Psychological status

50 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Öğretmenlerde vücut farkındalığının, psikolojik durum, yaşam kalitesi ve fiziksel durum üzerine etkisinin incelenmesi

Çalışmanın amacı öğretmenlerdeki vücut farkındalığının, psikolojik durum, yaşam kalitesi ve fiziksel durum arasındaki ilişkinin incelenmesidir. İzmir Ödemiş'te Kasım 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya herhangi bir sağlık problemi olmayan, yaşları 26 ile 56 yıl arasında olan 100 gönüllü öğretmen dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen öğretmenlerin vücut farkındalığı Vücut Farkındalığı Anketi (VFA) ile, psikolojik durum Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi SF-12 ile değerlendirildi. Fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu ile, ağrı gün içinde sabah, çalışırken ve gece 3 kez olmak üzere Görsel Analog Skala (VAS) ile, postür New York Postür Analiz Yöntemi (NYPAY) ile değerlendirildi. Tüm öğretmenlerin skolyoz için Akromion yüksekliği, Spina İliaca Anterior Superior yüksekliği, alt ekstremite uzunluğu ve Skapula-Omurga mesafesi değerlendirme ölçümleri aynı terapist tarafından standart pozisyonlarda ölçüldü ve kaydedildi. Katılımcıların yaş ortalaması 36,62±6,82 yıl idi. VFA ile BDÖ (p=0,001), deneyim süresi (p=0,022), beden kitle indeksi (p=0,014) ve tüm VAS değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki bulundu (p<0,05). VFA ile SF-12 yaşam kalitesi (p=0,000), IPAQ (p=0,000) ve NYPAY (p=0,001) arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde bir ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak; vücut farkındalığı yüksek kişilerde depresyon düzeyleri ve ağrı şiddetleri en düşük seviyede bulundu. Vücut farkındalığı daha düşük olan kişilerde ise yaşam kalitesi, fiziksel seviyesi ve postüral düzgünlüklerinin de daha az olduğu gözlendi.

DepresyonFarkındalıkPsikolojik durum+4
Melis Kirişçi
Haliç University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji ve hematoloji biriminde yatan ve ayakta tedavi gören adolesanların ruhsal işleyiş, anksiyete ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, onkoloji ve hematoloji biriminde yatarak ve ayakta tedavi gören 14-17 yaş arası adolesanların ruhsal işleyişleri, anksiyete ve depresyon düzeylerinin belirlenerek karşılaştırılması, bulunan bu sonuçlar çerçevesinde bilimsel literatüre katkıda bulunmaktadır. Çalışmanın örneklemi İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Onkoloji ve Hematoloji birimlerinde 16 yatarak ve 16 ayakta tedavi gören olmak üzere 32 hastadan oluşturulmuştur. Hastalara Sosyodemografik Bilgi Formuyla beraber Hastane Anksiyete ve Depresyon (HAD) Ölçeği ve Rorschach Testi uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, Onkoloji ve Hematoloji servisinde yatarak tedavi gören adolesanların depresyon ve anksiyete puan ortalamaları ayakta tedavi gören adolesanlardan istatiksel olarak anlamlı derece yüksektir. Yatarak tedavi gören adolesanların tedavi süresi ile depresyon arasında, tedavi süresi ile anksiyete arasında ve depresyon ile anksiyeteleri arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır. Ayakta tedavi gören adolesanların tedavi süresi ile depresyon arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken, tedavi süresi ile anksiyete arasında ve depresyon ile anksiyeteleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır. Depresif duygudurum ve kaygı ve ketlenme düzeylerini ölçmek için Rorschach testi uygulanmıştır. Yatarak tedavi görenlerin ΣCˈ yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek iken ΣC yanıtları ayakta tedavi görenlerden ise istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktür. Yatarak tedavi görenlerin ΣE, Şok ve Red yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir. Yatarak tedavi görenlerin Clob yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek değildir. Genel olarak yatarak tedavi gören adolesanların depresif duygudurum ve kaygı ve ketlenme düzeylerini ölçen Rorschach Testi yanıtları ayaktan tedavi gören adolesanlardan daha yüksektir.

AnksiyeteAyaktan tedaviDepresyon+6
Kübra Simge Tüne
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yaban mersini meyvesinin bilişsel performans ve ruh hali üzerindeki etkisi: Randomize kontrollü çalışmaların sistematik bir incelemesi

Yaban mersini, bilişsel performans ve ruh hali için faydalı olabilecek polifenoller açısından zengin bir meyvedir. Bu sistematik derleme, yaban mersini tüketiminin insanlarda bilişsel performans ve ruh hali üzerindeki potansiyel etkilerini araştıran randomize kontrollü çalışmalardan elde edilen mevcut kanıtları incelemeyi amaçlamaktadır. Literatür taraması kapsamında 2012 yılı ve sonrasındaki verilere PubMed, Google Scholar, Science Direct gibi arama motorlarından yararlanılarak araştırma yapılmıştır. Çalışmada İngilizce ve Türkçe dilinde yaban mersini, Vaccinium myrtillus L., biliş, bilişsel, nöropsikoloji, demans, Alzheimer, ruh hali, hafıza anahtar kelimeleri kullanılarak randomize kontrollü ve deneysel çalışmalar taranmıştır. Bu sistematik derlemeye yaban mersini tüketiminin biliş ve ruh haline etkisi ile ilgili yapılan ancak randomize-kontrollü olarak yapılmamış, deneysel olmayan ve farklı üzümsü meyve kullanılan makalelerin tamamı dahil edilmemiştir. Sistematik incelemeye dahil etme şartları PICOS (P: Katılımcıların özellikleri, I: Yapılan müdahaleler, C: Kıyaslama grupları, O: Çıktılar, S: Araştırma sonuçları) yardımıyla gerçekleşmiş olup araştırmaya toplam 19 makale tanımlanmıştır. Sistematik derlemeye dahil edilen 10 çalışmada yaban mersini tüketimi yaşlı ve çocuklarda kısa veya uzun süreli hafıza, yürütücü işlev gibi bazı bilişsel performans ölçümlerini iyileştirmede etkili olmuştur. 2 farklı çalışmada genç yetişkin ve ergenlerde yaban mersininin ruh haline olumlu etkisi görülürken; 3 çalışmada katılımcıların (bir çalışma çocuk, 2 çalışma yaşlılar üzerine) duygu durumlarında iyileşme bildirilmemiştir. Bu durum yaban mersininin bilişsel ve ruh hali etki mekanizmasının yeterince bilinmemesinden kaynaklı olabilmektedir. 4 çalışmada ise bireylerde yaban mersini tüketiminin bilişsel gelişmede iyileşme etkisi görülmemiştir. Mevcut kanıtlara dayanarak, yaban mersini meyvesi bazı bilişsel performans ölçümlerini iyileştirebilir. Bununla birlikte çeşitli popülasyonlarda benzer yaban mersini ve tutarlı bir şekilde bildirilen bilişsel performans araçları ile yapılan daha fazla veriye ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, Bilişsel performans, Ruh hali, Yaban mersini.

AntioksidanlarBilişBilişsel işlevler+4
Melis Tokay
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Romantik ilişkilerde tükenmişlik düzeyi ve aldatma eğilimi arasındaki eğilimin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, romantik ilişki içerisinde olan veya evli olan bireylerin tükenmiş düzeyleri ve aldatma eğilimleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada romantik ilişkisi olan 18-65 yaş arası 147 katılımcının verilerinin incelenmesi hedeflenmektedir. Araştırma çerçevesinde, çevrimiçi anketler aracılıyla katılımcılara ulaşılacak olup, çalışmaya katılmayı onaylayan katılımcılara anketlerin yer aldığı çevrimiçi anket sayfaları içerisinde "Demografik Bilgi Formu", "Tükenmişlik Ölçeği" ve "Aldatma Eğilimi Ölçeği" anketleri uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, katılımcıların gelir düzeyi ve kimlerle birlikte yaşadıkları değişkenlerine göre tükenmişlik ve aldatma eğilimi puanları anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Cinsiyet, eğitim düzeyi ve birliktelik süresi değişkenleri bakımından katılımcıların tükenmişlik ve aldatma eğilimi puanlarının anlamlı düzeyde farklılaşmadığı bulunmuştur. Korelasyon ve regresyon bulguları doğrultusunda, tükenmişlik ve aldatma eğilimi arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki olduğu; katılımcıların tükenmişlik düzeylerinin aldatma eğilimini anlamlı düzeyde yordadığı sonucu elde edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulguların romantik ilişkilerde görülebilen aldatma ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi açısından literatüre katkı sağlayabileceği ve ileri çalışmalarla bu araştırmanın bulgularının desteklenebileceği düşünülmektedir.

Psikolojik durumPsikolojik eğilimler
Sevinç Kapaca
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Menstruasyon döneminde ve öncesinde yaşanan fiziksel ve ruhsal durumun ses analizinde etkisi

Amaç: Objektif ölçümler ses bozukluklarının değerlendirilmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu sebeple çalışmamızın ilk amacı sağlıklı Türk kadın nüfusunun ses analizi parametrelerinin normatif değerlerinin bir veri tabanını oluşturmak ve menstrüasyon fizyolojik durumu boyunca oluşacak varyasyonları değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmaya İstanbul ilinde yaşayan 30 sağlıklı normal fiziksel bulguları olan disfoni vb. herhangi bir ses rahatsızlığı olmayan yaş ortalaması 35.6, boy ortalaması 160,73 ve kilo ortalaması 61,96 olan katılımcılarımıza /a,/e/,/i/ ses örnekleri kaydedilmiş ve ses analizi yapılmıştır. Sonuçların değerlendirilmesinde Pair Sample t- testi kullanılmıştır. Sonuçlar p<0.05 olması durumunda anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Sonuçlar karşılaştırıldığında ortalama F0 değerleri arasında önemli bir fark gözlemlenmezken /i/ ünlü sesinin F0 değeri hepsinden daha yüksekti. Menstrüasyon dönemi normal dönemle karşılaştırıldığında F0 değerinde istatiksel olarak anlamlı düşüş gözlemlenmiştir. Premenstrüasyon dönemi ortalama jitter ve shimmer değerleri diğer döneme göre daha yüksek gözlemlenmiştir. Fakat menstrüasyon dönemi jitter ve shimmer değerleri anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir. Premenstüasyon döneminin ortalama NHR değerleri diğer döneme göre daha yüksekti. Bu artış hem /a/ hem de /i/ ünlüleri için adet öncesi ve adet dönemi arasında istatiksel olarak anlamlıydı. Menstrüasyon dönemi F1 ve F2 değerleri diğer döneme göre daha yüksek gözlemlenmiştir. Fakat menstrüasyon dönemi F1ve F2 değerleri anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, premenstrüel dönemde bazı pertürbasyon parametrelerinde minimal değişiklikler ve temel frekansta azalma gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Menstrüasyon, kadın, ses analizi, jitter, shimmer, F0

AnatomiFiziksel etkiLarinks+5
Neziha Demir
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Premenstrüel disforik bozuklukta gevşeme eğitiminin yeti yitimi, aktivite performansı, ruhsal durum ve yaşam kalitesine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışma premenstrüel disforik bozuklukta (PMDB) gevşeme eğitiminin premenstrüel semptomlar, yeti yitimi, okupasyonel performans, ruhsal durum ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Altmış üç PMDB'li kadının tamamladığı çalışmada, randomize olarak 33'ü tedavi almazken, diğer 30'una haftada 3 kez, 4 hafta boyunca gevşeme eğitimi verilmiştir. Katılımcıların premenstrüel semptomları aybaşı öncesi belirtileri tarama gereciyle, yeti yitimi Sheehan yeti yitimi ölçeğiyle, okupasyonel performansı Kanada aktivite performans ölçümüyle, ruhsal durumu hastane anksiyete ve depresyon skalasıyla, yaşam kalitesi Nottingham sağlık profiliyle değerlendirilmiş olup ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, gevşeme grubunun premenstrüel semptomları (p=0.001), yeti yitimi (p=0.001), sırasıyla okupasyonel performansı ve okupasyonel memnuniyeti açısından bakıldığında "ev idaresi (p=0.001, p=0.001), okul (p=0.014, p=0.024), kişisel bakım (p=0.026, p=0.026), sessiz rekreasyon (p=0.023, p=0.024), aktif rekreasyon (p=0.014, p=0.016), sosyalleşme (p=0.015, p=0.011)" alanlarında, ruhsal durumu (p=0.001) ve yaşam kalitesinde (p=0.001) anlamlı düzeyde iyileşme görülmüştür. Kontrol grubunda aktif rekreasyonun okupasyonel performans (p=0.011) ve memnuniyet (p=0.014) puanları ve yaşam kalitesinin "emosyonel reaksiyonlar (p=0.049), fiziksel aktivite (p=0.026), toplam (p=0.023)" parametrelerinde kötüleşme görülürken diğer tüm parametrelerde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Bu bulgular ışığında gevşeme eğitiminin olumlu etkileri nedeniyle, PMDB tedavisine dahil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Buna rağmen, bu yaklaşımın uzun dönem takibinin yapıldığı ileri çalışmalarla desteklenmesine ihtiyaç vardır.

Gevşeme tedavisiHasta eğitimiMenstrüasyon+5
Huri Şeyma Çiftçi
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibular eklem rahatsızlığında farklı tedavi yöntemlerinin çiğneme kas aktivitesi, ağrı, postür, psikolojik durum ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, Temporomandibular Eklem Rahatsızlığı (TMER)'nda, üç farklı tedavi yönteminin çiğneme sırasındaki kas aktivitesi, ağrı, temporomandibular eklem (TME) ve servikal bölge eklem hareket açıkığı (EHA), psikolojik durum ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması idi. Çalışmaya kas kaynaklı TMER olan 42 birey ve 12 sağlıklı birey katıldı. TMER'li bireyler, Egzersiz Grubu (EG), TENS Grubu (TG) ve Manuel Tedavi Grubu (MTG) olmak üzere 14'er kişiden oluşan üç gruba arıldı. Her üç gruba 6 hafta boyunca TME ve servikal bölgeye germe, kuvvetlendirme ve postüral egzersizlerden oluşan egzersiz programı uygulandı. EG'ye sadece egzersiz programı uygulanırken, TG'ye egzersize ek olarak TENS tedavisi ve MTG'ye egzersize ek olarak manuel tedavi 6 hafta boyunca, haftada 3 seans uygulandı. Ağrı şiddeti (görsel analog skala-GAS), basınç ağrı eşiği (BAE) (algometre), masseter ve anterior temporalis kaslarının çiğneme sırasındaki kas aktivitesi (yüzeyel elektromigoyrafi), çiğneme kalitesi (GAS), TME eklem hareket açıklığı (EHA) (milimetrik cetvel), servikal bölge EHA (Cervical Range of Motion-CROM), TME fonksiyonel durumu (Fonseca Anamnestik Anketi-FAA ve Mandibular Fonksiyon Bozukluğu Anketi-MFBA), psikolojik durum (Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği) ve yaşam kalitesi (SF-36 Ölçeği) değerlendirildi. TMER'li bireylerin tedavi sonrasındaki verilerini sağlıklı bireylerle karşılaştırabilmek için, SG'nin "çiğneme sırasındaki kas aktivitesi" ve TME EHA değerlendirildi. Tedavi sonrasında her üç tedavi grubunda, tüm parametrelerde anlamlı iyileşmelerin olduğu (p<0,05), ancak bazı parametrelerin sağlıklı grubun değerlerine ulaşamadığı görüldü. Gruplar arasındaki karşılaştırmada; bütün gelişmeler MTG'de EG'ye göre daha fazlaydı (p<0,05). BAE, TME'nin sağ/sol lateral hareketleri, servikal fleksiyon ve ekstansiyon, çiğneme kalitesi ve çiğneme sırasındaki kas aktivitesindeki gelişmeler MTG'de TG'ye göre daha fazlaydı (p<0,05). Ağrı şiddeti, BAE değerleri, çiğneme kalitesi, servikal fleksiyon ve ekstansiyon ve TME'nin sol lateral hareketindeki gelişmeler TG'de EG'ye göre daha fazlaydı (p<0,05).Sonuç olarak, TMER' de üç tedavi yöntemi de etkili olmakla birlikte, etki büyüklüğüne göre manuel tedavi ile egzersiz kombinasyonun en etkili tedavi seçeneği olduğu bulundu. Diş hekimi ve fizyoterapistlerin ekip çalışması içinde olduğu uzun süreli hasta takiplerinin yapıldığı çalışmalarla, tedavi başarısının ve fonksiyonel düzeyin artacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Temporomandibular eklem rahatsızlığı, kronik ağrı, fizik tedavi modaliteleri, manuel tedavi, yaşam kalitesi, elektromiyografi Yazar doktora eğitimi süresince TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığı (BİDEB) tarafından desteklenmiştir.

AğrıDuruşElektromiyografi+6
Nazım Tolgahan Yıldız
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması

Düşmeler yaşlılığa özgü bir durum olmamasına rağmen görülme sıklığı yaşla birlikte artan, yaşlı bireylerde mortalite ve morbiditeye neden olan önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışma düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı karşılaştırmalı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, 02 Mayıs-31 Ekim 2022 tarihleri arasında Adana Seyhan Devlet Hastanesi Ortopedi Servis'inde düşmeye bağlı kırık nedeniyle yatarak tedavi gören 65 yaş üzeri hastalar ve aynı hastanede yatan hastasını ziyarete gelen 65 yaş üstü sağlıklı bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, kırığı olan grubunda yer alan 146 yaşlı birey ve kırığı olmayan grupta yer alan 150 yaşlı birey oluşturmaktadır (n= 296). Araştırma verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu (KBF)", bireylerin ruhsal belirtilerinin ne düzeyde olduğunu saptamak amacıyla ''Belirti Tarama Testi (SCL-90-R) ve bilişsel durumlarını değerlendirmek için "Standardize Mini Mental Test (SMMT)" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, pearson ki-kare testi, pearson korelasyon testi, student's t testi, ANOVA ve post hoc test olarak scheffe testi kullanılmıştır. Bu çalışmada kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R Kişilerarası duyarlılık alt boyutu puan ortalamaları ve "Araz Düzeyleri" sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerin SMMT toplam, Yönelim, Hatırlama, Lisan puanları sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş, yatış süresi ve düşme sayısı ile SCL-90-R arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş ve düşme sayısı ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kırığı olan yaşlı bireylerde SCL-90-R ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı kadınlarda SCL-90-R puan ortalaması erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı grupta okur yazar olmayan bireylerin SCL-90-R puan ortalaması anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Gelirim giderden az kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R puan ortalaması geliri gidere denk olan bireylere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda kırığı olan yaşlı bireylerin kişilerarası becerilerini arttırmaya yönelik hemşire müdahalelerinin planlanması ve yaşlı bireylerin oryantasyon, yönelim, zihinsel ve dil becerilerini korumaya ve geliştirmeye yönelik hemşirelik müdahalelerimin uygulanması önerilmektedir.

DüşmeDüşme kazalarıKırıklar-kemik+4
Maile Hizmetçi
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

An exploration of maternal transition from the perspective of employed pregnant women

Transition to parenthood is one of the landmarks of adulthood. This period begins with pregnancy for women. This study aims to explore employedwomen's psychological experiences during pregnancy, to understand the level and kind of support they have and they need, and also to examine the kind of coping strategies they implement in order to cope with the negative situations experienced during this period. Schlossberg's transition theory provides the conceptual framework for this study. The participants of the study were purposively chosen 12 primigravid pregnant women in the third trimester of their pregnancy, all of whom were employed. For data collection, a semi-structured interview protocol was developed and implemented by the researcher.Qualitative approach was employed, and thematic analysis was conducted. Six themes (Physical complaints, mixed feelings, anew life, worry about the unknown, support, coping strategies), and 11 subthemes emerged. It is believed that this study will assist psychological counselors and health practitioners to provide programs and services that efficiently serve the needs of employed pregnant women. Moreover, it is expected that the study will guide partners, other family members, friends and employers of pregnant women to support them more effectively.

MothersMotherhoodMaternal representations+5
Merve Kurç
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Politik estetizasyon: "Estetik ve iç gerilimler"

İç gerilim ve estetik kavramları psikolojik süreçlerin temelini oluşturmaktadır. Birbirini tamamlayan ve üreten kavramlar olan iç gerilim ve estetik kavramlarının multidisipliner perspektif ile geleneksel bakış açılarından soyutlanarak yeni anlam kümeleri ve düşünce perspektifleri oluşturmak ana amaçtır. Psikolojik strateji/mekanizma ve aktarımların sosyokültürel mekanizmaları ile bu tür kullanımların politik kullanımları ve politik patolojiler için ne tür yansımalara konu olduğu çalışmanın amacıdır. İç gerilim ile estetik yeti/estetik kavrayış arasındaki bağ politik varoluş çizgisine aktarılmıştır. Bu tür durumların temelinde içsel gerilime etki edebilecek duygular bulunduğundan; kolayca talep edilebilecek ve üzerinde anlaşmaya varılabilecek belirli politikaların uygulanmasına veya onaylanmasına temel teşkil eden politika çıktısı olarak görülmelidir. Ulus ruhunun bağlandığı işaretlerin estetik duygusal varlığı önemlidir. Bu tür estetik işaretler yan anlam ve değerlerin üretilmesi ve kullanılmasında önemli olmaktadır. Sosyokültürel bakış açılarının ruhsallığını barındıran bu tür anlam ve değerlerin estetik ifadeleri psikopatolojik anlamlara meşru ve kabul edilebilir referansları içerebilmekte ve sosyokültürel ikame biçimleri üretebilmektedir. Kolektif duygusal değer üreten kavramlarının politik algılara etkileri ile politik gizil/örtük niyetler temelinde psikososyal alanların referansıyla nasıl dönüştürüldüğü ve uyarlandığı önemlidir. Çalışma nitel araştırma metodolojisinden literatür taramasına dayanmaktadır.

EstetikEstetik duyarlılıkPsikolojik durum+5
Ezgi Gül Ceyhan
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanların, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumu

AMAÇ: Bu araştırmada İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde ihtisas yapan asistanların sağlığın geliştirilmesine yönelik sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumlarının belirlenmesi, bunların sosyodemografik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi, sağlıklı yaşam biçimini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve asistanlara sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda öneriler sunmak amaçlanmıştır.METOD: Kesitsel tipte olan araştırmada evreni, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanlar oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında 96'sı kadın, 139'u erkek olmak üzere toplam 235 asistan yer aldı. Mayıs-Ağustos 2010 aylarında yapılan çalışmada sosyodemografik bilgi anketi, GSA (Genel Sağlık Anketi), SYBDÖ (Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği) kullanılmıştır. Verileri değerlendirmede SPSS 16.0 İstatistik paket programı, analizlerde Ki-kare, ANOVA ve Bağımsız İki Grup Arasındaki T Testi, Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır.BULGULAR: Araştırma kapsamına giren asistanların %40.9'u kadın, %59.1'i erkek, %59.1'i evli, %47.7'si 30 yaşın altında ve yaş ortalaması 30.36±3.79'dur. Yüzde 50.6'sının dahili, %41.3'ünün cerrahi, %8.1'inin temel tıp bilim dallarında görev yaptığı, %55.7'sinin ekonomik durumunu orta olarak belirttiği, %53.0'ının çalıştıkları bölümden memnun, %29.1'inin kısmen memnun olduklarını, %62.0'ının ise sigara kullanmadıklarını ifade ettikleri saptanmıştır. Araştırmaya katılan asistanların Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği toplam puanı 116.31±17.80 olarak bulunmuştur. En yüksek puan ortalamasının kişilerarası ilişkiler, en düşük puan ortalamasının ise fiziksel aktivite boyutuna ait olduğu belirlenmiştir. Evli olanlarda sağlık sorumluluğu puanı, temel tıp bilim dalında görev yapanlarda SYBD toplam puanları daha yüksek bulunmuştur. Çalıştıkları bölümden memnun olanların kendini gerçekleştirme, kişilerarası ilişkiler ve stres yönetimi puanları; yöneticiler ile ilişkisi iyi olan asistanların kendini gerçekleştirme, beslenme ve SYBD toplam puanları; yıllık asistan eğitimi programına katılan asistanların ve mesai arkadaşlarıyla ilişkileri iyi olanların SYBD puanlarının hemen hepsi yüksek bulunmuştur. Genel sağlık durumu iyi olanların %41.1'inin, kötü olanların %91.7'sinin genel ruhsal sağlığı da kötüdür. Genel sağlık durumu ile genel ruhsal sağlık durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). GSA toplam puanı ile SYBD toplam puanı arasında korelasyon yapılmış ve negatif bir ilişki bulunmuştur (r= -0.25 p= 0.001).SONUÇLAR: Çalıştıkları bölümden memnun olma, mesai arkadaşlarıyla iyi ilişkilerin olması, yıllık asistan eğitim programı almaları SYBD'larının çoğunu olumlu etkilemektedir. Genel sağlık durumu iyi olanların fiziksel aktivite, beslenme, stres yönetimi ve SYBD toplam puanı daha yüksek bulunmuştur. Asistanların SYBD'dan en az aldıkları puan fiziksel aktivitedir. Fiziksel aktivite yapmalarına uygun aktiviteler düzenlenmesi sağlanabilir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları olumlu hale geldikçe genel ruhsal sağlık durumu da daha iyi olmaktadır. Sağlık çalışanları, kendi yaşam biçimlerini düzeltmelidirler. Mesleki sorumlulukları ve sosyal rolleri gereği sürdürdükleri yaşam biçimleri ile rol modeli olma ve sağlık hizmeti verdikleri grubu etkileme özelliğine sahiptirler.Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Genel Ruhsal Sağlık Durumu.

DoktorlarPsikolojik durumSağlık personeli+4
Elvan Türkol
İnönü University
2012
20
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş sanat akımları ressamlarının psikolojik durumlarının eserlerine yansıması

20. yüzyıldan itibaren sanat dünyasında hakimiyetini sağlamış olan çağdaş sanat akımları, ortaya çıktığı andan itibaren resim sanatı da dahil olmak üzere bütün sanat dallarını kökten etkilemiştir. Bu akımlar içerisinde yer alan temel akımlar olarak nitelendirebileceğimiz empresyonizm, kübizm, fütürizm, dadaizm, sürrealizm ve konstrüktivizm akımları ve bu akımların ressamların eserleri üzerindeki etkileri, bu çalışmada ressamların yaşamsal ve zihinsel dünyalarının bahsi geçen sanat akımları üzerindeki etkisi de dikkate alınarak iki yönlü olarak incelenecektir. Burada cevabı aranan sorulardan biri de ressamlar özelinde, onların hayatları içerisinde karşılaştıkları zorluklar ve geçirdikleri mücadele dönemlerinin, doğuştan ya da sonradan oluşan bazı zihinsel ya da duygusal durumlarının eserlerine yansıyıp yansımadığı, eğer yansıdıysa da bunun izlerinin eserlerinde nasıl ortaya konulduğunun tespitidir. Anahtar Kelimeler: Ressam, Psikolojik Profil, Çağdaş Sanat Akımları, Sanat, Duygu.

EtkileşimModern sanatModern sanat akımları+6
Nilüfer Şasev Özbek
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bruksizm olan bireylerde uyku kalitesi ve psikolojik durum değerlendirmesi

Amaç: Yeditepe Diş Hekimliği Fakültesi öğrencilerinin bruksizm varlığının tespit edilip, bruksizm görülen bireylerde uyku kalitesi ve psikolojik durum ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza Yeditepe Diş Hekimliği Fakültesi 2. 3. 4. ve 5. Sınıf öğrencilerinin dahil edildiği 218 birey katıldı. Klinik muayene yapılmadan önce bireye bruksizm tanısı ile ilgili sorular içeren anket yöneltildi. Daha sonra klinik muayene ile bruksizm ağız içi belirtileri tespit edilerek bruksizmin aktif veya pasif olma durumu tespit edildi. Uyku kalitesi ölçümlemesi için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) kullanıldı. Psikolojik durum değerlendirmesi için Psikolojik Belirti Tarama Testi (SCL-90-R) kullanıldı. Bulgular: Araştırma kapsamında alınan 218 kişinin (% 74.8) inde yani 163 kişide bruksizm tespit edilmiştir. Bruksizm görülen öğrencilerde kötü uyku kalitesi görülme oranı (%68.7), bruksizm görülmeyen öğrencilerde kötü uyku kalitesi görülme oranından (%30.9) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir. Bruksizm görülen öğrencilerin 29'unda (%17.8) yüksek psikolojik belirti düzeyi görülürken, 134'ünde (%82.2) düşük psikolojik belirti düzeyi görülmektedir. Öğrencilerin 161'inde (%98.8) en az bir psikolojik belirti görülmektedir. Araştırmamızda bruksizm görülen bireylerde görülmeyen bireylere göre depresyon ve anksiyete (kaygı) belirtileri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir. Bruksizm tespit edilen öğrencilerin psikolojik belirti testi alt birimlerinin sınıflara göre dağılımı incelendiğinde ise fobik reaksiyon ve düşmanlık belirtilerinin 3. Sınıf öğrencilerinde anlamlı şekilde yüksek çıktığı yine aynı şekilde somatizasyon belirtisinin de 3.ve 5. Sınıf öğrencilerinde yüksek çıktığı tespit edilmiştir. Sonuçlar: Çalışmamızda bruksizm tespit edilen bireylerde uyku kalitesi kötü olarak tespit edilmişken genel psikolojik belirti düzeyi ise düşük olarak tespit edilmiştir. Bu durumda bruksizm görülen bireylerin genel psikopatolojileri ve uyku kaliteleri birbiriyle karşılaştırıldıklarında uyku kalitesi ile genel psikopatolojik durum arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Literatürde bruksizm, uyku kalitesi ve psikolojik durum arasındaki ilişkiyi inceleyen başka bir çalışma bulunmaması bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.

BruksizmPsikolojiPsikolojik durum+2
İpek İşcan
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yasada psikolojik unsur

Bu çalışma, içtihat dışında kalan yasa olgusuna postmodernist bir bakışın sonucudur. Ayrıca bu çalışma yasa koyucuların, çıkardığı veya çıkaracakları yasalar konusunda toplumda rıza üretmeyi amaçladığı gözleminden yola çıkarak, yasaya H.L.A. Hart perspektifinden de bakmıştır. Yasanın tıpkı bir Janus gibi ikinci bir yüzünün olabileceği ileri sürülerek, bu ikinci yüzün görünmeyen fakat hissedilebilen bir niteliği olduğu iddia edilmiştir. Bu kapsamda da yasa, kavramsal ve tarihsel açıdan incelenmiş, konu ile ilgili hukuk felsefesi, sosyolojisi ve antropolojisi literatürü taranmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda yasada 'Psikolojik Unsur' adıyla yeni bir yasa unsuru tanımlanarak, bu unsurun hangi metot ve yönlerde yaratılabileceği araştırılmıştır. Buna ek olarak 'Psikolojik Unsurun' gözlemlenebilmesi amacıyla A.B.D. 'Vatanseverlik Yasası', Türkiye 'Vergi Yapılandırma Kanunu', Greenpeace Türkiye 'Senin ki Kaç Santim?' kampanyası ve Fransa 'Sarı Yelekliler Eylemleri', yapı bozum, dilbilim, göstergebilim yöntemleri ile analiz edilmiştir. Özellikle çağdaş kuramsal literatürün araştırılması bu çalışmayı multidisipliner ve farklı hale getirmektedir. Yasa olgusunda psikolojik unsurun ilk defa tanımlanıyor olması ve bu tanımı güçlendirmek için söylem-gösterge analizi yapılması bu çalışmayı özgün kılmaktadır.

HukukHukuk kurallarıHukuk sistemi+7
Muhammed Emin Yıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aşırı aktif mesane sendromu olan kadınlarda bel ağrısı, kor stabilite ve genel iyilik halinin incelenmesi

Çalışmanın amacı, aşırı aktif mesane (AAM) sendromu olan kadınlarda bel ağrısı, kor stabilite ve genel iyilik halinin incelenmesi ve bu kadınların asemptomatik kadınlarla karşılaştırılmasıydı. Çalışmaya AAM sendromu olan (AAM grubu, n=36, yaş= 44.70±13.40 yıl, vücut kütle indeksi (VKİ:28.20±5.50 kg/m2) ve olmayan (Kontrol grubu, n=36 yaş=39.00±12.40 yıl, (VKİ:26.20±4.50 kg/m2) kadınlar alındı. Tüm kadınların fiziksel, demografik bilgileri ve medikal hikayeleri kaydedildi. Kadınların bel ağrısının yeri vücut diyagramı ile, ağrının şiddeti 'Görsel Analog Skalası' ile ölçüldü. Kor stabilite için 'McGill gövde kas endurans testleri ve Sahrmann kor stabilite testi' kullanıldı. Genel iyilik kapsamında uyku kalitesi 'Pitsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKÖ) ve Uykusuzluk Şiddeti Ölçeği (UŞÖ)' ile yorgunluk şiddeti 'Yorgunluk Şiddeti Ölçeği (YŞÖ)' ile, anksiyete ve depresyon düzeyleri Hastane Anksiyete Depresyon Skalası (HADS-A ve HADS-D) ile değerlendirildi. İstatistiksel analiz için Mann-Whitney U testi ve Ki-kare testi kullanıldı. Grupların demografik ve fiziksel bulguları benzerdi (pyaş=0.066 ve pvki=0.091). Bel ağrısı görülme oranı (p<0.001) ve bel ağrı şiddeti (p=0.020) AAM grubunda kontrol grubuna göre daha fazla idi. Gövde fleksör, ekstansör, sağ ve sol lateral fleksör kas endurans test sonuçları ve Sahrman kor stabilite test sonucu AAM grubunda kontrol grubuna göre daha düşük bulundu (p<0.001). AAM grubunun kontrol grubuna göre PUKÖ, UŞÖ, YŞÖ, HAD-A ve HADS-D skorları daha yüksekti (p<0.001). Bu çalışmada AAM sendromu olan kadınların asemptomatik kadınlara göre bel ağrısı görülme sıklığı ve ağrı şiddetinin daha fazla olduğu, kor stabilitenin ve uyku kalitesinin azaldığı, yorgunluk, anksiyete ve depresyon düzeylerinin arttığı saptandı. Bu sonuçların AAM'li kadınların tedavi yaklaşımlarında göz önünde bulundurulmasının yararlı olabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Alt üriner sistem, kor bölgesi, kronik bel ağrısı, uyku, yorgunluk.

Bel ağrısıKadınlarMesane+5
Başak Kavalcı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Besin proteini ilişkili proktokolit, enteropati ve enterokolit sendromu olan çocukların annelerinin diyet eliminasyonu tedavisi sırasındaki ruhsal durumlarının çocuklarının klinik bulguları ile ilişkili olarak değerlendirilmesi

Amaç: Besin alerjilerinin prevalansı dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de her gün gittikçe artmaktadır. Besin alerjisi teşhisi hem çocukların hem de ebeveynlerinin yaşamını olumsuz yönde etkiliyor. Bilinen tek tedavi emziren annelere ve çocuklarına diyet eliminasyonu yapmaktır. Bu süreç çocukların klinik durumuna göre aylar süre bilmektedir. Besin alerjisi olan çocukların ebeveynleri, günlük aktivitelerinde duygusal stres ve kısıtlamalar yaşarlar. Bu çalışmada besin protein ilişkili proktokolit (BPİAP), enteropati (BPE) ve enterokolit (BPİES) tanısı alan çocukların annelerinin diyet öncesi ve diyet altında depresyon ve duygu durumlarını değerlendirmeyi ve çocuklarının klinik durumu ile annelerinin ruhsal durumlarındaki değişiklikleri belirlemeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Polikliniğinde besin protein ilişkili proktokolit, enterokolit ve enteropati tanısı alan 1-12 ay aralığındaki 42 çocuk hasta ve anneleri dahil edildi. Katılımcılara çocuklarını beslenme şekli, ne kadar süre sadece anne sütü ile beslediği, mama ve ek gıdaya ne zaman geçildiği, çocukların doğum zamanı, doğum tartısı, hastane yatışı ve antibiyotik kullanımı öyküsü, annenin yaşı, annenin eğitim durumu, ailede çocuk sayısı sorgulanarak veri toplama formuna kaydedildi. Başvuru anında ve diyet altında kontrolde hastalar tartıldı, klinik bulguları (huzursuzluk, memeyi reddetme, gaz sancıları, kusma, mukuslu dışkılama, kanlı dışkılama, yağlı ishal, kilo alamama, kabızlık) sorgulandı, Comiss skorlaması yapılarak çalışma formuna kaydedildi. Çalışmadaki hastaları klinik olarak BPİAP, BPİES ve BPE olmak üzere 3 gruba ayırdık. Hastaların annelerini ise çocuklarını beslenme şekline göre üç gruba ayırdık. Bunlardan biri çocuklarını sadece anne sütü ile besleyen anneler, ikincisi hem anne sütü hem de mama ile besleyenler ,üçüncü grup ise sadece mama ile besleyen emzirmeyen annelerdi. Annelere diyet öncesi ilk tanı anında ve 2 ay sonra kontrole geldiklerinde diyet altında iken iki kez Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği doldurtuldu. Verilerin analizlerde SPSS 27.0 programı kullanılmıştır. Değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov test ile ölçüldü. Nicel bağımsız verilerin analizinde ANOVA (Tukey test), Kruskal-Wallis, Mann-Whitney u test kullanıldı. Bağımlı nicel verilerin analizinde Wilcoxon testi kullanıldı. Nitel bağımsız verilerin analizinde Ki-kare test, Ki-kare test koşulları sağlanmadığında fischer test kullanıldı. Korelasyon analizinde Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: BPİAP, BPE ve BPİES grupları arasında hastaların tanı alma ayı, annelerin yaş ortalaması anlamlı (p> 0.05) farklılık göstermedi. BPİAP, BPE ve BPİES grupları arasında cinsiyet dağılımı; hastaların doğum tartısı, doğum şekli, doğum zamanı, sadece anne sütü alma süreleri, ailede atopi öyküsü anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermedi. Tüm gruplarda diyet öncesi ile diyet sonrası kıyaslandığında CoMiSS değeri diyet öncesine göre anlamlı (p <0.05) düşüş izlendi. Çocuklarını sadece anne sütü ile besleyen anne grubunda diyet sonrası anksiyete puanı diyet öncesine göre anlamlı (p> 0.05) değişim görülmedi. Anne sütü ve mama ile besleyen anne grubunda diyet sonrası anksiyete puanı diyet öncesine göre anlamlı (p <0.05) artış gözlendi. Bebeklerini sadece mama ile besleyen annelerde diyet sonrası anksiyete ve depresyon puanı diyet öncesine göre anlamlı (p <0.05) düşüş gösterdi ve düşüş miktarı diğer iki gruptan anlamlı (p <0.05) olarak daha yüksekti. Sadece anne sütü ile diyet sonrası depresyon puanı diyet öncesine göre anlamlı (p <0.05) artış göstermiştir. Anne sütü ve mama ile besleyen grupta diyet sonrası depresyon puanı diyet öncesine göre anlamlı (p <0.05) artış göstermiştir. Çoklu besin eliminasyon diyeti yapan grupta diyet sonrası anksiyete ve depresyon skoru sadece süt eliminasyon diyeti yapan gruptan anlamlı (p <0.05) olarak daha yüksekti. Diyet sonrası dönemde CoMiSS skoru ile anksiyete ve depresyon skoru arasında anlamlı pozitif (p < 0.05) korelasyon gözlenmiştir. Sonuç: Besin alerjisi olan çocukların anneleri diyete maruz kaldığında ruhsal durumlarında bozulma görülebilmektedir. Çocuklarda diyet tedavisi ile klinik iyileşme sağlanırken, bu süreçte diyet yapmak durumunda kalan annelere de multidisipliner yaklaşımda bulunmak ve gereklilik halinde ruhsal açıdan desteklemek önemlidir. Anahtar sözcükler: Besin protein ilişkili proktokolit, besin protein ilişkili enteropati, besin protein ilişkili enterokolit, eliminasyon diyeti

Besin alerjisiBeslenmeBeslenme tedavisi+7
Nıgar Bayramova
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Master'sOpen AccessEN

A study on the attitudes of young learners towards learning English

Teaching young learners (TYL) has been on the agenda of educationists for a long time. Therefore, a lot of investigations have been carried out about the features and psychology of young learners and techniques for how best to teach young learners. In line with this, it is also important to know the attitudes of young learners towards learning English. In the current study, our main concern is to investigate the nature of young learners? attitudes towards learning English, and whether these attitudes have any relationship with their language proficiency. A descriptive research study was conducted with young learners. 300 fifth grade students aged 11 ? 12 from 4 different primary schools in Adıyaman participated in the study. For the purposes of this study, data were collected by administering an attitude questionnaire, and a critical incident questionnaire. Questionnaires were analyzed by using SPSS 11.0 (Statistical Package for Social Sciences). Descriptive analysis was performed and frequencies and percentages were calculated. This study mainly investigated the relationship between the students? English proficiency levels of students at two different schools with the lowest and highest average of scores in English classes and their attitudes towards learning English. Thus, individual results are not in the framework of the study.The results of this study revealed that students have positive attitudes towards learning English, and that there is not a significant relationship between the attitudes of students and their proficiency level.

Study of languagesPersonality traitsPsychology+6
Aydın Fırat
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Süpermarket çalışanlarında bel, boyun ağrısı ve psikolojik durum değerlendirilmesi

Bu araştırma süpermarket çalışanlarında bel/boyun ağrısı ve psikolojik durumu sorgulamak, katılımcıların markette çalışma süreleri ve çalıştıkları birim arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. 50 süpermarket çalışanı homojen olarak gruplandırılarak çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların değerlendirilmesinde, Demografik Bilgiler Anketi, Oswestry Bel Ağrısı Anketi, Boyun Ağrı Değerlendirme Anketi, Beck Depresyon Ölçeği ve katılımcıların ağrı şiddetini değerlendirmek için de Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanılmıştır. Katılımcıların %22'sinde bel ağrısı, %16'sında ise bel ve bacak ağrısının birlikte bulunduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %42'si farklı niteliklerde boyun ağrısı tariflemiştir. Boyun ağrı anketi puanı ortalamaları: 9,04 (min:0,max:58) dür. Katılımcıların Beck Depresyon Ölçeği skor ortalamaları normal psikolojik durum aralığındaydı. Çalışanların bel ağrısı VAS ortalamaları: 2,3 (min:0, max:10) iken, Oswestry Bel Ağrı Anketi ortalamaları, hafif fonksiyonel yetersizlik olarak nitelendirilen aralıktaydı (ort. 4,56). Katılımcıların ortalama yaş değerlerinin 29,5 olup genç aralığında, ortalama olarak hafif fonksiyonel yetersizlik sonucunun çıkması iş yüküne bağlı olabilmektedir. Bu durumda ağrının mekanik yük/travmaya maruz kalmakla ilişkilendirildiği birçok literatür bilgisiyle uyumludur. Uygun olmayan pozisyon ve postürlerde yük taşımaya bağlı patolojileri önlemek amacıyla çalışanlar bu konuda uyarılmış ve uygun egzersizler hakkında koruyucu ve tedavi edici amaçlı bilgilendirilerek, güçlü boyun, sırt, bel ve abdominal kaslarının omurgayı korumadaki önemi vurgulanmıştır. Bireylerin markette çalışma yılları ile Vücut Kütle İndeksi (VKİ) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görülmektedir. Ki-kare testine göre bel ağrısı lokalizasyonu ile metabolik rahatsızlık, ağrının iş performansını etkileme durumu ve ilaç kullanımı arasında anlamlı sonuç gözlenmiştir. Araştırmamızın ergonomi ve fizyoterapi alanında yapılabilecek çalışmalara ışık tutacağı öngörülmektedir.

AğrıBel ağrısıBoyun ağrısı+4
Ece Uysal Altunbilek
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğa sahip olan kadınların tükenmişlik duyguları ve evdeki çocukla ilgili iş bölümü arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, engelli çocuğa sahip annelerin tükenmişlik duygu düzeylerinin saptanması ve bu düzeyle evdeki çocukla ilgili iş bölümü arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla örneklem olarak Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı rehabilitasyon merkezlerine devam eden engelli çocuğa sahip bir grup anne çalışmaya alınarak tükenmişlik düzeyleri ve çocukla ilgili iş bölümü düzeyleri araştırılmıştır. Katılımcı annelerin çocuklarının engel grupları incelendiğinde; 39'unun (%59,1) zihinsel, 17'sinin (%25,8) bedensel, 10'unun (%15,2) zihinsel ve bedensel olarak dağıldığı dikkat çekmektedir. Katılımcı annelerin 18'i (%27,3) 30 yaş ve altı, 24'ü (%36,4) 31-40 yaş, 24'ü (%36,4) 40 üstü yaş grupta yer almaktadır. Genel ortalamaları incelendiğinde; olumsuz değerlerden "duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma" ile "genel tükenmişlik" düzeyleri düşük iken "kişisel başarı" ve "iş bölümü" düzeyi yüksek olarak saptanmıştır. Araştırmaya katılan engelli çocuğa sahip annelerin tükenmişlik ve iş bölümü düzeylerinin eğitim durumuna, çocuğun engel durumuna, engelli çocuğun yaşına, çocuk sayısına, engelli çocuğu dünyaya getirmeyi dileme durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelendiğinde, istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılaşma olmadığı saptanmıştır. Engelli çocuğa sahip annelerin tükenmişlik ve iş bölümü algı düzeylerinin çocuğun eğitim durumuna göre kişisel başarı ve iş bölümü alt boyutlarında anlamlı bir farklılaşma belirlenmiştir. Gelir düzeyi en düşük olanlarda en yüksek tükenmişlik ortalaması olduğu sonucu önemlidir. Duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma ve genel tükenmişlik düzeyi intihar etmeyi düşünenlerde daha yüksektir. Sadece iş bölümü boyutunda gözlemlenen farklılaşma evli olanların lehinedir. Genel tükenmişlik düzeyi arttıkça duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma düzeylerinin de arttığı; benzer şekilde genel tükenmişlik düzeyi arttıkça kişisel başarı düzeyinin de arttığı saptanmıştır. Bu bulgu; annelerin genel tükenmişlik düzeylerinin yüksek olmasına rağmen ev içerisindeki düzeni devam ettirme adına çabalamalarının göstergesidir. Annelere özellikle yer verilmesi gerektiğini belirttikleri gibi evdeki iş bölümünün önemini vurguladıkları dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda, iş bölümü ve tükenmişlik düzeylerinin ilişkili oluşu, alanyazınla uyumla olmakla beraber hipotezleri de desteklemektedir.

AnnelerEngelli kişilerEngelli çocuklar+6
Hakan Mutlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Down sendromlu çocuğa sahip olan annelerin tanı ile ilgili haber alma süreci: Nitel bir çalışma

Çocuklarının engel durumunu annelere bildirme, bir nevi kötü haberi vermedir ve bu konuda sağlık çalışanlarının önemli bir rolü mevcuttur. Annelerin yeni doğan çocuğu kabul etmeleri, sürece adapte olmaları ve aile dinamikleri gibi birçok alanı etkilediği düşünülen bu ilk haber alma evresi oldukça kıymetli kabul edilmektedir. Çocukların özellikle doğum sonrasındaki fiziksel ve ruhsal durumlarına dair bilgilendirmenin nasıl yapılacağı ve ebeveynlerin bu haberi nasıl karşılayacağı konusunda önemli spekülasyonlar söz konusu olmuştur. Literatürde, çocuğun fiziksel ve zihinsel problemlerine dair bilginin ne zaman, nasıl verilmesi gerektiği konusunda yeterince çalışma olmadığı hatta ülkemizde bu konuya hiç yer verilmediği dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda, bu çalışmanın amacı, annelerin çocuklarının Down Sendromlu olmaları hakkındaki tanı bilgisini nasıl haber aldıkları ve haber alma tercihlerini ortaya çıkarmaktır. Annelerin "tanıyı ilk duyma/haberi ilk alma durumlarına dair görüşlerini belirlemek amacıyla kapsamlı bir literatür taraması ile nitel bir araştırma yöntemi olan mülakat kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini, Karabük ve İstanbul illerinde bulunan iki ayrı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde eğitim gören Down Sendromlu 21 çocuk annesi oluşturmuştur. Verilerin analizinde "Görüşme Formu" ve ses kayıt cihazı ile kaydedilerek elde edilen verilerin yazılı dökümleri kullanılmıştır. Katılımcıları tanımlamak için A1'den A21' e kadar ardışık kodlama yapılmıştır. Elde edilen bulgular annelerin haberi ilk alma şekillerinden memnun olmadıkları ve mevcut bilgilendirme sistemini eleştirdikleri yönündedir. Bu bağlamda çeşitli önerilerde bulunmuştur.

AnnelerDown sendromuHaber alma+6
Duygu Mutlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dentofasiyal deformiteli hastalarda ortognatik yaşam kalitesi anketinin Türkçe uyarlamasının geçerlik ve güvenirliği

Diş hekimliği alanında bireylerin yaşam kalitelerini etkileyen önemli sağlık problemlerinden biri de dentofasiyal problemlerdir. Gelişimsel ve kronik bir durum olan dentofasiyal problemlerde bireylerin tedavi olmak istemesinin ana sebebi anormal yüz görünümünün sosyal handikaplarından doğar. Çiğnemede zorluk, rahatsızlık ve ağrı (özellikle TME disfonksiyonuna bağlı) gibi fonksiyonel problemler de tedavi ihtiyacının doğmasında etkilidir fakat genelde hastanın yüz görünümünün sosyal anlamda yarattığı negatif etkilerin gölgesinde kalır. Bu nedenle de doğrudan yaşam kalitesi konusuna dönüşür. Bu çalışmanın amacı "Ortognatik Yaşam Kalitesi Anketi"nin Türkçe' ye çevrilmesi ve Türk popülasyonuna kültürel adaptasyonunun sağlanmasıdır. Kültürel adaptasyon işlemi Beaton ve ark. larının yayınladıkları rehber doğrultusunda gerçekleştirildi. Bu prosedür 6 aşamadan oluşmaktadır. Bunlardan ilki başlangıç çevirisinin uzman kişiler tarafından yapılması, ikinci olarak çevirilerin birleştirilmesi ve üçüncü olarak çevirilerin tekrar İngilizce' ye çevrilmesidir. Dördüncü aşamada çevirilerin son halinin uzman komite tarafından değerlendirilmesi sonunda final versiyonun test edilmesi ve son olarak da bu sürecin değerlendirilip uygun bir çeviri olduğuna karar verilmesi aşamalarını kapsamaktadır. Doğrulama sürecinde, Ortognatik Yaşam Kalitesi Anketi (OQLQ) sonuçları daha önce Türkçe geçerlik ve güvenirliği yapılmış olan OHIP-14 (Ağız Sağlığı Etki Ölçeği-14), SF-36 (Kısa Form-36) anketleriyle ve VAS (Görsel Analog Skala) ile karşılaştırıldı. Çalışmaya katılan hastalara araştırmaların detayları anlatıldı ve bu hastalar tarafından aydınlatılmış onam formu imzalandı. Çalışmaya Sınıf II veya Sınıf III iskeletsel deformitesi olan, anterior açık kapanış, laterognati, vertikal maksiller fazlalık veya bunların kombinasyonları nedeniyle ortognatik cerrahi endikasyonu olan hastalar, cerrahi öncesi hazırlık aşamasında olan ortodontik tedavisi henüz başlamamış olan hastalar, büyüme gelişimini tamamlamış hastalar, Türkçe bilen ve Türkçe konuşan hastalar dahil edildi. Daha önceden ortognatik cerrahi yapılmış olan, maksillofasiyal travma öyküsü olan, dişsiz olan, dudak damak yarığı olan, kraniofasiyal deformitesi olan, mental retarde olan ve sendromu olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran, dentofasiyal deformite tanısı konulan, ortodontik tedavi de dahil olmak üzere herhangi bir tedavi başlanmamış olan 69 hastaya 3 anketin (OHIP-14, SF-36, OQLQ) Türkçe versiyonu uygulandı. Bunlara ek olarak hastaların kendi görünümleri ve fonksiyonlarını puanlayacağı VAS değerlendirmesi de yapıldı. Aynı hastalara bir hafta sonra OQLQ testi ikinci kez uygulandı. Çalışmaya dahil edilen 69 hastanın yaş ortalaması 23,57± 6,61 idi (min:18 max:51). Güvenirlik analizlerinde OQLQ' nun alt grubunda cronbach alpha sayıları sırasıyla; deformitenin sosyal yönleri alt grubunda 0,944 (p<0,001), fasiyal estetik alt grubunda 0,873 (p<0,001), oral fonksiyon alt grubunda 0,894 (p<0,001), deformitenin farkındalığı alt grubunda 0,887 (p<0,001) bulundu. OQLQ anketinin geçerliği analiz edildiğinde SF-36'nın alt gruplarıyla anket arasındaki ilişkinin zayıf olduğu saptandı, OHIP-14'ün fonksiyonel sınırlılık alt grubuyla OQLQ' nun oral fonksiyon alt grubu yüksek korelasyon gözlenirken diğer alt gruplar ile orta derecede korelasyon gözlenmiştir. VAS değerlendirmesi OQLQ-TR alt gruplarından oral fonksiyon ile yüksek derecede korelasyon gözlenirken diğer alt gruplarla orta derecede korelasyon gösterdi. Bu çalışmanın sonuçlarına göre OQLQ' nun Türkçe versiyonu geçerli ve güvenilir bulunmuştur. Bu anketin tekrarlanabilir, geçerli ve güvenilir olması dentofasiyal deformitesi olan ve Türkçe bilen hastaların hayat kalitelerinin değerlendirilebilmesi açısından faydalı bir araç haline gelmesini sağlamıştır. Anahtar Sözcükler: Dentofasiyal Deformite, Ortognatik Yaşam Kalitesi Anketi, OQLQ, Psikolojik Değerlendirme

AnketlerDentofasiyal yapıGüvenilirlik ve geçerlilik+6
Duygu Turna
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Liselere Geçiş Sistemi sınavının okul ve öğrenci özelliklerine etkisine ilişkin öğretmen ve öğrenci görüşleri

Bu araştırmanın amacı Liselere Geçiş Sistemi (LGS) Sınavı'nın okuldaki iletişime, öğretim ve ölçme değerlendirme uygulamalarına; öğrencilerin başarılarına, sosyal ve psikolojik durumlarına etkisini ortaokul sekizinci sınıf öğretmen ve öğrencilerinin görüşlerine göre incelemektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden betimleyici durum çalışması yöntemi kullanılmış, etkisi incelenen tek durum LGS olduğundan yöntem tekli durum deseni olarak belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Gaziantep İli Şahinbey İlçesi'ndeki amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen 3 ortaokulun 8.sınıf öğretmenleri ile 8. Sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmış, elde edilen veriler MAXQDA2022 programı aracılığıyla tema ve kodlar oluşturularak bulgulara ulaşılmıştır. Araştırmanın sonucunda LGS'nin öğrencilerin öğretmenleri, aileleri ve arkadaşları ile iletişimlerini sınırladığı, öğretmenlerin öğretim ve ölçme değerlendirme uygulamalarını LGS'ye yönelik şekillendirdiği, merkezi sınavın öğrencilere çalışma alışkanlığı kazandırdığı, öğrencilerin sosyal, kültürel, sportif faaliyetlerine katılımları ve öğrenci psikolojisi üzerinde olumsuz etkisinin olduğu görüşlerine ulaşılmıştır. Ayrıca öğrenci ve öğretmenlerin ortak görüşleri arasında sınavla yerleştirme yerine öğrenci ilgi ve yeteneklerinin dikkate alındığı yeni bir sistem önerisi yer almaktadır.

Lise giriş sınavlarıPsikolojik durumSınav+4
Demet Keçeci
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikteki psikosoyal durumun evlilik uyumuyla ilişkisi

Araştırma, gebelikteki psikososyal sağlığın evlilik uyumuyla ilişkisini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Manisa il merkezi Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi ve Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi'nde 2012 yılında gebe polikliniğe başvuran tüm gebeler (N=16295)oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi, Evreni Bilinen Örneklem Formülü ile, %95 olasılık ve ± %5 sapma ile 376 gebe örnekleme alınmıştır. Verilerin toplanmasında, gebelerin demografik özellikleri, gebelik ve evlilikle ilgili tanıtıcı özelliklere ait soruların yer aldığı bir Anket Formu, Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği ve Evlilik Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler "IBM SPSS Versiyon 21.0" ile değerlendirilmiştir. Gebelerin psikososyal sağlık ve evlilik uyumu puanlarının normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek için Shapiro ve Kolmogorow-Smirnov testleri; verilerin analizinde, sayı, yüzde, Mann-Witney U testi, Kruskal-Wallis varyans analizi, ve korelasyon testi kullanılmıştır. Gebelerin %31.9'unun 25-29 yaş grubunda ve yaş ortalamasının 26.68±5.15 yaş, %31.9'unun ortaokul mezunu, %82.2'sinin ev hanımı olduğu, %45.5'inin 20-24 yaş arasında ilk kez gebe kaldığı ve ortalama ilk gebelik yaşının ise 22.32±3.81 yaş olduğu, %78.7'sinin üçüncü trimestirde ve ortalama gebelik haftasının 32.02±8.01 olduğu, %77.7'sinin isteyerek gebe kaldığı, %88.3'ünün düzenli olarak antenatal kontrollere gittiği belirlenmiştir. Gebelerin, yaş, eğitim durumu, meslek, sosyo-ekonomik durum, sosyal güvence, Manisa'da yaşama yılı, eşin eğitim durumu, eşin mesleği, gebelik sayısı, doğum sayısı, düşük yapma durumu, bir önceki doğum aralığı, yaşayan çocuk sayısı, gebeliğin planlı olması/isteyerek gebe kalma durumu, düzenli antenatal kontrollere gitme durumu, evlilik biçimi, evlilik süresi, evlilik sayısı ve eş ilişkisi ile psikososyal sağlık arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Gebelerin, sosyo-ekonomik durum, gebelik sayısı, doğum sayısı, bir önceki doğum aralığı, yaşayan çocuk sayısı, gebeliğin planlı olması/isteyerek gebe kalma durumu, evlilik biçimi ve eş ilişkisi ile evlilik uyumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Gebelerin, psikososyal sağlık ve evlilik uyumları arasında pozitif yönde, güçlü ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Gebelerin, "gebelik ve eş ilişkisi" ile evlilik uyumları arasında pozitif yönde, güçlü ve anlamlı bir ilişki saptanırken, "kaygı ve stres", "aile içi şiddet", " psikososyal destek", "ailesel özellikler" ve " gebeliğe ilişkin fiziksel-psikososyal değişiklikler" ile evlilik uyumları arasında pozitif yönde, düşük ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak, eş ilişkisi ve evlilik uyumu olumlu yönde arttıkça gebelikteki psikososyal sağlığın da arttığı belirlenmiştir. Bu sonuca göre; evlilik uyumu iyi olduğunda, gebelikteki psikososyal sağlığın da iyi olacağı söylenebilir.

Evlilik uyumuGebelikPsikolojik durum
Hanife Nurseven Şimşek
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı durumlarının incelenmesi

Tıp öğrencileri arasında kendiliğinden bildirilen psikolojik stres ve tükenmişlik prevalanslarının genel popülasyona kıyasla yüksek olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı düzeylerinin ne boyutta olduğunu, birbirleri ile ve diğer bazı faktörlerle ilişkilerini incelemek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinde Nisan-Haziran 2019 tarihleri arasında öğrenim görmekte olan öğrencilerde yapılmıştır (cevaplılık oranı %81.3). Çalışmada araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulmuş sorular, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10-PSÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanteri-Öğrenci Formu'ndan (MTE-ÖF) oluşan anket formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H testleri ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın yapılabilmesi için etik onay ve idari izinler yazılı olarak alınmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21.87±2.35, %53.8'i kadın, %99.2'si bekârdır. Katılımcıların %91.5'i kendisini yıpranmış hissetmekte, %60.1'i uyku düzensizliği yaşamaktadır. Öğrencilerin %83.0'ünde psikolojik sıkıntı görüldüğü tespit edilmiştir. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve duygusal tükenme görülmüş, algılanan sosyal destek daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Preklinik öğrencilerinin klinik öğrencilerine göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik durumu olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Aktiviteler için yeterli zamanı olmadığını belirten, meslek seçiminden memnun olmayan, okuldan memnun olmadığını belirten, gelecekten beklentisi olmayan ve uyku düzensizliği olan öğrencilerde psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik yüksek bulunmuştur (p<0.05). Psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik ölçeklerinin puanlarının birbirleriyle pozitif, algılanan sosyal destek ile negatif korele olduğu gözlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, öğrencilerdeki psikolojik sıkıntı prevalansının yüksek olduğu, psikolojik sıkıntıya tükenmişliğin eşlik ettiği ve algılanan sosyal destek yükseldikçe öğrencilerin psikolojik sıkıntı ve tükenme yaşama durumunun azaldığı görülmüştür.

Algılanan sosyal destekPsikolojiPsikolojik durum+7
Tuğçe Dartılmak
Fırat University
2021
00

Related subjects