Psychology

247 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Lisansüstü psikoloji programlarındaki öğrencilerin alan tercihlerinde kişilik, çocukluk çağı örselenme yaşantıları ve algılanan ebeveyn tutumlarının rolü

Bu çalışmanın amacı, lisansüstü psikoloji programlarını tercih eden öğrencilerin (klinik psikoloji programı /diğer psikoloji programları) alan tercihlerinde, çocukluk dönemi örselenme yaşantılarının, algılanan ebeveyn tutumlarının ve kişilik özelliklerinin rolünü incelemektir. Bunun yanında, alan tercihlerinde rol oynayan farklı değişkenlerin de ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Bu amaçlar doğrultusunda karma yöntemlerden eş zamanlı gömülü desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel kısmına, lisansüstü psikoloji programlarında eğitim gören 89 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılara sırasıyla Demografik Bilgi Formu, Beş Faktör Kişilik Ölçeği Kısa Formu, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği- Çocuk Formu (KAET-Ç) ve Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu (ÇÖYÖ-KF) verilmiştir. Nitel kısımda, lisansüstü psikoloji programlarında eğitim gören 79 öğrencinin açık uçlu bir soruya verdiği yanıtlar tematik analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Nicel araştırma bulguları, klinik dışı diğer psikoloji programlarında eğitim gören öğrencilerin annelerinin tutumunda yüksek düzeyde aşırı koruyuculuk ve reddedicilik, babalarının tutumlarında ise yüksek düzeyde reddedicilik algılama ihtimallerinin fazla olduğunu göstermektedir. Ek olarak bu grubun, kişiliğin duygusal dengesizlik boyutunda daha yüksek puanlar alma olasılığı daha yüksektir. Nitel araştırma bulguları da nicel bulguları desteklemektedir. Alan tercihlerinde etkili görülen faktörler klinik psikoloji programlarında sekiz, diğer psikoloji programlarında beş ana tema altında toplanmıştır. Sonuçlar alanyazın çerçevesinde tartışılmaktadır.

Alan tercihiAna-baba tutumuKişilik+5
Buket Karadaş
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Namık Kemal Üniversitesi öğrencilerinde serbest zaman motivasyonunun ve temel psikolojik ihtiyaçların çeşitli değişkenler açısından incelenmesi

Bu araştırma üniversite öğrencilerinin serbest zaman motivasyonları ve temel psikolojik ihtiyaçlarını cinsiyet ve serbest zaman türüne göre farklılığını belirleyip; temel psikolojik ihtiyaçların serbest zaman motivasyonunu ne düzeyde öngördüğünü ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, bu çalışmada Serbest Zaman Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği (SZTPİÖ)'nin geçerlik ve güvenirliği de test edilmiştir. Çalışmaya lisans düzeyinde eğitim gören 18-30 yaş aralığında 157 kadın (Xyaş=20.27±1,34 yıl), 180 erkek (Xyaş= 21.01±1.49 yıl) toplam 337 üniversite öğrencisi (Xyaş= 20.66±1.47 yıl) gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada katılımcılara "Serbest Zaman Motivasyon Ölçeği (SZMÖ)" ve "Serbest Zaman Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği (SZTPİÖ)" kişisel bilgi formu ile birlikte yüzyüze uygulanmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistik analizi (ortalama, standart sapma, frekans ve yüzde), açımlayıcı faktör analizi, güvenirlik analizi, çok yönlü varyans analizi (MANOVA) ve Standart Çoklu Regresyon Analizi istatistik analiz yöntemleri kullanılmıştır. Egzersizde Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği'nden serbest zamanlarda temel psikolojik ihtiyaçlar ölçeği olarak uyarlanan SZTPİÖ' nin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu tespit edilmiştir. Buna ek olarak, araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde katılımcıların serbest zaman motivasyonlarının dışsal düzenleme alt ölçeğinde cinsiyete göre farklılık bulunurken; katılımcıların serbest zaman temel psikolojik ihtiyaçlarının alt boyutları arasında cinsiyete göre fark bulunmamıştır. Serbest zaman türlerine göre katılımcıların serbest zaman motivasyonlarında farklılık bulunmazken; serbest zaman özerklik ve yeterlik ihtiyaçlarında serbest zaman türlerine göre anlamlı farklılık bulunmuştur. Ayrıca bulgular özerklik, yeterlik ve ilişkili olma temel psikolojik ihtiyaçlarının serbest zaman motivasyonunun alt boyutlarını anlamlı birer yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Bulgulardan elde edilen sonuçlara göre erkeklerin kadınlara nazaran serbest zaman etkinliklerine daha dışsal sebeplerle katıldığı; serbest zamanlarında kitap okuyanların, spor yapan ve müzik dinleyen öğrencilerden daha az özerklik ihtiyacını giderdiği; spor yapanların ise kitap okuyan öğrencilere göre bu etkinlikte daha fazla yeterlik ihtiyacını giderdiği bulunmuştur. Katılımcıların serbest zaman etkinliklerine bilmek, uyaranı hissetmek, özdeşim ve dışsal nedenlerle katıldıkları zaman özerklik ihtiyacının arttığı; motivasyonsuzluk yönünde bir katılım sergilediklerinde ise özerklik ihtiyacının azaldığı; bilmek ve başarmak gibi nedenlerle katıldıkları zaman yeterlik ihtiyacının arttığı; özdeşim, belirlemek ve dışsal nedenlerle katıldıkları zaman ilişkili olma ihtiyacı arttığı; motivasyonsuzluk yönünde bir katılım sergilediklerinde ise ilişkili olma ihtiyacının azaldığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Serbest zaman motivasyonu, özerklik, yeterlik, ilişkili olma, üniversite öğrencileri

MotivasyonPsikolojiPsikolojik ihtiyaçlar+6
Güvenç Güneş
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yargılama sürecindeki suça sürüklenen çocuklarda benlik saygısı, kaygı düzeyi, kadercilik eğilimi ve psikolojik dayanıklılık: Isparta ADM örneği

Bu araştırmanın amacı, yargılama sürecindeki suça sürüklenen çocukların benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıklarını incelemektir. Çocukların suça sürüklenmesi, toplumsal düzeni tehdit eden önemli bir sosyal problemdir. Çocukların suça sürüklenmesini ele alan çalışmaların sayısı günden güne artmaktadır. Ancak suça sürüklenen çocukların benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları hakkındaki çalışmaların sayısı azdır. Bu araştırma, suç isnadıyla haklarında yargılama süreci devam eden ve Isparta Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğünün Ceza Yargılaması Destek Bürosundan tedbir değerlendirmesi istenen 143 suça sürüklenen çocukla gerçekleştirilmiştir. Araştırma alan araştırması niteliğinde olup ilişkisel tarama modeline göre yürütülmüş betimsel bir çalışmadır. Verilerin toplanması araştırmacı tarafından takip etmiştir. Araştırmaya katılmayı kabul eden tüm katılımcıların açık onamları alınarak katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Benlik Saygısı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği, Kadercilik Eğilimi Ölçeği ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Veriler SPSS 29.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın temel hipotezi doğrultusunda yapılan istatistiksel analizler neticesinde, suça sürüklenen çocukların benlik saygılarıyla sürekli kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı; kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın alt hipotezleri doğrultusunda ise suça sürüklenen çocukların bazı demografik özellikleri ve yaşamsal deneyimleriyle benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları arasında farklılıklar analiz edilmiş; istatistiksel açıdan anlamlı olanlarla olmayanlar her bir değişken özelinde yorumlanmıştır. Sonuç olarak araştırmada, çocuk suça sürüklenmelerinde benlik saygısı, kaygı düzeyi, kadercilik eğilimi ve psikolojik dayanıklılık gibi bireysel ve duygusal/psikolojik faktörlerin önemi vurgulanmakta ve çocuk suçluluğuyla mücadelede öneriler sunulmaktadır.

Benlik saygısıDayanıklılıkKader+4
Esma Salim
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Eş şiddeti mağduru kadınlar için bir sosyal hizmet müdahalesi olarak bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim programı

Kadına yönelik şiddetin en yaygın türü olan eş şiddeti, çeşitli psikolojik sıkıntılara neden olarak kadınların yaşam kalitelerini ve işlevselliklerini ciddi derecede etkileyebilen önemli bir toplum sağlığı meselesidir. Şiddet mağduru kadınların psikolojik sağlıklarının korunması ve sürdürülmesi için çeşitli müdahalelerle psikososyal hizmet ve destek sağlanması gerekmektedir. Klinik sosyal hizmet uzmanları, diğer uygulamalara nispeten daha etkili ve aynı zamanda kısa süreli ve daha az maliyetli olan bilinçli farkındalık temelli uygulamaları kullanarak kadınların psikolojik sıkıntılarını hafifletebilir ve yaşam kalitelerinin iyileştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu bağlamda, araştırmanın amacı, eş şiddeti mağduru kadınlar için uyarlanmış bir bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim programı (BFTP) uygulamak, programın kadınların stres ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) düzeylerinde anlamlı bir değişiklik oluşturup oluşturmayacağını incelemek ve kadınların sunulan programla ilgili deneyimlerini keşfetmektir. Karma yaklaşımın benimsendiği bu çalışma, randomize ön test-son test kontrol gruplu bir araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Toplamda 31 kadından oluşan örneklem, rastgele seçilerek 16 kişilik müdahale ve 15 kişilik kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Müdahale grubu sekiz haftalık BFTP programına dâhil olurken kontrol grubunda yer almıştır. Araştırmanın nicel verileri için Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi (PCL-5) ölçme araçları, ön test-son test olarak kullanılmıştır; araştırmanın nitel verileri içinse müdahaleden sonra açık uçlu sorulardan oluşan Bireysel Görüşme Formu kullanılmıştır. Nicel verilerin analizi için bağımsız t-test ve ANCOVA testleri, SPSS programıyla yapılmıştır. Nitel verilerin analizi için MAXQDA programı kullanılmıştır. Uygulanan BFTP sonrası katılımcıların stres ve TSSB belirtilerinde istatistiksel olarak kayda değer azalmalar gözlemlenmekle birlikte nitel bulgular olarak kadınlarda dinginlik, farkına varma, iyilik hali, öz-şefkat ve etkili iletişim becerileri açısından olumlu gelişmeler gözlemlenmiştir. Diğer nitel bulgular ayrıca özetlenmiştir. Sonuç olarak, uygulanan BFTP programının şiddet mağduru kadınlarda olumlu etkiler yarattığı belirlenmiştir. Bu alanda BFTP uygulamalarını kapsayan araştırmaların çoğalmasının, klinik sosyal hizmet çalışmalarına önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.

PsikolojiSosyal hizmetler
Kübra Dölek
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İnfertiliteye bağlı stresin evlilik doyumu ve iyi oluş üzerindeki etkisinin aktör partner modeli çerçevesinde incelenmesi: Kişilerarası duygu düzenleme ve çift olarak baş etmenin rolü

Bu doktora tezinin temel amacı, infertilite nedeniyle yaşanan stresin evlilik doyumu ve psikolojik iyi oluş üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırma, kişilerarası duygu düzenlemenin ve çift olarak baş etme süreçlerinin bu etkileşimdeki aracı rollerini ele almayı amaçlamaktadır. Çalışma, ölçek uyarlama, nicel ve nitel olmak üzere üç aşamalı bir metodolojiyi takip etmektedir. Ölçek uyarlama aşamasında, Kişilerarası Duygu Düzenleme Etkileşim Ölçeği Türkçeye uyarlanmış ve psikometrik özellikleri değerlendirilmiştir. Nicel aşama, Aktör-Partner Karşılıklı Etki Modeli kullanılarak çiftler üzerinde uygulanmış ve infertilite stresinin evlilik doyumu ve psikolojik iyi oluş üzerinde kişilerarası duygu düzenleme ve çift olarak baş etmenin aracı etkileri analiz edilmiştir. Nitel aşama ise infertilite tedavisi gören çiftlerle derinlemesine görüşmeler içermekte ve bu deneyimlerin anlamlandırılmasına odaklanmaktadır. Araştırmanın bulguları, infertilite stresinin evlilik doyumu ve psikolojik iyi oluş üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermiştir. Kişilerarası duygu düzenleme ve çift olarak baş etme süreçleri, bu stresin evlilik ve iyi oluş üzerindeki etkilerinde önemli aracı roller oynamaktadır. Nitel bulgular, çiftlerin infertiliteyle baş etme süreçlerinde karşılaştıkları zorlukları ve bu süreçteki duygusal dinamikleri detaylı bir şekilde ortaya koymuştur. Çalışma, infertilite stresinin çiftlerin evlilik doyumu ve psikolojik iyi oluş üzerindeki etkilerini belirginleştirmiş ve bu süreçte kişilerarası duygu düzenlemenin ve çift olarak baş etmenin kritik önemini vurgulamıştır.

Psikoloji
Özge Nur Muslu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Psikopatolojinin tespitinde yeni bir yaklaşım: Makine öğrenmesiyle ve derin öğrenmeyle dilin analizine dayalı psikopatolojinin tespiti

Arka plan: Psikolojide yakın zamanda başlayan metodolojik dönüşüm, psikopatolojilerin kendine özgü dillerinin olduğunu göstermektedir. Amaç: Bu çalışma, dilsel belirteçler temelinde doğal dil işleme (DDİ) ve makine öğrenimi (MÖ) yöntemiyle genel psikopatolojileri tespit etmeyi ve depresyon, anksiyete ve depresif-anksiyete grupları arasında ayrım yapmayı hedeflemektedir. Yöntem: Toplam 2551 katılımcıya ulaşılmış ve içleme kriterleri sonrasında 18-43 yaş aralığında 1901 kişi kalmıştır. Kısa Semptom Envanteri kullanılarak genel psikopatoloji grupları; Depresyon, Kaygı ve Stres Ölçeği kullanılarak depresyon, anksiyete ve depresif- anksiyete spesifik grupları oluşturulmuştur. Çalışmada Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği ile olumsuz duygu durumu da değerlendirilmiştir. Genel psikopatoloji tespitindeki modeller, öz beyana dayalı (Demografik Bilgi Formu ile) tanı grupları ile harici doğrulamaya tabi tutulmuştur. Model açıklamaları için SHAP kütüphanesi kullanılmıştır. Beier Cümle Tamamlama Testiyle (BCTT) toplanan, yaşamın 13 alt alanına ilişkin tutumlar iki yolla analiz edilmiştir: (1) Yazılı içeriğin analizinde doğrudan DDİ (BERT Modeli), (2) BCTT alt boyut puanları temelindeki analizde klasik MÖ (Destek Vektör Makinesi) kullanılmıştır. Bulgular ve Tartışma: Patoloji tanı grubu, subklinik örneklemden oluşturulan test setlerinden daha iyi performans gösterirken geçmiş tanı grubu kontrol grubundan ayırt edilememiştir: Psikopatolojinin gelişimindeki ve tedavi sürecindeki bilişsel değişiklikler, ortak ve tutarlı bir yapı aracılığıyla geçekleşiyor olabilir. Depresyondaki umutsuzluğun aksine anksiyetede bilişsel içerik nispeten olumlu kalmıştır: Umut, anksiyeteden depresif anksiyeteye geçişte önemli bir etken olabilir. 'Ben konuşması'(I-talk) genel psikopatolojinin önemli; anksiyetenin ise özgün belirtecidir. Bilişsel içerik-özgüllük hipotezleriyle tutarlı olarak, depresyon ve anksiyete kelime sayısı, depresyon ve anksiyete gruplarının önemli ayırt edicisidir. Sonuç: Yazarın bildiği kadarıyla bu çalışma Türk psikoloji literatüründe yapay zeka ile anksiyete, depresyon ve depresif-anksiyete arasındaki ayrımın araştırıldığı ve özgün metodolojisiyle genel psikopatolojilerin tespitine yönelik ilk kapsamlı çalışmadır. Bulgular, yapay zekanın psikopatoloji tespitindeki potansiyelini ve daha fazla araştırmaya duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.

Derin öğrenmeKlinik psikolojiMakine öğrenmesi+1
Erkan Eyrikaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Problemli dijital oyun oynama davranışı olan ve olmayan genç yetişkin erkek gruplarının temel duygusal yüz ifadesi tanıma ve duygusal çalışma belleği performansları açısından karşılaştırılması

Bu tez çalışmanın temel amacı, problemli dijital oyun oynama davranışı olan ve olmayan genç yetişkin erkek bireylerin 6 temel duygusal (mutluluk, üzüntü, korku, kızgınlık, tiksinme ve şaşkınlık) ve 1 nötr yüz ifadesini tanıma performansları açısından karşılaştırmak ve bu temel duygu ifadeleri ile çalışma belleği performansı üzerindeki etkisini incelemektir.Çalışmada kartopu örnekleme yöntemiyle toplamda 63 kişiye ulaşılmış; fakat dışlama kriterleri ve uç değer analizleri sonrasında, analizler problemli dijital oyun oynama davranışı olan (PDOOD+, N=24, 𝑋𝑦𝑎ş=20.88, SS=3.27) ve olmayan (PDOOD-, N=24, 𝑋𝑦𝑎ş=23.04, SS=4.74) 48 kişi üzerinden yürütülmüştür. Tüm katılımcılara Beck Depresyon Envanteri, Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği, Yetişkin Oyun Bağımlılığı Ölçeği (YOBÖ) ve Toronto Aleksitimi Ölçeği uygulanmıştır. Kodlama (4 kadın, 4 Erkek) ve tanıma görevlerindeki (8 Kadın, 8 Erkek) duygusal yüz ifadeleri Karolinska Yönlendirilmiş Duygusal Yüz Fotoğrafları Bataryası'ndan seçilmiştir. Duygusal yüz ifadeleri 6 temel duygu ve bir nötr yüz ifadesi kategorisinden oluşmaktadır. İki-Geri çalışma belleği görevlerinde ise harfler (2-Geri Harf: 2-Geri-H) ve ortalama duygusal yüz ifadeleri (2-Geri Duygu: 2-Geri D) kullanılmıştır. Çalışma belleği görevlerinin verilişi her katılımcıda dengelenmiştir.Çalışmada bağımsız değişken düzeylerinde elde edilen doğru tepki, doğru tepki süresi, isabet oranı veya d' puanları 2(Grup: PDOOD- ve PDOOD+) x 2(Resmin Cinsiyeti: Kadın ve Erkek) x 7(Duygusal Yüz İfadesi: Üzüntü, Korku, Şaşırma, Öfke, Tiksinme, Mutlu ve Nötr) son iki faktörde tekrar ölçümlü karma ANOVA ile analiz edilmiştir. Bu analiz sonuçlarına göre; katılımcılar Erkek duygusal yüz ifadelerini, Kadın duygusal yüz ifadelerine göre anlamlı bir şekilde daha doğru kodlamıştır. Ayrıca her iki gruptaki (PDOOD- ve PDOOD+) katılımcılar hem doğru tepki sayısı hem de tepki sürelerine göre; en düşük sayıda ve en yavaş kodlama tepkisini Korku ifadesine verirken, en yüksek doğru sayıda ve en hızlı tepki süresini kodlama görevinde Mutluluk duygusal yüz ifadesine vermiştir. Çalışmanın tanıma görevinde; en yüksek d' puanı Tiksinti yüz ifadesi için, en düşük d' puanı ise Üzüntü yüz ifadesi için elde edilmiştir. Yine Tanıma görevinde; Korku ve Üzüntüde PDOOD- grubun tanıma performansı PDOOD+ grubuna göre daha iyiyken; Şaşırma ve Nötrde PDOOD+ grubunun tanıma performansı PDOOD- grubuna göre daha iyidir. Katılımcıların çalışma belleği görevlerinden 2-Geri Harf görevini 2-Geri Duygu görevlerine göre daha kolay yaptıkları görülmüştür. 2-Geri Duygu görevinde d' ortalamaları incelendiğinde, Mutluluk ve Nötr yüz ifadeleri dışında, hedef uyarıcı olumsuz olduğunda çalışma belleği performansı kötüleşmektedir. Ek olarak, hedef uyarıcı Kadın Üzgün duygusal yüz ifadesi olduğunda PDOOD+ grubu en düşük çalışma belleği performansını göstermiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada her iki grup arasındaki kodlama, tanıma ve çalışma belleği performansları açısından farklılıklar ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Psikoloji
Seylan İmre
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sporda dönüşümcü liderlik ve performans: Bir model denemesi

Araştırmanın amacı, antrenörün dönüşümcü lider davranışlarını sporcunun algılamasının, sporcunun temel psikolojik gereksinimi, tükenmişliği, yarışma kaygısı, yaşam doyumu, pozitif-negatif duyguları aracılığında sporcunun performansına etkisini bir model kapsamında incelemektir. Araştırma grubu 16–20 yaş aralığında 391 erkek futbolcudan (ort.yaş=17.30±1.12yıl) oluşmaktadır. Veri toplama araçları Çok Faktörlü Liderlik Ölçeği, İhtiyaç Doyumu Ölçeği, Sporda Yarışma Kaygı Testi, Sporcu Tükenmişlik Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeğidir. Performans ölçümleri için Vallerand ve arkadaşlarının (1) ölçüm yöntemi tercih edilmiştir. Verilerin analizinde doğrulayıcı faktör analizi ve yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Dönüşümcü liderliğin temel psikolojik gereksinimleri (r=0.46;t=7.73); temel psikolojik gereksinimlerin yaşam doyumunu (r=0.53;t=7.51) ve pozitif duygular (r=0.57;t=7.43) üzerinde pozitif yönde etkisinin olduğu; temel psikolojik gereksinimlerin kaygı (r=-0.70;t=-7.89) ve tükenmişlik (r=-0.77;t=-9.65) üzerinde negatif yönde etkisinin olduğu bulunmuştur. Performansla olan ilişkilerde dönüşümcü liderin (r=0.25;t=3.06) ve yaşam doyumunun (r= 0.24;t= 2.77), pozitif duyguların (r=0.23;t=2.66) performansı anlamlı pozitif yönde etkilediği; tükenmişliğin (r=-0.35;t=-3.21) ise performansı negatif etkilediği bulunmuştur. Temel psikolojik gereksinimler (r=-0.20;t=-0.75), kaygı (r=-0.08;t=-0.78) ve negatif duyguların (r=-0.09;t=-0.95) performansa etkilerinin anlamlı olmadığı bulunmuştur. Sonuç olarak, modelin yeterli veri uyumunu gösterdiği ve anlamlı bir modelin oluştuğu saptanmıştır. Antrenör dönüşümcü liderlik davranışı gösterdiğinde sporcunun temel psikolojik gereksinimleri etkilenmekte bu da sporcunun yaşam doyumu ve pozitif duyguları gibi olumlu değişkenlerin etkisini arttırırken; sporda yarışma kaygısı, tükenmişlik ve negatif duygular gibi olumsuz değişkenlerin etkisini azaltmaktadır. Olumlu değişkenlerin etkisinin artışı ve olumsuz değişkenlerin etkisinin azalışı da sporcunun performansında olumlu yönde anlamlı bir değişim yaratmaktadır.

AnksiyeteDönüşümcü liderlikLiderlik+6
Sinan Yıldırım
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sanatçı psikolojisinin ve karakter özelliklerinin grafik tasarım genelinde resim ve illüstrasyonlara yansıması

Sanat, kişinin kendi içindeki aynasını dışa yansıtmasıdır. Sanatçılar ürettikleri eserlerle sadece kendi psikolojilerini değil, aynı zamanda yaşadıkları toplumun psikolojisini, değer yargılarını, bastırılmış duygularını, konuşamadıklarını yansıtmışlardır. Sanat eserlerinin; konusunu, oluşumunu yönlendiren, sanatçının bile görmediği, anlamlandıramadığı psikolojisidir. Psikolojik rahatsızlıklardan yola çıkarak keşfettiğim sanatçıların eserlerinde yaptığım yolculuk, onların olduğu kadar yaşadıkları dönemin psikolojisini, sanatçının çocukluk dönemini ve bastırılmış bilinçaltını daha iyi görmemi sağlamıştır. Günümüzde bizi çok etkileyen bir resme baktığımızda, sadece bakmışızdır. Ama daha derine baktığımızda; neden etkilendiğimiz ve sanatçısı, sanatçının resmi yaparken yaşadığı dönem, yaşadıkları, çocukluğu ve resme yansıyan psikolojisi bizimle iletişime geçer. Zihinsel süreci neyi neden yaptığımızı anlamak esrarengiz ve sürükleyici bir macera gibidir. Bu süreçte sanatçıyı anlamamızı sağlayan günümüze kalan resimleri, çizimleri, kısacası ürettikleri eserler ve yaşamları olmuştur.

Grafik tasarımıGrafik tasarımı eğitimiKarakteristik özellikler+4
Şeyda Özdeğer
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Psikolojik doğum sırasının bireyci – toplulukçu - ilişkisel benlik tipi üzerine etkisi

Bu araştırmada psikolojik doğum sırasının (büyük çocuk, ortanca çocuk, küçük çocuk, tek çocuk) bireyci – toplulukçu - ilişkisel benlik tipi üzerine etkisi incelenmek istenmiştir. Araştırma 2014 - 2015 yılında İstanbul' da çalışmakta olan 200 birey ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin psikolojik doğum sıralarını belirlemek amacıyla uyarlaması Kalkan (2005: 170) tarafından yapılan "White - Campbell Psikolojik Doğum Sırası Envanteri", ağırlıklı olarak hangi benlik yapısına ait olduklarını belirlemek amacıyla "Toplulukçu - İlişkisel - Bireyci Benlik Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde "Korelasyon, Mann Whitney U,Kruskall Wallis H, Kolmogorov Smirnov ve Anova" testlerinden yararlanılmıştır. Psikolojik doğum sırasına göre benlik ölçeği düzeyleri incelendiğinde; bireycilik benlik ölçeği düzeyinde en büyük yüzde 39.60 ile dikkatle bakılan/üzerine titrenilen (tek çocuk), ilişkisellik benlik ölçeği düzeyinde en büyük yüzde 37.21 ile dikkatle bakılan/üzerine titrenilen (tek çocuk), toplulukçuluk benlik ölçeği düzeyinde en büyük yüzde 40.95 ile sevimli/ikna edici(küçük çocuk) olarak bulunmuştur. Erkeklerde psikolojik doğum sırasına göre benlik ölçeği düzeyleri incelendiğinde; ilişkisellik benlik tipi ile memnun edici/düzenleyici (büyük çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde, toplulukçuluk benlik tipi ile sevimli/ikna edici (küçük çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde, toplulukçuluk benlik tipi ile dikkatle bakılan/üzerine titrenilen (tek çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Kadınlarda psikolojik doğum sırasına göre benlik ölçeği düzeyleri incelendiğinde; bireycilik benlik tipi ile memnun edici/düzenleyici (büyük çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İlişkisellik benlik tipi ile dışlanmış/ihmal edilmiş (ortanca çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İlişkisellik benlik tipi ile dikkatle bakılan/üzerine titrenilen (tek çocuk) doğum sırası arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Toplulukçuluk benlik tipi ile dışlanmış/ihmal edilmiş (ortanca çocuk) ve sevimli/ikna edici (küçük çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Erkeklerde yaşadıkları aile tipine göre psikolojik doğum sırası incelendiğinde; anlamlı bir sonuca ulaşılamamıştır. Kadınlar yaşadıkları aile tipine göre psikolojik doğum sırası incelemesine alınamamıştır. Bunun nedeni kadın örneklemin hepsinin çekirdek aile içinde yaşamış/yaşıyor olmasıdır. Geniş aile içinde yaşayan kadın örneklem sayısı yoktur. Psikolojik ve gerçek doğum sıralarına göre benlik ölçeği düzeyleri incelendiğinde; büyük çocuk - ortanca çocuk – küçük çocuk - tek çocuk ile bireycilik – ilişkisellik - toplulukçuluk benlik ölçeği düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Doğum Sırası, Gerçek Doğum Sırası, Benlik, Toplulukçu Benlik, İlişkisel Benlik, Bireyci Benlik.

Benlik gelişimiBenlik kavramıBenlik tipleri+7
Ezgi Dede
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri teşhisi almış kadınların ruhsal işleyişlerinin projektif testlerle değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı meme kanseri tanısı almış kadın hastaların zihinsel süreci hakkında bilgi edinmek ve ruhsal işleyiş biçimlerinin dürtüsel ve duygulanımsal boyutuyla projektif testlerle ortaya koymaktır. Çalışmanın kuramsal çerçeve ve yöntemini psikanalitik yaklaşım oluşturmaktadır. Araştırma sırasında yarı-yapılandırılmış klinik görüşme, Rorschach Testi ve Tematik Algı Testi (TAT) kullanılmıştır. Test protokolleri Fransız Okulu'na özgü içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bu araştırmada, Paris Psikosomatik Okulu'nun önerdiği psikosomatik kuram ışığında, meme kanseri olgularında bedensel süreçlere etki ettiği düşünülen zihinselleştirme ile ilgili zorluklar, travma ve erken dönem anne-çocuk ilişkisinin etkilerinin incelenmesi planlanmaktadır. Araştırma meme kanseri tanısı almış olan 6 olgu üzerinden yürütülmüştür. Bu kadınlar ile 3 görüşme yapılmıştır. Demografik bilgiler ve yaşam öyküsünün alınmış ve Rorschach Testi ve Tematik Algı Testi (TAT) uygulaması yapılmıştır. Araştırma yaşları 31 ile 48 arasında değişen meme kanseri tanısı almış olan 6 olgu üzerinden yürütülmüştür. Bu kadınlar ile 3 görüşme yapılmıştır. Demografik bilgiler ve yaşam öyküsünün alınmış ve Rorschach Testi ve Tematik Algı Testi (TAT) uygulaması yapılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre meme kanseri tanısı almış kadın hastalarının dürtü ve duygulanımlarını işlemekte zorlandıkları görülmüştür. Farklı savunma mekanizmaları kullanılsa da afektif olarak depresif oldukları ve yaşam öykülerinde travmatik olayların varlığı bulgulanmıştır.

HastalarKadınlarMeme neoplazmları+4
Seda Kantarcı
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Galenos, Ebu bekir er-Razi ve Farabi'de psikoloji-ahlak ilişkisi

Galenos, Ebu Bekir er-Razi ve Farabi düşüncesinde ahlak, insan fizyolojisi ve psikolojisi ile yakından irtibatlıdır. Ahlakı irtibatlı olduğu alanlardan bağımsız incelemek metodolojik bir hataya neden olmaktadır. Fizik-psikoloji-ahlak bağıntısı tarih boyunca çeşitli aşamalardan geçmiş ve bugün bir çözülmeyle yüz yüze kalmıştır. Psikoloji ve nörobilim alanında yapılan bazı çalışmalar bu bağıntıyı tekrar kurmaya odaklansa dahi sadece bir yönüyle konuyu ele almaları açısından bu çalışmalardan yeterince tatmin edici sonuçlar alınamamıştır. Söz konusu tez bu bağıntının kurulabilmesi için gerekli olan tarihsel süreç ve süreklilikleri bu alanda önemli olan Galenos, Ebu Bekir er-Razi ve Farabi üzerinden incelenmektedir. Tarihsel süreçte bu bağıntının geçirdiği önemli evreleri incelemek bu bağıntının yeniden düşünebilmesine imkan sağlamaktadır. Tez boyunca ele alınan üç isim de bu bağıntı için kilit isimlerdir. Galenos bu bağıntıyı sistematik olarak ele alarak, Razi iradeye de yer vererek, Farabi ise bu bağıntıda nübüvvetin yerini belirleyip toplumsal bir boyut kazandırarak bu bağıntının işlerliğini kazandırmışlardır. Her bir düşünürün tevarüs ettiği geleneği nasıl derinleştirerek dönüştürdüğünün incelenmesi bugün bu bağıntının yeniden nasıl ele alınacağına dair ip uçları barındırmaktadır.

AhlakEbu Bekir RaziFarabi+3
Refika Angkasa
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet yurtlarında kalan üniversite öğrencilerinde maneviyat ile kaygı ve yalnızlık duygusu arasındaki ilişkinin incelenmesi: İstanbul ili örneği

Bu araştırmanın amacı İstanbul'daki devlet yurtlarında kalan öğrencilerde maneviyat ile yalnızlık ve kaygı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın yöntemi nicel araştırma yöntemlerinden korelasyonel araştırma modelidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul'daki devlet yurtlarında kalan 464 (373 kadın- 91 erkek) üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak, Kişisel Bilgi Formu, Üç Faktörlü Spiritüel İyi Oluş Ölçeği, Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, gruplar arası farkların belirlenmesi için bağımsız gruplar t testi ve ANOVA ile analiz edilmiştir. Değişkenler arası ilişki için Pearson Korelasyon Katsayısı ve aracılık analizinde değişkenlerin doğrudan ve dolaylı rollerini analizi için regresyon temelli aracılık makrosu (Process Model 4) uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre üniversite öğrencilerinin manevi iyi oluş, kaygı ve yalnızlık puanları cinsiyetlerine ve sınıf düzeylerine göre anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Korelasyon analizi sonuçlarına göre manevi iyi oluş ile, kaygı ve yalnızlık arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Kaygı ile yalnızlık puanı arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Aracılık analizi sonucuna göre yurtta kalan üniversite öğrencilerinin manevi iyi oluş düzeylerinin kaygı düzeyleri üzerindeki anlamlı derecede dolaylı etkisini ortaya koymuştur. Manevi iyi oluşun aracı değişken olan yalnızlığın varlığında kaygı üzerindeki doğrudan anlamlı etkisinin olduğu görülmüştür. Yalnızlık, manevi iyi oluş ile kaygı arasındaki ilişkiye kısmen aracılık etmiştir. Araştırmanın sonuçları ilgili literatür çerçevesinde yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, yalnızlık, kaygı, maneviyat, manevi iyi oluş

KaygıManeviyatPsikoloji+1
Yasemin Ekici
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Exploring the contributions of islamic thought to psychotherapy: A thematic analysis of Islamically integrated psychotherapy practitioners

The religion of Islam has never been seen as only a set of certain practices and beliefs in any period of time since its beginning. On the contrary, Islam has built a civilization that encompasses all of life and draws perspectives on human belief in every aspect. While this civilization built an ontological basis on human existence, it also focuses on the processes of obtaining information epistemologically. The relationship between religion and life has been severed in the modern period and this rift has expanded in every field of the social sciences. Psychology, which is one of these fields, is on the verge of abandoning religion or spirituality. Although the foundations of this break are deeper and more philosophical, it is a much more practical way to start from its reflections. Islamic thought, which can make a significant contribution especially in terms of psychotherapy, is currently ignored and not given enough attention. In this study, thematic analysis of interviews with 8 therapists who incorporate Islamic principles into their psychotherapy was conducted. A total of 22 themes were found in 5 categories. These five categories (integration of specific methods of Islamic thought into psychotherapy, integration of specific methods of other therapy methods with the Islamic psychology approach, difficulties in transferring Islamic thought to therapy, the importance of applying Islamic thought to the therapy setting and the contributions of transferring Islamic thought to the therapy environment in clinical psychology) are analyzed and discussed within this dissertation. Finally, the contributions of these themes to the current situation and future were discussed.

Religious psychologyPsychologyPsychotherapy+2
Muhammed Furkan Cinisli
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tiyatroda "Katharsis" kavramına farklı yaklaşımlar: Olumlama / olumsuzlama

İlk kez Aristoteles'in tanımını yaptığı katarsis kavramı pek çok alanda değinilen bir kavram olmuştur. Bu çalışmada katarsis kavramının tiyatro alanında ele alınışı ve alanda nasıl bir değişim, gelişim gösterdiği incelenmiştir. Bunun için ilk kısımda katarsisin etimolojik ve tıbbi tanımı yapılarak, felsefe ve psikoloji alanındaki karşılıkları üzerinde durulmuştur. Daha sonra felsefe alanından başlayarak kavrama olumlu ve olumsuz bakan yaklaşımlar incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde psikolojide karşıladığı anlamıyla katarsisi psikodrama ve Spontanite Tiyatrosu aracılığıyla taşıyan Jacob Levy Moreno'nun görüşlerine değinilmiştir. Son bölümde ise özellikle katarsis üzerinde durmuş olan dört tiyatro kuramcısının (Aristoteles, Antonin Artaud, Bertolt Brecht ve Augusto Boal) tiyatroları katarsisi olumlama ve olumsuzlama başlıkları altında karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tiyatro, Psikoloji, Katarsis, Seyirci

FelsefeKatarsisOlumlama+6
Gülfem Aksoy
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Ecological nostalgia in the collection of poems of indian American poet Joy Harjo

In this study, the nostalgic content of naturalism makes it clear to become more familiar with the characters and the inner state of the sympathetic mind. It requires a more precise examination of the language used by the poet and the psychology in conjunction with literature. The internal and unconscious mind of Harjo examines the extent and frequency of inevitable effects usually used in the form of a symbol in her poems. The metaphor in her poems serves the word, theme, meaning, and community. Her symbols support national-patriotic, organic origins, and the most outstanding of typical elements. She does not merely describe but blends the description of nature with human states and thoughts, and then reveals itself in symbolic indications. Harjo, with descriptive and interpretive nature, experiences the shade reporting of her observation. In addition to describing the components of the environment around her, she explains the identified equality between the creatures. It is nature-oriented that Harjo considers herself to be part of it, in an informative way with her personified verses. Therefore, this study criticizes three collections of her poems: She Had Some Horses, Conflict Resolution for Holy Beings, and A Map to the Next World. Keywords: Psychology, symbolist, metaphor, nature, Harjo, descriptive

American literatureAmerican poetryNature+6
Zahra Abdulrahman Karam
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Okulların sosyal sermaye düzeyleri ile öğretmenlerin psikolojik sözleşmeleri arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı, okulların sosyal sermaye düzeyleri ile öğretmenlerin psikolojik sözleşmeleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir Araştırma altı bölümden oluşmaktadır. İlişkisel tarama modelindeki araştırmanın evrenini 2015 – 2016 öğretim yılında Uşak il merkezi ve ilçelerinde çalışan 3986 öğretmen, araştırmanın örneklemini ise 518 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada basit tesadüfi örnekleme yoluna gidilmiştir. Araştırmada veriler "Sosyal sermaye ölçeği" ve "Psikolojik sözleşme ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde aritmetik ortalama, tek yönlü varyans analizi ve Pearson Momentler Çarpımı Katsayısı kullanılmıştır Araştırma sonuçlarına göre; öğretmenler okulların sosyal sermaye düzeylerini yüksek olarak algılamaktadırlar. Öğretmenlerin okulların sosyal sermaye düzeylerine ilişkin görüşleri okullarındaki görev yapan öğretmen sayısına, öğretmenlerin okullarındaki çalışma sürelerine ve öğretmenlerin görev yaptıkları okul türüne göre bazı boyutlarda farklılık göstermektedir. Öğretmen sayısının az olduğu okullar, diğer okullara göre, ilkokul ve ortaokullar liselere göre daha yüksek düzeyde sosyal sermayeye sahiptirler. Aynı okulda kısa süre görev yapan öğretmenlerin daha uzun süre görev yapan öğretmenlere göre okulların sosyal sermaye düzeyine yönelik algıları daha yüksektir. Bununla birlikte okulların sosyal sermaye düzeyleri öğretmenlerin cinsiyetlerine ve kıdemlerine göre farklılaşmamaktadır. Öğretmenlerin psikolojik sözleşmeleri orta düzeydedir. Yine öğretmenlerin psikolojik sözleşmeleri kıdemlerine ve okul türlerine göre farklılaşmaktadır. Aynı okulda çalışma sürelerine göre öğretmen görüşleri psikolojik sözleşmenin alt boyutlarından ilişkisel sözleşmede farklılaşmaktadır. 21 yıl üzerinde kıdeme sahip öğretmenlerin, 11-20 yıllık kıdeme sahip öğretmenlere göre ve ilkokullarda görev yapan öğretmenlerin liselerde görev yapan meslektaşlarına göre psikolojik sözleşmelerinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Psikolojik sözleşmenin ilişkisel alt boyutuna göre de aynı okulda daha az süre görev yapan öğretmenlerin psikolojik sözleşmeleri daha yüksektir. Öğretmenlerin cinsiyetlerine, okullarındaki öğretmen sayısına ve psikolojik sözleşme ve işlemsel alt boyutu için aynı okulda çalışma süresine göre psikolojik sözleşmelerinde ise farklılık göstermemektedir. Tüm bunların yanında araştırma sonucuna göre okulların sosyal sermaye düzeyleri ile öğretmenlerin psikolojik sözleşmeleri arasında pozitif yönlü orta dereceli bir ilişki olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Sermaye, Psikolojik Sözleşme, Okulun Sosyal Sermayesi, Öğretmenin Psikolojik Sözleşmesi

Eğitim yönetimiOkullarPsikoloji+3
Ömer Doğan
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Aşırı tepki hipotezinin farklı süreler açısından BIST'te test edilmesi

Davranışsal finans, insanın her zaman rasyonel olmadığını bunun sonucunda da aldığı kararların her zaman en doğru kararlar olmadığını varsayarak insanların ekonomik ve finansal kararlarını incelemektedir. Davranışsal finans disiplini altında incelenen aşırı tepki hipotezine göre bir dönem düşük getiri sağlayan hisse senetleri takip eden dönemde normalin üzerinde getiri sağlarken, bir dönem yüksek getiri sağlayan hisse senedi takip eden dönemde düşük getiri sağlamaktadır. Aşırı tepki hipotezine göre piyasalar zayıf formda etkin değildir. Bu çalışmanın amacı, davranışsal finansın önemli bir yaklaşımı olan aşırı tepki hipotezinin incelenmesi ve BİST'te var olup olmadığını tespit etmektir. BİST'te Ocak 2002 ve Aralık 2019 dönemi arası sürekli işlem gören hisse senetlerinin verileri incelenerek gerçekleştirilen çalışmada beş, üç, iki, bir yıl ve altı aylık dönemler için kazandıran ve kaybettiren portföyler oluşturularak getiri performansları incelenmiştir. Portföy oluşturma ve test dönemleri incelendikten sonra elde edilen sonuçlar aşırı tepki hipotezini destekler niteliktedir. BİST'te kazanan portföyü satıp, kaybeden portföyü alma stratejisi uygulanarak (zıtlık stratejisi) normalin üstünde getiri sağlamak mümkün görünmektedir.

Aşırı tepki verme hipoteziBorsa İstanbulDavranışsal finans+2
Hakan Karahan
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Psikoloji ve din açısından takıntı -vesvese

Psikoloji ve din, insanın ilgi alanlarının başında gelir. Psikoloji insanı tanımak için gerekli bir bilim dalı, din ise insanın inanma ihtiyacını karşılama ve manevi dünyasını tatmin etme amacını güden bir inançlar ve değerler sistemidir. Bu sebeple bilimsel çalışmalarla onun her yönüyle incelenmesi, problemlerine çözüm yolları aranması da bir ihtiyaçtır. Vesvese, hem dini, hem de psikolojik bir problemdir. Ancak psikoloji ve din alanlarının vesvese problemine yaklaşımlarında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Psikoloji, vesvese problemini bir obsesyon olarak ele alırken din ise vesveseyi metafizik sebeplerini de göz önünde bulundurarak bu problemin üstesinden gelinebilecek önerilerde bulunmaktadır. Bu çalışma çerçevesinde, psikoloji ve din alanlarının vesvese problemini nasıl temellendirdikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Psikoloji alanındaki obsesyon ve kompülsiyon problemi ile vesvese problemi arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konarak obsesyon ve vesvese arasındaki ilişkilendirmelere değinilmiştir. Obsesyon, vesvese probleminin psikoloji alanındaki adıymış gibi bir yanılgı da bulunmaktadır. Obsesyon ve vesvese problemi insanı olumsuz etkilemesi, fısıltılar, iç sesler şeklinde olması ve insanı davranışta bulunma konusunda çaresiz bırakması gibi durumlarla benzerlik göstermektedir. Vesvese hastalığının metafizik varlıklar olan şeytan ve cinlerden kaynaklanabileceği noktası ise obsesyon ve vesvese problemini birbirinden ayıran keskin teolojik ve metafizik farklılıklar olmaktadır. Psikoloji, metafizik süreçlerin deney ve gözlemden uzaklığını öne sürerek obsesyon probleminin; insanın fizyolojik, biyolojik ve nörolojik süreçleri ile geçmiş yaşantılarından kaynaklanabileceği üzerinde durmaktadır. Daha önceden obsesyon ve kompülsiyon problemlerinin şeytan, cin ve cadı gibi metafizik sebeplere bağlanması psikoloji açısından bilimsel olmayan açıklamalar olarak görülmektedir. Kompülsiyon kavramı ise psikolojide insanı rahatsız eden düşünce ve kaygıdan uzaklaşmak için ortaya konan, tekrar eden davranışlar olarak açıklanmaktadır. Sonuç olarak obsesyon ve vesvese problemi birbirinden farklı iki alanın ortak problemleri olarak değerlendirilmiştir. Bu arada dini yaşantısını ön planda tutan psikologların, obsesyon ve vesvese kavramlarını, anlam bakımından birbirine benzer veya yakın olarak kullandığı görülmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde problem durumunun anlaşılmasına yardımcı olacak kavramlar açıklanmıştır. İkinci bölümde "Psikoloji açısından obsesif ve kompülsif kişilik bozuklukları" konusu, kavramsal ayrıştırmalar yapılarak incelenmiş, psikoloji tarafından uygulanan tedavi ve korunma yolları belirtilmiştir. Ayrıca yer yer dini verilerden de faydalanılarak merak ve sorgulamalarla bu bölüm daha anlaşılır kılınmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde İslam, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Hinduizm dinlerinde yer alan kötülük kavramı ve kötülüğü temsil eden varlıklar ile vesvese kavramı arasındaki ilişkilere değinilmiştir. Dinlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisini göz önünde bulundurarak vesvese ve benzeri problemlerden korunma ve tedavi yöntemleri araştırarak anlaşılır bir dille ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç ve öneriler kısmında ise dini kaynaklardan ve psikolojik verilerden faydalanarak vesvese, takıntı, obsesyon kavramlarının somut ve metafizik yönleriyle ilgili belli çıkarımlarda bulunmaya çalışılmıştır.

DinDin psikolojisiObsessif davranış+3
Ali Kerdiğe
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Akran ve antrenörlerin motivasyonel iklime olan etkisi ve motivasyonel iklimle ilişkili psikolojik değişkenler

Bu çalışmanın amacı, 14-16 yaş aralığındaki genç futbolcuların başarı algısı, psikolojik gereksinimlerin doyurulması, öznel iyilik hali ve içsel motivasyon düzeyleri üzerinde akran ve antrenörün oluşturduğu motivasyonel iklimin etkisini belirleyebilmektir. Çalışmaya 7 farklı takımda oynayan 222 (Xyaş=15,07; SD=,78) erkek futbolcu katılmıştır. Çalışmada Algılanan Motivasyonel İklim Ölçeği, Akranın Yarattığı Motivasyonel İklim Ölçeği, Başarı Algısı Envanteri, Sporda Güdülenme Ölçeği, İhtiyaç Doyumu Ölçeği ve Öznel Zindelik Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın temel problemleri kapsamında MANOVA, Aşamalı Hiyerarşik Regresyon ve Düzenleyici Değişken Analizleri gerçekleştirilmiştir. MANOVA sonucunda ego altölçeğinin, başarı algısı-ego (p=,001, η2=,72), ihtiyaç doyumu-özerklik (p=,005, η2=,69), ihtiyaç doyumu-yeterlik (p=,046, η2=,51) ve ihtiyaç doyumu-ilişkisellik (p=,001, η2=,63) altölçekleri ile anlamlı ve yüksek bir etki büyüklüğüne sahip olduğu görülmüştür. Hiyerarşik Regresyon Analizinin ilk aşamasında başarı algısı-ego değişkenindeki varyansı %14 ile en yüksek düzeyde açıklayan akran motivasyonu-rekabet değişkeni olmuştur. Akran motivasyonunun gelişim altboyutu analize dahil edildiğinde, açıklanan varyans %16 olmuş, son aşamada antrenör motivasyonunun görev altölçeği analize dahil edildiğinde, açıklanan varyans %19'a yükselmiştir. Düzenleyici Değişken Analizi sonucunda ise yalnızca antrenör motivasyonunun ego altölçeği ile Başarı Algısı Ölçeği'nin görev altölçeği arasındaki ilişkinin İhtiyaç Doyumu Ölçeğinin İlişkisellik altölçeği tarafından düzenlendiği modelin anlamlı olduğu görülmüştür (∆R2 =,025;F(1,213)=5,8606;p<,05). Çalışmanın sonucunda, antrenörlerin ve akranların yarattığı motivasyonel iklimin içeriğinin, sporcuların psikolojik değişkenleri üzerinde etkili olduğu bulunurken, akran etkisinin, antrenörün yarattığı motivasyonel iklimden daha yüksek etkiye sahip olduğu da ortaya konmuştur.

AkranAntrenörMotivasyon+3
Seren Akıncı Özdurulmuş
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yunus Emre'nin şiirlerinin Pitirim Aleksandroviç Sorokin'in özgecilik teorisi bağlamında incelenmesi

İnsanı, insan duygularını, düşüncelerini, neden ve nasıl değiştiğini inceleyen sosyal psikolojinin önemli kavramlarından birisi de özgecilik kavramıdır. Özgecilik başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgememe durumudur. İnsanda sevgi; özgecilik ve yaratıcılık potansiyelini yükseltebilecek metotları keşfetmeyi amaçlayan sosyolog P.A. Sorokin'e göre varılması gereken yöntem daha ne kadar özgeci olabilmek gayesi taşımaktır. İnsan zihni; ideaları, inançları, zevkleri, ahlak ve estetik değerleri kapsamaktadır. Tinsel olgular, insan kişiliğinde en etkili olguları oluşturmaktadır. Bu noktada insan kendi benliğini ikinci plana atıp, başkalarının iyiliğini ön plana alma noktasında en etkili olgu olmuştur. On üçüncü yüzyılın ikinci çeyreği ile on dördüncü yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu'da yaşayan ve dünyaca bilinen mutasavvıf ve şair olan Yunus Emre şiirlerinde; barış dostluk, birlik, beraberlik, nefsine hâkim olma, yardımseverlik, kötülükten uzak durmak ve iyiye yakın olmak gibi konuları ele almıştır. Bu çalışmada ilk olarak Yunus Emre'nin şiirleri Sorokin'in özgecilik teorimi açısından ele alınmıştır. Bu tez çalışmasında psikoloji, sosyal psikoloji ve sosyolojinin kuramsal ve uygulama alanına bulunduğu katkılar tespit edilmiştir. Bu araştırma nitel araştırma yöntemi kullanılarak yürütülmüş bir çalışmadır ve doküman incelemesi tekniği çerçevesinde elde edilen veriler içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Yunus Emre'nin Divan'ı ve Risâletü'n-Nushiyye isimli mesnevisindeki şiirlerinin evrensel boyutlarına ulaşılarak Sorokin'in özgecilik teorisine ve özgecilik manasına ne kadar uyumlu olduğu bu tez kapsamında tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yunus Emre, Psikoloji, Sosyal Psikoloji, Özgecilik, P. A. Sorokin.

PsikolojiSorokin, Pitirim AleksandroviçSosyal psikoloji+4
Yakar Almacak
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde aleksitimi ve depresyon düzeylerinin incelenmesi

Sigara bağımlılığı ülkemiz ve dünyada önemli bir halk sağlığı sorunudur. Fizyolojik ve psikolojik birçok rahatsızlığa doğrudan ve dolaylı olarak neden olmaktadır. Depresyon en basit anlamıyla duygusal çökkünlük halini ifade etmektedir. Yaşam boyu görülme oranı yüksek olması ve en fazla tanı alan psikiyatrik bozukluk olması sebebiyle araştırmaya dahil edilmiştir.Aleksitimi, en yalın ifade ile duygusal körlük anlamına gelmektedir. Aleksitimi psikosomatik rahatsızlıkların bir belirtisi olurken ilk yıllarında şimdi sağlıklı bireylerde de görülmektedir. Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerin depresyon düzeylerini incelenmesi hedeflenmiştir.404 katılımcılının verileri bulgular kısmında belirtilmiştir.Sigara kullanan bireylerin depresyon ve aleksitimi düzeyleri sigara kullanmayan bireylerden yüksek çıkmıştır.

AleksitimiDepresyonPsikoloji+2
Mustafa Eldek
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında travma sonrası stres bozukluğu gelişimi ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmanın amacı sağlık çalışanlarının, travma sonrası stres bozukluğu gelişimi ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin anlamlılığının incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmaya Edirne, İstanbul ve Kırklareli illerinde yaşamakta olan iki yüz üçü kadın kırk altısı erkek olmak üzere 249 sağlık çalışanı katılmıştır. Verilerin toplanmasında, DSM-5 için Yaşam Olayları Kontrol Listesi (LEC-5), İlişki Ölçekleri Anketi (RSQ) ve DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi (PLC-5) ölçekleri kullanılmıştır. Verilerin puanlanmasında frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, alt değer, üst değer ve açılık değerleri gibi tanımlayıcı istatistik değerlinden faydalanılmıştır. Verilerin analizler sonucunda normal dağılımdan manidar düzeyde farklılaşmadığı görülmüştür. Bu sebeple veriler parametrik testler ile analiz edilmiştir. RSQ ve PLC-5 arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bağımsız iki grup arasında puan ortalamalarının karşılaştırılması için Bağımsız İki Örnek T-Testi uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Pandemi sürecinde çalışan ve süregiden travmatik stres ile karşı karşıya olan sağlık çalışanlarında TSSB semptomlarının görüldüğü analiz edilmiştir. Covid-19 salgını sürecinde görev yapan sağlık çalışanlarında TSSB gelişimi ile güvenli bağlanma arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür. TSSB gelişimi ile güvensiz bağlanma, korkulu bağlanma ve kayıtsız bağlanma arasında pozitif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. TSSB gelişimi ile saplantılı bağlanma arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Analizler sonucunda TSSB riski altında olma durumunun cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklılaştığı analiz edilmiştir. Kadın sağlık çalışanlarının erkek sağlık çalışanlara göre daha fazla TSSB riski altında olduğu görülmüştür.

BağlanmaPsikolojiTravma
Zümrüt Yaren Sert
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerin baş etme stratejileri ve öz-yeterlilik düzeyleri ile tütün ürünleri kullanımları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Elektronik sigara örneği

Bu araştırmanın amacı; yetişkin bireylerin baş etme stratejileri ve öz yeterlik düzeyleri ile tütün ürünleri kullanımları ile elektronik sigara kullanımları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın evrenini, 18-61 yaş aralığında bulunan tütün ürünü kullanıcıları oluştururken; araştırmanın örneklemini, Türkiye'de yaşayan 92 (%35.8) erkek ve 165 (%64.2) kadın olmak üzere toplam 257 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, Demografik Bilgi Formu, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, COPE Başa Çıkma Tutumları Ölçeği, Sigaranın Psikolojik Bağımlılığı Ölçeği ve Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verileri SPSS-24 Programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, elektronik sigara kullanmayan yetişkinlerin baş etme stratejileri düzeylerinin, kullanan yetişkinlere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulgulanmıştır. Ayrıca, elektronik sigara kullanan bireylerin sigaranın psikolojik bağımlılık düzeylerinin kullanmayanlara oranla daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Cinsiyet değişkenine göre yapılan incelemede, kadın katılımcıların baş etme stratejileri düzeylerinin erkek katılımcılara oranla daha yüksek olduğu, buna ek olarak yaş değişkeni de incelendiğinde özellikle 26-33 yaş grubundaki bireylerin elektronik sigara kullanım oranlarının diğer yaş gruplarına göre anlamlı şekilde daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Elektronik sigara kullanıcılarının genel öz yeterlilik düzeyleri ile e-sigara cihazı değiştirme sıklıkları arasında anlamlı farklılıklar olduğu, elektronik sigara kullanmayan bireylerin ise günlük sigara tüketim miktarına göre nikotin bağımlılığı ve sigaranın psikolojik bağımlılık düzeyleri arasında anlamlı farklılıklar olduğu bulgulanmıştır. Araştırma sonucuna göre, bireylerin stresle baş etme yöntemlerinin elektronik sigara ve tütün kullanımları üzerinde belirleyici bir etkisi olduğu ve bağımlılık düzeylerinin kullanım alışkanlıklarına göre değişkenlik gösterdiği söylenebilir. Elde edilen sonuçlara göre çeşitli önerilerde bulunulmuştur.

Davranışsal bağımlılıkPsikolojiPsikolojik dayanıklılık+1
Yağmur Dilan Taşdemir
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2025
00

Related subjects