Orthodontics

228 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortodontide dijital dönüşümün klinik pratikteki yerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, Türk Ortodonti Derneği'ne kayıtlı ortodontistlerin ve ortodonti uzmanlık/doktora öğrencilerinin ortodonti pratiklerinde dijital ortodontik yazılımları, ağız içi tarayıcıları, şeffaf plak tedavilerini ve dijital ortognatik cerrahi planlama programlarını kullanma oranlarını ve bu dijital yöntemlerin tercih edilme ve edilmeme sebeplerini değerlendirmektir. Çalışmada Surveymonkey anket programı üzerinden hazırlanan anket soruları, Türk Ortodonti Derneği üyelerine e-posta yoluyla iletilmiştir. Toplam 220 kişinin katıldığı ankette; demografik bilgiler, dijital ortodontik yazılım programları, ağız içi tarayıcılar, şeffaf plak tedavileri ve dijital ortognatik cerrahi planlama programlarının kullanımına ve katılımcıların düşüncelerine yönelik sorular bulunmaktadır. Katılımcılardan elde edilen anket sonuçları tanımlayıcı istatistikler, Pearson ki-kare veya Fisher's exact testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların %61,8'ini ortodontistler, %38,2'sini ortodonti uzmanlık/doktora öğrencileri oluşturmaktadır. Katılımcıların %77,7'si ortodontik dijital yazılım programlarını, %68,6'sı ağız içi tarayıcıları, %79,5'i şeffaf plak tedavilerini, %47,3'ü dijital ortognatik cerrahi planlama programlarını kullanmaktadırlar. Mesleki pozisyona göre değerlendirdiğinde, ortodontik dijital yazılım programlarını, ağız içi tarayıcıları ve şeffaf plak tedavilerinin kullanan kişilerin çoğunlukla ortodontist olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Ortodontistlerin çoğunlukla ''şeffaf plak tedavileri'' ortodonti uzmanlık/doktora öğrencilerinin ise ''sefalometrik film çizimi'' amacıyla ortodontik dijital yazılımlar programlarını tercih ettikleri görülmüştür(p<0,05). Çalışmamızda katılımcılar, dijital ve elektronik teknolojiyi klinik verimliliği artırabilen ve iş akışını kolaylaştıran yararlı birer araç olarak görmektedirler. Güncel dijital uygulamaların uygulanması ile ilgili tecrübe eksikliği ve yüksek maliyetler bu uygulamaların benimsenmesinin önündeki en büyük engel olarak görülmüştür. Maliyetler düştükçe ve 3 boyutlu yazıcılar, ağız içi tarayıcıların maliyeti daha makul hale geldikçe, muhtemelen dijital araçları ve sistemleri uygulamalarına dahil etmek isteyen daha fazla uygulayıcı olacaktır.

Dental aygıtlarDental tarayıcılarOrtodonti+5
Uğur Durmuş
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dudak damak yarıklı çocuklarda orofasiyal disfonksiyonun NOT-S yöntemi kullanılarak değerlendirilmesi

Bu araştırmada 6-10 yaş arası dudak damak yarıklı çocuklarda orofasiyal disfonksiyonun değerlendirilmesi, maksilla gelişimi ile ilişkisi ve nazoalveolar şekillendirmenin orofasiyal disfonksiyon üzerine etkilerini incelemek amaçlanmaktadır.Çalışmaya 6-10 yaş aralığında 60 dudak damak yarıklı ve 30 sağlıklı birey dahil edilmiştir. DDY bireyler kendi içinde TTDDY ve ÇTDDY grubu olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır her grupta 30 birey bulunmaktadır. TTDDY ve ÇTDDY grubu kendi içerisinde NAŞ yapılmış ve yapılmamış bireyler olarak 2 gruba ayrılmıştır.TTDDY grubunda 13 NAŞ (+) 17 NAŞ(-); ÇTDDY grubunda ise 14 NAŞ(-) 16 NAŞ(+) birey bulunmaktadır. Her birey NOT-S kılavuzu ile orofasiyal disfonksiyon açısından değerlendirilmiştir. DDY bireylerden Goslon ve Bauru indeksleri için ağız içi ölçüler alınmış ve bütün bireylere lateral sefalometrik analiz yapılmıştır. Anamnez, klinik muayene ve total NOT-S skorları DDY bireylerde kontrol grubundan yüksek bulunurken; ÇTDDY ve TTDDY grupları arasında anlamlı farklılık yoktur. İstirahatte yüzün durumu ve yüz mimikleri klinik muayenede en çok etkilenen alanlar olmuştur.Burun solunumu,konuşma, oral motor fonksiyon, salya akışı, çiğneme ve yutkunma fonksiyonlarında da kontrol grubuna göre DDY gruplarda disfonksiyon görülmektedir. TTDDY grubunda anamnez, klinik muayene ve total NOT-S skorları NAŞ (+) bireylerde NAŞ(-)' lere göre azalmıştır; ÇTDDY grubunda istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sefalometrik değerlendirmede TTDDY grubunda maksiller retrüzyon görülürken; ÇTDDY grubunda protrüziv konumda premaksillaya bağlı olarak maksiller protrüzyon görülmektedir. SNB, ANS-Me açısından ÇTDDY, TTDDY ve kontrol grubu arasında fark bulunmamıştır. DDY gruplarında cerrahi girişimlerden sonra artan dudak geriliminin sonucu olarak üst keser eğimleri azalmıştır. Sefalometrik değerler açısından NAŞ(+) ve NAŞ(-) bireyler arasında fark bulunmamıştır.

Alveolar kemikNazal kaviteNazal kemik+3
Ezgi Gizem Ulutaş
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İnfrazigomatik krest kalınlığının değerlendirilmesi

Giriş: Bu çalışmanın amacı, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri kullanılarak sağ ve sol üst birinci molar dişlerin meziobukkal ve distobukkal kökleri hizasındaki infrazigomatik krest (IZC) kalınlığının; yaş, cinsiyet, varsayımsal minivida giriş açısı, vertikal yüz boyutu, maksiller sinüs hacmi ve kök ucu-maksiler sinüs tabanı mesafesi ile olan ilişkisini değerlendirmektir. Bireyler ve Yöntem: Bu çalışmaya, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinden, tanı ve tedavi amaçlı alınmış, 149 bireyin KIBT görüntüsü dahil edilmiştir. Ortalama yaşı 20,7 ± 6,9 olan bireyler; yaş (64 birey ≤18yaş, 85 birey ≥19yaş), cinsiyet (79 kadın, 70 erkek) ve vertikal yüz boyutlarına (41 birey brakifasiyal, 69 birey mezofasiyal, 39 birey doligofasiyal) göre gruplandırılmıştır. Dolphin 3D (Dolphin Imaging & Management Solutions, Chatsworth, California, ABD) programı kullanılarak bireylerin GoGnSN açıları, maksiller sağ ve sol birinci molar dişlerin meziobukkal ve distobukkal köklerinde; farklı varsayımsal minivida giriş açılarındaki (50⁰, 60⁰, 70⁰) IZC kalınlıkları ve kök ucu-maksiller sinüs tabanı mesafeleri ve sağ ve sol maksiller sinüs hacimleri ölçümleri yapılmıştır. Bulgular: Varsayımsal minivida giriş açısı arttıkça ortalama IZC kalınlığının da arttığı saptanmıştır. 18 yaş ve altı bireylerdeki ortalama IZC kalınlığı, 19 yaş ve üstü bireylere göre daha fazla bulunmuştur. IZC kalınlığı ile maksiller sinüs hacmi değerleri arasında zayıf ve orta düzeyde negatif yönlü korelasyon ve IZC kalınlığı ile kök ucu-maksiller sinüs tabanı mesafesi değerleri arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü korelasyon saptanmıştır. Sonuçlar: Bu çalışma; IZC kalınlığının, ortodontik tedavide IZC minividası planlaması öncesinde dikkatle değerlendirilmesi gereken bireysel parametrelerle ilişkili olduğunu göstermiştir. Çalışmamızın sonucunda IZC kalınlığının yaş ve minivida giriş açısına göre anlamlı seviyede farklılık gösterdiği gözlenmiştir. Çalışmamız, KIBT'nin minivida yerleştirme lokalizasyonunu belirlemek için uygun bir yöntem olduğunu önermektedir. Anahtar kelimeler: İnfrazigomatik Krest, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi, Maksiller Sinüs

Alveolar kemikKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiKortikal kemik+4
İzel Gizem Adıgüzel Aras
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Şeffaf plak tekniğinde kullanılan farklı kompozit ataşmanların ve üçüncü molar varlığının maksiller molar distalizasyonuna etkisinin sonlu elemanlar metodu ile incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı şeffaf plak tekniğiyle uygulanan ikinci molar distalizasyonu esnasında üçüncü molar varlığının etkisini FEM (Sonlu Elemanlar Metodu- Finite Element Method) ile incelemek ve şeffaf plakla distalizasyon ve distalizasyonla eş zamanlı ekspansiyon uygulamasında farklı ataşman konfigürasyonlarının etkilerini FEM ile inceleyerek karşılaştırmaktır. Materyal Metod: Çalışmamız için kabul edilme şartlarını sağlayan hastanın DICOM (Dijital Görüntüleme ve Tıpta İletişim) formatındaki KIBT (Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi) görüntüleri ve STL (Standard Triangle Language) formatındaki ağız içi tarama görüntüleri kullanılarak maksiller dişler, dişlerin periodontal ligamentleri ve maksiller alveoler kemiğini içeren maksilla dijital modeli oluşturuldu. Maksilla, şeffaf plak ve ataşman dijital modelleri aynı koordinat ekseninde birbirinden bağımsız şekilde birleştirildi ve sonlu elemanlar modelini oluşturmak üzere Ansys® 19,2'ye (Ansys, Inc., Canonsburg, PA) aktarıldı. İki farklı sonlu elemanlar modeli üretilmiştir. Model I'de sağ üçüncü molar diş dışında tüm maksiller dişler mevcuttur ve sol üçüncü molar diş dışında sağ ve sol taraf birbirinin simetriğidir. Sağ ve sol ikinci molar dişlerin bukkal yüzüne birer dikey dikdörtgen ataşman (birinci ataşman konfigürasyonu) yerleştirilmiştir. Model II'de üçüncü molar dişler dışında tüm maksiller dişler mevcuttur ve sağ ve sol taraf birbirinin simetriğidir. Sağ ikinci molar dişin bukkal yüzünde, düz yüzeyleri birbirine zıt yönde olan oklüzal düzlemle dik açıda yerleşen iki yarım eliptik konveks ataşman (ikinci ataşman konfigürasyonu) vardır. Sol ikinci molar dişin bukkal ve palatinal yüzünde ise düz yüzeyleri birbirine zıt yönde olan oklüzal düzlemle 45° ve 135° açı yapan birer yarım eliptik konveks ataşman (üçüncü ataşman konfigürasyonu) mevcuttur. Üç farklı senaryo için sonlu elamanlar analizi yapıldı. Senaryo I'de model I kullanılarak birinci ataşman konfigürasyonuna sahip ikinci molar dişlerin şeffaf plakla çift taraflı 0,25 mm distalizasyonu simüle edildi. Senaryo II'de model II kullanılarak ikinci molar dişlerin şeffaf plakla çift taraflı 0,25 mm distalizasyonu simüle edildi. Senaryo III'te model II kullanılarak ikinci molar dişlerin şeffaf plakla çift taraflı 0,25 mm distalizasyonu ve eş zamanlı ikinci molar dişler bölgesinde sağ ve sol taraf için 0,5'şer mm dental ekspansiyon simüle edildi. Birinci senaryoda üçüncü molar dişin distalizasyona etkisi incelendi, ikinci senaryoda üç ataşman konfigürasyonu birbirleriyle karşılaştırıldı, üçüncü senaryoda ise ikinci ve üçüncü ataşman konfigürasyonları birbirleriyle karşılaştırıldı. Bulgular: Birinci senaryonun bulguları, üçüncü molar dişin mevcut olduğu durumda, maksimum toplam yer değiştirmenin %17, kronun farklı noktalarında distale yer değiştirmenin ise %10-22 oranında azaldığını göstermiştir. Üçüncü molar varlığı distale tippingi azaltırken distopalatinal rotasyonu arttırmıştır. Birinci ve ikinci senaryodaki üç ataşman konfigürasyonunun etkinlikleri karşılaştırıldığında birinci ve ikinci ataşman konfigürasyonlarının maksimum toplam yer değiştirme, distale yer değiştirme ve distale tippingi benzer ve üçüncü ataşman konfigürasyonundan büyük çıkmıştır. Üç ataşman konfigürasyonu arasında en az distale tipping ve ihmal edilebilecek kadar küçük bukkale tipping ve distopalatinal rotasyonla en paralel diş hareketini üçüncü ataşman konfigürasyonu sağlamıştır. Üçüncü senaryoda iki ataşman konfigürasyonunun etkinlikleri karşılaştırıldığında üçüncü ataşman konfigürasyonunun maksimum toplam, distale ve bukkale yer değiştirmesi ikinci ataşman konfigürasyonunun yaklaşık iki katıdır. Aynı şeklide üçüncü ataşman konfigürasyonunun gösterdiği bukkale, distale tipping ve aksiyel rotasyon miktarı ikinci ataşman konfigürasyonundan büyüktür. Her iki ataşmanda da aksiyel rotasyonlar distobukkal yönde olmuştur. İkinci ataşman konfigürasyonu daha az yer değiştirmeyle beraber daha paralel diş hareketi sağlamıştır. Sonuçlar: Maksiller üçüncü molar diş varlığı şeffaf plaklarla maksiller ikinci molar dişin distalizasyonunu en az 1/10 oranında azaltmıştır. Dolayısıyla şeffaf plaklarla maksiller molar distalizasyonundan önce üçüncü molar dişlerin ortodontik çekimi, tedavinin etkinliği ve hızı açısından rasyonel bir karardır. Şeffaf plaklarla molar distalizasyonu esnasında en az yer değiştirmeye karşılık en paralel hareketi üçüncü ataşman konfigürasyonu, molar distalizasyonuyla beraber ekspansiyonu esnasında ise ikinci ataşman konfigürasyonu sergilemiştir. Bu iki diş hareketi için ataşman seçimi yaparken dişin rotasyonu ve aksiyel eğimleri, dişi destekleyen kemik miktarı ve köklerin sağlığı gibi unsurlar dikkate alınmalıdır.

Azı dişi-üçüncüAzı dişleriDental plak+7
Aslıhan Kuğuoğlu
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Şeffaf plak ataşman yapımında kullanılan farklı kompozit materyallerinin uygulama süresi, yüzey pürüzlülüğü ve bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, ataşman yapımına yönelik özel olarak üretilmiş Gc Aligner Connect (GC Corp, Tokyo, Japan) kompozit rezini ve farklı viskozitelerdeki 3 kompozit rezini (Gc Ortho Connect (GC Corp, Tokyo, Japan), Z350 XT (3M Unitek, Monrovia, CA, USA), Filtek Z350 XT Universal (3M Unitek, Monrovia, CA, USA)), üçüncü nesil LED ışık (VALO Ortho; Ultradent Products, South Jordan, Utah) cihazı ile polimerize ederek şeffaf plak ataşmanları elde etmek, sonra da elde edilen bu ataşmanları çalışma süreleri, yerleştirme doğrululukları, yüzey pürüzlülükleri ve dişlere bağlanma dayanıklılıkları bakımından karşılaştırmaktır. Materyal ve Metod: Çalışmada 160 adet üst küçük azı dişi her bir grupta 40 adet diş olacak şekilde 4 farklı gruba ayrılmıştır (Grup 1: Gc Aligner Connect, Grup 2: Gc Ortho Connect, Grup 3: 3M Z350 XT akışkan ve Grup 4: Filtek Z350 XT Universal). Gruplar kendi içerisinde A ve B olarak 20 dişten oluşan 2 alt gruba ayrılmıştır. A grubundaki dişlere ışık cihazı ile 10 saniye boyunca 1000 mW/cm2 güç, B grubundaki dişlere ise 3 saniye boyunca 3200 mW/cm2 güç uygulanmıştır. Daha sonra örnekler ataşman yapıştırma süreleri, yüzey pürüzlülüğü, yerleştirme doğruluğu ve bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılmıştır. Bulgular: Gc Ortho Connect rezinin kısa süreli ve yüksek güçte ışık uygulanan alt grubunun en kısa toplam ataşman uygulama zamanına sahip olduğu bulunmuştur (115,15±10,65 saniye). En uzun toplam ataşman uygulama süresi ise yüksek viskoziteli Filtek Z350 XT Universal kompozit rezin için bulunmuştur (282,64±43,27 saniye). Işık cihazının 10 saniye ve 1000 mW/cm2 uygulandığı durumda, 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinin yerleştirme doğruluğunun "fazlalık" ölçüm ortalaması, GC Aligner Connect, GC Ortho Connect ve Universal kompozit rezinlerinin ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (3-1, p<0,001) (3-2, p=0,002) (3-4, p=0,005). Işık cihazının 3 saniye uygulandığı durumda ise 3M Z350 XT akışkan ve Universal kompozit rezinlerin yerleştirme doğruluğunun "fazlalık" ölçüm ortalaması, GC Aligner Connect kompozit rezininin ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (1-3, p=0,001) (1-4, p<0,001). Tüm kompozit rezin gruplarında 'eksiklik' ölçüm ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç elde edilememiştir. 10 saniye süre ile ışık uygulanan durumda ataşman yüzey pürüzlülük ölçümlerine göre GC Aligner Connect, GC Ortho Connect ve 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinlerin Ra, Rz ve R-Maks. ölçüm ortalamaları, Universal kompozit rezinin Ra, Rz ve R-Maks. ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (p<0,005). 3 saniye ışık uygulamasının sonuçlarına göre GC Aligner Connect kompozit rezinin Ra ve Rz ölçüm ortalaması, 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinin Ra ve Rz ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (1-3, p=0,010) (1-3, p=0,032). Işık cihazının 10 saniye süre ve 1000 mW/cm2 güç uygulanan alt gruplarında ataşmanların dişlere bağlanma kuvvetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. 3 saniye süre ve 3200 mW/cm2 güç uygulanan alt gruplarda ise Universal kompozit rezinin bağlanma dayanıklılığı ortalaması (19,27±6,37 MPa), GC Aligner Connect (11,42±2,54 MPa) ve GC Ortho Connect (14,43±4,61MPa) kompozit rezinlerinin ortalamasından yüksek bulunmuştur (4-1, p<0,001) (4-2, p=0,015). Kompozit rezin gruplarının kendi içerisinde ışık faktörüne göre bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılmasına bakıldığında Universal kompozit rezinin 3 saniye ışık faktörü için bağlanma dayanıklılığı ölçüm ortalaması (19,27 ± 6,37 MPa) 10 saniye ışık faktörü için olan ölçüm ortalamasından (15,75±3,90 MPa) yüksek bulunmuştur (B-A, p=0,041). 10 saniye ışık faktörü için ARI skorları ile kompozit rezin grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki elde edilmemiştir (p=0,124). 3 saniye ışık faktörü için ARI skoru 0 olduğu durumda kompozit rezinlerin çoğunlukla GC Aligner Connect ve GC Ortho Connect olduğu ve ARI skoru 2 olduğu durumda kompozit rezinlerin çoğunlukla 3M Z350 XT akışkan ve Universal olduğu tespit edilmiştir.Sonuç: Şeffaf plak ataşman yapımı için farklı viskozitelerde kompozit rezinler tercih edilebilir. Kompozit rezin seçimi klinisyenin beklentileri doğrultusunda değişebilir. Düşük ve yüksek viskoziteli kompozit rezinlerle ataşman yapımı mümkün görünmektedir. Anahtar Kelimeler: Şeffaf plak, kompozit rezin, ataşman

Dental bondingDental materyallerDental çimentolar+5
Servet Erbaş
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sabit ortodontik tedavide kullanılan farklı adeziv materyallerinin minenin renk değişimine etkisi

Bu araştırmada sabit ortodontik ataşmanların yapıştırılmasında kullanılan dört farklı adevize bağlı mine yüzeyinde gözlenen renk değişimlerinin tedavi öncesi ve sonrası spektrofotometre ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya Van Yüzüncü Yıl Ünivesitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ana Bilim Dalı'na çekimsiz sabit ortodontik tedavi amacıyla başvurmuş 25 birey dahil edilmiştir. Sabit ortodontik ataşmanların yapıştırılmasında rastgeleleştirme yöntemiyle her bireyin bir yarım çenesinde farklı bir adeziv olacak şekilde Transbond XT (3M Unitek, Monrovia, CA, ABD), Kurasper F (Kuraray Europe GmbH, Frankfurt, Almanya), Grengloo (Ormco Corporation, Glendora, CA, ABD) ve Light Bond (Relience Orthodontic Products, Itasca, IL, ABD) kullanılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrası renk ölçümleri maksiller ve mandibular santral, lateral ve kanin dişlerin bukkal yüzlerinin orta üçlüsünden Spectro Shade Micro (MHT, İnternational, Verona, Italy) kullanılarak yapılmıştır. Diş renginin belirlenmesinde rengin koordinatlarını L*, a* ve b* sembolleriyle ifade eden CIE L*a*b* sistemi temel alınmış ve renk değişimleri (∆E) hesaplanmıştır. Farklı gruplar için renk değişimlerinin karşılaştırılmasında iki faktörlü tekrarlanan ölçümlü varyans analizini takiben Tukey post-hoc testi kullanılmıştır. Ortalama tedavi süresinin 1,45 yıl olduğu araştırmamızda grup içlerinde L* ve b* değerlerinde tedavi sonrasında tedavi öncesine oranla anlamlı azalma meydana geldiği, a* değerlerindeki değişimin ise anlamlı olmadığı belirlenmiştir. ∆L, ∆a ve ∆b değerleri bakımından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadığı gözlenmiştir. ∆E değerleri bakımından Kurasper F grubunda Grengloo ve Light Bond gruplarından daha az değişim meydana geldiği saptanmıştır. Kurasper F ve Transbond XT grupları arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır. Ancak sadece Kurasper F grubu ile Grengloo ve Light bond grupları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Klinik olarak değerlendirildiğinde, ∆E değerlerinin 1,69 ile 2,10 arasında değiştiği ve kabul edilebilir bir renk değişiminin meydana geldiği görülmüştür. Araştırmamızın sonuçlarına göre azdan çoğa doğru renk değişiminin sırasıyla Kurasper F, Transbond XT, Grengloo ve Light Bond gruplarında gözlendiği belirlenmiştir. Ancak, sadece Kurasper F grubu ile Grengloo ve Light bond grupları arasındaki fark istatistik olarak anlamlı bulunmuştur.

Dental bondingDental mineDental çimentolar+2
Murat Tunca
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'de düzenli yayın yapan diş hekimliği dergilerindeki ortodonti yayınlarının bibliyometrik analizi

Bu çalışmanın amacı, son 15 yılda düzenli yayın yapan ulusal kaynaklı diş hekimliği dergilerindeki ortodonti yayınlarının bibliyometrik analizinin yapılmasıdır. Bu çalışmada 2005-2019 yılları arasında Türkiye'de düzenli yayın yapan diş hekimliği fakültelerinin dergileri, Türkiye Klinikleri Diş Hekimliği Bilimleri Dergisi ve Türk Ortodonti Dergisi (TOD)'ndeki ortodonti yayınları bibliyometrik açıdan incelenmiştir. Ortodonti yayınlarının yarısına yakınının TOD'da yayınlandığı ve toplam yayın sayısının yıllara göre dağılımında ise en yüksek sayının 2010-2014 yılları arasında olduğu saptanmıştır. Yayınlar tür yönünden incelendiğinde tüm dergilerde yayınların en fazla orijinal araştırma, en az ise olgu sunumu şeklinde olduğu görülmüştür. Yayınlar sorumlu yazarın ünvanı yönünden incelendiğinde TOD'daki yayınlarda, ünvanı Doç. Dr. ve Dt. olan yazarların oranı daha düşük iken, ünvanı Yrd. Doç. Dr. / Dr. Öğr. Ü. olan yazarların oranının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ortodonti yayınlarına en çok katkıda bulunan üniversiteler Gazi Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi olurken, en fazla yayın yapan yazarların Türkiye'den sonra Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, Azerbaycan ve Brezilya'dan olduğu belirlenmiştir. Yıllara göre toplam ortodonti yayın sayıları incelendiğinde yıllar arttıkça ortodonti yayın sayılarının da arttığı görülmüştür. Bölümler arası multidisiplinerlikte, ortodonti ile en fazla çalışma yapan bölümlerin, ağız diş ve çene cerrahisi, pedodonti ve protetik diş tedavisi olduğu ve TOD'daki yayınlarda ortodontistlerin daha çok farklı kurumlardaki ortodontistlerle çalışmayı tercih ettiği, aynı kurumda ve farklı bölümlerde uzmanlaşmış diş hekimleriyle daha az çalışma yaptıkları saptanmıştır. Sonuç olarak ülkemizde ortodonti alanındaki yayınların farklı özellikler bakımından incelenebilmesi için ulusal ve uluslararası ortodonti yayınlarının bibliyometrik analizinin yapılmasına ihtiyaç vardır.

BibliyometriBibliyometrik çözümlemeDergiler+3
Gönül Dinç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Açlık ve tokluğun doğal baş pozisyonu üzerine etkisi: Fotoğraf çalışması

Ortodontik teşhis amacıyla kayıt altına alınan hasta fotoğrafları, tedavi planlaması esnasında verdiği hassas bilgiler ile ortodonti rutininde büyük önem taşımaktadır. Yüz profilinin fotoğraf kaydı alınırken, uzun yıllar boyunca Frankfurt Horizontali referansı ile, hastaların baş pozisyonu oryante edilip, kaydedilmiştir. 1950'lerden bu yana literatüre girmiş olan "doğal baş pozisyonu (DBP)" konsepti günden güne popülerleşmektedir. Bu konsept, hastanın günlük yaşantısındaki doğal görünümünü yansıtması ve yüksek tekrarlanabilirlik göstermesi sebebi ile klinisyenler tarafından tercih edilmektedir. Bunun yanında, özellikle ortognatik cerrahi planlamalarında, gerçek düşey çizgiye göre maksilofasiyal projeksiyonların değerlendirilmesinde değerli bilgiler vermektedir. Bu çalışmanın birincil amacı; açlık durumunda (A-T0) ve tokluk durumunda(T-T0) DBP değişimini tespit etmektir. Çalışmanın ikincil amacı ise, açlık ve tokluğun DBP'nin tekrarlanabilirliği üzerine etkisi hakkında bilgi toplamaktır. Çalışmamıza 57 sağlıklı birey (27 kadın, 30 erkek) dahil edilmiştir. DBP'nin elde edilmesinde basit ve klinik pratikte rutin olarak uygulanabilen, şakül varlığında, tripod ile profil fotoğrafı kaydı yöntemi tercih edilmiştir. Katılımcıların sabah (gece boyu açlık sonrasında) açlık fotoğrafı (A-T0) ve aynı gün yemekten 1 saat sonrasında tokluk (T-T0) fotoğrafı kaydedilmiştir. Aynı prosedür 2 hafta sonrasında açlık (A-T1) ve tokluk (T-T1) fotoğrafları kaydedilerek tekrarlanmıştır. Çalışma sonucunda, açlık (ortalama 89,13°) ve tokluk (ortalama 89,75°) durumu DBP üzerine istatiksel olarak anlamlı bir etki göstermemiştir. Bununla beraber, açlık (A-T0 ve A-T1 arası ortalama 1,66°) ve tokluğun (T-T0 ve T-T1 arası ortalama 1,42°) DBP'nin tekrarlanabilirliği üzerine istatiksel olarak anlamlı düzeyde bir değişikliğe yol açmadığı, ancak tokluk esnasında DBP tekrarlanabilirliğinin açlık durumuna nazaran daha iyi olduğu sonucu elde edilmiştir. Yani, ortodontik kayıt amacıyla kliniğimize başvuran hastaların DBP'de fotoğraf kayıtları alındığında, hastanın açlık veya tokluk durumunun DBP üzerinde anlamlı bir etkiye yol açmadığı çalışmamız tarafından ortaya konmuştur.

AçlıkKafaOrtodonti+4
Adile Salehli
Uşak University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sabit lingual ortodontık apareylerle yapılan en masse retraksiyonda farklı formlarda ark tellerinin ve güç kolu pozisyonlarının keser dişler üzerindeki etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Bu çalışmada periodontal ligament, alveolar kemik, dişler bulunan, 1. premolarları çekilmiş ve ortodontik tedavinin seviyeleme aşaması tamamlanmış üst çene modeli 'The Visible Human Project' kütüphanesinden temin edilmiştir. Uygun Hounsfield değerlerine göre ayrıştırılarak, segmentasyon işlemi ile üç boyutlu modele dönüştürülmüştür. Bu üst çene modeline bilgisayar yazılımı ile kişiye özel lingual ortodontik braketler ve en masse retraksiyon mekaniği yerleştirilmiştir. Braketlerdeki slot tasarımı anteriorda ribbonwise, posteriorda edgewise ve slot büyüklükleri 0,018"*0,025"'tir. Modellerden birinde düz, diğerinde mantar formunda 0,017"*0,025" paslanmaz çelik lingual ark telleri yerleştirilmiştir. Ark tellerinde 1. ve 2. modellerde kanin ve lateral dişler arasına, 3. ve 4. modellerde ise kanin dişin mezyaline yerleştirilen eşit uzunluktaki güç kollarından sağ ve sol 1. ve 2. molar diş arasına yerleştirilen minividalara kapalı yaylar asılarak keser dişlere çekim boşluğuna hareket etmelerine neden olacak şekilde eşit büyüklükte kuvvet uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan üst çene modeli Tersine mühendislik ve üç boyutlu CAD faaliyetleri ALTAIR Evolve yazılımı, katı modellerin analiz ortamına uygun hale getirilmesi ve optimize ağ örgüsünün oluşturulması faaliyetleri ALTAIR Hypermesh yazılımı ile gerçekleştirilmiştir; oluşturulan sonlu elemanlar modellerinin çözümü için Nastran tabanlı ALTAIR Optistruct (ALTAIR, Troy, MI, USA) implicit çözücüsü kullanılmıştır. Uygulanan kuvvet neticesinde oluşan değişimler ise ALTAIR Hyperview yazılımı ile incelenmiştir.

Dental stres analiziOrtodontiOrtodontik aygıtlar+2
Hilal Tarkan
Uşak University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İskeletsel sınıf I hastalarda maloklüzyonun psikososyal etkisi ile objektif ortodontik tedavi ihtiyacı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Maloklüzyon farkındalığının artması ve dental estetiğin yaşam kalitesi üzerindeki psikososyal etkilerinden dolayı ortodontik tedavi talebi giderek artmaktadır. Dental estetik algısı özneldir; yaş, cinsiyet, sosyal sınıf, eğitim düzeyi, kişilik özellikleri ve toplumsal değer sistemlerinden etkilenmektedir. Ancak eşit sosyodemografik durumla birlikte aynı ölçüde ortodontik tedavi ihtiyacı göz önüne alındığında, neden bazı hastalar psikososyal olarak daha kötü etkilenmektedir sorusunun cevabı tam olarak bilinmemektedir. Çalışmamızın amacı, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti kliniğine tedavi için başvuran 16-30 yaş aralığındaki hastalarda maloklüzyonun psikososyal etkileri ile objektif tedavi ihtiyacı arasındaki ilişkiyi belirlemek, sert ve yumuşak dokuların hastaların algısına etkisini saptamaktır. Çalışmamıza, Steiner sefalometrik analizleri yapılarak iskeletsel Sınıf I oldukları belirlenen bireyler dahil edilmiştir. Objektif tedavi ihtiyaçları, Ortodontik Tedavi İhtiyacı İndeksi (IOTN-DHC) kullanılarak belirlenmiştir. Bireylerin dental estetiğine ilişkin algıları Dental Estetiğin Psikosoyal Etkisi Anketi (PIDAQ) ile değerlendirilmiştir. Hasta algısına etki edebileceği düşünülen sert ve yumuşak doku ölçümleri Arnett Yumuşak Doku Sefalometrik Analizi (STCA) kullanılarak yapılmıştır. Bireyler; yaş, cinsiyet, IOTN-DHC derecelerine göre gruplara ayrılmış ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak incelenmiştir. Çalışmamızda, dental estetiğin bireylerde yarattığı psikososyal etkinin maloklüzyonun şiddetiyle arttığı, ancak hastanın algısında yaş ve cinsiyetin etkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın; üst dudak kalınlığı, alt dudak kalınlığı, üst dudak uzunluğu, mandibular yükseklik, total yüz yüksekliği, alt ve üst kesici dişlerin Gerçek Düşey Çizgiye (GDÇ) uzaklığı hastaların tedavi ihtiyacına ilişkin algıları üzerinde etkili bulunmuştur. Sonuç olarak, maloklüzyonun bireylerde yarattığı psikososyal etkiyi yalnızca sosyodemografik faktörlere bağlamak doğru değildir. Sert ve yumuşak doku özellikleri hastaların mevcut maloklüzyonlarını maskeleyerek psikosoyal algılarını etkileyebilmektedir.

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IOrtodonti+3
Duygu Aktaş Ülker
Uşak University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İskeletsel maloklüzyonların uyku kalitesine etkisi

Uyku, vücudun dinlenip yenilenmesini sağlayan, ses ve ışık gibi uyaranlarla ortadan kalkabilen, bir hareketsizlik ve bilinçsizlik halidir. Solunum ve uyku kalitesi birbiriyle ilişki içerisindedir. Maloklüzyonlar havayolu boyutlarına etki edebilir ancak iskeletsel maloklüzyonların uyku kalitesine etkisi net olarak bilinmemektedir. Çalışmamızın amacı, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti kliniğine başvuran 7-13 yaş aralığındaki hastaların iskeletsel maloklüzyonlarının uyku kalitesine etkisini belirlemekti. Çalışmamıza dâhil edilen bireylerin iskeletsel sagittal sınıflamalarının belirlenmesi için SNA, SNB ve ANB değerleri, vertikal değerlendirme için GoGn-SN ve FMA değerleri saptandı. Hastaların uyku kalitelerinin ve davranışsal ve duygusal sorunlarının belirlenmesi için Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi (ÇUAA) ve davranışsal ve duygusal sorun anketinin ebeveynlerce doldurulması istendi. Alınan veriler sonucunda hastalar iskeletsel Sınıf I, Sınıf II ve Sınıf III şeklinde 3 gruba ayrıldı. Gruplar arasındaki sosyodemografik veriler ve ÇUAA skorları farkı istatistiksel olarak değerlendirildi. Her bir iskeletsel sagittal grupta ayrı ayrı; ÇUAA skoruyla vertikal yükseklik, SNA ve SNB arasındaki ilişki belirlendi. Her bir analiz cinsiyet ayrımı yapılmadan ve cinsiyet etkisi incelenerek yaş ve sosyoekonomik düzey göz önünde bulundurularak tekrar edildi. Çalışmamızda, artmış vertikal yüksekliğin ve mandibulanın ön kafa kaidesine göre geride olmasının uyku kalitesini kötü etkilediği ancak yaş, cinsiyet, sosyoekonomik düzey ve iskeletsel sagittal sınıflamanın uyku kalitesinde etkili olmadığı sonucuna ulaşıldı. Davranışsal ve duygusal sorun varlığının uyku kalitesini kötü etkilediği ve bu ilişkinin en fazla Sınıf II bireylerde gözlendiği saptandı. Çalışmamızdan aldığımız verilerde literatüre göre havayolu boyutunu azaltan iskeletsel maloklüzyonlarda uyku kalitesinin olumsuz etkilendiğini saptadık. Bu sebeple iskeletsel maloklüzyonların uyku kalitesine etki edebilecek bir faktör olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

MaloklüzyonOrtodontiSolunum+3
Çağla Uygur Gülderen
Uşak University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Erken dönemde yüz maskesi uygulanmış iskeletsel sınıf III maloklüzyonlu bireylerde ortognatik cerrahi ihtiyacının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, erken dönemde uygulanan yüz maskesi tedavisinin büyüme gelişim sonrası ortognatik cerrahi ihtiyacını azaltıp azaltmadığının belirlenmesi ve iskeletsel, dental ve yumuşak doku yapılarında meydana getirdiği değişikliklerin ve tedavi sonrası uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesidir. Bireyler ve Yöntem: Çalışmaya büyüme gelişim döneminde yüz maskesi tedavisi uygulanmış ortalama yaşı 20,16 ± 1,67 yıl olan 22 hasta (9 kız, 13 erkek) dahil edilmiştir. Bireylerin tedavi öncesi (T0), yüz maskesi uygulaması sonrası (T1) ve uzun dönem takip sonrası (T2) lateral sefalometrik radyografileri değerlendirilmiştir. Uzun dönem takip sonrası alınan ağız içi ve ağız dışı fotoğraflar, dental modeller, panoramik, lateral sefalometrik ve anteroposterior radyografiler ile oluşturulan vaka sunumları 3 öğretim üyesi tarafından değerlendirilerek ortognatik cerrahi ihtiyacına karar verilmiştir. Bu karara göre bireyler cerrahi gereksinimi olan ve olmayan olarak iki alt gruba ayrılarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Maksillada yüz maskesi ile öne doğru hareket meydana gelmiş ve bu değişim uzun takip döneminde stabil kalmıştır. Mandibulada tedavi ile değişim görülmezken, uzun dönemde büyüme meydana geldiği saptanmıştır. ANB açısı ve overjette yüz maskesi ile iyileşme görülmüş fakat overjet miktarındaki değişim uzun dönemde nispeten stabil kalırken, ANB açısındaki değişim korunamamıştır. Üst keserlerde yüz maskesi etkisi ve takip döneminde sabit tedavinin etkisiyle proklinasyon görülmüştür. Alt keserlerde tedavi sürecinde dikleşme görülmüş, takip döneminde ise neredeyse başlangıç pozisyonlarına geri dönmüşlerdir. Araştırmaya dahil edilen bireylerin %27,27'sinin ortognatik cerrahi tedavi ihtiyacı olduğu tespit edilmiştir. Cerrahi gereksinimi olan ve olmayan alt gruplar arasında tedavi öncesi gonial açı, SNB açısı ve IMPA açısında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Sonuç: Yüz maskesi tedavisinin uzun dönemde ortognatik cerrahi ihtiyacını önemli ölçüde azalttığı, tedavide elde edilen sonuçların takip döneminde korunduğu gözlemlenmiştir.

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IIIMaskeler+3
Ayşenur Seir Bıçkı
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sınıf 2 Divizyon 1 maloklüzyona sahip bireylerde kas fonksiyon düzenleyici apareylerin dentofasiyal yapılar ve üst havayolu üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Giriş: Bu çalışmanın amacı Sınıf II bölüm 1 maloklüzyona sahip hastaların tedavisinde kullanılan kas fonksiyon düzenleyici apareylerin iskeletsel, dental yapılarda ve üst havayolu üzerinde oluşturduğu etkilerin kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Bireyler ve Yöntem: Çalışmaya 30 hasta dahil edilmiştir. Tedavi grubunu oluşturacak şekilde Sınıf II bölüm 1 maloklüzyona sahip ortalama yaşları 9,3 ± 0,7 yıl olan 15 bireye kas düzenleyici apareyler olarak tanımladığımız Myobrace apareyleri uygulanmış, ortalama yaşları 8,85 ± 0,7 yıl olan 15 birey (kontrol grubu) de herhangi bir tedavi uygulanmadan takip edilmiştir. Tedavi ve takip süreleri öncesi (T0) ve sonrasında (T1) panoramik, lateral sefalometrik, posteroanterior ve el-bilek filmleri alınmış, dental modeller elde edilmiştir. Bulgular: Sefalometrik değerlendirmeler sonucunda myobrace grubunda kontrol grubuna göre SNA ve ANS-PNS/SN açılarında azalma, Co-Gn mesafesinde artış saptanmıştır. Myobrace grubunda kontrol grubuna göre overjet miktarı, ANB açısı ve Witts değerinde azalma saptanmıştır. Myobrace grubunda üst keserlerde dikleşme, kontrol grubunda üst keserlerde ekstrüzyon saptanmıştır. Mandibuler dentoalveolar bulgularda her iki grupta da L1-NB mesafesinin artış saptanmıştır. Yüzün büyüme yönüne ait ölçümlerdeki değişimler her iki grup için benzer bulunmuştur. Myobrace grubunda MAS, IAS mesafelerinde artış görülmüş ancak grupları arasında anlamlılık saptanmamıştır. Myobrace grubunda C3-H mesafesinde artış, Kontrol grubunda PNS- H mesafesinde artış saptanmıştır. Sonuçlar: Çalışmamızın sonucunda myobrace apareyinin Sınıf II Bölüm 1 malokluzyona sahip bireylerde kullanımında; myobrace apareyi ile myofonksiyonel tedavinin sonuçlarının maksilla ve mandibula üzerinde daha çok dentoalveolar olduğu ve hava yolunda anlamlı artışa neden olmadığı belirlenmiştir.

Maloklüzyon-angle sınıf IIOrtodontiOrtodontik aygıtlar
Merve Karaışık Soysal
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Alveolar mikroosteoperforasyonun diş hareket hızına olan etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı orta düzeydeki maksiller anterior çapraşıklıkta Mikroosteoperforasyon (MOP) işleminin çapraşıklığın açılma hızına ve bireylerin ağrı algısına etkisini, MOP uygulanmayan kontrol grubu ile karşılaştırarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma rastgele iki gruba ayrılan üst çene anterior bölgesinde orta-şiddetli düzeyde çapraşıklığı bulunan 27 birey üzerinde yürütüldü. Tüm bireylerde ilk olarak üst çeneye kendinden bağlanan braketler yapıştırıldı. Bu işlemden 1 hafta sonra, 14 bireyde üst çene santral-lateral ve lateral-kanin dişleri arasındaki interdental bölgelere 2'şer tane olmak üzere toplam 8 bölgeye MOP uygulandı (MOP grubu). 13 bireyden oluşan kontrol grubuna ise MOP uygulanmadı. Her iki grupta da 3 haftada bir alçı model kayıtları alındı, 6 haftada bir aynı ark telleri sırası ile uygulandı. 3 haftada bir alınan model kayıtlarında Little Irregularity Index (LII)'teki değişim değerlendirildi. Bireylerin ağrı algısının Visual Analog Scale (VAS) kullanılarak değerlendirilmesi tedavinin başladığı ilk iki haftalık dönemi kapsadı. Bulgular: İlk 28 günlük dönemde MOP grubunda LII'teki azalma kontrol grubu ile kıyaslandığında 1.73 kat daha hızlı gerçekleşti ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.001). 28 günden sonraki dönemde LII'teki azalma açısından iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Ağrı anketi sonuçlarına göre MOP işleminin yapıldığı günde kontrol grubuna kıyasla MOP grubunda ağrı düzeyinin istatistiksel olarak önemli derecede daha fazla olduğu belirlendi (p=0.015). Ancak hastaların çoğunluğunun hissettiği ağrı hafif düzeyde idi. Sonuç: MOP çapraşıklığın açılma hızını artırabilmektedir. Ancak etki süresi oldukça sınırlı olduğundan, işlemin 4 haftalık aralıklarla 1 veya 2 kere daha tekrar edilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Mikro-osteoperforasyon; hızlandırılmış ortodontik diş hareketi; anterior çapraşıklık; ortodontik ağrı.

AğrıDiş hareketleriMaloklüzyon+3
Gencer Hunıler
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Üç boyutlu yazıcı kullanılarak oluşturulan transfer kaşıklarının klinik güvenilirliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Dijital ortamda pozisyonlandırılan braketlerin, üç boyutlu yazıcıyla elde edilen transfer kaşığı vasıtasıyla ağız içine aktarımının klinik olarak güvenilirliğinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran, araştırma için gerekli kriterleri taşıyan 2 erkek 3 kadın hastaya birinci ve ikinci molar tüpleri dahil 139 braket indirekt yöntemle yapıştırılmıştır. Hastaların ağız içi taranmasıyla elde edilen dijital modelleri üzerinde braketler sanal ortamda, ideal konumlarında pozisyonlandırılmıştır. Braketleri ağız içerisine aktaracak transfer kaşıkları dijital ortamda tasarlanmış ve üç boyutlu yazıcı yardımıyla elde edilmiştir. Braketler kaşık içindeki oluklarına yerleştirilmiş ve ışıkla polimerize olan rezin (Transbond XT, 3M, Unitek Monrovia, Kaliforniya, ABD) yardımıyla hasta ağzına aktarılmıştır. Yapıştırma sonrası tekrar ağız içi tarama yapılarak hastaların ikinci kayıtları elde edilmiştir. Başlangıçta braketlerin ideal konumda pozisyonlandırıldığı dijital modeller ile braketleme sonrası taramayla elde edilen modeller çakıştırılmış ve farklar incelenmiştir. Transfer kaşıklarının tasarımı için Ortho Analyzer ve Appliance Designer (3Shape, Kopenhag, Danimarka) yazılımı kullanılmıştır. Çakıştırma için GOM Inspect (GOM Software 2018 Hotfix 6, Braunschweig, Almanya) kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirme için braketlerin çakıştırılmalarında belirlenen farkların değerlendirilmesinde Kruskal-Wallis testi kullanılmış, ardından diş grupları kendi aralarında Mann-Whitney U testi ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Total değerler incelendiğinde premolar diş grubunun tork değerinde meydana gelen fark miktarı ortalama 1,25° olarak bulunmuş ve meydana gelen fark, limit olarak belirlenen 1°'nin üstüne çıkmıştır. Vertikal, mesiodistal, bukkolingual ve tork değerleri incelendiğinde premolar diş grubunda diğer gruplara göre anlamlı bir farklılık mevcuttur (p<0,05). Alt çene kendi içerisinde incelendiğinde kesici diş grubunda vertikal, bukkolingual, tork ve tip değerlerinde kanin ve molar diş grubuna göre anlamlı bir farklılık meydana gelmiştir (p<0,05). Premolar diş grubunda meydana gelen tork değerinin ortalamasındaki farklılık klinik olarak belirlenen limitin üstünde yer almaktadır. Üst çene kendi içerisinde değerlendirildiğinde premolar diş grubunda vertikal, bukkolingual ve tork değerlerinde molar diş grubuna göre anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır (p<0,05). Premolar diş grubunda bulunan tork ve rotasyon değerleri ortalaması klinik olarak güvenli limitin üstünde yer almaktadır. Sonuç: Braketlerin total değerlendirilmesinde premolar diş grubunun tork değerinde meydana gelen değişim klinik güvenilirlik limitinin üstünde bulunmuştur. Lineer ölçümlerde vertikal yönde meydana gelen değişimin mesiodistal ve bukkolingual yöne göre daha fazla olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: İndirekt Bonding; 3 boyutlu dental model; Transfer Kaşığı; Transfer Güvenilirliği

Dental aygıtlarDental bondingOrtodonti+2
Selçuk Ufuk Sarıbaş
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek güçteki led ışık cihazının metal braketlerin bağlanma dayanıklılığı üzerine etkilerinin ın vitro olarak değerlendirilmesi

odontik tedavi amacıyla çekilmiş olan premolar dişlere yapıştırılması sırasında kullanılan LED ışık cihazının farklı yoğunluk modu ve sürelerde kullanımının, bağlanma dayanıklılığı üzerine etkilerinin sıyırma testi ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Gereç-Yöntem: Çalışmada 2017-2018 yıllarında Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı'nda ortodontik tedavi amacıyla çekilmiş 75 adet maksiller premolar diş kullanıldı. Dişler standart şekilde hazırlanan akrilik bloklara bukkal yüzeyleri açıkta kalacak şekilde gömüldü ve örnekler üç gruba ayrıldı (n=25). Braketlerin dişlere yapıştırılmasında kullanılan LED ışık cihazı, 1. gruptaki örneklere standart güç modunda (1000 mW/cm2) 20 sn süre ile, 2. gruptaki örneklere yüksek güç modunda (1400 mW/cm2) 8 sn süre ile, 3. gruptaki örneklere ekstra yüksek güç modunda (3200 mW/cm2) 6 sn süre ile uygulandı. Daha sonra örnekler 24 saat 37 oC suda bekletildi ve termal siklus uygulandı. Universal test cihazı (Shimadzu Autograph, AGS-J 5 kN, Shimadzu Corporation, Tokyo, Japonya) ile sıyırma dayanıklılığı testi uygulandı. Diş ve braket yüzeyleri, stereo mikroskop (X16 magnifikasyon) ile incelenerek «Adeziv Artık İndeksi» ne göre diş yüzeyinde kalan adeziv miktarı skorlandı. Gruplar arasında bağlanma direnci açısından belirgin fark olup olmadığı tek yönlü varyans analizi (One way ANOVA) ile test edilerek; gruplar arasında bağlanma dayanıklılığı açısından belirgin fark olduğunda hangi grubun farklı olduğu Bonferonni testi ile belirlendi. Bulgular: Gruplar arasındaki istatistiksel değerlendirme sonucunda 1.grup (14.061.73) ile 2.grup (19.072.54) ve 1.grup (14.061.73) ile 3.grup (18.013.10) arasında bağlanma dayanımları açısından anlamlı fark bulunurken (p<0.001), 2.grup (19.07  2.54) ile 3.grup (18.01  3.10) arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Gruplar arasında ARI skorlarında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Gruplar arası en fazla skor 1 (%45.3) gözlendi. Sonuç: Yüksek güçte LED ışık kaynaklarının üç farklı yoğunluk modu ve sürelerde kullanımının braketlerin bağlanma dayanıklılığı üzerinde benzer etkileri gözlendi. Her ne kadar 1000 mW/cm2 yoğunlukta 20 sn kullanımı sonrası sağlanan bağlanma dayanıklılığı değeri diğer gruplardan düşük bulunmuş olsa da, literatürde 6 MPa ve üzerindeki bağlanma dayanıklılığının yeterli olduğu bildirildiği için bu farkın klinik olarak bir önemi bulunmamaktadır. Sonuç olarak; yüksek güçte LED ışık kaynaklarının "Ekstra Yüksek Güç Modu"nda 6 saniye kullanılması ile daha kısa sürede etkin bir polimerizasyon gerçekleştiği ve hasta başında geçirilen sürenin azalması nedeniyle iş gücü ve zaman tasarrufu sağladığı düşünülmektedir.

OrtodontiOrtodontik aygıtlarOrtodontik braketler
Derya Baykal
Ege University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Renk değiştirebilen ortodontik yapıştırıcı kullanımının braket etrafına taşan kompozit miktarına etkisinin taramalı elektron mikroskobu ile incelenmesi

Amaç: Bu in vitro çalışmada amacımız ortodontide kullanılan biri renkli (GrēnglooTM, Ormco ) diğeri mine renginde olan (TransbondTM XT, 3M Unitek ) iki farklı yapıştırıcının yapıştırma sonrası braket etrafında kalan artık yapıştırıcı miktarlarının elektron mikroskobu ile incelenerek karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 30 adet maksiller premolar diş kullanıldı. Dişlerin, elektron mikroskobunda daha iyi görüntü verebilmeleri için mine sement sınırının altından bukkolingual ve okluzogingival yönde kısaltılarak kök ve lingual bölgeleri uzaklaştırıldı. Hazırlanan örnekler konvansiyonel mine renginde yapıştırıcı ve renk değiştirebilen yapıştırıcı olmak üzere iki gruba ayrıldı (n=15). Dişlerin bukkal yüzeylerine metal premolar braketler (Mini Master ®,Orto Sistem, American Orthodontics, ABD) 1. Grupta ışıkla sertleşen renkli ortodontik yapıştırıcı sistemi (GrēnglooTM, Ormco) ile 2. Grupta grupta ışıkla sertleşen mine renginde ortodontik yapıştırıcı sistemi (Transbond XTTM, 3M Unitek, Monrovia, California) ile yapıştırıldı. Braketler diş yüzeyinden söküm pensi aracılığıyla uzaklaştırıldıktan sonra, tüm diş yüzeyleri taramalı elektron mikroskobu aracılığıyla incelendi ve bilgisayar ortamında görüntüleri kaydedildi. IMAGE J programı kullanılarak görüntüler üzerinde dişe ait alanlar görüntüden uzaklaştırıldı ve toplam yapıştırıcı alanı ölçüldü. Ölçümlerden braketin taban alanı değeri çıkartılarak taşan yapıştırıcı miktarı belirlendi. Yapılan istatistiksel değerlendirmede, taşan adeziv miktarı açısından gruplar arasındaki farkın belirlenebilmesi amacıyla Student's t-testi kullanıldı. Bulgular: TransbondTM XT' deki taşma miktarı (1.92±1.420 mm2) ile GrēnglooTM'daki taşma miktarı (0.95±0.632 mm2) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (t(28)=2.418, p=0.006). Buna göre TransbondTM XT grubunda yapıştırıcı taşma miktarı ( =1,9206) GrēnglooTM ( =0,9506) grubuna göre daha fazladır. Sonuç: Renkli yapıştırıcı kullanımı braket etrafına taşan kompozitin daha iyi temizlenmesini sağlayarak polimerizasyon sonrası braket çevresinde kalan artık yapıştırıcı miktarını azaltmaktadır. Anahtar Kelimeler: ortodontik yapıştırıcı, renk değiştirebilen yapıştırıcı, renkli kompozit, taşkın yapıştırıcı, taramalı elektron mikroskobu, SEM.

Dental bondingDental materyallerDental çimentolar+5
Tuğçe Altaş
Ege University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Konvansiyonel ve kendinden bağlanan lingual braket sistemlerinin karşılaştırılması

AMAÇ: Çalışmamızda, konvansiyonel ve kendinden bağlanan lingual braket sistemlerinin, tedavi sonuçlarının 'Amerikan Ortodonti Board' kriterleri, lateral sefalometrik ve dijital model analizleri kullanılarak karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve hasta konforu üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. MATERYAL VE METOD: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran ve Angle Sınıf I anterior çapraşıklık maloklüzyonuna sahip 30 birey (17 kadın, 13 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Randomize olarak oluşturulan iki gruptan 1. gruba STb (Ormco Corporation, Glendora, CA, ABD) konvansiyonel lingual braketleri uygulanırken, diğer gruba GC Experience L (GC Orthodontics, Breckerfeld, Almanya) kendinden bağlanan lingual braketler uygulanmıştır. Her iki aparey grubunda da sırasıyla 0.013, 0.016, 0.016x0.016 Copper Niti teller, 0.016x0.022 Drect tel ve 0.017x0.025 TMA teller kullanılmıştır. Tedavi başlangıcında (T0) ve tedavi sonunda (T8) lateral sefalometrik film ve dijital model kayıtları alınmıştır. Tedavinin 2. gün (T1), 1. hafta (T2) ve her tel değişimi sonrası (T3, T4, T5, T6, T7) dil yüzeyin yaralanmaları skorlanmış ve ağrı düzeyi Visüel Analog Skala (VAS) kullanılarak belirlenmiştir. Lateral sefalometrik röntgenler üzerinde sert ve yumuşak doku sefalometrik ölçümleri Dolphin Imaging Software Version 11.0 (Dolphin Imaging, California, ABD) programı kullanılarak dijital ortamda yapılmıştır. Orthomodel (Version 2.0.206, Türkiye) programı kullanılarak dijital modeller elde edilmiş ve çakıştırılmıştır. Tedavi sonuçlarının incelenmesinde ABO-OGS kriterleri kullanılmıştır. Normal dağılım sağlandığı durumda iki bağımsız grup karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi, sağlanmadığı durumda Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Gruplarda VAS skorları ve dil yaralanması skorlarının zamansal değişimini incelemek amacıyla tekrarlanan ölçümlü varyans analizi kullanılmıştır. BULGULAR: Tedavi sonunda her iki braket grubunda alt keser açılarında anlamlı artış gözlense de gruplar arası fark anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Tedavi sonunda, her iki grupta da overbite miktarı anlamlı derecede azalmıştır (p<0,01). Overjet miktarındaki azalma, hem STb (0,77 mm, p<0,05) hem de GC (1,21 mm, p<0,05) grubunda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Her iki grupta da interkanin mesafe ve ön genişlik artış gösterse de gruplar arası fark anlamsız bulunmuştur (p>0,05). ABO kriterleri açısından, iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). STb ve GC lingual braket gruplarının her ikisinde de en yüksek skorların bukkolingual eğimlerin değerlendirilmesinde verildiği görülmüştür. STb lingual braket grubunda alınan skorlarının en düşük yüzdesini overjet (%1,90) ve interproksimal kontakların (%1,90) değerlendirilmesi alırken, GC lingual braket grubunda da overjetin değerlendirilmesi (%1,70) skorlamalar arasında en düşük yüzdeye sahiptir. Gruplar arasında, zamana bağlı ağrı düzeyi ortalamaları bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p=0,524). Her iki grupta da ağrı düzeyinde, anlamlı değişim 1. ayda başlamıştır. T3 döneminde ağrı düzeyinde azalma görülmektedir. Dil üst yüzeyinde meydana gelen yaralanmalar 1. ayda artış göstermiş, 2.aydan itibaren başlangıç seviyesine yaklaşmıştır. Dil yan yüzeyinde görülen yaralanmalar ise, 1.ayda artarken, 5.aydan itibaren azalma göstermiştir. SONUÇ: İki farklı lingual braket sisteminin etkilerinin değerlendirildiği bu çalışmada, konvansiyonel ve kendinden bağlanan lingual braketlerinin benzer klinik etkilere sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Gün geçtikçe artan estetik beklentilerle ve bu alanda gelişmelerle lingual ortodontik tedavi alanına ilginin artması mümkündür.

DeğerlendirmeOrtodontiOrtodontik aygıtlar+4
Yağmur Lena
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı lingual retainer materyallerinin tedavi sonrası stabilite üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı farklı sabit lingual retainerların mandibula ön bölge dişlerinin stabilitesi ve periodontal doku sağlığı üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya çekimsiz ortodontik tedavi görmüş 140 hasta dahil edilmiştir. Grup 1'deki hastalara 0.0175 inç yedi sarmallı paslanmaz çelik retainer tel, Grup 2'deki hastalara 0.022 x 0.016 inç sekiz sarmallı dead-soft retainer tel, Grup 3'teki hastalara 0.038 × 0.016 inç prefabrike paslanmaz çelik tel ve Grup 4'teki hastalara fiber destekli kompozit retainer tel uygulanmıştır. Tedavi öncesinde, tedavi bitiminde, tedaviden 3 ay, 6 ay, 9 ay ve 12 ay sonra hastaların dijital modelleri elde edilmiştir. Stabiliteyi değerlendirmek için Little'ın düzensizlik indeksi, interkanin mesafe ve ark uzunluğu ölçümleri yapılmıştır. Tellerde görülen bağlantı başarısızlıkları ve kırılmalar değerlendirilmiştir. Periodontal dokuların sağlığını değerlendirmek için ise plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi kullanılmıştır. Little düzensizlik indeksi tüm gruplarda anlamlı artış gösterirmiştir. İnterkanin mesafe Grup 1 hariç diğer gruplarda ve ark uzunluğu tüm gruplarda anlamlı azalma göstermiştir. Bir yılın sonunda Little düzensizlik indeksindeki değişim Grup 2 ve Grup 4'te Grup 1 ve Grup 3'ten anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur. İnterkanin mesafe değişimleri Grup 2 ve Grup 4'te Grup 1 ve Grup 3'ten anlamlı derecede daha fazla azalmıştır. Ark uzunluğu değişimleri arasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bir yılın sonunda retainer tellerinde oluşan kırılmalar Grup 4'te diğer gruplara göre anlamlı olarak daha fazla görülmüştür. Bağlantı başarısızlıkları (yapışkandan ayrılma) ise Grup 2'de diğer gruplara göre anlamlı olarak daha fazla olmuştur. Plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi tüm gruplarda anlamlı artış göstermiştir. Bir yılın sonunda plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi değişimleri değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı bulunmuştur.Çalışmadan elde edilen bulgulara göre lingual retainer yapımında 0.0175 inç yedi sarmallı paslanmaz çelik retainer tel ve 0.038 × 0.016 inç prefabrike paslanmaz çelik telden yapılan retainerın kullanılması tavsiye edilmiştir.

Dental bondingGingivaOrtodonti+2
Şule Nur Metli
Necmettin Erbakan University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Angle sınıf III bireylerde fonksiyonel tedavinin nazofarengeal hava yolu ve kraniyoservikal postür üzerine etkilerinin incelenmesi

Çalışmamızın amacı Angle Sınıf III bireylerde yapılan fonksiyonel tedavilerin büyüme gelişim dönemindeki hastalarda, iskeletsel, dişsel, yumuşak doku değişimlerinin yanı sıra nazofarengeal havayolu ve kraniyoservikal postür üzerine olan etkilerini sefalometrik olarak incelemek ve karşılaştırmaktır. Bu retrospektif çalışmada, Sınıf III monoblok ve Clark Sınıf III twin-blok apareyi benzeri ile tedavi edilen gruplar 2 ana grubu oluştururken, tedavi edilmemiş Sınıf III bireylerden elde edilmiş longitudinal materyal kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Birinci grup monoblok ile tedavi edilen 11 bireyden (ortalama yaş 11,14±1,43), ikinci grup twin-blok ile tedavi edilen 12 bireyden (ortalama yaş 11,42±1,24), kontrol grubu ise tedavi edilmemiş 8 bireyden (ortalama yaş 9,94±1,94) oluşmaktadır. Bireylerin seçiminde tüm bireylerin fonksiyonel Sınıf III malokluzyona ve ön çapraz kapanışa sahip olmasına, Angle Sınıf III molar ve/veya kanin ilişki göstermesine, gelişim paterninin high angle olmamasına, büyüme dönemi içinde olmasına ve geçmiş ortodontik tedavi hikayesi olmamasına dikkat edilmiştir. Birinci grup, ortalama 14,5 ay süre ile monoblok ile tedavi edilirken, ikinci grup ortalama 14 ay süre ile twin-blok ile tedavi edilmiştir. Tedavi etkilerini değerlendirmek için Grup 1 ve 2'de fonksiyonel aparey uygulanmadan önce (T1) ve aparey çıkarıldıktan sonra (T2); Grup 3'te ise tedavi uygulanmadığı için yalnızca büyüme gelişimin etkilerini takibi amacıyla ortalama 10 ay süre ara ile elde edilmiş T1 ve T2 materyalleri kullanılmıştır. Lateral sefalometrik röntgenlerde yapılan ölçümlerin değerlendirilmesinde T1-T2 periyotları arası değişimlerin karşılaştırılmasında Eşleştirilmiş T-testi kullanılmış, gruplara göre ölçümlerin karşılaştırılmasında Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) yapılmıştır. Varyans analizini takiben farklı grupları belirlemede Duncan testi kullanılmış ve hesaplamalarda istatistik anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Sınıf III monoblok ve twin-blok apareyleri ile SNA değerinde anlamlı bir artış ve SNB değerinde anlamlı bir azalma kaydedilmesi ile birlikte ANB değerinde anlamlı bir artış kaydedilirken; Sınıf III monoblok apareyi ile maksilla (A-Tvert. değeri) anlamlı bir şekilde öne gelirken, Sınıf III twin-blok apareyi ile mandibula (B-Tvert. değeri) anlamlı bir şekilde geri gelmiştir. Tedavi edilmiş her iki grupta da üst kesici dişlerde devrilme hareketi ile gerçekleşen protrüzyon ve proklinasyon meydana gelirken, alt kesici dişlerde anlamlı bir retrüzyon ve retroklinasyon meydana gelmemiştir. Hem tedavi hem de kontrol grubunda hava yoluna ait doğrusal ölçüm miktarları artmış, fakat bu artış tedavi grubunda daha anlamlı bulunmuştur. Hava yoluna ait alan ölçüm sonuçlarına göre monoblok ve twin-blok grubunda anlamlı bir artış, kontrol grubunda ise anlamlı olmayan bir artış kaydedilmiştir. Kraniyoservikal açıların ölçümlerinde monoblok ve twin- blok grubunda anlamlı artışlar görülürken, kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. Bu değişiklik tedavi gruplarında başın ekstansiyonu ile sonuçlanmakta, Angle Sınıf III maloklüzyonun tedavisi ve kalıcılığı açısından önemli olmaktadır. Bu postüral değişiklikler ile birlikte monoblok ve twin-blok gruplarındaki nazofarengeal hava yolu alanındaki artış beraber değerlendirildiğinde, büyüme gelişim döneminde fonksiyonel tedavinin etkilerinin postüral ve nazofarengeal hava yolu alanındaki değişimler açısından önemi net olarak görülmektedir.

DuruşFarenksMaloklüzyon+4
Emre Ayyıldız
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodonti hastalarında konjenital diş eksikliği prevelansı: Epidemiyolojik çalışma

Bu retrospektif çalışmanın amacı; Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinde bulunan, 1981 yılı ile 2021 yılı arasında başvuran 10 ile 16 yaş arasındaki X (1965- 1979), Y (1980-1999), Z (2000- ) jenerasyonlarına ait bireylerin panoramik radyografilerinin incelenerek, konjenital diş eksikliği oranını istatistiksel olarak belirlemektir. Bu çalışmada 413 bireyin (265 kadın; 148 erkek) panoramik radyografileri incelenmiş ve diş eksikliği prevalansı %28,9 (hipodonti % 27,9; oligodonti %1,0) olarak saptanmıştır. Bu çalışmada agenezis vakalarının %62,93'ünü kadınlar, %37,07'sini erkekler oluşturmaktadır. Kadınlarda diş agenezisinin erkeklerden daha fazla saptanmasına rağmen, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). En çok konjenital olarak eksik olan dişler sırasıyla; sağ maksiller, sol maksiller, sol mandibular ve sağ mandibular üçüncü molar dişler, mandibular ikinci premolar dişler, maksiller lateral dişler ve üst birinci premolar dişler olarak bulunmuştur. Bu çalışmada Angle Sınıf I, Sınıf II ve Sınıf III maloklüzyonlarında diş eksikliği görülme prevelansı sırasıyla %9,1, %11,7 ve %7,7'dir. Diş eksikliği miktarı ile Angle sınıflamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamasına (p>0,05) rağmen; en fazla diş eksikliği Angle Sınıf II maloklüzyon vakalarında bulunmuştur. Bu çalışmada X jenerasyonuna ait 70 bireyin diş agenezisi incelendiğinde 16 bireyde (%13,4) konjenital diş eksikliği tespit edilmiştir. Y jenerasyonuna ait 169 bireyin diş agenezisi incelendiğinde 47 bireyde (%39,5) konjenital diş eksikliği tespit edilmiştir. Z jenerasyonuna ait 174 bireyin diş agenezisi incelendiğinde 56 bireyde (% 47) konjenital diş eksikliği tespit edilmiştir. Bu çalışmaya katılan X, Y ve Z jenerasyonuna ait bireylerin diş eksikliği miktarı ile jenerayonlar arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamasına (p>0,05) rağmen; Y jenerasyonuna ait bireylerin diş eksikliği miktarının X jenerasyonuna göre daha fazla, Z jenerasyonuna ait bireylerin diş eksikliği miktarının hem Y jenerasyonundan hem de X jenerasyonundan daha fazla olduğu saptanmıştır. Bu çalışmaya katılan X, Y ve Z jenerasyonuna ait bireylerin üçüncü molar agenezisi miktarı ile jenerayonlar arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamasına (p>0,05) rağmen; Y jenerasyonuna ait bireylerin üçüncü molar agenezisi miktarının X jenerasyonuna göre daha fazla, Z jenerasyonuna ait bireylerin üçüncü molar agenezisi miktarının hem Y jenerasyonundan hem de X jenerasyonundan daha fazla olduğu bulunmuştur. Bu çalışmanın bulguları göz önüne alındığında; üçüncü molar diş agenezisiyle jenerasyonlar arasındaki diş eksikliği miktarındaki artışın, insanlığın evrim sürecinin devam ettiğine ait teorileri destekleyebileceği sonucuna varılmıştır.

HipodontiKonjenital anomalilerOrtodonti+7
Gözde Gür
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rehber eşliğinde minivida uygulamasının hasta konforu ve klinik başarı açısından etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı direkt minivida uygulamasına göre rehber eşliğinde minivida uygulamasının etkinliğini hasta konforu ve klinik başarı açısından karşılaştırmaktır. Yöntem: Split-mouth tasarlanan çalışmamıza üst birinci premolar çekim endikasyonuna sahip maksimum ankraj gereksinimi bulunan 34 hasta dahil edilmiştir. Hastaların ikinci premolar ve birinci molar diş kökleri arasına kanin distalizasyonu aşamasında 1,5 mm çap ve 8 mm uzunluğundaki minividalar ankraj amacıyla uygulanmıştır. Basit randomizasyon yöntemiyle hangi tarafta rehber eşliğinde minivida uygulanacağına karar verilmiştir. Rehber, 0.021x0.025 ve 0.019x0.025 inç paslanmaz çelik teller ve 0.022 slot double tüp kullanılarak manuel olarak hazırlanmıştır. Direkt ve rehber eşliğinde minivida uygulamalarının süre, konfor ve tekrarlanabilirlik açısından etkinliğini karşılaştırmak amacıyla minivida uygulamasından hemen sonra hastalara ilk izlenim anketi doldurtulmuştur. Ağrı düzeyini değerlendirmek için hastalardan bir ay boyunca VAS değerleri alınmıştır. Ayrıca her iki uygulamaya ait klinik işlem süreleri kaydedilmiştir. Minividaların başarı oranını değerlendirmek amacıyla hastalar kanin distalizasyonu boyunca takip edilmiştir. Veriler istatiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: İlk izlenim anketi kapsamında sadece algılanan süre parametresi açısından uygulamalar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,001). Algılanan süreye benzer şekilde klinik işlem süresi de rehber eşliğinde minivida uygulamasında daha fazla bulunmuştur (p<0,05). Her iki uygulama arasında VAS değerleri ve minivida başarı oranları açısından anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Sonuç: Rehber eşliğinde minivida uygulaması konfor, tekrarlanabilirlik ve ağrı açısından direkt uygulamaya benzer sonuçlar göstermiştir. Rehber kullanımı minivida başarı oranını anlamlı derecede etkilememiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, başarı, konfor, minivida, rehber

AğrıKonforMini vidalar+2
Alp İlgenli
Pamukkale University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mikro-osteoperforasyon uygulama sıklığının kanin distalizasyonu aşamasında etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı kanin distalizasyonu boyunca farklı mikro osteoperforasyon (MOP) uygulama sıklığının ortodontik diş hareketi, kök rezorbsiyonu, ağrı hassasiyeti ve periodontal sağlık üzerine etkilerini incelemektir. Yöntem: Split-mouth çalışmamıza dahil edilen 33 hasta MOP uygulama sıklıklarına göre üç gruba (4, 8 ve 12 hafta) ayrılmıştır. MOP uygulanmayan taraf kontrol kabul edilmiştir. Kanin distalizasyonu miktarı dijital modeller kullanılarak ölçülmüş ve kök rezorbsiyonunu değerlendirmek için panoramik radyografiler alınmıştır. Ağrı düzeyi 4 haftada bir işlem günü, 1., 7., 14. ve 28. gün VAS ile değerlendirilmiştir. Periodontal sağlığı değerlendirmek için plak indeksi, gingival indeks ve cep derinliği ölçümleri yapılmıştır. Çalışmamızda veriler Mann Whitney U, Kruskall Wallis ve Ki-kare testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Kontrol tarafı ile kıyaslandığında farklı sıklıklarda MOP uygulanan gruplar arasında distalizasyon miktarı ve kök rezorbsiyonu açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. MOP uygulamasının son ay haricinde hastaların işlem günü ağrı düzeyini anlamlı derecede arttırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca 8 haftada bir MOP uygulanan grubun ikinci uygulamadan 1 gün sonra ağrı düzeyinde anlamlı derecede artış gözlenmiştir. Gruplar arasında periodontal ölçümler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sonuç: MOP uygulama sıklığı kanin distalizasyonu sırasında diş hareketi miktarını, kök rezorbsiyonunu ve periodontal sağlığı etkilememiştir. MOP uygulaması ilk günlerde hafif ağrıya yol açsa da ağrının hızla azaldığı hatta birinci günün sonunda tamamen kaybolduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kanin distalizasyonu, mikro-osteoperforasyon, sıklık

AğrıDiş hareketleriKök rezorpsiyonu+3
Merve Çakır
Pamukkale University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı şekillerde üretilen dijital indirekt bonding plaklarının braket konumu doğruluğu açısından klinik olarak değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı dijital teknik kullanılarak direkt ve indirekt şekilde üretilen bonding plaklarını braket konum doğruluğu açısından klinik olarak karşılaştırmaktır. Çalışmaya tüm daimi dişleri sürmüş 28 hasta dahil edilmiş ve split-mouth çalışma dizaynı ile braketler konumlandırılmıştır. Dijital ortamda braketlerin pozisyonlandırıldığı ilk model ve bonding işlemi gerçekleştirildikten sonra elde edilen braketli dijital modeller GOM Inspect programı kullanılarak çakıştırılmış ve braketlerde meydana gelen lineer ve açısal transfer hataları hesaplanmıştır. Çalışmamız sonucunda elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Direkt ve indirekt dijital teknikle yapıştırılan braketlerde meydana gelen lineer transfer hatası değerleri, bukkolingual yönde en düşük, insizogingival yönde en yüksek bulunurken; açısal transfer hata değerleri rotasyon ölçümlerinde en düşük, tork ölçümlerinde en yüksek değerleri göstermiştir. Her iki teknikte de açısal transfer hataları lineer transfer hatalarından daha fazla bulunmuştur. İnsizogingival, bukkolingual ve rotasyon ölçümünde meydana gelen transfer hatası; indirekt teknik ile yapıştırılan braketlerde direkt teknikle yapıştırılan braketlere göre anlamlı derecede daha yüksektir. Her iki teknikte de braketlerin çoğunluğu meziodistal yönde meziale, insizogingival yönde insizale ve bukkolingual yönde bukkale doğru yer değiştirmiştir. Açısal ölçümlerde de braketlerin çoğu meziale doğru tipping ve rotasyon yapmıştır. Direkt dijital teknikle yapıştırılan braketlerin çoğu palatinal kron torku alırken, indirekt dijital teknikle uygulanan braketlerin çoğu bukkal kron torku almıştır. Farklı şekillerde elde edilen dijital transfer plaklar braket konum doğruluğu açısından güvenilir sonuçlar gösterse bile direkt teknikle elde edilen transfer plaklar daha başarılı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Braket, Dijital indirekt bonding, Transfer plağı

KonumlandırmaOrtodontiOrtodontik aygıtlar+2
Ezgi Çakır
Pamukkale University · Institute of Health Sciences
2023
00

Related subjects