Survival analysis
63 theses under this subject heading
Sağkalım analiz yöntemleri ve karaciğer nakli verileri ile bir uygulama
Bu çalışma Turgut Özal Tıp Merkezi Karaciğer Nakil Enstitüsünde nakil yapılan hastalardan alınan veriler yardımıyla sağkalım analizi yöntemlerinin (Yaşam Tablosu Analizi, Kaplan ? Meier Analizi, Cox Regresyon Analizi) sonuçlarını birbirleriyle karşılaştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmada 2002 yılı Mart ayı ve 2012 yılı Kasım ayı arasında karaciğer nakli yapılan 894 hastaya ait bilgiler kullanılmıştır. Hastaların nakil sürelerinden sonra sağkalım süreleri 127 ay boyunca gözlemlenmiştir. Yapılan nakillerde araştırmaya alınan 894 hastanın %41,2?si ölmüş %58,8 `i ise hayatta kalmıştır. Hastaların %34,9?u verici ile akraba değilken, %64,9?u akrabadır. Vericilerin %2?si hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yapılan nakillerde vericilerin %76,6?sı canlı ve %23,3?ü kadavradır. Alıcıların %67,7?si erkek ve %32,4?ü bayandır. Vericilerin %57,8?i erkek, %41,8?i bayan ve vericilerin %3?ünün hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yapılan analizlerdeki sonuçlarda alıcının cinsiyeti ve alıcının ayrıntılı kan gruplaması üç analiz sonucuna göre de istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Vericinin ayrıntılı kan gruplaması, alıcı ile vericinin ayrıntılı kan gruplaması karşılaştırması, alıcının yaş gruplaması ve donör tipi ise iki analizde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: sağkalım analizi, yaşam tablosu analizi, kaplan meier analizi, cox regresyon analizi, sağkalım dağılımları, karaciğer nakli
Otolog hematopoetik kök hücre nakli yapılan multipl myelom olgularında revize myelom komorbidite indeksinin retrospektif analizi
Yeni tanı multipl myelom (MM) olguları çoğunlukla yaşlı ve heterojen bir hasta grubu olup, bu olgulara hastalıkla ilişkili olan veya olmayan komorbiditeler eşlik etmektedir. Geçtiğimiz on yılda, medyan sağkalımı 8-10 yıla kadar iyileştiren nakil ve nakil dışı yeni ajanların kullanıma girmesiyle MM tedavisinde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Tedaviye bağlı ilaç toksisitesinin önlenmesi, genel ve progresyonsuz sağkalımın belirlenmesi ve tedaviden fayda görecek hasta grubunun daha iyi belirlenebilmesi amacıyla MM hastalarında böbrek yetmezliği risk faktörleri, solunum fonksiyonları ve performans durumunu içeren basit ve geçerli bir komorbidite indeksi olan Myelom Komorbidite İndeksi (MKİ) geliştirilmiş olup yakın zamanlarda bu skor yaş, kırılganlık ve sitogenetik özellikler eklenerek revize edilmiştir (R-MKİ). R-MKİ, genel ve progresyonsuz sağkalımın öngörülmesine ve fit (R-MKİ puanı ≤ 3), orta fit (R-MKİ puanları 4-6) ve kırılgan (R-MKİ puanı> 6) hastaların belirlenmesine olanak sağlamaktadır. R-MKİ aynı zamanda kolay uygulanabilir ve isabetli bir skorlama sistemi olmasıyla da öne çıkmaktadır. Önceki çalışmalarda çoğunlukla yaşlı popülasyonda R-MKİ değerlendirilmiş olup, bu çalışmada otolog hematopoetik kök hücre nakli olan görece genç hastalarda R-MKİ'nin prognozu öngörmedeki başarısını araştırmayı amaçlamaktayız. Çalışmamıza Ocak 2010 – Aralık 2021 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji Bilim Dalı'nda takipli 18 yaşından büyük MM nedenli otolog hematopoetik kök hücre nakli (OHKHN) olan 95 hasta dahil edilmiş olup hasta verileri retrospektif olarak incelenmiştir. R-MKİ skorlamasına göre hastalar fit ve orta-fit olarak iki gruba ayrılarak R-MKİ'nin genel ve progresyonsuz sağkalımı öngörmedeki başarısı incelenmiş olup, çalışmamızda daha düşük bir R-MKİ skorunun önemli ölçüde uzamış bir genel sağkalım ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Fit olarak sınıflanan hastaların ortalama genel sağ kalım süresi 109,73 ay iken, orta fit grubundaki hastalarda ise bu süre 75,31 ay olarak saptanmıştır. Progresyonsuz sağkalım açısından her iki grupta da anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Çalışmamız OHKHN yapılan görece daha az kırılgan hastanın bulunduğu hasta populasyonunda bile R-MKİ'nin genel sağkalımı öngörebildiğini göstermiştir. Çalışmamızda kırılgan hastanın bulunmaması ve çalışmamızın retrospektif olması kısıtlayıcı yönlerindendir. R-MKİ'nin MM'da prognozu öngördüğünü bildiren az sayıda çalışma mevcuttur, çalışmamız bu yönden literatüre katkıda bulunmakta olup, daha büyük ölçekli prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.
Nakil öncesi kardiyovasküler hastalık varlığının böbrek nakli sonrası greft ve hasta sağkalım sonuçları üzerine etkisinin retrospektif analizi
Bu retrospektif çalışmada Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Böbrek Nakil Merkezi'nde Ocak 2006 – Mayıs 2019 tarihleri arasında böbrek transplantasyonu yapılan 599 hastada, böbrek nakli sonrası kardiyovasküler olay gelişen hastaların özellikleri ve risk faktörleri araştırıldı. Nakil sonrası kardiyovasküler olay varlığının greft ve hasta sağkalımı üzerine olan etkileri incelendi. Serimizde nakil sonrası kardiyovasküler olay sıklığı %14.69 idi. Çalışmamız Çalışmamız serebrovasküler olay ilişkili hemipleji varlığının, nakil öncesi yüksek dansiteli lipoprotein (HDL) düzeyinin, nakil sonrası dislipideminin, kalp kapak hastalığı varlığının, nakil sonrası hipertansiyonun ve Pre-operatif dönemle karşılaştırıldığında 1. yıl ürik asit düzeylerinin yüksekliğinin, kardiyovasküler olay gelişimi için bağımsız risk faktörleri olduğunu belirledi. Enterik kaplı mycophenolate sodium (EC-MPS) + takrolimus (Tac) + prednizolon (P) immünsüpresif rejim kullanımı, kardiyovasküler riski azalttı. Transplant öncesi diyaliz süresi, nakil öncesi SCORE ve Charlson komorbite indeksleri, hasta sağkalım analizinde mortallite için risk faktörleri idi. Donör yaşı, Post-operatif konjestif kalp yetmezliği, nakil öncesi Charlson komorbidite indeksi ise greft sağkalımı analizinde greft yetmezliği ile ilişkili faktörlerdi. Nakil sonrası kardiyovasküler hastalıklar, hasta ve greft sağkalımını tehdit eden önemli nedenlerden biridir. Başarılı bir böbrek nakli için geleneksel risk faktörlerinin agresif yönetimi ve kardiyovasküler hasarın en aza indirilmesi şarttır. Nakil hekimleri, skorlama sistemlerini kullanarak nakil sonrası takipte kardiyovasküler riski hesaplayabilir. Bu amaçla yapılacak çok merkezli çalışmalar, kardiyovasküler komplikasyon riski taşıyan alıcılarda tedavi algoritmalarının geliştirilmesine yardımcı olacaktır.
Baş-boyun mukoepidermoid karsinomlarında prognostik faktörler
Amaç: Bu çalışmada baş-boyun mukoepidermoid karsinomlarında hastaların demografik özelliklerinin ve mutant p53, mdm-2, survivin ekspresyonunun yaşam süresi, hastalıksız sağkalım üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 2002 ve 2010 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında mukoepidermoid karsinom tanısıyla takip edilen 39 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri ve immunohistokimyasal yöntemle mutant p53, mdm-2 ve survivin ekspresyonu incelenip bunların yaşam süresi ve hastalıksız sağkalım sürelerine olan etkisine bakıldı. Bunlara ek olarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında pleomorfik adenom tanısıyla opere edilen 39 hastada mutant p53, mdm-2 ve survivin ekspresyonu değerlendirildi. Mukoepidermoid karsinom ve pleomorfik adenom arasındaki mutant p53, mdm-2, survivin ekspresyonları karşılaştırıldı. Ayrıca mutant p53, mdm-2 ve survivinin koekspresyonu ve birbiriyle olan korelasyonu incelendi.Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 39 hastanın yaş ortalaması 47,8 (8-78), ortalama takip süresi 60,3 ay (24-122 ay) idi. En sık gözlenen lokalizasyon parotis (%56,4) idi. T ve N evresi, tümörün yerleşim yeri, histolojik grade, perinöral invazyon ve metastaz gelişimi yaşam süresi ve hastalıksız sağkalım süresi üzerinde, cerrahi sınır pozitifliği, nüks ve yaşın da yaşam süresi üzerinde etkisi olduğu izlendi. Mutant p53 ekspresyonu; histolojik grade, ölüm oranı, yaşam süresi ile ilişkili bulundu. Survivin ekspresyonu; histolojik grade ile ilişkili iken, mdm-2 ekspresyonunun prognostik etkisi izlenmedi. Pleomorfik adenomlarda mukoepidermoid karsinomlara göre mutant p53 ekspresyonu daha az, survivin ekspresyonu daha fazla, mdm-2 ekspresyonu açısından fark izlenmedi.Sonuç: Yaş, T, N evresi, histolojik grade, cerrahi sınır pozitifliği, perinöral invazyon, nüks, metastaz gelişimi, tümörün yerleşim yeri, mutant p53 ve survivin ekspresyonu mukoepidermoid karsinom prognozuna etkili olduğu gözlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Mukoepidermoid karsinom, prognoz, p53, mdm-2, survivin.
Yogun bakımda takip edilen romatolojik hastaların demografik ve klinik bulguları ile bu bulguların sağkalımla ilişkileri
ÖZETAmac: Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahiliye Yoğun Bakım ünitesinde izlenen romatolojik hastaların yatışındaki klinik ve laboratuar özelliklerinin belirlenmesi ve bu parametrelerin mortalite ilişkisinin ortaya konması amacı ile yapılmıştır.Gerec ve yöntemler: Çalışmamıza 2003-2012 tarihleri arasında Dahiliye Yoğun Bakımda yatan romatolojik hastalar alındı. Hastaların demografik, klinik ve laboratuar değerleri retrospektif olarak kaydedildi. İstatistiksel frekansları hesaplandı daha sonra bu verilerin mortalite üzerine etkisi araştırıldı.Bulgular: Bu çalışmaya ortanca yaşı 38 olan 69'u bayan 31'i erkek toplam 100 hasta alındı. Hastaların tanıları 42'si (%42) Sistemik lupus eritromatozis (SLE), 26'sı (%26) Romatoit artrit (RA), 9'u (%9) Wegener granulomatozis (WG), 6'sı (%6) Behçet hastalığı (BH), 5'i (%5) Skleroderma'idi (SCL). Hastaların yoğun bakım ihtiyacı 55 hastanın (%55) pulmoner problemler ve şok nedeniyle sonra sırasıyla nörolojik problemler 27 (%27) ve diger nedenlerden 18 (%18) oldu. Hastaların ortanca Akut Fizyolojik ve Kronik Sağlık Değerlendirilmesi (APACHE II )değeri 21'idi(5-45). Hastaların 63'ü öldü (%63).Yapılan tek degişkenli analizde yatış nedeni pulmoner problem ve şok olanlar ( p=0.002), yaş (p=0.040), yoğun bakıma yatışında enfeksiyon (p=0. 005), akciğer enfeksiyonu (p=0.017), sepsis ( p=0. 01) ve şok (p=0.001) olanlar ile trombosit sayısı (p=0.032) , c-reaktif protein (CRP) (p=0.012), prokalsitonin (PCT) (p=0.008) ve APACHE II (p=0.001) mortalite ile ilişkili bulunuldu. Multivariant analizde sadece APACHE II değeri istatistiksel olarak mortalite üzerine anlamlı bulundu(p=0.009).Sistemik lupuslu eritromatozisli 42 hastasının %63'ü öldü. Tek degişkenli istatiksel analizde yaş (p=0.002), sepsis (p=0.028), APACHE II (p=0.006), PCT (p=0.046) , mortalite üzerine anlamlı bulundu. Romatoit artrit hastalarının %73'ü öldü, yapılan tek değişkenli istatistikte sadece CRP (p=0.028) mortalite üzerine anlamlı bulundu.Sonuc: Yoğun bakımda takip edilen romatolojik hastalar yüksek ölüm oranına sahiptir. Yoğun bakımdaki romatoloji hastalarının mortalitesi açısından en önemli risk faktörü APACHE II'dir.
R programı kullanılarak bağımlı ve bağımsız gerçek ve yaratılmış verilerde yarışan risklerin değerlendirilmesi
Klasik sağ kalım analizlerinde genellikle tek bir başarısızlık (ölüm, hastalığın, nüksetmesi vb.) nedeni araştırılmaktadır. Ancak çoğu kez, başarısızlığa birden fazla faktör etki etmekte ve bu faktörlerden birisi öne çıkarak başarısızlığa neden olursa, sağ kalım analizlerinin yarışan riskler dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Sağ kalım analizlerinde yarışan risk verileri mevcutken Kaplan-Meier (KM) yöntemi uygulandığında yarışan risklerin göz ardı edildiği görülmektedir. Yarışan risk varlığında Kaplan Meier yaklaşımını uygulamanın hatalı sonuçlar ve yorumlar sunacağını ortaya koymak amacıyla bu çalışmada yarışan riskler analizi (CR) ile KM yöntemlerinin sağ kalım olasılıklarının farklarının ortalama değerlerini hem gerçek veri setinde hem de simüle veri setinde incelenerek değerlendirilmiştir. Simülasyon üretim kısmında farklı dağılımlarda ve farklı örneklem büyüklüklerinde senaryo sonuçları sunulmuş ve bulgular değerlendirilmiştir. Farklı senaryolar oluşturulurken weibull dağılımından ve üstel dağılımdan yararlanılmış, örneklem büyüklüğü n=100, 150, 250, 500, 1000 alınmıştır. Sonuçlar Kümülatif ölüm olasılığı grafikleri de sunularak değerlendirilmiştir. Yarışan risklerin varlığında eş değişkenleri incelerken Grays test istatistiği uygulanmıştır. Yapılan hem gerçek veri seti üzerinde ki uygulama hem de simülasyon sonuçları yarışan risklerin varlığında genel sağ kalım analizleri kullanmak yerine yarışan riskler analizi uygulamanın doğru olacağını sunmuştur. Weibull dağılımından üretilen sonuçlarda iki yöntemin sağ kalım olasılıklarının farklarının ortalama sonuçları farklı çıkarken örneklem sayısı etkilememiştir. Üstel dağılımda bu sonuçlar sansürleme oranına bağlı olarak değiştiği ortaya konulmuştur. Sansürleme oranı arttıkça farkların azaldığı, örneklem sayısının büyümesi ile farkların arttığı gözlemlenmiştir Sonuçlar R yazılım programı kullanılarak yapılmış ve simülasyon çalışması için gerekli kodlar yazılmış simülasyonlar yapılmıştır. Anahtar sözcükler: R programı, Yarışan riskler, Üstel Dağılım, Kümülatif Ölüm Olasılığı, Grays modeli
Zamana bağlı roc analizi ve sağlık alanında uygulamaları
ROC analizi, hastalık tanısında kullanılan niceliksel tanı testlerinin veya biyolojik belirteçlerin sınıflama başarısını ölçmeye yarayan popüler bir yöntemdir. Ancak sağkalım verilerinde veya boylamsal verilerde olduğu gibi, ilgilenilen olay ile ölçüm yapılan belirteç arasında bir zamana bağlılık söz konusu ise, klasik ROC analizi belirtecin gerçek performansını tahmin edemeyebilir. Bu nedenle, sonuçları zamana bağlı olarak değişkenlik gösteren bir biyolojik belirtecin tanı performansını değerlendirirken zaman kavramını da hesaba katarak işlem yapan Zamana Bağlı ROC Analizi yöntemi geliştirilmiştir. Bu tez çalışmasında, ROC analizinin zamana bağlı durumlara uyarlanmış bu versiyonu incelenmiş ve çeşitli alanlardan elde edilmiş veriler üzerinde uygulamaları yapılmıştır. Zamana bağlı ROC analizi yöntemlerinden Kaplan-Meier (KM) kestiriminin klasik ROC analizi ile karşılaştırması yapılmış, kullanılan tüm veri setlerinde zamanı göz önünde bulundurmanın klasik ROC'a göre daha başarılı olduğu saptanmıştır. Ayrıca KM yaklaşımı kullanılarak elde edilen, tüm zaman noktalarında yapılan ölçüm değerlerine ait ROC eğrileri altında kalan alanlar (EAKA) kendi aralarında karşılaştırılmıştır. Genel olarak, olayın gerçekleşmesine yaklaşıldıkça belirtecin performansının arttığı; özellikle 1 yıl veya 6 ay kala yapılan ölçümlerin daha eski ölçümlere göre daha belirleyici olduğu tespit edilmiştir. KM kestirimine alternatif olarak önerilmiş bir yaklaşım olan En Yakın Komşu kestirimi (Nearest Neighbor Estimator - NNE) ile yapılan uygulamalar sonucunda her iki yöntem karşılaştırılmıştır. Tüm veri setlerinde KM ve NNE yaklaşımları benzer sonuçlar vermiştir. KM için elde edilen ROC eğrilerinin EAKA değerleri genellikle NNE'den daha yüksek olsa da, sansürlü verilerde belirtecin değerlendirilmesinde NNE yaklaşımına başvurulmasının daha uygun olabileceği düşünülmektedir. Bu tez çalışması ile, olay ve/veya belirteç üzerinde zamanın etkisinin bulunduğu durumlarda belirtecin daha doğru değerlendirilmesi adına klasik ROC analizi yerine zamana bağlı ROC analizi yöntemlerinin tercih edilmesinin daha doğru olacağı sonucuna varılmıştır.
Parametrik ve parametrik olmayan sağkalım analiz yöntemlerinin kanserli hastalara ait gerçek veri seti üzerinde değerlendirilmesi
Sağkalım analizleri, nüks, ölüm riski ve bu riskleri etkileyen prognostik faktörleri ortaya koymak için kullanılan yöntemlerdir. Sağkalım analizlerinde sıklıkla parametrik olmayan yöntemlerden Kaplan-Meier yöntemi ve Cox Regresyon yöntemi tercih edilmektedir. Bu çalışmada kanserli hastalarda parametrik ve parametrik olmayan sağkalım analiz yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi veri tabanından ulaşılan endometrium kanserli hastalara ait gerçek veriler kullanılarak R programlama dili ile analizler gerçekleştirilmiştir. Öncelikle risk faktörlerin (operasyon tipi, yaş, risk grubu, komorbidite) gruplarına göre sağkalım eğrileri Kaplan-Meier yöntemi ile elde edilmiş ve grupların karşılaştırılması parametrik/parametrik olmayan (Logrank, Gehan-Wilcoxon, Tarone Ware, Peto-Peto genelleştirilmiş Wilcoxon ve Fleming-Harrington) testlerle yapılmıştır. Parametrik yöntemlerin kullanılması için yaşam süresinin yaşam dağılımlarından (Üstel, Weibull, Lognormal, Loglojistik, Genelleştirilmiş gama) birine uyup uymadığı belirlenmiş ve belirlenen dağılımın parametrelerinin gruplar arasında benzer olup olmadığı değerlendirilmiştir. Yapılan parametrik/parametrik olmayan testler ile ilgilenilen risk faktörü gruplarının tüm kategorilerinin yaşam sürelerinin birbirinden farklı olduğu bulunmuştur. Tek değişkenli ve çok değişkenli Cox ve parametrik modellerde veriye en uygun modeli seçmek için Akaike ve Bayesian bilgi kriterleri (AIC, BIC) ele alınmıştır. Yapılan değerlendirme sonucunda ele alınan modellerden elde edilen katsayıların birbirine benzer olduğu saptanmıştır. Ancak Cox modelinde orantısal hazard varsayımının sağlanmadığı ve bu modelin parametrik modellere göre daha yüksek AIC ve BIC değerlerine sahip olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak endometrium kanserli hastalarda risk faktörlerinin belirlenmesinde log lojistik modelinin en iyi performansa sahip olduğu belirlenmiştir. Literatürde varsayımlara bakılmaksızın sıklıkla parametrik olmayan sağkalım analizleri kullanılmaktadır. Ancak parametrik sağkalım analizleri varsayım ihlallerine karşı dayanıklı olmamasına rağmen daha güçlü yöntemlerdir. Bu nedenle uygun yöntemin seçilmesi tıpta daha doğru karar süreçleri ve araştırıcılara istatistiksel bir bakış açısı sağlayacaktır.
Kronik lenfositik lösemi hastalarında tanı anından tedavi endikasyonuna kadar olan süre üzerine etkili faktörlerin değerlendirilmesi
Amaç: Kronik lenfositik lösemi yavaş seyirli bir hastalık olup tüm hastalarda tedavi endikasyonu oluşturmaz. Bu çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi ve Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde takip edilmiş bir grup hastanın bazı demografik verileri, laboratuvar, sitogenetik, akım sitometri sonuçlarını, fizik muayene ve radyoloji bulgularını inceleyerek; bunların tanı anından tedavi endikasyonuna kadar geçen süre üzerindeki etkilerini retrospektif olarak araştırmayı amaçladık. Yöntem: 2010-2022 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Hematoloji Bölümü ve Adana Şehir Eğitim ve Araştıma Hastanesinde başvuru ve takibi olan 144 Kronik lenfositik lösemi hastasının dosya ve otomasyon sonuçlarına bakıldı, retrospektif olarak yaş, cinsiyet, hemogram değerleri, biyokimyasal değerleri, Ig düzeyleri, 17p delesyon varlığı, akım sitometri markerları, en büyük lenf nodu büyüklüğü, DAT düzeyi, splenomegali/hepatomegali varlığı kayıt altına alındı, Rai evrelemeleri yapıldı. Bu değerlerin ve sonuçların tanı anından tedavi endikasyonuna kadar olan süre üzerine etkileri analiz edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları 63,6±10,9 yıl iken, 80 (% 55,6)'i erkek idi. Erkek/Kadın oranı 1,25/1 idi. Hastalardan 16 (% 11,1)'sında 17p delesyonu, 54 (% 37,5)'ünde hepatomegali, 67 (% 46,5)'sinde splenomegali, 119 (% 82,6)'unda ise lenfadenopati varlığı saptandı. D. Coombs pozitifliğine hastaların 16 (% 11,1)'sında rastlandı. 17p delesyonu, hepatomegali ve splenomegali tespit edilen hastalarda tedaviye geçen süre (ay) ortalamaları daha düşük idi (sırasıyla p=0,039; p=0,041; p=0,028). Rai evre artması ile tedaviye geçen süre (ay) kısalması arasında anlamlı bir farklılık gözlendi (p<0,001) Hastaların tedavi ile tanı tarihi arasındaki geçen süre (ay) ile LDH (u/l), CD19 ve en büyük LN boyutu (sırasıyla r=-0,239; r=-0,239; r=-0,190) değerleri arasında negatif (ters) yönlü zayıf; Wbc ve Lenfosit (sırasıyla r=-0,308; r=-0,307) değerleri ile negatif (ters) yönlü orta; Platelet, Albumin/Total Protein, IGM (mg/dl) ve IGA (mg/dl) (sırasıyla r=0,273; r=0,244; r=0,240; r=0,261) değerleri ile ise pozitif (doğrusal) yönlü zayıf bir korelasyon bulgularına rastlanıldı. Tartışma ve Sonuç: 17p delesyonu olan, yüksek lenfosit sayıları, yüksek LDH düzeyleri, hipogamaglobulinemisi olan hastalarda tanıdan tedaviye kadar geçen sürenin daha kısa olduğu izlendi. KLL hastalarının prognozunda en önemli belirteç olan evrenin, tanıdan tedaviye geçen süreyi de etkilediği belirlendi. Daha düşük Rai evrelerinde daha uzun tanıdan tedaviye geçen süre görüldü. Rai evrelemesinin de bir parçası olarak beklendiği üzere, splenomegali/hepatomegalisi olan hastalarda daha erken tedaviye başlandığı gözlendi. KLL hastalarında tanıdan tedaviye geçen süreyi etkileyen faktörlerin belirlenmesi aynı zamanda hastalığın prognozu ve erken tedavi ihtiyacı gelişecek hastaları tahmin edip, gözetimde tutma anlamında fayda sağlayacaktır. Bu konuda daha geniş katılımlı ve daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Kronik lenfositik lösemi, prognoz, tedavisiz sağ kalım
Pediatrik onkoloji bilim dalında merkezi sinir sistemi tümörü tanısı ile izlenen olguların sağ kalımını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Beyin tümörleri çocukluk çağı maligniteleri arasında lösemilerden sonra en yaygın görülen neoplazmlardır; Türkiye'de lösemi ve lenfomalardan sonra 3. sırada yer almaktadır. Çalışmamız, 1992?2012 yılları arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Onkoloji Bilim Dalı tarafından beyin tümörü tanısı ile takip edilen 189 olgunun geriye dönük değerlendirmesini içermektedir. Çalışmamızın amacı; olguların sosyo-demografik özelliklerini belirlemek, tümörlerin histopatolojik tipini, grade'ini, lokalizasyonunu, tanı konma süresini, olguların başvuru yakınmalarını, tedavide kullanılan görüntüleme yöntemlerini, tedavi yaklaşımlarını, rekürrens ve sağ kalım oranlarını saptamaktır.Değerlendirilen 189 olgunun 87'si (%46) kız, 102'si (%54) erkek idi. Erkek / kız oranı; 1,17 / 1 idi. Olgulara ortalama 5,6 ayda tanı konulmuştu (en erken tanı 0,1 ay ve en uzun tanı 96 ay). Olguların çoğunluğu kafa içi basınç artışı semptomları ile başvurmuştu. Olguların %88'ine histopatolojik tanı konmuştu: glial orijinli tümörler %53,7 ile 1. sırada; embriyonal tümörler %27,7 ile 2. sırada; kraniofarenjiomlar %4,8 ile 3. sırada yer almıştır. Olguların %50,7'sini düşük gradeli tümörler, %49,3'ünü yüksek gradeli tümörler oluşturmaktaydı. Tümörlerin %51,8'i infratentoryal bölge; %46,6'sı supratentoryal bölge; %1,6'sı spinal yerleşimli idi. Olguların %13,8'inde tanı anında metastaz tespit edilmiş iken, en fazla metastaz görülen bölge spinal bölge idi. Toplam 167 hastaya cerrahi işlem uygulandı: olguların 67'sine gross total cerrahi; 26'sına total cerrahi; 41'ine subtotal cerrahi; 6'sına parsiyel cerrahi; 27'sine sadece biyopsi yapıldı. Olguların %72,3'ü radyoterapi almış iken, %27,7'si almamıştı. Uzun dönem takip edilen 131 olgunun 45'i adjuvan ilaç tedavisi almamıştı. Kemoterapi uygulanan hastaların 11'i yalnız YRMP; 16'sı yalnız PCV protokolü; 8'i yalnız Temazolamid aldı; 22'si kombine tedavi almıştı; 29 hasta da diğer ilaç tedavi protokolleri ile tedavi edildi. Olguların %50,8'inde relaps gözlenirken, en fazla relaps görülen bölge primer tümör lokalizasyonu idi. Olguların beş yıllık genel sağ kalım oranı %63; hastalıksız sağ kalım oranı %42,4 olarak hesaplandı.Sonuç olarak, çocukluk çağı primer santral sinir sistemi tümörü olan olgularımızın klinik özellikleri, histopatolojik tipleri, lokalizasyonu, evresi ve sağ kalım oranları literatürdeki bulgularla uyumlu bulundu.Anahtar Kelimeler: Pediatrik Primer SSS tümörleri, Çocuklar, Klinik Özellikler, Sağ Kalım
Opere metastatik olmayan mide kanserli hastalarda sağkalım üzerine etkili faktörler
Çalışmamızın amacı metastatik olmayan opere mide karsinomlu hastaların sağkalımları üzerinde etkili parametreleri tespit ederek klinisyenlerlerin tedavi seçiminde ve hastalık yönetiminde daha rasyonel kararlar almasını sağlayabilmek olmuştur. Bu fikirden yola çıkarak Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı?nda 1998 ile 2011 yılları arasında takip edilmiş, metastatik olmayan 200 opere mide karsinomlu hastanın geriye dönük olarak; cinsiyet, yaş, performans durumu, tümör çapı, tümör yeri, tümörün histopatolojisi, tümörün differansiasyonu, seroza invazyon durumu, lenfovasküler invazyon durumu, perinöral invazyon durumu, Bourmann sınıflaması, Lauren sınıflaması, lenf nodu disseksiyonu, metastatik lenf nodu indeksi, cerrahi sınır invazyon durumu, TNM sınıflaması, kemoradyoterapi alma durumu faktörleri ile sağ kalım arasında ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırma tanımlayıcı-kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalında 1998 - 2011 tarihleri arasında takip edilen opere metastazı olmayan mide karsinomlu hastalar oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında toplam 230 hastanın verisine ulaşılmış, 30 hastanın takipten çıkması üzerine kalan 200 hastanın verisi ile çalışma tamamlanmıştır. Çalışmamızda metastatik olmayan opere mide karsinomlu hastalarda; cinsiyet, yaş, tümör çapı, tümör yeri, tümörün histopatolojisi, tümörün differansiasyonu , seroza invazyon durumu, lenfovaskuler invazyon durumu, perinöral invazyon durumu, Bourmann sınıflaması, Lauren sınıflması, lenf nodu indeksi, cerrahi sınır invazyon durumu, TNM sınıflması,performans durumu, kemoradyoterapi alma durumu parametrelerinin sağ kalımına etkili olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma sonucunda sağ kalım üzerine etkili faktörlerin; performans durumu, T4 ve N3 sınıfında olmanın, metastatik lenf nodu indeksinin prognoz üzerinde bağımsız bir risk faktörleri olduğu tespit edilmiştir. İyi-orta differansiasyon gösteren tümörlerin bağımsız bir prognostik faktör olduğu, bu tümörlerin sağ kalımlarının anlamlı olarak daha uzun oldukları ve lenfovasküler invazyon varlığı ile metastatk lenf nodu sayısının anlamlı şekilde ilişkili olduğu ve lenfovasküler invazyonu olan hastalarda sağkalım sürelerinin daha kısa olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Çalışmaya dâhil edilen hastaların büyük oranına total/subtotal gastrektomi + D2 disseksiyonu yapılmış ve bu hastaların diğer cerrahi yöntemler uygulanan hastalar ile karşılaştırıldığında sağ kalımlarının anlamlı bir şekilde daha uzun olduğu tespit edilmiştir.
Çocukluk çağı kanser tedavisinin tiroid üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Çocukluk Çağı Kanser Tedavisinin Tiroid Üzerine EtkileriBu çalışmada 1992-2010 yılları arasında çocukluk çağı kanseri nedeniyle tedavileritamamlanmış ve halen remisyonda izlenen 120 (84 erkek, 36 kız) hastada uygulanan kansertedavilerinin tiroid üzerine olan geç yan etkileri araştırılmış ve tiroid bozukluğu gelişimiyönünden risk faktörleri belirlenmiştir. Hastalar aldıkları tedavilere göre sadece KT (Grup I)ve KT+baş,boyun,toraks bölgelerinden en az birine RT (Grup II) olmak üzere 2 grubaayrılmış ve serum TSH, sT4, tT4, anti-TPO, anti-TG, TG düzeyleri ve tiroid beziultrasonografisi ile değerlendirilmiştir. Sonuçlara göre hastaların 32'sinde (%26,6) hipotiroidi,27'sinde (%22,5) tiroid nodülü, 40'ında (%33,3) tiroid parankiminde heterojenite, 36'sında(%30) tiroid otoantikor yüksekliği, 3'ünde (%2,5) tiromegali ve 3'ünde (%2,5) ikincil tiroidkanseri saptanmıştır. Hipotiroidi sadece Grup II'deki hastalarda görülmüştür (p<0,001).Buhastalarda tanılara göre HL'da 7 kat (p<0,001), beyin tümöründe 7,9 kat (p=0,01) venazofarenks kanserinde 12,4 kat (p=0,01) risk oluştuğu saptanmıştır. RT bölgeleri vedozlarına göre özellikle mantle (p=0,004) ve boyun (p<0,001) bölgelerine, 5000-5999 cGy(p=0,01) dozda ışın alan hastalarda hipotiroidi geliştiği bulunmuştur. Tiroid nodülü GrupII'deki hastalarda Grup I'e göre daha fazla saptanmıştır (p<0,001). Tiroid nodülü açısından HL tanısının 5,4 kat (p<0,001), mantle bölgesine RT almanın 11,5 kat (p=0,03), 4000-4999cGy dozda ışın almanın 10,3 kat (p=0,006) risk oluşturduğu görülmüştür. Tiroidparankiminde heterojenite görülme açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlıdüzeyde fark saptanmamıştır, ancak özellikle platin grubu KT almış (p=0,006), nazofarenkskanseri olan (p=0,003) ve boyun+nazofarenks bölgesine RT alan (p=0,001) hastalarda dahafazla heterojenite tespit edilmiştir. Tiroid otoantikor yüksekliği açısından da her iki grup arasında fark bulunmamıştır, ancak kızlarda erkeklere göre 2,5 kat daha fazla risk görülmüş5000-5999 cGy dozda RT alanlar (p=0,02) ile yüz bölgesine RT alan (p=0,02) ve platin grubuKT almış olan (p=0,02) hastalarda tiroid otoantikor yüksekliği saptanmıştır.Sonuç olarak platin grubu KT alan hastaların aynı zamanda RT alan hastalardan oluştuğu gözönüne alındığında yanlızca KT uygulamasının tiroid bozukluğu açısından risk oluşturmadığısaptanmıştır.
Triple negatif ve Triple pozitif meme kanseri vakalarının demografik, klinik verilerinin ve sağ kalımlarının değerlendirilmesi
GİRİŞTriple negatif memekanseri; östrojen, progesteron reseptörü negatif ve c-erbB2 (HER2) ekspresyonu göstermeyen meme kanseri alt tipidir. Meme kanseri grupları içerisinde reseptör pozitif gruplara göre prognozunun daha kötü olduğu bilinmektedir. Özellikle tedaviye rağmen ilk 3 yılda tekrarlama riskinin yüksek olması, viseral metastaz yapma oranının fazla olması ve özeellikle hedefe yönelik bir tedavi modelinin bu kanser tipinde uygulanamıyor olması bu kanser türünün kötü prognozunun nedenlerindendir.METODÇalışmamızda Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Polikliniğine 2001-2011 yılları arasında başvurmuş 51 adet triple negatif ve 51 adet triple pozitif hasta alınmıştır. Bu hastaların patolojik ve klinik evreleri, sağkalımları, nüks oranları ve Nottingham Prognostik indeks (NPI) ile prognoztik değerlendirmeleri karşılaştırılmalı olarak yapılmıştır.BULGULARTriple negatif ve triple pozitif gruplar arasında yaş, cinsiyet dağılımları ve menapoz durumları arasında farklılık yoktur. Triple negatif meme kanseri vakalarının daha erken yaşta görüldüğü, vakalarının çoğunun ileri greydde olduğu ve aksilla tutulumu olan hastaların tümör boyutlarının daha küçük olduğu tespit edilmiştir. Nüks oranlarının triple negatif grupta daha yüksek olduğu ve özellikle tanı sonrası ilk 3 yılda olduğu, triple negatif grupta metastaz yerlerinin ise daha çok visseral organlar olduğu gözlenmiştir. Hastalıksız sağkalımın triple negatif grupta daha düşük olduğu gözlenmiştir.SONUÇTriple negatif meme kanseri, triple pozitif meme kanserine göre farklı moleküler ve klink özellikler gösteren, daha erken nüks ve viseral metastaz yapması ve düşük sağkalımı ile daha kötü prognoza sahip olan meme kanseri alt tipidir. Kötü prognoza neden olan moleküler özelliklerin yanı sıra hedefe yönelik tedavinin bu kanser alttipinde henüz geliştirilememiş olmasıdır. Triple negatif meme kanseri vakalarının yakın takip ve gözlemi gerekmekle beraber yeni moleküler hedeflerin belirlenmesi gerekmektedir.
Kliniğimizde rektum kanseri tanısıyla ile ameliyat edilen hastaların geriye dönük değerlendirilmesi
ÖZET Fırat Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nde Ocak 2008-Aralık 2013 tarihleri arasında rektum kanseri tanısı ile ameliyat edilen hastalar geriye dönük olarak değerlendirildi. Palyasyon cerrahisi uygulanan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Rektum kanseri tanısıyla ameliyat edilen hastaların, demografik parametreleri, ameliyat öncesi klinik ve laboratuvar verileri, ameliyat bulguları, çıkarılan piyesin histopatolojik değerlendirme parametreleri ve ameliyat sonrası takip verileri değerlendirildi. Ameliyat edilen 70 hastanın 30'u (%43) kadın, 40'ı (%57) erkek idi. Ortanca yaş 61 olup 29 ile 87 arasında değişmekteydi. Tümörlerin 12'si (%17) distal, 23'ü (%33) orta, 35'i proksimal rektum yerleşimliydi. Ameliyat öncesi ortanca karsinoembriyojenik antijen değeri 3 IU/ml (0-215) idi.24 hastaya neoadjuvan kemoradyoterapi verildi. Hastaların 13'üne (%19) laparoskopik, 57'sine (%81) açık cerrahi ile rezeksiyon uygulandı. Hastalardan 15'ine (%21) anterior rezeksiyon, 51'ine (%73) aşağı anterior rezeksiyon, 4'üne (%6) abdominoperineal rezeksiyon yapıldı. Ortalama çıkarılan lenf nodu sayısı 17±1 olup 1 ile 52 arasında değişmekteydi. Metastatik lenf nodu sayısı ise ortalama 2.1±0.6, metastatik lenf nodlarının toplam lenf nodu sayısına oranı 0.14±0.03 olarak bulundu. Ortalama lenf nodu çapı 0.7±0.1 idi.Tümör evresi: hastaların 6'sı (%8) Evre 0, 7'si (%10) Evre I, 22'si (%32) Evre II, 26'sı (%37) Evre III, 9'u ise (%13) Evre IV idi. 28 Hastaya adjuvan kemoterapi, 9 hastaya adjuvan kemoradyoterapi verildi. Ortanca takip süresi 12 ay (1-58), ortanca genel sağ kalım 27 aydı. Sonuç olarak; ameliyat edilen 70 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Yapılan tek ve cok değişkenli analizler sonrası: tümörün nihai evresinin, ameliyat öncesi CEA ve CA 19-9 değerlerinin, ameliyatın elektif oluşunun ve metastatik lenf nodunun genel sağ kalım açısından anlamlı oldugu bulundu. Bu prognostik faktörlerin saptanmasının, tedavinin planlanmasında önemli yeri olacağının kanaatine varıldı Anahtar Kelimeler: Rektum kanseri, prognostik faktörler, genel sağkalım
Evre 2 kolon kanserinde nüks ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada, evre 2 kolon kanserli hastalarda, nüks ile ilişkili olabilecek faktörleri incelemeyi amaçladık. Materyal ve Metodlar: Çalışmaya, Ocak 2010-Nisan 2023 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran ve evre 2 kolon kanseri tanısı alan toplam 129 hasta dahil edilmiştir. Hastaların dosyaları retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmamızda, evre 2 kolon kanserli hastaların tanı anında yaş, sigara kullanımı, alkol kullanımı, tümör çapı, tümör grade, tanı anında acil operasyon gerekliliği, operasyon öncesi obstrüksiyon ve perforasyon durumu, tanı anında ileus varlığı, tümör yerleşim yeri, tümör alt tipi, operasyon öncesi tümör belirteçleri CEA ve CA19-9 seviyeleri, tümörün histolojik alt tipi, kemoterapi alıp almadığı, kemoterapi almışsa aldığı kemoterapi rejimi, aldığı KT rejiminde oksaliplatin ve FAP eşlik edip etmemesi gibi faktörlerin nüks üzerine olan etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda hastaların hastalıksız sağkalım üzerinde etki eden faktörler tek değişkenli ve çok değişkenli Cox Regresyon analizi ile incelendiğinde tek değişkenli Cox Regresyon analizi sonucuna göre; operasyon öncesi Ca19.9 değerinin (HR=0,993; %95 GA: 0,948 – 1,041 ve p=0,040), tanıda hemoglobin değerinin (HR=1,448; %95 GA: 1,066 – 1,967 ve p=0,018) ve tanıda albümin değerinin (HR=4,601; %95 GA: 1,620 – 13,065 ve p=0,004) hastalıksız sağkalım üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkisi olduğu saptanmıştır. Çok değişkenli Cox Regresyon modalinde operasyon öncesi Ca19.9 değeri (HR=1,020; %95 GA: 1,003 – 1,036 ve p=0,019) ve tanıda albümin değeri (HR=3,865; %95 GA: 1,154 – 12,942 ve p=0,028) nüksün bağımsız prediktörleri olarak belirlenmiştir. Hastaların genel sağkalım üzerinde etkili potansiyel prognostik faktörler tek ve çok değişkenli Cox Regresyon analizi ile incelendiğinde OS üzerinde prognostik faktör saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızda tanıda T3N0M0 ve T4N0M0 evresindeki hastalarda genel sağkalım süreleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Adjuvan kemoterapi alan hastaların genel sağkalım süreleri kemoterapi almayan hastalara göre genel sağkalım süreleri arasında anlamlı fark bulunmadı. Çalışmamızda operasyon öncesi Ca19.9 değeri, tanıda hemoglobin ve albümin değeri nüksün bağımsız prediktörleri olarak belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Kolorektal kanser, prognostik faktörler, nüks, hastalıksız sağkalım.
Meme kanserli hastalarda sağkalım analizi
Amaç: Bu çalışmanın amacı meme kanserli hastalarda geriye dönük sağkalım analiz yönteminin bir uygulamasını yapmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 2017 yılı ile 2018 yılı arasında son bir yılda Dicle Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde tedavi gören 334 meme kanseri hastasına ait veriler kullanılmıştır. Hastanın sağkalımı üzerinde etkili olan değişkenler belirlenmeye çalışılmıştır. Sağkalım analiziyle birlikte medyan, ortalama yaşam süresi ve faktörlerin etkileri üç farklı tedavi yöntemine göre karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler sağkalım analizinin Yaşam tabloları, Kaplan-Meier ve Cox Regresyon yöntemiyle analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınan 334 hastanın %5,7 (19) hasta ölürken , %94,3'ü (315) ise hayattadır. Hastaların % 99,4'ü (332) kadın ve %0,6'sı (2) erkektir. Hastaların %1,5'i (5) hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Sağkalım analizinin üç metoduna göre gerçekleştirilen analizde, yaşam süresi bakımından lenf noduna göre anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Kaplan-Meier yönteminde kullanılan testlerin karşılaştırılmasına göre sağkalım süresi yönünden sadece Log Rank (Mantel-Cox) testine göre anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Cox Regresyon yönteminde sağkalım süresi yönünden lenf noduna göre sağkalım süresi yönünden anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Yaşam süresi bakımından nüks durumu, nüks yeri ve metastaz şekline göre anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Kaplan-Meier yönteminde kullanılan testlerin karşılaştırmasına göre sağkalım süresi yönünden nüks durumu, nüks yeri ve metastaz şekline göre anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Cox Regresyon yönteminde sağkalım süresi yönünden nüks durumu, nüks yeri ve metastaz şekline göre anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda sağkalım analiz metodunun meme kanserli hastalar üzerinde uygulanabilirliği gösterilmiştir. Sağkalım analizinin üç yönteminde de benzer sonuçlar vermiştir. Anahtar Kelimeler: Sağkalım analizi, Yaşam tablosu analizi, Kaplan-Meier analizi, Cox Regresyon analizi
Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanser olgularında prognostik faktörler ve PET/BT'deki Suvmax'ın prognostik değeri
Amaç: Çalışmamızı; Küçük hücre dışı akciğer kanserli olgularda, maksimum standart uptake değerlerinin (SUVmax); sağkalım ile korelasyon olup olmadığını belirlemek ve olguların demografik, klinik ve laboratuvar verilerinin sağkalım üzerine etkileri araştırmak amacıyla planladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Onkoloji Anabilim Dalı polikliniklerine Mayıs 2006 ile Mart 2011 yılları arasında başvuran, kesin tanı almış ve evrelemesinde PET /BT kullanan 101 küçük hücre dışı akciğer kanserli olgunun dosyaları geriye dönük incelenerek oluşturuldu. Çalışmaya alınan olguların dosyalarından başta18 fluorodeoxyglucose pozitron emissiontomography ( FDG PET) deki kitlenin SUVmax değeri olmak üzere diğer prognozu etkileyen klinik, histopatojik, laboratuar ve tedavi paremetreleri kaydedilerek istatistik değerlendirme yapıldı.Bulgular: Hastaların 88'i erkek (%87,1) ve 13'i kadındı (%12,9) .Vakaların ortalama takip süresi 12.68 ± 11 ay idi. Tüm seride ortalama sağkalım süresi 10,62 ± 8,55 (1- 49 ay ) idi. Tüm hasta popülâsyonun kitlenin SUVmax medyan değeri; 12,0 (2,7 ? 35) idi. Hastaların demografik, klinik, laboratuar ve radyolojik parametreleri SUVmax 'ın medyan değeri (12,0) ile iki gruba ayrılarak karşılaştırıldı. SUVmax <12 olan 50 hastanın medyan sağ kalımı 10,5 ay (1,5- 43,5), SUVmax ?12 olan 51 hastanın medyan sağkalım 8 ay (1?49) idi. Aralarında sağkalım acısından, istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0.807). Çalışmamızda tek değişkenli analiz ile prognostik faktörlerin sağkalıma etkisini incelendiğimizde; ileri evre, metastaz varlığı, yüksek LDH düzeyi, yüksek WBC düzeyi, inoperabl olması, düşük albümin düzeyi ve düşük perfomans düzeyi olması olumsuz etkilediği görüldü. Cox regresyon yöntemi kullanılarak yapılan çok değişkenli analizde ise, erken evre ve cerrahi uygulanması sağkalım için bağımsız bir faktördü (p=0.002, 0.031) .Sonuç: Küçük hücreli dışı akciğer kanserli olguların, sağkalım süresinde SUVmax'ın önemli rolü olmadığını düşündürtmüştür. Hastaların tümör evresine ek olarak performans durumu, serum LDH, WBC ve albümin değerlerin bilinmesi daha iyi prognostik değerlendirme sağlayabilir.Anahtar sözcükler: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, prognostik faktörler, SUVmax
Baş ve boyun kanserli olgularımız ve sağkalımı etkileyen prognostik faktörler
ÖZET Amaç: Merkezimizde takip ve tedavi edilen baş boyun kanserli hastaların klinikopatolojik özellikleri ve sağkalımı etkileyen prognostik faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji kliniğinde 2003-2012 tarihleri arasında izlenen baş boyun kanserli hastalara ait demografik, klinik ve histopatolojik veriler hasta dosya ve hastane kayıtları incelenerek elde edildi. Sağkalıma etkileri olan parametreler; yaş, cinsiyet, tümörün evresi, tümör çapı, tümör lokalizasyonu, tümör histolojisi, tümör histolojik grade i, Pozitron Emisyon Tomografi (PET) de Standard Uptake Values maximum (Suvmax) değeri, performans durumu, sigara, alkol kullanımı, yerleşim yeri, eğitim durumu incelendi. Bulgular: Toplam 198 hastaya ait veriler analiz edildi. Hastaların ortanca yaşı 58 (13-94) idi. Tüm hastalar için ortanca sağkalım 16.6 aydı. ≤ 58 yaşta ortanca sağ kalım 24.1 ay iken, > 58 yaşüstünde ortanca sağkalım 10.8 ay idi. Yaş sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p<0.0001). 165 erkek (%83) ve 33 kadın (%17) hasta mevcuttu. Erkek hastalarda ortanca sağkalım 15.2 ay iken, kadınlarda ortanca sağkalım 27.4 ay idi. Erkek hastalarda sağkalım bayanlara göre daha kötüydü. Hastaların cinsiyeti sağkalım açısından anlama yakın bulundu (p=0.09). Hastalarımızın 96 sı (%48) şehir merkezinden başvurmuştu. Hastalarımızdan köy ve ilçelerden başvuranlarda ortanca sağkalım 10.9 ay iken, il merkezlerinden başvuranlarda 17.6 ay idi. Köy ve ilçelerden başvuran hastalarda sağkalım daha kötüydü. Hastaların yerleşim yeri sağkalım açısından anlama yakın bulundu (p=0.057). Hastalarımızın 56 sı (%28) okur-yazar değildi. Okur-yazar olmayanlarda ortanca sağkalım 15.5 ay iken, okur-yazar ve mezun olanlarda ortanca sağkalım 17.6 ay idi. Okur-yazar olmayanlarda sağkalım daha kötüydü. Okur-yazarlık sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (P=0.037). Hastalarımızda meslek olarak çiftçilik 35 (%17.6) kişi ile en fazla orandaydı. Hastalarımızın 121 i ((%75) sigara tüketicisi idi. Yüz on sekiz hasta (%59) Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG) 1 idi. ECOG skoru 0 olan hastalarda ortanca sağkalım 24.1 ay, ECOG skoru 1 olanlarda ortanca sağkalım 18.5 ay, ECOG skoru 2 olanlarda ortanca sağkalım 11.3 ay, ECOG skoru 3 olanlarda ortanca sağkalım 6.7 ay idi. Performans durumu sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.004). En yaygın malignensi 108 hastada (%54) bulunan larenks kanseri idi. Nazofarenks kanserinde ortanca sağkalım enyüksek değerle 29.7 ay iken, nazal kavite ve sinüs kanserlerinde ortanca sağkalım 6.2 ay ile endüşük değere sahip lokalizasyondu. Nazofarenks lokalizasyonu sağkalımda en iyi lokalizasyondu. Tümör lokalizasyonu sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.038). Hastalarda ortanca tümör çapı 3.5 cm (1-10 cm) idi. Tümör çapı ≤ 3.5 cm olan hastalarda ortanca sağkalım 18.2 ay iken, tümör çapı >3.5 cm olan hastalarda ortanca sağkalım 10.9 ay idi. Tümör çapı sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.039). En sık evre 119 hasta (%59.8) ile lokal ileri evre idi. Lokal evre olan hastalarda ortanca sağkalım 29.7 ay, lokal ileri evre olan hastalarda ortanca sağkalım 16.2 ay iken, ileri evre olan hastalarda ortanca sağkalım 10.9 ay idi. Tümörün evresi sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.004). Yassı hücreli karsinom 162 (%81) hasta ile en sık izlenen histopatolojik tip idi. Yassı hücreli histopatolojiye sahip hastalarda ortanca sağkalım 16.2 ay iken, yassı hücreli olmayan histopatolojisine sahip hastalarda ortanca sağkalım 17.2 ay idi. Histopatoloji sağkalım açısından anlamlı bulunmadı (p=0.444). Hastalar arasında en sık izlenen histolojik grade 30 (%40) hasta ile grade II idi. Histopatolojik olarak az differansiye olan hastalarda ortanca sağkalım 17.2 ay, orta differansiye olan hastalarda ortanca sağkalım 8.9 ay, iyi differansiye olan hastalarda ortanca sağkalım 10.3 ay idi. Histolojik grade sağkalım açısından anlamlı bulunmadı (p=0.342). Hastaların PET de Suvmax değeri ortanca 11 (3-58) idi. Suvmax değeri ≤ 11 olan hastalarda ortanca sağkalım 46.1 ay iken, suvmax değeri > 11 olan hastalarda ortanca sağkalım 17.2 ay idi. Suvmax değeri sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.019). Sonuç. Yaş, cinsiyet, tümör çapı, tümör evresi, tümör lokalizasyonu, Suvmax değeri, kırsal kesimden başvurma, okur-yazar olmama ve performans durumu baş boyun kanserli hastalarda sağkalımı etkileyen prognostik faktörler olarak belirlendi. Bizim çalışmamızda farklı olarak Suvmax değeri ve eğitim durumu sağkalıma etkili prognostik faktör olarak tespit edildi. Anahtar sözcükler: Baş boyun kanseri, sağkalım, prognoz
Prostat kanserli hastalarımız ve sağ kalımı etkileyen prognostik faktörler
Amaç: Prostat kanserinde sağkalıma etki eden prognostik faktörler genel olarak yaş, performans statüsü, gleason skoru, tümör yaygınlığı, PSA değeri ve diğer biyokimyasal( albumin, ALP, LDH) değerlerdir. Bu çalışmada merkezimizde takip ve tedavi edilen prostat kanserli olguların klinikopatolojik özellikleri, biyokimyasal verileri ve sağkalımı etkileyen prognostik faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji kliniğinde Mart 2003- Ekim 2012 tarihleri arasında izlenen 147 prostat kanserli hastaya ait demografik, klinik, histopatolojik ve biyokimyasal veriler dosya ve hastane kayıtları incelenerek elde edildi. Sağkalıma etkileri olan parametreler; yaş, tümörün evresi, hastanın performans durumu(ECOG performans skalası), komorbid hastalık birlikteliği, gleason skoru, hormon tedavisine direnç varlığı, başvuru anındaki biyokimyasal değerler (PSA, ALP, LDH, kalsiyum, albumin, kreatinin) incelendi ve prostat kanseri gelişimi riski açısından aile öyküsü ve sigara içimi değerlendirildi. Bulgular: Toplam 147 hastaya ait veriler analiz edildi. Hastalarımızda ortanca yaş 68 (50-86) idi. Hastaların %46.9'u 68 yaşından büyük iken ve %53.1'i 68 yaşından küçüktü. Tüm hastalarımızda ortanca sağkalım 25.3 ay idi. 68 yaş ve 68 yaşından küçük olanlarda ortanca sağkalım 25.3 ay iken, 68 yaşından büyük olanlarda ortanca sağkalım 25.1 ay idi. İstatistiksel olarak yaş sağkalım açısından anlamlı bulunmadı (p=0.707). Başvuru şikayeti olarak %50'si ürolojik şikayetler(idrarda kanama, idrarda zorlanma vb.), %42'si sırt ve bel ağrısı ve %8 diğer şikayetlerle başvurdu. Yüz on üç hasta (%59) ECOG 0-1-2 iken, 34 (%41) hastamız ECOG 3-4 olarak başvurdu. ECOG skoru 0-1-2 olanlarda ortanca sağkalım 54.4 ay, ECOG skoru 3-4 olanlarda ortanca sağkalım 29.8 ay idi. Başvurudaki performans durumu, sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.001). Histopatolojik dağılım olarak %97.2'si adenokanser histopatolosine sahipken, %2.8'inde diğer histopatolojik paternler mevcuttu. Ailede birinci derecede yakınlarında kanser öyküsü bulunan hasta sayısı 25 hasta(%17) idi. 52 hasta (%32) sigara tüketicisi idi. En çok eşlik eden hastalık kardiyovsküler hastalıklar olmak üzere, 36 hastamızda (%24.4) eşlik eden komorbid hastalık mevcuttu. Prostat kanserine ek olarak komorbid hastalığı olanlarda ortanca sağkalım 24.2 ay iken komorbid hastalığı olmayanlarda ortanca sağkalım 29.8 ay idi. Komorbid hastalık birlikteliği sağkalıma etki eden faktör olarak anlamlı bulunmadı (p=0.544). Tanı anında hastalarımızın 82 (%56.2) si prostata sınırlı, 64 (%43.8)'ü metastatik olarak tespit edildi. Prostatla sınırlı olanlarda ortanca sağkalım 66.5 ay iken, prostat dışında metastazı olanlarda ise ortanca sağkalım 27.4 ay idi. Prostatla sınırlı veya metastatik kanser olması sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p<0.001). Tanı yöntemi olarak 123 hastada (%84.8) biyopsi yapılırken, 24 hastada (%15.2) cerrahi rezeksiyon yapıldı. Toplamda 113 hastamıza hormon tedavisi verildi. Hormon tedavisi verdiğimiz hastalarımızdan 41'inde hormon tedavisine direnç gelişirken, 72'sinde hormon tedavisine direnç gelişmedi. Hormon tedavisine dirençli olmayanlarda ortanca sağkalım 58.1 ay iken, hormon tedavisine dirençli olanlarda ortanca sağkalım 52.5 idi. Hormon tedavisine direnç gelişimi sağkalıma etkili faktör olarak bulunmadı (p=0.316). Tanı anında PSA<50 olanlarda ortanca sağkalım 59.3 ay PSA>50 olanlarda ortanca sağkalım 43.4 ay idi. Başvuru anındaki PSA değeri sağkalıma etkili faktör olarak bulunmadı (p=0.088). ALP değerleri normal sınırlarda olanlarda ortanca sağkalım 54.9 ay iken, ALP değerleri yüksek tespit edilenlerde ortanca sağkalım 49.1 ay olarak tespit edildi. Başvuru anındaki ALP değerleri sağkalıma etkili faktör olarak anlamlı bulunmadı (p=0.107). LDH değerleri normal sınırlarda olanlarda ortanca sağkalım 62.5 ay iken, LDH değerleri yüksek tespit edilenlerde ortanca sağkalım 34.8 ay olarak tespit edildi. Başvuru anındaki LDH değerleri sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.020). Albümin değerleri >2.5 mg/dl olanlarda ortanca sağkalım 30.1 ay iken, Albümin değerleri <2.5 mg/dl olanlarda ortanca sağkalım 8.5 ay olarak tespit edildi. Tanı anındaki Albümin değerleri sağkalıma etkili prognostik faktör olarak bulundu(p<0.001). Hastalarımızdan Gleason skoru<6 olanlarda ortanca sağkalım 27.9 ay iken, gleason skoru>6 olanlarda ortanca sağkalım 25.1 ay idi. Gleason skoru sağkalıma etkili prognostik faktör olarak bulunmadı (p=0.688). Kalsiyum değerleri yüksek olanlarda ortanca sağkalım 25.1 ay iken kalsiyum değerleri normal sınırlarda olan hastalarda ortanca sağkalım 27.9 ay olarak bulundu. Hastalarımızda başvuru anındaki kalsiyum değerleri ve sağkalım arasında anlama yakın ilişki bulundu (p=0.053). Sonuç. Başvuru anında kanser yaygınlığı, performans durumu, LDH, Kalsiyum düzeyi ve albumin düzeyi prostat kanserli hastalarda sağkalımı etkileyen prognostik faktörler olarak belirlendi. Anahtar sözcükler: Prostat kanseri, sağkalım, prognoz, risk faktörleri
2002- 2010 yılları arasında izlenen akut lenfoblastik lösemi hastalarının klinik analizi
Amaç: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı'nda takip edilen Hiper CVAD kemoterapi protokolünü alan akut lenfoblastik lösemi (ALL) hastalarının geriye dönük olarak demografik verilerini, klinik ve prognostik faktör özelliklerini ortaya koymayı, tedaviye yanıt ve genel sağ kalım oranlarını değerlendirmek.Gereç ve Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Hematoloji Bilim Dalı Polikliniğinde 2002 ile 2010 tarihleri arasında hiper CVAD kemoterapi protokolünü alan Akut lenfoblastik lösemi (ALL) hastaları dahil edilmiştir. Hastaların takibi ve tedavi esnasındaki özelliklerine hastanemizde kullanılan bilgisayar otomasyon sistemi ve hastalara ait dosyalar taranarak ulaşılmıştır.Sonuçlar: Çalışmaya alınan 44 hastadan 37 hasta ALL, 7 hasta ALL ve LL (Lenfoblastik lenfoma) hastasıydı. 44 hastanın yaş ortalaması 34,6 (17-61) olup, hastaların %31,8'i kadın (14 hasta), %68,2'si erkek (30 hasta) hasta idi. 32 hasta (%72,7) yüksek risk grubunda olup 12 hastada (%27,3) risk grubu hesaplanamamıştır. Tanı anındaki ortalama ECOG performans durumu 1,7 (0?4) idi. En sık görülen sitogenetik anomali Ph(+) (%9,1) olup, %64,3 oranında en sık B hücre immünfenotipinde ve %52,8 oranında en sık L2 morfolojisinde olduğu görüldü. Çalışmaya dâhil edilen 44 ALL hastasının 12'si (%27,3) halen hayattayken, 32 (%72,7) hasta ise izlem süresinde yaşamını yitirmiştir. 4 hastaya akrabadan ve 1 hastaya da akraba dışı olmak üzere toplam 5 hastaya AKİT yapılmıştır. Hiper CVAD kemoterapi protokolü ile yapılan remisyon indüksiyon tedavisi ile hastaların %87,5'inde remisyon elde edilmişken, %12,5'inde ise remisyon elde edilememiştir. Splenomegali, hepatomegali ve mediastinel kitle varlığının remisyon oranını etkilemediği görüldü (sırasıyla p=1, p=0,373, p=0,427). 35 yaşın üstündeki hastalarda remisyon oranı %83,3 iken 35 yaş ve altındaki hastalarda ise %90,9 idi (p=0,642). Tanı anında lökosit sayısı 30,000 ve altında olan hastalarda remisyon oranı %100 iken lökosit sayısı 30,000 üstündeki hastalarda ise remisyon oranı %58,3 idi (p=0,01). Hastaların total sağ kalım oranı %27,3, total sağ kalım süresi ortalama 26,41 ay (3-79 ay), ortanca 15 aydı. Hastalıksız sağ kalım süresi ortalama 17,02 ay (1-78 ay), hastalıksız sağ kalım oranı % 32,43 idi. Yüksek riskli hasta grubunda ölüm oranı %75, sağ kalım oranı %25, risk gurubu hesaplanamayan grubta ölüm oranı %66,7, sağ kalım oranı %33,3 (p=0,704) saptandı.Yorum: Bizim çalışmamızda saptanan sonuçların, çalışmalarla benzer olduğu görüldü. Total sağ kalım oranı %27-48 oranında olan erişkin ALL hastaları için mevcut tedavilerin yetersiz olduğu ve yeni tedavi rejımlerinin gerekli olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar sözcükler: ALL, Hiper CVAD
Erken evre meme kanserli hastalarda klinikopatolojik özelliklerin sağ kalım ile korelasyonu
Amaç: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı?nda takip edilen erken evre meme kanseri hastalarının geriye dönük olarak demografik verilerini, klinik özelliklerini, prognostik ve prediktif faktörlerini, histopatolojik özelliklerini, tedaviye yanıtlarını, hastalıksız sağ kalım ve genel sağ kalım oranlarını değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Polikliniğinde 2005 ile 2010 yılları arasında tanı alan erken evre meme kanseri hastaları dahil edilmiştir. Hastaların tanı, tedavi ve takip esnasındaki özelliklerine hastanemizde kullanılan otomasyon sistemi ve hastalara ait dosyalar taranarak ulaşılmıştır. Sonuçlar: Çalışmaya alınan hastaların 258?i kadın, 2?si erkek hastadan oluşmaktaydı. Hastaların tanı sırasında ortanca yaşı 52,05 idi. Tanı anında 89 hastanın premenapozal dönemde, 171 hastanın postmenapozal dönemde olduğu görüldü. Postmenapozal dönemde olan hastalarda daha fazla olay görüldü(p:0,072). Hastaların lipid parametrelerine bakıldığında ldl düzeyi 160 mg/dl üzerinde olan 40 hastada daha fazla olay görüldü(p:0,161). Hastaların evreleri değerlendirildiğinde 61 hasta evre 1, 153 hasta evre 2, 46 hasta evre 3 olarak görüldü. Tümör yerleşimine bakıldığında 111?i (%42,7) sol üst dış kadranda, 93?ü (%35,8) sağ üst dış kadranda olmak üzere önemli bir kısmı (%78,5) üst dış kadran yerleşimli görüldü. Tümör boyutu arttıkça gelişen olay sayısının arttığı görüldü(p:0,086). Lenf nodu tutulumu arttıkça daha fazla olay görüldü(p:0,09). Hastaların 142?si (%54,6) invaziv duktal karsinom, 39?u (%15) invaziv lobuler karsinom, 51?i (%19,6) miks tip(idk +ilk), 28?i (10,8) diğer patolojik tiplerden oluşmaktaydı. Tümör gradı arttıkça daha fazla olay görüldü(p:0,021). Hastaların hormon reseptörlerine bakıldığında hormon reseptörü negatif olan hastalarda daha fazla olay görüldü(p:0,29). Vasküler invazyon gösteren tümörlere sahip hastalarda daha fazla olay görüldü(p:0,029). 252 hastaya adjuvan kemoterapi verilirken bunlardan 201 (%79,8) hastaya antrasiklin bazlı adjuvan kemoterapi, 51 hastaya antrasiklin ve taksan bazlı adjuvan kemoterapi verilmişti. 228 hastaya (%87,7) radyoterapi uygulanmıştı. Adjuvan kemoterapi toksisitesine bakıldığında nötropeni gelişen hastalarda daha fazla olay görüldü(p:0,034). İzlem sırasında 5 (%1,92) hasta yaşamını yitirirken, 6 (%2,3) hastada uzak organ metastazı görüldü. Hastalıksız sağ kalım süresi ortalama 83,2 ay, hastalıksız sağ kalım oranı %97,7 idi. Genel sağ kalım süresi 83,57 ay , genel sağ kalım oranı %98,1 idi. Yorum: Yaptığım çalışmada saptanan sonuçların, diğer çalışmalarla benzer olduğu görüldü. Her ne kadar gün geçtikçe hastalıksız sağ kalım süreleri ve genel sağ kalım süreleri uzasa da hala yeterli düzeyde değildir. Bu nedenle yeni çalışmalara ve yeni tedavi rejimlerine ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: Meme kanseri, adjuvan kemoterapi, sağ kalım, prognostik faktörler
Triple negatif meme kanserli olgularda androjen reseptörü ekspresyonu ve prognoza etkisi
ÖZET Triple Negatif Meme Kanserli Olgularda Androjen Reseptörü Ekspresyonu ve Prognoza Etkisi Amaç: Kadınlarda meme kanseri en sık görülen malignite olup, kansere bağlı ölümlerin ikinci sık nedenidir. Triple negatif meme kanseri, agresif klinik ve hedefe yönelik tedavilerin eksikliği nedeniyle daha yüksek nüks ve ölüm riskine sahiptir. Östrojen ve progesteron reseptörü gibi nükleer steroid hormon reseptör ailesinin üyesi olan androjen reseptörünün, son yapılan çalışmalarda triple negatif meme kanserinde iyi prognostik faktör olduğu ortaya koyulmuştur. Hedefe yönelik tedavilerin eksik olduğu bu kanser grubunda androjen reseptörü ekspresyonunun belirlenmesi yeni tedavi seçenekleri açısından önemli bir rol oynamaktadır. Çalışmamızda triple negatif meme kanserinde genel sağkalım, hastalıksız sağkalım durumunu, androjen reseptör ekspresyonunun sağkalım durumu ve prognostik faktörlerle ilişkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı'na bağlı Medikal Onkoloji Polikliniği'ne 2010-2018 yılları arasında başvuran 75 hasta çalışmaya dahil edildi. Triple negatif meme kanseri tanısı alan bu hastaların patoloji sonuçları incelendi. Çalışmaya dahil edilen hastaların tümünde genel ve hastalıksız sağkalım durumu, androjen reseptör ekspreyonu, androjen reseptör pozitifliği ile klinik ve patolojik prognostik faktörlerin ilişkisi incelenmiştir. Bulgular: Hastaların tamamı kadın cinsiyette ve 18 yaş üzeri idi. Yaş ortalaması 52,83 ± 13,2 idi. En geç hasta 32 yaşında, en yaşlı hasta 84 yaşında idi. Vücut kitle indeksi ortancası 26 olarak saptandı. Hastaların %80'inde aile öyküsü yokken, %13,3'ünde aile öyküsü vardı. En büyük tümör çapı 10 cm iken, en küçük tümör çapı 0,1 cm, ortanca değer 2,8 cm olarak saptandı. Hastaların %57'sinde tanı anında lenf nodu tutulumu yokken, %43'ünde lenf nodu tutulumu mevcuttu. Tüm hastalar için 1 yıllık genel sağkalım %97,3 iken, 3 yıllık genel sağkalım %76 olarak saptandı. Tanı anında lenf nodu tutulumu olmayanlarda istatistiksel olarak anlamlı olarak genel ve hastalıksız sağkalım daha uzun bulundu. Hastaların %41,3'ü androjen reseptörü pozitif iken, %58,7'sinin androjen reseptörü negatif idi. Androjen reseptörü pozitif grupta genel sağkalım ve hastalıksız sağkalım daha uzun olarak bulundu, fakat androjen reseptörü pozitif ve negatif grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,997, p=0,9). Androjen reseptörü pozitif hastaların %41,3'ünde izlemde metastaz gelişmiştir. Androjen reseptörü pozitif olan hastalarda negatiflere kıyasla daha fazla kemik metastazı gelişmiştir (p=0,039). İnvaziv lobüler karsinom tanısı alan 5 hastanın hepsi androjen reseptörü pozitif grupta idi. Histolojik gruplar açısından androjen reseptörü pozitif ve negatif grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Androjen reseptörü pozitif hastalarda tanı anında lenf nodu tutulumu olmayanlarda genel ve hastalıksız sağkalım süresi daha uzundu (sırasıyla p=0,038, p=0,076). Sonuç: Çalışmamızda triple negatif meme kanseri vakalarında androjen reseptörü pozitifliğinin genel sağkalım ve hastalıksız sağkalım üzerinde olumlu yönde etkileri olduğunu saptadık. Östrojen ve progesteron reseptörü gibi androjen reseptörünün de rutin histopatolojik değerlendirilmeye alınması ile triple negatif meme kanseri grubunda eksik olan hedefe yönelik tedavi grubunda anrojen reseptörünü hedefleyen tedavilerin umut vaat edebileceği düşünülmektedir.
Parametrik sağkalım analizi ve böbrek grefti üzerine bir uygulama
Sağkalım analizi, bir mekanik veya elektronik bileşenin beklenen bozulma zamanı ile ilgilenebileceği gibi bir canlının ölümünün beklenen zamanı ile ilgilenilebilen bir istatistik dalı olup, bu anlamda mühendislikte güvenilirlik teorisi ile yakından ilişkili olduğu gibi sosyo-ekonomik alanlarda da kullanılmaktadır. Sağkalım analizinde çeşitli kabuller yapılarak beklenen zaman tahmini modellenir. Sağkalım analizinde bozulma, başarısızlık ya da ölüm olması durumda olay gerçekleşmiş olur. Sağkalım analizi ayrıca hasta ve hastalık takibinde de kullanılır. Hastaya teşhis konulduktan sonra hasta takip edilerek sağkalım süresi incelenir. Tedavi bittikten sonra ise ne kadar süre hayatta kalacağı ve hastalık tekrarı ile ilgili tahminler yapılır. Sağkalım süresine etki eden değişkenler incelenir. Bu tez çalışmasında sağkalım analizi, sağkalım süresi, sansürlü veriler ve sağkalım süresi fonksiyonları açıklanmaktadır ve parametrik sağkalım dağılımları ile devam etmektedir. Cox orantısal risk modeli, Weibull, Üstel, Rayleigh ve Log-normal gibi diğer parametrik sağkalım dağılımları araştırılmıştır. Ardından böbrek greft hastalarının sağkalım sürelerini tahmin etmek için Hazard fonksiyonunun işlevini tahmin etmek yerine sağkalım işlevini doğrudan modelleyen python kodlama dili, hastaların ne kadarının hayatta kaldığını doğruluk (accuracy) değeri ile tahmin ettiğini göstermektedir. Ayrıca SPSS'te Kaplan Meier ile sağkalım analizi yapılmıştır ve Minitab ile dağılımlara uygunluk incelenmiştir.
Meme kanserinde sağkalım ve prognostik, prediktif faktörlerin araştırılması
Meme kanseri dünya çapında en sık görülen kanser olup, önde gelen ölüm sebepleri arasında yer almaktadır. Uygulanan erken tanı yöntemleriyle sağkalımda önemli iyileşmeler görülmüş olsa da meme kanseri mortalite oranlarıyla önemli bir halk sağlığı problemi olmaya devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı meme kanseri tanısında prognostik ve prediktif faktörleri incelemek ve bu faktörlerin sağkalıma etkisini araştırmaktır. Araştırma kapsamında 2010-2020 yılları arasındaki 10 yıllık periyotta Başkent Üniversitesi hastanesi polikliniklerine başvuran, meme kanseri tanısı konulmuş kadın hastaların verileri incelenmiş ve 1.096 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma verileri hastane kayıt veri tabanından, E-nabız Kişisel Sağlık Sistemi'nden, telefon ile görüşme yolu ile hasta ve hasta yakınlarından toplanan tüm veriler SPSS yazılımına girilerek bu yazılım aracılığıyla değerlendirilmiştir. Sağkalım analizleri için Kaplan-Meier yöntemi kullanılmıştır. Kaplan Meier yönteminde Log Rank testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda tanı anındaki yaşın sağkalım üzerine anlamlı etkisi olduğu, 40-49 yaş arasında tanı almış olan hastaların diğer yaş gruplarına göre en yüksek sağkalım oranlarına sahip olduğu bulunmuştıur. Östrojen reseptörü, progesteron reseptörü durumu ve lenfovasküler invazyon durumunun meme kanserinde sağkalımı istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilediği görülmüştür. Ayrıca Ki-67'nin de moleküler subtiplerden bağımsız olarak prognozu etkilediği sonucuna varılmıştır. Histolojik alt tiplerin ve geçirilen cerrahi tipinin ve hormonoterapi almanın hastaların sağkalımını anlamlı ölçüde değiştirdiği görülmüştür. Meme kanserli hastaların tedavi yönetiminde evrelendirmeye ek olarak prognostik, prediktif faktörlerin önemli olduğu anlaşılmaktadır. Hastaların patolojik reseptör durumu sonuçları, tanı anındaki yaşı ve meme kanserinin histolojik tipi, geçirdikleri cerrahi tipi ve alınan tedavilerin prognozu değiştirdiği sonucuna varılmıştır. Sağkalım, prognostik ve prediktif faktörlerini inceleyen çalışmalar literatürde sınırlı sayıda olup bu konuyla ilgili daha uzun süreçleri kapsayan daha büyük ölçekte çalışmalara ihtiyaç vardır. ANAHTAR KELİMELER: Meme kanseri, prognoz, prediktif, sağkalım, mortalite