Sefalometri
54 theses under this subject heading
Adenoid hipertrofisinin maksillofasiyal gelişim üzerine etkilerinin objektif fotoğrafik analizlerle araştırılması
Adenoid hipertrofisi ve bunun neden olduğu kronik ağız solunumuna bağlı olarak yüz iskeletinde ve dental arkta meydana gelen deformiteler iyi bilinen bir konudur. Konuyla ilgili yapılan çalışmaların çoğu sefalografik analizlere dayandırılmaktadır. Çalışmamızda değişik derecelerde adenoid hipertrofisi olan 4-12 yaş arası 97 hasta (48 erkek, 49 kız ) ve adenoid vejetasyonu olmayan 4-12 yaş arası 90 sağlam (54 erkek ,36 kız ) toplam 187 çocuk çalışmaya alınmıştır. Olguların, anamnez, endoskopiyi de içeren fizik muayene ve standardize klinik fotoğrafları alındı. Her olgu için alınan ön ve profil standardize klinik fotoğraflar üzerinde 16 mesafe ve 8 açı ölçümü yapıldı.Klinik fotoğraflar üzerindeki lineer ve açısal ölçümler adenoidi olan grupla olmayan grup karşılaştırıldığında adenoidi olan grupta nasion-tip (nasion-tip arası mesafe), nasion-subnasale (nasion subnasale arası mesafe) mesafeleri ve tragion-angulus mandibula- gnathion (üst goniak) arası açı, nasion-angulus mandibula ve gnathion (alt goniak açı) arası açı, frankfort horizontak çizgisi-gnathion-angulus mandibula arası açıların istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığını gösterdi. Ayrıca adenoidi olan ve olmayan kontrol grubu karşılaştırıldığında tragion-nasion-pogonion arası açının adenoidi olan grupta önemli derecede daraldığını gösterdi. Sonuçlar literatürde yapılmış sefalometrik çalışmalarla paraleldi. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet yönünden fark mevcut değildi.Çalışmaya alınan çocuklar horlama, uyku apne, gündüz uykululuk hali, okul performansı, ağzı açık uyuma, ebeveynlerde sigara içiciliği ve huzursuz uyku açısından sorgulandı. İki grup bu şikayetlere sahip olma ve olmamaya göre karşılaştırıldı.Adenoidi olan grup, adenoidi olmayanlarla karşılaştırıldığında adenoidi olan grupta horlama, uyku apne, gündüz uykululuk hali, huzursuz uyku, ebeveynlerde sigara içiciliği ve düşük okul performansı oranı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek idi.Bu çalışmanın amacı fotoğraflar üzerinde yapılan analizlerle bu tanımlanan iskelet deformitelerinin, yumuşak doku mihenk noktaları baz alarak yapılan mesafe ve açı ölçümlerine yansıyıp yansımadığının araştırılmasıdır.Sonuç olarak analizler istatistiksel olarak anlamlı derecede yüzün orta 1/3 kısmının uzadığını, ön yüz yüksekliğinin arttığını ve arka yüz yüksekliğinin azaldığını ve ayrıca kraniomandibuler plan açısında artış olduğunu ve kontrol grubu ile kıyaslandığında artmış adenoid miktarına bağlı olarak geriye pozisyonlanmış bir mandibulayı göstermiştir.Anahtar sözcükler: Adenoid vejetasyon, ağız solunumu, sefalometri, fotoğrafik analiz, fasiyal mofoloji, dental morfoloji.
Yapay zekâ algoritmasıyla gerçekleştirilen sefalometrik analizin bilgisayar destekli dijital sefalometrik analizle kıyaslanması
Bu çalışmanın amacı; yapay zekâ teknolojisine sahip tam otomatik sefalometrik analiz programlarının, bilgisayar destekli dijital sefalometrik analiz programları kadar güvenilir olup olmadığını gözlemlemektir. Bu amaçla farklı deneyim düzeylerine sahip 3 araştırmacı tarafından manuel olarak işaretlenen ve analiz edilen radyografiler, yapay zekâ algoritmasına sahip tam otomatik dijital sefalometrik analiz programlarından AudaxCeph, OrthoDx ve WebCeph tarafından otomatik olarak işaretlenen ve analiz edilenlerle karşılaştırılmıştır. Tam otomatik sefalometrik analiz programlarının araştırmacı müdehalesi sonrası ölçümlerinin de değerlendirildiği çalışmada 7 hasta grubundan oluşturulmuş 210 dijital sefalometrik radyografi üzerinde 33 anatomik noktanın ( 20 sert 12 yumuşak doku ) X ve Y eksen koordinatları ve 13 açısal, 5 çizgisel, 1 oransal olmak üzere 19 sefalometrik analiz değer ölçümleri incelenmiştir. Elde edilen ölçüm değerlerinin, hasta grupları arasında, belirlenen referans değerlerle karşılaştırılması sonucunda AudaxCeph programının yaptığı ölçümlerde; Ba, Sigmiod Notch, Gl', N,' Sn', A' noktaları koordinatlarında ve U1-NA° U1-NA (mm), Fasiyal açı, Y aksı açısı, Jarabak oranı değerlerinde, OrthoDx programının yaptığı ölçümlerde; Pt, N' noktaları koordinatlarında ve Fasiyal açı, Y aksı açısı, U1-NA (mm) değerlerinde, WebCeph programının yaptığı ölçümlerde Prn, A' noktaları koordinatlarında ve Fasiyal açı, Y aksı açısı, Gonial açı, U1-NA°, U1-NA (mm) değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Araştırmacı müdahalelerinden sonra farkların bir kısmı ortadan kalkmıştır. Sert doku koordinatları ölçümlerinde en başarılı program WebCeph, yumuşak doku koordinatı ve analiz değerleri ölçümünde OrthoDx programı olmuştur. AudaxCeph programı sert doku koordinatı ölçümleri yumuşak dokuya göre daha güvenilir bulunmuştur. Tüm yapay zekâ algoritmasına sahip programlar başarılı olarak kabul edilse de daha doğru sonuçlar elde edebilmek için araştırmacı müdahalesine ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.
Alt çene gelişim geriliği olan hastalarda forsus FRD EZ2 ve CS4 sistem sabit apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılması
Bu çalışmamızdaki amaç, alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan CS4 Sistem sabit fonksiyonel apareyi ve Forsus FRD EZ2 (Forsus) sabit fonksiyonel apareyinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırmaktır. Gaziantep Üniversitesi Ortodonti Bölümü arşivinde bulunan ve ortodontisti tarafından mandibular retrognati (alt çene gelişim geriliği) endikasyonu konulmuş, sabit fonksiyonel apareyler ile kompenzasyon tedavisi uygulanmış, apareyi ağızdan uzaklaştırılmış, ara kayıtları alınmış hastaların apareylerin uygulandığı ve çıkarıldığı seanslarda alınmış sefalometrik röntgenleri analiz edilmiştir. CS4 Sistem grubu 14 (16,79±1,68 yıl) (7 kız, 7 erkek), Forsus grubu ise 14 (16,57±1,66 yıl) (7 kız, 7 erkek) olmak üzere toplam 28 hastanın sefalometrik röntgenlerinden oluşmaktadır. Her iki sabit fonksiyonel aparey, molar ilişkisi sınıf I olana kadar yaklaşık CS4 Sistem grubunda 5,8±1, Forsus grubunda 6,2±1 ay ağızda tutulmuştur. Toplamda 28 hastanın 56 adet lateral sefalometrik röntgenlerinde açısal ve lineer ölçümler yapılmıştır. Normal dağılıma sahip değişkenlerin iki bağımsız grupta karşılaştırılmasında Student t testi, 2 bağımlı grupta karşılaştırılmasında ise Eşleştirilmiş t testi kullanılmıştır. Ölçümlerin güvenirliğinin saptanması için ICC ve %95 güven aralıkları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre CS4 Sistem ve Forsus apareylerinin mandibular retrognatiye sahip hastalardaki overjet, overbite ve molar ilişki düzeltiminde etkili oldukları ve elde edilen etkinin daha çok dişsel olduğu, iskeletsel etkinin ise minimal olduğu belirlenmiştir. Tedavi sonunda, maksiller keser dişlerde retrüzyon ve mandibular keser dişlerde protrüzyon gözlenmiştir. CS4 Sistem apareyinin, Forsus apareyine göre IMPA değerindeki daha fazla artışa, U1/SN değerinde ise daha fazla azalmaya neden olduğu tespit edilmiştir. CS4 Sistem ve Forsus sabit fonksiyonel apareylerinin her ikisi de alt çene gelişim geriliğine sahip geç adölesan dönemdeki bireylerde, diş çekimi ya da ortognatik cerrahi endikasyonu konulabilecek sınır vakalarda alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılabilir.
İskeletsel sınıf II maloklüzyona sahip hastalarda sabit fonksiyonel tedavinin temporomandibular eklem üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Bu uzmanlık tezinin amacı sabit fonksiyonel apareylerden Herbst apareyi ile tedavi edilen Sınıf II maloklüzyona sahip intraartiküler temporomandibular bozukluğu olan ve olmayan hastalarda, tedavinin mandibular kondil ve glenoid fossa ilişkisi üzerindeki etkilerini ve kondildeki morfolojik değişiklikleri karşılaştırmaktır. Bu çalışmaya 36 birey (ortalama yaş: 15.8±0.4 yıl) dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalar intraartiküler eklem bozukluğu olmayanlar (Grup 1) ve intraartiküler eklem bozukluğu olanlar (Grup 2) olarak 2 gruba ayrılmıştır. Grup 1, 13'ü kadın 5'i erkek olmak üzere 18 bireyden (yaş ortalaması:15.6±0.4 yıl), Grup 2 ise, 14'ü kadın 4'ü erkek olmak üzere 18 bireyden (yaş ortalaması:16.01±4.4 yıl) oluşmaktadır. Çalışmaya dahil edilen hastaların tedavi öncesi ve tedavi bitiminde lateral sefalometrik radyografları ve manyetik rezonans görüntüleri elde edilmiştir. Ayrıca tedavi süresi boyunca yaşam kalite anketi (OHİP-14 indeksi) uygulanmış ve ağrı durumlarının tepiti için VAS ile ağrı takibi yapılmıştır. Veriler t-testi, One Way Anova, Kruskal Wallis ve ki-kare testleri kullanılarak karşılaştırılmıştır. Sefalometrik değerlerde tedavi ile meydana gelen değişim iki grupta da benzerdir (p>0.005). Sadece SN-GoMe açısında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. (p<0.005). Herbst tedavisi süresince, belirlenen 8 zaman noktasında gruplar arasında ağrı skorları bakımından istatistiksel olarak bir fark bulunmamıştır (p>0.005). Hastaların OHIP-14 SC yaşam kalitesi anket skoru 1. hafta (T3), 1. ay (T4), 2. Ay (T5) ve Herbst apareyinin söküldüğü seansta (TS) Grup 1'de Grup 2'ye kıyasla anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur (p<0.005). Hastaların OHIP-14 ADD yaşam kalite anket skoru 1. ay (T4) ve 2. ayda (T5) Grup 1'de Grup 2'ye kıyasla anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur (p<0.005). Grup 1' in sağ kondili ile Grup 2' nin sağ ve sol kondilinde MR görüntülerde tedavi ile meydana gelen değişimler için yapılan karşılaştırmada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bir bulunmamıştır (p>0.05). Bu tez çalışmasının sonuçlarına göre Sınıf II maloklüzyona sahip temporomandibular eklem bozukluğu olan ve olmayan hastalarda Herbst aygıtı ile sabit fonksiyonel tedavi temporomandibular eklem üzerinde olumsuz bir etki oluşturmamakla birlikte her iki grup için de disk pozisyonunda iyileşme oluşturduğu gözlenmiştir. TME bozukluğu olan ve olmayan hastalarda dentoiskeletsel değişiklikler, tedavi konforu, ağrı deneyimi bakımından tedaviye verilen cevap benzerdir.
Ortognatik cerrahide kullanılan otolog kemik grefti ve hayvansal kaynaklı greft materyalinin (Bioteck S.R.L. osteoplant-flex system) postoperatif sefalometrik sonuçlarının stabilite üzerine etkisinin karşılaştırılması
Ortognatik cerrahinin amacı; yüzün iskelet ve diş yapısındaki bozuklukları düzeltmektir. Lefort I osteotomisi ve saggittal split ramus osteotomisi maksillomandibuler deformitelerin düzeltilmesinde en sık kullanılan iki yöntemdir. Son 30 yılda pek çok gelişme görülmesine rağmen günümüzde bu tekniklerin komplikasyonları, karşılaşılan relaps oranları ve bunları azaltmak amacı ile yapılan araştırmalar devam etmektedir.Lefort I osteotomileri sonrası maksillada oluşan kemik defekt' lere otolog kemik grefti veya değişik yapıda greft materyallerinin kullanımının, postoperatif dönemde stabilite üzerine etkilerinin olumlu sonuçlandığı bilinmektedir.Bu çalışmada; Çukurova Üniversitesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı 'ında 2003-2011 yılları arasında gelişimsel maloklüzyon nedeni ile ortognatik cerrahi uygulanmış 80 hasta incelendi. Otolog kemik grefti veya hayvansal kaynaklı greft materyali kullanılan hastaların, postoperatif dönemde greft materyallerinin stabilite üzerine etkilerinin sefalometrik sonuçları, retrospektif olarak karşılaştırıldı.Cerrahi öncesi, cerrahiden 1 hafta sonra ve en az 1 yıl sonraki lateral sefalometrik sonuçlar iskeletsel relaps yönünden değerlendirildi.Hastaların lateral sefalogramları üzerinde maksillanın horizontal ve vertikal düzlemdeki hareklerinin sefalometrik analizi yapıldı. Cerrahi sonrası dönemde tespit edilen relaps oranları ve cerrahide kullanılan greft materyalleri arasında bir ilişki olup olmadığı istatiksel olarak değerlendirildi. Operasyon sonrası oluşan relaps oranları literatür verileri ile karşılaştırıldı.
Yüz maskesi ve modifiye forsus apareylerinin geç karışık ve erken daimi dişlenme dönemindeki sınıf III hastalarda dentofasiyal yapılar üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı; büyüme ve gelişimi devam eden, geç karışık ve erken daimi dişlenme dönemindeki, maksiller gerilikten kaynaklı sınıf III hastalarda, Yüz Maskesi ve Modifiye Forsus aygıtlarının; dentoalveolar, iskeletsel ve yumuşak dokular üzerindeki etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran 45 hasta 3 gruba ayrılmıştır. 15 hasta Yüz Maskesi, 15 hasta Modifiye Forsus ve 15 hasta Kontrol grubunu oluşturmaktadır. Tedavi ve kontrol gruplarında, uygulama-kontrol öncesi ve sonrası lateral sefalometrik radyografiler, intraoral ve ekstraoral fotoğraflar alınmıştır. Uygulama süresi, Yüz Maskesi grubunda 9.25 ay, Modifiye Forsus grubunda 4.54 ay olarak saptanmıştır. Kontrol grubunda gözlem süresi 6.1 ay olarak belirlenmiştir. İki tedavi grubunun tedavi süreleri karşılaştırıldığında, Modifiye Forsus grubunun, Yüz Maskesi grubuna göre anlamlı derecede kısa sürdüğü belirlenmiştir. Yapılan ölçümler sonucunda Yüz Maskesi grubunda overjette meydana gelen 5.91 mm'lik artışın, %68'i iskeletsel, %32'si dental değişikliklerden kaynaklanırken; Modifiye Forsus grubunda 5.45 mm'lik artışın, %43'ü iskeletsel %57'si dental değişikliklerden kaynaklanmıştır. Yüz Maskesi grubunda; Modifiye Forsus ve Kontrol gruplarına göre SNA, A-VR, A-HR ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış bulunmuştur. Modifiye Forsus grubunda ise U1/PP açısında ve U1-MaxVR mesafesinde Yüz Maskesi ve Kontrol grubuna göre anlamlı artış bulunmuştur.
Alt ve üst dudak yumuşak doku kalınlıklarının yaşa ve cinsiyete bağlı değişiklikleri
Alt ve Üst Dudak Yumuşak Doku Kalınlıklarının Yaşa Ve Cinsiyete Bağlı Değişiklikleri Bu çalışma, alt ve üst dudak yumuşak doku kalınlıklarının yaşa ve cinsiyete bağlı olarak değişikliklerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla, 2011-2013 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi (Adana) Diş Hekimliği Fakülteleri Ortodonti Polikliniğine farklı sebeplerle başvuran yaşları 16-74 yıl arasında değişen 220 sağlıklı (87 kadın ve 133 erkek) bireyin lateral sefalometrik görüntüleri değerlendirilmiştir. Sefalometrik görüntüler, daha önce ortodontik tedavi görmemiş, normal büyüme ve gelişme gösteren, yüz bölgesine yönelik cerrahi bir girişim geçirmemiş kişilere aittir. Tüm bireyler, farklı üç gruba ayrılmıştır (Grup I; yaşları 16-19 yıl, Grup II; 20-25 yıl ve Grup III; 26-74 yıl). Bireylerin sefalometrik görüntüleri üzerinde farklı 6 referans noktası belirlenerek, üst (Pr-Ls) ve alt (Id-Li) dudak kalınlık ölçümleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar alt dudak kalınlık (Id-Li) değerinin ve üst ve alt dudak birleşim noktasının (U1-St) kesici dişlere olan uzaklığının, Grup II ve Grup III'deki bireylerde cinsiyete bağlı olarak değiştiği, ancak Grup I'deki bireylerde bu ilişkinin olmadığı bulunmuştur. Erkek bireylerde dudak kalınlık değerlerinin kadın bireylerden daha fazla olduğu belirlenmiştir. Kadınlar ile erkekler arasında kestirim (cutoff) değeri belirleyebilmek amacı ile yapılan ROC Analizi ile her 3 parametre için de tanı değeri oldukça iyi olarak değerlendirilebilecek cutoff değerleri saptanmıştır; Pr-Ls için 25,8 mm (sen:%71, spe:%77), Id-Li için 28,0 mm (sen:%81, spe:%74), U1-St için 12,3 mm (sen:%77, spe:%70). Sonuç olarak, alt ve üst dudak yumuşak doku kalınlıklarının yaşa ve cinsiyete bağlı değişikliklerin bilinmesinin; adli antropologlara yeniden yüzlendirme tekniğinin uygulanmasında, plastik ve rekonstriktif cerrahlara ve ortodontistlere ise tedavi planlarını belirlemede ve tedavi sonrasındaki uyumun değerlendirilmesinde yardımcı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Doku kalınlığı, Sefalometri, Üst dudak, Alt dudak, Kestirim (cutoff) değeri
Alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan forsus FRD EZ2 ve biobite corrector sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan Forsus FRD EZ2 (Forsus) ve Biobite Corrector MS (BBC) sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılmasıdır. Gaziantep Üniversitesi Ortodonti Bölümü arşivinde bulunan ve ortodontisti tarafından mandibular retrognati endikasyonu konulmuş, sabit fonksiyonel tedavi uygulanmış, apareyi ağızdan uzaklaştırılmış, ara kayıtları alınmış hastaların apareylerin uygulandığı ve çıkarıldığı seanslarda alınmış sefalometrik radyografileri analiz edilmiştir. Forsus grubu 21 (15,57±1,66 yıl), BBC grubu ise 20 (15,79±1,68 yıl) olmak üzere toplam 41 hasta sefalometrik radyografilerinden oluşmaktadır. Her iki sabit fonksiyonel aparey, molar ilişkisi sınıf I olana kadar yaklaşık Forsus grubunda 6,3±1, BBC grubunda 6,5±1 ay ağızda tutulmuştur. Toplamda 41 hastanın 82 adet lateral sefalometrik radyografilerinde açısal ve lineer ölçümler yapılmıştır. Normal dağılıma sahip değişkenlerin iki bağımsız grupta karşılaştırılmasında Student t testi, 2 bağımlı grupta karşılaştırılmasında ise Eşleştirilmiş t testi kullanılmıştır. Ölçümlerin güvenirliğinin saptanması için ICC ve %95 güven aralıkları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Forsus ve BBC apareylerinin alt çene gelişim geriliğine sahip hastalardaki overjet, overbite ve molar ilişki düzeltiminde etkili oldukları ve elde edilen etkinin daha çok dentoalveoler olduğu, iskeletsel etkinin ise minimal olduğu belirlenmiştir. Tedavi sonunda, üst kesici dişlerde retrüzyon ve alt kesici dişlerde protrüzyon gözlenmiştir. BBC apareyinin, Forsus apareyine göre IMPA değerindeki daha az artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Forsus ve BBC sabit fonksiyonel apareylerinin her ikisi de alt çene gelişim geriliğine sahip geç adölesan dönemdeki bireylerde, diş çekimi ya da ortognatik cerrahi endikasyonu konulabilecek sınır vakalarda alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Biobite Corrector, Forsus FRD EZ2, Sabit fonksiyonel aparey, Sefalometrik karşılaştırma, Sınıf II maloklüzyon
I. sınıf kapanışa sahip bireylerin yumuşak doku estetik normlarının arnett analizi ile değerlendirilmesi
Amaç: Literatürde, sert doku sefalometrik analiz yöntemleri ve Arnett yumuşak doku analiz yöntemi ile farklı etnik gruplarda çalışmalar yapılarak; birçok bölgenin sert ve yumuşak doku normları incelenmiştir.Fakat literatürde Çukurova bölgesinin bölgesinin yumuşak doku estetik normlarının incelendiği herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır.Bu çalışma literatürdeki bu eksikliğin giderilmesi amacı ile planlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinden; I. Sınıf kapanışa sahip ve dahil edilme kriterlerine uyan 45 kadın, 45 erkek toplam 90 birey üzerinde çalışmamız bir öncül çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Dahil edilen bireyler 3 yaş grubuna ayrılmıştır. 16-20 yaş I. Grup, 20-25 yaş II. Grup ve 25-30 yaş III. Grup olarak belirlenmiştir. Bu tez çalışması, bireylerin lateral sefalometrik radyograflar üzerinde, Arnett yumuşak doku analiz yöntemi, Audaxceph Advantage programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızdaki 45 erkek bireyin 13 yumuşak doku değeri literatürde bahsi geçen ortalama değerlerine göre kıyaslandığında; ULT, LLT, P-P', M-M', ULA, A'-TVL, ULA-TVL, MX1-TVL ve MD1-TVL değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Çalışmamızdaki 45 kadın bireyin 13 yumuşak doku değeri literatürde bahsi geçen ortalama değerlerine göre kıyaslandığında; ULT, LLT, P-P', NLA, ULA, A'-TVL, ULA-TVL, MD1-TVL ve LLA-TVL değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Sonuç: 90 bireyin yaş grupları ve cinsiyetler arasında Arnett yumuşak doku değerleri istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.
Roth-jarabak analizi ile öngörülen mandibular büyüme yönünün sabit fonksiyonel tedavi sonuçları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır: 1. Roth-Jarabak analizi ile belirlenmiş alt çene büyüme yönü ile sabit fonksiyonel tedavi sonucu meydana gelen alt çenenin öne hareketi arasında bir ilişki olup olmadığını tespit etmek. 2. II. Sınıf kapanış bozukluklarında başarılı fonksiyonel tedavileri öngörebilmek için olası biyolojik göstergeleri tespit etmek. Geriye dönük olarak planlanan bu çalışma için Ç.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmış ve sabit fonksiyonel aparey ile tedavisi tamamlanmış, II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, büyüme gelişim döneminde olan (SVM II, SVM III) 90 bireyin lateral sefalometrik radyografileri kullanılmıştır. Çalışmamıza dahil edilen bireylerin tedavi başlangıç (t0) ve tedavi bitim (t1) dönemindeki sefalometrileri çizilmiş ve SNB değerinde oluşan 1.3°lik değişikliğe göre Grup 1 (SNB≤1.3°) ve Grup 2 (SNB˃1.3°) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. 61 birey Grup 1'e (ort. yaş 12.62± 1.07 ), 29 birey Grup 2'ye (ort. yaş 12.7±1.1) dahil olmuştur. ROC analizi, tedavi başlangıcı Roth-Jarabak değerleri ile alt çenenin öne hareketi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kullanılmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre; her iki grup arasında alt çene boyut artışı(Co-Gn) ile ilgili anlamlı bir farklılık bulunmamıştır(p˃0.5). Grup 1 de alt çenenin vertikal rotasyon parametrelerinde Grup 2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edilmiştir (Post. Açılar toplamı, SN/GoGn, Y açısı p≤0.001). ROC analizine göre, tedavi öncesi tespit edilen Gonial oranın SNB açısındaki artış ile en güçlü ilişkisi olan değişken olduğu tespit edilmiştir. Tedavi başı Gonial oranı %72 veya düşük olması, prepubertal II. Sınıf bireylerde sabit fonksiyonel tedavi ile alt çenenin öne doğru değil daha çok dik yönde hareket edeceğinin ve SNB açısında artış olmayacağının göstergesi olabilir.
II. sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde alt çenenin öne gelişimi ile ilişkili olası biyolojik göstergelerin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır. 1. I. ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde, tedavi sonu değerlerin tedavi başındaki sefalometrik değerler ile olan ilişkisini araştırarak alt çenenin öne gelişimi ile ilgili olası biyolojik göstergeleri tespit etmek. 2. Büyüme gelişim döneminde, II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde çekimli ve çekimsiz mekaniklerin alt çenenin öne gelişimi üzerindeki etkilerini karşılaştırmak. Geriye dönük planlanan bu çalışma için Ç. Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmıştır. Çalışmaya I. Sınıf ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, çekimsiz veya çekimli tedavisini tamamlamış olan, tedavi başında büyüme gelişim dönemindeki (SVM II, SVM III) toplam 276 bireyin lateral sefalometrik radyografileri dahil edilmiştir. II. Sınıf çekimsiz tedavi olan bireylerde II. Sınıf elastik veya sabit fonksiyonel mekanik uygulanmıştır. Çalışmaya dört premolar çekimli bireyler dahil edilmiştir. I. Sınıf bireyler de çekimsiz veya dört premolar çekimli tedavi görmüştür. Çalışmamıza dahil edilen tüm bireylerin tedavi başlangıç (t0) ve tedavi bitim (t1) dönemindeki sefalometrileri çizilmiştir. 1. Çalışmamızda SN-Pog açısındaki 1.3° artış alt çenenin öne gelişiminde belirleyici olarak kullanılmıştır. Bireyler SN-Pog değerinde oluşan 1.3°'lik değişikliğe göre Grup I (SN-Pog fark ≤1.3°) ve Grup II (SN-Pog fark >1.3°) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. ROC analizi tedavi başındaki FMA, Y, Artiküler, Gonial açıları, Jarabak oranı ve Gonial oran değerleri ile alt çenenin öne hareketi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kullanılmıştır. 2. Çalışmamızda II. Sınıf çekimsiz mekanik uyguladığımız bireyler II. Sınıf çekimli mekanik uyguladığımız bireylerle SN-Pog değişimine bakılmaksızın karşılaştırılmıştır. I. Sınıf bireylerde alt çenenin öne gelişimi (SN-Pog açısı) benzer olduğu için I. Sınıf bireyler tek grup halinde toplanmış ve kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre; incelenen tedavi başı sefalometrik değerlerden hiçbirisinin alt çenenin öne gelişiminin tahmininde kullanılacak anlamlı bir biyolojik gösterge olmadığı belirlenmiştir. Araştırma hipotezimiz doğrulanmamıştır. Çalışma sonuçlarımız II. Sınıf mekaniklerin alt çene boyutsal artışı ve çene ucunun öne hareketi üzerinde iskeletsel etki yaratmadığını, düzeltimin dişsel düzeyde olduğunu desteklemektedir. Ayrıca çekimli mekaniklerin daha çok dik yön gelişimi artmış bireylerde uygulandığı ve çekimli II. Sınıf hasta grubunda alt çene ucunun büyüme gelişimle öne hareket etmediği tespit edilmiştir.
Erişkin popülasyonda bilgisayarlı tomografi ile sefalometrik analiz
Craniofacial bölge vücudun en karmaşık ve analiz edilmesi güç bölümlerinden biridir. Dahası farklı etnik grup ve yaşlar farklı morfoloji ve özelliklere sahiptir. Bu çalışmanın amacı erişkin popülasyonda Bilgisayarlı Tomografi ile normal craniofacial sefalometrik ölçümlerin elde edilmesidir. Bu çalışma cranial Bilgisayarlı Tomografi aksiyel görüntülerinde yapılan retrospektif kesitsel bir çalışmadır. Yaşları 18-90 arasında değişen iskelet yapısı normal 159 erkek ve 156 kadına ait 315 Bilgisayarlı Tomografi görüntüsü üzerinde 21 ölçüm alınmıştır. Her iki cinsten katılımcıların farklı yaş gruplarına dağılımında anlamlı bir fark yoktu. Sol medial orbital duvar uzunluğu, sağ ve sol medial orbital duvar çıkıntısı, sağ ve sol lateral orbital duvar açısı haricindeki tüm ölçümler tüm yaş gruplarında erkeklerde kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı ölçüde büyüktü. Bilateral ölçümler katılımcıların yarısından çoğunda yüzün sağ tarafında daha yüksek değere sahipti. Her iki cinste ve farklı yaş gruplarında benzer asimetri eğilimi gözlendi. Sefalik indeks ortalama değeri 84,24±5,17 bulunmuştur. Çalışma grubunun sefalik indekse göre cranium dağılımı %34,6 brakisefalik, %28,2 hiperbrakisefalik, %19,7 mezosefalik, %14,3 ultrabrakisefalik ve %3,2 dolikosefaliktir. Sefalik indeks için cinsiyetler ve yaş grupları arası anlamlı farklılık görülmemiştir. Ölçümler arasında çok sayıda korelasyon saptandı. Bir ülkenin farklı bölgelerinden sefalometrik çalışmalar o ülke popülasyonu için vücut standartlarının belirlenmesi için gereken bilgiyi sağlar. Çeşitli yaş gruplarındaki farklılıkların saptanması ise kişide yaşla meydana gelebilecek değişimlerin kestirilmesine olanak sağlar. Dahası bu bilgi craniofacial hastalıkların tanı ve tedavisinde ve prognozunun kestirilmesinde yardımcı olabilir.
Kraniyovertebral kavşaktaki kemik yapıların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi
Kraniyovertebral kavşak (KVK) kafatası ile servikal omurga arasında anatomik bir geçiş bölgesidir. Baziler invaginasyon, atlantoaksiyal dislokasyon ve platibazi gibi KVK patolojilerinin değerlendirilmesinde kullanılan birçok kraniyometrik ölçüm tanımlanmıştır. Bu nedenle kraniyometrik ölçümlerin normal sınırlarının saptanması önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Anadolu'da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki sağlıklı bireylerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinde KVK'ya ait kemik yapılarının morfometrik referans değerlerini belirleyerek literatüre katkı sağlamaktır. Bu amaçla 300 sağlıklı bireyin KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntüler üzerinde midsagittal kesitte 16, koronal kesitte 2 parametre incelendi. Veriler cinsiyet ve yaşa göre karşılaştırıldı. Apex dentis'in, McGregor, Chamberlain, McRae, Fischgold digastrik, Fischgold bimastoid ve McRae hatlarına uzaklığı sırasıyla 0.31±3.22, 1.06±3.22, 5.30±1.59, 8.70±4.12, -5.15±4.86 ve 35.58±2.52 mm, clivus-kanal açısı 157.62±11.85°, atlantodental aralık 1.28±0.48 mm, posterior atlantodental aralık 19.54±2.24 mm, Welcher bazal açısı 130.83±6.29°, basion-aksiyal mesafe 4.01±1.83 mm, basion-dental mesafe 4.92±1.77 mm, Powers oranı 0.72±0.06, modifiye Ranawat metoduyla ölçülen mesafe 28.66±2.38 mm, Redlund-Johnell metoduyla ölçülen mesafe 35.11±4.09 mm kraniyoservikal tilt açısı 126.98±12.24° saptandı. Apex dentis McGregor ve Chamberlain hatlarına göre sırasıyla 102 (%36)'sinde ve 86 (%26)'sında üstünde, 129 (%46)'unda ve 170 (%57)'inde altında, 52 (%18)'sinde ve 42 (%14)'sindeyse aynı seviyede saptandı. Apex dentis olguların tamamında McRae hattının altında gözlendi. Olguların 284 (%98)'ünde Fischgold digastrik çizgisinin altında, 7 (%2)'sinde bu çizgiyle aynı seviyede, olguların 35 (%12)'inde Fischgold bimastoid çizgisinin altında, 233 (%82)'ünde üstünde, 17 (%6)'sinde bu çizgiyle aynı seviyede saptandı. Literatürde KVK'ya ait patolojilerin kraniyometrik değerleriyle ilgili fikir birliğinin olmadığı görülmektedir. Bu çalışmadaki sonuçların literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Normal değer aralığının belirlenmesi için farklı populasyonlar üzerinde daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.
Görüntü işleme tabanlı sefalometri eğitim seti
Sefalometri geçmişten günümüze kadar önemini koruyan ve hem bilimsel araştırmalarda hem de ortodontide geniş bir kullanım alanına sahip bir konudur. Sefalometrik analizin ise ortodontik tanı, tedavi şekli ve tedavi sonucunun değerlendirilmesinde önemli bir rolü bulunmaktadır. Sınıf veya laboratuar ortamında geleneksel yöntem olan elle yapılan çizimlerle sefalometri eğitimi büyük bir zaman tüketimi ve hatta masraflı bir iş olmaktadır.Bu çalışmada; bahsedilen olumsuzlukları gidermek için sefalometrik analiz eğitim seti hazırlanmıştır. Bu eğitim seti C++ Builder programında yazılmış olup esnek bir yapıya ve kullanıcı dostu bir arayüze sahiptir. Bununla birlikte yapmış olduğumuz programda çeşitli görüntü işleme teknikleri kullanılarak sefalogram üzerinde yapılan iyileştirmeler ile daha net bir görüntü, işaret noktalarının daha belirgin ve kolay belirlenmesi sağlanmıştır. Bu eğitim seti ile sadece iskeletsel değil dişsel ve yumuşak doku olmak üzere sefalometride kullanılan bütün nokta, doğru ve açıların hesaplarının yapılması ve sonuçların hem sayısal hem de görselleştirilmesi ile öğrencilerde tam bir öğrenmenin sağlanması amaçlanmaktadır.
Nokturnal bruksizmli hastalarda iki farklı oklüzal splintin ısırma kuvveti üzerine etkisinin in-vivo olarak araştırılması
Bu çalışmada kanin rehberli sert stabilizasyon splintinin ve yumuşak bir splint olan Bruxogard-Soft splintin ısırma kuvveti üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Çalışmaya klinik muayene ve hasta ifadesine dayalı olarak bruksizm teşhisi konulmuş 12 bruksizmli birey ve 6 sağlıklı birey katılmıştır. 6 bruksizmli hasta stabilizasyon splinti kullanırken, geri kalan 6 bruksizmli birey de Bruxogard-Soft splinti 6 hafta süreyle kullanmıştır. Tedavi başında, çalışmaya katılan tüm bireylerden ısırma kuvveti kayıtları ve lateral sefalometrik filmler alınmış ve bruksizmli bireyler ile sağlıklı bireyler arasında ısırma kuvveti ve lateral sefalometrik ölçüm farklılığı karşılaştırılmıştır. Bruksizmli bireylerden tedavinin 3. haftasında ve tedavi bitiminden hemen sonra ısırma kuvveti kayıtları alınarak splint kullanımının ısırma kuvveti üzerindeki etkinliği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, sefalometrik açısal ölçümlerde, bruksizmli ve sağlıklı bireyler arasında istatistiksel fark bulunmamıştır. Doğrusal sefalometrik ölçümlerden sadece ön kafa kaidesi uzunluğu (S-N) ve üst çene kafa kaidesi uzunluğu (ANS-PNS) sağlıklı bireylerde kontrol grubuna göre daha yüksek bulunurken diğer doğrusal sefalometrik ölçümler açısından sağlıklı bireylerle bruksizmli hastalar arasında fark bulunmamıştır. Bruksizmli ve sağlıklı bireylerin ısırma kuvveti değerleri arasındada istatistiksel farklılık yoktur. Stabilizasyon splinti kullanan hastalarda tedavi sonunda ısırma kuvvetlerinde artma kaydedilmiştir, fakat ısırma kuvvetlerindeki bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Bruxogard-Soft splint kullanan hastalarda tedavi sonunda ısırma kuvvetlerinde istatistiksel olarak önemli azalma kaydedilmiştir. Splint tedavisi sonrasında yüksek ısırma kuvveti gösteren bireylerin ısırma kuvvetinde azalma, düşük ısırma kuvveti gösteren bireylerin ısırma kuvvetinde artma görülerek, splint tedavisinin ısırma kuvvetlerini düzenlediği tespit edilmiştir.
Horlama hastalarının ses analizlerinin, fizik muayene ve laboratuar bulguları ışığı altında obstrüktif uyku apne sendromu varlığı yönünden değerlendirilmesi
OUAS mortalitesi ve morbiditesi oldukça yüksek olan ciddi bir sağlık sorunudur. Tanısı; altın standart olan polisomnografi ile konur. Ancak bu inceleme uzun zaman alan, pahalı, özel ekip ve cihaz gerektiren bir uygulamadır. KBB fizik muayene bulguları ve sefalometrik inceleme hastalığın tanısını koydurmada yardımcı olsada kollaps seviyeleri hakkında fikir verememektedir. Bu çalışmanın amacı; horlama ve OUAS hastalarının öykü, fizik muayene, sefalometrik verileri ve ses analiz bulguları ile OUAS'ın varlığını ve ağırlığını belirlemede farklılık gösterip göstermediği ve OUAS'lı hastalada ÜSY patolojisinin yerinin tayini hedeflenmiştir.Bu çalışmada; hastalara ses analizleri, KBB fizik muayenesi, sefalometrik inceleme, PSG çalışması, gündüz uykululuğunu subjektif olarak değerlendiren ESS ve GÜUHDA yapılmıştır. Yapılan bütün inceleme bulguları istatiksel olarak birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Olgular AHİ 15'e göre iki gruba ayrıldığında, gruplar arasında; yumuşak damak skoru, GÜUHDA, en düşük oksijen satürasyonu ve SPI değerleri anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Bunlardan SPI dışındaki parametreler ile AHİ arasındaki korelasyon analizinde de anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Lojistik regresyon analizinde ise; sadece GÜUHDA değerlerinin ve yumuşak damak damak skorunun yüksek olması orta-ağır OUAS olma ihtimalini arttırmaktadır. Horlama sesinin formant analizleri ile diğer bulgular arasında istatiksel olarak anlamlılık saptanmamıştır. Ünlü fonemlerin formant frekansları ile KBB fizik muayene bulguları, sefalometrik ölçümler ve AHİ arasında arasında bir dizi anlamlı korelasyonlar saptanmıştır. Bu anlamlı korelasyonlar daha çok orofarengeal yumuşak dokular, farengeal boyut ve farengeal havayolu mesafesi arasında çıkmıştır.Sonuç olarak; ünlü fonemlerin formant frekans analizleri ile KBB fizik muayene ve sefalometrik analiz bulguları birlikte değerlendirildiğinde hastalığın derecesi ve ÜSY'deki patolojinin yeri hakkında fikir verebeliceğini düşündürmektedir. Ancak bu çalışma ilk teşkil etmektedir ve gelecek çalışmalar için rehber niteliği taşımaktadır ve ileride yapılacak benzer çalışmalar ile teyit edilmesi gerekmektedir.Anahtar kelimeler: Obstrüktif uyku apne, ses analizi, sefalometrik analiz.
ANB açısı düzeltme yöntemlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; ANB açısına göre farklı sagittal yön ilişkisine sahip bireylerden elde edilen ölçümler sonucu oluşturulan veri havuzundan, farklı kraniyofasiyal paterne işaret eden kümelerin elde edilmesi, bu kümelerin hangi özellikler yönünden birbirlerinden ayrıldığının incelenmesidir. Çalışmada ANB açısı sınıflamasına göre Sınıf 1, Sınıf 2, Sınıf 3 ilişkiye sahip 3 grupta 110'ar adet olmak üzere toplam 330 adet lateral sefalogram kullanıldı. Tüm veriler üzerinde Rapidminer programının X-means algoritması kullanılarak 4 adet küme oluşturuldu. Kümelerin veriler ile ilişkisini belirlemek amacıyla Rapidminer'da karar ağacı analizi uygulandı. Karar ağacında dallanmanın uç kısımlarında yer alan bireyler ayıklandıktan sonra 288 lateral sefalogram üzerinde aynı işlem tekrarlandı. Elde edilen yeni veri kümesi üzerinde aynı işlemler tekrarlandı ve yeniden 4 adet küme elde edilerek yeni karar ağacı oluşturuldu. En son oluşturulan karar ağacında dallanmanın ilk ayrım noktasını belirleyen ölçüm Bireysel ANB hesaplanmasıydı. Bireysel ANB hesaplanmasının -2,3'den büyük olduğu dallarda Küme 0 ve Küme 1, küçük olduğu dallarda Küme 2 ve Küme 3 bulundu. Küme 0 ve Küme 1'in ayrımını belirleyen parametrelerin; interinsizal açı, SNA°, SNB°, Küme 2 ve Küme 3'ün ayrımını belirleyen parametrelerin; N-Go-Gn°, SN/MP° ve SN/GoGn ölçümlerinin olduğu görüldü. Kümeler arası farklar ANOVA, Tukey HSD, Tamhane, Kruskal-Wallis, Mann Whitney U testleri kullanılarak analiz edildi. N-Go-Ar°, FH/PP°, S-Ar-Go° (p<0.05) açıları haricindeki bütün ölçümlerde istatistiksel anlamlı farklılık bulundu.
Üst ikinci molar diş çekimli ve çekimsiz vakalarda twin force bite corrector apareyinin etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, Sınıf II maloklüzyonların tedavisinde kullanılan sabit fonksiyonel bir aparey olan Twin Force Bite Corrector apareyinin üst daimi ikinci molar diş çekimli ve çekimsiz tedavilerde dentoiskeletsel etkilerinin sefalometrik filmler aracılığıyla değerlendirilmesidir. Büyüme potansiyeli azalmış ve Sınıf II maloklüzyona sahip 45 hasta iki gruba ayrılmıştır. Bunlardan 23'ü (19 kız, 4 erkek; ortalama yaş 14.93±1.35 yıl) üst iki ikinci molar diş çekimli, 22'si (13 kız, 9 erkek; ortalama yaş 14.25±1.71 yıl) çekimsiz olarak Twin Force Bite Corrector sabit fonksiyonel apareyi ile tedavi edilmiştir. Lateral sefalometrik filmler tedavi öncesi (T0) ve Twin Force Bite Corrector apareyi çıkarıldıktan hemen sonra (T1) alınmıştır. Çekimli grupta SNA açısı istatistiksel olarak anlamlı bir azalma gösterirken (p<0.05), çekimsiz grupta ise SNB ve SNPog açıları istatistiksel olarak anlamlı bir artış göstermiştir (p<0.01). Üst keser retrüzyonu çekimli grupta istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.01). Her iki gruptaki maksillo-mandibular ilişkideki düzelmenin alt keser dişlerin protrüzyonu, üst keser dişlerin ise retrüzyonu ile elde edildiği ve daha çok dentolalveolar olduğu bulunmuştur. Oklüzal düzlemde saat yönü rotasyon gözlenmiş ve bu düzleme bağlı vertikal ölçümlerde değişiklikler gözlenirken, SN-GoGn açısında herhangi bir değişiklik gözlenmemiştir. Her iki tedavi grubunda da birinci molar dişin distalizasyon miktarında önemli bir değişiklik gözlenmemiştir. Tedavi etkileri karşılaştırıldığında ise; çekimli ve çekimsiz tedavi arasında hiç bir parametrede istatistiksel bir fark bulunmamıştır. Her iki tedavi grubunda da Twin Force Bite Corrector apareyinin dento-iskeletsel etkisi ve tedavi süresi benzer bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Sınıf II maloklüzyon, Twin Force Bite Corrector, Üst ikinci molar diş çekimi.
İskeletsel sınıf II olguların herbst ve xbow apareyleri ile tedavi etkilerinin sefalometrik olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, alt çene gelişim geriliğine bağlı iskeletsel Sınıf II malokluzyonlu olguların tedavisinde, pubertal büyüme atılımı döneminde kullanılan Herbst ve Xbow apareylerinin iskeletsel, dentoalveolar yapılar ve yumuşak dokular üzerine etkilerini karşılaştırılmalı olarak incelemektir. Çalışma grubu alt çene gelişim geriliğine bağlı Sınıf II malokluzyona sahip pubertal büyüme atılımı döneminde bulunan ortalama yaşı 12.08 ±1.23 yıl olan 46 bireyi içermiştir. Bireyler randomize bir şekilde gruplara ayrılmıştır. 16 bireye Herbst, 19 bireye Xbow sabit fonksiyonel apareyleri uygulanmıştır. Kontrol grubu da 11 hastanın arşivdeki kayıtları kullanılarak retrospektif olarak oluşturulmuştur. Keser dişleri başbaşa gelinceye kadar aktive edilen apareyler 7 ay süreyle aylık kontrolleri yapılarak ağızda tutulmuştur. Tedavi başlangıcında ve apareylerin sökümünden hemen sonra alınan lateral sefalometrik filmler ve kontrol grubundan elde ettiğimiz 7 ay aralıkla alınmış lateral sefalometrik filmler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel olarak karşılaştırılması sonucu her iki apareyle de overjet ve molar ilişki düzeltiminin büyük oranda dişsel olarak sağlandığı ve Xbow grubundaki dişsel etkinin Herbst grubuna göre çok daha fazla etkili olduğu görüldü. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında Herbst apareyinin mandibulanın sagital yön gelişimini stimüle edici bir etkiye sahip olduğu, Xbow apareyinin ise mandibulanın sagital yön gelişimine etkisinin sınırlı olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Xbow ve Herbst apareylerinin büyüme gelişim dönemindeki bireylerde alt çene gelişim geriliğine bağlı Sınıf II malokluzyonu düzeltmeye yönelik etkili apareyler olduğu görülmüştür. Bu çalışma Karadeniz Teknik Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje numarası: TDH-2016-5590. Anahtar Sözcükler: Crossbow, Herbst, Sabit fonksiyonel aparey, Sınıf II malokluzyon, Xbow
Ortognatik cerrahi hastalarında ameliyat öncesi ve sonrası alveolar kemik seviyelerinin değerlendirilmesi
Amaç: Farklı cerrahi yöntemlerle tedavi edilen iskeletsel sınıf II ve III anomaliye sahip vakaların ameliyat öncesi ve sonrası alveolar kemik seviyelerindeki değişikliklerin sefalometrik görüntülerle de desteklenerek CBCT ile üç boyutlu olarak incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ana Bilim Dalına ortognatik cerrahi destekli ortodontik tedavi olmak için başvurmuş ve başlangıç ortodontik tedavisi başlandıktan sonra ortognatik cerrahi ile tedavi edilmiş 18 kız 14 erkek toplam 32 hastanın Dicle Üniversitesi Oral Diagnoz ve Radyoloji Ana Bilim Dalında operasyon öncesi ve sonrası çekilmiş Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinin retrospektif olarak incelemesiyle oluşturulmuştur. 21 hasta sınıf 3 maksiller ilerletme mandibular set-back, 6 hasta sınıf 3 tek çene hastasından 3 hasta maksiller ilerletme, 3 hasta mandibular set-back, 5 hasta sınıf 2 tek çene ilerletme uygulanan hastaların; operasyon yöntemi, preoperatif ve postoperatif dönemde yapılmış olan sefalometrik analizleri de göz önünde bulundurulacak tomografi üzerinde karşılaştırılarak retrospektif olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Operasyon öncesi T1 ve operasyon sonrası en az 6 ay içinde T2 alınan toplamda 64 KIBT üzerinden ölçümler yapılmıştır. Alveolar kemik seviyesindeki değişiklikleri incelemek için 28 ölçüm alveol kemik seviyeleri ve dişler üzerinde belirlenen referans noktaları kullanılarak yapılmıştır. Bunlara ek keser açısı olarak da 2 tane sefalometrik ölçüm kullanılmıştır. İstatiksel değerlendirme için verilerin normal dağılımı Shaphiro-wilk testi ile test edilmiştir. Normal dağılmayan ölçümlerin 2 grupta karşılaştırılmasında Mann whitney-u testi ve 2 den fazla grup karşılaştırılmasında Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testleri kullanıldı. Ölçümlerin cerrahi öncesi ve sonrası değişimlerinin değerlendirilmesinde Willcoxon testi kullanılmıştır. Bulgular: Operasyon öncesi ve operasyon sonrası gruplar karşılaştırıldığında Üst Anterior Kemik Seviyesi, Üst Palatinal Kemik Kalınlığı, Alt Anterior Kemik Seviyesi, Üst Trifurkasyon Bukkal, Üst Distobukkal Kök Orta Bukkal, Alt Bifurkasyon Bukkal, Alt Distal Kök Orta Bukkal değerinde p<0,05 düzeyinde anlamlı farklılık saptanmıştır. Cinsiyetler arası karşılaştırmada Mine Sement Birleşim Genişliği değerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir. Yaş ile farklar arasındaki korelasyonlar incelendiğinde hiçbir değerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösteren parametreye rastlanmazken, Sınıf II ve Sınıf III anomaliler arası korelasyon incelendiğinde Alt Anterior Kemik Kalınlığı, AAKS/Kök ve ALKS/Kök değerlerinin sınıf III hastalarda istatistiksel olarak daha fazla alveolar kemik kaybıyla ilişkili olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Ortognatik cerrahi operasyonu hastada alveol kemik kaybına sebep olmaktadır. Operasyonun hastanın peridontal dokuları üzerindeki yan etkilerini en aza indirgemek için oral hijyen, uygulanan kuvvetler, çeneler arası fiksasyon, yöntemlerinin dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Ortognatik Cerrahi, Sefalometri, Tomografi
Adenoid vegetasyon ve sekretuar otitis media olgularında kraniofasiyal iskeletin sefalometrik incelenmesi
67 VI - ÖZET Çocuk hızlı büyüme sürecinde olan bir varlıktır. Adenoid vegetasyon ve sekretuar otitis media (SOM), çocukluk çağı Kulak-Burun-Bogaz pratikinde en çok karşılaşılan iki sorundur. Adenoid hiperplazinin kraniyofasiyal iskeletin gelişmesini etkilediği pek çok yazar tarafından iddia edilmiştir. Ayrıca, SOM' lu olgularda kraniyofasiyal iskelet ile ilgili anormallikler olduğu pek çok araştırıcı tarafından iddia edilmektedir, östaki borusu fonksiyonlarının kraniyofasiyal gelişmeyle paralel olarak iyileştiği bilinmektedir. Bu çalışmada, 1987 - 1993 yılları arasında değişik sebeplerle kliniğimize başvurmuş olan 150 olgunun lateral sefalometrileri kullanılmıştır. Araştırma üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada 158 olgu klinik olarak burun tıkanıklığı şikayeti olup olmadığına göre sınıflanmış ve ve klinik bilgilerle paralellik gösteren objektif bir radyolojik krter araştırılmıştır, ikinci çalışmada, her grupta 28 olmak üzere 84 olgu üzerinde adenoid vegetasyonlu olan ve SOM'lu olguların68 kraniyofasiyal parametreleri sağlıklı bireylerle karşılaştırlımıstır. üçüncü aşamada ise, SOM'lu olguların "mastoid - orta kulak - "östaki borusu" sistemi ile kraniyofasiyal iskelet arasında uyum bozukluğu olup olmadıkı araştırılmıştır. Birinci çalışmanın sonuçları bize adenoidal - nazofaringeal oran (ANO) tekniğinin, adenoid hiperplazisini değerlendirmekte kullanılabilecek objektif bir metod olduğunu göstermiştir. Burun tıkanıklığı olan olgularda adenoid yasla gerilememekte ve nazofarenks daha yavaş ve geç gelişmektedir. ikinci çalışma, adenoid olgularının arka yüz yüksekliğinin ve ön kafa tabanı, maksilla ve mandibulanın horizontal uzunluklarının kısaldığını göstermiştir. Bu olgularda, ayrıca mandibula daha dik konumda yerleşmiştir. SOfl'lu olguların kraniyofasiyal iskeletleri de adenoidli olgulara benzemektedir. Çalışmanın üçüncü aşamasında, "mastoid - orta kulak - O'staki borusu" sistemi ile kraniyofasiyal iskelet arasında bariz bir uyum bozukluğu izlenmemiştir. En67 önemli fark orta kulak ile tubekulum artikulare arasındaki mesafenin, SOM'lu olgularda kısalmıs olmasıdır. Bu bulgular literatür bilgileri ısılında tartışılmıştır.
Dudak damak yarıklı bireylerde konik ışınlı bilgisayarlı tomografilerden elde edilen üç boyutlu ve iki boyutlu sefalometrik ölçümlerin konvansiyonel lateral sefalometrik filmlerden elde edilen ölçümlerle karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, dudak damak yarıklı (DDY) bireylere ait konvansiyonel lateral sefalometrik filmlerden elde edilen 2 boyutlu (2B) sefalometrik ölçümlerle, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) kayıtlarından oluşturulan 2B ve 3 boyutlu (3B) görüntüler üzerinde yapılan ölçümlerin karşılaştırılmasıdır. Çalışmamıza, Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Oral Diagnoz ve Radyoloji Kliniği'nin arşivinde yer alan, hem KIBT kayıtları hem de lateral sefalometrik filmleri bulunun 47 DDY'lı birey dahil edilmiştir. Bireylerin cinsiyete göre dağılımı 28 erkek, 19 kız şeklinde olup yaş ortalamaları 13,6'dır. Çalışmamızda yer alan KIBT kayıtlarından 3B ve 2B görüntülerin elde edilmesi için Dolphin 3D (version 11.9, Dolphin Imaging, Chatsworth, California) yazılım programı kullanılmış olup, bütün sefalometrik ölçümler de bu program üzerinde yapılmıştır. Konvansiyonel lateral sefalometrik filmlere ait ölçümler Grup I, KIBT kayıtlarından oluşturulan 2B görüntülere ait ölçümler Grup II, KIBT kayıtlarından oluşturulan 3B görüntülere ait ölçümler Grup III olarak sınıflandırılmıştır. İstatistiksel analizlerin tamamı SPSS paket programı (SPSS 17.0 Inch., Chigago, IL, USA) ile yapılmıştır. Kolmogorov-Smirnov testleri sonucunda tüm parametreler normal dağılım gösterdiğinden üç grubun değerlendirilmesi amacıyla Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi (Repeated Measurements ANOVA), çoklu karşılaştırmalarda ise Bonferroni post hoc testleri kullanılmıştır. Metod hatasının değerlendirilmesi için rastgele seçilen 24 bireye ait tüm ölçümler tekrar yapılmış ve sınıf içi korelasyon katsayısıyla güven aralığı ölçülmüştür. Sonuç olarak incelenen 21 açısal, 18 doğrusal parametrenin birçoğunda 2B ve 3B ölçümler arasında istatistiksel olarak önemli farklılıklar bulunmuştur. İskeletsel doğrusal parametrelerden Ar-Go, Go-Me, S-Go dışında kalan tüm ölçümler, 2B sefalometrik analizlerde 3B sefalometrik analizlere oranla daha büyük bulunmuştur. Konvansiyonel lateral sefalometrik filmlerden elde edilen ölçümlerle, KIBT kayıtlarından elde edilen 2B görüntüler üzerinde yapılan ölçümler ise yüksek düzeyde uyumluluk göstermiştir.
Ektodermal displazi vakalarında retrospektif ve prospektif olarak elde edilen klinik, radyolojik bulguların değerlendirilmesi
Amaç: Bu retrospektif ve prospektif çalışmamızda ektodermal displazi vakalarımızda görülen klinik semptom verilerinin insidanslarının değerlendirilerek, ED' nin çevre illere endemik dağılım oranlarının belirlenmesi, bulguların literatürler ile karşılaştırılması, vakalarla işbirliği ile yaşam kalitelerinin artırılması, estetik, fonksiyon, fonasyonun sağlanması ve diş hekimleri arasında farkındalık oluşturulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 1997-2018 yılları arasında Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran 69 ektodermal displazi vakasının klinik ve radyolojik bulguları değerlendirilerek yapıldı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulguar: Çalışmamızda incelediğimiz toplam 69 vakamızdan %95,31' inde seyrek saç, %56,25' inde tırnak deformitesi, %64,06' sında semer burun, %68,75' inde ileri çıkık dudak, %79,69' unda cilt kuruluğu, %79,37'sinde terleme problemi, %65,08' inde solunum problemi, %55,74' ünde işitme kaybı, %77,05' inin anne-babası arasında akrabalık ilişkisi olduğu öğrenildi. Vakalarımızın dental anomalilerine bakıldığında %69,69' unda konik şekilli anterior diş, vakalarımızın tamamında değişen sayılarda diş eksikliğine, %4,41' inde dudak-damak yarığı tespit edildi. Sonuç: Ektodermal displazi vakalarına tıp ve diş hekimlerinin dahil olduğu multidisipliner bir yaklaşımın gerekliliği düşünüldü. Dental tedavi yaklaşımları ise estetik, fonksiyon ve fonasyonun iadesi ile birlikte normal büyüme ve gelişmeyi de desteklemektedir. Diş hekimleri ve küçük çocukların ebeveynleri, mevcut dişlerin en iyi şekilde korunması gerektiğinin, diş kaybının en erken aşamada rehabilite edilmesi gerekliliğinin farkında olmalıdır. ED' nin daha iyi tanımlanması için araştırmaların devam etmesi gerektiği düşünüldü. Anahtar Sözcükler: Ektodermal displazi, çocuk diş hekimliği, sendrom,sefalometrik analiz, AutoCAD.
Sınıf ıı bölüm 1 maloklüzyonların tedavisinde forsus frd ez apareyi ile andresen aktivatörünün etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, ForsusTM FRD EZ (3M Unitek, Monrovia, CA, USA) apareyi ile Andresen aktivatörünün, Sınıf II, bölüm 1 anomaliye sahip, pubertal gelişimin peak dönemindeki hastalarda, iskeletsel, dişsel ve yumuşak dokular üzerine olan etkilerini sefalometrik olarak incelemektir.Araştırmamız 40' ı tedavi, 20' si kontrol grubunda yer alan toplam 60 birey ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin seçiminde tüm bireylerin mandibular retrognati ile karakterize Sınıf II bölüm 1 maloklüzyona sahip olmasına, hastaların vertikal yöndeki büyüme ve gelişim paterninin normal veya low angle olmasına, olguların tümünün pubertal gelişim atağının peak döneminde olmasına dikkat edilmiştir. İlk grubu oluşturan 20 hasta (8 kız, 12 erkek) Forsus apareyi ile tedavi edilirken, ikinci grubu oluşturan 20 hasta (9 kız, 11 erkek) Andresen aktivatörü ile tedavi edildi. Geri kalan 20 Sınıf II maloklüzyonlu birey (9 kız, 11 erkek) ise kontrol grubu olarak kullanıldı. Lateral sefalometrik filmler ilk grupta tedavi öncesinde, Forsus apareyi uygulanmadan hemen önce ve aparey çıkarıldıktan hemen sonra alınırken, ikinci grupta aktivatör uygulanmadan önce ve tedavinin 6. ayında alınmıştır. Kontrol grubundaki bireylerden elde edilen lateral sefalometrik röntgen filmleri, 6. ayın sonunda yeniden alınmıştır. Lateral sefalometrik röntgenlerde yapılan ölçümlerden elde edilen değerlerin grup içi değerlendirilmesinde Wilcoxon testi kullanılmıştır. Gruplar arası farkların değerlendirilmesinde ise Oneway Anova ve Bonferroni Post-hoc testi kullanılmıştır.Her iki apareyin alt çenenin gelişimini stimüle ettiği, alt çene uzunluğunu arttırdığı ve üst çenenin sagital yönde büyümesini frenlendiği görülmüştür. Her iki tedavi grubunda ön yüz yüksekliği artarken, arka yüz yüksekliği sadece aktivatör grubunda anlamlı şekilde artmıştır. İki grupta da alt keserler protrüze olurken, üst keserler retrüze olup uzamışlardır. Alt keserler sadece Forsus grubunda gömülmüşlerdir. Alt birinci molar dişler iki grupta da meziale hareket edip, uzarken, üst birinci molarlar sadece Forsus grubunda distale olup, gömülmüştür. Forsus grubunda oklüzal düzlem ile palatal düzlem saat yönünde rotasyon yapmıştır. İki grupta da overjet ve overbite miktarında anlamlı azalma meydana gelirken, yumuşak doku profilinde düzelme elde edilmiştir.Her iki apareyin de; büyüme ve gelişim döneminde olan, alt çene geriliğiyle karakterize Sınıf II bölüm 1 maloklüzyonlu bireylerin tedavisinde, meydana getirdikleri iskeletsel, dişsel ve yumuşak doku değişiklikleri ile anomalinin düzelmesinde etkili oldukları görülmüştür.