Heart

248 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Serum salusin b düzeyleri ile koroner yavaş akım ilişkisi

Koroner Yavaş Akım (KYA) mikrovasküler ve endotelyal disfonksiyon, yaygın ateroskleroz, inflamasyon, trombosit disfonksiyonu gibi durumlara bağlanmasına rağmen patofizyolojisi henüz netliğe kavuşmamıştır. Son çalışmalar Salusin-β'nın, aterosklerozun patofizyolojik süreçleri üzerinde etkisi olduğunu göstermiştir. Bu nedenle Salusin-β'nın KYA ile potansiyel bir bağlantısı olup olmadığını araştırdık.Çalışmamıza KYA tanısı almış 39 olgu ile sağlıklı 40 olgu dahil edildi. Yavaş akım ve kontrol grubunun karekteristik özellikleri karşılaştırıldığında; yaş, vücut kitle indeksi, sistolik kan basıncı, diyabet, hiperlipidemi, sigara içme oranları düzeyleri benzer idi (Tüm p değerleri > 0.05).Erkek cinsiyet oranı, diyastolik kan basıncı, hipertansiyon bulunma oranları (Tüm p değerleri < 0.05), yüksek duyarlı C- reaktif protein (2.80 ± 1.6'e karşın 2.21±1.2 mg/dl, p=0.011) hem de Salüsin beta (1205 [ 330-2092 ]'e karşın 162 [29-676], pg/ml, p<0.001) değerleri yavaş akımlı grupta anlamlı olarak daha yüksek idi. Her iki grubun anjiografik görüntü kare sayısı (GKS) değerleri karşılaştırıldığında; Sol ön inen koroner arter GKS (27.8 ± 9'e karşın 19.7± 3.7, p<0.001), Sirkümfleks arter GKS (22.7 ± 10'e karşın 15.6± 3.2, p<0.001), Sağ koroner arter GKS (23 ± 7'e karşın 13 ± 3, p < 0.001) ve ortalama GKS (24.8 ± 5.4'e karşın 16.7± 3.7, p<0.001) yavaş akımlı grupta kontrol grubuna göre oldukça fazla idi. Serum salusin-β ile ortalama görüntü kare sayısı arasında iyi bir korelasyon vardı (R2=0.426; p>0.001). Tek ve çok değişkenli lojistik regresyon analizine alındığında sadece vücut kitle indeksi (Unstandartized Beta ± SE = 0.178 ± 0.08, p = 0.036) ve serum Salüsin beta düzeyleri (Unstandartized Beta ± SE = 0.006 ± 0.01, p <0 .001) KYA'nın öngördürücüsü olarak saptandı. ROC analizi yapıldığında 516 pg/ml'nin üzerindeki serum salüsün beta değerleri %79.5 duyarlılık ve % 85.7 özgüllük ile KYA'nın varlığını öngördürmekteydi. Sonuç olarak, serum salusin-β düzeyleri KYA'nın varlığı gösteren en önemli biyokimyasal belirteçlerden biridir. KYA'nın patofizyolojisinde serum salusin-β'nın gerçek bir rolü vardır.

AterosklerozEndotelyum-vaskülerKalp+6
Fatma Aydın
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mitral kapak cerrahisi uygulanan hastalarda kardiyopulmoner bypass süresinin post-operatif renal fonksiyonlar üzerine etkilerinin araştırılması

Amaç: Kardiyak cerrahi sonrası gelişen akut böbrek hasarı mortalite ve morbidite oranları ile sonuçlanmaktadır. Çalışmanın amacı kardiyopulmoner bypass süresinin böbrek fonksiyonları üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntemler: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği'nde 2010-2019 yılları arasında median sternotomi ile mitral kapak cerrahisi uygulanan 80 hasta yaş, cinsiyet, ameliyat öncesi ve sonrasındaki serum üre ve kreatinin değerleri, yapılan ameliyat, kardiyopulmoner bypass (KPB) süresi açısından incelendi. İstatistiksel analiz için Bağımsız Örneklem T ve Ki-Kare testleri uygulandı. Bulgular: Çalışma grubundaki 25'i (%31,3) erkek ve 55'i (%68,7) kadın hastanın yaş ortalaması 56.8±10,7 yıl idi. Ameliyat öncesi ortalama serum üre ve kreatinin değerleri 40,6±17,3 ve 0,91±0,25 mg/dl iken ameliyat sonrası dönemde aynı değerlerin ortalaması sırasıyla 45,2±16,9 ve 1,1±0,36 mg/dl olarak saptandı. En sık yapılan mitral kapak cerrahisinin mitral kapak replasmanı (n= 55, %68,8) olduğu görüldü. Ortalama KPB süresi 85,6±17,3 (aralık= 60-137) dakika idi. Ameliyat sonrası böbrek fonksiyonları değerlendirildiğinde tüm hastaların AKIN (Acute Kidney Injury Network) sınıflamasına göre Evre 1 olduğu saptandı. KPB süresinin uzaması ile ameliyat sonrası daha yüksek serum üre ve kreatinin değerlerinin saptanması arasında belirgin bir ilişki saptandı (P< 0,05). Sonuç: KPB süresinin kısaltılması yönündeki çabalar mitral kapak cerrahisi sonrasında gelişebilecek akut böbrek hasarını önlemede faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Mitral kapak cerrahisi, kardiyopulmoner bypass süresi, renal fonksiyon, akut böbrek hasarı

Akut böbrek hasarıBöbrek fonksiyon testleriKalp+4
Ümmügülsüm Yıldırım
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çeşitli anesteziklerin kalp ve beyin oksitosin sistemi üzerine etkisi

Oksitosin çok yönlü bir hormondur ve bilinenin aksine sadece annelik, doğum gibi durumlarla değil, aynı zamanda vücudun farklı sistemleri, organları ve hatta kişinin sosyal ilişkileri ve psikolojik süreçleri üzerinde de etki sahibidir. Biz de çalışmamızda klinikte yaygın olarak kullanılan ketamin, propofol, fentanyl'nin beyin ve kalp oksitosin sistemi üzerine etkisini ve oksitosinin beyin çekirdekleri ve kalpteki oksitosin reseptörleri yoluyla etki mekanizmasını araştırdık. Çalışmamızı 24 sıçanla Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi deney hayvanları laboratuvarında gerçekleştirdik. 24 adet Spraque dawley cinsi 250-350 gr ağırlığında erkek sıçanları kullandık. Sıçanlar kontrol, ketamin, fentanyl ve propofol olmak üzere 4 gruba ayrıldı ve her gruba etkin dozlarda (ketamin için 75 mg/ kg, fentanyl için 0.2-0.5 ml/kg, propofol içinse 2 mg/kg) ilgili ilaçlar verildi, 10 dk sonra sakrifiye edilerek ötanazi uygulandı. Alınan serum, hipotalamus ve sağ atriyum örneklerinin oksitosin oranları değerlendirildi. Değerlendirilme sonucunda kontrol grubuyla Ketamin grubu arasında beyin, kalp ve serum değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Fentanyl grubu ise Kontrol grubuyla kıyaslandığında kalp oksitosin düzeyi anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (P=0,024). Propofol grubu ve diğer gruplar arasında yapılan kıyaslamada, kalp oksitosin düzeyi hem kontrol grubuna göre hem de ketamin grubuna göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur(P=0,000). Ayrıca propofol grubu kalp oksitosin/protein düzeyi hem kontrol grubuna göre (P=0,004) hem de Ketamin grubuna göre (P=0,001) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Çalışmamızla ortaya koyduğumuz sonuçlar farklı parametrelerle yapılacak deneysel hayvan modellerinde veya insanlarda gerçekleştirilecek deneysel araştırmalarda çalışılan anesteziklerin beyin ve kalp oksitosin sistemine etkisi daha net ortaya konabilecek ve oksitosinin kardiovasküler sistem ile bağlantılarının daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

AnestetiklerAnestezi ve analjeziBeyin+5
Berkay Öztürk
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mıkro AF'li hastalarda natriüretik peptid düzeyleri ve ekokardiyografi bulgularının incelenmesi

Kısa süreli irregüler atrial aktivite olarak tanımlanan mikro-AF, önemli bir mortalite ve morbidite nedeni olan atriyal fibrilasyon (AF) için prediktördür. Fakat mikro-AF tanısı poliklinik şartlarında gözden kaçabilmektedir. Çalışmamızın amacı laboratuvar, elektrokardiyografik ve ekokardiyografik bulguların mikro-AF için tahmin edilebilirliğinin araştırılmasıdır. Mikro-AF, 30 saniyeden kısa süren, ≥5 ardışık supraventriküler atım epizotları ve p dalgalarının tamamen yokluğu ile ani başlayan düzensiz taşikardi olarak tanımlandı. 24 saatlik ritim Holter analizinde Mikro-AF saptanan ve olmayan hastalar olarak iki grup oluşturuldu. İki grubun laboratuvar parametreleri, elektrokardiyografik ve ekokardiyografik bulguları karşılaştırıldı. Mikro AF saptanan 45 hasta ve kontrol grubuda 45 hasta olmak üzere toplam 90 hasta çalışmamıza dahil edildi. Serum Troponin T (13,09±11,45 ng/dl ve 4,41±2,46 ng/dl; p<0,001 ) ve pro-BNP (375,57±636,68 pg/ml ve 63,19±56,82 pg/ml; p<0,001) Mikro AF grubunda daha yüksek saptandı. Serum ANP değerleri ise (160,19±83,94 ng/L ve 278,63±196,51 ng/L; p<0,001) kontrol grubunda daha yüksek saptandı. Mikro-AF tanısı için %91,1 sensivite ve %73,3 spesifite ile 63,4 pg/dl Pro-BNP cut-off değerini bulduk. Serum Pro-BNP düzeyindeki her 1 pg/dl artış Mikro-AF riskini %1.8 arttırıyordu. EKG değerlendirilmesinde P-max (113,00±10,25 ve 98,00±10,47; p<0,001), P-min (73,89±5,53 ve 70,00±6,39; p<0,001) ve P-dd (39,11±7,93 ve 28,00±7,64; p<0,001) sürelerinin Mikro-AF grubunda daha uzun olduğu görüldü. Ekokardiyografi bulgularında ise Mikro-AF grubunda sol ventrikül septum duvar kalınlığı (11.14±1.37 and 9.65±2.65 mm; p=0.003), arka duvar kalınlığı (12,13±6,58 and 9,78±2,63 mm; p=0.002) ve sol atriyum çapı ( 35,92±1,30 and 34,62±1,77mm; p<0.001) daha fazla saptandı. Mikro-AF grubunda mitral A dalga hızı (0,79±0,18 and 0,71±0,13 cm/h; p=0.019) daha yüksek, 6 bölgeden ölçülen e' ve s' dalga hızları daha düşük ve E/e' oranları daha yüksek izlendi.Atriyal elektro-mekanik gecikme süreleri Mikro AF grubunda belirgin daha yüksek saptandı.Mikro-AF için %93,3 sensivite ve %91,1 spesifite ile 18,5 saniyelik Lateral triküspit PA cut-off değeri saptandı; %95,6 sensivite ve %75,6 spesifite ile 11,5 saniyelik Lateral Septal PA cut-off değeri saptandı. Sonuç olarak polikliniğe çarpıntı şikayeti ile başvuran hastalarımızda serum pro-BNP, troponin seviyeleri, EKG değerlendirilmesinde P-max, P-dd süreleri, ekokardiyografik değerlendirmede sol atriyum çapı, E dalga hızı, A dalga hızı, e' ölçümü, E/e' oranı ve AEMD sürelerinin ölçümü AF hastalarını erken tanımamıza olanak sağlayabilir.

Atriyal fibrilasyonAtriyal fonksiyonAtriyal natriüretik faktör+3
Hüseyin Aykaç
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Siirt yöresinde neonatal kuzu ishallerinde D-dimer, NT-proBNP ve kardiyak enzimlerin ölçülmesi ve aralarındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, neonatal dönemdeki kuzularda ishalin, kardiyak enzimler, bazı biyokimyasal ve hematolojik parametreler üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yeni doğan ishalli kuzuların kalp parameterlerini değerlendirmek için ELISA yöntemiyle kardiyak biyobelirteçlerden olan serum DD, NT-proBNP, cTn-I, CK, CK-MB, AST ve CRP konsantrasyonları ölçüldü. Bu araştırmanın hayvan materyalini, Siirt Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesine getirilen 0-28 gün aralığındaki ishalli 50 kuzu hasta grubu, aynı yaş aralığındaki klinik olarak sağlıklı ve hızlı ishal test kitleriyle etken yönünden negatif olan 20 kuzu kontrol grubu olmak üzere toplam 70 adet kuzu oluşturdu. Hızlı test kitleriyle dışkıda belirlenen etkenlerden Clostridium perfringens %38, Clostridium perfringens ve Epsilon birlikte %22, Cryptosporidium parvum %16, Clostridium perfringens ve Cryptosporidium parvum birlikte %14, Epsilon toksini ise %6 oranında bulundu. Ayrıca 3 etkenin birlikte seyrettiği iki hasta kuzunun birinde Clostridium perfringens, Cryptosporidium parvum ve Epsilon toksini bulunurken diğerinde ise Clostridium perfringens, E. coli ve Rotavirüs miks olarak seyrettiği görüldü. Hematolojik muayene yönünden kontrol ve hasta grubu arasında yapılan karşılaştırmada kontrol grubuna kıyasla hasta grubundaki WBC ve MCHC değerlerinde önemli (p<0,01, p<0,001) derecede artış saptandı. Buna karşılık RBC, HGB, HCT, MCV, PLT ve PCT değerlerinde kontrol ve hasta grupları arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Kontrol ve hasta grupları arasında serum AST, CK, CK-MB, cTn-I, D-Dimer ve NT-proBNP düzeyleri bakımından önemli bir fark tespit edilmedi. Ancak CRP aktivitelerinde kontrol grubuna kıyasla hasta grubunda önemli (p<0,05) derecede yüksek olduğu görüldü. Sonuç olarak, hasta kuzularda biyokimyasal parametreler, CRP dışında her ne kadar istatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da sağlıklı kuzulara kıyasla hasta kuzularda gözle görülebilir bir artış olması kalp hasarının varlığının ortaya konulması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Ayrıca ishalli neonatal kuzularda yapılan bu çalışma, literatür taraması neticesinde, bu anlamda bir ilk olma niteliğinde olması ve daha sonraki yapılacak çalışmalara ışık tutması yönünden önemli olabileceği kanısına varılmıştır.

BiyobelirteçlerD-dimerDiyare+7
Vedat Baldaz
Siirt University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mühtedî sûfîlerin kalp, nefs ve ruh ile ilgili görüşleri

İnsan, fizikî bir varlık olmanın ötesinde mânevî unsurları barındıran bir canlı olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla o, bir yönüyle şûhûd âleminin, diğer bir yönüyle gayb âleminin üyesidir. İnsan, bedeniyle bu dünyaya bağlanırken kalp, nefs, rûh ve akıl gibi görünmez parçalarıyla gayb âlemine bağlanır. İnsanın metafizik unsurları; duygu, düşünce ve davranışlarını şekillendiren merkezî bir konumda olduğundan insanlık tarihinin en dikkat çekici konuları arasında yer almıştır. Son zamanlarda psikoloji alanında yapılan araştırmalarda sık sık yer bulan kalp, nefs ve rûh, İslâm düşüncesinde ilk dönemlerden itibaren hakettiği ilgiyi görmüş, en derin tahlillere tabi tutulmuştur. Söz konusu unsurlar, İslâmî literatürde özellikle tasavvuf câmiâsının kaleme aldığı eserlerde göze çarpmaktadır. Kuşkusuz bu, Kur'ân-ı Kerîm ve hadîs-i şeriflerin; kalp, nefs, rûh, kalbin halleri, hastalıkları, tezkiyesi ve idrâkine dair özel vurgularından beslenen bir yönelimdir. Son dönemlerde ise tasavvuf vasıtasıyla İslâm'la şereflenen kimi Batılı entelektüellerin benzer konularda eser telif ettikleri göze çarpmaktadır. Bu çalışma Batı kültürüyle yetişmiş ve hayatlarının bir döneminde tanıştıkları sûfî, gönül erbâbı kimseler vesilesiyle hidâyete ermiş dört Batılı entelektüelin kalp, nefs ve rûh ile ilgili görüşlerini konu edinmektedir. Araştırmanın temel amacı; İslâm düşünce geleneğinde sıklıkla işlenen ve insanın mânevî yolculuğunda ana değişkenleri oluşturan kalp, nefs ve rûhun insanın tekâmül yolculuğundaki işlevini mühtedî sûfîler üzerinden ortaya koymaktır. Çalışma aynı zamanda tasavvuf geleneğinde yer alan kalp, nefs ve rûh ile ilgili görüşleri kapsamaktadır. Buradaki amaç; mühtedî sûfîlerin görüşlerinin, gelenekte yer alan görüşlerle uygunluğunu değerlendirmek ve mühtedîlere tesir eden sûfîleri tespit etmektir. Araştırma neticesinde kalp, nefs ve rûh kavramlarının, mühtedî bireylerin içsel dönüşüm süreçlerinde ve yeni kimlik inşasında merkezî bir noktada yer aldığı görülmüştür. Mühtedî müelliflerin kitaplarından derlenen görüşlerin, tasavvuf kaynaklarında ortaya konan görüşlerle uyum içinde olduğu tespit edilmiştir. Mühtedîler üzerinde, özellikle ilâhî aşk ve sevgi konusunda Mevlânâ'nın etkisi dikkati çekmiş; varlık ve yaratılış hakkındaki algının, vahdet-i vücûd öğretisi etrafında şekillendiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada ağırlıklı olarak nitel araştırma yöntemi kullanılmış, ilk olarak söz konusu sûfîlerin hayatı kısaca ele alınmış, sonrasında çalışma boyunca okura eşlik edecek olan bazı kavramlar üzerinde durulmuş, son olarak insanı olgunlaştıran, kemâle erdiren, insân-ı kâmili gün yüzüne çıkaran basamaklar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mühtedi, sufi, kalp, nefs, ruh.

KalpMühtediNefs+2
Talan Kurşun
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastaların taburculuk sonrası telefon ile izlenmesinin bakım sonuçlarına etkisi

Günümüzde toplumsal alışkanlıklar, yoğun sigara kullanımı ve stres gibi nedenlerle kalp hastalıkları, en sık yaşanan sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Koroner Arter Bypas Greft (KABG) cerrahisi yapılan en yaygın ve maliyetli tıbbi prosedürlerden biridir. KABG sonrası yaşamı veya yaşam kalitesini tehdit edecek önemli komplikasyonlar görülebilir. Bu komplikasyonları önlemek veya erken dönemde tanılamak iyi bir hemşirelik bakımıyla mümkündür. Planlı bir hemşirelik bakımı iyi bir taburculuk eğitimini de kapsar. Hastaların taburculuk sonrası evde gereksinimlerinin belirlenmesi telefon hemşireliği ile yapılabilir. Bu çalışma; koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastaların taburculuk sonrası telefon ile izlenmesinin bakım sonuçlarına etkisini belirlemek, öğrenme gereksinimlerini belirlemek, komplikasyonları belirlemek ve önlemek amacıyla SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kalp Damar Cerrahisi Servisi'nde yatan ve taburcu olan 60 hasta üzerinde tek gruplu yarı deneysel olarak yapıldı. Hastalara taburcu olmadan önce klinik rutinde verilen taburculuk eğitimi sırasında araştırmacı tarafından hazırlanan Hasta Tanılama Formu dolduruldu. Taburculuk sonrası hastalar telefonla aranarak yine araştırmacı tarafından hazırlanan Telefonla Hasta Gereksinimleri Saptanması Anketi dolduruldu. Çalışmaya katılan hastaların %11,7'si (7 hasta) 50 yaş ve altında, %73,3'ü (43 hasta) 51-70 yaş arasında, %15'i (10 hasta) ise 71 yaş ve üzerinde, %63,3'ü (38 hasta) erkek, %36,7'si (22 hasta) kadındı. Hastaların %96,7'sinin (58 hasta) taburculuk sonrası evde bakım verecek yakını bulunurken, %3,3'ünün (2 hasta) bulunmamaktaydı. Taburculuk sonrası hastaların telefonla izleminde 41,2±5,4 dk görüşme sağlandı. Görüşmeler sonucunda; hastaların %75'i yara yeriyle ilgili, %56,7'si ağrı ile ilgili, %41,7'si solunumla ilgili sorunları olduğunu bildirdi. Araştırmacı tarafından sorun bildiren hastalara telefonla danışmanlık yapıldı. Hastaların görüşmelerden memnun olduğu gözlemlendi. Sonuç olarak telefonla hasta gereksinimlerinin saptanmasının hasta bakım sonuçlarına olumlu etkileri olduğu gözlemlendi.

Hasta bakımıHasta takibiHemşirelik+7
Ömer Emre
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akut koroner sendrom tanılı bireylerin uyku kalitesi, yorgunluk, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, akut koroner sendrom (AKS) tanılı hastaların AKS tanısı ile hastaneye yatmadan önce son bir hafta içindeki uyku kalitesi, yorgunluk, fiziksel aktivite düzeyi, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon düzeylerini belirlemek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Araştırmanın evrenini hastane acil servisine başvurup AKS tanısı alan hastalar oluşturdu. Çalışmaya AKS tanılı 42 hasta ve 42 sağlıklı birey dahil edildi. Yaşam kalitesi, MacNew Kalp Hastalığına Özgü Yaşam Kalitesi Anketi (MacNew); fiziksel aktivite düzeyi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (UFAA-KF); anksiyete ve depresyon durumu, Hastane Anksiyete Depresyon Skalası (HADS); uyku problemleri, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ); yorgunluk semptomu, Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda AKS tanılı hastalar ile kontrol grubunun; Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Formunun (UFAA-KF) tüm alt parametreleri ve toplam MET değerleri benzerdi (p>0,05). Ancak AKS grubunun düzenli fiziksel aktivite yapma alışkanlığı kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,05). AKS tanılı hastaların; MacNew anketine ait tüm puanları kontrol grubundan daha düşüktü ve yaşam kalitelerinde azalma olduğu saptandı (p<0,001). Kontrol grubunda HADS anksiyete ve depresyon puanlarının AKS grubundan daha düşük olduğu bulundu (p<0,001). PUKİ sonuçlarına göre AKS grubunda; öznel uyku kalitesi, uyku latansı, uyku süresi, alışılmış uyku etkinliği ve uyku bozukluğu daha kötü; uyku ilacı kullanımı ile gündüz işlev bozukluğu daha belirgindi (p<0,05). YŞÖ puanları dikkate alındığında; yorgunluğun AKS tanılı hastalarda sağlıklı kontrollerden daha fazla olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç olarak; AKS tanılı hastalarda yaşanan AKS olayından önce yakın dönemde uyku kalitesinde bozulma, yorgunluk, anksiyete ve depresyon semptomları ortaya çıktığı ve yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilendiği saptandı. Anahtar Kelimeler: Akut koroner sendrom; Depresyon; Yaşam kalitesi; Yorgunluk; Uyku kalitesi

Akut koroner sendromFiziksel aktiviteKalp+5
Şeyma Tuğçe Erkan
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Kolşisinin deneysel septik şok modelinde gözlenen mezenterik hipoperfüzyon, organ hasarı ve sistemik inflamasyona etkileri

Sepsis, dünya genelinde ölümlerin önde gelen nedeni olmaya devam etmektedir. Tedavi ve sağ kalım oranının iyileştirilmesine yönelik yoğun araştırmalara rağmen, sadece birkaç yeni etkili tedavi tanımlanmıştır. Bir bitkisel alkaloid olan kolşisin, gut ataklarını ve birçok inflamatuar durumu tedavi etmek için kullanılır. Literatürde, farklı dozlarda kolşisinin LPS ile oluşturulan sıçan sepsis modeli üzerine etkileri hakkında bilgiye rastlanmamıştır. Bu çalışmada sıçanlarda LPS ile oluşturulan deneysel sepsis modelinde farklı dozlarda kolşisinin kısa dönem etkilerinin değerlendirmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, 3 farklı dozdaki (0.5, 1 ve 5 mg/kg) kolşisin tedavisinin, sıçan deneysel septik şok modelinde azalmış mezenterik kan akımı, inflamasyon beliteçleri ve organ hasarı üzerine olan olası etkileri in vitro ve in vivo deney düzeneklerinde araştırıldı. Kalp, karaciğer, dalak dokularında ve serumda stokin (IL- 1β, IL-6, IL -10, IL-8, IL-17 ve TNF-α) düzeyleri ölçüldü. Yapılan deneyler sonucunda biyokimyasal ve immünolojik inflamatuar belirteç düzeylerinin LPS ile arttığı, kolşisinin 1 mg/kg dozda antiinflamatuar etkinlik ile koruyucu etki gösterdiği gözlenmiştir. Yüksek dozlarda kolşisinin inflamasyonu ve organ hasarını artırdığı gözlenmiştir. Kolşisinin sepsise bağlı oluşan organ hasarlarını azaltıcı etkisi olduğu ve uygun dozlarda tedavide kullanılabileceği düşünülmüştür.

AntisepsisBiyobelirteçler-farmakolojikGeleneksel farmakoloji+7
Ayşe Yeşim Göçmen
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kritik konjenital kalp hastalıklarında sıklık, mortalite ile ilişkili durumlar ve taramanın gerekliliğinin belirlenmesi

Kritik konjenital kalp hastalığı (KKH) yaşamın erken dönemlerinde girişim ve/veya cerrahi tedavi gerektiren doğumsal kalp lezyonlarını tanımlamaktadır. Bu çalışma ile kritik KKH sıklığının, bebek ölümleri içinde kritik KKH oranının, mortalite ile ilişkili durumların belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 2018-2021 yıllarında Ölüm Bildirim Sistemine (ÖBS) kayıtlı 4083 kritik KKH bebek ölümü olgusu ve 2018-2020 doğum kohortunda kritik KKH tanısı olan 9884 olgu dahil edildi. Bebek ölümlerinin %9,8'i neonatal ölümlerin %8.0'i kritik KKH ile ilişkiliydi. Kritik KKH' ye özel bebek ölüm hızı 10.000 canlı doğumda 8,8, neonatal ölüm hızı 4,6 iken, kritik KKH mortalite hızının en yüksek olduğu değişkenler prematürite ve düşük doğum ağırlığı (DDA) idi. Doğum kohortunda kritik KKH sıklığının 10.000 canlı doğumda 27,8 olduğu bulundu. Kritik KKH sıklığının en yüksek olduğu değişkenler prematüre doğum ve DDA'dır. 2018-2020 doğum kohortunda Kritik KKH tanılı canlı doğan bebeklerde ölüm oranı neonatal dönemde %16,6 yaşamın ilk yılında %31,6 idi. 2018-2020 doğum kohortunda ortalama sağkalım süresi 40,0 ay (%95 GA: 39,5-40,6) olarak bulundu. Sonuç olarak; bu çalışma Kritik KKH'lerin ülkemizde sık görüldüğünü, mortalite oranlarının yüksek olduğunu, Kritik KKH'nın yenidoğan ve bebek ölümleri içinde önemli yer tuttuğunu gösterdi.

Bebek ölümleriBebek-yenidoğmuşBebekler+6
Nilgün Demirli Çaylan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Molla Sadrâ'da insan'ın istikmâl serüveni: İkâzü'n Nâimîn örneği ve analizi

So far, studies on Mullā Ṣadrā have mostly focused on his philosophical corpus while his relationship with the school of Ibn al-'Arabī and Sufism remains less explored. As such, given this gap, this thesis aims to provide a critical analysis of the content, structure and scope of one of Ṣadrā's understudied mystical treatises, namely, Īqāẓ al-Nāimīn (Awakening the Sleepers) in which he explores man's place in the cosmos and his journey to realization and perfection through it. In this treatise, which has not, as of yet, been the focus of an independent study, Ṣadrā argues that it is one's knowledge of God and servanthood that enable the seeker in attaining spiritual awakening and ultimate perfection. In this effort, Ṣadrā is critical of those (i.e. the Peripatetics) who argue for a kind of philosophy that doesn't require spiritual discipline and religious commitment while also being critical of those (i.e. the pseudo-Sufis) who follow a purely ascetic approach that is devoid of true knowledge. According to Ṣadrā, true philosophy is that which transforms the wayfarer as a whole and ultimately aims to earn proximity to God. As such, the Īqāẓ, on the one hand, stands as a demonstration for Ṣadrā's claim of the unity of rational inquiry (al-baḥth) and spiritual unveiling (kashf) and witnessing (shuhūd). On the other hand, it reveals his indebtedness to the school of Ibn al-'Arabī and in particular, his chief disciple Ṣadr al-Dīn al-Qūnawī, in his ultimate success at integrating the perspectives of the schools of philosophy and Sufism. Lastly, from a historical point of view, in putting forth Ṣadrā's robust defense of the school of Ibn al-'Arabī against accusations of pantheism, his attempt to demonstrate the underlying harmony among the views of the commentators of this school and his criticism of the scholars who have sought closeness with the rulers, it also provides new insights into Ṣadrā's views regarding the intellectual and political climate of his time. This study hopes to contribute to a wider rethinking of Ṣadrā's system of thought whereby ideas deemed "more akin to Sufi thought" are integrated and a more holistic reading is achieved. Keywords: Īqāẓ al-nāimīn; Mullā Ṣadrā; spiritual journeying (al-sulūk); critique of rational inquiry (al-baḥth), supra-rational unveiling (kashf), heart (qalb).

ReasonReligious philosophyHeart+5
Sherife Slocum
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apne sendromunun kardiyak fonksiyonlar üzerine etkisi

Giriş-Amaç: OSAS başta kardiyovasküler sistem olmak üzere tüm organ ve sistemlerde ve metabolik olaylar üzerinde olumsuz etkileri olan, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen önemli bir klinik durumdur. Son yıllarda OSAS görülme sıklığında artış olduğu görülmüştür ve OSAS'lı hastalarda kardiyovasküler hastalıkların (KVH) yüksek mortalite ile ilişkisi üzerinde ağırlıklı olarak durulmaktadır. Bu çalışmada OSAS' ın kardiyak fonksiyonlar üzerine etkilerinin araştırılması ve ilişkili faktörlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Materyal-Metod: Bu çalışma retrospektif, kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte planlanmıştır. Son on yılda Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Uyku Kliniği'nde OSAS tanısı ile takip edilen ve elektrokardiyogram, ekokardiyografi ve polisomnografi raporları kayıtlı olan toplam 64 olgu çalışmaya dâhil edilmiştir. Araştırmada hastalara ait kayıtlı sosyodemografik özellikler ve antropometrik ölçümler (vücut yağ oranı, beden kitle indexi (BMI), bel- boyun kalınlığı), kardiyak parametreler (sol ventrikül (LV) EF%, aortik velosite, pulmoner velosite, triküspit anüler düzlem sistolik hareketi (TAPSE)), uyku ile ilişkili parametreler (uyku latansı, REM - NREM süresi), solunumsal olaylar, yatış pozisyonu ve apne hipone indexi ile oksijen desaturasyon indeks değerleri gözden geçirilmiştir. Elde edilen sonuçların analizinde Statistical Package for Social Science (SPSS) 25.0 programı kullanılmış, normal dağılıma uygunluk Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri ile değerlendirilmiştir. Niceliksel veriler ortalama, standart sapma ve kategorik değişkenler olgu sayısı (n) ve yüzde (%) olarak gösterilmiştir. Veriler arasındaki farklılıklarının istatistiksel önemliliği independet t testi, pearson korelasyon analizi, paired simples t testi kullanılarak araştırılmıştır. Hipotezler çift yönlü olarak tasarlanmış olup p değeri 0,05'den küçük olan değerler anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmada 35 (%54,7) erkek ve 29 (%45,3) kadın olmak üzere toplam 64 hasta yer almıştır. Hastaların yaşları 25-69 yıl aralığında olup yaş ortalaması 47,59±11,63 yıldır. Hastaların yağ oranı değerleri ile cinsiyetleri arasında istatistiksel boyutta ters yönlü anlamlı farklılık gözlemlenmiştir. BMI değerleri ile cinsiyet arasında istatistiksel açıdan ters yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Bel ölçüleri ile cinsiyet arasında istatistiksel yönden anlamlı fark yoktur. Çalışmamızdaki hastaların orta derecede apne hipopne indeksine sahip oldukları görülmüştür. Çalışma kapsamında değerlendirilmiş olan hastaların Rem AHİ ve Non Rem AHİ değerlerinin birbirine yakın ortalamalara sahip olduğu dikkat çekmiştir. Hastaların kardiyak parametreleri ile cinsiyetleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark gözlemlenmemiştir. Sonuç: Bulgularımız OSAS'ın kardiyak disfonksiyonla ilişkisini ve OSAS'lı hastalarda vücut yağ oranının, BMI ve bel çevresi kalınlığının anlamlı şekilde artmış olduğunu ortaya koymuştur. OSAS nedeniyle gelişen kardiyak disfonksiyonun artmış mortalite ile ilişkisi aşikârdır. Bu bakımdan birinci basamakta sağlık hizmet sunumundan sorumlu aile hekimlerinin OSAS'ın önemli risk faktörlerinden olan obezitenin önlenmesi noktasında kritik bir konumda olduğu görülmektedir. Hastalara aile hekimleri tarafından etkin danışmanlık verilmesi ve OSAS hastalarının göğüs hastalıkları uzmanları ve kardiyologlar ile koordineli şekilde takiplerinin, sağlığın korunması ve iyileştirilmesi noktasında akılcı bir yaklaşım olduğu söylenebilir. Çalışmamızda OSAS hastalarında boyun çevresi kalınlığının da anlamlı şekilde artmış olduğu bulunmuştur. Boyun çevresi ölçümü, kardiyovasküler hastalık riskinin tahmin edilmesinde fayda sağlayabilecek non-invaziv, basit bir yöntem olup, birinci basamak sağlık hizmetlerinde boyun çevresi ölçümü OSAS gelişme potansiyelini ve dolayısıyla kardiyovasküler hastalık riskini öngördürmeye yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Obstrüktif uyku apne sendromu, Uyku hipopnesi, Beden Kitle İndeksi, Uyku, REM

HipopneKalpKalp fonksiyon testleri+4
Muharrem Akyel
Harran University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tenis sporunda aerobik güç ve kalp atım değerlerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; üniversite takımı düzeyinde tenis oynayan genç erkek tenisçilerin oyun öncesi ve sırasındaki fiziksel özellikleri ve fizyolojik cevaplarının incelenmesidir. Araştırmaya yaş ortalamaları 22,29±2,79 yıl olan ve üniversite takımında tenis oynayan 14 erkek gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada tüm sporcuların oyun öncesi fiziksel özelliklerinden boy (boy skalası 0,1cm hassasiyet), vücut ağırlığı(baskül Tech-Fit marka 0,01kg), deri altı yağ kalınlıkları (Holtain marka, 0,2mm hassasiyet), çevre ölçümleri (mezura 0,1cm hassasiyet), kemik genişlik ölçümleri (kayan kaliper Lafayette marka, 0,1cm hassasiyet) yapılmış olup elde edilen verilerden yüzde yağ, yağ ağırlığı, yağsız beden ağırlığı, somatotip özellikleri hesaplanmıştır. Aerobik dayanıklılıklarının tespiti için 20 metre mekik koşu testi (Multi-Stage Shuttle Run Test) yapılmış ve MaxVO2 değerleri ml/kg/dk cinsinden hesaplanmıştır. Sporcuların relatif kuvvetini değerlendirmek için pençe kuvveti testi, esnekliklerini değerlendirmek için otur uzan testi (Baseline) kullanılmıştır. Oyun öncesi ve sırasında fizyolojik cevapların tespiti için Zephry marka kalp atım sayısı monitörü kullanılmıştır. Sporcuların tenis oyunu boyunca kalp atım hızları, vücut ısısı, solunum frekansı monitorize edilmiş olup ortalama, minimum ve maksimum değerler alınmıştır. Oyunda harcanan kalori değerleri, fizyolojik, mekanik, antrenman yükleri kaydedilmiştir. Tenis müsabakası sırasındaki eşleştirmeler Uluslararası Tenis Federasyonunun, ITN (International Tennis Number, Uluslararası Tenis Seviyesi) oyuncu seviyesi belirleme testine göre yapılmıştır. Müsabaka başlamadan önce sporculara kalp atım sayısı monitörü takılmış, 5 dakika ısınma yaptırılmıştır. Her müsabaka bir setten oluşmuş ve 23-34 dakika arasında sürmüştür. Örneklem grubunun tespitinde G*Power 3.1.9.4 T-Test ailesinden Point Biserial model analiz yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS Statistics 24 kullanılmıştır. Tüm verilerin tanımlayıcı istatistikleri (ortalama, minumum, maksimum) çıkarıldıktan sonra bulgular arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi için için Spearman korelasyon analizi uygulanmıştır (p<0,01 ve p<0,05). Teniscilerin ortalama somatotip değerleri endomorf, mezomorf ve ektomorf için sırasıyla 3,14, 4,68 ve 2,47 olarak bulunmuştur. Maksimal Oksijen Kullanımı ortalama değerleri 44,38 ml/kg/dk, oyun sırasındaki kalp atım hızı ortalama değerleri 154,36 atım/dk, vücut ısısı ortalama değerleri 37,71°C olarak tespit edilmiştir. Sporcuların solunum frekansı ile aktif oyun yüzdeleri arasında yüksek derecede pozitif ilişkiye rastlanmıştır. Anahtar kelimeler: Tenis, Kalp Atım Hızı, MaxVO2, Fiziksel Özellikler

Aerobik güçEnerji tüketimiFiziksel özellikler+6
Ozan Özdemir
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Geriatrik bireylerde polifarmasi ve kardiyak risk faktörlerinin denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlığa etkisinin incelenmesi.

Geriatrik rehabilitasyonda hastaların fonksiyonelliği, denge ve düşme problemleri çok önemlidir. Diğer taraftan geriatrik bireylerde kardiyak risk artmış, polifarmasi ise çok yaygındır. Literatürde bu ikisini inceleyen limitli sayıda çalışma vardır. Bu nedenle çalışmamızda geriatrik bireylerde polifarmasinin ve kardiyak risk faktörlerinin denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlıkla ilişkisinin incelenmesini amaçladık. 65 yaş ve üzeri 64 gönüllü çalışmaya alındı. Çalışmaya bağımsız yürüyebilen ve sözel iletişim kurabilen katılımcılar dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgilerinin ve kardiyak risk faktörlerinin sorgulandığı 'Hasta Değerlendirme Formu' kaydedildi. Kognitif durum değerlendirmesi için Mini Mental Durum Skalası (MMDS), yaşlı bireylerin fiziksel aktivite düzeyinin değerlendirilmesi için Yaşlılar için Fiziksel Aktivite Ölçeği (PASE), günlük yaşam aktivitelerinin bağımsızlığını değerlendirmek için (FBÖ), yaşlı bireylerde dengenin değerlendirilmesi için Berg Denge Ölçeği (BDÖ), düşme riskinin değerlendirilmesi için Tinetti Denge ve Yürüme Testi (TDYT) kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programından yararlanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmanın sonunda yapılan korelasyon analizinde polifarmasi değerleri ile FBÖ, BDÖ, TDYT ve PASE değişkenleri arasında ters (negatif) yönlü orta seviyede anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Kardiyak risk faktörlerinden; yaş ve serum glukoz değerleri değişkenleri ile FBÖ, BDÖ, TDYT ve PASE değişkenleri arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Diğer kardiyak risk faktörlerinin değişkenler ile anlamlı bir ilişkisi bulunamadı. Kardiyak Risk Skoru ile FBÖ, BDÖ, TDYT, PASE değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Sonuç olarak, geriatrik bireylerde polifarmasi ve kardiyak risk faktörlerinden yaş ile serum glukoz değerinin; denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlığı olumsuz yönde etkilediği diğer kardiyak risk faktörleri ve kardiyak risk skorunun denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlığa etkisi olmadığı belirlenmiştir. Geriatrik rehabilitasyonda, denge ve düşme problemlerine yönelik yaklaşımlar planlanırken polifarmasi ve kardiyak risklerin dikkate alınmasının uygulamaların etkinliğini arttıracağı öngörülmektedir. Anahtar sözcükler: polifarmasi, kardiyak risk faktörleri, MMDS, FBÖ, PASE, TDYT, yaşlı birey

DengeDüşme kazalarıFonksiyonel yetkinlik+7
Nurettin Kızılkaya
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda vitamin D eksikliğinin arteriyel sistem ve kalbin ileti sistemi üzerine olan etkileri

D vitamini, kemik metabolizması ve nöromüsküler fonksiyonlar açısından önemli rolü olduğu bilinen steroid yapıda bir hormondur. D vitamininin immün işlevleri iyileştirerek, anti-inflamatuar etkinlik göstererek ve endotelyum aracılı vazodilatasyonu sağlayarak kalbin ileti sistemi ve arteriyel sertliğin azalması üzerinde de olumlu etkiler gösterdiği düşünülmektedir. D vitamini eksikliği dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi ülkemizde de bir halk sağlığı problemi olmaya devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı; çocuklarda D vitamini eksikliğinin arteriyel sertlik ve kalbin ileti sistemi üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Çalışmamıza, Ekim 2017 ile Temmuz 2018 tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakultesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine başvurup herhangi bir kronik hastalık tespit edilmemiş 2-18 yaş arası 101 çocuk çalışmaya dahil edildi. Hastalar D vitamini düzeyine göre 3 gruba ayrıldı. D Vitamini 0-12 ng/ml arasında olanlar grup 1, D vitamini 12-20 ng/ml arasında olanlar grup 2 ve D vitamini 20 ng/ml ve üzerinde olanlar grup 3 (Kontrol grubu) şeklinde değerlendirildi. Hastaların poliklinik başvurularında vücut ağırlıklarına, boylarına, biyokimyasal parametrelerden 25 hidroksi vitamin D3, Ca, P, Alkalen fosfataz (ALP), PTH, glukoz, kreatinin, kolesterol, HDL, LDL ve trigliserit değerlerine bakıldı. Hastaların sistolik ve diyastolik kan basınç değerlerine, kalp hızlarına, elektrokardiyogramlarına bakıldı. Hastaların arteriyel ultrasonografik görüntülemeleri yapıldı ve CIM kalınlıklarına bakıldı. Çalışmamızda, D vitamini eksikliğinin kardiyovasküler ileti sistem üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla EKG parametreleri incelendi. D vitamini eksik grubun Pmax ve Pdis değerleri D vitamini yetersiz gruba ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p <0.05). D vitamini eksik grubun QTmax ve QT dis değerleri D vitamini yetersiz gruba ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p<0.005). D vitamini eksik grubun QTcmax değeri D vitamini yetersiz gruba ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p <0.05). D vitamini eksik grubun QTcdis değeri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p <0.05). Gruplar arasında Tpe, Tpe / QT ve Tpe / QTc değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p > 0.05 ). VIII Çalışmamızda D vitamini eksikliğinin Pmax, Pdis, QTmax, QTdis, QTcmax ve QTcdis sürelerinde anlamlı düzeyde uzama yaptığını saptadık. Çalışmamız ülkemizde pediatrik populasyonda D vitamini eksikliği ile arteriyel sertlik ilişkisini ortaya koymak açısından ilk çalışmadır. Çalışmamızda D vitamini düzeyi ile arteriyel sertlik arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulmadık (p>0.05). Sonuç olarak, çocuklarda D vitamini eksikliğinin kalbin ileti sitemi üzerinde olumsuz etki yaptığını ve bunun çocukluk yaşta daha çok subklinik etkilenme şeklinde olduğu sonucuna vardık. Arteriyel sertlik ilişkisinin ise yaşlanmayla birlikte daha somut bir şekilde ortaya çıkabilecek bir süreç olabileceğini düşündük. D vitamini eksikliği kardiyovasküler açıdan birçok olumsuz durumu ortaya çıkarabilmektedir. Bu yüzden D vitamini eksikliğinin tanı ve tedavisi açısından tüm hekimler uyanık olmalıdır.

ArterlerAterosklerozElektrokardiyografi+7
Ali Kurt
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ekstrakorporeal dolaşım (ECD) ile kan hücrelerindeki morfolojik değişikliklerin periferik yayma ile ışık mikroskobunda değerlendirilmesi

Çalışmamıza Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun 13/02/2019 tarihli ve Karar No: 07 onayı (bkz. Ek 1) alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışmamıza katılan her hasta için Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu imzalatıldıktan sonra başlanmıştır. Bu çalışmada ekstrakorporeal dolaşım ile kan hücrelerindeki morfolojik değişikliklerin periferik yayma ile ışık mikroskobunda incelenmesi amaçlandı. Bunun için Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Kalp Damar Cerrahisi Polikliniğinde tanı alan ve takibi Kalp Damar Cerrahisi Servisinde yapılan olgularda yaş sınırı olmayan kardiyopulmoner baypas hastaları üzerinde yapıldı. Koroner damar hastalığı, koroner damar tıkanıklığı ve hasarı, kalp kapağı replesmanı, aort diseksiyonu tanısı almış, cerrahi müdahele gereken hastalar çalışmaya dahil edildi. Kronik böbrek yetmezliği, gebelik, hematolojik kan hastalığı olan ve hematolojik reaksiyon gösterebilen hasta grubu araştırmaya dahil edilmedi. Kardiyopulmoner baypas cerrahisi kararı alınan hastaların her birinden servise yatışı olduktan hemen sonra, Extrakorporeal Dolaşıma girip yoğun bakıma alındığı ilk saatte ve taburcu edileceği günde olmak üzere üç kez periferik yayma yapıldı ve kan hücrelerinin bütünündeki iyileşme süreci değerlendirildi. Ameliyat süresinin, kros klemp süresinin, eritrosit süspansiyonu miktarının, taze donmuş plazma miktarının, vaka çeşidinin, hemofiltrasyonun, ejeksiyon fraksiyon değerinin kanın şekilli elemanlarındaki etkileri incelendi. Periferik yayma değerleri ışık mikroskobunda, hemogramda ise Hb, Hct, Wbc değerleri karşılaştırıldı. Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine uygun olarak analizleri yapıldı. İstatistiksel olarak belirgin farklılıklar gözlendi ve sonuçlar literatür ışığında tartışıldı.

Cerrahi-kardiyovaskülerEkstrakorporeal dolaşımEkstrakorporeal dolaşım+7
Sabriye Çeçen Sular
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim bir yazma: İʿlâl kâideleri (Edisyon kritik)

Arapçada kullanım kolaylığı ve akıcılık açısından kelimelerin yapısında bir takım dönüşümler, değişimler meydana gelmektedir. Bu tür dönüşümler terim olarak "bir harfin yerine ona sıfat ve mahreç olarak en yakın harfi getirmek" anlamına gelen ibdâl bahsinde ele alınıp incelenir. İllet harflerinin ve hemze ile bu harflerin birbirine dönüşümünü konu edinen iʿlâl de bir çeşit ibdâldir. İbdâl daha genel, iʿlâl ise daha özeldir. Bu bakımdan her iʿlâl ibdâldir, fakat her ibdâl iʿlâl değildir. Genel uygulamaya bakıldığında ibdâl sahih harflerdeki değişimi, iʿlâl ise illet harfi ve hemzenin bir birine dönüşümünü incelemektedir. Bu çalışma bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde sarf ilminin konusundan ve ibdâl ve iʿlâl ile ilgili literatürden kısaca bahsedilip araştırmanın konusu, kapsamı, amacı ve yöntemi ele alınmıştır. Birinci bölümde ibdâlin ve iʿlâlin sözlük ve terim anlamları, harfleri, çeşitleri, örnekleri ele alınmıştır. Bu bağlamda idğâm amacıyla yapılan, lügavî ve sarfî ibdâl çeşitleri incelenmiş, daha çok belli bâblardaki dönüşümleri konu edinen ve kurallı olan sarfî ibdâlin örnekleri üzerinde durulmuştur. İʿlâl çeşitlerinden illet harflerin ve harekelerin birbirine dönüşümü olan kalb, illet harflerinin harekesinin kendinden önceki sahih ve sâkin harfe verilmesi olan nakl ve illet harflerinin ve harekelerinin düşürülmesi anlamına gelen hazf, örnekleriyle birlikte incelenmiştir. İkinci bölümde, tahkik edilen İzmir Milli Kütüphanesinde bulunan 623/5 numarası ve "İʿlâl kâideleri" ismiyle kayıtlı anonim eserin incelenmesinde takip edilen yöntem verilip eserin muhtevası özetlenmiştir. Üçüncü bölümde anonim eserin tahkikli metni verilmiştir. Son olarak Osmanlıca metnin transkripsiyonlu hali oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: İbdâl, İʿlâl, İdğâm, Kalb, Hazf, Nakl, Yazma Eser

ArapçaHazifKalp+5
Yeliz Açar
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Opere diferansiye tiroid kanserli hastalarda tirotropin supresyon tedavisinin kardiyak fonksiyonlar üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmada opere Diferansiye Tiroid Kanseri (DTK)'li hastalarda Tiroid Stimulan Hormon (TSH) supresyon tedavisinin kalp hızı varyabilitesi (heart rate variability; HRV) ve QT dispersiyonundaki (Qtd) değişimi; ritm bozuklukları ve diyastolik fonksiyonlar üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Uşak Eğitim Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'nde, 30 Haziran 2021 - 31 Aralık 2022 tarihleri arasında yapılan bu kesitsel çalışmaya total tiroidektomize DTK'li, en az bir yıldır levotiroksin (L-T4) supresyon tedavisi alan 125 hasta dahil edilmiştir. Olgular revize edilmiş Amerikan Tiroid Derneği (ATA) kılavuzu risk gruplarına göre, TSH düzeyi (i) <0,1 mIU/L olanlar, (ii) 0,1-0,5 mIU/L arasında ve (iii) 0,5-2 mIU/L arasındaki olguları kapsayacak şekilde üç gruba ayrılmıştır. İlk iki grup TSH supresyon grubu, son grup ise TSH replasman (kontrol) grubu olarak tanımlanmıştır. Hastalar standart 12 derivasyonlu elektrokardiyogram (EKG), 24 saatlik ritm holter, standart ve doku dopler ekokardiyografi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Tiroid Stimulan Hormon (TSH) değeri 0,5-2 mIU/L olan 43 (%34), 0,1-0,5 mIU/L olan 55 (%44) ve 0,1mIU/L'in altında olan 27 (%22) hasta bulunmaktadır. Olguların %90,4'ü kadındır ve yaş ortalaması 42±6 yıldır. Diğer demografik verilerde gruplar arası farklılık bulunmamaktadır (yaş, boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi (VKİ)). 24 saat ritm holter analizlerinde atriyal fibrilasyon, atriyal prematür kontraksiyon, ventriküler prematür kontraksiyon ve kalp hızı varyabilitesi (HRV) sıklığı açısından; supresyon ve replasman grupları arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Ekokardiyografik değerlendirmede TSH değerleri 0,1 mIU/L'in altında olan hastaların sol ventrikül diyastol sonu çapı (EDD) TSH değerleri 0,5-2 mIU/L aralığında olan replasman grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (45,35±3,54 ve 42,74±6,08; p=0,016). Erken diyastolik dolum mitral kapak velositesi (E) değeri, TSH değerleri 0,1-0,5 mIU/L arasında olan hastalarda TSH değeri 0,5-2 mIU/L aralığında olan replasman grubundan anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (0,7(0,6-0,8) ve 0,84(0,7-0,98); p=0,010). Supresyon gruplarında QTd ve QTc dispersiyonu (QTcd) süreleri replasman grubuna göre anlamlı olarak daha uzun saptanmıştır. Multivariate regresyon analizlerde TSH'nin QTd (β =-0,299; p=0,002) ve QTcd (β =-0,300; p=0,002) değerlerini diğer değişkenlerden bağımsız olarak etkilediği tespit edilmiştir. TSH değeri azaldıkça QTd ve/veya QTcd süresi uzamaktadır. Sonuç: Diferansiye Tiroid Kanserli hastalarda TSH supresyon tedavisinin QTd, QTcd ve diyastolik fonksiyonlar üzerine etkileri olabilir. Klinik pratikte DTK'li hastalarda QTd ve QTcd'nin değerlendirilmesi, kardiyovasküler riskin saptanması ve TSH supresyon yoğunluğunun ayarlanması için klinisyenlere önemli ipuçları sağlayabilir. Bununla birlikte uzun vadede bu hastalarda anlamlı bir aritmi riski artışı olmadığı gösterilmiştir. TSH baskılama tedavisinin ATA kılavuzunda tanımlanan risk sınıflandırmasına göre yapılması ve devam eden risk değerlendirmelerine göre revize edilmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Diferansiye tiroid kanseri, Tirotiropin supresyon tedavisi, kardiyak fonksiyonlar, Heart rate variability, QT dispersiyonu.

KalpKalp fonksiyon testleriNeoplazmlar+3
Semih Çelik
Uşak University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Siyanotik ve asiyanotik konjenital kalp hastalığı olan bebeklerde cerrahi öncesi dönemde fidgety hareketlerin analizi

Konjenital kalp hastalıkları (KKH) doğumsal defektlerin en fazla görülen tipi olmakta ve varlığında nörogelişimsel gecikme riski artmaktadır. Fidgety hareketlerin post-term 9-20. haftalar arasında görülmemesi ya da anormal olması nörogelişimsel bozukluk varlığını düşündürmektedir. Çalışmanın amacı, siyanotik ve asiyanotik KKH bebeklerde; cerrahi öncesi dönemde fidgety hareketleri (FMs) ve kaba motor gelişimi karşılaştırmaktı. Çalışmaya yaş ortalaması 15 hafta olan 19 asiyanotik ve 16 hafta olan 13 siyanotik KKH bebek dahil edildi. Takip edilen bebeklerin 20'si kız, 12'si erkekti. Bebeklere ait demografik bilgiler, klinik özellikler ve laboratuvar değerleri kaydedildi. Bebeklerin FMs'leri video kayıt yöntemi ile kaydedilerek Motor Optimalite Skoru (MOS) hesaplandı. Kaba motor gelişim Alberta Infant Motor Scale (AIMS) ile değerlendirildi. Çalışma sonucunda siyanotik ve asiyanotik KKH bebeklerin MOS arasında fark bulunmadı (p>0,05). Kaba motor gelişim değerlerini karşılaştırdığımız AIMS yüzdelik değerleri asiyanotik KKH grubunda daha düşüktü (p<0,05). Siyanotik KKH bebeklerin laboratuvar değerlerinden hemoglobin, hematokrit değerleri daha yüksek (p=0,002, p=0,001 sırasıyla), trombosit ve oksijen saturasyonu değerleri asiyanotik KKH bebeklere göre daha düşük (p=0,006, p<0,001sırasıyla) bulundu. Kalp hastası bebeklerde siyanozun varlığına bakılmaksızın kaba motor gelişimlerinin değerlendirilmesi, oksijen saturasyonu takibinin yapılması önemlidir.

BebeklerKalpKalp defektleri-konjenital+5
Zeynep Kavrık
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp yetersizliği hastalarında konfor ile semptom şiddeti, öz-bakım davranışları ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, kalp yetersizliği hastalarının konfor ile semptom şiddeti, öz-bakım davranışları ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma evreni Ankara Bilkent Şehir Hastanesi kardiyoloji servisleri ve koroner yoğun bakım ünitelerindeki kalp yetersizliği hastaları olarak belirlenmiştir. Örneklem sayısı güç analizi yapılarak mevcut kardiyoloji servisleri ve koroner yoğun bakım ünitelerindeki 123 kalp yetersizliği hastasından oluşmuştur. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarıma sahip bu araştırma, Şubat 2022- Mayıs 2022 tarihleri arasında Hasta Tanılama Formu, Kalp Yetersizliği Semptom Durumu Ölçeği, Minnesota Kalp Yetmezliği ile Yaşam Anketi, Avrupa Kalp Yetersizliği Öz-bakım Davranışları Ölçeği-12 ve Genel Konfor Ölçeği kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızda kalp yetersizliği hastalarında konfor düzeyinin; hastaların yaşadığı semptom şiddeti ve yaşam kalitesi tarafından etkilendiği (p<0.05), öz bakımdan etkilenmediği (p>0.05) bulunmuştur. Semptom şiddeti ve yaşam kalitesinin konfor düzeyini %62,3 oranında açıkladığı bulunmuştur. Çalışmayan, yaşlı, bakım vereni olan, ileri evre, oksijen kullanan, hastaneye yatış ve acile başvuru sayısı fazla olanların konfor düzeyinin düşük olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda kalp yetersizliği hastalarında; hasta merkezli bakım çerçevesinde, hemşirelerin konfor kuramının kullanımını yaygınlaştırması ve bakıma entegre etmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: kalp yetersizliği, konfor, semptomlar, öz-bakım, yaşam kalitesi

Belirti ve semptomlarHastalık şiddetiKalp+5
Büşra Nur Durmaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda valproik asit ile oluşturulan kalp hasarına alfa lipoik asidin etkileri

Valproik asit (VPA), çeşitli nörolojik hastalıkların tedavisinde yaygın olarak kullanılan yağ asidi türevi bir ilaçtır. Ancak uzun süreli kullanımı, organizmada özellikle serbest radikal üretimini artırarak çeşitli dokularda hasara yol açabilmektedir. Bu dokulardan biri de kalptir. Kronik VPA maruziyeti, kalp dokularında oksidatif stres kaynaklı bazı zararlar oluşturabilir. Bu tür oksidatif hasarı önlemek amacıyla antioksidan özellik gösteren bazı maddelerden yararlanılmaktadır. Bu maddelerden biri, vücutta doğal olarak sentezlenen alfa-lipoik asit (LA)'tir. Yapılan bu çalışmada, VPA ile oluşturulan kalp hasarına karşı LA'nın olası koruyucu etkisi araştırılmıştır. Deneysel çalışmamızda 6 aylık ve yaklaşık 250-350 g ağırlığındaki Sprague-Dawley cinsi sıçanlar dört gruba ayrılmıştır: I. Grup, 15 gün boyunca 1 mL zeytin yağı verilen kontrol grubu; II. Grup, 15 gün boyunca 500 mg/kg dozunda VPA (zeytin yağında çözülmüş) uygulanan grup; III. Grup, sadece 15 gün süreyle 50 mg/kg dozunda LA (zeytin yağında çözülmüş) verilen grup; IV. Grup ise 15 gün süreyle aynı dozda önce LA ve bir saat sonra VPA verilen grup. Deneyin 16. gününde tüm gruplardaki hayvanlar uygun anestezi altında sakrifiye edilmiş ve kalp dokuları çıkarılmıştır. Kalp doku örneklerinden %10'luk doku homojenizatları hazırlanmıştır. Elde edilen süpernatantlarda biyokimyasal analizler gerçekleştirilmiştir. VPA uygulanan grupta indirgenmiş glutatyon düzeyi, katalaz, süperoksit dismutaz, glutatyon peroksidaz, glutatyon redüktaz, glutatyon-S-transferaz ve paraoksonaz aktivitelerinde anlamlı azalma gözlenmiştir. Buna karşılık, lipit peroksidasyon, siyalik asit ve nitrik oksit seviyelerinde, aspartat aminotransferaz, laktat dehidrojenaz, ksantin oksidaz ve adenozin deaminaz aktivitelerinde artış tespit edilmiştir. LA ile VPA uygulanan grupta ise bu parametrelerin çoğunun normale döndüğü, yani LA'nın hasarı büyük ölçüde azaldığı bulunmuştur. Sonuç olarak, bu çalışmadan elde ettiğimiz veriler, alfa-lipoik asidin VPA kaynaklı olan kalp hasarına karşı koruyucu etki gösterebileceğini ortaya koymaktadır.

KalpLipoik asitSerbest radikaller+1
Aynur Guluzade
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sedanter bireylerde kinetik zincir egzersizlerinin dikey sıçrama üzerine akut etkisi

Bu çalışma, spor geçmişi olmayan yetişkinlerde uygulanan açık ve kapalı kinetik zincir egzersizlerinin kişilerde akut sıçrama Kuvvet, Hız, Güç, İtiş Mesafesi, Sıçrama Yüksekliği (cm) Sıçrama Süresi (sn) üzerine etkilerinin belirlenmesi ve iki antrenman programının birbiri ile arasındaki farklılıkların ortaya çıkması amaçlanarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya CY Performance Fitness merkezinde egzersiz yapan yaşları 36-47 olan kadın (8) ve erkek (9) toplam 17 kişi katılmıştır. Çalışmaya katılanlara Tanita cihazı ile vücut analizi, bruce testi ve eller serbest sıçrama testi uygulanmıştır. Antrenman programı olarak Trap Bar Squat, Lunge Walk, Deadlift ve Smith Machine Squat, Leg Press, Leg Extensıon, Leg Curl egzersizleri yaptırılmıştır. Çalışmaya katılanlara açık ve kapalı kinetik zincir antrenmanı sonrasında counter movement jump (CMJ) eller serbest sıçrama testi uygulanmıştır. Katılımcıların Kadınlar Yaş (yıl) 41,13±4,25 erkekler Yaş (yıl) 42,78±4,29 yaş ortalamasına, kadınlar 59,83±6,57 Vücut ağırlığı (kg) ortalamasına erkekler 92,21±9,03 Vücut ağırlığı (kg) ortalaması ile gönüllü olarak katılım sağlamışlardır. Çalışmada nicel araştırma deseninde zayıf deneysel desen kullanılmıştır. Çalışma istatistiği One Way Anova yapılmıştır. Sonuç yapılan test ve bulgular neticesinde her iki grup incelendiğinde tüm parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı farklılığa rastlanmamıştır. Antrenman süresinin kısa olması kişilerin kuvvet ve güç gelişimleri için yeterli sürede olmadığı bu sebep dolayısıyla testlerde anlamlı farklılık olmadığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Spor, fiziksel aktivite, gelişmiş teknoloji, obezite, kalp rahatsızlıkları.

Dikey sıçramaEgzersizFiziksel aktivite+7
Yağmur Can Kurt
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sporcularda D vitamini düzeyi ile ekokardiyografik sağ ve sol kalbin yapısal ve dinamik parametrelerinin ilişki düzeyinin incelenmesi

Sporcu kalbi (SK), spor hekimliği pratiğinde yaygın olarak görülen ve kalbin maksimum atım hacmine (AH) izin vermek için büyüdüğü ve dinlenim kalp atım hızının (KAH) normalden düşük olduğu patolojik olmayan bir durumdur. Spor türü ve sistolik ve diyastolik fonksiyondaki değişiklikler ve özellikle D vitamini ve diğer biyokimyasal belirteçler gibi bu değişikliklerin belirleyicileri arasındaki ilişki iyi belirlenmemiştir. Bu çalışmada, farklı spor disiplinlerinde yer alan sporcularda konvansiyonel iki boyutlu (2D) ekokardiyografi ve Doppler ekokardiyografi parametreleri ile değerlendirilen sporcu kalbinin sistolik ve diyastolik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Spor Hekimliği Anabilim Dalı'na başvuran yaşları 18-40 arasında, önceden bilinen kronik hastalığı olmayan 93 sporcu çalışmaya dahil edildi. Sporcuların yaş, boy, kilo, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) skoru, D vitamini ve diğer serum biyokimyasal belirteç değerlerini içeren verileri kaydedildi. Ayrıca, tüm bireylerin günlük güneş ışığına maruz kalma süresi, cilt maruziyeti şekli ve güneş koruyucu kullanımını içeren bir anket doldurmaları istendi. Değerlendirme için kaydedilen hasta verileri ekokardiyografiden ve elektrokardiyografiden (EKG) elde edilen bulguları içeriyordu. Futbol ve koşu grubu, halter ve kontrol grubundan yüksek D vitamini düzeyine sahiplerdi (sırasıyla 25.1 ng/mL, 24.9 ng/mL, 18.9 ng/mL, 22.2 ng/mL). Koşu grubu, kontrol grubundan daha yüksek EKG Cornell değerlerine sahipti (13,36 ± 4,77 vs 8,50 ± 4,27 mV, p=0.005). Futbol, halter, koşu grupları daha yüksek sol ventrikül kitle indeksi (SVKİ) değerlerine sahipti (sırasıyla, 83.7 ± 14.7, 75.7 ± 12.3, 84.2 ± 15.8, 69.9 ± 15.0 ng/mL, (p=0.002). Diyastolik ekokardiyografik değerlerde gruplar arasında D vitamini düzeylerine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sol ventriküldeki yalancı tendon sıklığı futbol, halter ve koşu gruplarında kontrol grubuna göre daha yüksek görünmektedir (sırasıyla, %26.3, %18.2, %4.6 ve %12). Futbol, koşu ve halter sporcularında sol ventrikül yapılarında yeniden yapılanma görülmekle birlikte, sporcularda kontrollere kıyasla artmış diyastolik fonksiyona dair daha az kanıt vardır. Bununla birlikte, sonuçlarımız kardiyak diyastolik fonksiyonun sporculardaki D vitamini eksikliğinden etkilenmediğini göstermektedir.

DiastolEgzersizEkokardiyografi+4
Ömer Özkan
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hastanemizde primer kardiyak tümör tanısı ile takipli 0-18 yaş arası hastaların 5 yıllık verilerinin değerlendirilmesi

Primer kardiyak tümörler çocukluk çağında nadir görülür. Rabdomiyom en sık görülen primer kardiyak tümör olup; tüberoskleroz birlikteliği sıktır. Kendiliğinden gerileyebilse de komplike vakalarda everolimus kullanılabilir. Teratom ve fibrom diğer görülen iyi huylu tümörlerken, kötü huylu tümörler içinde en sık anjiyosarkom görülür. Çalışmamızda hastanemizde son 5 yılda primer kardiyak tümör tanısı almış 24'ü (%43,6) kız, 31'i (%56,4) erkek toplam 55 hastanın 47'si (%85,5) rabdomiyom, 3'ü (%5,5) teratom, 2'si (%3,6) fibrom, 1'i (%1,8) papiller fibroelastom, 1'i (%1,8) anjiyosarkom ve 1'i (%1,8) primer kardiyak yolk sac tümörü tanısı almıştı. Hastaların 31'inin (%56,4) intrauterin tanısı mevcuttu. Rabdomiyom hastalarının; %80'inin 1 yaş altında tanı aldığı, 24'ünde (%51) multiple rabdomiyom olduğu, 33'üne (%70,2) tüberosklerozun eşlik ettiği, en sık başvuru şikayetinin intrauterin kardiyak kitle saptanması olduğu, 33 (%70) hastanın asemptomatik olduğu, en sık üfürüm saptandığı, 16 (%34) hastanın kitlelerinde kendiliğinden gerileme olduğu, 14 hastaya everolimus tedavisi uygulandığı ve 11 hastada tedavi yanıtı olduğu görüldü. Rabdomiyom dışı 8 tümörün 6'sı semptomatik olup, 5 hastaya cerrahi, 3 hastaya medikal ve cerrahi tedavi birlikte uygulandı. En sık görülen komplikasyon aritmiydi. Sadece anjiyosarkom tanılı hasta kaybedildi. Halen 31 (%56,3) hasta kardiyoloji poliklinik takiplerine devam etmektedir. Merkezimizin 5 yıllık primer kardiyak tümör insidansı %0.086 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamız teknolojinin gelişmesi ile primer kardiyak tümörlerin intrauterin hayatta ve asemptomatikken tanı alma oranlarında artış olduğunu göstermiştir. Rabdomiyom hastalarındaki %34 kendiliğinden gerileme oranı hemodinamik bozukluk olmadıkça, sadece EKO ile takibin yeterli olduğunu göstermektedir. Rabdomiyom tüberosklerozun ilk bulgusu olabilir ve bu sebeple tüberoskleroz tanısı olmasa da rabdomiyom hastalarının bu açıdan klinik takipleri yapılmalıdır. Multiple rabdomiyomu olan hastaların tamamına tüberoskleroz eşlik etmesi nedeni ile bu hastaların daha yakın takibi yararlı olabilir. En sık komplikasyonun aritmi olması nedeni ile kardiyak tümörlerde mutlaka ritim değerlendirmesi yapılmalıdır. Serimiz literatürün altıncı vakası olan primer kardiyak yolk sac tümörünü içermesi ve hasta sayısı bakımından literatüre önemli katkıda bulunmaktadır.

KalpKalp neoplazmlarıNeoplazmlar
Saygın Yıldırım
Hacettepe University
2020
00

Related subjects