Reperfüzyon
Bu konu başlığı altında 181 tez
RATLARDA OLUŞTURULAN MEDULLA SPİNALİS TRAVMA MODELİNDE UZAK İSKEMİK ÖNKOŞULLAMANIN NÖROPROTEKTİF ETKİNLİĞİNİN ARAŞTIRILMASI
Ratlarda Oluşturulan Medulla Spinalis Travma Modelinde Uzak İskemik Önkoşullamanın Nöroprotektif Etkinliğinin Araştırılması Dr. Meriç BAYRAM, Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ABD, Ankara 2022. Uzak iskemik önkoşullama (UİÖK), iskemi reperfüzyon (İ/R) hasarını önlemede, etkinliği kanıtlanmış yöntemlerdendir. Bu çalışmanın amacı; spinal kord travması (SKT) oluşturulan ratlarda, kan S100B düzeyleri ve histopatolojik görüntüler karşılaştırılarak UİÖK'nin nöroprotektif etkinliğinin ve UİÖK mekanizmasında bir triptofan metabolizması ürünü olan kinürenik asitin (KYNA) rolünün varlığının gösterilmesidir. Kobay Deney Hayvanları Laboratuvarı A. Ş. Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu onayı alındıktan sonra ağırlıkları 250-300 g arasında değişen 31 adet erkek Spraque-Dawley rat, 3 gruba ayrıldı. Tüm ratlar genel anestezi altında, yüzüstü pozisyonda tespit edildi ve T5-T12 seviyesinde orta hat insizyonu yapıldı. Grup I (Sham, n=9): Yalnızca insizyon uygulandıktan sonra hiçbir işlem yapılmadan cilt kapatıldı. Grup II (İ/R, n=11): Medulla spinalise 1 dk total iskemi sonrasında 1 saat reperfüzyon uygulandı. Grup III (UİÖK+İ/R, n=8): Sağ arka bacağa uygulanan 10'ar dakikalık 3 döngü UİÖK sonrası, medulla spinaliste İ/R oluşturuldu. Tüm gruplarda ratların anestezi süresi eşit tutuldu. İşlem sonrası 1. saatte biyokimyasal değerlendirme (S100B ve KYNA) için kan alındıktan sonra ratlar sakrifiye edildi ve histopatolojik değerlendirme için medulla spinalis doku örnekleri alındı. KYNA ve S100B seviyelerinin karşılaştırılması, sham ve İ/R grupları arasında anlamlı farklılıkların varlığını ortaya koydu (sırasıyla, p = 0,016 ve p = 0,022). Her iki karşılaştırmada da İ/R ve UİÖK+İ/R grupları için post hoc ikili karşılaştırmalar anlamlı olmamasına rağmen, UİÖK uygulanan ratlar, yalnızca İ/R grubuna kıyasla nispeten daha düşük KYNA ve S100B konsantrasyonlarına sahipti. Histolojik analizler, sham grubuna kıyasla hem İ/R hem de UİÖK+İ/R gruplarında önemli ölçüde daha yüksek beyaz ve gri cevher hasar skorlarını ortaya koydu (sırasıyla p = 0,001 ve p < 0,001). UİÖK+İ/R grubunda beyaz ve gri cevher ve içerdikleri bölgeler için medyan puanlar İ/R grubuna göre nispeten daha yüksek olmasına rağmen, ikili karşılaştırma ile sonuçların istatistiksel olarak benzer olduğu görüldü. KYNA konsantrasyonu, S100B konsantrasyonu ve histolojik skorlar arasında anlamlı bir korelasyon yoktu. Bu çalışma, S100B ve KYNA seviyelerinin ve nöronal hasar için histolojik skorların, bir rat spinal İ/R hasarı modelinde önemli ölçüde arttığını, istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte, S100B ve KYNA düzeylerinin UİÖK+İ/R grubunda, İ/R grubuna göre daha düşük olduğunu gösterdi. Histolojik değerlendirmede de, medulla spinalis hasar skoru UİÖK+İ/R grubunda, İ/R grubuna göre daha yüksekti. Veriler KYNA'nın UİÖK mekanizmasındaki rolüne ve UİÖK'nin nöroprotektif etkisine ilişkin sonuç çıkarmak için yetersizdi. Daha geniş metabolit analizi ile daha uzun süreli takip kullanan daha ileri çalışmaların KYNA'nın ve/veya kinürenin yolunun medulla spinalisin İ/R hasarı ile ilişkili olup olmadığını aydınlatmak için değerli olabileceğine inanıyoruz. Anahtar Kelimeler: Medulla spinalis, uzak iskemik önkoşullama, iskemi, reperfüzyon, S100B, KYNA
Ratlarda oluşturulan iskemi reperfuzyon modelinde hasarın over dokusu üzerine olası etkileri ve vit D kullanımının etkinliğinin araştırılması
Çalışmamızda ratlarda oluşturulan deneysel 60 dk pneumoperitonium modeli sonrası overlerde oluşan iskemi reperfuzyon (İR) hasarın biyokimyasal, histopatolojik, mikrovasküler boyutu değerlendirilmiş, kontrol grubu ve bu hasarların önlenmesinde preoperatif vit D kullanılan çalışma grubu ile karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda 24 aylık gebe olmayan 200-250 gr ağırlığında Sprague Dawley cinsi dişi sıçanlar kullanıldı. Pneumoperitonium sağlandıktan 60 dk sonra desuflasyon gerçekleştirilmiş ve 30dk boyunca İAB normalize edilmiştir. Her biri 7 rattan oluşan 3 çalışma grubu oluşturulmuştur. Reperfüzyon periyodunu takiben midline abdominal insizyon uygulanarak overler vizualize edilmiş,sağ overde histopatolojik, sol overde biyokimyasal olarak oksidatif stres markırları üzerinden İR hasar değerlendirilmiştir. Histopatoloji olarak dokulardaki folliküler dejenerasyon,vasküler konjesyon, inflamasyon ,hemoraji ve ödem değerlendirildi. Biyokimyasal olarak, apaptoz markırı olan caspaz 3 ve DNA tamir mekanizmalarının nükleotid eksizyon tamiri (NER) kısmından sorumlu olan PCNA düzeği ve AMH düzeği değişiklikleri araştırıldı. Dvit uygulanan grup ile diğer iki grup (şam ve iskemi-reperfüzyon )arasında anlamlı fark olduğu saptandı.
Agomelatin ve selenyum, deneysel iskemi reperfüzyon hasarlı rat testis modelini nasıl etkiler?
Agomelatin, literatürde antioksidatif, antiinflamatuar, antiapoptotik ve düz kaslarda miyorelaksan etkileri olduğu bildirilen bir melatonerjik reseptör analoğudur. Selenyum ise çok uzun zamandır antioksidan enzim aktivitesini arttırdığı kanıtlanmış olan, organizma için önemli bir eser elementtir. İskemi Reperfüzyon (İR) hasarı, doku ve organ düzeyinde geri dönüşü olmayan ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu çalışmanın amacı, agomelatinin tek başına ve selenyumla birlikte testiküler İR hasarına karşı olası etkilerini araştırmaktır. 40 adet erkek rat randomize 5 gruba ayrılmıştır (n=8): Sham Operasyon (ShamOp), Agomelatin Kontrol (AgoK), İskemi Reperfüzyon (İR), Agomelatin + İskemi Reperfüzyon (AgoİR), Agomelatin + Selenyum + İskemi Reperfüzyon (AgoSeİR). ShamOp, sağlıklı grup; İR, hasar grubu; AgoK, proflaktik tedavi grubu; AgoİR ve AgoSeİR ise proflaktik tedavi + hasar grubudur. Agomelatin (20 mg/kg) ve selenyum (1,5 mg/kg), 1 mililitre (ml) distile su içerisinde vortekste karıştırılarak çözdürülmüş ve tedavi içeren tüm gruplara arka arkaya 14 gün boyunca intraperitoneal (i.p.) enjeksiyonla verilmiştir. İR hasarı, intramüsküler ketamin-xylazin (75 mg/kg-8 mg/kg) anestezisi altında, 720o cerrahi torsiyon (4 saat) / detrorsiyon (24 saat) uygulamasıyla indüklenmiştir. Histopatolojik incelemeler sol taraf testisler kullanılarak, Modifiye Johnsen Skorlaması ile yapılmıştır. Fizyolojik incelemeler ise sağ taraf testisler kullanılarak izole organ banyosu sisteminde gerçekleştirilmiştir. Histopatolojik verilerimizin istatistiksel analizine göre gruplarımız arasında anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Modifiye Johnsen skorları, AgoİR ve AgoSeİR gruplarında İR grubuna göre anlamlı düzeyde yükselmişti (p<0.001). Bunun yanında, AgoSeİR grubu, AgoİR grubundan da anlamlı ölçüde daha yüksek Johnsen sokruna sahipti (p<0.05). AgoK grubu AgoİR grubundan istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek Johnsen skoruna sahipti (p<0.05). Benzer şekilde, AgoK grubu AgoSeİR grubundan da yüksek Johnsen skoruna sahipti ancak aradaki fark anlamlı değildi (p>0.05). Johnsen skoru ShamOp grubunda, AgoİR ve AgoSeİR gruplarından daha yüksekti. Ancak aradaki farklılık AgoİR grubunda anlamlıyken (p<0.05) AgoSeİR grubunda değildi (p>0.05). Bununla birlikte, ShamOp grubu, AgoK grubuyla anlamlı bir farklılık göstermedi (p>0.05). Son olarak AgoK ve ShamOp grubları İR grubuna göre anlamlı düzeyde Johnsen skorlarına sahipti (p<0.001). İzole organ banyosu verilerimizin istatistiksel analizine göre gruplarımız arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05). Ancak genlik parametrelerini grup içi zaman değerleri üzerinden analiz ettiğimizde AgoK, İR ve AgoİR gruplarında anlamlı azalmalar olduğunu belirledik (p<0.05). ShamOp grubu, anlamlı düzeyde olmasa da AgoK, İR ve AgoİR gruplarından daha iyi bir kasılma gücüne sahipti (p>0.05). Agomelatin cerrahi torsiyon/detorsiyonla indüklenmiş testiküler İR hasarına karşı, olasılıkla oksidatif stresi azaltarak, anlamlı düzeyde iyileştirici etki göstermiştir (p<0.001). Selenyum agomelatin ile beraber uygulandığında bu iyileştirici etkiyi anlamlı düzeyde arttırmaktadır (p<0.05). Bununla birlikte; ulaştığımız verilerin güvenilirliği açısından, sonuçlarımızın biyokimyasal parametreler üzerinden elde edilecek ilave kanıtlarla güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Testis kapsülünün düz kas içeren tunica albuginea tabakasındaki kontraktilitenin spermi seminifer tübüllerden epididimise ileten güçlerden biri olduğu ve kapsülün kasılabilirliğindeki bir azalmanın inferiliteyi tetikleyebileceği bildirilmektedir. Deneysel verilerimizin analizine göre, agomelatinin testis kapsülü üzerindeki kısmi inhibitör etkisi ilacın doz bağımlı çalışmalarıyla desteklenmeye ihtiyaç duymaktadır.
Sıçan alt ekstremite akut iskemi reperfüzyon modelinde CORM-3 molekülünün etkilerinin gingko biloba, N-asetilsistein ve pentoksifilin ile karşılaştırılması
Sıçan alt ekstremite akut iskemi reperfüzyon modelinde CORM-3 molekülünün etkilerinin Gingko biloba, N- Asetilsistein ve Pentoksifilin ile karşılaştırılması Amaç: İskemi, çeşitli nedenlerden dolayı dokulara ulaşan kan akımının azalması ya da sağlanamamasıdır. Akut ekstremite iskemisi, yüksek morbidite, mortalite ve maliyetler içeren bilinen en yaygın periferik vasküler acil durumlardan birisidir. Reperfüzyon ise iskemik dokuya kan akımının yeniden sağlanmasıdır. Ekstremitelerde oluşan akut iskemi-reperfüzyon hasarında, iskelet kasları özel bir öneme sahiptir. Bu çalışmada, alt ekstremite akut iskemi-reperfüzyon hasarı modelinde CORM-3 molekülünün ortaya çıkardığı etkiler; Ginkgo biloba Ekstresi, N-Asetilsistein ve Pentoksifilin ilaçlarının ortaya çıkardığı etkiler ile karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmada 56 adet Sprague- Dawley cinsi sıçan her bir grupta 8 sıçan olacak şekilde 7 farklı gruba ayrıldı. Grup 1 kontrol grubu olarak planlandı, Grup 2-3-4- 5-6 ise iskemi-reperfüzyon grupları olarak planlanıp, başlangıçta turnike ile 4 saat iskemi yapıldı. Ekstremitenin en distalinden yani ayak parmaklarından başlanarak sarılan Esmarch bandaj trokanter majör hizasında sonlandırıldıktan sonra kilitli kablo bağı eşit bir şekilde sağ alt ekstremitede kilitlenip, istenilen iskemi modelinin oluşması sağlandı. Grup 1 ve 2 ye herhangi bir enjeksiyon yapılmadı; Grup 3-4-5-6'ya ise 4 saatin sonunda turnike açılmadan sırasıyla CORM-3, Gingko biloba, N- Asetilsistein ve Pentoksifilin intraperitoneal olarak enjekte edildi. Grup 7 ye ise CORM-3 molekülünün proflaktik etkisini de değerlendirmek amacıyla turnike ile iskemi-reperfüzyon hasarı oluşturulmadan yaklaşık 1 saat önce, intraperitoneal ilaç enjeksiyonu yapılıp, yine turnike ile 4 saat iskemi yapıldı. Sonuçlar biyokimyasal, videoanjiyografik ve patolojik kritelere göre incelendi. Bulgular: Biyokimyasal incelemelerde; Grup 2 yani I/R grubunda CK ve myoglobin değerlerinin ortalaması 22.621,00 ve 305,19 U/L ve her iki enzim ölçümü için de G7- G2 arasında (p<0,001) olmak üzere anlamlı derece fark vardı. LDH enzim değerleri ortalamasına bakıldığında tedavi ajanlarının kullanıldığı tüm gruplarda LDH değeri Grup 2' den daha düşüktü; fakat istatistiksel olarak aralarında anlamlı fark yoktu. Videoanjiografik incelemelerde; iskemi yapılmayan Grup 1 haricinde tüm gruplarda sağ/sol perfüzyon dağılımları açısından anlamlı düzeyde fark vardı. Sağ/sol ekstremite proksimali ve middle bölgesi sonuçları değerlendirildiğinde; G2 ile G3, G6 ve G7 arasında anlamlı fark vardı. Sağ/sol ekstremite distali değerlendirildiğinde ise; iskemi yapılmayan ekstremitede G2 ile G3,G6 ve G7 arasında anlamlı fark mevcut iken, iskemi yapılan ekstremitede G2 ile G3 ve G7 arasında anlamlı fark mevcuttu. Patolojik incelemelerde ise tüm kriterlerde G7 ile G2 arasında anlamlı fark mevcuttu. Sonuç: Ekstremitelerin iskemik koşullandırılmasıyla iskemi yapılan ekstremitenin orta ve küçük çaplı damar anjiyozomlarında, iskemi yapılmayan ekstremitenin ise büyük, orta ve küçük damar anjiyozomlarında perfüzyon artışı olur. CORM-3 molekülü hem proflaktik hem terapötik dozlarda büyük, orta ve küçük çaplı damar anjiyozomlarında perfüzyonu artırırken; pentoksifilin molekülü terapötik dozlarda büyük ve orta çaplı damar anjiyozomlarında perfüzyonu artırır. Anahtar kelimeler : CORM-3, İskemi reperfüzyon hasarı, Gingko biloba, NAsetilsistein (NAC), Pentoksifilin
Ratlarda akut miyokart enfarktüsü modelinde miyokardiyal perfüzyonun termal görüntülenmesi
Amaç: Bu araştırmada kardiyovasküler cerrahide miyokart perfüzyonunun intraoperatif değerlendirmede termal kamera kullanılması için non-invaziv ölçüm yöntemi geliştirme amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmada 40 adet Wistar albino ratlarda akut MI modellerinin kalpteki perfüzyon değişiminin değerlendirilmesi yapıldı. Pozitif kontrol olarak isoproteranol ile indüklenerek MI modeli oluşturuldu. Kalbi besleyen sol ön inen arterin oklüde edilerek 15 ve 30 dakika süreyle iskemi ve reperfüzyon yapıldı. Her beş dakikada bir görüntüler kaydedildi. Enerji metabolizması tayini miyokart sıcaklık değişimleri ile ilişkilendirildi. Bulgular: Araştırmada 40mg/kg isoproteranol uygulanan pozitif kontrol grubunun enerji metabolizması, kalpteki sıcaklık değişimleri ve histopatolojik değerlendirilmesi 15 dakika iskemi-15 dakika reperfüzyon yapılan grup ile benzer bulundu. Kalpteki tüm sıcaklık değişimleri 0,010 C hassasiyetle tespit edildi ve gruplar arası fark anlamlıydı(p<0,01). Sonuç: Bu çalışmada kalbin iskemi ve reperfüzyon sürecindeki sıcaklık değişimleri kaydedilerek termal görüntülemenin miyokart perfüzyonunu hassasiyetle görüntüleyebildiği sonucuna ulaşıldı. Termal kameranın ameliyat sırasında etkin bir şekilde kullanılabilmesi için değerlendirilecek bölgenin termal kontrastının sağlanması gerekmektedir. Ancak vaka esnasında hızlı müdahale gerektiren acil durumlar düşünüldüğünde, çok kısa sürede bilgi verecek ve çok kısa sürede müdahale imkânı sağlayacak, özel ve kompakt bir şekilde sistemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sistemlerin ergonomik olabilmesi için cerrahi branşa özel yazılımların geliştirilmesi ve vaka örneği sayısının arttırılarak bilgi kütüphanesi oluşturulması gerekmektedir.
Akut soğuk iskemi süresinin testiküler doku üzerine etkisi
Amaç: Testis tümörleri 20-40 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında yer almaktadır. Biz çalışmamızda son dönemde artan oranda uygulanmakta olan parsiyel orşiektomide soğuk iskemi süresini belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 30 adet wistar albino erkek rat gelişi güzel 4 gruba ayrıldı. Tüm gruplarda her iki testis buz kalıpları ile işlem boyunca soğutuldu. Sham grubuna (Grup I, n=6) bilateral orşiektomi işlemi yapıldı. Diğer ratların her iki testisleri de klemplenerek iskemi oluşturuldu. Grup II (n=8) deki ratların klempleri 10. dakikada, Grup III (n=8) deki ratların klempleri 20. dakikada ve Grup IV (n=8) deki ratların klempleri 30. dakikada açılarak 1 saat süreyle reperfüzyon sağlandıktan sonra bilateral orşiektomi yapıldı. Gruplarda testis dokusunda meydana gelen biyokimyasal ve histopatolojik değişiklikler karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar karşılaştırıldığında malondialdehit (MDA) ve superoksit dismutaz (SOD) seviyelerinde anlamlı değişiklikler izlenmedi. Tümör nekrozis faktör alfa (TNF-α) ve Interlökin-6 (IL-6) seviyelerinde iskemi süresi uzadıkça belirgin artışın olduğu görüldü. İskemi süresi uzadıkça Grup II, Grup III ve Grup IV de Grup I'e göre total antioksidan status (TAS) seviyesinin azaldığı, total oksidan status (TOS) seviyesinin yükseldiği ve buna bağlı olarak da oksidatif stres indeksi (OSİ)'de artış olduğu görüldü. Histopatolojik incelemede, gruplar karşılaştırıldığında iskemi/reperfüzyon (I/R) gruplarında iskemi süresi uzadıkça tübül çaplarının azaldığı görüldü (p= 0,000). Sonuç: Parsiyel orşiektomi operasyonu esnasında kalan testis dokusunda gelişecek olan iskemi/reperfüzyon hasarının azaltılabilmesi için spermatik kord klemp(iskemi) süresinin 20 dakika ile sınırlandırılmasının uygun olacağı kanaatindeyiz.
Kalpain inhibitörü olan AK295'in sıçanlarda renal iskemi-reperfüzyon hasarında kaspaz 3'e olan etkisinin araştırılması
Kalpainler (Kalsiyumda aktive olan proteazlar) onarılamayacak derecede hasar görmüş hücrelerin hücre iskeletinin parçalanmasından sorumludur. Ayrıca kalpainlerin hücre iskeletinin şekillendirilmesinde ve subletal aksonal membran hasarını onarmayı kolaylaştırma gibi ek görevleri de vardır. Kalpainler, nekroz ve apoptoz gibi hücre ölümü ile sonuçlanan olaylarda kaspazlarla da ortak görevler yüklenebilirler. Son yıllarda yapılan deneysel çalışmalarda sıçan omurilik travma modellerinde kalpain inhibitörlerinin apoptozu yavaşlattığı veya durdurduğu, DNA fragmentasyon analizleri ile gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda oluşturulan deneysel böbrek iskemi-reperfüzyon modelinde bir kalpain inhibitörü olan AK295'i kaspaz-3 enzimi üzerindeki etkisini incelemektir.28 adet erkek Wistar albino sıçan rasgele seçimle 4 gruba ayrıldı (n=7). Grup I (Kontrol grubu), Grup II (İskemi ?reperfüzyon grubu), Grup III (İskemi ?reperfüzyon + AK295 grubu) ve Grup IV (İskemi ?reperfüzyon + DMSO grubu) olmak üzere 4 grup düzenlendi. Ksilazin (5 mg/kg) ve ketamin (75 mg/kg) anestezisi altında Grup I dışındaki sıçanlara sağ böbrek nefrektomisi uygulandı. Geri dönüşümlü genel anestezi altındaki sıçanlarda, 30 dakika total iskemi oluşturuldu. 24 saatlik reperfüzyon periyodu tamamlandıktan sonra yüksek doz anestezi uygulandı. Deney sonunda bütün gruplardan kan örnekleri (5cc) ve böbrek dokuları hızla alındı. Yaptığımız çalışmada böbrek dokularında aktif kaspaz 3 enzimi Western Blot tekniği ile bakıldı. Ayrıca serum kreatin ve üre değerleri, böbrek malondialdehit miktarı, hücresel antioksidan enzimler olan süperoksit dismutaz ve katalaz enzimlerindeki önemli değişiklikler araştırıldı.Çalışma sonunda kalpain inhibitörü AK295'in böbrek iskemi reperfüzyon hasarında apoptozu kısmen engelleyerek böbrek hasarına karşı koruyucu etki gösterdiği saptanmıştır.
Renal iskemi reperfüzyon hasarıyla indüklenen ferroptozun lipit yolağı ile ilişkili miR497, miR3584, miR106b ve miR92a2'nin ekspresyon düzeylerinin farklı iskemi sürelerine bağlı olarak araştırılması
İskemi, herhangi bir faktöre bağlı olarak, doku ve organlara olan kan akışının kısmen veya tamamen kesilmesi durumu olarak tanımlanmaktadır. Doku ve organlara tekrar kan akışı sağlanması reperfüzyon olarak ifade edilmektedir. İskemi durumunda dokular oksijenden yoksun kaldıklarından dolayı hasar durumu meydana gelmektedir, reperfüzyon sürecinde, iskemide meydana gelen hücresel hasar genişlemektedir. Bu süreçte gelişen hasar iskemi/reperfüzyon (İ/R) hasarı olarak tanımlanmaktadır. İ/R hasarının indüklediği hücre ölüm çeşitlerinden birisi de ferroptozdur. Ferroptotik hücre ölümü sürecinde hücrede gelişen hasarda mikroRNA (miRNA)'ların da rol aldığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır. miRNA'lar bağlandıkları geni baskılayarak veya yıkıma uğratarak hücre ölümünü düzenleyebilmektedir. Bu amaçla çalışmamızda, 48 adet Sprague Dawley cinsi erkek albino sıçanlar 6 gruba ayrıldı. İ/R gruplarında, sol böbreğe 30, 45, 60 dakika iskemi, 24 saat reperfüzyon; sham gruplarına cerrahi stres prosedürü ve 24 saat iyileşme süresi sağlandı. Bu süre sonunda anestezi altında böbrek dokusu ve kan örnekleri toplanarak analizler gerçekleştirildi. İ/R hasarı sonucu hücrelerde gelişen ROS seviyesi ELISA metodu ile ALOX15, ACSL4 mRNA, miR497, miR3584, miR106b ve miR92a2'nin ekspresyon düzeylerindeki değişiklikler ise kantitatif gerçek zamanlı PCR (qPCR) yöntemi ile araştırıldı. Dokuda İ/R hasarına ve iskemi süresine bağlı olarak meydana gelen morfolojik değişiklikler TEM ile incelendi. ROS düzeyi tayini sonucunda tüm İ/R gruplarında, sham gruplarına göre artış tespit edildi. Böbrek dokusundan TEM görüntülerinde iskemi süresine bağlı olarak değişen şiddette morfolojik değişiklikler gözlendi. ACSL4 ve ALOX15 mRNA ekspresyon düzeyleri tüm İ/R gruplarında anlamlı artış göstermiştir. miR497 ve miR92a2'nin ekspresyon düzeyi tüm zaman aralıklarında İ/R gruplarında anlamlı azalma göstermiştir. miR106b'nin 30 dakika İ/R grubunda sham grubuna göre anlamlı azalma görülmüştür. miR3584'ün ekspresyon seviyelerinde anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Renal iskemi reperfüzyon, Ferroptozis, MikroRNA, Reaktif oksijen türleri
Sıçanlarda böbrek iskemi reperfüzyonu ile oluşturulan oksidatif hasara karşı deksmedetomidinin etkisi
Amaç: Alfa-2 adrenerjik reseptör agonisti olan deksmedetomidinin iki farklı dozunun sıçanlarda böbrek iskemi-reperfüzyonu sırasında oluşan oksidatif hasara karşı koruyucu etkisi olup olmadığını bulmaya çalıştık. Aynı zamanda böbrek fonksiyon testlerinden olan kan üre azotu (BUN) ve kreatinin (Cre) düzeyleri ile proinflamatuar sitokinlerden olan TNF-? düzeyine etkilerini araştırdık.Materyal ve Metod: Erkek Sprague Dawley sıçanlar herbirinde 10 hayvan olmak üzere 4 gruba ayrıldı: Grup 1 (kontrol), grup 2 (iskemi-reperfüzyon), grup 3 (deksmedetomidin 100 µg/kg) ve grup 4 (deksmedetomidin 10 µg/kg). Sıçanların sağ böbreği alındıktan sonra sol böbreğe 40 dakika iskemi ve sonra 3 saat reperfüzyon uygulandı. Deney sonunda alınan kan ve sol böbrek dokusunda biyokimyasal analizler yapıldı.Bulgular: Kontrol grubuna göre Grup 2'de serumda ölçülen BUN ve Cre düzeyleri ile böbrek dokusu malondialdehit (MDA) düzeyi belirgin artarken (p<0.05), süperoksit dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) enzim aktivitesi ve glutatyon (GSH) seviyesi belirgin azaldı (p<0.05). Grup 2'ye göre grup 3'te BUN ve Cre düzeyleri belirgin azalırken (p<0.05), SOD enzim aktivitesinde belirgin artış görüldü (p<0.05). Tüm ölçümlerde grup 3 ile grup 4 arasında anlamlı fark bulunmadı ve tüm ölçümlerde grup 2'ye göre grup 4'teki değişiklikler, grup 3'teki değişikliklere benzer bulundu. TNF-? yönünden grup 2'ye göre grup 4'te belirgin azalma saptandı (p<0.05).Sonuç: Böbrek iskemi reperfüzyon hasarına karşı deksmedetomidinin 100 µg/kg ve 10 µg/kg dozlarda belirgin antioksidan etkiler göstermektedir.Anahtar kelimeler: Sıçan, böbrek, iskemi-reperfüzyon, oksidatif stres, deksmedetomidin.
Testis iskemi/reperfüzyonu oluşturulmuş ratlarda apocyninin testis dokusu üzerine koruyucu ve tedavi edici etkilerinin araştırılması
Amaç: Testis torsiyonu çocuklarda ve adelosanlarda sık görülen, kısa zamanda müdahale gerektiren ürolojik acillerden biridir. Bu çalışmada amacımız testis torsiyonu sonrası dokudaki oksidatif stresi biyokimyasal, histopatolojik olarak belirlemek ve apocynin tedavisinin bu hasar üzerindeki etkilerini incelemektir. Materyal metod: 250-350 gr ağırlığında 32 adet wistar albino rat gelişi güzel olarak 4 gruba ayrıldı. 1.grup sham grubu olarak belirlendi. 2. grupta torsiyon + detorsiyon oluşturuldu, 3. grupta 2.gruba uygulanan prosedüre ek olarak torsiyonun (iskemi) 210. dk?sında tek doz salin tedavisi intraperitoneal uygulandı (10ml/kg ). 4. grupta 2. gruba uygulanan prosedüre ek olarak iskeminin 210. dk?sında tek doz apocynin tedavisi intraperitoneal uygulandı. (20 mg/kg ). Sham grubu hariç diğer gruplara 240 dk `lık torsiyon sonrasında 60 dk detorsiyon (reperfüzyon) uygulandıktan sonra sol orşiektomi yapılıp ratlardan kan örnekleri alınarak ötenazi uygulandı ve işleme son verildi. Bulgular: MDA, TOS ve OSİ değerleri I/R ve I/R+SF grubunda Sham grubuna göre anlamlı olarak artmış izlendi. Süperoksit dismutaz, CAT, GPX ve GSH değerleri IR ve IR+SF grubunda Sham grubuna göre anlamlı olarak azalmış izlendi. Malonoldialdehit, TOS ve OSİ değerleri I/R+Apocynin grubunda I/R ve I/R+SF gruplarına göre anlamlı olarak azalmış, SOD ve CAT değerleri ise anlamlı olarak artmış izlendi. Myeloperoksidaz değeri I/R+Apocynin grubunda I/R ve I/R+SF gruplarına göre azalmış, TAK değeri ise I/R+Apocynin grubunda I/R ve I/R+SF gruplarına göre artmış izlensede tüm gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. İskemi reperfüzyon yapılan gruplarda tübül çapının azaldığı, ancak apocynin tedavisi verilen grupta seminifer tübüllerinin ortalama çapının I/R grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı saptandı. Sonuç: Torsiyon sonrasında oksidatif enzimlerde, lipid peroksidasyonda artış testis dokusunda oksidatif stresin geliştiğini ortaya koymaktadır. Çalışmamızın bulguları ışığında apocyninin testisteki oksidatif stresi azalttığını gözlemledik. Bu tedavi modalitesinin insanlarda rutin kullanıma dahil edilebilmesi için randomize, prospektif, geniş kapsamlı ve uzun dönem takip sonuçlarına sahip çalışmaların yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Retinanın iskemi-reperfüzyon hasarında bir anti-vegf ajan olan bevacizumab'ın etkileri
AMAÇ: Geçici iskemi ve reperfüzyon yaratarak iskemik bir retina modeli oluşturmak ve bu modelde bir VEGF antagonistinin anti-apoptotik ve olası nörodejeneratif etkilerini incelemek.GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada, 18 adet, Wistar cinsi, albino, 4- 6 aylık, yaklaşık 200-300 gr. ağırlığındaki sıçanlar kullanıldı. Retina iskemisi derin anestezi sonrası göz içi basıncı yükseltilerek retinal arterden göze kan akımının engellenmesi ile sağlandı. Göz içi basıncı kornea yoluyla ön kamara girişi ile göze bağlanacak steril serum fizyolojik şişesinin yükseltilmesiyle arttırıldı. Göz içi basıncının yeteri kadar arttığı portatif göz içi basıncı ölçer (Tono-Pen) ile ölçüldü. Hedeflenen göz içi basıncı 90 mmhg'dı. Bu basınç 45 dakika boyunca devam ettirilip daha sonra reperfüzyona izin verildi. Oluşturulacak üç gruptan bir tanesine sadece iskemi uygulandı fakat anti-VEGF ajanı verilmedi. İkinci gruba ise iskemi oluşturulmadan iki gün önce intravitreal yol ile en sık kullanılan anti-VEGF ajan olan bevacizumab 0,05ml(1.25mg) dozunda verildi ve daha sonra iskemi modeli oluşturuldu. Son grup ise kontrol grubu olarak bırakılarak sadece kornea yoluyla ön kamara girişi yapıldı ama göz içi basıncı yükseltilmedi. Bir göze yapılmış olan enjeksiyonun muhtemel sistemik yolla diğer gözü de etkileyebildiği literatürde bahsedildiğinden her sıçanın tek gözü kullanıldı. İntravitreal enjeksiyon limbusun 2mm posterioründen superotemporal kadrandan orta vitreus boşluğuna 30 gaugeluk iğne kullanılarak steril şartlarda uygulandı. Enjeksiyon öncesi pupil dilatasyonu %0.5 tropikamid ve %2.5luk fenilefrin hidroklorid, topikal anestezi propakain HCL, sterilizasyon ise %5'lik povidon iyot konjonktivaya damlatılarak sağlandı.Ötanazi sonrası ise oluşturulmuş 6'şar üyeli 3 grup içinden her grup için ayrı ayrı 6 hayvan histomorfometrik 4 hayvan ise immünohistokimyasal ve histopatolojik incelemeye tabi tutuldu. Histomorfometrik olarak retina ganglion hücre sayısı optik dissektör yöntemi ile sayıldı, immünohistokimyasal olarak ise retina dokusunda hücre apoptozisi ve VEGF düzeyleri bakıldı.BULGULAR: Bevacizumab iskemi reperfüzyon hasarında retina ganglion hücre ölümünü ve apoptozu azalttığı görülmüştür. Bevacizumab büyük bir molekül olsa da koroidde de etkili olduğu ve bu dokudaki VEGF miktarını azalttığı tespit edilmiştir.TARTIŞMA: VEGF nörotrofik bir madde olsa da iskemi-reperfüzyon hasarında anti-VEGF bir molekül olan bevacizumab tedavisi apoptozisi azaltmaktadır.
Deneysel iskemi reperfüzyon hasarı oluşturulmuş sıçan beyin dokusunda TRPA1 ve TRPC1 kanalları üzerine BRL37344'ün etkilerinin incelenmesi
Beynin bir bölgesinin kan akımının durması ile beslenmesinin bozulması sonucu nörolojik defisite neden olan iskemik serebrovasküler hastalık ciddi bir nörolojik sorundur ve dünyadaki sakatlık veya ölümün önde gelen nedenidir. İskemi sonrası Na-K ATPaz pompasının bozulmasına bağlı gelişen sitotoktik ödemi anaerobik glikolize bağlı oluşan laktik asidoz, hücre içi kalsiyum artmasına bağlı proteaz ve fosfolipaz aktivasyonu, fosfolipaz aktivasyonu ile serbest radikallerin oluşması nöronal hasardan sorumlu tutulsa da nöronal harabiyetin mekanizması ve patogenezi tam olarak aydınlatılamamıştır. Seçici olmayan katyon kanalları ile sağlanan hücre içine iyon akışı nöronal hücre ölümünden sorumlu tutulmaktadır. TRP ailesinin iskemik inmede aşırı eksprese edildiği ve Ca2+ aracılı nekrotik ve apoptotik hücre ölümünde rol oynadığı düşünülmektedir. Bu çalışmada deneysel iskemi-reperfüzyon hasarı oluşturulan sıçan beyin dokusunda TRPA1 ve TRPC1 serum düzeyleri ve immünreaktivitesi üzerine BRL37344'ün etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 8-12 haftalık 35 adet Spraque-Dawley cinsi erişkin erkek sıçanlar rastgele 5 gruba ayrılacak şekilde kullanıldı. Kontrol, Sham, BRL37344, iskemi-reperfüzyon ve iskemi-reperfüzyon + BRL37344 olarak gruplar oluşturuldu. Kontrol grubundaki sıçanlara deney süresi boyunca herhangi bir işlem yapılmadı. BRL37344 grubuna dekapite edilmeden 120 dakika önce tek doz 5 mcg/kg BRL37344 uygulandı. İskemi-reperfüzyon ve Sham gruplarındaki sıçanların tamamına ise cerrahi işlem uygulandı. Deney sonunda tüm gruptaki sıçanlar ketamin (75 mg/kg) + xylazine (10 mg/kg) i.p. uygulanarak dekapite edildi. Sıçanlardan kan alındı ve dekapitasyonun ardından beyin dokuları hızla çıkarıldı. TRPA1 ve TRPC1 immünohistokimyasal boyama, apoptoz için TUNEL boyama yapıldı. Alınan kanlar santrifüj edilerek alınan serumlar ependorf tüplerde ELİSA (TAS, TOS, TRPA1, TRPC1) çalışması için -80 °C'de çalışma gününe kadar saklandı. Tüm gruplarda TAS, TOS, TRPA1 ve TRPC1 serum seviyelerini ölçmek için yapılan biyokimyasal incelemelerde; kontrol, sham ve BRL37344 gruplarında sonuçlar benzerdi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında İR grubunda TOS, TRPA1 ve TRPC1 seviyelerinde istatiksel olarak anlamlı derecede bir artış varken TAS seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma izlendi. İR grubu ile karşılaştırıldığında İR+BRL37344 grubunda ise TOS, TRPA1 ve TRPC1 seviyelerinde istatiksel olarak anlamlı derecede bir azalma varken TAS seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı derecede artma izlendi. Işık mikroskobu altında TRPA1 ve TRPC1'in immünohistokimyasal incelemesinde, immünreaktivite kontrol, sham ve BRL37344 gruplarında benzerdi. Kontrolle karşılaştırıldığında İR grubunda anlamlı bir şekilde artış gözlendi. İR grubuyla karşılaştırıldığında İR+BRL 37344 grubunda TRPA1 ve TRPC1 immünreaktivitelerinde istatiksel olarak anlamlı bir azalma izlendi. İskemi reperfüzyon hasarı sonrası meydana gelen nöronal hasarın nedenleri hâlâ tam olarak aydınlatılamamış olsa da mevcut çalışmadan elde edilen bulgular TRPA1 ve TRPC1 katyon kanallarının nöronal hasarda önemli bir rol oynayabileceğini ve bu kanallar üzerine BRL37344'ün koruyucu etkisinin olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Beyin, iskemi reperfüzyon hasarı, TRPA1, TRPC1, BRL37344
Propofol ardkoşullaması ile mekanik iskemik ardkoşullamanın böbrek iskemi reperfüzyon hasarı üzerine etkileri ve piroptozun rolü
Böbrek iskemi reperfüzyon (IR) hasarı, arteriyel oklüzyon, şok ve organ transplantasyonunun bir sonucudur ve akut böbrek yetmezliği, gecikmiş greft fonksiyonu ve renal greft reddinin önemli bir nedeni olarak kabul edilir. Gecikmiş greft fonksiyonunun önlenmesine yönelik stratejiler bu nedenle transplantasyonda önemli bir konu haline gelmiştir. Dolayısıyla organların iskemi hasarı tolere etme kabiliyetini geliştirebilmek önemlidir. İskemik ardkoşullama (PostC), uzun süreli iskemiyi takiben, endojen koruyucu mekanizmaları tetiklemek için, reperfüzyon sırasında kısa iskemi siklusları uygulama prensibine dayanır. Çalışmamızda IR hasarında inflamatuar sinyal moleküllerinin ve inflamasyona bağlı hücre ölüm şekli olan piroptozun rolünün incelenmesi amaçlandı. Ayrıca mekanik iskemi ardkoşullanması ile propofol ardkoşullanmasının bu inflamatuvar hücre ölüm yolağı üzerine etkileri karşılaştırıldı. Spraque Dawley cinsi, 250-280 gr ağırlığında 40 adet erkek sıçan randomize 5 gruba ayrıldı. Sıçanlara sağ nefrektominin ardından sol renal arter oklüzyonu yapıldıktan sonra, 60 dk iskemi, 24 saat reperfüzyon uygulandı. PostC, reperfüzyon başlangıcında 6 siklus 10 sn reperfüzyon/10 sn iskemi şeklinde uygulandı. Propofol 25 mg/kg reperfüzyonun hemen başında i.p. olarak verildi. İnflamatuar sinyal molekülleri NF-κB, TNF-α, IL1-β, IL-6, IL-10 ve inflamasyona bağlı oluşan hücre ölümü piroptoz göstergesi gasdermin düzeyleri Western blot ile analiz edildi. Ayrıca histopatolojik değişiklerde belirlendi. İncelenen İnflamatuar molekül düzeylerindeki IR ile artış anlamlıyken, PostC ve propofol uygulamalarında ise IR ile karşılaştırıldığında bu artışı anlamlı olarak azalttı. Gasdermin düzeylerindeki artış kontrol grubuna göre IR de anlamlıydı. PostC ve propofol uygulamaları ise bu artışı anlamlı azalttı. Histopatolojik değişikler IR ile arttı ve tedavi uygulamaları ile azaldı. Bulgularımız, IR hasarında inflamatuvar yolağın ve inflamasyona bağlı hücre ölüm şekli piroptozun rolünü ve mekanik iskemik ardkoşullanma ve propofol ile farmakolojik ard koşullanmanın, bu yolakları etkileyerek koruyucu olabileceğini göstermiştir. IR hasarının ortaya çıktığı arteriyel oklüzyon, şok ve organ transplantasyonu gibi durumlarda, iskemi ardkoşullama ve propofol, inflamatuvar yolakları düzenleyip piroptozu azaltarak akut böbrek yetmezliği, gecikmiş greft fonksiyonu ve renal greft reddini önleyebileceği ve klinik olarak test edilebileceği düşünülebilir. Klinikte anestezik olarak kullanılan propofolünde mekanik iskemi ardkoşullanmaya benzer (daha koruyucu) terapotik etkileri ile farmakolojik ardkoşullanma yapabilen ajan olabileceği düşünülebilir, organ transplantasyonu gibi IR hasarı olabilecek durumlarda anestezik madde olarakta tercih edilebilir.
Deneysel böbrek iskemi reperfüzyon hasarında beta glukanın olası koruyucu etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada böbrek dokusunda oluşturulmuş iskemi ve reperfüzyonun yaratacağı oksidatif strese karşı beta-glukanın olası koruyucu etkilerinin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmamızda 30 adet 300-350g ağırlığında Wistar albino cinsi erkek sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar, Sham kontrol, İskemi reperfüzyon (IR), İskemi reperfüzyon + beta glukan (IR + BG) olmak üzere gruplandırılmıştır (n=10). Sham kontrol grubuna sol nefrektomi yapılmış, sağ böbreğe herhangi bir uygulama yapılmadan histolojik ve biyokimyasal inceleme için alınmıştır. IR grubunda sol nefrektomi yapıldıktan sonra sağ böbreğe nontravmatik mikrovasküler klemple 45 dakika iskemi uygulaması yapılıp ardından 60 dakika reperfüzyon uygulanmıştır. Sağ böbrek dokuları incelenmek üzere alınmıştır. IR + BG grubunda sıçanlara 10 gün boyunca 100 mg/kg beta glukan per oral (p.o.) gastrik gavaj aracılığıyla verilmiştir. Sol nefrektomi ardından sağ böbreğe 45 dakika iskemi ve 60 dakika reperfüzyon uygulaması yapılmıştır. Biyokimyasal inceleme sonucunda doku MDA değeri IR grubunda Sham grubuna kıyasla anlamlı bir artış göstermiştir (p<0,05). IR + BG grubunda ise IR grubuna kıyasla anlamlı bir azalma kaydedilmiştir (p<0,05). Doku MPO değerleri IR grubunda Sham grubuna kıyasla anlamlı bir artış gözlenirken, IR + BG grubunda IR grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olmamıştır. Doku KAT düzeylerinde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Doku GSH değerleri IR grubunda Sham grubuna kıyasla anlamlı bir azalma göstermiştir (p<0,05). IR + BG grubunda IR grubuna kıyasla anlamlı artış bulunmuştur (p<0,05). Histopatolojik değerlendirmede de IR + BG grubunda IR grubuna kıyasla daha az hasar tespit edilmiştir. Bu veriler beta glukanın böbrek iskemi reperfüzyon hasarında koruyucu bir etkiye sahip olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: antioksidan, betaglukan, böbrek, iskemi, reperfüzyon.
Çizgili kaslarda reperfüzyon hasarını minumuma indirebilmek için en uygun ard koşullama süresinin belirlenmesi
Çizgili kaslarda reperfüzyon hasarını minimuma indirebilmek için en uygun ard koşullanma süresinin belirlenmesi Amaç: Dokuların iskemiye maruz kalmasından sonra reperfüzyonun sağlanması ile birlikte serbest oksijen radikalleri ortaya çıkmakta ve yaygın hücre hasarı oluşmaktadır. Mevcut literatürlere bakıldığında ard koşullamanın iskemi reperfüzyon hasarını azaltmada yardımcı olduğu konusunda çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bizim çalışmamızın amacı, daha önceki literatüre ek olarak sadece ard koşullamanın değil aynı zamanda hangi reperfüzyon sürelerinin İskemi reperfüzyon hasarından daha çok koruduğunu araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 20 adet Sprague Dawley ırkı erişkin sıçan kullanılmış olup randomize olarak 5 gruba ayrıldı. Tüm hayvanlara cerrahi girişim 50 mg/kg ketamin, 5 mg/kg xylazine anestezisi sonrası yapılmış olup bilateral inguinal diseksiyon ile femoral arterler diseke edilip damar klempi konularak dört saat için kan akışı kesildi. Çalışma grubunda damar klempleri sırasıyla 5, 10, 15 ve 20 sn lik intervallerle açılıp kontrollü reperfüzyon sağlanırken kontrol grubunda herhangi bir ard koşullanma uygulanmadı. Ratlar sakrifiye edilerek Gastrokinemus kasları alınıp NO, SOD düzeyleri ve Viabilite açısından karşılaştırıldı. Bulgular: 15 sn?lik çalışma grubundaki NO seviyesi (ortalama 0,131 µM/yaş doku) diğer bütün gruplara göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Yine aynı şekilde 15 sn?lik çalışma grubundaki SOD (ortalama 351,11 ng/g yaş doku) değeri bütün gruplarla kıyaslandığında anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,05). Viabilite diğer gruplarla karşılaştırıldığında 15sn?lik çalışma grubunda daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızın sonucuna göre ard koşullanmanın İskemi Reperfüzyon hasarından koruduğu gözlenmekte olup süreler kendi aralarında kıyaslandığında en uygun ard koşullanma sürenin 15sn olduğunu görmekteyiz.
CEO2 nanopartiküllerinin iskemik karaciğer hasarında izlenen inflamatuar süreçler üzerindeki etkileri
AMAÇ: Bu çalışmada, fare karaciğer iskemi reperfüzyon (İR) modeli öncesinde uygulanan antiinflamatuar özellikteki seryum dioksit (CeO2) nanopartiküllerinin iskemik karaciğer hasarında izlenen inflamatuar süreçler üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlandı. YÖNTEM: Çalışmada kullanılan fare deney grupları, kontrol, sham, İR, çalışma grubu i.p (CeO2 nanopartiküllerin intraperitoneal uygulandığı) ve çalışma grubu o.g (CeO2 grubu nanopartiküllerinin oral gavaj yoluyla uygulandığı) olmak üzere 5 gruba (n=6) ayrılmıştır. İR hasarının saptanmasında plazma laktat dehidrogenaz (LDH), transaminaz (ALT, AST) düzeyleri tayin edildi. Karaciğer doku örneklerinde lipid peroksidasyonu, redükte ve okside glutatyon (GSH ve GSSG) düzeyleri, antioksidan enzim (katalaz, glutatyon-S transferaz, glutatyon redüktaz, glutatyon peroksidaz, süperoksit dismutaz) aktiviteleri ve nötrofil infiltrasyonunun parametresi olarak myeloperoksidaz (MPO) aktivitesi tayin edildi. İR ile indüklendiği öne sürülen proinflamatuar sitokin/kemokinlerin (TNF-, IL-1, IL-1, IL-2, IL-4, IL-6, IL-8, IL-10, IL-12, IL-17, IFN-) ve matriks metaloproteinazlarının (MMP-2 ve MMP-9) plazma düzeyleri belirlendi. BULGULAR: İR hasarı oluşturulan grupta kontrol ve sham gruplarıyla karşılaştırıldığında plazma LDH, AST ve ALT aktivitelerinde, doku lipid peroksidasyonunda ve doku MPO aktivitesinde artış; doku GSH düzeyinde düşüş, doku GSSG düzeyinde artış, doku antioksidan enzim düzeylerinde azalma; plazma prositokin ve kemokin düzeylerinde ve MMP–2 ve MMP–9 düzeylerinde artış gözlendi. İR protokolünden 24 saat önce CeO2 nanopartiküllerinin i.p. ve o.g. yolu ile uygulanmasının, çalışma gruplarında plazma LDH, AST ve ALT aktivitelerinde, doku lipid peroksidasyonunda ve MPO aktivitesinde azalmaya; doku GSH düzeyinde artışa, doku GSSG düzeyinde düşüşe; doku antioksidan enzim düzeylerinde artışa; plazma prositokin ve kemokin düzeylerinde ve plazma MMP-2 ve MMP-9 düzeylerinde düşüşe neden olduğu saptandı (p<0.001). CeO2 nanopartiküllerinin uygulama yolunun, ölçülen parametrelerin düzeyleri açısından istatistiksel olarak bir fark göstermediği saptandı. SONUÇ: Bu çalışmada elde edilen veriler, CeO2 nanopartiküllerinin İR hasarını önlemede ümit verici bir terapötik ajan olabileceğini önermektedir. Anahtar Kelimeler: İskemi reperfüzyon hasarı, CeO2 nanopartikülleri, karaciğer, fare, inflamasyon
Deneysel serebral iskemi-reperfüzyon yoluyla beyin hasarı oluşturulmuş sıçanlarda topiramatın nöronapoptozisi ve astrosit reaktivasyonu üzerine etkilerinin incelenmesi
Serebral iskemi, beyinde disfonksiyona neden olabilecek kadar serebral kan akımında azalma olarak tanımlanmakadır. İskemiyi takiben beyinde gelişen, inflamasyon, apopitozis, serbest radikal reaksiyonları, iyonik dengesizlik ve eksitotoksik glutamerjik sinyallerin oluşumu gibi birden fazla durumun karmaşık etkileşimi, beyin hasarı ile sonuçlanmaktadır. Glia hücresi olan astrositler, MSS hasarına 'astroglioz' adı verilen özel bir süreçle yanıt verirler ve bu sürece katılan astrositlere 'Reaktif Astrosit' adı verilir. Reaktif astrositlerin morfolojik olarak göstergesi GFAP'ın aşırı ekspresyonudur. Topiramat, geniş spektrumlu etki mekanizmasına sahip, antikonvülzandır. Hem kalsiyum ve sodyum kanallarını bloke etmesi, hem de glutamat eksitotoksisitesini azaltması nedeniyle nöroprotektif etkileri vardır. Bu potansiyel etki mekanizmaları iskemik beyin hasarının tedavisinin farmakolojik temeli oluşturur. Sunulan tez çalışmasında, iskemi-reperfüzyon yoluyla deneysel iskemik beyin hasarı oluşturulmuş sıçanlarda, topiramatın iskemi sonrasında hipokampusun dentat girus tabakasındaki nöron apopitozisine ve astrositlerdeki reaktif değişimlere etkisinin immünohistokimyasal yöntemlerle incelenmesi ve gruplar arası farklılıkların istatistiki olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Sıçan beyin kesitleri, immünohistokimyasal olarak apopitoz belirteci olan Kaspaz3 antikoru ve reaktif astrosit belirteci olan GFAP antikoruyla boyanarak ışık mikroskobu için hazırlandı. Topiramat verilen grupta GFAP ve Kaspaz3 immünoreaktivite dereceleri, iskemi-reperfüzyon grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak farlılık gözlendi. Bu nedenle iskemi-reperfüzyon yoluyla oluşturulmuş beyin hasarında topiramatın, hipokampal nöronlar ve astrositler üzerinde nöroprotektif etkisinin olabileceği düşünüldü.
Total diz artroplastisi yapılan hastalarda perioperatif olarak uygulanan turnikeye bağlı gelişen iskemi reperfüzyon hasarına intravenöz ibuprofenin etkisi
Ortopedik cerrahilerde pnömotik turnike temiz bir cerrahi alan sağlamak amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. Turnike kullanımına bağlı iskemi ve sonrasında reperfüzyonla birlikte organizmada oksidatif stres oluşmaktadır. Oksidatif stres ise postoperatif morbiditeyi artırmaktadır. Bazı Non Steroid Antiinflamatuvar İlaçlar (NSAİİ) anti-inflamatuar etkilerini kısmen inflamasyon bölgesinde aktif oksijen radikallerini bağlayarak veya oluşmalarını inhibe ederek yapmaktadır (4) Çalışmamızda İv ibuprofenin total diz artroplastisi yapılan hastalarda İ-R hasarına etkisini; oksidatif stres parametreleri üzerinden değerlendirmeyi amaçladık. 01/07/2016 ile 31/12/2016 tarihleri arasında genel anestezi altında unilateral total diz artroplastisi yapılacak hastalar; çalışmaya dahil edildi. Rejyonel anestezi planlanan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Her hastanın; protokol numarası, yaş, cinsiyet, BKİ, ek hastalık, ilaç kullanımı, turnike süresi, hemoglobin değeri, ek analjezik ihtiyacı ve uygulaması, postoperatif ilk gün advers reaksiyon gelişimi araştırma takip formuna kaydedildi. Her iki hasta grubunun; anestezi öncesi, turnike uygulandıktan 45 dk sonra, turnike indirildikten 5 dk sonra, turnike indirildikten 20 dk sonra ve post-op 24. saatte TOS, TAS, paraoksanaz, arilesteraz, myeloperoksidaz, katalaz, serüloplazmin, albümin, İMA, tiyol disülfid dengesi testleri çalışıldı. Test sonuçlarının istatistiksel analizi yapıldı. Bulgular değerlendirildiğinde; total diz artroplastisi yapılan hastalarda; her iki grupta da postoperatif 1. günde antioksidanların azaldığını ve oksidanların arttığını görmekteyiz. Bunun nedeni turnikeye bağlı iskemi reperfüzyon hasarı olarak değerlendirilebilir. Çalışmada kullandığımız iv ibuprofen dozlarıyla vaka grubunda kontrol grubuna kıyasla antioksidan parametrelerde daha çok düşüş olması; bu dozlarda ilacın oksidatif strese karşı savaşta organizmayı olumsuz etkilediğini gösterir ki bu istenemeyen bir etkidir. Postoperatif analjezide giderek daha çok yer bulan iv ibuprofenin bu olumsuz etkisini daha kapsamlı değerlendirmek için farklı dozlarda ilaç kullanılarak ve farklı cerrahilerde yapılacak çalışmalara ihtiyaç olabilir. Anahtar Sözcükler: İskemi-Reperfüzyon, İv İbuprofen, Oksidatif Stres, Diz Artroplastisi, Non Steroid Antiinflamatuvar İlaçlar
Böbrek iskemisi yapılan sıçanlarda NaV 1.9 ve TRPM kanallarının ekspresyonlarının incelenmesi
Deneysel olarak oluşturulan akciğer iskemi reperfüzyon sıçan modelinde TRPM iyon kanallarının ekspresyonunun değerlendirilmesi
İskemi, arteryel ya da venöz kan akımı azalmasına bağlı olarak, organ ve dokunun yetersiz perfüzyonu sonucu, oksijenden yoksun kalması şeklinde tanımlanmaktadır. İskemik dokunun reperfüzyonu, dokuda paradoksal olarak iskemi ile oluşan hasara göre, çok daha ciddi bir hasara yol açar. İskemi/Reperfüzyon (İ/R) ile indüklenen akciğer hasarı, akciğer tranplantasyonunda sık karşılaşılan bir durumdur. Çalışmamızda, akciğerde oluşturulan İ/R modeli sonrası, akciğer dokularındaki TRPM iyon kanallarının ekspresyonuna bakıldı. Bununiçin, toplam 40 adet Wistar Albinosıçan eşit olarak 4 gruba ayrıldı. Grup I= Kontrol grubu, Grup II= 1 saat iskemi, Grup III= 1 saat iskemi + 2 saat reperfüzyon, Grup IV= 1 saat iskemi + 4 saat reperfüzyon olarak belirlendi. RNA izolasyonu, cDNA sentezi ve RT-PCR (Revers Transkriptaz-PCR) yapıldı. Ayrıca akciğer dokuları histopatolojik olarak incelendi. Yapmış olduğumuz çalışma sonrasında, tüm kanalların ekspresyonlarının iskemi grubunda artmış olduğu görülürken, İ/R 1. grubunda herhangi bir ekspresyon olmadığı, İ/R 2. grubunda ise yeniden bir artış olduğu görülmüştür. Bu durumun iskemide ortamda birikmiş olan süperoksitlerin farklı bileşenlerle tepkimeye girerek dokuya zarar verdiklerini düşündürmekte, İ/R 2. grubunda ise dokunun kendisini toparlamaya çalıştığı, süperoksitlerin ortamda azaldığı ve hücrenin kendisini stabil hale getirmeye çalıştığı düşünülmektedir.
Kalpte iskemi ve reperfüzyon sonrası otofaji'nin rolü
Kardiyovasküler hastalıklar dünyadaki en önemli sağlık problemleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Bunlar arasında miyokard iskemisi (Mİ) ilk sırayı oluşturmaktadır. Mİ; mekanizma olarak kalbi besleyen koroner arterlerin tıkanması sonucunda oluşan patolojidir. Yapılan çalışmalarda, iskemi sonrası reperfüzyon hasarının iskeminin neden olduğu hasardan daha fazla olduğu bulunmuştur. Bu hasarla ilgili apoptoz ve otofaji gibi iki farklı mekanizmanın rol alabildiği bildirilmiştir. Otofaji hücrede bulunan yıpranmış, bozulmuş organellerin ve uzun ömürlü proteinlerin parçalanarak yapı taşlarına ayrılıp tekrardan hücreye geri kazandırılmasıdır. Bu çalışmada, iskemi gibi stres durumunda miyokard hücrelerinde otofaji yolağı üzerinde etkili olan Atg5, Atg7, Atg10, Becn1 (Beclin1) ve Ulk1 genlerinin ekspresyonuna bakıldı. Çalışmada 21 adet Wistar Albino erişkin erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar sham, iskemi ve iskemi/reperfüzyon (İ/R) grubu olmak üzere rastgele 3 gruba ayrıldı. Sham grubuna sadece laparotomi yapıldı. İskemi grubundakilerin sol ventriküllerine 25 dk. iskemi yapıldı. İ/R grubundakilerin sol ventriküllerine 25 dk. iskemi yapıldıktan sonra 40 dk. reperfüzyon yapıldı. İskemi ve İ/R gruplarının sağ ventriküllerine herhangi bir uygulama yapılmadı. Her bir sıçanın sol ve sağ ventrikülü alındı. Tüm örneklerin RNA izolasyonu yapıldı. Daha sonra cDNA sentezi yapıldı ve q-PCR metodu kullanılarak ilgili genlerin ekspresyonlarına bakıldı. Housekeeping gen olarak beta-aktin kullanıldı. Çalışmamızda, otofajiden sorumlu genlerin, Atg5, Atg7, Atg10, Becn 1 ve Ulk1'in ekspresyonlarında rakamsal azalmalar gözlendi. Ancak sadece Atg5'deki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Atg5'deki anlamlı azalmanın yanında diğer genlerdeki anlamlı azalmanın olmaması, Atg5 bağımsız otofaji yolağının devrede olduğunu gösterebilir. Sonuç olarak; kardiyak iskemide, Atg5 bağımsız otofaji mekanizmasının bu yolak üzerinden detaylı olarak incelenmesi önem arz etmektedir.
Böbrek iskemi ve reperfüzyonunda Ca++ ve Na+ kanal blokerlerinin otofajiye olan etkisinin araştırılması
Böbrekteki iskemi-reperfüzyon hasarı (İ/R), moleküler basamakları tam olarak aydınlatılamamış, bir patofizyolojik süreçtir. İskemik hasarın derecesi, hipoksinin derinliğine bağlı olmakla birlikte hücre ölümüne kadar uzanan moleküler basamakları tetikler. Çalışmada iskemi gibi stres durumunda böbrek hücrelerinde Ca++ kanal blokeri verapamil ve Na+ kanal blokeri olan lidokainin otofaji yolağındaki genlerinin ekspresyonlarına bakmayı amaçladık. Bunun için 5 tane farklı otofaji geni; Atg5, Atg7, Atg10, Becn1 ve Ulk1 belirledik. Çalışmada toplam 24 adet erişkin 200-250 gram ağırlığında Wistar-Albino sıçan kullanıldı. Sıçanlara, anestezi sonrası orta hat boyunca laparotomi yapılarak, renal artere ve vene klemp uygulandı. Gruplar ve özellikleri: Grup I= Sham Grubu: İskemi ve/veya reperfüzyon yapılmayan grup. Grup II= İ/R uygulanan grup: 60 dk. boyunca iskemi sonrasında 48 saatlik reperfüzyon uygulandı. Grup III= İ/R ve kalsiyum (Ca++) kanal blokeri uygulanan grup: Anesteziden 30 dk. önce verapamil (Ver) ile oral yolla 1.25 mg/kg dozda ön tedavi verildi, sonra İ/R yapıldı. Grup IV= İ/R ve sodyum (Na+) kanal blokeri uygulanan grup: Anesteziden 30 dakika önce lidokain (L) intraperitonal (i.p.) 1 mg/kg doz ön tedavi verildi, sonra İ/R yapıldı. Alınan dokularda moleküler analiz değerlendirilerek, RNA izolasyonu cDNA sentezi ve qPCR ile otofajik mekanizmanın gen ekspresyon analizi yapıldı. Elde edilen sonuçlara bakıldığında; sham grubuna göre Atg5, Atg7, Atg10, Becn1 ve Ulk1 genlerinin ekspesyonu İ/R, İ/R Ca++ (grup III) ve İ/R Na+ (grup IV) gruplarında anlamlı artış gözlendi. İ/R ile İ/R Ca++ grupları arasında tüm genlerde anlamlı olarak ekspresyonun azalmış olduğu gözlendi.
İskemik perfüzyon defektlerinde iki farklı bt perfüzyon işleme metodunun karşılaştırılması
Amaç İnme tanısı ile gelen olgu grubunda iki farklı BT perfüzyon işleme metodunun görsel ve ölçümsel farklılıkları ve kritik darlık lokalizasyonlarına göre değişkenlikleri araştırılmıştır. Gereç ve yöntem Kırk yedi inme olgusının 45'i çalışmaya dahil edildi. Olguların perfüzyon ham veriler gecikmeye duyarlı (delay sensitive) (SVD) ve gecikmeye duyarsız (delay insensitive) (SVD+) iki farklı yöntemle işlendi. Olguların CBV, CBF, MTT haritaları değerlendirildi. Parametrelerin karşı normal hemisfer ile oranı ve farklılıkları hesaplandı (rCBV, rCBF, rMTT ve dMTT). Olgular her iki metodun penumbra değerlendirmedeki görsel üstünlüklerine göre 5 gruba kategorize edildi. Her bir grubun kritik darlık lokalizasyonları ve oranları saptandı ve gruplar arası karşılaştırıldı. Her iki metod ile penumbra alanlarından ölçülen perfüzyon değerleri arasında farklılık Wilcoxon Signed Ranks Test ile değerlendirildi. Ayrıca her iki metodla elde edilen ölçümsel parametrelerin gruplararası ve grup içi değişkenlikleri One Way ANOVA ve Post Hoc TUKEY testleri ile analiz edildi. Tüm testlerde istatistiksel anlamlılık değeri p ≤ 0,005 olarak alındı. Bulgular Penumbra threshold değerlerinde MTT'de karşı hemisfere göre > %145 uzama izlendi ve CBV değeri > 1,9 ml/ 100 gr olarak bulundu. rCBF değerinde SVD'de SVD+'a göre 1,5 kat azalma izlenirken, SVD'de MTT uzaması SVD+'a göre 1,3 kat daha belirgin izlendi. İki yöntem arasındaki farklılığın en belirgin ortaya konduğu parametre dMTT idi, SVD'de ölçülen MTT farklılığının, SVD+'a göre 3 kat daha belirgin olduğu izlendi. Birinci grup (N:3) SVD'de penumbra izlenirken SVD+ yalancı hiperperfüzyonun izlendiği, 2. grup (N:22) penumbranın SVD'de SVD+'a göre daha iyi, 3. grup (N:9) penumbranın SVD'de SVD+'a göre kısmen iyi izlendiği, 4. (N:9) grup penumbranın her iki metodda benzer izlendiği ve 5. Grup (N:2) penumbranın SVD+'da daha iyi izlendiği gruptu. Grup 1 ve grup 5 kritik distal darlık oranlarının %100 olduğu gruplardı. Grup 2, grup 3 ve grup 4 ise sırasıyla giderek azalan oranda kritik proksimal darlık oranlarının yüksek izlendiği gruplardı (%90, %87, %77). 2 Parametrelerden rCBV ölçümlerinde her iki yöntem arasında grup içi ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplar arası değerlendirmede her iki metodda rCBF, rMTT ve dMTT değerleri arasında istatistiksel anlamlı farklılık izlendi. Grup içi analizde ise ise tüm gruplarda rMTT ve ek olarak grup 5 hariç diğer gruplarda dMTT değerleri istatistiksel olarak anlamlı farklılıkta idi (p ≤ 0,005). Sonuç İki perfüzyon işleme metodu arasında perfüzyon parametreleri arasında ölçümsel farklılık en çok dMTT değerinde saptanmıstır. Proksimal darlıklarda SVD'de, distal darlıklarda da SVD+'da penumbra görsel daha kolay ayırt edilebilmektedir. İpsilateral proksimal ve distal kritik darlığın izlendiği olgularda SVD'de penumbra izlenirken SVD+ yönteminde yalancı hiperperfüzyon izlendi. Literatürde BTP post-processing metodlarının penumbra değerlendirilmesinde darlık lokalizasyonlarına göre değişkenlikleri araştırılmamıştır. Bu bulgu özellikle proksimal darlıkların eşlik ettiği distal darlıklarda SVD+ methodunda kontrast gecikmesinin çıkarılması hatalı sonuçlara neden olduğunu düşündürmektedir.
Fosfodiesteraz ıv inhibitörü olan rolipramın renal reperfüzyon hasarı üzerine etkisi
Amaç: Böbrek iskemisi; böbrek transplantasyonu, parsiyel nefrektomi, sepsis, çeşitli ürolojik girişimler ve hidronefroz gibi çeşitli klinik durumlarda sık görülen bir tablodur. Bu yüzden nefron koruyucu cerrahinin önemi zamanla daha da artmaktadır. Böbrek iskemisine bağlı böbrek dokusunda meydana gelen hasarı en aza indirmek için çeşitli farmakolojik alanlar deneysel olarak çalışılmaktadır. Bunlar içinde çeşitli fosfodiesteraz inhibitörleri mevcuttur. Bizde bu çalışmamızda fosfodiesteraz 4 inhibitoru olan Rolipram adlı ajanın renal reperfüzyon hasarı üzerine olan etkisini araştırmayı amaçladık.Yöntem ve Gereçler: Çalışmamızda 30 adet sıçan altışarlı 5 ayrı gruba ayrılması planlandı. 1.gruba herhangi bir şey yapılmadı, 2.gruba 30 dk boyunca renal pediküle klemp konuldu. 3.gruba klemp konulmadan 30 dk önce, 4.gruba klemp konulduğu esnada, 5.gruba klemp açıldıktan 30 dk sonra 1mg/kg intraperitoneal rolipram verildi. Klempleme süresi 30 dakika olarak belirlenmiştir. Bu grupların hepsine 24 saat sonra nefrektomi uygulandı. Alınan her böbrek dokusunun yarısının histopatolojik incelenmesiyle enflamasyon, tubuler nekroz ve apoptosize bakıldı. Diğer yarısının biokimyasal yöntemlerle malondialdehit, süperoksit dismutaz, katalaz seviyeleri ölçüldü.Bulgular: Çalışmada Rolipram verilmesiyle, sıçanlarda renal İ/R hasarı belirgin azaldı. Oksidatif hasarda serbest radikallerin neden olduğu lipit peroksidasyonunun stabil metaboliti olan malondialdehid seviyeleri; 2.(İ/R) grupta özellikle 5 gruptan belirgin olarak daha yüksekti. Aynı zamanda antioksidan enzim olan Superoksit Dismutaz ve Katalaz seviyesi 5.grupta 2.gruptan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Histopatolojik olarak enflamasyon açısından Rolipram verilen gruplarla 1.( kontrol) ve 2.(İ/R ) gruplar arasında istatistiksel çok anlamlı fark olmamasına rağmen,5 grupta tubuler nekroz ve apoptosis 1.( kontrol ) grup hariç diğer gruplardan anlamlı derecede düşük bulunmuşturSonuç: Rolipram, renal İ/R hasarına yol açabilecek cerrahi girişimlerde kullanılarak, oluşabilecek oksidatif renal doku hasarı azaltılabilir ve renal fonksiyonun ileri derecede bozulması engellenebilir kanısındayız.Anahtar Sözcükler: Rolipram, renal iskemi, iskemi reperfuzyon hasarı ( İ /R )