Psikolojik durum

58 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Travma bilgisi içeren doğumda destekleyici bakımın doğumun psikolojik sonuçlarına etkisi

Bu araştırma, doğumda ebe tarafından sunulan travma bilgisi içeren doğumda destekleyici bakımın doğumun psikolojik sonuçlarına etkisini belirlemek amacıyla tek kör, randomize kontrollü,deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri Ekim 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında Mersin Şehir Hastanesi doğum salonunda, pirimipar doğum yapan 86 kadından toplanmıştır. Araştırmada, doğumda travma bilgisi içeren destekleyici bakım alan müdahale grubunda 43 ve standart bakım sunulan kontrol grubunda 43 kadın yer almıştır. Veriler doğumsalonuna başvuru anında, travay süresince ve doğumdan sonraki ilk 24 saat ile doğumdan 6-8 hafta sonra toplanmıştır. Araştırmayı müdahale grubundan 40, kontrol grubundan 40 kadın tamamlamıştır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Doğum Sonuçları Bilgi Formu, Görsel Ağrı Skalası Ölçeği, Doğumda Kontrol ve Destek Algısı Ölçeği, City Doğum Travması Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizininde tanımlayıcı istatistikler, t-test, Pearson Ki-kare test, Yates' ki-kare testi kullanılmıştır. Gruplar arasında sosyo-demografik, obstetrik ve ilk kabuldeki ağrı puanları açısından farklılık bulunmamıştır (p>0.05).Doğumda travma bilgisi içeren bakım alan gruptaki kadınların, standart bakım alan gruptaki kadınlara göre, doğumun birinci evresinin tüm fazlarında ağrı puanlarının düşük olduğu, doğumda kontrol ve destek algılarının daha yüksek olduğu, doğum travmalarının ise daha düşük olduğu ve bu farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu sonucuna varılmıştır (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, kadınların perinatal psikolojik sonuçlarını iyileştirmede doğumda travma bilgisi içeren bakımın ebe tarafından sunulması önerilebilir.

DoğumDoğum yaralanmalarıHasta bakımı+3
Dudu Naz Dur
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilinçli farkındalık temelli stres azaltma programının psikotik hastaların ailelerinin ruhsal durum ve bakım yüküne etkisi

Bu araştırma psikotik hastalığı olan bireylere bakım veren ailelere uygulanan Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Programı'nın ruhsal sağlık parametrelerine ve bakım yüküne etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma tek merkezli, prospektif (ön test-son test-1.ay ve 3. ay takip), iki kollu (1:1), randomize kontrollü deneysel tasarımdadır. Araştırmanın örneklemini iki toplum ruh sağlığı merkezine kayıtlı psikotik hastalığı olan bireye bakım veren 50 aile bireyi (çalışma grubu=25, kontrol grubu=25) oluşturmuştur. Araştırmanın deneysel kaydı prospektif olarak ClinicalTrils.gov adresinden yapılmış olup NCT05245305 numarası alınmıştır. Çalışma grubuna Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Programı uygulanmıştır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği - Kısa Formu, Zarit Bakıcı Yük Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans, yüzde değerleri, ortalama, standart sapma, Pearson-χ2 testi, Bağımsız örneklemler için t-testi, Repeated Measures ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Uygulama sonrası çalışma grubunda yer alan ailelerin durumluk-sürekli kaygı, umutsuzluk ve bakım yükü düzeylerinin kontrol grubuna göre son-test, 1. ve 3. ay takip testlerinde anlamlı olarak azaldığı; öz şefkat düzeylerinin ise anlamlı olarak arttığı saptanmıştır (p<0.05). Uygulama sonucunda bakım veren ailelerin durumluk-sürekli kaygı, umutsuzluk, bakım yükü düzeylerinin düşmesi, öz şefkat düzeylerinin artması müdahalenin etkili olduğunu göstermiştir. Araştırmanın bulguları doğrultusunda psikotik hastalığı olan bireylere bakım veren aileleri desteklemek ve güçlendirmek amacıyla Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Programı'nın belirli aralıklarla uygulanması önerilmektedir.

AileBakım verenlerBakım verme yükü+7
Münevver Boğahan
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması

Düşmeler yaşlılığa özgü bir durum olmamasına rağmen görülme sıklığı yaşla birlikte artan, yaşlı bireylerde mortalite ve morbiditeye neden olan önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışma düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı karşılaştırmalı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, 02 Mayıs-31 Ekim 2022 tarihleri arasında Adana Seyhan Devlet Hastanesi Ortopedi Servis'inde düşmeye bağlı kırık nedeniyle yatarak tedavi gören 65 yaş üzeri hastalar ve aynı hastanede yatan hastasını ziyarete gelen 65 yaş üstü sağlıklı bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, kırığı olan grubunda yer alan 146 yaşlı birey ve kırığı olmayan grupta yer alan 150 yaşlı birey oluşturmaktadır (n= 296). Araştırma verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu (KBF)", bireylerin ruhsal belirtilerinin ne düzeyde olduğunu saptamak amacıyla ''Belirti Tarama Testi (SCL-90-R) ve bilişsel durumlarını değerlendirmek için "Standardize Mini Mental Test (SMMT)" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, pearson ki-kare testi, pearson korelasyon testi, student's t testi, ANOVA ve post hoc test olarak scheffe testi kullanılmıştır. Bu çalışmada kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R Kişilerarası duyarlılık alt boyutu puan ortalamaları ve "Araz Düzeyleri" sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerin SMMT toplam, Yönelim, Hatırlama, Lisan puanları sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş, yatış süresi ve düşme sayısı ile SCL-90-R arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş ve düşme sayısı ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kırığı olan yaşlı bireylerde SCL-90-R ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı kadınlarda SCL-90-R puan ortalaması erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı grupta okur yazar olmayan bireylerin SCL-90-R puan ortalaması anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Gelirim giderden az kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R puan ortalaması geliri gidere denk olan bireylere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda kırığı olan yaşlı bireylerin kişilerarası becerilerini arttırmaya yönelik hemşire müdahalelerinin planlanması ve yaşlı bireylerin oryantasyon, yönelim, zihinsel ve dil becerilerini korumaya ve geliştirmeye yönelik hemşirelik müdahalelerimin uygulanması önerilmektedir.

DüşmeDüşme kazalarıKırıklar-kemik+4
Maile Hizmetçi
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanların, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumu

AMAÇ: Bu araştırmada İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde ihtisas yapan asistanların sağlığın geliştirilmesine yönelik sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumlarının belirlenmesi, bunların sosyodemografik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi, sağlıklı yaşam biçimini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve asistanlara sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda öneriler sunmak amaçlanmıştır.METOD: Kesitsel tipte olan araştırmada evreni, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanlar oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında 96'sı kadın, 139'u erkek olmak üzere toplam 235 asistan yer aldı. Mayıs-Ağustos 2010 aylarında yapılan çalışmada sosyodemografik bilgi anketi, GSA (Genel Sağlık Anketi), SYBDÖ (Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği) kullanılmıştır. Verileri değerlendirmede SPSS 16.0 İstatistik paket programı, analizlerde Ki-kare, ANOVA ve Bağımsız İki Grup Arasındaki T Testi, Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır.BULGULAR: Araştırma kapsamına giren asistanların %40.9'u kadın, %59.1'i erkek, %59.1'i evli, %47.7'si 30 yaşın altında ve yaş ortalaması 30.36±3.79'dur. Yüzde 50.6'sının dahili, %41.3'ünün cerrahi, %8.1'inin temel tıp bilim dallarında görev yaptığı, %55.7'sinin ekonomik durumunu orta olarak belirttiği, %53.0'ının çalıştıkları bölümden memnun, %29.1'inin kısmen memnun olduklarını, %62.0'ının ise sigara kullanmadıklarını ifade ettikleri saptanmıştır. Araştırmaya katılan asistanların Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği toplam puanı 116.31±17.80 olarak bulunmuştur. En yüksek puan ortalamasının kişilerarası ilişkiler, en düşük puan ortalamasının ise fiziksel aktivite boyutuna ait olduğu belirlenmiştir. Evli olanlarda sağlık sorumluluğu puanı, temel tıp bilim dalında görev yapanlarda SYBD toplam puanları daha yüksek bulunmuştur. Çalıştıkları bölümden memnun olanların kendini gerçekleştirme, kişilerarası ilişkiler ve stres yönetimi puanları; yöneticiler ile ilişkisi iyi olan asistanların kendini gerçekleştirme, beslenme ve SYBD toplam puanları; yıllık asistan eğitimi programına katılan asistanların ve mesai arkadaşlarıyla ilişkileri iyi olanların SYBD puanlarının hemen hepsi yüksek bulunmuştur. Genel sağlık durumu iyi olanların %41.1'inin, kötü olanların %91.7'sinin genel ruhsal sağlığı da kötüdür. Genel sağlık durumu ile genel ruhsal sağlık durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). GSA toplam puanı ile SYBD toplam puanı arasında korelasyon yapılmış ve negatif bir ilişki bulunmuştur (r= -0.25 p= 0.001).SONUÇLAR: Çalıştıkları bölümden memnun olma, mesai arkadaşlarıyla iyi ilişkilerin olması, yıllık asistan eğitim programı almaları SYBD'larının çoğunu olumlu etkilemektedir. Genel sağlık durumu iyi olanların fiziksel aktivite, beslenme, stres yönetimi ve SYBD toplam puanı daha yüksek bulunmuştur. Asistanların SYBD'dan en az aldıkları puan fiziksel aktivitedir. Fiziksel aktivite yapmalarına uygun aktiviteler düzenlenmesi sağlanabilir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları olumlu hale geldikçe genel ruhsal sağlık durumu da daha iyi olmaktadır. Sağlık çalışanları, kendi yaşam biçimlerini düzeltmelidirler. Mesleki sorumlulukları ve sosyal rolleri gereği sürdürdükleri yaşam biçimleri ile rol modeli olma ve sağlık hizmeti verdikleri grubu etkileme özelliğine sahiptirler.Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Genel Ruhsal Sağlık Durumu.

DoktorlarPsikolojik durumSağlık personeli+4
Elvan Türkol
İnönü University
2012
20
DoctorateOpen AccessTR

Rüya ile ilgili inanç ve tutumların davranış üzerine etkisi

Bu araştırmada rüyaların bireyin dinî ve dinden bağımsız davranışları üzerindeki etkisi ile rüyayla bağlantılı inanç, davranış ve uygulamalar incelenmiştir. Çalışmanın amacı rüyaların bireyin günlük yaşamına, psikolojik durumuna ve dinî hayatına ne ölçüde ve nasıl etki ettiğini anlamak, rüya fenomeninin günümüzde nasıl algılandığını ve anlamlandırıldığını açıklamaya çalışmaktır. Çalışma hem teorik hem alan araştırmasından oluşan iki boyutlu nitel bir araştırmadır. Teorik bölümde dokümantasyon yöntemi ile elde edilmiş olan rüya ile ilgili veriler sistematik bir şekilde sunulmuştur. Uygulama kısmında ise veriler tarama yöntemi ile elde edilmiştir. Veri toplama aracı olarak yarı-yapılandırılmış mülakat formu kullanılmıştır. Rastlantısal örneklem, amaçlı örneklem ve kartopu örneklem yöntemleri ile Çorum'da ikamet eden 18 yaş ve üzeri farklı sosyo-kültürel ve dinî geçmişi olan, farklı meslek gruplarından, farklı gelir ve eğitim düzeyine sahip 59 katılımcı ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi ve betimsel analiz ile yorumlanmıştır. Araştırmanın sonucunda, katılımcıların genelinin sık olarak rüya gördükleri, gördükleri rüyalar üzerine düşündükleri, rüyayı yorumlamaya çalıştıkları, bazen yorumlaması için güvendikleri kişilerle paylaştıkları ancak rüyaların etkisinin genel olarak kısa sürdüğü, katılımcıların günlük hayatını, rutinini, dinî hayatını ve hayatıyla ilgili aldığı basit ya da önemli herhangi bir kararı etkilemediği tespit edilmiştir. Rüyanın karara etkisi konusunda dindarlık ya da eğitim seviyesi değil kişinin rüyaya yaklaşımının şekillendirici olduğu saptanmıştır. Katılımcıların büyük çoğunluğunun rüyadan sonra uyguladığı herhangi bir ritüelin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bireyin sekülerleştikçe rüyaya verdiği önemin ve yüklediği anlamın azaldığı tespit edilmiştir. Bu katılımcıların, daha dindarken Tanrı'dan mesaj olarak nitelendirdikleri rüyalara artık daha rasyonel ya da bilimsel açıklamalar getirmeye çalıştıkları gözlenmiştir. Rüyaya yüzyıllardır atfedilen dinî değerin azaldığı görülmüştür. Rüyanın dinden ve doğaüstü güçlerden bağımsız, tamamen kişinin bilinçdışından kaynaklı olduğu inancı ve/veya bilgisi yaygın görüş hâline gelmektedir. Buna rağmen, konunun özündeki belirsizlik, gizem ve/veya bazı rüyaların açıklanamaması rüyaların kutsalla olan bağının kesin olarak reddedilmesini zorlaştıran bir unsur olarak ulaşılan sonuçlar arasındadır.

DavranışDin psikolojisiPsikoloji+5
Fatma Nur Bedir
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Besin proteini ilişkili proktokolit, enteropati ve enterokolit sendromu olan çocukların annelerinin diyet eliminasyonu tedavisi sırasındaki ruhsal durumlarının çocuklarının klinik bulguları ile ilişkili olarak değerlendirilmesi

Amaç: Besin alerjilerinin prevalansı dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de her gün gittikçe artmaktadır. Besin alerjisi teşhisi hem çocukların hem de ebeveynlerinin yaşamını olumsuz yönde etkiliyor. Bilinen tek tedavi emziren annelere ve çocuklarına diyet eliminasyonu yapmaktır. Bu süreç çocukların klinik durumuna göre aylar süre bilmektedir. Besin alerjisi olan çocukların ebeveynleri, günlük aktivitelerinde duygusal stres ve kısıtlamalar yaşarlar. Bu çalışmada besin protein ilişkili proktokolit (BPİAP), enteropati (BPE) ve enterokolit (BPİES) tanısı alan çocukların annelerinin diyet öncesi ve diyet altında depresyon ve duygu durumlarını değerlendirmeyi ve çocuklarının klinik durumu ile annelerinin ruhsal durumlarındaki değişiklikleri belirlemeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Polikliniğinde besin protein ilişkili proktokolit, enterokolit ve enteropati tanısı alan 1-12 ay aralığındaki 42 çocuk hasta ve anneleri dahil edildi. Katılımcılara çocuklarını beslenme şekli, ne kadar süre sadece anne sütü ile beslediği, mama ve ek gıdaya ne zaman geçildiği, çocukların doğum zamanı, doğum tartısı, hastane yatışı ve antibiyotik kullanımı öyküsü, annenin yaşı, annenin eğitim durumu, ailede çocuk sayısı sorgulanarak veri toplama formuna kaydedildi. Başvuru anında ve diyet altında kontrolde hastalar tartıldı, klinik bulguları (huzursuzluk, memeyi reddetme, gaz sancıları, kusma, mukuslu dışkılama, kanlı dışkılama, yağlı ishal, kilo alamama, kabızlık) sorgulandı, Comiss skorlaması yapılarak çalışma formuna kaydedildi. Çalışmadaki hastaları klinik olarak BPİAP, BPİES ve BPE olmak üzere 3 gruba ayırdık. Hastaların annelerini ise çocuklarını beslenme şekline göre üç gruba ayırdık. Bunlardan biri çocuklarını sadece anne sütü ile besleyen anneler, ikincisi hem anne sütü hem de mama ile besleyenler ,üçüncü grup ise sadece mama ile besleyen emzirmeyen annelerdi. Annelere diyet öncesi ilk tanı anında ve 2 ay sonra kontrole geldiklerinde diyet altında iken iki kez Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği doldurtuldu. Verilerin analizlerde SPSS 27.0 programı kullanılmıştır. Değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov test ile ölçüldü. Nicel bağımsız verilerin analizinde ANOVA (Tukey test), Kruskal-Wallis, Mann-Whitney u test kullanıldı. Bağımlı nicel verilerin analizinde Wilcoxon testi kullanıldı. Nitel bağımsız verilerin analizinde Ki-kare test, Ki-kare test koşulları sağlanmadığında fischer test kullanıldı. Korelasyon analizinde Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: BPİAP, BPE ve BPİES grupları arasında hastaların tanı alma ayı, annelerin yaş ortalaması anlamlı (p> 0.05) farklılık göstermedi. BPİAP, BPE ve BPİES grupları arasında cinsiyet dağılımı; hastaların doğum tartısı, doğum şekli, doğum zamanı, sadece anne sütü alma süreleri, ailede atopi öyküsü anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermedi. Tüm gruplarda diyet öncesi ile diyet sonrası kıyaslandığında CoMiSS değeri diyet öncesine göre anlamlı (p <0.05) düşüş izlendi. Çocuklarını sadece anne sütü ile besleyen anne grubunda diyet sonrası anksiyete puanı diyet öncesine göre anlamlı (p> 0.05) değişim görülmedi. Anne sütü ve mama ile besleyen anne grubunda diyet sonrası anksiyete puanı diyet öncesine göre anlamlı (p <0.05) artış gözlendi. Bebeklerini sadece mama ile besleyen annelerde diyet sonrası anksiyete ve depresyon puanı diyet öncesine göre anlamlı (p <0.05) düşüş gösterdi ve düşüş miktarı diğer iki gruptan anlamlı (p <0.05) olarak daha yüksekti. Sadece anne sütü ile diyet sonrası depresyon puanı diyet öncesine göre anlamlı (p <0.05) artış göstermiştir. Anne sütü ve mama ile besleyen grupta diyet sonrası depresyon puanı diyet öncesine göre anlamlı (p <0.05) artış göstermiştir. Çoklu besin eliminasyon diyeti yapan grupta diyet sonrası anksiyete ve depresyon skoru sadece süt eliminasyon diyeti yapan gruptan anlamlı (p <0.05) olarak daha yüksekti. Diyet sonrası dönemde CoMiSS skoru ile anksiyete ve depresyon skoru arasında anlamlı pozitif (p < 0.05) korelasyon gözlenmiştir. Sonuç: Besin alerjisi olan çocukların anneleri diyete maruz kaldığında ruhsal durumlarında bozulma görülebilmektedir. Çocuklarda diyet tedavisi ile klinik iyileşme sağlanırken, bu süreçte diyet yapmak durumunda kalan annelere de multidisipliner yaklaşımda bulunmak ve gereklilik halinde ruhsal açıdan desteklemek önemlidir. Anahtar sözcükler: Besin protein ilişkili proktokolit, besin protein ilişkili enteropati, besin protein ilişkili enterokolit, eliminasyon diyeti

Besin alerjisiBeslenmeBeslenme tedavisi+7
Nıgar Bayramova
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Master'sOpen AccessEN

A study on the attitudes of young learners towards learning English

Teaching young learners (TYL) has been on the agenda of educationists for a long time. Therefore, a lot of investigations have been carried out about the features and psychology of young learners and techniques for how best to teach young learners. In line with this, it is also important to know the attitudes of young learners towards learning English. In the current study, our main concern is to investigate the nature of young learners? attitudes towards learning English, and whether these attitudes have any relationship with their language proficiency. A descriptive research study was conducted with young learners. 300 fifth grade students aged 11 ? 12 from 4 different primary schools in Adıyaman participated in the study. For the purposes of this study, data were collected by administering an attitude questionnaire, and a critical incident questionnaire. Questionnaires were analyzed by using SPSS 11.0 (Statistical Package for Social Sciences). Descriptive analysis was performed and frequencies and percentages were calculated. This study mainly investigated the relationship between the students? English proficiency levels of students at two different schools with the lowest and highest average of scores in English classes and their attitudes towards learning English. Thus, individual results are not in the framework of the study.The results of this study revealed that students have positive attitudes towards learning English, and that there is not a significant relationship between the attitudes of students and their proficiency level.

Study of languagesPersonality traitsPsychology+6
Aydın Fırat
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessEN

Students' and teachers' perceptions on the relationship between learner autonomy and the psychological well-being in the ELT context

For years there has been a tendency to a traditional approach to language learning, which has constituted a major obstacle to learner autonomy. However, changes in the perspective of learning have given rise to learner autonomy, the essence of which is learner?s assuming an active role in his/her own learning. Nevertheless, learning is such a complex process that it includes various dimensions. Learning is not just a cognitive process; it is based on learners? stance towards world and learning itself, their sense of self and willingness to learn (Benson & Voller, 1997, pp.134-136 in Thanasoulas, 2000). It is safe to say that learning is not only mental but also affective process. Therefore, together with students? autonomy, promoting their psychological well-being gains a great importance in learning process. As a matter of fact, there is a bond between learner autonomy and psychological dimension of the learning. As Scharle and Szabo (2005, p.7) suggest, ?a feeling of responsibility and independence brings a sense of well-being and confidence?. Nakamura (2000) supports this view by claiming that students? taking responsibility contributes to their empowerment and enhances positive climate in the classroom. For this reason, this study focuses on the interaction between learner autonomy and psychologically well environments in the classroom. To begin with, this study explores the description of learner-centeredness and its different dimensions. Next, it dwells upon the importance of the psychological well-being of the students in the classroom. This study further investigates the relationship between learner autonomy and psychological well-being of the students. The study aims at indicating the reasons of probable changes, if any, in students? perceptions on the relationship between learner autonomy and psychological well-being throughout their education in the ELT Department as prospective teachers. The students who are at the beginning, in the middle and at the end of the educational process in this department and teachers in the same department were the participants of the study, and they were selected via ?Purposive Sampling?. Three hundred and fifteen students and eight teachers participated in this study. The data were collected through a questionnaire and a series of subsequent interviews which were held with students at different grades of the mentioned department. The data collected were analyzed in two terms. That is, the questionnaire administered was analysed through SPSS and the verbal data gained through interviews were subjected to content analysis. In this respect, this study bore both quantitative and qualitative features. At the end of the study, preparatory class students were found to incline to learner autonomy less than the second and fourth year students. As for psychological well-being, results indicated that fourth year students had the positive self-concepts most except for the sense of pressure in life. In terms of negative self-concept, second year students displayed the least level of negative self-concept. When it comes to the interaction between learner autonomy and psychological well-being, level of positive perceptions appeared to increase among preparatory class, second year and fourth year students respectively. Furthermore, probable reasons of findings, implications and suggestions were presented.Key Words: Learner autonomy, psychological well-being, initial teacher education, student-centred education, teacher autonomy, lifelong learning

Study of languagesEducationEducation psychology+10
Gökçe Dişlen
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Süpermarket çalışanlarında bel, boyun ağrısı ve psikolojik durum değerlendirilmesi

Bu araştırma süpermarket çalışanlarında bel/boyun ağrısı ve psikolojik durumu sorgulamak, katılımcıların markette çalışma süreleri ve çalıştıkları birim arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. 50 süpermarket çalışanı homojen olarak gruplandırılarak çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların değerlendirilmesinde, Demografik Bilgiler Anketi, Oswestry Bel Ağrısı Anketi, Boyun Ağrı Değerlendirme Anketi, Beck Depresyon Ölçeği ve katılımcıların ağrı şiddetini değerlendirmek için de Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanılmıştır. Katılımcıların %22'sinde bel ağrısı, %16'sında ise bel ve bacak ağrısının birlikte bulunduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %42'si farklı niteliklerde boyun ağrısı tariflemiştir. Boyun ağrı anketi puanı ortalamaları: 9,04 (min:0,max:58) dür. Katılımcıların Beck Depresyon Ölçeği skor ortalamaları normal psikolojik durum aralığındaydı. Çalışanların bel ağrısı VAS ortalamaları: 2,3 (min:0, max:10) iken, Oswestry Bel Ağrı Anketi ortalamaları, hafif fonksiyonel yetersizlik olarak nitelendirilen aralıktaydı (ort. 4,56). Katılımcıların ortalama yaş değerlerinin 29,5 olup genç aralığında, ortalama olarak hafif fonksiyonel yetersizlik sonucunun çıkması iş yüküne bağlı olabilmektedir. Bu durumda ağrının mekanik yük/travmaya maruz kalmakla ilişkilendirildiği birçok literatür bilgisiyle uyumludur. Uygun olmayan pozisyon ve postürlerde yük taşımaya bağlı patolojileri önlemek amacıyla çalışanlar bu konuda uyarılmış ve uygun egzersizler hakkında koruyucu ve tedavi edici amaçlı bilgilendirilerek, güçlü boyun, sırt, bel ve abdominal kaslarının omurgayı korumadaki önemi vurgulanmıştır. Bireylerin markette çalışma yılları ile Vücut Kütle İndeksi (VKİ) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görülmektedir. Ki-kare testine göre bel ağrısı lokalizasyonu ile metabolik rahatsızlık, ağrının iş performansını etkileme durumu ve ilaç kullanımı arasında anlamlı sonuç gözlenmiştir. Araştırmamızın ergonomi ve fizyoterapi alanında yapılabilecek çalışmalara ışık tutacağı öngörülmektedir.

AğrıBel ağrısıBoyun ağrısı+4
Ece Uysal Altunbilek
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğa sahip olan kadınların tükenmişlik duyguları ve evdeki çocukla ilgili iş bölümü arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, engelli çocuğa sahip annelerin tükenmişlik duygu düzeylerinin saptanması ve bu düzeyle evdeki çocukla ilgili iş bölümü arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla örneklem olarak Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı rehabilitasyon merkezlerine devam eden engelli çocuğa sahip bir grup anne çalışmaya alınarak tükenmişlik düzeyleri ve çocukla ilgili iş bölümü düzeyleri araştırılmıştır. Katılımcı annelerin çocuklarının engel grupları incelendiğinde; 39'unun (%59,1) zihinsel, 17'sinin (%25,8) bedensel, 10'unun (%15,2) zihinsel ve bedensel olarak dağıldığı dikkat çekmektedir. Katılımcı annelerin 18'i (%27,3) 30 yaş ve altı, 24'ü (%36,4) 31-40 yaş, 24'ü (%36,4) 40 üstü yaş grupta yer almaktadır. Genel ortalamaları incelendiğinde; olumsuz değerlerden "duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma" ile "genel tükenmişlik" düzeyleri düşük iken "kişisel başarı" ve "iş bölümü" düzeyi yüksek olarak saptanmıştır. Araştırmaya katılan engelli çocuğa sahip annelerin tükenmişlik ve iş bölümü düzeylerinin eğitim durumuna, çocuğun engel durumuna, engelli çocuğun yaşına, çocuk sayısına, engelli çocuğu dünyaya getirmeyi dileme durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelendiğinde, istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılaşma olmadığı saptanmıştır. Engelli çocuğa sahip annelerin tükenmişlik ve iş bölümü algı düzeylerinin çocuğun eğitim durumuna göre kişisel başarı ve iş bölümü alt boyutlarında anlamlı bir farklılaşma belirlenmiştir. Gelir düzeyi en düşük olanlarda en yüksek tükenmişlik ortalaması olduğu sonucu önemlidir. Duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma ve genel tükenmişlik düzeyi intihar etmeyi düşünenlerde daha yüksektir. Sadece iş bölümü boyutunda gözlemlenen farklılaşma evli olanların lehinedir. Genel tükenmişlik düzeyi arttıkça duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma düzeylerinin de arttığı; benzer şekilde genel tükenmişlik düzeyi arttıkça kişisel başarı düzeyinin de arttığı saptanmıştır. Bu bulgu; annelerin genel tükenmişlik düzeylerinin yüksek olmasına rağmen ev içerisindeki düzeni devam ettirme adına çabalamalarının göstergesidir. Annelere özellikle yer verilmesi gerektiğini belirttikleri gibi evdeki iş bölümünün önemini vurguladıkları dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda, iş bölümü ve tükenmişlik düzeylerinin ilişkili oluşu, alanyazınla uyumla olmakla beraber hipotezleri de desteklemektedir.

AnnelerEngelli kişilerEngelli çocuklar+6
Hakan Mutlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Down sendromlu çocuğa sahip olan annelerin tanı ile ilgili haber alma süreci: Nitel bir çalışma

Çocuklarının engel durumunu annelere bildirme, bir nevi kötü haberi vermedir ve bu konuda sağlık çalışanlarının önemli bir rolü mevcuttur. Annelerin yeni doğan çocuğu kabul etmeleri, sürece adapte olmaları ve aile dinamikleri gibi birçok alanı etkilediği düşünülen bu ilk haber alma evresi oldukça kıymetli kabul edilmektedir. Çocukların özellikle doğum sonrasındaki fiziksel ve ruhsal durumlarına dair bilgilendirmenin nasıl yapılacağı ve ebeveynlerin bu haberi nasıl karşılayacağı konusunda önemli spekülasyonlar söz konusu olmuştur. Literatürde, çocuğun fiziksel ve zihinsel problemlerine dair bilginin ne zaman, nasıl verilmesi gerektiği konusunda yeterince çalışma olmadığı hatta ülkemizde bu konuya hiç yer verilmediği dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda, bu çalışmanın amacı, annelerin çocuklarının Down Sendromlu olmaları hakkındaki tanı bilgisini nasıl haber aldıkları ve haber alma tercihlerini ortaya çıkarmaktır. Annelerin "tanıyı ilk duyma/haberi ilk alma durumlarına dair görüşlerini belirlemek amacıyla kapsamlı bir literatür taraması ile nitel bir araştırma yöntemi olan mülakat kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini, Karabük ve İstanbul illerinde bulunan iki ayrı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde eğitim gören Down Sendromlu 21 çocuk annesi oluşturmuştur. Verilerin analizinde "Görüşme Formu" ve ses kayıt cihazı ile kaydedilerek elde edilen verilerin yazılı dökümleri kullanılmıştır. Katılımcıları tanımlamak için A1'den A21' e kadar ardışık kodlama yapılmıştır. Elde edilen bulgular annelerin haberi ilk alma şekillerinden memnun olmadıkları ve mevcut bilgilendirme sistemini eleştirdikleri yönündedir. Bu bağlamda çeşitli önerilerde bulunmuştur.

AnnelerDown sendromuHaber alma+6
Duygu Mutlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Otistik çocuğa sahip ailelerin yılmazlık düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışmada otistik spektrum bozukluğu tanısı almış ve almamış çocukların ebeveynlerinin yılmazlık seviyesini değerlendirmek amaçlanmıştır. Rehabilitasyon merkezlerinde hizmet alan ve sağlıklı olan çocukların ebeveynlerinden oluşan toplam 164 kişilik çalışmada ebeveynlere Aile Yılmazlık Ölçeği uygulandı. Mücadelecilik-Meydan Okuma, Öz-Yetkinlik, Yaşama Bağlılık ve Kontrol alt faktörlerinden oluşan ölçek ile ebeveynlerin demografik bilgileri karşılaştırıldı. Otistik spektrum bozukluğu tanısı alan çocukların ebeveynlerinin Öz-Yetkinlik değeri, tanı almayan çocukların ebeveynlerinin ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü. Ebeveynlerin eğitim durumu ile Aile Yılmazlık Ölçeği Mücadelecilik-Meydan Okuma, Öz-Yetkinlik, Yaşama Bağlılık ortalamaları, ebeveynlerin medeniyet durumları ile Aile Yılmazlık Ölçeği Mücadelecilik-Meydan Okuma ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı. Aile Yılmazlık Ölçeği ortalamalarının ebeveynlerin yaş, cinsiyet, aylık gelir, çalışma durumu grupları arasında anlamlı farklılık bulunmadı.

AileAile hayatıAile içi ilişkiler+7
Nergiz Turan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı alan çocukların ve sağlıklı çocukların annelerinin anksiyete, depresyon düzeyleri ve aile işlevselliği açısından karşılaştırılması

DEHB tanısı almış çocukların anneleri ile sağlıklı çocuklara sahip annelerin yaşadıkları depresyon, kaygı düzeyi ve aile işlevlerinin karşılaştırmalı bir şekilde incelenmesidir. Çalışma grubu Şanlıurfa Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Polikliniği'ne başvuran, DSM-5 tanı kriterlerine göre DEHB tanısı alan, 6-16 yaşları arasında çocuğa sahip 180 anneden oluşmaktadır. Kontrol grubu ise 6-16 yaş arası normal gelişim gösteren çocuğa sahip 180 anneden oluşmaktadır. Katılımcılara Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Aile Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca DEHB tanısı almış çocuğa sahip olup olmama ve psikiyatrik ilaç kullanmanın birlikte anksiyete üzerinde anlamlı bir ortak etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Aile işlevlerinde ise DEHB tanısı almış çocukların annelerinin sağlıklı çocukların annelerine kıyasla "Problem Çözme", "İletişim", "Roller", "Duygusal Tepki Verebilme", "Davranış Kontrolü", "Gereken İlgiyi Gösterme" ve "Genel İşlevler" alanlarında artmış oranda sorun yaşadıkları saptanmıştır.

Aile işlevleriAnksiyeteAnneler+5
Sever Beşaltı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dentofasiyal deformiteli hastalarda ortognatik yaşam kalitesi anketinin Türkçe uyarlamasının geçerlik ve güvenirliği

Diş hekimliği alanında bireylerin yaşam kalitelerini etkileyen önemli sağlık problemlerinden biri de dentofasiyal problemlerdir. Gelişimsel ve kronik bir durum olan dentofasiyal problemlerde bireylerin tedavi olmak istemesinin ana sebebi anormal yüz görünümünün sosyal handikaplarından doğar. Çiğnemede zorluk, rahatsızlık ve ağrı (özellikle TME disfonksiyonuna bağlı) gibi fonksiyonel problemler de tedavi ihtiyacının doğmasında etkilidir fakat genelde hastanın yüz görünümünün sosyal anlamda yarattığı negatif etkilerin gölgesinde kalır. Bu nedenle de doğrudan yaşam kalitesi konusuna dönüşür. Bu çalışmanın amacı "Ortognatik Yaşam Kalitesi Anketi"nin Türkçe' ye çevrilmesi ve Türk popülasyonuna kültürel adaptasyonunun sağlanmasıdır. Kültürel adaptasyon işlemi Beaton ve ark. larının yayınladıkları rehber doğrultusunda gerçekleştirildi. Bu prosedür 6 aşamadan oluşmaktadır. Bunlardan ilki başlangıç çevirisinin uzman kişiler tarafından yapılması, ikinci olarak çevirilerin birleştirilmesi ve üçüncü olarak çevirilerin tekrar İngilizce' ye çevrilmesidir. Dördüncü aşamada çevirilerin son halinin uzman komite tarafından değerlendirilmesi sonunda final versiyonun test edilmesi ve son olarak da bu sürecin değerlendirilip uygun bir çeviri olduğuna karar verilmesi aşamalarını kapsamaktadır. Doğrulama sürecinde, Ortognatik Yaşam Kalitesi Anketi (OQLQ) sonuçları daha önce Türkçe geçerlik ve güvenirliği yapılmış olan OHIP-14 (Ağız Sağlığı Etki Ölçeği-14), SF-36 (Kısa Form-36) anketleriyle ve VAS (Görsel Analog Skala) ile karşılaştırıldı. Çalışmaya katılan hastalara araştırmaların detayları anlatıldı ve bu hastalar tarafından aydınlatılmış onam formu imzalandı. Çalışmaya Sınıf II veya Sınıf III iskeletsel deformitesi olan, anterior açık kapanış, laterognati, vertikal maksiller fazlalık veya bunların kombinasyonları nedeniyle ortognatik cerrahi endikasyonu olan hastalar, cerrahi öncesi hazırlık aşamasında olan ortodontik tedavisi henüz başlamamış olan hastalar, büyüme gelişimini tamamlamış hastalar, Türkçe bilen ve Türkçe konuşan hastalar dahil edildi. Daha önceden ortognatik cerrahi yapılmış olan, maksillofasiyal travma öyküsü olan, dişsiz olan, dudak damak yarığı olan, kraniofasiyal deformitesi olan, mental retarde olan ve sendromu olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran, dentofasiyal deformite tanısı konulan, ortodontik tedavi de dahil olmak üzere herhangi bir tedavi başlanmamış olan 69 hastaya 3 anketin (OHIP-14, SF-36, OQLQ) Türkçe versiyonu uygulandı. Bunlara ek olarak hastaların kendi görünümleri ve fonksiyonlarını puanlayacağı VAS değerlendirmesi de yapıldı. Aynı hastalara bir hafta sonra OQLQ testi ikinci kez uygulandı. Çalışmaya dahil edilen 69 hastanın yaş ortalaması 23,57± 6,61 idi (min:18 max:51). Güvenirlik analizlerinde OQLQ' nun alt grubunda cronbach alpha sayıları sırasıyla; deformitenin sosyal yönleri alt grubunda 0,944 (p<0,001), fasiyal estetik alt grubunda 0,873 (p<0,001), oral fonksiyon alt grubunda 0,894 (p<0,001), deformitenin farkındalığı alt grubunda 0,887 (p<0,001) bulundu. OQLQ anketinin geçerliği analiz edildiğinde SF-36'nın alt gruplarıyla anket arasındaki ilişkinin zayıf olduğu saptandı, OHIP-14'ün fonksiyonel sınırlılık alt grubuyla OQLQ' nun oral fonksiyon alt grubu yüksek korelasyon gözlenirken diğer alt gruplar ile orta derecede korelasyon gözlenmiştir. VAS değerlendirmesi OQLQ-TR alt gruplarından oral fonksiyon ile yüksek derecede korelasyon gözlenirken diğer alt gruplarla orta derecede korelasyon gösterdi. Bu çalışmanın sonuçlarına göre OQLQ' nun Türkçe versiyonu geçerli ve güvenilir bulunmuştur. Bu anketin tekrarlanabilir, geçerli ve güvenilir olması dentofasiyal deformitesi olan ve Türkçe bilen hastaların hayat kalitelerinin değerlendirilebilmesi açısından faydalı bir araç haline gelmesini sağlamıştır. Anahtar Sözcükler: Dentofasiyal Deformite, Ortognatik Yaşam Kalitesi Anketi, OQLQ, Psikolojik Değerlendirme

AnketlerDentofasiyal yapıGüvenilirlik ve geçerlilik+6
Duygu Turna
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Liselere Geçiş Sistemi sınavının okul ve öğrenci özelliklerine etkisine ilişkin öğretmen ve öğrenci görüşleri

Bu araştırmanın amacı Liselere Geçiş Sistemi (LGS) Sınavı'nın okuldaki iletişime, öğretim ve ölçme değerlendirme uygulamalarına; öğrencilerin başarılarına, sosyal ve psikolojik durumlarına etkisini ortaokul sekizinci sınıf öğretmen ve öğrencilerinin görüşlerine göre incelemektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden betimleyici durum çalışması yöntemi kullanılmış, etkisi incelenen tek durum LGS olduğundan yöntem tekli durum deseni olarak belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Gaziantep İli Şahinbey İlçesi'ndeki amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen 3 ortaokulun 8.sınıf öğretmenleri ile 8. Sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmış, elde edilen veriler MAXQDA2022 programı aracılığıyla tema ve kodlar oluşturularak bulgulara ulaşılmıştır. Araştırmanın sonucunda LGS'nin öğrencilerin öğretmenleri, aileleri ve arkadaşları ile iletişimlerini sınırladığı, öğretmenlerin öğretim ve ölçme değerlendirme uygulamalarını LGS'ye yönelik şekillendirdiği, merkezi sınavın öğrencilere çalışma alışkanlığı kazandırdığı, öğrencilerin sosyal, kültürel, sportif faaliyetlerine katılımları ve öğrenci psikolojisi üzerinde olumsuz etkisinin olduğu görüşlerine ulaşılmıştır. Ayrıca öğrenci ve öğretmenlerin ortak görüşleri arasında sınavla yerleştirme yerine öğrenci ilgi ve yeteneklerinin dikkate alındığı yeni bir sistem önerisi yer almaktadır.

Lise giriş sınavlarıPsikolojik durumSınav+4
Demet Keçeci
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli mültecilerde kültürel uyum sürecinin dinî ve psikolojik boyutları (Kilis örneği)

Bu tez çalışmasının konusu; ülkelerinde çıkan iç savaş nedeniyle zorunlu olarak göç etmiş ve akabinde Kilis'e gelmiş olan Suriyeli mültecilerin kültürel uyum süreçlerinin ne şekilde ilerlediği, hangi kültürleşme stratejisine yöneldikleri ve psiko-sosyal uyum sürecine etki eden dinî ve psikolojik faktörlerin neler olduğunu belirlemektir. Araştırmamızda nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve durum çalışması yapılmıştır. Buradaki amacımız; gerçek yaşama ve güncel bir duruma ait olan konu hakkında gözlem ve mülakat tekniğine başvurarak o husus ile alakalı derinlemesine bilgi toplamak ve bu bilgiler ışığında değerlendirmeler yapmaktır. Araştırma sonucunda Kilis'te yaşayan Suriyeli mültecilerin, yerel halk ile iyi bir iletişim ve temasının olduğu anlaşılmaktadır. 19 katılımcıdan 18'inin Türkçe öğrenmiş olmasının kültürel uyum sürecine büyük katkı sağladığı gözlemlenmiştir. Kilis'in diğer illere oranla küçük bir şehir olması ve ekonomik açıdan yaşam koşullarının daha iyi olmasının mültecilerin kültürel uyumuna olumlu yönde etki ettiği tespit edilmiştir. İki kültür arasındaki benzerliklerin çok farkların az olması, daha önce kurulan akrabalık ve ticaret ilişkilerinin olması, şehrin muhafazakâr yapısı, insanların çoğunun aynı dine mensup olması ve yerel halkın dinî pratiklere önem vermesi gibi faktörlerin psiko-sosyal uyum sürecinde önemli motivasyon kaynağı olduğu anlaşılmaktadır. Katılımcıların yaşadıkları travmalar neticesinde sıklıkla olumlu dinî başa çıkma yöntemine başvurdukları gözlemlenmiştir. 8 katılımcı Türkiye'de kalmak istediğini belirtmiştir. 12 katılımcı ise geri dönmek için Suriye'deki savaşın bitmesini ve ülkelerinin her anlamda refaha kavuşmasını aksi halde geri dönmeyeceklerini ifade etmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere katılımcıların Türkiye'de kalmak istemesinin kültürel uyum sürecinde önemli güdülenme kaynaklarından biri olduğu anlaşılmaktadır. Katılımcıların yaşadığı savaş, ölüm, bombalanma vb. durumların yarattığı travmalar neticesinde ise uyum sürecinin zorlaştığı gözlemlenmiştir. Kültürleşme stratejileri açısından bakıldığında 14 katılımcının entegrasyon stratejisine yöneldiği anlaşılmaktadır. 3 katılımcının ayrılma stratejisine yöneldiği tespit edilmiştir. 2 katılımcı ise Türk vatandaşlığı aldığı için kendilerini Türk gibi hissettiklerini ifade etmiş ve asimilasyon stratejisine yönelmiştir. Marjinalleşme stratejisine ise yönelen olmamıştır. Anahtar kelimeler: Suriyeli, Kilis, mülteci, dinî başa çıkma, kültürel uyum.

Dini başa çıkmaDini değerlerDini olgu+7
Mahmut Metin Türkoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikteki psikosoyal durumun evlilik uyumuyla ilişkisi

Araştırma, gebelikteki psikososyal sağlığın evlilik uyumuyla ilişkisini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Manisa il merkezi Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi ve Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi'nde 2012 yılında gebe polikliniğe başvuran tüm gebeler (N=16295)oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi, Evreni Bilinen Örneklem Formülü ile, %95 olasılık ve ± %5 sapma ile 376 gebe örnekleme alınmıştır. Verilerin toplanmasında, gebelerin demografik özellikleri, gebelik ve evlilikle ilgili tanıtıcı özelliklere ait soruların yer aldığı bir Anket Formu, Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği ve Evlilik Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler "IBM SPSS Versiyon 21.0" ile değerlendirilmiştir. Gebelerin psikososyal sağlık ve evlilik uyumu puanlarının normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek için Shapiro ve Kolmogorow-Smirnov testleri; verilerin analizinde, sayı, yüzde, Mann-Witney U testi, Kruskal-Wallis varyans analizi, ve korelasyon testi kullanılmıştır. Gebelerin %31.9'unun 25-29 yaş grubunda ve yaş ortalamasının 26.68±5.15 yaş, %31.9'unun ortaokul mezunu, %82.2'sinin ev hanımı olduğu, %45.5'inin 20-24 yaş arasında ilk kez gebe kaldığı ve ortalama ilk gebelik yaşının ise 22.32±3.81 yaş olduğu, %78.7'sinin üçüncü trimestirde ve ortalama gebelik haftasının 32.02±8.01 olduğu, %77.7'sinin isteyerek gebe kaldığı, %88.3'ünün düzenli olarak antenatal kontrollere gittiği belirlenmiştir. Gebelerin, yaş, eğitim durumu, meslek, sosyo-ekonomik durum, sosyal güvence, Manisa'da yaşama yılı, eşin eğitim durumu, eşin mesleği, gebelik sayısı, doğum sayısı, düşük yapma durumu, bir önceki doğum aralığı, yaşayan çocuk sayısı, gebeliğin planlı olması/isteyerek gebe kalma durumu, düzenli antenatal kontrollere gitme durumu, evlilik biçimi, evlilik süresi, evlilik sayısı ve eş ilişkisi ile psikososyal sağlık arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Gebelerin, sosyo-ekonomik durum, gebelik sayısı, doğum sayısı, bir önceki doğum aralığı, yaşayan çocuk sayısı, gebeliğin planlı olması/isteyerek gebe kalma durumu, evlilik biçimi ve eş ilişkisi ile evlilik uyumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Gebelerin, psikososyal sağlık ve evlilik uyumları arasında pozitif yönde, güçlü ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Gebelerin, "gebelik ve eş ilişkisi" ile evlilik uyumları arasında pozitif yönde, güçlü ve anlamlı bir ilişki saptanırken, "kaygı ve stres", "aile içi şiddet", " psikososyal destek", "ailesel özellikler" ve " gebeliğe ilişkin fiziksel-psikososyal değişiklikler" ile evlilik uyumları arasında pozitif yönde, düşük ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak, eş ilişkisi ve evlilik uyumu olumlu yönde arttıkça gebelikteki psikososyal sağlığın da arttığı belirlenmiştir. Bu sonuca göre; evlilik uyumu iyi olduğunda, gebelikteki psikososyal sağlığın da iyi olacağı söylenebilir.

Evlilik uyumuGebelikPsikolojik durum
Hanife Nurseven Şimşek
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı durumlarının incelenmesi

Tıp öğrencileri arasında kendiliğinden bildirilen psikolojik stres ve tükenmişlik prevalanslarının genel popülasyona kıyasla yüksek olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı düzeylerinin ne boyutta olduğunu, birbirleri ile ve diğer bazı faktörlerle ilişkilerini incelemek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinde Nisan-Haziran 2019 tarihleri arasında öğrenim görmekte olan öğrencilerde yapılmıştır (cevaplılık oranı %81.3). Çalışmada araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulmuş sorular, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10-PSÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanteri-Öğrenci Formu'ndan (MTE-ÖF) oluşan anket formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H testleri ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın yapılabilmesi için etik onay ve idari izinler yazılı olarak alınmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21.87±2.35, %53.8'i kadın, %99.2'si bekârdır. Katılımcıların %91.5'i kendisini yıpranmış hissetmekte, %60.1'i uyku düzensizliği yaşamaktadır. Öğrencilerin %83.0'ünde psikolojik sıkıntı görüldüğü tespit edilmiştir. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve duygusal tükenme görülmüş, algılanan sosyal destek daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Preklinik öğrencilerinin klinik öğrencilerine göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik durumu olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Aktiviteler için yeterli zamanı olmadığını belirten, meslek seçiminden memnun olmayan, okuldan memnun olmadığını belirten, gelecekten beklentisi olmayan ve uyku düzensizliği olan öğrencilerde psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik yüksek bulunmuştur (p<0.05). Psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik ölçeklerinin puanlarının birbirleriyle pozitif, algılanan sosyal destek ile negatif korele olduğu gözlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, öğrencilerdeki psikolojik sıkıntı prevalansının yüksek olduğu, psikolojik sıkıntıya tükenmişliğin eşlik ettiği ve algılanan sosyal destek yükseldikçe öğrencilerin psikolojik sıkıntı ve tükenme yaşama durumunun azaldığı görülmüştür.

Algılanan sosyal destekPsikolojiPsikolojik durum+7
Tuğçe Dartılmak
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Boyun ağrısı olan hastalarda akıllı telefon ve bilgisayar kullanımının ağrı, özürlülük, boyun postürü ve psikolojik durum ile ilişkisinin araştırılması

Boyun ağrısı; toplumda oldukça yaygın görülen, bireyin üretkenliğini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen, ülkelerin sağlık harcamalarını artıran kas iskelet problemlerinden biridir. Önemli sosyal ve ekonomik yüke neden olması nedeniyle boyun ağrısı, sadece bireysel bir sorun olmayıp aynı zamanda bir halk sağlığı sorunudur. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Akıllı telefonlar son yıllarda hızla hayatımıza giren, toplumun büyük çoğunluğu tarafından kullanılan yeni nesil cep telefonu sınıfıdır. Bu cihazlar sadece günlük hayatımızın değil aynı zamanda iş hayatımızın da bir parçası haline gelmiştir. Bireylerin bu cihazları aşırı kullanması nedeniyle son zamanlarda internet bağımlılığı kavramından esinlenerek telefon bağımlılığı kavramı ortaya atılmıştır. Hayatımızda birçok kolaylık getiren bu cihazlar beraberinde birtakım problemler de getirmiştir. Son dönemlerde akıllı telefon kullanımı ile kas iskelet sorunları arasındaki ilişki ilgi konusu olmuştur. Biz de bu çalışmamızda boyun ağrısı olan hastalarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının ağrı, özürlülük, baş-boyun postürü ve psikolojik durum ile ilişkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine Haziran 2022- Mart 2023 tarihleri arasında başvuran, çalışmaya alınma ve çalışmadan dışlanma kriterlerini karşılayan 18-45 yaşları arasında 180 hasta alınmıştır. Kontrol grubu için boyun ağrısı olmayan, akıllı telefon, bilgisayar kullanan sağlıklı, yaşları 18-45 arasında olan 108 gönüllü katılımcı çalışmaya alındı. Hasta grubunda bulunanların %44,4'ü erkek ve %55,6'sı kadın olup kontrol grubunda bulunanların %45,4'ü erkek ve %54,6'sı kadındır. Gruplar arasında cinsiyet açısından anlamlı farklılık görülmemiştir (p=0,584). Hasta grubunda bulunanların yaş ortalaması 29,8±8,1 olarak kontrol grubunda bulunanların yaş ortalaması ise 29,4±6,2 olarak bulunmuş olup gruplar arasında yaş açısından anlamlı farklılık görülmemiştir. Hastalarda sırt, bel ağrısı görülme oranı (%83,9) kontrol grubunda görülme oranından (%53,7) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,001) (Tablo 6). Tüm katılımcılarda akıllı telefon bağımlılık ölçeği (ATBÖ) puanı ile boyun VAS, sırt, bel VAS, günlük telefon kullanma süresi ve Telefon kullanma miktarı arasında pozitif yönde; ATBÖ puanı ile yaş arasında ise negatif yönde anlamlı bir korelasyon görülmüştür (Tablo 13). Boyun VAS skoru ile sırt/bel VAS skoru, günlük bilgisayar kullanma süresi ve bilgisayar kullanma miktarı arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon görülmüştür (Tablo 14). Hastaların günlük bilgisayar kullanma süresi (p=0,029) bilgisayar kullanma miktarı (p=0,01) kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak; boyun ağrısı toplumda oldukça yaygın görülen, kişilerin verimliliğini olumsuz etkileyen önemli derecede sağlık harcamaların yol açan bir halk sağlığı sorunudur.

Akıllı telefonlarAğrıBilgisayar kullanımı+7
Mehmet Anlı
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer servikal distonili hastalarda psikolojik durum ve yaşam kalitesi'nin değerlendirilmesi

Primer Servikal Distoni (SD); boyun kaslarında istemsiz kasılmalar sonucu gelişen baş ve boyunda anormal postürlere sebep olan fokal bir distoni tipidir. SD; motor semptomların yanısıra non-motor semptomlarla da kendini gösterebilmektedir. SD; boyun kaslarında istemsiz kasılmalar yaparak hastaların günlük yaşamlarında hastaların yaşam kalitesini kötüleştirmektedir. SD; hastaların toplum içinde, sosyal ortamlarda psikolojik durumlarını etkiler ve bu durum da hastaların yaşam kalitesine önemli ölçüde etki eder. Bu çalışmanın amacı SD'li hastalardaki kötü yaşam kalitesi ve depresyon anksiyete şiddetini belirlemek, bununla birlikte depresyon ve anksiyetenin yaşam kalitesindeki kötüleşme ile ilişkisini saptamaktır. Biz bu çalışmada 47 kişilik hasta ve 40 kişilik kontrol grubuna daha önce geçerlilik ve güvenirlikleri kanıtlanmış olan Hastane Anksiyete Depresyon Skalası (HADS) ve Short Form -36 (SF-36) anketlerini uyguladık. SD'li hastaların sağlıklı kontrol grubuna göre HADS ölçeği sonucunda; depresyon ve anksiyete alt ölçeklerinden kesme puanlarının üzerinde ortalamalar aldığı, SF-36 yaşam kalitesi formunun 8 alt ölçeğinin 7'sinde düşük puanlar aldığı saptandı. Sonuç olarak SD'li hastalardaki distoni; hastaların yaşam kalitesini kötüleştirir ve hastaların anksiyete ve depresyon gibi psikolojik komorbiditelerini arttırır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Servikal distoni, Depresyon, Anksiyete, Günlük Yaşam Aktiviteleri

AnksiyeteDepresyonDistoni+5
Gülsenem Aktaş
Dicle University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siirt'in Kurtalan ilçesinde spor yapan ve yapmayan lise öğrencilerinin saldırganlık düzeylerinin incelenmesi

Saldırganlık uzun yıllar boyunca araştırmacıların tercih ettiği bir konu haline gelmiştir. Saldırganlık düzeyinin birden fazla etkenden etkileneceği bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış bir sonuçtur. Araştırmamızın ana amacı; Siirt'in Kurtalan ilçesinde spor yapan ve yapmayan erkek öğrencilerin farklı değişkenlere göre saldırganlık düzeylerinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini Siirt'in Kurtalan ilçesinde eğitim alan spor yapan (n=75) ve yapmayan (n=75) olmak üzere toplam 150 erkek lise öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmanın veri toplama araçları, araştırmacılar tarafından katılımcıların demografik özelliklerini belirlemeye yönelik hazırlanmış Kişisel Bilgi Formu ve Türkçe uyarlaması Demirtaş Madran (2012) tarafından yapılan Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği (BPSÖ)'dir. Araştırmada elde edilen verilerin normallik dağılımı Kolmogorov-Smirnov testi ile yapılmış ve verilerin normal dağıldığı belirlenmiştir. Verilerin analizinde Bağımsız Örneklem t-Testi ve Tek Yönlü ANOVA testi uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda; katılımcıların saldırganlık ölçeği ve alt boyutlarına verdiği cevaplardan elde edilen puanlar ile yaş, aile yapısı, gelir durumu, öğrenim aldığı lise, aile tutumları, anne yaşama durumları, baba yaşama durumları, sigara kullanma, alkol kullanma değişkenleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Spor yapma durumlarında tüm alt boyutlarda anlamlı fark tespit edilirken, spor türlerine ve spor yapma sürelerine göre ise fiziksel saldırganlık alt boyutu, öfke alt boyutu ve saldırganlık genel ölçek puanlarında anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,05). Sonuç: Elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde lise öğrencilerinin spor yapma durumlarının saldırganlık düzeyleri üzerinde önemli bir etkisi olduğu düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Siirt Kurtalan, Psikoloji, Saldırganlık, Spor, Lise

Lise öğrencileriPsikolojiPsikolojik durum+3
Engin Başar
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriatik artritli hastalarda uyku kalitesinin hastalığın klinik parametreleri, psikolojik durum ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

Giriş ve amaç: Psöriatik artrit (PsA) psöriasis ile ilişkili inflamatuar bir hastalıktır. PsA sinovit, daktilit, entezit ve spondilit ile karakterizedir. PsA hastalarında uyku kalitesi ve bununla ilişkili olarak yaşam kalitesi etkilenmektedir. Bu çalışmanın amacı PsA?nın uyku kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek; uyku kalitesi ile klinik parametreler, yaşam kalitesi ve psikolojik durum arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Materyal ve metod: Çalışmaya 41 psöriatik artrit hastası ve 38 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Demografik ve klinik özellikler; yaş, cinsiyet, hastalık süresi, eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), C reaktif protein (CRP) ölçümleri kaydedildi. Hasta grubunda PsA yaşam kalitesi indeksi (PsAQoL), psöriasis alan şiddeti indeksi (PASI) skorları ölçüldü. Generalize ağrı vizüel analog skala (VAS) ile değerlendirildi. Hasta ve kontrol grubunda anksiyete ve depresyon skorları hastane anksiyete depresyon skalası (HADS) ile uyku kalitesi Pittsburgh uyku kalitesi indeksi ile (PUKİ) değerlendirildi. Bulgular: Psöriatik artritli hastalarda, öznel uyku kalitesi, uykuya dalma süresi, uyku süresi, alışılmış uyku etkinliği, uyku bozukluğu, gündüz işlev bozukluğu ve total PUKİ skoru kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti. Total PUKİ skoru; anksiyete, generalize ağrı, PsAQoL, entezit, CRP ve ESH seviyeleri ile anlamlı korele idi (p<0,05). Sonuçlar: Psöriatik artiritli hastalarda uyku kalitesi bozulmuştur. PsA tanılı hastalarda uyku bozukluğu özellikle generalize ağrı, anksiyete, entezit, ESH ve CRP seviyeleri ile ilişkilidir. Anahtar kelimeler: Psöriatik artrit, uyku kalitesi, psikolojik durum, generalize ağrı, entezit.

Artrit-psoriatikAğrıKronik ağrı+6
Orhan Gezer
Dicle University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Behçet hastalarında erektil fonksiyonların değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: Behçet hastalığı (BH) oral ve genital aft, göz tutulumu, cilt lezyonları, artrit, nörolojik ve vasküler tutulum ile seyreden kronik, multisistemik bir hastalıktır. Bu çalışmada erkek Behçet hastalarında erektil fonksiyonların yaşam kalitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve metod: Çalışmaya 72 erkek behçet hastası ve 62 erkek sağlıklı gönüllü alındı. Demografik ve klinik özellikler, sigara kullanımı, yaş, hastalık süresi, eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), C reaktif protein (CRP) ölçümleri kaydedildi. Hasta grubunun yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili, ağrı düzeyleri vizüel analog skala (VAS) ile değerlendirildi. Hasta ve kontrol grubunda anksiyete ve depresyon düzeyi hastane anksiyete depresyon ölçeği (HADÖ) ile erektil fonksiyon (EF) ereksiyon işlevi uluslar arası değerlendirme formu (EİUDF) kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Behçet hastalarında kontrol grubuna kıyasla EF anlamlı oranda düşük bulundu. EF ile yaş, tanı süresi, HADÖ-anksiyete skoru, HADÖ-depresyon skoru, NHP sosyal izolasyon, NHP emosyonel reaksiyonlar, NHP enerji düzeyi skoru arasında negatif korelasyon saptandı (p<0,001). Sonuçlar: Behçet hastalarında kontrol grubuna kıyasla EF anlamlı oranda düşük bulunmuştur. EF bozukluğu özellikle yaş, tanı süresi, anksiyete, depresyon, yaşam kalitesi ile ilişkilidir. Anahtar kelimeler: Behçet hastalığı, erektil fonksiyon, erkek, psikolojik durum, yaşam kalitesi.

Behçet hastalığıCinsellikErektil disfonksiyon+3
Mehmet Yıldız
Dicle University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromiyalji hastalarında serum nöron spesifik enolaz düzeylerinin araştırılması

ÖZET Giriş: Fibromyalji sendromu (FMS), yaygın vücut ağrıları ve halsizlikle kendini gösteren kronik ağrı sendromudur ve santral sensitizasyon sendromları arasında yer almaktadır. Nöron spesifik enolaz(NSE) yapılan çalışmalarda nöron hasarıyla ilişkili olduğu tespit edilen bir biyomarkır olup, FMS'nin patofizyolojisindeki rölü çalışılmamıştır. Amaç: Bu çalışmada amacımız, FMS hastalarında serum NSE düzeylerinin etkilenip etkilenmediğini ve yaşam kalitesi, psikolojik durum ve kognitif fonksiyonlarla ilişkisi olup olmadığını değerlendirmekti. Gereç ve yöntem: Çalışmaya Amerikan Romatoloji Derneği (ACR)1990 FMS sınıflandırma kriterlerine göre fibromyalji tanısı konan 55 kadın hasta ve 40 sağlıklı gönüllü kadın alındı. Hasta ve kontrol grubunun demografik özellikleri, yaşam kalitesi ölçekleri( SF-36, fibromyalji etki anketi(FIQ)), psikolojik durum ( beck depresyon ölçeği, durumluluk ve sürekli kaygı ölçeği(STAİ-1, STAİ-2)) uyku kalitesi ölçeği(pitssburg uyku kalitesi anketi(PUKİ)), kognitif disfonksiyon (mini mental test, saat çizme testi ) ölçekleri çalışıldı. Serum NSE düzeyleri ECLİA yöntemi ile çalışıldı. Bulgular: Serum NSE düzeylerinde FMS hastalarında anlamlı farklılık bulunmadı. . FMS hastalarında yaşam kalitesi, uyku ve psikolojik durum skorları kontrol grubuna göre anlamlı olarak farklı bulunurken, kongnitif fonksiyonlarda anlamlı değişiklik bulunmadı. Serum NSE düzeyleri ile yaşam kalitesi, psikolojik durum ve kognitif fonksiyonlar arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Sonuç: Bu çalışmada FMS hastalarında NSE düzeylerinde bir değişiklik saptanmadı. Bunun yanında NSE düzeyleriyle klinik parametreler, yaşam kalitesi, psikolojik ve kognitif durum arasında da bir ilişki bulunmadı. Çalışmaya alınan FMS hastalarında kognitif disfonksiyonun olmamasının bu sonuca katkısı olabilir. Daha geniş katlımlı ve kognitif durumun etkilendiği hastaların dahil edildiği çalışmaların yapılması NSE ile FMS arasındaki ilişki konusuna açıklık getirecektir. , Anahtar kelimeler: Fibromiyalji sendromu, yaşam kalitesi, nöron spesifik enolaz, kognitif disfonksiyon, psikolojik durum, uyku kalitesi.

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+6
Sabahattin Verim
Dicle University
2014
00

Related subjects