler mevcuttur. Bu çalışmada amacımız, biyolojik ajanların psoriasis tanılı hastalarda lipid profili, hemogram parametreleri, NLO, TLO, MPV ve CRP üzerindeki etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak psoriasis tanısıyla en az 6 aydır biyolojik ajan kullanan (Adalimumab,etanercept, infliksimab,ustekinumab, sekukinumab) hastaların yaş, VKI, sigara kullanımı, bilinen ek hastalık, kullanılan ilaçlar, psoriasis için aldığı geçmiş tedaviler incelendi. 12.ve 24.haftalardaki takiplerinde lipid profilleri, CRP, hemogram parametreleri ve aterojenik indeksleri, nötrofil/trombosit oranı (NLO), platelet/lenfosit oranı (PLO), PAŞİ, MPV değerlendirildi. Dahil edilme kriterleri 210 hastaya uygulandıktan sonra hemogram parametreleri analizi grubunda 153 hasta, lipid profili analizinde 124 hasta değerlendirmeye alındı. Veriler normal dağılıma uygun olmadığı için non-parametrik testler uygulandı. İstatistiksel analizde Kruskal Wallis, Friedmann testi , ANOVA (Repeated measures of ANOVA), Spearman testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edildi. Bulgular: Adalimumab ilaç grubunda (p<0,05) ve tüm hastalarda (p<0,001) takip haftaları arasında hemoglobin değerlerinde anlamlı farklılık saptandı. Etanercept (p<0,001) ve sekukinumab (p<0,05) ilaç gruplarında ve tüm hastalarda (p<0,001) takip haftaları arasında trombosit değerlerinde anlamlı farklılık ve azalma saptandı. Adalimumab (p<0,001) ve etanercept (p<0,05) alan ilaç gruplarında ve tüm hastalarda (p<0,001) lenfosit değerlerinde takip değerleri arasında anlamlı farklılık ve artış görüldü. TLO ve NLO değerlerinde adalimumab, etanercept, sekukinumab ilaç gruplarında ve tüm hastalarda takip haftaları arası anlamlı olarak farklılık ve azalma saptandı (p<0,05). Etanercept, sekukinumab ilaç gruplarında ve tüm hastalarda takip haftaları arasında CRP değerlerinde anlamlı olarak farklılık ve azalma görüldü (p<0,05). Tüm hastalarda ve ustekinumab ilaç grubunda trigliserid değerlerinde takip haftaları arasında anlamlı farklılık ve artma saptandı (p<0,05). Ustekinumab ilaç grubunda trigliserid değerlerinde 12. Takip haftasında bazale göre %10.91, tüm hastalarda ise %3.2 artma saptandı. Tüm hastalarda ve ilaç gruplarında total kolesterol, LDL, HDL değerlerinde ve aterojenik indekste takip haftalarında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). 12.haftadaki bazal değere göre PAŞİ değişim yüzdesi ile NLO, TLO, CRP ve MPV değişim yüzdesi arasında pozitif korelasyon izlenmedi. Sonuç: Biyolojik ajan kullanan psoriasis hastalarında ve özellikle ustekinumab ilaç grubunda trigliserid düzeylerinin takiplerde yakından izlenmesi gerekmektedir. NLO, TLO, CRP değerleri ucuz ve basit sistemik inflamasyon belirteci olarak kullanılabilir. Biyolojik tedavi sırasında hematolojik parametrelerde ve lipid profilinde bazı değişiklikler meydana gelmesine rağmen, bu değerler takip sırasında sekonder faktörlerden dolayı da değişim gösterebildiği için hangi değerlerin tedaviyle değişim gösterdiğinin bilinmesi yanlış yorumlamaların ve gereksiz testlerin önüne geçicektir.

Deri hastalıklarıDermatolojiKan sayımı+5
Kağan Cingöz
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konvansiyonel ve biyolojik tedavi almış psöriatik artrit tanılı olgularda tedaviye yanıtın yaşam kalitesi ile ilişkisi

Psöriatik artrit (PsA), sıklıkla önemli fonksiyonel yetersizlik ve bozulmuş yaşam kalitesine yol açan, psöriazis ile ilişkili inflamatuvar bir artrittir. PsA cilt tutulumu ve artrit nedeni ile benlik saygısında bozulma, anksiyete ve depresyon semptomlarında artışa neden olmaktadır. Çalışmamızda 2010 yılı itibari ile rutin olarak uyguladığımız SF-36, HAD, Rosenberg benlik saygısı envanterlerini ve hastaların anket tarihindeki fizik muayene ve laboratuar bulgularını kullandık. Çalışmamıza romatolojik hastalığı dışında ek hastalığı olmayan 81 hasta alındı. Hastaların yaş ortalaması 46,41 (±10,16)' di. Çalışmaya alınan hastaların 41` i (%50,6) erkek, 40' ı (%49,4) ise kadındı. Hastalardan 49' u DMARD tedavisi alırken, 32' si anti-TNF tedavi almaktaydı.DMARD ve anti-TNF tedavi alan hasta gruplarında sosyodemografik veriler ve hastaların sosyal alışkanlıkları arasında sedimantasyon ve CRP değerlerinde anlamlı bir farklılık saptanmadı.Anti-TNF tedavisi alan grupta istatistiksel olarak anlamlı ölçüde depresyon (p=0,001) ve anksiyete (p=0,007) sıklığını, DMARD tedavisi alan gruba göre düşük saptadık. Anti-TNF tedavisi alan grubun SF-36 puan ortalamalarının daha yüksek olduğunu saptadık. Her iki grup arasında benlik saygında anlamlı bir farklılık saptamadık.Depresyon ve anksiyete semptomları olmayan hastaların tüm SF-36 alt parametlerinde aldıkları ortalama puanların istatistiksel olarak anlamlı oranda daha yüksek olduğunu ve yine bu hastaların benlik saygılarının daha iyi olduğunu saptadık.Çalışmamızda DMARD ve anti-TNF tedavisi alan gruplar arasında hastalık aktivitesi bakımından anlamlı bir farklılık saptamadık. Hastalık aktivitesi düşük olan hastaların, istatistiksel olarak anlamlı ölçüde benlik saygılarının daha iyi, SF-36 parametrelerinden aldıkları ortalama puanların daha yüksek, anksiyete ve depresyon semptomlarının daha az olduğunu tespit ettik.

AnksiyeteArtrit-psoriatikBenlik saygısı+5
Özden Yıldırım Akan
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasisli hastalarda kardiyovasküler risk faktörlerinin framingham risk skoru ve ayak bileği-kol indeksi ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda, psoriasisli hastalarda kardiyovasküler risk faktörlerinin Framingham Risk Skoru ve Ayak bileği-kol İndeksi ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca kalp damar hastalıkları açısından risk teşkil etmesi nedeniyle hastalarda metabolik sendrom kriterleri, serum CRP düzeyleri ve sigara kullanımı ile psoriasisteki sistemik inflamasyonun süresi ve PASI veya VYA ile belirtilen şiddetinin kardiyovasküler riske etkisi de değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Deri ve Zührevi Hastalıklar polikliniğine başvurarak klinik ve/veya histopatolojik olarak psoriasis vulgaris tanısı almış 50 hasta ile poliklinik muayenesi sonucu kronik inflamatuar patoloji saptanmayarak psoriasis dışı tanılar almış, yaş ve cinsiyet uyumlu 50 kontrol hastası dahil edimiştir. Katılımcıların yaş, cinsiyet, boy, kilo, bel çevresi verileri, vücut kitle indeksi, bel-kalça oranı, kol ve ayak bileği tansiyonları, açlık kan şekeri, lipid profili ve CRP değerleri ile sigara kullanımı ve eşlik eden sistemik hastalık öyküleri not edilmiştir. Psoriasis hastalarında ek olarak hastalık süresi, PASI ve VYA da kaydedilmiştir. Hastaların FRS ve ABİ değerleri hesaplanmış, ayrıca metabolik sendrom olup olmadığı da kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 20.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda hastaların bel çevresi ortalaması kontrollere göre daha yüksek olup bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,033). Hastaların VKİ de kontrollere göre anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (p=0,014). Gruplar ek hastalıklar açısından karşılaştırıldığında hasta grubunda psoriasise eşlik eden hastalık oranı anlamlı olarak fazlayken (p=0,030) ek hastalıklardan kardiyovasküler risk açısından anlamlı olan diyabet ve hipertansiyon ayrıca gruplandırıldığında hastalar ve kontroller arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Psoriasis hastalarında sigara kullanma oranı kontrollere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,001). Hastaların FRS ortalaması kontrollere göre yüksek olup bu yükseklik istatistiksel olarak anlamı değilken (p=0,075), hastaların ABİ değeri ortalaması kontrollere göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak yüksek saptanmıştır(p<0,001). Psoriasis hastalarında metabolik sendrom daha yüksek oranda saptanmakla birlikte, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Psoriasis hastalarında PASI, VYA ve hastalık süresinin FRS ve ABİ değerlerine anlamlı etkisi olmadığı gözlenmiştir. Sonuç ve Öneriler: Çalışmamız psoriasis hastalarında FRS ve ABİ?nin beraber değerlendirildiği ilk çalışma olup, bulgular psoriasisin kalp damar hastalıklarına zemin hazırladığını, psoriasisli hastaların kardiyovasküler risk faktörleri açısından değerlendirilmesi, bu yönden eğitimi ve takibi gerekliliğini ortaya koymuştur.

Ayak bileğiC reaktif proteinKardiyovasküler hastalıklar+4
Sedef Bayata
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriazisli hastalarda hastalık algısı, aleksitimi ve anksiyete duyarlığı

Psikolojik etmenlerin gerek psoriazisin tetiklenmesinde , gerekse kliniğinin şiddetlenmesinde önemli rol oynadığı bilinmektedir. Psoriazisli hastalarda aleksitimi, anksiyete, depresyon, alkol bağımlılığı gibi psikopatolojiler daha sık görülmektedir. "Duygularını tanıma ve sözel olarak belirtmedeki zorluk" olarak tarif edilebilen aleksitiminin, anksiyeteye bağlı duyum ve belirtilere karşı aşırı ölçüde bir korku olarak nitelendirilen anksiyete duyarlılığının bu hastalarda yüksek düzeyde görülmesi beklenir. Dolayısıyla bu hastaların kendilerini ifade ederken ve stresli olayların üstesinden gelmeye çalışırken zorlandıkları söylenebilir. Hastalık ve/veya yeti yitiminin birey tarafından nasıl anlaşıldığına işaret eden hastalık algısı kavramıda psoriazisli hastalarda araştırılmalıdır. Çünkü bu hastaların hastalıkları ile ilgili düşünceleri tedaviye uyum ve tedavi planlanmasını etkilemektedir. Bu çalışmada psoriazisli hastalarda aleksitimi, anksiyete duyarlılığı ve hastalık algısının incelenmesi amaçlanmıştır

Affektif bozukluklarAlgıAnksiyete+4
Barış İnan
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasisli hastalarda serum mikrorna analizi

Giriş: Psoriasis epidermal hiperproliferasyon, anormal keratinosit diferansiasyonu, anjiogenez , epidermis ve dermiste T hücre prolifersyonu ile karakterize, deri ve eklemleri tutan, kronik inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Hastalığın patogenezinde genetik faktörler ile çevresel ve immünolojik faktörlerin rol oynadığı düşünülse de etyopatogenez tam olarak aydınlatılamamıştır. İmmunolojik olarak TNF-a ve IL gibi pek çok sitokin psoriatik lezyonların oluşmasına neden olmaktadır. Bu sitokinlere karşı oluşturulmuş monoklonal antikorlar psoriasis tedavisinde kullanılmakta ve dramatik bir iyileşme sağlamaktadır. MiRNA'lar küçük, kodlanmayan RNA molekülleridir ve gen ekspresyonunu posttranskripsiyonel evrede etkilerler. Genellikle hücre içerisinde etki gösterseler de serum ve plazma gibi hücre dışı çevrede de etkileri olduğu gösterilmiştir. MiRNAların immun yanıtta, hücresel gelişme ve farklılaşmada, organogenez, kök hücre farklılaşması, hücresel büyüme kontrolü ve apoptoziste yer aldığı bilinmekle birlikte, pek çok yayında miRNAların kanserler, immunolojik ve metabolik hastalıkların patogenezinde önemli bir role sahip olduğu gösterilmiştir. İnsanlarda yüzlerce miRNA tanımlanmasına rağmen henüz tam olarak tüm fonksiyonları anlaşılamamıştır. Psoriatik lezyonlarda çok sayıda gen ekspresyon değişiklikleri tanımlanmıştır ve özellikle son çalışmalarda miRNA'ların psoriasiste inflamatuvar proteinlerin ekspresyonunu kontrol ettiği, keratinosit farklılaşmasını ve T hücre fonksiyonunu etkilediği düşünülmektedir. MiRNA'ların aynı zamanda hastalığın şiddetini gösteren ve tedavinin erken döneminde anlamlı biyobelirteçler olarak da kullanılabileceği bildirilmiştir. MiRNA'ların ekspresyonlarındaki değişimin psoriasis patogenezinde pek çok basamağı etkilediği bilinmektedir. Örneğin miR-21, 203 ve 125 epidermal farklılaşmayı, miR-21 ve 378 ise anjiogenezi etkileyerek hastalığın oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Önceki çalışmalarda psoriasis spesifik miRNA ekspresyonları doku örneklerinde gösterilmiş olsa da serum ekspresyonlarını gösteren çok az sayıda çalışma mevcuttur. Amaç: Bu çalışmanın gerekçesi; psoriasisli hastalarda ve sağlıklı kontrollerde serum miRNA ekspresyonlarını analiz ederek hastalık ile miRNA seviyeleri arasındaki ilişkiyi saptamak ve psoriasiste miRNA'ların potansiyel kan biyobelirteci olarak kullanılmasının yolunu açmak için gerekli verileri elde etmektir. Yöntem: Çalışma kontrollü olarak planlanmış olup başka bir inflamatuvar dermatolojik veya sistemik hastalığı olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Çalişma Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji polikliniğine başvuran ve psoriasis tanısı konulan, rutin tanı ve tedavi seçeneklerinin belirlenmesi amacıyla kan tetkikleri yapılan hasta grubu ile 2016 yılından itibaren 1 yıl süre ile yürütüldü. Çalışmaya 35±5 hasta alındı. Rutin tanı ve tedavi işlemleri sırasında psoriasise eşlik edebilecek hiperlipidemi, karaciğer fonksiyon bozuklukları gibi komorbiditeleri saptamak amacı ile rutin olarak kan örneği alınan (hemogram, sedimentasyon, C-reaktif protein, serum lipid seviyeleri, serum üre, kreatinin, AST, ALT, GGT düzeyleri) hastalarda ek olarak bir adet EDTA'lı tüpe alınan kanda genetik laboratuvarında mikroRNA ekspresyon analizi yapıldı. Celal Bayar Üniversitesi Dermatoloji polikliniğine başvuran psoriasisli hastalara ait klinik bilgiler ve laboratuar çalışmaları sonrası elde edilen bilgiler olgu rapor formlarına her hasta için ayrı ayrı kaydedildi. Çalışmaya katılan bütün bireylerin yazılı onayları alındı ve onayları alınan 35 hasta ve 35 kontrolün venöz kanları K2EDTA'lı tüplere toplanıp Tibbi Genetik laboratuvarına iletildi. Araştırmanın bağımlı değişkeni; psoriasis; bağımsız değişkenleri sunumu artan ve azalan genler oldu. Hasta izlem ve örnekleme CBÜ Deri ve Zührevi Hastalıkları kliniğinde, genetik analizler CBÜ Tıbbi Genetik laboratuvarında yapıldı. miR-19a, miR-19b, miR29a, miR-29b, miR-4729, miR-23a, miR-23b, miR-23c, miR-211, miR-204, miR-2277, miR-520, mir-524 ve miR 4795 ekspresyon analizi RT-PCR ile yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda, psoriatik hastalarda kontrol grubuna göre serum miR- 19a, miR-19b, miR-23a ve miR-29a eksresyonları anlamlı bir şekilde azalmıştır. Diğer miRNAların seviyelerinde anlamlı bir değişiklik sağtanmamıştır. miRNA ekspresyonlarındaki azalma ile PAŞİ arasında ise korelasyon görülmemiştir. Sonuç: Çalışmamızda, miR-19a, miR-19b, miR-23a ve miR-29a'nın psoriasis patogenezinde önemli bir yere sahip olabileceği ve bu miRNAların düzenlenmesi ile yeni tedavi seçeneklerinin oluşabileceği düşünülmüştür.

BiyobelirteçlerDeriDeri hastalıkları+5
Lale Ateş
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Palmoplantar ekzema ve palmoplantar psoriazis ayırıcı tanısında dermoskopinin yeri

Giriş: İzole palmar ve/veya plantar yerleşimli psoriazis olguları sıklıkla palmoplantar ekzema ile karıştırılmakta ve kesin tanısı histopatolojik olarak konulabilmektedir. Histopatolojik olarak ayrım da kimi zaman bazı lezyonlarda zorlayıcı olabilmektedir. Dermoskopi hızlı, non-invaziv ve ucuz bir tanı yöntemidir. Başta melonositik lezyonların tanısında kullanılmakla birlikte aynı zamanda hem inflamatuar, hem de noninflamatuar dermatozların tanısında da sıklıkla tercih edilen bir yöntemdir. Amaç: Bu çalışmanın amacı; palmoplantar yerleşimli psoriazisli hastalar ile palmoplantar hiperkeratotik ekzemalı hastaları dermoskopi yöntemi kullanarak ayırdetmek ve böylece ucuz ve hızlı sonuç alınan bir yöntem olan dermoskopi sayesinde histopatolojik tanı öncesinde daha hızlı ayırıcı tanı yapmaktır. Yöntem: Çalışmaya Ekim 2016- Haziran 2018 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar polikliniğine başvuran palmar ve/veya plantar yerleşimli psoriazis ve hiperkeratotik ekzeması olan, topikal ya da sistemik herhangi bir tedavi almayan 18-75 yaş arası toplam 90 hasta dahil edildi. Verilerin analizi SPSS (Statistical Package for Social Science) for Windows 21.0 paket programında yapıldı. Nominal değişkenler Pearson'un Ki-Kare veya Fisher'in Kesin Sonuçlu Ki-Kare testi ile incelendi, p<0,05 istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Sonuçlar %95 güven aralığında yorumlandı. Bulgular: Çalışmamızda psoriazis hastalarında en sık nokta damarlar gözlendi. Psoriazisli 5 hastada kırmızı globüler halka damarlar saptanırken, ekzema hastalarının hiçbirinde görülmedi (p=0,007). Ekzema grubunda yamalı dağılım vasküler paterni anlamlı olarak yüksek bulundu. Psoriazis hastalarında en sık görülen zemin rengi açık kırmızı idi (%48.6) (p<0.001). Beyaz skuam psoriazis hastalarında anlamlı olarak yüksekti, bunun yanında sarı skuam da ekzema grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu. Yeni tanımladığımız "ringworm patern globüller" ekzema hastalarının %10.9'unda tespit edildi. Psoriazisli hastaların ise hiçbirinde görülmedi (p>0,05). Sonuç: Palmoplantar psoriazis ve ekzemanın dermoskopik ayırıcı tanısı hakkında literatürde sadece bir çalışmaya rastlanmıştır. Çalışmamızda, palmoplantar ekzemalı hastalarda sarı krutlar, yamalı dağılımlı vasküler patern ve yamalı dağılımlı skuam, sarı skuam rengi, soluk kırmızı lezyon zemini saptanırken; psoriazisli hastalarda ise açık kırmızı renk zemin, düzenli vasküler dağılım paterni ve beyaz skuam gözlenmiştir. Literatürde daha önce hiperkeratotik palmoplantar ekzemalı hastaların dermoskopik bulguları arasında belirtilmemiş olan "ringworm globüller", yeni ve ayırıcı tanıda yararlı bir dermoskopik bulgu olabilir.

Dermatit-atopikDermoskopiPsoriyazis+3
Tubanur Çetinarslan
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik bir hastalık olarak psoriasiste okuler tutulumun araştırılması

Psoriasis, keskin sınırlı eritemli plak veya papüller üzerinde yerleşmiş, sedefî-beyaz skuamlarla karakterize, epidermal proliferasyon artışı ile seyreden, tırnakları ve eklemleri de tutabilen, kronik, inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Lezyonlar sıklıkla saçlı deri, diz, dirsek, sakral bölge ve eklemlerin ekstansör yüzlerinde simetrik olarak yerleşmektedir. Psoriasisin bir deri hastalığından fazlası olup aynı zamanda diğer sistemleri de etkileyebildiği bilinmektedir. Blefarit, inferior punktat korneal opasite, konjonktivit, göz kuruluğu, punktat epitelyopati, superfisyal punktat keratit, iritis, kronik iridosiklit, üveit, pigment dispersiyonu, trikiyasis, semblefaron, katarakt, episklerit ve periferal korneal erime sendromu psoriasiste bildirilmiş göz bulgularındandır. Bu çalışmada psoriasisli hastalarda göz bulgularının değerlendirilmesi ve bu bulguların yaş, cinsiyet, hastalık süresi, hastalık şiddeti, saçlı deri, eklem ve tırnak tutulumu ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza klinik ve histopatolojik olarak psoriasis tanısı almış 18 yaş üstü 77 hasta ve 75 sağlıklı kontrol grubu dâhil edildi. Hastaların yaş, meslek, sigara kullanımı ve süresi, aile öyküsü, hastalık süresi gibi bilgileri sorgulandı. Tırnak, saç ve eklem tutulumu değerlendirildi. PASI skoru hesaplandı. PASI skoru 1-10 olanlar ''hafif'', 10 un üzeri olanlar ''şiddetli'' psoriasis olarak değerlendirildi. Tüm olgulara biyomikroskopik muayenesi, fundus bakısı, gözyaşı kırılma zamanı, Schirmer testi, görme keskinliği, göz içi basıncı, göz hareketleri değerlendirmesi yapıldı. Hastaların speküler mikroskopi ve optik koherens tomografisi (OKT) çekildi. Korneal menisküs parametreleri hesaplandı. Kuru göz semptomları açısından OSDI skoru hesaplandı. Çalışmamızda tırnak ve saç tutulumu olan hastalarda olmayanlara göre PASI skoru anlamlı derecede yüksek bulundu. Yapılan göz muayenesinde hastaların %5,19 unda blefarit, %2,59 unda nükleer katarakt ve %1,29 unda pterjium izlendi. Hastaların yapılan göz dibi muayenesinde %2,59 hastada retinal epitel pigment değişikliği ve %1,29 unda asteroid hyelozis izlendi. BUT testi sonuçlarına göre psoriasisli grupta %79,2 hastanın ve kontrol grubunda %2,6 kişinin gözyaşı kırılma zamanının 10 saniyenin altında olduğu görüldü. Blefarit kadın hastalarda daha sık izlenirken göz kuruluğu erkeklerde sıktı. Speküler mikroskopide CV (değişkenlik katsayısı) ve HEX (hegzagonal hücre oranı) istatistiksel olarak anlamlı izlendi. ÖS-OKT (ön segment optik koherens tomografi) de santral, temporal, superior ve inferior korneal epitel kalınlıkları istatistiksel olarak anlamlı saptandı. Gözyaşı menisküs bulguları değerlendirildiğinde psoriasisli grupta gözyaşı menisküs alanının anlamlı olduğu izlendi. Psoriasisli tüm hastalar, takip ziyaretleri sırasında kuru göz, blefarit, konjonktivit ve üveit gibi göz hastalıkları açısından düzenli olarak taranmalıdır. Hastalar rutin muayene sırasında gözlerde rahatsızlık (ağrı / tahriş / yabancı cisim hissi / kuru göz / fotofobi), kirpiklerin dökülmesi, şişmiş / ağrılı göz kapakları, gözlerde kızarıklık, periokuler veya kapak lezyonları ve görmede değişiklikler açısından sorgulanmalı; gereklilik halinde göz hastalıklarına yönlendirilmelidir.

Deri hastalıklarıGözGöz hastalıkları+1
Emine Mutlu
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriazisli hastalarda serum TIMP-1, TIMP-2, MMP-2, MMP-9 ve TGF-B düzeyleri ve hastalık aktivitesiyle ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada, psoriazisli hastalarda serum TIMP-1, TIMP-2, MMP-2, MMP-9 ve TGF-ß düzeylerinin hastalık aktivitesiyle ilişkisinin araştırması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Polikliniği'ne başvuran, klinik ve histopatolojik olarak psoriazis tanısı konulan toplam 62 hasta alındı. Alınan periferik venöz kan örneklerinde serum TIMP-1, TIMP-2, MMP-2, MMP-9 ve TGF-ß düzeyleri Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı'nda ELISA yöntemiyle ölçüldü. İstatistiksel analizler SPSS 17.0 programı ile yapıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan 62 psoriazis hastasından 29'u (% 46,8) kadın, 33'ü (% 53,2) erkekti. Hastaların yaşları 10-72 arasında değişiyordu ve yaş ortalaması 43,51±15,04 idi. Cinsiyet, aile öyküsü, artrit varlığı, ve laboratuvar parametreleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Hastalık süresiyle TIMP-1 düzeyi anlamlı olarak korele saptandı. TIMP-1, TIMP-2, MMP-2, MMP-9 ve TGF-ß değerleri ile PASI skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmadı. MMP-9 ile TGF-ß seviyeleri ve MMP-2 ile TIMP-2 seviyeleri anlamlı olarak korele bulundu.Sonuç ve Öneriler: Çalışmada psoriazis aktivite indeksi ile matriks metalloproteinazlar arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. MMP'ların psoriazis patogenezindeki rolünü açıklığa kavuşturmak için tüm parametreleri içeren geniş serili çalışmalara ihtiyaç vardır.

Matriks metalloproteinaz 9Matriks metalloproteinazlarMetalloproteinazlar+3
Tuba Çelebi Kayhan
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Melanoma dışı deri kanserlerinde yaşam kalitesinin değerlendirilmesi, psoriazis ve vitiligo hastalarındaki yaşam kalitesi ile karşılaştırılması

Amaç: Deri maligniteleri insanlarda en sık görülen kanserlerdir. Melanoma dışı deri kanserlerinin insidansında artış olmasına rağmen ölümler nispeten nadirdir. Tedavide hedef tümör rekürrensinin önlenmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir. Melanoma dışı deri kanserleri çok nadiren yaşamı tehdit ettikleri için önemli olan hastaların yaşam kalitesi ve tedavi maliyetidir. Literatürde melanoma dışı deri kanserleri (Bazal hücreli karsinom ve skuamöz hücreli karsinom)'nde yaşam kalitesinin değerlendirildiği az sayıda araştırmada bizim çalışmamızda kullanılacak ölçeklerin birlikte kullanıldığı bir başka çalışma mevcut değildir. Bu araştırmada melanoma dışı deri kanserlerinde yaşam kalitesinin değerlendirilmesi, psoriasis ve vitiligo gibi yaşam kalitesini oldukça fazla etkilediği gösterilen hastalıklardaki yaşam kalitesi ile karşılaştırılması amaçlanmıştır.Yöntem: Çalışmaya, yaşları 18 ve üzeri olan, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji polikliniğine başvuran klinik ve/veya histopatolojik olarak melanoma dışı deri kanseri tanısı alan 50 olgu, psoriazis ve vitiligo tanısı alan 50'şer olgu olmak üzere üç gruptan oluşan toplam 150 olgu alındı. Melanoma dışı deri kanseri olgularına EORTC QLQ-C30, DYKİ, WHOQOL-Bref, psoriazis ve vitiligo olgularına DYKİ, WHOQOL-Bref yaşam kalitesi ölçekleri uygulandı. Çalışmaya katılan bireylere ayrıca sosyodemografik, hastalık şiddet değerlendirmeleri (PAŞİ) ve eşlik eden sağlık sorunları ile ilgili anket uygulandı. Hastaların yaş, cinsiyet, medeni durum, meslek ve eğitim düzeyleri, hastalık tipi, lezyonların yerleşim yerleri, hastalık süresi, eşlik eden sistemik hastalıkları (komorbiditeler) kaydedildi.Bulgular: Çalışmamızda, melanoma dışı deri kanseri, psoriazis ve vitiligo gruplarında yaşam kalitesi dermatolojiye spesifik bir ölçek olan DYKİ ve genel sağlık ölçeği olan WHOQOL-BREF TR yaşam kalitesi ölçekleri kullanarak karşılaştırılmıştır. Melanoma dışı deri kanseri, psoriazis ve vitiligo gruplarında yaşam kalitesinin istatistiksel olarak farklı olduğu görülmüştür. Melanoma dışı deri kanseri, psoriazis ve vitiligo gruplarının, DYKİ ile ölçülen yaşam kaliteleri karşılaştırıldığında; melanoma dışı deri kanseri ve psoriazis hastalarında yaşam kalitesinin, toplam DYKİ, semptom ve duygular, iş/okul alt boyutlarında benzer olduğu ve vitiligo hastalarından daha fazla bozulduğu görülmüştür. Günlük aktiviteler, kişisel ilişkiler boyutlarında psoriazis hastalarında yaşam kalitesinin vitiligo hastalarından daha fazla bozulduğu görülmüştür. Boş zaman, tedavi boyutlarında ise yaşam kalitesinin psoriazis hastalarında en fazla bozulduğu, bunu sırası ile melanoma dışı deri kanseri ve vitiligo hastalarının takip ettiği görülmüştür. Melanoma dışı deri kanseri, psoriazis ve vitiligo gruplarının, WHOQOL-BREF TR ile ölçülen yaşam kaliteleri karşılaştırıldığında; melanoma dışı deri kanseri ve psoriazis hastalarında yaşam kalitesinin, bedensel alan ve sosyal alan boyutlarında benzer olduğu ve vitiligo hastalarından daha fazla bozulduğu görülmüştür. Çevresel Alan-Tr (+Ulusal Sosyal Baskı) boyutunda melanoma dışı deri kanseri hastalarında yaşam kalitesinin vitiligo hastalarından daha fazla bozulduğu görülmüştür. Ruhsal alan boyutunda ise yaşam kalitesi açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görülmüştür.Sonuç: Çalışmamızda EORTC QLQ-C30 genel kanser ölçeği, Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi (DYKİ), WHOQOL-BREF TR ile değerlendirme yapılmış fakat BCC ile SCC hastaları ve BCC klinik tipleri arasında yaşam kaliteleri açısından hiç bir boyutta istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Mevcut ölçekler bu popülasyon için duyarlı olmadığından dolayı çalışmamız ve daha önceki çalışmaların sonuçları hastalığa özgü bir yaşam kalitesi ölçeğine olan ihtiyacı işaret etmektedir. Çalışmamızda, melanoma dışı deri kanseri, psoriazis ve vitiligo gruplarında yaşam kalitesi karşılaştırıldığında; Melanoma dışı deri kanseri, psoriazis ve vitiligo gruplarında yaşam kalitesinin istatistiksel olarak farklı olduğu görülmüştür. Tüm hasta gruplarında DYKİ ve WHOQOL-BREF TR ile ölçülen yaşam kalitesinde benzer sonuçlar elde edilmesi, dermatolojide hastalıkların yaşam kalitelerinin karşılaştırılmasında dermatolojiye özgü bir ölçek olan DYKİ'nin, genel sağlığa özgü bir ölçek olan WHOQOL-BREF TR ile birlikte kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

Deri neoplazmlarıKarsinoma-bazal hücreliKarsinoma-yassı hücreli+4
Ferdi Öztürk
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriatik artritli hastalarda serum s100a8-a9 düzeyinin hastalık aktivitesi, radyolojik bulgular ve laboratuvar parametreleri ile ilişkisi

Amaç: Çalışmamızda amacımız, kronik inflamatuvar bir hastalık olan PsA'da serum S100A8 ve S100A9 düzeylerinin ölçülmesi, psöriazis hastaları ve sağlıklı kontrollere göre düzeylerinin karşılaştırılması; klinik bulgular, laboratuvar parametleri, radyolojik eklem hasarı, hastalık aktivite ölçekleri ile ilişkisinin incelenmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışmaya Kasım 2021–Ekim 2022 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'na başvuran hastalardan CASPAR (Classification Criteria for Psoriatic Arthritis) çalışma grubunun PsA için tanımladığı sınıflandırma kriterlerini karşılayarak PsA tanısı alan 18-65 yaş arası 62 hasta, 52 sağlıklı kontrol ve FTR polinkliniğine başvuran 54 psöriazis tanılı hasta (yaş ve cinsiyet yönünden hasta grubu ile eşleşen) dahil edildi. PsA ve psöriazis tanılı hasta gruplarının ve kontrol grubunun yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKİ), eğitim durumu, meslek gibi demografik verileri kaydedildi. PsA tanılı hasta grubunda hastalık aktivitesinin belirlenmesi amacıyla DAPSA (Disease Activity for Psoriatic Arthritis) skoru, BASDAİ (Bath Ankylosing Spondylitis Disease Activity Index), VAS (vizüel ağrı skalası) skoru, eritrosit sedimantasyon hızı (ESR), C-reaktif protein (CRP) değerleri; periferik ve aksiyal radyolojik bulguların değerlendirilmesi amacıyla MSHS (Modified Sharp-van der Heijde score), PASRI (PsA spondylitis radiology index) skoru ölçüldü ve kaydedildi. PsA ve psöriazis hasta grubunda cilt tutulum derecesinin belirlenmesi amacıyla PAŞİ (Psöriazis Alan Şiddet İndeksi) hesaplandı ve kaydedildi. PsA, psöriazis ve kontrol grubunun serum S100A8 ve S100A9 düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemi ile çalışıldı. Bulgular: PsA grubunun median serum S100A8 düzeyi 43.2 ng/ml, median serum S100A9 düzeyi 34.7 ng/ml; psöriazis grubunun median serum S100A8 düzeyi 35.4 ng/ml, median serum S100A9 düzeyi 51.4 ng/ml; kontrol grubunun median serum S100A8 düzeyi 54.0 ng/ml, median serum S100A9 düzeyi 24.9'du. Psöriazis grubunda serum S100A8 düzeyi PsA ve kontrol gruplarına göre istatiksel anlamlılıkta düşük (p=0.03), serum S100A9 düzeyi ise istatiksel anlamlılıkta yüksekti (p<0.001). PsA hastalarında serum S100A9 düzeyi ile hassas eklem sayısı (p=0.04), şiş eklem sayısı (p=0.025) ve DAPSA skorları (p<0.05) arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon vardı. PsA grubunda serum S100A8 düzeyi ile hassas eklem sayısı (p=0.023), VAS-hasta (p=0.003) ve VAS-hekim iv (p=0.014) değerleri, DAPSA (p=0.037) ve BASDAİ (p=0.010) skorları arasında istatiksel olarak anlamlı negatif korelasyon saptandı. Median CRP değeri PsA grubunda 0.4, psöriazis grubunda 0.2, kontrol grubunda 0.2'ydi. PsA hastalarında ölçülen CRP değerleri psöriazis hasta (p=0.013) ve sağlıklı kontrol (p=0.001) gruplarına göre anlamlı düzeyde daha yüksekti. Gruplar arasında ESH değeri açısından anlamlı farklılık yoktu. PsA hasta grubunda serum S100A8 ve S100A9 düzeyleri ile CRP ve ESH değerleri arasında anlamlı ilişki yoktu (p>0.05). PsA ve psöriazis hastalarında PAŞİ skorları ile serum S100A8 ve S100A9 düzeyi arasında anlamlı ilişki yoktu (p>0.05). PsA grubunda MSHS ve PASRİ radyolojik skorlamaları ile serum S100A8 ve S100A9 düzeyleri arasında anlamlı ilişki yoktu (p>0.05). Psöriazis hastalarında VKİ ile serum S100A9 düzeyi arasında anlamlı pozitif ilişki saptandı (p=0.039). PsA grubunda serum S100A8 ve S100A9 düzeyi; psöriazis grubunda serum S100A8 düzeyi ile VKİ arasında anlamlı ilişki yoktu (p>0.05). Sonuç: S100A9 düzeyinin PsA'da hastalık aktivite parametlerinden şiş, hassas eklem sayısı ve DAPSA ile korelasyon göstermesi S100A9'un hastalık aktivitesinin değerlendirilmesinde kullanılabileceğini düşündürtmektedir. Ancak kontrol grubu ve PsA grubu arasında S100A9 düzeyleri arasında anlamlı farklılık olmaması PsA tanısında kullanılamayacağı kanısı oluşturmaktadır. S100A9 düzeyinin psöriazis grubunda PsA ve kontrol gruplarına göre anlamlı yüksek saptanması S100A9'un psöriazis patogenezinde rol alabileceğini düşündürmektedir. PsA ve psöriazis grubunda S100A9 düzeyi ile PAŞİ skorları arasında ilişki olmaması S100A9'un cilt tutulum şiddetinin değerlendirilmesinde uygun bir biyobelirteç olmayabileceğini düşündürmektedir. S100A8 düzeyinin PsA ve kontrol grubunda anlamlı farklılık göstermemesi S1008'in PsA tanısında kullanılamayacağı kanısı oluşturmaktadır. S100A8'in düzeyinin literatür çalışmalarından farklı olarak çalışmamızda psöriazis grubunda PsA ve kontrol grubuna göre anlamlı düşük saptanması ve PsA grubunda hastalık aktivite parametreleri ile negatif korelasyon göstermesi hastalık aktivitesi ile negatif korele bir biyobelirteç olabileceğini düşündürmekle birlikte S100A8'in vücut sıvılarında düzeyini etkileyen faktörler ve fonksiyonları üzerine ileri çalışmalar gerektiği kanısını oluşturmaktadır. v Anahtar kelimeler: Psöriatik artrit, psöriazis, S100A8, S100A9, Hastalık aktivitesi

Artrit-psoriatikHastalık şiddeti indeksiPsoriyazis+1
Burcu Avşar
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriazis ve psoriatik artrit hastalarında tümör nekrozis faktör alfa ve interlökin-2 gen polimorfizmleri

Psoriazis, etyolojisinde başlıca T hücreleri, dendritik hücreler ve inflamatuvar sitokinlerin rol oynadığı kronik inflamatuvar, bir hastalıktır. Etyolojide primer neden tam olarak açıklanmamış olsa bile multifaktöryel ve multigenetik bir hastalık olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada psoriazis ve psoriatik artrit hastalarında TNF-? (-238, -308 ve -857), IL-2 (-330) ve IL-2RB gen polimorfizmlerinin psoriazis ve psoriatik artrit gelişimi üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmaya Dermatoloji polikliniğine başvuran 74 psoriazis hastası ve kendilerinde ve ailelerinde psoriazis bulunmayan 74 sağlıklı gönüllü alındı. Hasta ve kontrol gruplarında PCR-RFLP (Polymerase chain reaction-restriction fragment length polymorphism) yöntemi ile TNF-? (-238, -308 ve -857), IL-2 (-330) ve IL-2RB gen polimorfizmleri belirlendi, elde edilen değerler çalışma grupları arasında karşılaştırıldı.Psoriazis hastaları ve sağlıklı kontroller arasında TNF-? (-857) ve IL-2RB gen polimorfizmleri açısında anlamlı bir fark tespit edilmedi. TNF-? (-308) AA genotipi (p=0.013), TNF? (-238) AA genotipi (p=0.028) ve IL-2 (-330)'da ise GG, TT genotipleri (p=0.037, p=0.009), psoriazis hastalarında, kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek olarak saptandı. Buna karşın TNF-? (-238) GG genotipi (p=0.016) ve IL-2 (-330)'da GT genotipinin (p=0.001) psoriazis hastalarında, kontrol grubuna göre düşük olduğu saptandı. Ayrıca gen polimorfizmleri psoriazis klinik karakterlerine göre hasta grupları arasında karşılaştırıldı. Psoriatik artrit hastaları psoriazis hastalarıyla karşılaştırıldığında; IL-2 (-330) GG genotipi (p=0.021) anlamlı olarak düşük, TT genotipi (p=0.014) ise anlamlı olarak yüksek olarak saptandı. Hafif psoriazis grubunda, orta-şiddetli psoriazis grubuna göre IL-2 (-330) TT genotipi (p=0.043) artmış olarak bulundu. Geç başlangıçlı psoriazis grubuyla erken başlangıçlı psoriazis grubu karşılaştırıldığında ise IL-2RB CC genotipi (p=0.009) anlamlı olarak artmış olarak bulundu. Aile hikayesi olan hastalarda, olmayan hastalara göre, IL-2RB TC genotipi anlamlı olarak düşük (p=0.017), TT genotipi ise anlamlı olarak yüksek (p=0.014) olarak bulundu.Sonuç olarak TNF-? (-238 ve 308) ve IL-2 (-330) gen polimorfizmleri psoriazis gelişimine yatkınlık ile ilgili olabilir. Ayrıca IL-2 (-330) TT genotipi psoriatik artrit açısından bir risk faktörü olabilir. Buna karşın IL?2 (-330) GG genotipi ise psoriatik artrit gelişim riski açısından koruyucu bir faktör olabilir.

Artrit-psoriatikDeri hastalıklarıPolimorfizm-genetik+3
Aslıhan Gülel
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orta ve şiddetli plak tip psoriazis hastalarında metabolik sendromun klinik ve laboratuvar bulugularının araştırılması

Psoriazis populasyonun %1-5'ini etkileyen kronik inflamatuvar bir hastalıktır. Son yıllarda psoriazis hastalarında dislipidemi, obezite, hipertansiyon, diyabet gibi parametreleri içeren metabolik sendromun sık görüldüğünü bildiren yayınlar mevcuttur. Biz, bu çalışmamızda orta ve şiddetli plak tip psoriazis hastalarında metabolik sendromun klinik ve laboratuvar bulgularının sıklığını araştırmayı amaçladık.Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 50 orta ve şiddetli plak tip psoriazis ile 40 psoriazis dışı dermatolojik hastalıkları olan toplam 90 hasta dahil edildi. Psoriatik hastaların PASI skoru 10 ve üzeri olan, son 3 ay içinde herhangi bir sistemik tedavi (asitretin, siklosporin, metotreksat, fototerapi ve biyolojik ajanlar gibi) almamış olanları çalışmaya dahil edildi. Tüm hastaların, bel çevreleri, kiloları, boy uzunlukları, tansiyon arteriyel değerleri ölçüldü ve açlık kan şekeri, trigliserit, HDL, fibrinojen, homosistein ve adiponektin değerlerine bakıldı. Metabolik sendrom tanısı için NCEP-ATP III (Ulusal Kolesterol Eğitimi Programı erişkin tedavi paneli III) tanı kriterleri kullanıldı.Psoriazis hastalarında kontrol grubuna göre metabolik sendrom sıklığı daha fazla saptandı (p=0.01). NCEP-ATP III tanı kriterlerinden sadece hipertansiyon değeri psoriazis hastalarında istatistiksel olarak daha fazla bulundu (p=0.01). Obezite, hipertrigliseridemi düşük, HDL düzeyi ve hiperglisemi açısından kontrol grubuna göre fark saptanmadı. Proinflamatuvar ve protrombotik markırlardan fibrinojen düzeyinde yükselme (P=0,00) adiponektin düzeyinde ise düşme görüldü (P=0,00). Homosistein düzeyinde fark bulunmadı.Sonuç olarak çalışmamızda, psoriazis hastalarında metabolik sendrom sıklığı fazla saptandı ve bu durum kardiyovasküler hastalık riskinde artmaya neden olur.Anahtar Kelimeler: Psoriazis, Metabolik sendrom

DislipidemiHipertansiyonMetabolik hastalıklar+3
Burçin Büyükçelik
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orta ve şiddetli plak tip psoriazisli hastalarda asitretin ve siklosporin kısa dönem tedavilerinin IL-2 ve TNF-? düzeylerine etkileri

Psoriazis sık rastlanan, deri ile birlikte eklemleri de etkileyebilen kronik ve tekrarlayıcı karakterde bir hastalıktır. Patogenezi kesin olarak bilinmemekle birlikte; psoriazisin T hücre aracılı keratinosit çoğalmasıyla karakterize otoimmün, inflamatuvar bir hastalık olduğu düşünülmektedir. Değişik gözlemlerde T hücrelerinin psoriazisdeki patojenik rollerinin kanıtı vardır.Bu çalışma, orta ve şiddetli plak tip psoriazis hastalarında siklosporin ve asitretin tedavilerinin kısa dönem etkinliklerini karşılaştırmak, patogenezde etkili olan Th 1 sitokinlerinden IL?2 ve TNF-? düzeylerinin tedaviyle korelasyonunu belirlemek amacıyla planlanmıştır.Çalışma prospektif, 8 haftalık takip süresi olan, randomize bir klinik çalışma şeklinde yürütüldü. Çalışmaya 18 yaş ve üzerindeki, PASI skoru 10 ve üzeri olan, sistemik hastalığı bulunmayan 46 orta ve şiddetli plak psoriazis hastaları dahil edildi. Çalışmada; siklosporin (n=21), asitretin (n=25) tedavileri alan 2 grup yer aldı. Psoriazisli hastalarda hastalık aktivitesini belirlemek amacıyla hastaların PASI skorları tedavi öncesi ve sonrasında hesaplandı. Hastaların tedavi sonu PASI skorları 8 hafta sonra değerlendirildi. Hastalardan tedavi öncesi ve sonrası olmak üzere serum IL?2 ve TNF-? düzeylerini belirlemek amacıyla iki kez kan alındı.Her iki tedavi grubuyla da PASI skorlarında anlamlı azalmalar saptanırken, tedavi grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Çalışmamızın sonucunda her iki tedavi yönteminin de IL?2 ve TNF-? düzeylerini 8 haftalık süre içerisinde benzer oranda düşürdüğü görüldü. Tedavi grupları arasında IL?2 değişimleri ile PASI değişimleri arasındaki korelasyon incelendiğinde, her iki tedavi grubunda da IL?2 ve PASI değişimleri arasında anlamlı bir korelasyon saptanamadı. Her iki tedavi grubunda TNF-? ve PASI değişimleri arasındaki korelasyona bakıldığında ise, sadece siklosporin tedavi grubunda anlamlı bir korelasyon saptandı.Çalışmamızın sonuçları doğrultusunda, TNF-? ve IL?2 düzeylerinin hastalık aktivitesini ve tedaviye yanıtı değerlendirmede yardımcı olabileceğini ve her iki tedavinin de kısa dönemde etkili olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Psoriazis, Siklosporin, Asitretin, IL?2, TNF-?

AsitretinPsoriyazisSiklosporinler+2
Ebru Homurlu Güven
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriazisli hastalarda işitmenin normal populasyonla karşılaştırılması

Giriş-Amaç: Otoimmün ve kronik enflamatuvar seyir gösteren hastalıklara eşlik eden çeşitli odyovestibüler patolojiler bildirilmiştir. Biz de çalışmamızda psoriazisli hastaların işitmesinde normal popülasyona göre bir kayıp olup olmadığını araştırmayı amaçladık.Gereç-Yöntemler: Tüm olgulara tam bir kulak burun boğaz muayenesi yapıldı. Çalışmaya anamnezinde ototoksik ilaç kullanımı, gürültüye maruz kalma, vertigo, rekürren otitis media ve fizik muayenesinde patolojik bulgu saptananlar alınmadı.Tüm olgulara ses izolasyonu sağlanmış KBB odyoloji laboratuvarlarında pure-tone odyometri uygulandı. Ölçümler Interacoustics-Clinical Audiometer AC40 cihazı ile TDH-39P Telephonic HB-7 kulaklık ve Radioear E71 kemik vibratörü kullanılarak gerçekleştirildi. Psoriazisli ve kontrol gruplarının hava yolu işitme düzeylerine 125, 250, 500, 1000, 2000, 4000 ve 8000 Hz'de, kemik yoluna ise 500, 1000, 2000 ve 4000 Hz'de bakıldı.Grupların tüm istatiksel analizi PASW Statistics (eski adıyla SPSS) versiyon 18.0.0 istatistik paket programında yapıldı. Sayısal veriler ortalama ± SS (standart sapma), kalitatif veriler ise sıklık (%) olarak ifade edildi. P<0,05 ise istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Bulgular: Psoriatik hastalarda kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, yüksek frekanslarda istatistiksel olarak anlamlı sensörinöral tipte işitme kaybı saptanırken, ileti tipi işitme kaybı saptanmadı.Sonuçlar: Psoriazise eşlik edebilecek morbiditelerden birinin de sensörinöral tip işitme kaybı olabileceğini, bu nedenle hastaların odyometrik olarak değerlendirilip risk grupları belirlenerek bu açıdan takip edilmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz.

Deri hastalıklarıOdyometriPsoriyazis+1
Serdar Cenk Güvenç
Düzce University
2011
00

Related subjects