Travellers
67 theses under this subject heading
Avrupalı seyyahların gözünden Babürlü Sultanı Cihangir döneminde içtimâî hayat
Babür Şah, 1526 yılında Babürlü Devleti'ni kurmuştur. Babür'ün oğlu Hümayun'un döneminde, 1540-1555 yılları arası Babürlüler Hindistan'ı kaybetmiş olsalar da, daha sonra egemenliklerini yeniden tesis etmişlerdir. Hümayun'un oğlu Ekber dönemi, Babürlü devletinin siyasi, askeri, idari, dini, kültürel ve içtimai yönlerden pekişmesi ve Hindistan'da sağlam temellere dayanması anlamına gelmektedir. Çalışmamızın ana konusu olan Babürlü tarihinin Cihangir dönemi, Ekber döneminde gerçekleştirilen reform ve düzenlemelerin devlet ve toplum nezdinde yansımalarının en iyi şekilde görülebildiği bir devri teşkil etmektedir. Bundan başka Cihangir dönemi Avrupalı seyyahların ticari kaygılarla Hindistan'a akın etmeye başlamaları sebebiyle de ayrı bir önem taşımaktadır. Hazırladığımız bu tezde Hindistan'ı ziyaret etmiş olan yabancı seyyahların Cihangir devri içtimaî hayatına dair görüşleri ve notları değerlendirilmiştir. Thomas Roe, Edward Terry, Francisco Palsaert, William Hawkins, William Finch, Thomas Coryat, John Jourdain, Pietro Della Valle, Joannes De Laet, Fernao Guerreiro, Joseph De Castro gibi Avrupalı seyyahların eserlerinin yanı sıra Cihangirname, Babürname, Hümayunname gibi hatıratlar da kullanılmıştır. Çalışma, giriş bölümü haricinde üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında tezin konusu, amacı, önemi ve yöntem belirtildikten sonra çalışmada kullanılan kaynaklar verilmiş ve Cihangir'in ölümüne kadar olan Babürlü Devleti'nin siyasi olayları aktarılmıştır. Tezin birinci bölümü, Babürlü ülkesinin genel yapısını ihtiva eden coğrafya, iklim, ticaret ve şehirler ile sürdürülmüştür. İkinci bölümde; din, suçlar-cezalandırmalar, sosyal devlet anlayışı, doğum, eğitim, evlilik, ölüm, giyim-kuşam ve yemekler üzerinden Cihangir dönemi toplumu anlaşılmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise Cihangir döneminde gerçekleştirilen törenler, şenlikler, bayramlar ve eğlenceler hakkında bilgi verilmiştir. Durbar, darşan, tartı merasimi, nevruz, hayvan güreşleri, av, bayramlar, çeşitli oyunlar ve diğer birtakım eğlenceler üçüncü bölümde ele alınan konulardan bazılarını oluşturmaktadır. Çalışmamızın sonucunda yabancı seyyahların eserlerinin Cihangir dönemi içtimai hayatının aydınlatılmasındaki önemi ortaya konulmuştur. Ayrıca Babürlülerde dinamik ve çok kültürlü bir sosyal hayatın mevcut olduğu anlaşılmıştır. Özellikle Türk, İslam ve Hinduizm kültürlerinin bir araya gelmesi ile bir Babürlü kültürü meydana gelmiştir.
Cumhuriyet'in seyyahları: Türk aydınının gözünden Avrupa'ya bakmak (1923-1960)
Türklerin yüzyıllardır süregelen Avrupa'yı tanıma çabası, Cumhuriyet dönemi ile zirvesine ulaşmış ve bizatihi devletin öncülüğünde Batılı kurumlar, alışkanlıklar ve sosyal düzen Türkiye şartlarına uyarlanmaya çalışılmıştır. Askeri, siyasi ve mali bakımdan örnek alınan Batılı devletlere İmparatorluk döneminden başlayarak yapılan gezilerle de modernleşmenin kutup yıldızları mesabesinde görülen memleketler ve milletler yerinde gözlemlenerek her alandaki usulleri idrak edilmeye uğraşılmıştır. Cumhuriyet döneminde hız kazanan Batı'yı tanıma çabası, tersine bir oryantalizm, garbiyatçılık ve Türklerin Batı'yı Osmanlı İmparatorluğu'nu kurtarma gailesinden münezzeh surette keşfetmesi süreci olarak nitelendirilebilir. Keşif sürecinin mühim basamaklarından biri olan geziler ve yolculuk sırasında kaleme alınan seyahatnameler, Türk aydınlarının zihnindeki Batı imgesinin anlaşılması bakımından net örnekler ortaya koymaktadır. 1923-1960 yılları arasında Almanya, Fransa, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri üzerine yoğunlaşan geziler sırasında kaleme alındığı tespit edilen otuz bir farklı seyahatname vasıtasıyla Türk aydınlarının Batı'yı nasıl gözlemlendiği ve üzerlerinde nasıl bir etki bıraktığı sorusu Türk düşünce tarihinin dikkate değer bir mevzusudur.
Gelibolulu Mustafa Âlî Divanı'nda ülke ve şehirler
Edebiyat; malzemesi dil olan bir güzel sanat etkinliğidir ve psikoloji, sosyoloji, tarih, felsefe, coğrafya gibi pek çok bilim dalıyla ilişkilidir. Edebiyatın ilişkili olduğu bu dalların en başta geleni ise coğrafya ve tarihtir. Çünkü içinde bulunulan coğrafya ve yaşanılan dönem insan yaşamını şekillendiren, etkileyen en önemli faktörlerdir. Edebi metinler; eseri meydana getiren şair ya da yazar hakkında bilgi verirken aynı zamanda yazıldığı döneme ve topluma ışık tutan bir ayna işlevi görür. Edebi eser, onu meydana getiren yazar ve toplumdan bağımsız değildir. Bu bağlamda yaşanılan yer/ coğrafya ve yaşanılan çağ/ dönem şairin/ yazarın hayatında önemli bir faktör olarak göze çarpar. Dış dünyayı, kurmaca anlatımla bir araya getiren şair/ yazarlar coğrafyaya ve ona dair unsurlara eserlerinde yer verirler. Edebiyatımızda XVI. yüzyılın önde gelen şairlerinden olan ve aynı zamanda tarihçi ve seyyah kimliğiyle de tanınan Gelibolulu Mustafa Âlî Dîvân'ında edebiyat- tarih- coğrafya ilişkisinin en güzel yansımaları görülür. Bu çalışmanın konusunu Gelibolulu Mustafa Âlî'nin bizzat gittiği ülke ve şehirler oluşturmaktadır. Ortaya konulan çalışma klasik Türk şiirinde ülke ve şehirlerin sadece bir şair değil, aynı zamanda bir seyyah ve tarihçinin kaleminden bakışını yansıttığı için önemli olup klasik Türk edebiyatının zenginliğini de göstermeyi amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler Dîvân şiiri, Gelibolulu Mustafa Âlî, coğrafya, edebiyat, seyyah.
19. yüzyılda İngilizce yazılmış seyahatnamelere göre Anadolu'da sosyal kültürel ve ekonomik hayat
Tez çalışmasında 19.yüzyılda çeşitli nedenlerle Anadolu coğrafyasını ziyaret eden seyyahların İngilizce yazılmış ya da farklı dillerden İngilizceye çevrilen seyahatnameleri incelenmiş ve onların gözünden Türkler ile gayrimüslim tebaanın sosyal, kültürel ve ekonomik özellikleri ile bu alanlarda gerçekleştirdikleri faaliyetler hakkında bilgi verilmiştir. Bilinmeyeni keşfetme arzusuyla yola çıkan kâşifler, inançlarını farklı kıtalarda yaymak isteyen misyonerler, mesleki çalışmalar yapmak için diyar diyar gezen bilim adamları ve savaş ortamında görevleri gereği yola koyulan askerler, 19.yüzyıl genelinde olmakla birlikte özellikle ikinci çeyreğinden itibaren Osmanlı coğrafyasına rağbet göstermişlerdir. İngiliz, Amerikan, Fransız, İtalyan ve farklı milletlerden birçok seyyah, ülkelerinin Türkiye ile olan ilişkileri ve dini inançlarını da göz önünde bulundurarak bazen objektif olamasalar da, bu çalışmada 115 seyyahın verdiği bilgiler dâhilinde çoğu konu üzerinde genellemeler yapmak mümkün olmuştur. Seyyah ve seyahatnameler üzerine notlar ile seyyahların biyografileri tezin birinci bölümünü oluştururken, seyyahların Anadolu'ya gelme süreci, deneyimleri ve halkın kendilerine karşı sergiledikleri tutumlara ikinci bölümde yer verilmiştir. Toplamda beş bölümden oluşan tezin diğer bölümlerinde ise sosyal kültürel ve ekonomik hayat başlıkları altında Anadolu'daki durum, seyyahların gözünden yansıtılmaya çalışılmıştır.
Avrupalı gezginlerin gözünden XIX. yüzyılda gravürlerle Osmanlı toplumu ve şehir yapıları
Seyahatnameler birinci elden kaynak olarak ele alınan geçmişi günümüze taşımamızı sağlayan önemli bilgilerin yer aldığı eserlerin başında gelmektedir. Avrupalı gezginler için doğu ve Osmanlı gizemini koruyan bir dünyadır. Osmanlı devletinin İstanbul üzerinde yüzyıllarca süren hâkimiyeti, kozmopolit yapısı ve uyguladığı yönetim anlayışı Avrupa'da yüzyıllar boyunca merak uyandırmıştır. Osmanlı toprakları üzerine gerçekleştirilen seyahatler gezginlerin gözlemlerinin aktarıldığı gezi notlarına dönüşmüştür. Bu notlarda kültürel, ekonomik, günlük yaşantıların yanı sıra manzaralarda betimlenerek aktarılmış ve seyahatnamelerde yerini almıştır. İstanbul her dönemde olduğu gibi XIX. yüzyılda da bilim adamları, sanatçı, tüccar ve diplomatların ilgi odağı olan bir kent olmuştur. Deniz ve karayolu kullanılarak yapılan İstanbul seyahati gezginlerin hangi yolu kullanırsa kullansın ilk girişte hayranlık uyandıran bir kent olduğu görülmektedir. İstanbul'a gelen çeşitli meslek gruplarından olan kişilerin yanlarında getirdikleri sanatçılara çizdirdikleri resimler ve kaleme aldıkları notlara eklenen gravürler sayesinde Avrupa'ya İstanbul'un kent görünümü sosyal hayatı giyimi ya da mimari yapıları tanıtılmıştır. Tezde Osmanlı toplumunun sosyal ve kültürel yaşantısının yanı sıra İstanbul'daki tarihi yapıların geçmişten bugüne gelen serüveni hakkında bilgiler verilerek karşılaştırma yapılmıştır. Karşılaştırmalar sonucunda mimari ya da işlevsel farklılıkların görüldüğü yapılar hakkında bilgiler verilmiştir. XIX. yüzyılda İstanbul şehir yapıları ile ilgili sürdürülen bu tür çalışmanın diğer Anadolu kentleri içinde bulunan askeri ve sivil mimarilere ait çalışmalar yapılabilir. Bu tür çalışmalar tarih, sanat alanlarının yanı sıra kültür tarihimize de önemi olacaktır. Anahtar Kelimeler: Seyahatname, Gravür, Kent yapıları, İstanbul, sosyal yaşam
Batılı seyyahların gözüyle 19. yüzyılda Şırnak ve çevresi
Mezopotamya, insanlığın varoluşundan beri farklı kültür ve milletlere ev sahipliği yapmış kadim bir coğrafyadır. Kuzey Mezopotamya'da yer alan Şırnak ili ve çevresinin, kuzey-güney ve doğu-batı yollarının kesiştiği stratejik bir konumda yer alması, bu coğrafyayı, transit geçişlerde ziyaret edilen yerlerden biri haline getirmiştir. Şırnak ili ve çevresi tarihi süreçte Babil, Asur, Med, Pers, Part, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi güçlü devlet/medeniyetlerin hâkimiyeti altında kalmıştır. Batıdan doğuya doğru yapılan seyahatlerin uğrak noktalarından biri olan Şırnak ili ve çevresi hakkında bazı Batılı seyyahlar dikkate değer izlenimlerini seyahatnamelerine not ederek kayıt altına almışlardır. 1810-1910 yılları arasındaki bir asırlık süreçte bazı Batılı seyyahlar farklı amaçlar doğrultusunda, yaptıkları gezilerinde özellikle Cûdî dağı ve çevresinde bazı bilgi ve belgelere ulaşmışlardır. Seyyahlar, Cûdî dağında yer alan Şah ve Hassana köylerinde Asur kaya rölyeflerini keşfetmişlerdir. Ayrıca, Kasrik ve Finik bölgelerinde Part dönemine ait kaya rölyeflerine, Cizre'nin güneybatısında yer alan Babil köyünde ise Asur stellerine seyyahlarca ulaşılarak eldeki bilgiler dünya kamuoyuna duyurulmuştur. Seyyahlar, 19. yüzyıl içerisinde bölgenin etnik ve dini yapısı, siyasi ve iktisadi durumu, tarihi ve coğrafyası hakkında izlenimlerini aktarmışlardır. Bu bağlamda 1810-1910 tarih aralığında bazı Batılı seyyahların eserleri temel alınarak Şırnak ili ve çevresinin genel bir durum tablosu ortaya konmaya çalışılmıştır.
19. yüzyılda İngiliz kadın ressamların gözünden Osmanlı dünyası: VAM Searight koleksiyonu
Bu çalışma, çeşitli nedenlerle Doğu coğrafyasında bulunan İngiliz kadınların, Victoria & Albert Müzesi (VAM) Searight Koleksiyonu'nda yer alan Doğu konulu resimleri üzerinden, kadınların Oryantalizmini, Doğu'ya ve Doğulu hemcinsine olan yaklaşımını ele almaktadır. Çalışmanın amacı, Searight Koleksiyonu öncelikli olmak üzere, kadın gezginlerin Doğu serüveninin izlerini sürmek, yerli halk ve kültürlerle olan ilişkisini belirlemek, bunların kadın belleğinin yazılı ve görsel kayıtları üzerindeki yansımalarına ışık tutmak, bunları veriler üzerinden belgelemek ve değerlendirmektir. Sanayileşme atılımlarıyla dünyanın en güçlü İmparatorluğu haline gelen 19. yüzyıl İngiltere'sine damgasını vuran romantizm ve Oryantalizm akımlarının etkisi, Doğu-Batı ilişkilerinin ve iki kültür arasındaki yakın temasın giderek artmasını ve bunları karşılamak üzere eserler üreten bir sanatçı grubunun oluşmasını beraberinde getirmiştir. Bir akım olmaktan çok, Doğu konulu olması bakımından ayrı bir kategoride yer alan ve zaman içinde kendine has özellikleriyle gelişim gösteren Oryantalist eserler, kimi zaman sanatçıların Doğu seyahati deneyimi olmaksızın hayali tasvirler üzerinden üretilen, belirli imgeler aracılığıyla yerel toplulukları hedef alan bir ötekileştirmenin ve ayrımcılığının hissedildiği örnekler olmuştur. Batılı hegemonyanın kurguladığı tasvirlerde durağan, bakımsız, sefil, vahşi, egzotik ve erotik imgeleriyle sunulan Doğu sahneleri, eril gözün bir yansıması olarak çeşitli biçimlerde varlığını göstermiştir. Doğu kadını da bu yerleşik anlayıştan payını alarak odalık figürlerinde, hamam sahnelerinde, köle pazarlarında, cariyelerin günlük yaşam sahnelerinde Batılı erkin bakış açısı üzerinden temsil edilen bir özellik kazanmış, 20. yüzyıla uzanan tarihi süreçte yerleşik bir imge haline gelmiştir. Çalışmada, geçmişten beri Batılı erkek gezginlerin egemenlik alanı olan Doğu kentlerinde, 19. yüzyılın ortalarından itibaren kendine yer bulmaya başlayan Batı kadınının, bu Oryantalist geleneğe olan tavrı ve Doğulu hemcinsiyle olan ilişkisinin eserler üzerindeki yansımalarının belirlenmesine çalışılmıştır. Bu amaçla VAM'da eserleri olduğu tespit edilen kadın sanatçıların biyografileri, eğitimleri, seyahat metinlerinde neleri kayıt altına aldıkları, Doğu topraklarına geliş nedenleri ve eserlerine ilişkin detayları, dönemin siyasi ve kültürel koşulları göz önüne alınarak aydınlatılmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: 19. Yüzyıl, Doğu-Batı İlişkileri, Oryantalizm, Kadın Seyyahlar, İngiliz Kadın Ressamlar
Gerçek ile tahayyülün sınırlarında. Fransız edebiyatçı, ressam ve arkeolog seyyahların dünyasından Abdülmecid dönemi İstanbul'u (1840-1850): Gérard de Nerval, Camille Rogier, Eugène Flandin
XIX. yüzyılda artış gösterdiği bilinen Doğu yolculukları, yaşanan bilimsel ve teknik gelişmelerle kolaylaşmış ve denizaşırı yolculuklar diplomatlar, misyonerler, tüccarlar, ressamlar, arkeologlar aracılığıyla kimi zaman da kişisel meraklar sebebiyle yoğunluk kazanmıştır. Edebiyatçı, ressam ve arkeolog kimlikleriyle tanınan Gérard de Nerval, Camille Rogier ve Eugène Flandin de 1843 yılı Sultan Abdülmecid dönemi İstanbul'una seyahat eden Fransız seyyahlardandır. Yolculukları süresince Tanzimat Fermanı sonrasına denk düşen İstanbul'daki yeni düzen hareketlerini gözlemleyecekler, gündelik hayatta zihinlerindeki Doğu dünyasından izler arayacaklardır. XIX. yüzyıl arifesinde yaşanan Aydınlanma Çağı, Fransız Devrimi ve ardından Napolyon Bonapart'ın Mısır'ı işgaliyle süregelen dünyayı akıl yoluyla algılama anlayışını, Grand Tour kazanımları, ulus kimlik bilinci, sömürgecilik ile birlikte hız kazanan bilimsel ve kültürel araştırmalar takip eder. Yunan bağımsızlık savaşı ile ortaya çıkan Antikite'ye yöneliş, beraberinde "kaçış" temasını da içinde barındıran Romantizm ve XIX. yüzyılda Oryantalizm çerçevesinde yeniden şekillenen Doğu algısı, seyyahları etkileyen temalar olacaktır. Bu tez çalışmasında, 19. yüzyıl Fransasında Doğu'nun yorumlama biçiminin seyyahların zihin dünyalarına etkisi, seyyahların Doğu seyahati deneyimlerini etkileyen kültürel ve siyasi olaylar ile seyyahların Abdülmecid dönemi İstanbul seyahatnamelerinin birbirleriyle karşılaştırmalı bir biçimde çözümlenmesi hedeflenmiştir.
XVII. yüzyılda yazılan Osmanlı hac seyahatnâmelerinin tarih yazımı açısından değerlendirilmesi
Bu tez, düzenli bir organizasyon olarak yüzyıllardır sürdürülen dolayısıyla da hakkında çok doküman bulunan hac ile ilgili yazılan "hac seyahatnâmeleri" hakkındadır. XVII. yüzyıla ait eserler tarihsel perspektifle ele alınmıştır. Osmanlı hac seyahatnâmelerinin, Osmanlı siyasi, sosyal, dini ve kültürel hayatına dair veri kaynağı niteliğinde olup olmadığı konunun ana eksenini oluşturmaktadır. Şimdiye kadar tarih yazıcılığı açısından görece ihmal edilen hac seyahatnâmeleri tespit edilen ortak paydalardan hareketle tematik başlıklar altında tartışılmıştır. XVI.-XIX. yüzyıllar arasında yazılan tespit edebildiğimiz kadar esere ulaşarak bir Osmanlı dönemi bibliyografya çalışması ortaya koyarak, özet bilgilere excel tablosunda yer verilmiştir.
Taoist Keşiş Ch'ang Ch'un'un Seyahatnamesine Göre XIII. Yüzyılda Türkistan
1148 yılında Shantung eyaletinde doğan Ch'ang Ch'un, Çin'de yaşayan meşhur bir Taocu keşişti. İlmî faaliyetleri ve uhrevî yaşam tarzıyla muazzam bir şöhret elde etti. XIII. yüzyılın başlarında Moğollar Kuzey Çin'i fethettikten sonra Cengiz Han zikredilen meşhur keşişin şöhretini duydu ve otağına gelmesi için ona bir davette bulundu. Moğol hanı, Taoist keşişten ölümsüzlüğün sırrını öğrenmek istiyordu. Ch'ang Ch'un ise bu yolculuğa çıkmadan önce Cengiz Han'ı kendi dinine davet etme arzusundaydı. Ch'ang Ch'un ilerleyen yaşına rağmen Shantung'daki inzivagâhını terk edip Türkistan üzerinden Cengiz Han ile buluşacağı İran ve Afganistan'a doğru uzun ve meşakkatli bir yolculuğa çıkmaya mecbur kaldı. Seyahati 1221-1224 yılları arasında toplam üç yıl sürdü. Ch'ang Ch'un Çin'den Batı'ya on dokuz müridi ile birlikte seyahat etti. Bu seyahat üstadın müridi Li Chih-Ch'ang tarafından bütün ayrıntılarıyla kayıt altına alındı. Kafile Çin'den hareket ederek Beşbalık, Almalık, Talas, Taşkent, Semerkand, Keş ve Belh gibi Türk şehirlerini geçti akabinde Afganistan'a ulaştı. Ch'ang Ch'un seyahatnamesi Türkistan'da yaşayan Türk toplulukları ile Moğolların siyasî, içtimaî, askerî ve kültürel yapısının anlaşılması babında son derece mühim bir kaynaktır. Çin, Türkistan, Cengiz Han'ın fetihleri, Moğolların Budizm'e olan ilgileri, Eski Moğol dini, Taoizm ve Çin Simyası hakkında emsalsiz bilgiler ihtiva eden bu eser, Türk tarihi açısından fevkalade önemlidir. Özellikle Cengiz Han'ın Batı Seferi hakkında bilgi veren tek şark kaynağıdır. Hakkında uzun bir değerlendirme kaleme aldığımız bu ünik eser Türkçeye çevrilmiştir. Ayrıca seyahatnamede geçen pek çok tarihî olay, kavram ve toponim hakkında ayrıntılı izahlar sunulmuştur. 2019 yılı içerisinde kitap olarak basılması düşünülen bu çalışmanın Türk tarihçiliğine ciddi bir katkı sağlayacağı hususunda şüphemiz yoktur.
İngiliz gezgin Mary Adelaide Walker'ın eserlerinde Osmanlı dünyası
Seyahatnameler bir toplumun tarihinin, kültürü ile sanatının aydınlatılmasında arşiv belgeleri kadar önemli rol oynar. Bu anlamda sadece tarih, edebiyat, coğrafya gibi disiplinlerde değil aynı zamanda sanat ve kültür tarihi gibi sosyal disiplinlerde de başvurulan kaynaklar arasındadır. Osmanlı'nın sosyal ve kültürel yaşamına ışık tutan Mary Adelaide Walker'ın yazmış ve resimlemiş olduğu seyahatnameler, Batı dünyasının Doğu'ya karşı önyargılı yaklaşımını farklı bir bakış açısıyla, bir kadın seyyahın gözünden değerlendirmiştir. Bu tezde Osmanlı topraklarında yaşamış olan gezgin-ressam Mary Adelaide Walker'ın izlenimleri, yazılı ve görsel anlatımlarında kullandığı dil ve aktardığı bilgiler üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda Walker'ın Türk toplumunun yaşam biçimine ilişkin aktardığı önemli ve ayrıntılı bilgiler, gezdiği şehirlerdeki yaşama ve kültür varlıklarına dair izlenimleri, tarihi ve kültürel birer belge niteliğine sahip kaynaklar olarak tespit edilmiştir.
19. yüzyıl seyyahlarının gözünden Batı Anadolu'da Ermeniler
19. Yüzyıl, tüm Dünya'da politik, ekonomik, sosyal ve teknolojik birçok gelişmenin yaşandığı önemli bir tarihi dönemdir. Bilhassa ulaşım ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, toplumları birbirlerine daha da yakınlaştırmıştır. Bununla beraber, Fransız İhtilali sonrası ortaya çıkan yeni düşünce akımları toplumları etkilemiş, imparatorlukları temelden sarsmıştır. Bu dönemde, toplumlar ve kültürler birbirlerine yakınlaşsa da devletlerin merkezi otoriteyi kuvvetlendirme politikalarının bir gereği olarak ülkeler arası sınırlar daha belirgin hale gelmiştir. Pasaportlar ve seyahat izin belgeleri, daha sistemli kullanılmaya başlanılarak, kişilerin neden göstermeksizin seyahat veya göç etmesi engellenmeye çalışılmıştır. Bu belgeler, kişilerin niçin seyahat ettiğini, nerelere uğradığını, uğradığı bölgelerde nelerle karşılaştığını göstermesi açısından oldukça mühimdir. Öncesinde olduğu gibi 19. Yüzyılda da Osmanlı Devleti, Batılı seyyahlar için bir merak unsurudur. Hristiyanlar açısından önemli birçok merkezi bünyesinde barındıran Batı Anadolu, hem dini hem kültürel hem de ticari açıdan yabancılar için oldukça popüler bir bölgedir. Seyyahların kaleme aldığı notlar, yazarlarının değer yargılarıyla, o dönemde sözünü ettikleri bölge ve orada yaşayan halk hakkında birçok önemli ipucu edinmemizi sağlar. Bu bağlamda, Batılı seyyahların,geldikleri dönemde, Batı Anadolu'da beş yüz yıldan fazla geçmişleri bulunan Ermeniler hakkında yazıya döktükleri gözlem ve düşünceler, hem Ermenileri hem de Batı Anadolu'yu tanımamız açısından oldukça mühimdir. Ermeniler yüzyıllar boyu, Türk hakimiyeti altında, devletlerine sadık bir şekilde yaşadılar. Osmanlı toplumuna sayısız katkısı bulunan bu millete haiz birtakım topluluklar, İmparatorluğun dağılış döneminde Avrupalı emperyalist güçlerin kışkırtmalarıyla önce kendi cemaatlerine sonra devletlerine yabancı hale getirildiler. Bu çalışmada Ermenilerin 19. Yüzyılda Batı Anadolu toplumunun gelişimine ne ölçüde katkıda bulundukları seyyahların gözlemleriyle incelenmiş olup, nüfus, kültür, eğitim, ekonomi başlıkları altında Batı Anadolu Ermeni cemaati mercek altına alınmıştır.
Orta çağ seyahatnameleri ve coğrafi eserlerine göre giyim kuşam geleneği (IX.-XV. yüzyıl)
İnsanların en temel ihtiyaçlarından biri giyinmektir. Bu nedenle insanların giyim kuşamı geçmişten günümüze evrilerek devam eden bir durumdur. Tarihi süreçlere bakıldığında ilk zamanlarda insanların çeşitli etkenlerden korunmak amacıyla vücudunu örttüğü/giyindiği fakat sonraki dönemlerde bambaşka anlam ve amaçlarla örtünmeye/giyinmeye başladığı görülür. İnsanların giyinmeye ne zaman başladığı, nasıl giyindiği, bunun için nelerden yararlandığı gibi pek çok konu büyük bir merak uyandırmaktadır. Literatür incelemesi yapıldığında bu konuyla ilgili birçok çalışmanın var olduğu görülür. Ancak seyyahların gözüyle giyim kuşama dair aktarılanlar işin bir başka bir boyutunu sunmaktadır. Orta Çağ dönemindeki seyahatnameler ve bunlardan beslenen coğrafi eserlerde dönemin giyim kuşamına dair bilgiler günümüze ışık tutmaktadır. Zira seyyah ve coğrafyacılar bizzat şahit oldukları veya kimi zaman onlar da kendilerinden önceki müelliflerden aldıkları bilgilerle kendilerinden sonraki insanların meraklarına cevap vermektedir. Seyyahların yerinde görme ve inceleme bağlamında yaptıkları gözlemler doğrultusunda Orta Çağ dünyasında insanların neler giyinip kuşandığı, bunlar için nelerden ve nasıl yararlandığı, bunların ticaretinin nasıl yapıldığı, diplomaside kullanımının nasıl olduğu gibi daha pek çok konu hakkında önemli bilgiler elde edilmektedir. Böylece insanların cinsiyetini, statülerini, içinde bulunduğu toplumun algısını, inançlarını, gelenek ve göreneklerini, iktisadi durumunu, kültürünü, psikolojisini hatta gücünü giyim kuşamla nasıl ifade edilebildiği gibi giyinmenin başka boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu durum sosyal tarihçilik için birer veri kaynağı olarak araştırmacılar için büyük bir önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Orta Çağ'da Giyim Kuşam, Giyim Tarihi, Seyyahlar, Seyahatnameler, Coğrafi Eserler.
Evliya Çelebi'ye göre Melek Ahmet Paşa'nın biyografisi
Evliya Çelebi'nin eserinden hareketle kendisine atfedilen seyyahlık fikri, onu anlatmak için oldukça az bir tanımdır. Elbette Evliya Çelebi bir seyyahtır fakat aynı zamanda alışılmışın dışında bir tarihçidir. Ayrıca savaş muhabiri, sosyolog ve anlatı uzmanıdır. Bu çalışmada, Seyahatname'de bahsi oldukça sık geçen IV. Mehmet'in sadrazamlarından Melek Ahmet Paşa'nın biyografisi incelenecektir. Evliya Çelebi'nin Melek Ahmet Paşa'ya dair anlatıları dönemin Osmanlı kaynakları ile karşılaştırılıp değerlendirilecektir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde akrabası, yakın dostu ve patronu olmasından ötürü Melek Ahmet Paşa'nın hayatına, siyasi faaliyetlerine ve kişiliğine dair detaylı bilgiler vermiştir. Evliya Çelebi'ye Göre Melek Ahmet Paşa'nın Biyografisi başlıklı bu çalışmanın amacı Evliya Çelebi'nin Melek Ahmet Paşa'ya dair anlattığı tarihi hadiseleri, Paşa'nın etkin yılarında (1630-1662) kaleme alınmış diğer Osmanlı kronikleriyle karşılaştırılarak; 17. yy Osmanlısında yaşamış, sarayda çalışmış, vezirlik ve sadrazamlık yapmış, döneminde bazı önemli olaylara imza atmış bir devlet adamı olarak Melek Ahmet Paşa'nın biyografisini inşa etmektir. Anahtar Kelimeler: Melek Ahmet Paşa, Evliya Çelebi, Seyahatname, Osmanlı Kronikleri, Osmanlı Sadrazamları, IV. Murat, IV. Mehmet
İbn Battûta'nın zihin haritaları
İbn Battûta'nın Zihin Haritaları tezi, merkeze seyahatname metnini yerleştirip seyahatname olgusundan ziyade seyyaha odaklanılarak seyyahın zihin dünyasını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Seyahatname metninin, seyyahın zihin haritaları şeklinde de okunabileceği ortaya konmaya çalışılmıştır. Elimizdeki seyahatname seyyahın otuz yıla yakın bir zaman dilimindeki gezilerinin toplamıdır. Metinde anlatılanlar, seyyahın zihin süzgecinden geçerek, ayıklanarak oluşturulmuştur. Eğer bu gezileri aynı dönemde, İbn Battûta değil de başkası yapsaydı, o kişinin zihin dünyasındaki haritalara göre daha farklı bir seyahatname ortaya çıkacaktı; çünkü aidiyeti, dini, coğrafyası, birikimi, inanışları farklı bir seyyah, daha farklı bakış açıları ve kurgusal boyut ile metnini süzerek oluşturacaktı. Seyahatnameyi anlamlandırmanın yolu, seyahatnameyi vücuda getiren kişinin yani İbn Battûta karakterininin ete kemiğe büründürülerek onun amaçlarının (sufî olma), birikiminin, inancının, zihin alışkanlıklarının gözler önüne serilmesinde yatmaktadır. İbn Battûta, yolculuk boyunca gelişir ve boyut kazanır; böylece karakterize olur. Yol, seyyahı eğitir, olgunlaştırır; bunun sonucunda da tekâmüle ulaştırır. Göreli anlamlar ihtiva eden zihin kavramı, dünyayla veya yaşananlarla eşitlenip bir "ayna" olarak nitelendirilebilir. Seyahatname için de "seyyahın zihninden, o geziye dair dünya deneyimlerinin yansımasıdır," çıkarımına ulaşılabilir. Seyyahın Maliki mezhebinden Sünni bir Müslüman oluşu, sufî erginlenlenme tasavvuru, ilmi birikimi ile donanımı ve kişiliği bu tezin merhalelerini oluşturmuştur. Bu tezle, seyyahın, seyahatnamenin bir metin olarak ortaya konmasındaki belirleyiciliği, önemi vurgulanmış; ayrıca seyahatnamenin seyyahın zihin haritaları çerçevesinden, farklı bir bakış açısıyla yeniden okunabileceği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: seyahat, seyyah, zihin, tasavvuf, din, karakter, kurgu, bellek
Seyyah Pouqueville'in savaş tutsaklığı anıları
Bu incelemeye konu olan eser II. Koalisyon Savaşları (1798-1802) süresince Osmanlı tarafından tutuklanan tıp doktoru F.C.H.L. Pouqueville'in, Fransa'ya döndükten sonra yayınladığı anılarıdır. Tutukluluğunu, İmparatorluğun Mora ve İstanbul gibi farklı bölgelerinde geçiren yazar anlatısına diğer tutukluların serüvenlerini de katarak kısmen bir anı, kısmen bir seyahatname olan üç ciltten oluşan eserini kaleme almıştır. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında araştırmalara konu olan savaş esirlerine uygulanan muameleler, son dönemde daha eski savaşların da araştırılmasını tetiklemiştir. Ne varki, yapılan incelemede Pouqueville'in savaş esirleri konusunda yeni bir kaynak olmadığı görülmüştür. Ancak araştırmacıların başvurduğu İngilizce çevirinin, yayımlandıktan kısa bir süre sonra iki yüz elli bin yerine doksan bin kelimeye indigenerek piyasaya sürülen bir metin olduğu ve bu nedenle kimi yanlış anlamaları da beraberinde getirdiği saptanmıştır. Bu çalışmada Pouqueville'in orijinal anılarının, savaş esirleri konusu kadar, söz konusu dönemde hızla değişen Avrupa konjonktüründe kurulan yeni ittifaklara da ışık tutacağı umulmaktadır. Anahtar kelimeler: Pouqueville; II. Koalisyon Savaşları; Osmanlı-Fransa ilişkileri; Fransa'nın Mısır Seferi; savaş esirleri; oryantalizm; Doğu Sorunu; seyahatname; çeviri; tarih yazımı.
Hazar ötesi üzerine hakimiyet mücadeleler ve Rusların Türkmen bölgesi işgali
Bu çalışmada amaç; 19. yüzyılda bölgeye gelen Rusların Türkistan'da yer alan zengin bölgelerin ve Hazar Ötesi Türkmenleri üzerinde yürüttükleri çalışmaları analiz etmektir. Rusların yürüttüğü bir takım ilmi, bilimi ve askeri çalışmalar ile Rus tarihçi ve devlet adamlarının Türkmenler hakkındaki düşünceleri açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. İşgal sırasında bölgede yaşanmış olaylar ve akabinde gelişen işgalin Türkmen toplumu ve kültürü üzerindeki etkisine değinilmiştir. Türkmenlerin "Göktepe"de aldıkları mağlubiyet gibi yaşanan hadiseler ile hemen ardından yükselen Rus hâkimiyeti sürecinin bölge üzerindeki etkisi, Rusların Türkmenler üzerinde hâkimiyet kurabilmek için yaptığı uygulamalar hakkında bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmada konuyla ilgili yapılmış çalışmalardan faydalanılmakla beraber öncelikle çalışmaya kaynaklık edecek olan söz konusu Rusça kaynakların çevirisi yapılarak kaynaklar arasında yer verilmiş ve içerikleri analiz yöntemi ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma iki ana bölümden oluşmakla birlikte bu başlıklara bağlı olarak alt başlıklar yer almaktadır. Birinci bölümde Rusların işgal öncesi Türkmen toprakları üzerinde yaptığı bazı faaliyetler ve bölgenin işgal altına alınma sürecinde yaşanan olaylar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yine aynı bölümde Türkmenlerin yaşadığı coğrafya, Türkmenlerin kişilik özellikleri gibi konular üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Çarlık Rusya'nın işgalinin ardından yaşanan süreç ve bölgeye getirmiş olduğu yeni sistem hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Bu bölümde Rusların kendi çıkarları için bölgeyi ekonomik anlamda sömürge altına alma, Türkmenleri kendilerine has eğitim ve kültür anlayışlarından uzaklaştırma çabası aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: General Skobelev, Göktepe Savaşı, Türkmenler, Rus Seyyahları
XVIII. ve XIX. yüzyıllarda İngiliz ve Fransız seyahatnamelerinde Osmanlı toplumu
Sınırlarını XVIII. ve XIX. yüzyıllar olarak belirlediğimiz bu çalışma; söz konusu iki yüzyıllık dönemde dini, siyasi, gezi ve askeri amaçlarla Osmanlı Devleti topraklarına gelen İngiliz ve Fransız seyyahların Osmanlı toplumu hakkındaki izlenimlerini irdelemektedir. Çalışmanın temel amacı Osmanlı sosyal tarihi için önemli kaynaklar arasında yer alan bu seyahatnamelerin aktarmış olduğu bilgiler değerlendirilerek Osmanlı toplumunu ve toplumun sosyal ve kültürel yaşantısını incelemek üzerinedir. Çalışmanın kapsamının belirlenmesinde İngiliz ve Fransız seyyahlarının Osmanlı toplumu hakkında verdikleri bilgiler esas alınmış ve bu hususlar üzerinde durulmuştur. Hem İngiliz hem de Fransız seyahatnamelerini bir arada incelememizin odak noktası ise farklı kültür ve siyasi tabanda olan iki toplum ve seyahatname temsilcilerinin, aynı dönemde farklı perspektiflerle bakmasının temel sebeplerinin neler olduğunun ayrımıdır. Bu temsilcilerin ait oldukları toplumların inançları, bakış açılarındaki farklılıklarındaki abartı, gerçek dışı tasvir, anlatım ve yorumlara sebep olabilmektedir. Çalışmada seyahatnamelerin yanında konu ile ilgili araştırma eserlerden de faydalanılmış ve konu bütünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde seyahatnamelerin tanımı ve özellikleri, seyyahlar, seyahatnamelerin Osmanlı sosyal tarihi için kaynak değeri ve seyahatnamelerde yer alan resim ve gravürlerin önemi incelenmiştir. İkinci bölümde Osmanlı toplumunun iki ana unsuru olan Müslüman ve Gayrimüslim halkın sosyal yaşamı alt başlıklar altında incelenmiştir. Osmanlı toplumunun aile hayatı, kadınları ve çocukları, evde yaşamı, gelenek görenekleri ile dini inançları araştırılmıştır.
Seyahatnamelere göre Ortaçağ'da Batı Anadolu
Batı Anadolu, Antik Çağ'dan bu yana kültürel olarak oldukça zengin bir bölge olmuştur. Daha sonraları Bizans İmparatorluğu adıyla anılacak olan Doğu Roma İmparatorluğu da Batı Roma'dan ayrıldıktan sonra, kültürel temellerini burada bulmuş ve zaman içinde daha doğulu bir görünüm kazanmıştır. Bu bölge Ortaçağ'da büyük değişikliklere uğradıktan sonra, en nihayet asli şeklini verecek olan Müslüman Türkler tarafından yurt haline getirilmiştir. Malazgirt Zaferi'nden sonra, Batı Anadolu'nun etnik yapısı da değişmiş, Rumlar yerlerini Türklere bırakırken, bölgenin dini yapısı da paganistik inanç sisteminden önce Hıristiyanlığa, sonra da Selçuklularla beraber Müslümanlığa geçmiştir. Bu süreç boyunca buradaki topluluklar, her üç inanç sisteminin ve kültürel yapısının izlerini burada bırakmışlardır. Tüm tarih boyunca önemli bir yer olan Anadolu Yarımadası birçok seyyahın da uğrak yeri olmuştur. Bu seyyahların kimisi, bu araştırmanın dönemi da olan Ortaçağ'da yaşamış ve uğradıkları Batı Anadolu hakkında bilgi vermiş, kimileri de daha sonraki dönemlerde buraya gelmiş ve bölgeyi anlatırken Batı Anadolu'nun geçmişini anlatmışlardır. Bu çalışmada, eserlerinde Batı Anadolu'nun Ortaçağ dönemini yazan seyyahların seyahatnameleri incelenmiş, doğulu ve batılı seyyahların bu bölge hakkında kaydettikleri bilgiler güncel bilgilerle karşılaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu, Ortaçağ, Gezgin, Seyahatname, Seyyah
İbn Battûta Devri Horasan ve Türkistan şehirleri
XIV. yüzyılın en önemli seyyahı olan İbn Battûta eski dünya diye tabir edilen bölgelerin tamamını gezmiştir. İbn Battûta devrine Türk-Moğol devri demek yanlış olmayacaktır. Nitekim seyyahın gezmiş olduğu yerlerin hemen hemen çoğu ya Türk ya da Moğol hakimiyeti altında bulunmaktadır. Türk tarihi ve Türk dili bakımından da önemli bir yere sahip olan seyahatname, Türklerin XIV. yüzyıldaki sosyal, siyasi, iktisadi ve dini hayatlarına dair önemli bilgiler içermektedir. Seyahatname ayrıca antropoloji ve coğrafya bilimlerine katkıları bakımından önem arz etmektedir. İbn Battûta'nın Horasan ve Türkistan gezileri neticesinde uğramış olduğu şehirlerin Moğol istilası öncesi durumlarına baktığımız zaman bu bahsi geçen şehirlerin bilim ve kültür merkezleri olduğu ve mimari açıdan o dönemin muazzam yapıları ile karşımıza çıktığı görülmektedir. Bu şehirleri gezen seyyah, dönemin kültür ve ilim başkentlerinin Moğol istilası sonrası vahim durumlarını detaylı bir şekilde aktarmıştır. Ayrıca bu şehirlerin sosyal, siyasi, kültürel ve ekonomik faaliyetlerine de değinen İbn Battûta bu bölgenin hükümdarları Ebû Said Bahadır Han, Aleaddin Tarmaşirin Han ve Özbek Han ile de yüz yüze görüşme imkânı elde ederek onlar hakkında önemli bilgiler aktarmıştır.
14. yüzyıldan Cumhuriyet Dönemine kadar yabancı seyyahların gözünden Bursa ilindeki mimari eserler
Bu tezde 14. yüzyıldan 1923 yılına kadar günümüz Bursa ili sınırları dâhilinde seyahatler yaparak burada karşılarına çıkan mimari eserlere yer veren seyyahların tanımlamaları değerlendirilmiştir. Yapılan tanımlamaların güvenilir olup olmadıklarının tespit edilmesi için ilk olarak seyahatnamelerin yapısal incelemesi yapılmış ve mevcut problemler ortaya konulmuştur. Çalışmanın devamında Bursa ili ve ilçelerindeki Osmanlı Dönemi öncesi ve Osmanlı Dönemi eserleriyle ilgili seyahatnamelerde yer verilen bilgilerin tamamı değerlendirmeye alınmıştır. Yapılarla ilgili karanlıkta kalan bazı hususlar da yine bu kaynaklar aracılığıyla aydınlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca özellikle Bursa ili merkezi örneğinde deprem, yangın, savaş gibi bazı afetlerin yapılar üzerinde meydana getirdiği tahribatlara seyyahların aktarımları paralelinde yer verilmeye gayret edilmiştir. Seyahatnamelerde Osmanlı yönetimi ve halkının eski eserlere yönelik tutumlarıyla ilgili seyyahların görüşlerinin önemli yer ettiği görülmüş ve bu aktarımlara ayrı bir bölümde yer verilmiştir. Bu yöndeki tanımlamalar bazı durumlarda seyyahların önyargılarının şekillendirdiği düşünceler olabilmekle birlikte özellikle 19. yüzyılda yaşanan ihmalkârlıkları ve bozulmaları ortaya koyması açısından önemli sonuçlara ulaşılmasını sağlamıştır. Ele aldığımız seyahatnamelerde karşımıza çıkan gravür, çizim gibi görsellerin de yine ayrı bir bölümde değerlendirilmesine çalışılmıştır.
Seyyahların gözüyle Kars gravürleri
Bu çalışma; dini, tarihi ve coğrafi özellikleri nedeniyle ilk çağlardan itibaren farklı kültürlere ev sahipliği yapmış olan Kars'ın Batılı seyyahların seyahatnamelerinde bulunan gravürlerinin incelenmesini ele almaktadır. Konu kapsamında XVIII. ve XIX. yüzyılda Kars'a gelen seyyahların gravürlerinde betimledikleri yerlerin tespit edilmesi, incelenmesi günümüzdeki durumlarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu kapsamada kültürel açıdan zengin bir mimari dokuya sahip olan kentin incelemesi ve sanatçı gözüyle nasıl betimlendiklerinin analiz edilmesi temel amaç olarak belirlenmiştir. Bu amaç doğrultusunda seyyahların yapmış oldukları seyahatlerle ilgili yazmış oldukları kitaplarda bulunan gravürler, nitel tarama yöntemi ile elde edilmiştir. Bu tarama sonunda çok sayıda seyyahın Kars'a geldiği bunlardan sadece dört tanesinin farklı mekânların tasvirinden oluşan 67 gravürü tespit edilmiştir. Bu gravürlerin bugünkü durumları yapılan saha çalışması ile tekrar fotoğraflanmış ve karşılaştırma yöntemi ile analiz edilerek değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda gravür tekniği ile betimlenen yerlerin genellikle sivil ve dini yapılardan, kent görünümleri ve manzaralardan seçildiği görülmüştür. Gravürlere konu olan yerlerin bugünkü durumundan hem teknik hem estetik hem de yapısal açıdan çok büyük farklılıklar gösterdiği görülmektedir.
Bazı Çin seyahatnameleri üzerine bir değerlendirme (M.Ö 139-M.S. 984)
Geçmişten günümüze insanoğlu çeşitli amillerin etkisiyle bulunduğu coğrafyayı terk ederek, kendisi için yeni ve keşfedilmemiş olan bölgelere seyahat halinde olmuştur. Bu seyahat hali günümüze gelinceye değin artarak devam etmiştir. Seyahat edenlerin gezdiği ve gördüğü yerleri, yaşadıklarını kaleme alması ise seyahatnamelerin oluşmasını sağlamıştır. Seyahatnameler zamanla tarihi açıdan kıymetli birer hazineye dönüşmüştür. Özellikle milletlerin tarihinin yazılması hususunda birinci el kaynak hükmünde olan bu eserlerden Çinli seyyahların yazdıkları hem bölge hem de Türk tarihi için yüksek önemi haizdir. Türk tarihi için Çin kaynaklarının önemine binaen bu kaynakların içinde bulunan seyahatnameler Türk içtimaî, siyasal, iktisadî, kültürel ve dinî yaşamına dair önemli bilgileri içermektedir. Bu nedenle M.Ö. 139 yılından M.S. 984 yılına kadarki süreç içerisinde Chang Chien, Fa Hsien, Sung Yün, Wu Gong, Hsüan Tsang ve Wang Yen-te isimli seyyahların yazdıkları Türk Tarihi açısından önemli sırları deşifre etmektedir. Bu seyahatnamelerin tahlil ve tetkiki neticesinde mühim tarihi verilere ulaşmak tabiidir.
Batılı seyyahlara göre II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerinde İstanbul'da gayrimüslimler
Batılı seyyahların en çok görmek ve ziyaret etmek istedikleri şehir İstanbul'dur. Bu şehir, Akdeniz ve Karadeniz arasındaki önemli deniz yollarını ve karayollarını birleştiren bir merkez konumundadır. Ayrıca gayrimüslimler için tarihsel bir öneme sahiptir ve tarih boyunca pek çok Batılı seyyah İstanbul'u ziyaret etmiştir. Bu seyyahlar mektup, hatırat ve günlüklerde İstanbul'a olan hayranlıklarını kaydetmişlerdir. Bu araştırma Batılı seyyahlara göre II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerinde İstanbul'da yaşayan gayrimüslimlerin sosyal, kültürel ve ekonomik faaliyetleri hakkında birçok bilgi içermektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm 19. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı Devleti'nde yaşayan gayrimüslimlerin genel durumu hakkında bilgileri kapsamaktadır. İkinci bölümde Batılı seyyahlara göre II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerinde İstanbul'da yaşayan gayrimüslimlerin sosyal ve kültürel hayatı değerlendirilmektedir. Üçüncü bölümde Batılı seyyahlara göre II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerinde İstanbul'da yaşayan gayrimüslimlerin iktisadi durumuna değinilmektedir. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Gayrimüslimler, Batılı Seyyahlar, Sosyal ve Kültürel Hayat, İktisadi Durum.