Risk factors

653 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Birinci trimesterdeki gebelerde toxoplazma, sitomegalovirüs, rubella, HIV, Hepatit B/C prevelansı ve risk faktörleri

Birinci Trimesterdeki Gebelerde Toxoplazma, Sitomegolavirüs, Rubella, HIV, Hepatit B/C Prevelansı ve Risk Faktörleri Bu çalışma, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran ilk trimesterdeki gebelerde seropozitiflik oranları verisk faktörlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Eylül-10 Aralık 2015 tarihleri arasında polikliniğe başvuran araştırmanınkriterlerine uyan 235 gebe oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafındangeliştirilen anket formu ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde Shapiro Wilk's, Mann-Whitney U testi, Ki kare testi, Fisher's Exact Testi ve Pearson Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 28.2 ± 3.26 (18-42)'dır.Çalışmada toksoplazma IgG (%27.4) ve IgM (%0.9), rubella IgG (%92.8), sitomegolavirüs (CMV)IgG (%71.5), HBsAg (%38.3), Anti-HBs (%0.9), HCV (%0.4) seropozitiflikleri tespit edildi. AncakHIV seropozitifliği saptanmadı. Yaş ile birlikte toksoplazma IgG-IgM, rubella IgG, CMV IgG, HBs Ag, Anti-HBs ve HCV prevalansının arttığı saptandı(p<0.05).Toxo IgG seropozitifliği Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde sık görülmekteve gebelik sayısı ile doğru orantılı olarak artmaktadır(p<0.05). Sağlık çalışanları arasında Anti-Hbs seropozitifliği daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin seroloji sonuçları ileailedeki birey sayısı, yaşadığı yer, bahçe-toprak işleri ile uğraşma, çiğ süt-kaymak, işlenmiş gıda tüketimi, ortak bardak-tabak kullanımı, manikür-pedikür öyküsü arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0.05); eğitim, düşük-küretaj, evlilik sayısı, operasyon öyküsü, diş tedavisi, dövme/piercing, kan transfüzyonu, IV/IM enjeksiyon, evcil hayvan besleme ve az pişmiş et tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Bu veriler antenatal takipte seropozitif taramasının önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik,Seroprevalans, Teratojenik Enfeksiyonlar

GebelikHIVHepatit B+7
Handan Oral
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Demiryolu araçları bakım onarımı yapan bir tesisin kişisel koruyucu donanımlarının belirlenmesi

Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği kavramının tam anlamıyla uygulanabilmesi için 2012 yılında 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yayımlanmıştır. Bu kanun önleyici yaklaşımlar üzerine kurulu olup, toplu korunma önlemlerine öncelik vermektedir. Toplu korunma önlemlerinin tam anlamıyla sağlanamadığı veya yetersiz olduğu durumlarda ise kişisel korunma önlemler uygulanmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında demiryolu sektöründeki ulaştırma faaliyetlerin sürdürülmesinde kullanılan demiryolu araçlarının bakım ve onarımının yapıldığı bir tesisin kişisel koruyucu donanımları sistematik bir yaklaşımla belirlenmiştir. Kişisel koruyucu donanımların belirlenmesi için öncelikle tesiste ortam ölçüm yapılmış, bu ölçümlerin yardımıyla "5x5 L Tipi Matris Risk Değerlendirme Yöntemi" kullanılarak tehlike ve risk envanteri oluşturulmuştur. Daha sonraki süreçte tehlike ve risk envanterine göre kişisel koruyucu donanımlar sınıflandırılmış ve tesisin ayrı ayrı bütün bölümleri için kullanılması önerilen kişisel koruyucu donanımlar seçilmiştir. Demiryolu sektöründe bir ilk olması amacıyla öne çıkan bu tez çalışmasında, uygulama yapılan tesisteki işlere göre kullanılması gereken kişisel koruyucu donanımlarla ilgili bir standart oluşturulmuş ve bu konu hakkında önerilerde bulunulmuştur. Ayrıca, bu çalışma kişisel koruyucu donanımların seçimi ile ilgili verilen bilgiler açısından da demiryolu araçlarının bakım ve onarımının yapıldığı diğer tesislere de örnek teşkil etmektedir.

Demir yollarıKoruyucu malzemelerKoruyucu sağlık hizmetleri+3
Volkan Sezgin
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bulanık mantık yöntemiyle risk değerlendirmesi: Matbaa sektörü örneği

Çalışmanın esas amacı, risk değerlendirme metodolojisini genel çerçevede ortaya koymak, Bulanık Mantık kavramı ve Bulanık Kümeler Teorisi temel alınarak geleneksel bulanık mantık yöntemlerini karşılaştırarak uygun yöntemi seçmek ve bir matbaanın iş sağlığı ve güvenliği kapsamında yapılan risk değerlendirmesini MATLAB programının bulanık çıkarım sistemi ile değerlendirmektir. Yapılan çalışmaya uygun geleneksel bulanık mantık yöntemleri araştırılmıştır. Mamdani ve Sugeno yöntemleri karşılaştırılmış ve risk değerlendirmesi her yöntem için analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan risk değerlendirmesinin uygulama alanı olan Matbaa sektörü incelenmiş, sektörün başlıca özellikleri, iş kolunda meydana gelen kaza, fiziksel/kimyasal/biyolojik hastalıklar ve tehlikeler tespit edilerek alınması gereken sağlık ve güvenlik önlemlerine yer verilmiştir. Tehlike bölgeleri bazında risk seviyelerinin dağılımında 14 adet faaliyet grubu ve 48 tehlike tespit edilmiştir. Geleneksel Bulanık Çıkarım Yöntemleri olan Mamdani ve Sugeno metodlarının karşılaştırılması sonucunda elde edilen model ile klasik yöntemlerle elde edilen sonuçların yüksek oranda birbirine yakınsadığı, Mamdani Yönteminin yapılan analizler sonucunda 0,177 hata payı, Sugeno Yönteminin ise 0,088 hata payına sahip olduğu bulgularından yola çıkarak, Sugeno Yöntemi ile referans değerlere daha yakın sonuçlara ulaşılmıştır.

Bulanık mantıkMatbaacılıkRisk faktörleri+2
Kübra Dolaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Depolarda iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri

Depolar çok fazla çeşitlilikte ki ürünlerin kabulü, teslimi ve stoklanması konusunda çok önemli bir role sahiptirler. Ayrıca depolar yüksek müşteri ilişkileri ve tedarik performansı konusunda da kritik rol üstlenmektedirler. Depolarda risk değerlendirmesi ve yönetimi günümüzde büyük bir önem kazanmaya başlamıştır. Depolar, ortaya çıkması muhtemel kazaların yanı sıra bünyesinde bulundurdukları ürünlerin heterojen yapısından dolayı, yüksek kaza riski taşımaktadırlar. Depoların taşıdıkları riskler nedeniyle güvenlik standartlarının tanımlanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmaya depolarda sıklıkla karşılaşılan risk etmenlerinin tespit edilmesiyle başlanmıştır. Risk kaynakları, Dünya Bankasının yayınladığı LPI verilerinde göre üst sıralarda yer alan ABD, İngiltere, Kanada ve Singapur'un ulusal iş sağlığı ve güvenliği kurumlarının yayınladığı rapor ve yayınlar ile yayımlanmış makalelerin incelenmesi sonucunda tespit edilmiştir. Yapılan inceleme neticesinde kayma, tökezleme ve düşme, yüksekte çalışma, malzeme elleçleme/elden geçirme, elektrik sistemleri, yangın ve patlama, kimyasal maddeler ve kimyasal sızıntı/döküntüler, yükleme ve indirme alanları, stok ve raf sistemleri, depo içinde ve dışında motorlu araçların kullanılması ve diğer kaynaklar (gürültü, titreşim, aydınlatma, termal stres) depolarda karşılaşılan risk etmenleri olarak karşımıza çıkmıştır. Ayrıca depolarda tespit edilen risk etmenleri ülke genelinde meydana gelen ölümlü iş kazalarının da %32'sine neden teşkil ettiği görülmüştür. Depolar çalışan sağlığı açısından tehlike arz eden yerlerdir. Yeteri güvenlik önlemlerinin alınmadığı depolarda meydana gelen kazalar sonrasında çalışanlar ya yaralanıyor yada ölüyor. Diğer taraftan kazaların etkileri, çalışana, tesise ve ürünlere olan zararlarından dolayı çok yüksek bir maliyete sahiptir. Gerekli iş güvenliği tedbirleri alınmaz ise çalışan sağlığı üzerinde ve hatta kimyasal ürünlerin olduğu depolarda çevre sağlığı üzerine ciddi etkileri olabilir. Depolarda iş sağlığı ve güvenliği önlemleri basit, ucuz ve hayat kurtarıcıdır.

DepolamaDepolarRisk faktörleri+3
Bilal Murat
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tubo-ovaryan abseler klinik özellikleri, risk faktörleri ve tedavilerinin retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı Tuboovaryen abse (TOA) tanısıyla tedavi edilen hastaların klinik ve laboratuvar verilerinin değerlendirilmesi ve tedavi yöntemleri ile tedavi sonrası komplikasyonların araştırılmasıdır. Metod: Bu retrospektif analiz 2005-2016 yılları arasında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde Tuboovaryen abse tanısıyla tedavi edilen 136 hastayı içermektedir. Çalışmada hastaların demografik özellikleri , risk faktörleri, klinik ve laboratuvar verileri, tedavi yöntemleri ve tedavi sonrası komplikasyonları kaydedilmiştir. Sonuçlar değerlendirilirken p değerinin < 0,05 olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş aralığı 18-65 olup; ortalama değer 40.7 olarak saptanmıştır. Rahim içi araç kullanımı sıklığı % 39'dur. Hastaların vücut sıcaklığı ortalaması 37.2 C, lökosit sayımı ortalaması 14694 m3 /uL, sedimantasyon hızı ortalaması 80.1 mm/saat, C-reaktif protein ortalaması 101.5 mg/L, Ca 125 ortalama değeri ise 30.5 IU/mL olarak tespit edildi. Çalışmaya dahil edilen her hastaya medikal tedaviyi takiben cerrahi tedavi uygulanmıştı. Hastalardan 26'sına (%19.2) laparoskopi 110'a (%80.8) ise laparotomi uygulanmıştı. .Her 2 yöntemin ortalama ameliyat süresi 85 dakika olarak tespit edilmiştir. Sonuç: Tuboovaryen abse ciddi morbidite ve mortalite sebebi olarak önemini koruduğundan ideal tedavi yöntemi seçilirken hastanın yaşı, klinik özellikleri ve gebelik istemi göz önünde bulunudurulmalıdır. TOA morbiditeyi arttırdığından ve azalmış fertilite oranlarına sebep olduğundan, hastalığın hızlı tanısı , erken tedavi ve medikal tedaviye cevap vermeyen olgularda doğru zamanda cerrahi kararın alınması büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Cerrahi Tedavi, Pelvik İnflamatuar Hastalık, Tuboovaryen Abse, Medikal Tedavi

AbselerCerrahiOver+4
Emın Hagverdıyev
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kırmızı et sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin değerlendirilmesi

İş kazaları ve meslek hastalıkları; Türkiye'de ve Dünyada büyük kayıplara neden olmaktadır. Bu tezin amacı; kırmızı et üretim sektöründe, iş sağlığı ve güvenliğine yönelik tehlikelerin tanımlanması, risklerin belirlenerek analiz edilmesi, sonuçların değerlendirilmesi ve bu sonuçlar çerçevesinde kontrol önlemlerinin belirlenmesi için önerilerin sunulmasıdır. Bu tez çalışmasında, kırmızı et sektöründe yaygın olarak kullanılan 5x5 L Tipi Matris Risk Değerlendirme Yöntemi açıklanmış ve bu yöntem bir işletmede uygulanmıştır. Yapılan risk değerlendirmesi sonucunda toplam 260 adet risk derecesi tespit edilmiştir. Risklerin 61 adeti (% 23) Kabul Edilemez Risk, 179 adeti (% 69) Dikkate Değer Risk ve 20 adeti (% 8) Kabul Edilebilir Risktir.Kırmızı et işleme tesislerinde birçok ciddi sağlık ve güvenlik tehlikeleri vardır. İş sağlığı ve güvenliği çalışmaları iş kazaları ve meslek hastalıklarından çalışanları korur, daha sağlıklı bir çalışma ortamı sağlar, iş verimini artırır ve işletme güvenliğini sağlar.

EtEt endüstrisiHalk sağlığı+4
Tuba Mutlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Over kanseri ön tanılı hastalarda 'Risk of malignancy indeks (RMI)' çeşitlerinin karşılaştırılması

Adneksiyel kitle öntanılı hastanın operasyon öncesi RMI skorlama sistemlerinin kullanılması ile yeterli cerrahi tedavi, yeterli operasyon hazırlığı ve yeterli ekip-ekipman hazırlığı yapılması sağlanmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda 4 farklı malignite indekslerinden RMI-2 nin kullanılmasının daha doğru olacağı sonucuna varılmıştır.

Adneks hastalıklarGenital hastalıklar-kadınNeoplazmlar+4
Hasan Volkan Ege
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber dejeneratif disk hastalarının prevelans ve risk faktörlerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Dejeneratif omurga hastalıklarına bağlı bel ağrısı toplumun önemli sağlık sorunlarından birisidir. Lomber omurganın dejeneratif hastalığı, dünyadaki önemli bir iş gücü kaybı nedenidir; spondilolistezis, disk dejenerasyonu ve lomber spinal stenoz gibi hastalıkları kapsar. Alt ekstremite ağrısı, halsizlik ve değişen şiddette bel ağrısı gibi klinik semptomlarla ilişkili olarak, lomber dejeneratif omurga hastalığı yaşam kalitesinde bir azalmaya yol açmaktadır. Dejeneratif disk hastalığı için gösterilen coğrafi eşitsizlikler, sosyoekonomik durum ve tıbbi bakıma erişimdeki eşitsizliklerle ilişkilendirilebilir. Disk dejenerasyonu, artan hasta yaşı ile doğrudan ilişkilidir. Erkeklerin bu dejenerasyona kadınlardan neredeyse on yıl önce başladıkları düşünüldüğünde, disk dejenerasyonunun kadınlara olan etkilerinin daha fazla olması ilginçtir. Manyetik Rezonans Görüntüleme, dejeneratif disk hastalığının değerlendirilmesi için hassas bir görüntüleme çalışmasıdır. Bu çalışmada Eylül 2019-Eylül 2020 tarihleri arasında 1 yıllık sürede polikliniğe bel ağrısı şikayeti ile başvuran hastaların verilerinin istatistiksel analizi SPSS 24 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) istatistik programı ile yapıldı. Çalışmada yer alan değişkenler nitel olduğundan bu değişkenlerin birbiri ile ilişkisi ki kare analizi uygulanarak belirlendi. Tanımlayıcı istatistikler frekans (n) ve yüzde değer (%) olarak ifade edilerek p<0,05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Sonuçlarımız incelenen literatür ile uyumlu olarak bulundu. Sonuç olarak kadın hasta sayısı baskın izlendi. Kadın cinsiyet, kırsal yerleşim, diabet, obezite, sigara kullanımı ile cerrahi arasında anlamlı ilişki izlendi. Anahtar Kelimeler: Bel Ağrısı, Lomber Disk Hernisi, Populasyon, Prevelans

Lomber vertebraPrevalansRetrospektif çalışmalar+3
Celil Can Yalman
Muğla Sıtkı Kocman University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık riskleri algısının gıda tüketimine yansımaları: Eskişehir örneği

20. yüzyılın ikinci yarısından sonra sistematik bir şekilde hızla artan dünya nüfusunun gıda ihtiyacını rahat karşılamak amacıyla ortaya çıkan gıda endüstrisi, sağlıkla ilgili birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Gıdanın ve gıdanın üretildiği yerin hijyeni, gıdaya katılan katkı maddelerinin belirsizliği başta olmak üzere, gıdanın tüketiminde tüketiciye ne tür zararlarının olabileceği belirsiz kalarak sağlık korkularına neden olmuştur. Gıda güvenliği eksikliği, bireylerde kaygı ve korkulara neden olarak güven erozyonu yaratmış, tüketicilerde gıda tüketimi konusunda kaygı oluşmaya başlamıştır. Tüketicilerin gıda tüketimine yönelik korku, kaygı veya güvenlerinin, sosyo-ekonomik yapılarıyla nasıl ilişkilendirildiğinin ele alınacağı bu araştırmada, nitel ve nicel yöntem kullanılmıştır. Eskişehir Tepebaşı ve Odunpazarı ilçelerinde iki farklı sosyo-ekonomik yapıya sahip 4 mahallede seçilen 400 kişiye anket tekniği uygulanarak ve 12 kişi ile derinlemesine görüşme yapılarak; bireylerin sağlıkla ilgili risk tutumlarının gıda tüketimine nasıl yansıdığı araştırılmış ve analiz edilmiştir. Gıda tüketiminde gösterilen tutumun bireylerin sosyo-ekonomik yapılarıyla ne denli bağlantılı olduğu, bireylerin riskin farkında olduklarında tüketim faaliyetlerinin nasıl değiştiği, kaygı, korku ve risklerin tüketim davranışlarını ne derece etkilediği üzerinde durulmuştur. Araştırmanın bulgularında, sosyo-ekonomik farklılıkların sağlık riski algısında pek farklılık yaratmadığı, genel anlamda tamamına yakın kısmının sağlık riski korkusu içerisinde olduğu, tükettiklerinden şüphe ettiği, devlete, üreticiye ve aracılara güven duymadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Aylık hane geliri yükseldikçe organik ürün tüketimi artmaktadır. Bunun yanında genetiği değiştirilmiş ürünlerin hastalık yapıcı etkisinin varlığına inanç söz konusudur. Bu konuda yeterli önlem alınmadığı savunulmakta ve tüketicilerin bilinçlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gıda güvencesi, sağlık, risk, korku, güven ve gıda tüketimi

EskişehirGıda tüketimiRisk+6
Betül Yurt
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Avukatlarda ses bozukluğuna neden olan risk faktörleri: Lefkoşa örneklemi

Bu tezde, avukatlarda ses bozukluğunu değerlendirme ve risk faktörlerini belirleme hedeflenmiştir.. Hedefe ulaşmak amacıyla Korn ve arkadaşlarının (2016) "Vocal Tract Discomfort and Risk Factors in University Teachers" anketi uyarlanarak "Avukatlarda Ses Bozukluğunu Değerlendirme ve Risk Faktörlerini Belirleme Anketi" oluşturulmuştur. Bu anket Onam formu, kişisel bilgiler, çalışma ortamı, klinik semptomlar, alışkanlıklar ve yaşam kalitesi olmak üzere 5 bölümden oluşmaktadır. Toplamda 46 sorudan oluşmaktadır. 46 sorunun 45'i çoktan seçmeli olup 1 tanesi açık uçludur. Bu anket 73 avukata uygulanmıştır. Boğazda ağrı ve tahriş semptomu ile yaş, cinsiyet, çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam kalitesi değişkenlerine göre oluşturulan gruplar karşılaştırılmıştır. "Çalışma hayatı" bölümünde avukatlara; çalışma, telefonda görüşme, müvekkilleri veya diğer kişiler ile görüşme süreleri, seslerini dinlendirme süreleri gibi organizasyonel faktörler hakkında sorular soruluştur. "Çalışma ortamı" bölümünde ise; avukatların çalışma ortamındaki gürültü; hava kalitesi; işten kaynaklanan stres, gerginlik ve kaygı gibi ergonomik ve çevresel faktörler hakkında sorular sorulmuştur. "Alışkanlıklar ve Yaşam Kalitesi" bölümünde, su tüketimi ve beslenme alışkanlıkları, tütün ürünleri, alkol ve bağımlılık yapıcı madde kullanımı; konuşkanlık; spor yapma, kilo durumu, stresli ve gergin kişilik, sürekli ilaç kullanımı gibi genel sağlık durumunu ve dolayısı ile yaşam kalitesini etkileyebilecek kişisel faktörleri hakkında sorular soulmuştur. Bulgulardan elde edilen sonuçlara göre; boğazda ağrı ve tahriş hissi şikayeti ile yaş, cinsiyet, çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam kalitesi değişkenlerinden hiçbiri ile istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: avukatlar, ses bozukluğu, profesyonel ses kullanıcıları

AvukatlarKıbrıs-LefkoşaRisk faktörleri+2
Fatma Gizem Şile
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Akademisyenler arasında ses bozukluğunun ve risk faktörlerinin belirlenmesi

Bu araştırmada, akademisyenlerde ses bozukluğun görülme sıklığının ve ses bozukluğuna sebep olan risk faktörlerinin betimlenmesi amaçlanmıştır. Akademisyenlerde ses bozukluğu ve risk faktörlerini betimlemek için araştırmada tarama yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan bağımsız değişkenler kişisel yaş, cinsiyet, çalışma hayatı ve ortamı, yaşam kalitesi ve alışkanlıkları; bağımlı değişken ise boğazda ağrı veya tahriş hissidir. Araştırmaya Anadolu Üniversitesi'nin yüksekokulları, fakülteleri, enstitüleri ve konservatuarında çalışmakta olan öğretim üye ve elemanlarından oluşan 56 kişi katılmıştır. Katılımcıların her birine kendilerini değerlendirdikleri elektronik anket uygulanmıştır. Çalışmada veriler katılımcıların elektronik ortamda doldurdukları anket ile toplanmıştır. Toplanan veriler Chi-square, Continuity Correction, Fisher's Chi-square testleri uygulanarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda çalışma hayatı değişkenlerinden sınıftaki maksimum öğrenci sayısı ile boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti arasında anlamlı bir ilişki bulunurken diğer bağımsız değişkenler ile boğazda ağrı veya tahriş hissi şikayeti arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bu bilgi ışığında sınıftaki öğrenci sayısı arttıkça akademisyenlerde ses bozukluğu riskinin arttığı düşünülmektedir.

Akademik personelRisk faktörleriSes+2
Burak Eren Erarslan
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertilite nedenine göre kadınlarda kafein tüketimi ve tercihnedenleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Başlık: İnfertilite nedenine göre kadınlarda kafein tüketimi ve tercih nedenleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi Amaç: Kadınlarda üreme sağlığı açısından risk faktörü olarak bilinen kafein tüketiminin sıklığı ve tercih nedenlerini belirlemek ile nedeni açıklanan ve nedeni açıklanamayan infertilite açısından ilişkisini saptamak amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma Medical Park Trabzon Karadeniz Hastanesi Üreme Endokrinolojisi ve İnfertilite Ünitesinde 1 Temmuz 2022 ile 30 Haziran 2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmacı, infertilite tanısı almış kadınlardan sözlü ve yazılı izin alarak yüz yüze görüşme tekniği kullanmıştır. Veriler, sosyo-demografik özellikleri belirleme formu ve kafein kullanımına özgü veri toplama formu ile toplanmış, IBM SPSS V23 ile analiz edilmiştir. Normal dağılıma uygunluk Shapiro-Wilk ve Kolmogorov-Smirnov testleri ile incelenmiştir. Gruplara göre kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi, Yates düzeltmesi ve Fisher-Freeman-Halton testi kullanılmıştır. İkili gruplara göre normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi ve üç ve üzeri gruplara göre normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Normal dağılmayan veriler arasındaki ilişki Spearman's rho korelasyon katsayısı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Kadınların kafein tüketim nedenlerine ilişkin bulguların dağılımları arasında anlamlı bir farklılık elde edilmiştir (p=0,001). Nedeni açıklanan infertil kadın grubunda "lezzet amacıyla" nedeni açıklanamayan infertil kadın grubunda ise "daha iyi hissetmek amacıyla" tüketildiği saptanmıştır. Her iki gruptaki kadınların günlük kafein kullanımları değerlendirildiğinde iki grup arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p=0,567). Sonuç: Kadınlarda üreme sağlığı açısından riskli davranışlarının anlaşılması ve bu davranışları etkileyen faktörlerin belirlenmesi, önleyici stratejilerin geliştirilmesi önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: İnfertilite, Kadın, Kafein, Risk faktörleri, Yaşam biçimi

KadınlarKafeinRisk faktörleri+2
Kader Yıldız
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

KOAH hastalarının 35 yaş ve üzeri birinci derece yakınlarında KOAH prevelanslarının araştırılması

Amaç: Merkezimizde Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) tanısıkonularak poliklinik veya serviste yatarak takip ve tedavileri yapılan hastaların birinciderece yakınlarında (kardeş, anne-baba, çocuklar) KOAH prevelansını araştırmak.Materyal-Metod: Çalışmaya merkezimizde anemnez, fizik muayene, SFT ve grafibulguları ile KOAH tanısı konulmuş 78 hasta ve bunların 35 yaş ve üzeri 139 yakını alındı.Hasta ve hasta yakınlarının sosyodemografik kayıtları alındı. Hasta yakınlarına SFTyapıldı, alfa-1 antitripsin enzim düzeyi ölçüldü.Bulgular: Çalışmaya alınan, SFT yapılabilen ve alfa-1 enzim düzeyleri normalolan 129 hasta yakınının 24'ünde (%18.6) FEV1/FVC<0.7 saptandı. FEV1/FVC<0.7saptanan kişilerin 7/24 (% 29.2) bayan idi ve % 90'ında sigara öyküsü vardı. İndekshastalarımızın ve hasta yakınlarının büyük çoğunluğunda (sırasıyla yaklaşık %75 ve % 50)biyomass maruziyeti olması ve hasta yakınlarının yaklaşık ¾'ünde sigara hikayesi olmasıdikkat çekici idi. Hasta yakınlarını 40 yaş ve üzeri ve sigara öyküsü olanlar diyeayırdığımızda ise bu grupta yaklaşık % 25'lik KOAH oranı saptandı.Sonuç: KOAH hastalarının birinci derece yakınların KOAH prevalansı artmışgörünmektedir. Sigara dumanı ile birlikte özellikle bölgemiz için biyomas maruziyeti enönemli risk faktörleri olmaya devam etmektedir.Anahtar kelimeler: alfa-1 antitripsin düzeyi , KOAH hasta yakınıKOAH prevelansı, KOAH risk faktörleri,

Akciğer hastalıkları-obstrüktifAkrabalıkAlfa 1-antitripsin+2
Sinan Türkkan
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakımda yatan hastalarda nozokomiyal çoklu ilaç dirençli acinetobacter enfeksiyonlarındaki risk faktörlerinin belirlenmesi ve izolatların genotiplendirilmesi

Bu çalışma ile erişkin yoğun bakım üniteleri (YBÜ)'nde hastane kökenli çoklu ilaç dirençli (ÇİD) Acinetobacter enfeksiyonları, özellikle Acinetobacter baumannii, gelişiminde etkili olabileceği düşünülen risk faktörlerini belirleyerek Acinetobacter enfeksiyonu oranlarını azaltmak için görüş ve önerilerde bulunmak ve antimikrobiyal duyarlılığın değerlendirilmesi ile tedavi protokollerinin geliştirilmesi ve izolatların genotiplendirilmesi amaçlanmıştır.Araştırma ileriye dönük vaka-kontrol çalışması olarak yapılmış olup, Nisan 2011-Mart 2012 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi erişkin YBÜ'de yatan ve hastane kökenli Acinetobacter enfeksiyon atağı saptanan 108 vaka ile aynı dönemde erişkin YBÜ'de takip edilen ve kültürlerinde üreme olmayan 105 kontrol grubu hastası karşılaştırılarak enfeksiyon gelişiminde rol oynadığı düşünülen risk faktörleri belirlenmeye çalışıldı. Tek ve çok değişkenli regresyon analizi yapılarak hastane kökenli Acinetobacter enfeksiyon atağı gelişimini ve mortaliteyi etkileyen risk faktörleri belirlendi.Çok değişkenli regresyon analizi sonrasında son modelde yaş, mekanik ventilatör uygulaması, trakeotomi uygulaması, PEG uygulaması, karbapenem kullanımı ve 3. kuşak sefalosporin kullanılmaması hastane kökenli Acinetobacter enfeksiyon atağı gelişimi için bağımsız risk faktörü olarak bulunmuştur. Mortalite için yapılan çok değişkenli lojistik regresyon analizinde son modelde, mortaliteyi etkileyen bağımsız risk faktörleri ise enteral beslenme şekli ve APACHE II skoru tespit edilmiştir. Bu risk faktörlerinin kontrolü, özellikle karbapenem gibi geniş spektrumlu antibiyotik kullanımının kısıtlanması ve ampirik tedavide 3. kuşak sefalosporinlerin uygun durumlarda tercih edilmesi desteklenmelidir.İzolatların %94'ünde çoklu antibiyotik direnci saptanmıştır. İmipenem direncinin %82.4 ve meropenem direncinin %88 oranında olduğu gözlenmiştir. Kolistin duyarlılığı %100 ve tigesiklin duyarlılığı %99,1 olarak bulundu.Çalışmamızda en fazla izolat sayısına sahip klonun hastanemizde yaklaşık 14 ay varlığını sürdürdüğü tespit edildi. Bu veri ile özellikle ÇİD Acinetobacter baumannii salgın klonlarının önlem alınmadığı durumda hastane ortamında uzun yıllar kalabileceği ve hastadan hastaya taşınabileceği ortaya konulmuştur.

AcinetobacterGenotipRisk faktörleri+4
Şirvan Elmas Dal
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde lenfadenopati ile takip edilen çocukların malignite potansiyeli açısından değerlendirilmesi

Amaç: Lenf nodu büyümesinin patolojik olup olmaması, hastanın yaşı, büyümüş lenf nodlarının boyut ve lokalizasyonu ile ilgilidir. Bununla birlikte, genel olarak 10 mm?den büyük çaptaki lenf nodları için lenfadenopati tanımı kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; 1 Ocak 2009-1 Kasım 2012 tarihleri arasında hastanemizde lenfadenopati nedeni ile takip edilen hastaların epidemiyolojik özelliklerinin, öykü, klinik ve laboratuar bulgularının ve etiyolojik dağılımının malignite potansiyeli açısından değerlendirilmesi, maligniteyi arttıran risk faktörlerinin belirlenmesidir. Hastalar ve yöntem: Çalışmaya 1 cm ve üzerindeki boyutlarda lenfadenopatisi olan 3 ay-18 yaş arası 530 hasta dahil edildi. Hastaların en az üç ay takip edilmiş olmaları şartı arandı. Hastaların dosyaları retrospektif olarak incelendi. Öykü, fizik muayene, laboratuvar verilerinin benign ve malign lenfadenopati ayrımındaki etkinliği araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 530 hastanın 347?si erkek, 183?ü kız idi. En çok hasta 6-11 yaş aralığında idi. Hastaların 31?inde (%5,8) malignite tespit edildi. 12 yaş üzerinde olan, gece terlemesi, kilo kaybı gibi semptomları olan, yaygın lenfadenopatisi olan, boyunda arka servikalde, boyun dışında supraklaviküler, mediastinal, abdominal LAP'ı olan, 2 cm'nin üzerinde LAP'ı olan, anemi, trombositopeni, lökopeni, ESH yüksekliği, CRP yüksekliği, LDH yüksekliği olan hastalarda malignite sıklığının arttığı belirlendi. Anamnez, fizik muayene, laboratuar bulgularından birden fazla bulgusu olan hastalarda malignite sıklığının %60?a varan oranlara yükseldiği tespit edildi. Sonuç: Lenf bezi büyüklüğü nedeni ile başvuran hastaların malignite için ipucu olacak bulguları değerlendirilmelidir. Bu bulguları olan hastalarda ileri tetkikler geciktirilmeden yapılmalıdır. Özellikle malignite riskinin arttığı birden fazla anamnez, fizik muayene ya da laboratuvar bulgusu olması halinde zaman kaybetmeden maligniteyi ekarte etmek amacı ile biyopsi yapılmalıdır. 0-5 yaş arası, boyunda LAP?ı olan, 2 cm?nin altında LAP?ı olan, tedavi ile lenfadenopatide küçülme olan, USG?de benign yapıda LAP bulguları olan hastalar gereksiz tetkikten kaçınılarak, erken dönemde biyopsi yapılmadan takip edilebilir.

LenfLenf nodlarıLenfatik hastalıklar+3
Gülsüm Demirtaş
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanserli hastalarda potansiyel ilaç etkileşimlerinin sıklığı ve risk faktörleri

Amaç: Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir. Yaşamları boyunca her altı kadından birinde meme kanseri gelişme riski mevcuttur. Meme kanseri çoğunlukla ileri yaşlarda görülmektedir. Meme kanserli hastalar sitotoksik tedavi ile birlikte hormonal tedavi, komorbid hastalıklarının tedavisi ve palyatif tedavi amacıyla birçok ilaç kullanmaktadırlar. Hastalar kullandıkları bu çoklu tedaviler nedeniyle potansiyel ilaç etkileşimleri açısından risk altındadırlar. Çalışmamızda meme kanserli hastalarda potansiyel ilaç etkileşimlerinin sıklığını, şiddetini, klinik önemini ve risk faktörlerini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç?Yöntem: Çalışmaya Mayıs?Temmuz 2013 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Hastanesi medikal onkoloji polikliniğinde ayaktan ve medikal onkoloji servisinde yatarak tedavi gören 200 meme kanserli hasta dahil edilmiştir. Hastaların demografik özellikleri, aldıkları kanser tedavisi, komorbid hastalıkları ve destek tedavisi amacıyla kullandıkları ilaçları içeren bilgiler çalışma için hazırlanan anket formuna kaydedilmiştir. İnternet tabanlı ''interaction checker '' programı olan www.medscape.com programı ile ilaç etkileşimlerinin saptanması ve ciddiyetine göre sınıflandırılması yapılmıştır. Bulgular: Hastaların % 99' u kadın , % 1'i erkekti. Ortanca yaşları 51.26 idi. Kullanılan ortanca ilaç sayısı 3 olarak bulundu. Hastaların % 93.5' i poliklinik takipli hasta ve % 6.5' i yatan hastalardan oluşmaktaydı. Poliklinik takipli hastaların kullandıkları ortalam a ilaç sayısı 3.47, ortalama ilaç etkileşim sayısı 1.58 iken serviste yatan hastaların kullandıkları ortalama ilaç sayısı 5.15, ortalama ilaç etkileşim sayısı 4.58 olarak saptandı. Hastaların % 52' sinde en az bir komorbidite saptanmış ve hastaların %94' ü palyatif ilaç kullanmaktaydı. Komorbid hastalıklar değerlendirildiğinde % 22 hipertansiyon, %15.5 diyabetes mellitus saptandı. Komorbiditesi olan hastaların % 83.7' sinde potansiyel ilaç etkileşimi saptanmıştır. İlaç gruplarına göre değerlendirildiğinde % 68' inde antineoplastikler arası etkileşim, %14.5' inde komorbidite ilaçları arasında etkileşim saptanmıştır. Hastaların %80' inde en az bir potansiyel ilaç etkileşimi saptanmıştır. İlaç etkileşimlerinin % 72.5' i orta seviyede, % 20.1' i minör seviyede ve % 4.3' ü ciddi seviyede etkileşim olarak saptandı. Çok değişkenli analizde kullanılan ilaç sayısı, yatan hasta olmak ve komorbidite varlığının ilaç etkileşimlerini arttırdığı bulundu (p<0.01). Sonuç: Meme kanserli hastaların yaşam süresi uzadığından ve çoğunlukla ileri yaşlarda görüldüğünden komorbid hastalıkları nedeniyle birçok ilaç tedavisi almaktadırlar. Meme kanserli hastalarda potansiyel ilaç etkileşimleri sık görüldüğünden hastalara tedavi başlamadan önce kullandıkları ilaçlar sorgulanmalıdır. Kullanılan ilaç sayısı, komorbidite varlığı ve yatan hasta olmak potansiyel ilaç etkileşimleri için belirlenen risk faktörleridir. Anahtar Kelimeler: Meme Kanseri, İlaç Etkileşimleri, Risk Faktörleri

Meme neoplazmlarıNeoplazmlarRisk faktörleri+2
Fatma Acar Bakırhan
İnönü University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal dönemdeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörleri

Bu araştırmanın amacı, postmenopozal dönemindeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörlerini belirlemektir. Tanımlayıcı tipte planlanan bu araştırma Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Polikliniklerine tedavi ve kontrol amaçlı başvuran postmenopozal dönemdeki kadınlarla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Çorum ilinde yaşayan, 40-65 yaş arası, postmenopozal dönemdeki kadınlar oluşturmaktadır. Çalışmaya en az 234 postmenopozal kadının dâhil edilmesi gerektiğine karar verilmiş ve 320 kadına ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 20 istatistik paket programı ile değerlendirilmiştir. Frekans dağılımlarındaki grupların homojen dağılım dağılmadığı Ki-Kare uygunluk testi kullanılarak araştırıldı. Normallik analizleri, Komogrow Smirnov testi, Shapiro Wilk testi, Çarpıklık katsayısı, Basıklık katsayısı, Histogram, Kutu Grafiği işlemleri ile ayrıntılı olarak incelenerek, değişkenlerin normallik varsayımlarını büyük ölçüde sağlamadığı görülmüştür. Böylece; ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi ve ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis testi kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler, normallik varsayımı sağlanmadığı için öncelikle medyan değeri yorumlanacak şekilde, medyan, aritmetik ortalama ve standart sapma hesaplamaları ile elde edilmiştir. Sonuç olarak, çalışmamızda postmenopozal dönemdeki kadınlarda östrojen eksikliğinin kadınlarda üriner inkontinası etkilediği, risk faktörleri ve ICIQSF ölçeği puan ortalamaları sonucu üriner inkontinans olan kadınların %42.2 olduğu ve arasındaki ilişkinin güçlü derecede pozitif yönlü olduğu tespit edilmiştir(p<0,05).

KadınlarPostmenopozPrevalans+2
Neslihan Turhan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Spor yaralanmalarında spor tesislerinin risk oluşturan kaynak, olay ve etki ilişkisinin incelenmesi

Sporun insan sağlığına olumlu etkilerine rağmen, spor yaralanmaları yaygındır. Fiziksel ve psikolojik sonuçlarına ek olarak yüksek maliyetleri, yaralanmaların önlenmesini öncelikli kılmaktadır. Spor tesislerinin fiziki koşullarına bağlı risk faktörlerini tanımlamak, yaralanmaların önlenmesinde çok önemli bir adımdır. Bu nedenle spor tesislerinin yöneticileri risk yönetimi ve ilgili unsurlara gereken önemi vererek planlama yapmak zorundadırlar. Eğlence ve sağlık amaçlı kullanılan spor tesislerinde fiziki koşullara bağlı gelişen spor yaralanmalarının risk kaynaklarını tespit ederek, tesislerin bağlı bulunduğu kamu kurum ve kuruluşlarının bu risk kaynakları için denetleme kriterlerinin yeterliliğini incelemektir. 2015-2018 yılları arası TC. Sağlık Bakanlığı Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi fizik tedavi, acil ve ortopedi polikliniklerine müracaat eden 18-45 yaş arası rekreasyonel amaçlı spor yapan bireyler tespit edildi. Katılımcılardan hangi spor tesislerini kullandığı öğrenildi. Elde edilen veriler doğrultusunda yaralanmalarda risk oluşturan kaynak, olay ve etkisi değerlendirildi. Spor tesislerinin bağlı bulunduğu kamu kurum ve kuruluşlarının yönetmelik ve denetleme kriterleri incelendi. Yaş ortalaması 33,20±6,91 olan 1565 sedanter (%65,8), amatör (%26,3) ve profesyonel (%7,9) sporcuların %45,8'i kamu sektöründe çalışmaktadır. Bireylerin %62,4'ü halı saha, %15,3'ü fitness salonu, %12,2'si kapalı spor salonu, %6,7'si açık spor alanı ve %3,4'ü ise belediye kültür merkezinde yaralanmıştır. Ortalama 30 (29,72) gün iş gücü kaybı gerçekleşmiştir. En yüksek yaralanma oranları alt ekstremitede (%19,5 ACL rüptürü, %5,5 aşil tendon rüptürü, %16,6 ayak bileği burkulması, %13,3 menisküs, %2,5 alt ekstremite kırıkları, %2,7 hamstring yaralanmaları) gözlemlenmiştir. Yaralanmaların 976 tanesinin gerçekleştiği halı sahalardaki risk kaynaklarının %34,1'i özelliğini yitirmiş zemin, %19,4'ü ıslak zemin, %11,1'i güvenlik önlemleri eksikliği olup bu kaynaklar düşme (%40,88), kayma (%21,51) ve çarpma (%19,57) olaylarına neden olmuştur. Bu olaylar sonucu %24,9 ACL rüptürü gelişmiştir. Diğer spor tesislerinde de benzer kaynak, olaylar ve etkileri gözlemlenmiştir. Spor tesislerinin açılış ve işleyiş yönetmelikleri incelendiğinde spor yaralanmalarını neden olan risk kaynakları ilgili standart olmadığı ve denetlemelerin yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Spor Tesisleri, Risk Yönetimi, Spor Yaralanmaları, Halı Saha, Fitness Merkezi, Risk Kaynağı

FitnessHalı sahaRisk faktörleri+6
Tuba Denizci
Hitit University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörleri

Bu araştırma postmenopozal dönemindeki kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Çorum Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne, Ekim 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında olasılıksız örnekleme yöntemlerinden rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen toplam 301 postmenopozal osteoporozlu kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Bilgi Toplama Formu (SDBTP)", "Osteoporoz Risk Faktörleri Formu (ORFF) " uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare testi, ölçümsel veriler için t-testi/Mann Whitney-U testi, One-Way ANOVA/Kruskall Wallis testleri kullanılıp, bu testlerde gruplar arasındaki farklılıkların belirlenmesinde Tukey's HSD testi/Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmamızda, postmenopozal osteoporoz prevalansı %29,2 olarak belirlenmiştir. Kadınlarda; ileri yaş, menarş yaşı, gebelik sayısı, sigara ve kafein tüketimi, kronik hastalık varlığı ve sürekli ilaç kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında pozitif yönde, öğrenim durumu, kalsiyum ve D vitamin takviyesi kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca yaşadığı yer ve medeni durumun postmenopozal osteoporozu etkilediği belirlenmiştir (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Postmenopoz, osteoporoz, risk faktörleri.

KadınlarOsteoporozPostmenopoz+2
Mustafa Keskin
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adli bilimler açısindan intiharin nedenleri ve önleyici tedbirler

Ölüm sebepleri içerisinde ilk on sırada yer alan intihar, toplumların en başta gelen sorunları arasında yer almaktadır. Bu nedenle intihar nedenlerinin tespit edilerek intiharın önlenmesi ve intihar girişiminde bulunan kişilerin tekrar topluma kazandırılması büyük bir önem taşımaktadır. Ülkemizde bulunan bazı bireylerin kişisel ve çevresel faktörlere bağlı olarak intihar risk grubunda olması onların daha dikkatli korunmasını, eğitilmesini, risk faktörlerinin tespitini ve önleyici tedbirlerin oluşturulmasını önemli kılmaktadır. Gerçekleşen adli bir olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğunun ayrımının yapılmasında adli bilimlerden yararlanılmaktadır. İntiharın nedenlerinin tespit edilmesi, intihar olayının nasıl gerçekleştiğinin anlaşılması, kullanılan yöntem ve araçların tespit edilmesi adli bilimler ışığı altında gerçekleşmektedir. İntihar; biyolojik, psikolojik, sosyolojik, ekonomik, siyasi, kültürel, bireysel, ailesel ve toplumsal nedenlerden kaynaklanmaktadır. İntiharın nelerden kaynaklandığının tespitinin yapılarak risk faktörlerinin tespit edilmesi ve risk faktörleri doğrultusunda önleyici tedbirlerin uygulanması önem teşkil etmektedir. Bu çalışmada risk faktörlerinin tespiti ve intihara sürüklenmenin önlenmesinde önleyici tedbirlerin uygulanması bağlamında neler yapılması gerektiğinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Risk altında bulunan bireylerin intihara sürüklenmelerinin önlenmesinde adli bilimlerin rolünü ortaya koyarak uzman görüşlerine bağlı çözüm önerileri geliştirmek temel amaçları oluşturmaktadır.

Adli bilimlerRisk faktörleriÖnleyici müdahale+1
Goncagül Bolat
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokullarda görev yapan öğretmenler açısından psikososyal risk etmenlerinin incelenmesi: Çorum ili örneği

Bu çalışmanın amacı ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin görevlerini yerine getirirken karşı karşıya kaldıkları psikososyal risk algılarının ve risklerin ortaya konulması olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini Çorum ili Merkez ilçede görev yapan ortaokul öğretmenleri, örneklemi ise Çorum ili Merkez ilçesinde bulunan ortaokullarda görev yapan 291 gönüllü öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada öğretmenlere görev alanlarında karşılaşabilecekleri durumlarla ilgili soruların yer aldığı 20 soruluk bir anket uygulanmış, anket maddelerine kendi özgür iradeleri ile objektif olarak cevap verdikleri varsayılmıştır. Araştırma verileri elde etmek için kullanılan anket basılı olarak hazırlanmıştır. 2 bölümden oluşan anketin ilk bölümde demografik soruların yer aldığı 4 soru ve ikinci bölümünde öğretmenlerin psikososyal risk algılarını belirlemek amacıyla hazırlanan 16 soru bulunmaktadır. Anket sonuçlarına göre erkek katılımcılar %50,2 katılım sağlarken, kadın katılımcılar %49,8 oranında katılım sağlamıştır. Hizmet yılı 2-5 yıl %2,1, 6-10 yıl %12,4 ve 11 yıl ve üzeri 85,6 'lık orana sahiptir. Yaş aralıkları 30 yaş ve altı %3,4, 31-40 yaş arası %38,5, 41 yaş ve üzeri %58,1 orana sahiptir. Branş dağılımı ise sözel alan %47,4, sayısal alan 31,6 ve yetenek dersleri %21,0'lik orana sahiptir. En yüksek evet oranı %95,5 ile "eğitim alanında gerçekleştirilen düzenlemelerde sistemin bir parçası olarak fikirlerimin dikkate alınması beni motive eder" sorusu olurken en düşük evet oranı "iş yerinde fiziksel şiddetle karşılaştım" sorusuna karşılık verilmiştir. Katılımcıların branşlarına göre sorumlulukları ile ilgili düşünceleri karşılaştırıldığında sözel alan branşlarında istatistiksel açıdan anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre işyerinde fiziksel ve psikolojik şiddetle karşılaşma durumu karşılaştırıldığında, Hizmet yılı 2-5 yıl arasında olanların %33,3'ü işyerinde fiziksel şiddetle karşılaştığını belirtmiş olup bu oran diğer hizmet yıllarına göre istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinden cinsiyete göre değerlendirildiğinde; mesleki itibara ilişkin inanç, tükenmişlik duygusu hissetme, meslek hastalığına yakalanma (p<0,001), mesleğinin maddi gelirinin yetersiz olduğunu düşünme, psikolojik şiddetle karşılaşma, fikirlerinin dikkate alınmasına yönelik motivasyon durumları kadın katılımcılarda erkek katılımcılara oranla daha yüksek çıkmıştır. Bu oran istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Bu sonuçlara göre; kadın öğretmenler meslek hastalığına yakalanma, maddi gelirin yetersizliği, psikolojik şiddete uğrama, mesleğinin gereken itibarı görmediği, fikirlerinin dikkat alınmasına yönelik motivasyon durumları ve tükenmişlik duygusu hissetme durumu konusunda erkek öğretmenlerden daha yüksek bir orana sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca öğretmenlerin meslek hayatlarının ilk yıllarında fiziksel şiddetle karşılaştığını ve sözel alan öğretmenleri çalışma ortamında sorumluluğunun fazla olduğu belirtmişlerdir.

Branş öğretmenleriMeslek hastalıklarıOrtaokul öğretmenleri+6
Ceylan Kılıç
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Küresel ısınmanın sektörler bazında oluşturduğu risk sendromları ve çözüm yolları: Kuşadası bölgesi yiyecek içecek işletmelerinde bir uygulama

Sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinde üretimden tüketime kadar olan süreçte kullanılan yöntemler ve bu süreçte ortaya çıkan sera gazları, dünyanın daha fazla ısınmasına, aşırı hava olaylarına sebep olmuştur. Küresel ısınma olarak adlandırılan bu sorun, dünyanın geleceğini tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Bilim ve teknolojideki gelişmeler, dünyanın küresel tek pazara dönüşmesi, başta enerji olmak üzere hammadde ihtiyacına olan talep yoğunluğu ve artan nüfus hem doğal kaynakların hızla yok edilmesine hem de, bu süreçte ortaya çıkan sera gazlarının etkisiyle iklimin doğal döngüsü dışında değişmesine yol açmıştır. Aşırı hava olaylarının görülme sıklığı da, tarımsal alanlardan turizme kadar tüm canlıların yaşamını olumsuz etkilemeye başlamıştır. Bu çalışmada, küresel ısınmanın kavramsal çerçevesi; tarihsel gelişimi, yürütülen önleyici çalışmalar ve gelecekteki muhtemel beklentileri ile açıklanmıştır. Tarım, sanayi ve hizmet sektöründeki gelişmeler ve riskler küresel ısınma boyutunda incelenmiştir. Önleyici tedbirlerin yanında, muhtemel çözümler ortaya konulmuştur. Tüketime yönelik olması, katı ve sıvı atıkların yoğun olarak görülmesi, sunduğu hizmetlerin tedarik boyutunda tarım, sanayi ve hizmet sektörleri ile ilişkili olması ve toplumlardaki bireylerin tamamına yakınının uğrak yerleri arasında yer alması sebebiyle yiyecek içecek işletmeleri uygulama alanı olarak incelenmiştir.

Aydın-KuşadasıKüresel ısınmaRisk+7
Ekrem Turan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sigara bırakma polikliniğinin bir yıllık takip sonuçları: Sigara bırakmayı etkileyen faktörler

Sigara tüm dünyada önlenebilir morbidite ve mortalitenin en önemli sebeplerinden biridir. Sigara bırakma sürecindeki hastalara yardımcı olmak amacıyla birçok yöntem geliştirilmiştir. Çalışmamızda, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Sigara Bırakma Polikliniği'ne başvuran hastaların bir yıllık takip sonuçları bağlamında sigara bırakma durumları ve sigara bırakmayı etkileyen faktörleri araştırmayı amaçladık. Çalışma tek merkezli, kesitsel ve telefon ile aranarak uygulanan anket yöntemi ile yürütülmüş olup, 10 Ağustos 2020-9 Ağustos 2021 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Sigara Bırakma Polikliniği'ne sigara bırakma amacıyla başvuran 18 yaş ve üzeri gönüllüler dahil edilmiştir. Araştırmada sosyodemografik bilgi formu, özgeçmiş ve sigara içme özellikleri detaylı sorgulanarak, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi (FNBT), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD Ölçeği) kullanılmıştır. Çalışma grubunun yaşları 19 ile 76 arasında değişmekte olup, 288'i (%63,9) erkek, 163'ü (%36,1) kadın olmak üzere toplam 451 kişiden oluşmaktadır. Çalışmaya katılanlardan üçüncü ay sonunda 209 kişi (%46,3) bırakmışken, 242 kişi (%53,7) bırakamamış; altıncı ay sonunda 160 kişi (%35,5) bırakmışken, 291 kişi (%64,5) bırakamamıştır. Katılımcıların sigara bırakma durumları ile işte çalışması, düzenli fiziksel aktivitesinin (spor) olması, psikiyatrik hastalık tanılı olmak, alkolle birlikte tüketmekten keyif almak, daha önce ki sigara bırakma süresi, yaşadığı evde sigara içenlerin sayısı, farmakoterapi, tedavi süresi, sigara bırakma polikliniğinde kontrol muayeneleri, sigarayı ilk kez deneme yaşı arasında ilişki bulunmuştur. FNBT, HAD anksiyete ve depresyon skorları ile üçüncü ay bırakma durumu arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Sigara bırakma tedavisinde hastayı bütüncül değerlendirmek, kişiye özel motivasyonel görüşme ve tedavi yöntemi seçmek bırakma başarısını arttırmak için çok önemlidir. Sigaraya başlama nedenlerini ve sigarayı en çok niçin tükettiğini detaylandırmak, gelecek nesillerin sigaraya başlamasının önüne geçebilmeye; sigara bırakma nedenleri, bırakmayı düşünmeyenlere farklı bakış açıları sunarak bırakmaya teşvik etmeye; bırakma sürecinde olumlu-olumsuz etkenleri tespit etmek; kişiye yönelik davranışsal destek ve tedavileri vererek bırakma başarısı şansını artırmamızı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Sigara bırakma, motivasyonel görüşme, risk faktörü

Motivasyonel görüşmeRisk faktörleriSigara içme+1
Sergen Aygüneş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aksiyal spondiloartrit hastalarında kinezyofobinin düşme riski üzerine etkisi ve hastalık parametreleri ile ilişkisi

Bu çalışmanın primer amacı aksiyal spondiloartrit hastalarında kinezyofobinin düşme riski üzerine etkisini araştırmak, ikincil amacı ise kinezyofobi ile hastaların ağrı, spinal mobilite, hastalık aktivitesi, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite düzeyi, anksiyete ve depresyon düzeyi ile ilişkisini değerlendirmektir. Çalışmaya ASAS kriterlerine göre aksiyal spondiloartrit tanısı ile takip edilen 200 hasta dahil edildi. Hastaların demografik verileri, klinik özellikleri ve sigara kullanma alışkanlıkları kaydedildi. Hastaların kinezyofobi düzeyi Tampa Kinezyofobi Skalası (TKS) ile değerlendirildi. Hastaların düşme riskini belirlemek için Berg Denge Ölçeği kullanıldı. Ayrıca tanı aldığı dönemden günümüze kadar olan zaman diliminde düşme ve kırık öyküsü kaydedildi. Hastaların ağrı düzeyi Sayısal Derecelendirme Ölçeği (NRS), spinal mobilitesi Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMI), fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form (UFAA), hastalık aktivitesi Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), fonksiyonel durumu Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFI), yaşam kalitesi Ankilozan Spondilite Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (ASQoL), depresyon düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), anksiyete düzeyleri Beck Anskiyete Ölçeği (BAÖ) ile değerlendirildi. Hastaların %76.5'inde yüksek düzey kinezyofobi olduğu saptandı. Kinezyofobi düzeyi ile Berg Denge Ölçeği skoru arasında negatif yönde anlamlı ilişki saptanırken, düşme ve kırık öyküsü ile ilişki saptanmadı. Kinezyofobi düzeyi ile NRS, BASMI, BASDAI, BASFI, ASQoL, BAÖ ve BDÖ skorları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptanırken, UFAA ile arasında ilişki saptanmadı. Sonuç olarak çalışmamız, kinezyofobinin düşme riski üzerine direk etkisi olmasa da denge bozukluğu ile ilişkili olduğunu ortaya koydu. Aynı zamanda kinezyofobinin ağrı, spinal mobilite, hastalık aktivitesi, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon düzeyleri ile de ilişkisi olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Aksiyal SpA, kinezyofobi, düşme riski

Düşme kazalarıHareket korkusuHastalık şiddeti indeksi+2
Halime Topal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00

Related subjects