Sağlık personeli

Bu konu başlığı altında 1.103 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fizyoterapi ve rehabilitasyon merkezlerinde duyusal tasarımın serebral palsi hastaları üzerindeki etkileri ve yeri

Serebral Palsi beynin henüz gelişimini tamamlamamış olduğu dönemde oluşur. Bu hastalık doğum sırasında ya da ilk üç yılda gelişen tanısı net olmayan bir hasarlanma sonucu ortaya çıkan motor kontrol ve postür bozukluğu şeklinde seyir eder. Bu hastalıkta metabolik bozukluklar ve kas sorunları oluşmaktadır (Altındağ, Soran ve Akcan, 2009). Serebrel Palsi hastalarının temel sorunları; motor kabiliyetleri, el-göz koordinasyonu, etki-tepki dengelerinin kısıtlı olmasıdır. Bu hastalık ile mücadele eden çocukların için güvende hissettikleri bir ortamda onların kas ve sinir sistemlerini uyaran ve geliştiren koşulların sağlanması çok önemlidir. Bu hastaların tedavisi sırasında hastanın psikolojisi, çoklu duyu ile algılanabilen somut veya soyut her şey hastaların iyileşmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Örneğin iyileşme sürecinde duyulan sesler, alınan görsel izlenimlerin hepsi tedavi sırasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, duyusal tasarım fizik tedavi merkezlerinde mekânsal algı, çevresel uyarı ve mekân deneyimlerinin hastalığın sürecini etkilemekte olup, mekandaki ışık, renk, doku gibi fiziksel ortamı oluşturan ögeler iyileşme sürecini destekleyen ögeler haline dönüşebilmektedir. Çalışmanın çıkış noktası bu bakış açısıyla gelişmiştir. Çalışmanın serebrel palsi hastalığının tedavisindeki fizyoterapi, rehabilitasyon ve iyileştirme mekânlarında duyusal tasarımın hastalık üzerindeki destekleyici etkisi disiplinler arası bir bakış açısı geliştirmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, birinci bölümde çalışmanın amacı, kurgusu ve hipotezler ile ilgili bilgilendirme yapılmıştır. İkinci bölümde ise; mekân algısı, mekân – insan ilişkisi bağlamında kanıta dayalı tasarım (EBD-Evidance Based Design) kriterleri ve iyileştiren çevre tasarımın (Healing Environment) hastane, fizyoterapi ve rehabilitasyon merkezlerindeki etkileri incelenmiştir. Üçüncü bölüm serebral palsi hastalığın tanımı ve duyusal tasarım ile ilişkisi, mekânı oluştran renk, doku, ışık ve ses gibi çoklu duyu ile algılanan tasarım kriterlerinin serebral palsi hastaları üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Duyusal tasarımın yerinin araştırılması için hem tedavi alanlarını ziyaret ederek hem de serebral palsi fizik tedavi merkezlerinde bulunan 48 fizik tedavi uzmanı ve sağlık personellerine uygulanan anket ve mülakat sonuçlarının çalışmaya katkısı olmuştur. Dördüncü bölümde ise anket ve mülakattan elde edilen verilerin analizleri yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda, fizyoterapi ve rehabilitasyon merkezlerinde duyusal tasarımın serebral palsi hastalarının mekân algısında olumlu etkilerine ışık tutmak ve bu bağlamda iyileştiren mekân tasarımının bu hastalığın tedavilerindeki destekleyici rolünün değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Duyusal Tasarım, İyileştiren Çevre, Fizyoterapi, Kanıta Dayalı Tasarım

Duyusal tasarımFizik tedaviRehabilitasyon merkezleri+2
Burcu Özozan
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişisel koruyucu donanım tasarımlarının kadınların iş hayatındaki yeri: Karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri

Bu araştırma kişisel koruyucu donanım tasarımlarının kadınların iş hayatındaki yerini, önemini karşılaşılan sorunları ve çözüm önerilerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Nitel araştırma yöntemleri temelinde ele alan bu araştırma durum çalışması modeli ile desenlenmiştir. Durum çalışması deseni olarak bütüncül çoklu durum deseni seçilmiştir. Araştırma kapsamında Covid-19 sebebi ile görüşmeler Google Form uygulamasından açık uçlu sorularla yapılmıştır. Araştırmada sadece kadın çalışanlarla görüşülmüştür. Kadın çalışanların meslek grupları; sağlık çalışanları, mühendis-tasarımcı-kalite uzmanı, mimarla ile sınırlanmıştır. Araştırmaya katılan kadın çalışanların yaş aralığı 24 - 61'dir. Toplam katılımcı sayısı 23'tür. Katılımlardan 4 kişi İtalya'da yaşamaktadır. Araştırmaya eklenen İtalyan katılımcılarım sebebi; Covid-19 sürecinde İtalya'nın yüksek kayıplar yaşaması, basına en çok İtalyan doktor ve hemşirelerin yansımadır. Araştırmaya katılan 23 kişide 22 katılımcının, cevaplarının çalışmanın araştırma soruları ve hipotezlerini yanıtlamaya yeterli veri sağlandığı görülmüştür. Araştırmaya boyunca "Kişisel koruyucu donanımla ilgili ulusal ve uluslararası yasa, yönetmelik ve ilkeler nelerdir?", "Kişisel koruyucu donanımların üretim ve kullanımında karşılaşılan tasarımsal ve ergonomik sorunlar nelerdir?", "Kadınlara yönelik kişisel koruyucu donanımlarda karşılaşılan tasarımsal ve ergonomik sorunlar ve çözüm önerileri nelerdir?" sorularına cevaplar aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Kişisel koruyucu donanım, Kadın ergonomisi, Feminist düşünce, Tasarım, İş sağlığı ve güvenliği

ErgonomiFeminizmKişisel koruyucu donanım+6
Naz Öcal
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürlüğünde çalışan sağlık personelinin biyomedikal ve klinik mühendisliği uygulamaları farkındalığını etkileyen etmenlerin incelenmesi ve iş güvenliğine etkisi

Klinik ve Biyomedikal Mühendislik bilimi, mühendislik ilkelerini tıp alanına uygulayarak her zaman daha gelişmiş ve kullanılabilir teknolojiler üretir. Bu teknolojileri geliştirirken insan ve hayvan anatomik, fizyolojik yapı ve sistemlerini anlayarak, canlı vücuduna uygun yeni teknolojiler geliştirerek olası sorunları çözer, sağlığı geliştirir. İş sağlığı ve güvenliği, iş yerlerinde çalışırken karşılaşılabilecek olası kaza ve risklerden kaynaklanan sağlığı fiziksel ve ruhsal olarak etkileyen zarar verici koşullardan korumak amacıyla yapılan düzenli ve bilimsel çalışmalar bütünüdür. Bu çalışma ile Biyomedikal ve Klinik Mühendisliğin üniversite hastanesindeki yeri, öneminin ve iş sağlığı ve güvenliğine etkilerinin anlaşılması amaçlanmıştır. Çalışmamız ile hastanedeki tıbbi cihaz kullanıcılarına ulaşılmıştır. Kullandıkları cihazlar ve riskleri hakkında veriler toplanmış ve değerlendirilmiştir. Cihaz kullanıcılarının, cihazları kullanırken verimli kullanıp kullanılmadığı yaptığımız çalışmayla incelenmiştir. Ayrıca tüm hastane genelinde Biyomedikal Birimi'nin varlığı ve hastanenin bu birimden nasıl faydalandığı hakkında veriler toplanmıştır. Çalışmamıza NKUSUAM'de çalışan ve tıbbi cihaz kullanan hekim, hemşire, tekniker, sağlık personeli ve yöneticiler olmak üzere 240 kişi katılmıştır. Çalışmada veri elde etmek için anket formu kullanılmıştır. İlk anket formu araştırmacılar tarafından ilgili literatür incelenerek oluşturulmuştur. İkinci anket formu Öztürk tarafından geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış İş Güvenliği Ölçeğidir. Biyomedikal ve Klinik Mühendislik hastanelerdeki cihazların düzenli bakım onarım ve takibini yapar. Ayrıca hastaneler için önemli bir yatırım planlayıcısı ve firmalar ile hastaneler arasında arabulucudur. Hastane bütçesine uygun ve güvenilir olarak cihazların alımını ve takibini yapar. Ek olarak cihazların düzenli ve kullanımına aykırı olarak çalışıp çalışmadığını da takip eder. Bu nedenle hastanelerde geniş bir yelpazede çalışırlar. Bu toplanan veriler ışığında Biyomedikal Biriminin hastanedeki varlığı az da olsa bir kesim tıbbi cihaz kullanıcıları tarfından bilinmemektedir. Fakat sağladığı faydalar Biyomedikal Birimi'nin hastanede hastalara, tıbbi cihazlara ve tıbbi cihaz kullanıcılarına yararlı olarak kullanıldığını göstermiştir. Ayrıca Biyomedikal Birimi'nin varlığının tıbbi cihaz kullanıcıları ve hastaların güvenliği için önemli olduğu da bu çalışma ile saptanmıştır. Cihazların zararlı etkilerinin azaltılması açısından tıbbi cihazların takibinin yapılmasının gerekliliği görülmüştür. Cihazlar kullanıcılara ve hastalara doğrudan veya dolaylı olarak zararlı etkiler gösterebilir. Bu risklerin azaltılmasında Biymedikal Birimi önemli bir rol oynar. Anahtar Kelimeler: Biyomedikal Mühendislik, Tıbbi Cihaz, Klinik Mühendislik, İş Sağlığı ve Güvenliği, Farkındalık, Sağlık Personeli

Biyomedikal mühendisliğiHastanelerHastaneler-üniversite+5
Serkan Ayan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekirdağ ilinde çalışan eczacılarda iş doyumu ve etki eden faktörlerin belirlenmesi

Ülkemiz sağlık sektöründe büyük çoğunlukla serbest eczane eczacısı olarak sağlık hizmeti veren eczacıların yanı sıra kamu ya da özel sektöre bağlı hastanelerde görevli sağlık hizmeti veren eczacılar da bulunmaktadır. Eczacıların eczacılık mesleğinin doğası gereği hasta,hasta yakını ve tedavi sürecine dahil kişilerle birebir iletişime dayalı iş yapış şekilleri nedeniyle çalışma hayatının olumsuz etkilerine maruz kalma olasılığı diğer mesleklere göre yüksektir.Bu araştırmanın amacı toplumsal sağlığın korunması ve iyileştirilmesi anlamında önemli görevler üstlenmiş eczacıların iş hayatının olumsuzluklarından İş Doyumu ve Tükenmişlik Ölçülerine göre nasıl etki aldığını ortaya koymaktır.Bu amaçla Tekirdağ İlinde çalışan eczacılar arasında Kişisel bilgileri içeren sorular, Minnesota İş Doyum Ölçeğine ait sorular ve Maslach Tükenmişlik Ölçeğine ait sorulardan oluşmuş bir anket çalışması uygulanarak, elde edilen veriler analiz edilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde iş doyumu kavramı tüm kapsamı ile ele alınarak iş doyumunun kavramsal çerçevesi veiş doyumunu etkileyen faktörler başlığı altında da bireysel faktörler ve örgütsel faktörler açıklanacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde tükenmişlik kavramı incelenerek, kavram hakkında ki yaklaşımlar ele alınacaktır. Tükenmişlik kavramı belirtileri bireysel, duygusal, fiziksel, davranışsal ve örgütsel belirtiler olarak alt başlıklar halinde incelenecek ve tükenmişliğin evreleri, sonuçları ile başaçıkma yöntemleri ele alınacaktır.

EczacılarEczacılıkSağlık personeli+3
Meral Omur
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık kurumlarında sağlık personeli dışında çalışanların spiritüalite ile ilgili görüş ve tutumları

Çalışma, sağlık kurumlarında sağlık personeli dışında çalışanların spiritüalite ile ilgili tutumlarını, görüşlerini ve bunları etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde 110 çalışanla gerçekleştirildi. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan araştırmanın verileri, literatür taraması sonrasında araştırmacılar tarafından oluşturulan anket formu kullanılarak elde edildi. Elde edilen verilerin analizin için frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma analizleri, Chi-Square Test, Shapiro-Wilk Testi, Independent Samples T Test, Mann-Whitney U Test, One-Way ANOVA ve Kruskal-Wallis Testi kullanıldı. Araştırmaya katılan çalışanların yaş ortalaması 31,74±7,27, %71,8'i kadın, %28,2'si erkek, %13,6'sı ilköğretim ve altı, %40,9'u lise, %45,5'i lisans ve üzeri eğitim düzeyine sahip idi. Çalışanların gelir durumlarına göre ise %59,1'nin iyi, %40,9'nun düşük gelir düzeyine sahip olduğu, %52,7'sinin evli, %47,3'nün bekâr, ortalama 1,51±0,5 çocuğa sahip oldukları, çoğunun (%63,6) kendi memleketlerinde veri giriş personeli (%67,3) olarak görev yaptığı saptandı. Çalışanların %40,9'u spiritüaliteyi güçlüklerle baş etmede kullandığı ve spritüalitenin yaşadıkları stresi azalttığı, %35,5'i moralini düzeltmek için spritüaliteye başvurduğu, %36,4'ü spritüalitenin kendisini yaşama bağladığı, %33,6'sı diğer kişilerle olan iletişimini etkilediği, %31,8'i hastane ortamında spiritüel gereksinimlerini karşılamak istediği, sadece %19,1'nin spiritüel gereksinimlerinin herkes tarafından bilinmesinin kendisini tamamen rahatsız ettiği saptandı. Çalışanların %35,4'ü hastaların spritual bakım gereksinimlerinin karşılanmasında hastanede görev yapan sağlık çalışanları ile birlikte sağlık çalışanı olmayan tüm sağlık kurumu personelinin de görev yapması gerektiğini, %78,2'si hastanede verilen spiritüel bakımın yetersiz olduğunu düşündüğü, sadece %11,8'i spiritüel bakıma destek verme isteğinde bulunmadığı belirlendi. Çalışanların %91,8'i hastaların spiritüel hastane ortamında karşılanması gerektiğini, %31,8'i hastanede hastaların spiritüel gereksinimlerinin karşılanması için kesinlikle danışılabilecek bir uzman olması gerektiğini, %35,5'nin hastaların spiritüel desteği isteme ya da reddetme hakkına sahip olduğunu düşünmekte idi. Sonuç olarak, araştırmamızda çalışanların spiritüel desteği yeterli bulma durumu ile eğitim düzeyleri, spiritüel desteğin hastaların psiko-sosyal iyileşmesine katkısı olduğunu düşüncesi ile hastanedeki görevleri, spiriüalitenin hastalıklarla baş etmede ve hastalara moral vermede etkili olduğu düşüncesi ile medeni durumları, spiritüalitenin sağlığı olumsuz etkileyecek davranışları hastalarda engellediğini düşüncesi ile çocuk sahibi olmaları ve yaşları, spiritüalitenin hastalarda iletişimi etkilediği düşüncesi ve çalışma hayatlarında hastaların spiritüel gereksinimlerini daha fazla göz önünde bulundurması ile memleketlerinde görev yapma durumları arasında anlamlı ilişki saptandı (p˂0,005).

Dini imanManeviyatSağlık kuruluşları+3
Nur Boztepe
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet: Tekirdağ İl sağlık Müdürlüğü kurumlarında sağlıkta şiddet vakaları

İnsanlık tarihi ile birlikte var olan şiddet, sahip olunan güç ya da kudretin başka bir insana, kendine veya başka bir gruba yaralama ve kayıpla sonlanan yada sonlanma ihtimali olan tehdit şeklinde ya da bizzat uygulanması sonucu ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde toplumun her kesiminde şiddet davranışlarının yaygınlaştığı ve sıradanlaştığı görülmektedir. Şiddet toplumun tüm kesimlerinde görülmekle birlikte özellikle işyerlerinde gittikçe artan ve tüm çalışanları etkileyen bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Son yıllarda ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik her gün sözel (bağırma, hakaret etme, tehdit etme, aşağılayıcı konuşma vb.) şiddet, fiziksel (itme, kakma, bıçakla saldırma, eşyalara zarar verme vb.) şiddet, hatta cana kast etme gibi şiddet olgusunun var olduğunu, basın yayın organlarında ve sosyal medya hesaplarında sıklıkla paylaşılır hale geldiği bilinmektedir. Bu bağlamda, çalışmanın iki önemli amacı bulunmaktadır. İlk olarak sağlıkta şiddet konusunda farkındalık oluşturulması, ikinci olarak ise, Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü Kurumlarında 2016-2018 Yılları Arası Sağlıkta Şiddet Vakaları Beyaz Kod bildirimlerinin analizleri yapılarak, sağlıkta şiddeti azaltmaya yönelik önerilerde bulunmaktır. Çalışmamızın sonucunda Tekirdağ İli'nde en fazla sağlıkta şiddet Çerkezköy İlçesinde ve sağlık kuruluşları arasında Çerkezköy Devlet Hastanesinde yaşandığı, hekimlerin diğer sağlık çalışanlarına göre daha fazla şiddete maruz kaldığı ortaya çıkmıştır. Çerkezköy Devlet Hastanesinde sağlık ta şiddet ile ilgili spesifik araştırmalar yapılarak, önlemler alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Sağlık Çalışanı, Sağlıkta Şiddet, Beyaz Kod

Sağlık personeliTekirdağÇalışanlar+1
Hacer Tokgöz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Acil servislerde çalışan sağlık profesyonellerinin hasta güvenliğine ilişkin tutumları ve hasta güvenliğinde etkili faktörler

Araştırma, acil servislerde çalışan sağlık profesyonellerin hasta güvenliğine ilişkin tutumlarını ve hasta güvenliğinde etkili faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırmanın evrenini, Türkiye'de bulunan üç kurum hastanesinin acil servislerinde çalışan 150 sağlık profesyoneli, örneklemi ise sağlık profesyonellerinden araştırmaya alınma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 143 kişi oluşturdu. İlgili kurumlardan etik kurul ve çalışma izinleri alındı. Araştırmanın verileri, literatür doğrultusunda hazırlanan demografik özellikleri ve çalıştıkları bölüme dair bilgileri içeren "Kişisel Bilgi formu" ve "Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodlar kullanıldı. Nicel verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi ve grafiksel incelemeler ile sınandı. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği'nden ve ölçeğin alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları incelendiğinde "Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği" toplam puan ortalaması 3,34± 0,369 (dağılım 2,28-4,43 (3,33)) olduğu saptandı. Alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları değerlendirildiğinde; 3,53± 0,63 (dağılım 1,57-5 (3,57)) puan ile en yüksek alt boyutun "yönetim anlayışı", 3,02±0,84 (dağılım1-5 (3)) puanı ile en düşük alt boyutun "stresi tanımlama" olduğu belirlendi. Çalışma süreleri değerlendirildiğinde; acildeki çalışma süresi 10 yıl ve üzerinde olan sağlık çalışanlarının "çalışma koşulları" alt boyut puanı, çalışma süresi 4-6 yıl arasında olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p=0,012; p<0,05). Hasta ya da hasta yakınları ile iletişim sorunu yaşayan sağlık çalışanlarının "iş doyumu" alt boyutundan aldıkları puanlar, iletişim sorunu yaşamayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p=0,024; p<0,05). Sonuç olarak, hastanelerde sağlık profesyonellerinin hasta güvenliği ile ilgili tutumları değerlendirilirken; çalışma koşullarının, personel yeterliliğinin ve hasta güvenliğinde etkili faktörlerin göz önünde bulundurulması ve hasta güvenliği uygulamaları ile ilgili tüm çalışanlara eğitim programlarının düzenlenmesi ve bu eğitimlerin süreklilik taşıması önerilmektedir. Bu konuda farkındalık yaratılması hasta güvenliği kültürünün yerleşmesi için önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Sağlık profesyonelleri, Acil Servis, Hasta Güvenliği

Acil servisAcil tıpAcil tıp servisleri+2
Gönül Akçay
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ameliyathanede gürültü düzeylerinin ameliyat ekibinin stres düzeyleri ve iş yüküne etkisinin değerlendirilmesi

Araştırma bir devlet hastanesinin ameliyathanelerinde, gürültü seviyesini ve gürültünün ameliyathane çalışanlarının iş yükü ve stres düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri Temmuz-Ekim 2019 tarihlerinde genel cerrahi, ortopedi, üroloji ameliyathanelerinde hafta içi günlerde gerçekleştirilen 403 ameliyatta gürültü ölçümleri ve ameliyathane çalışanlarının stres düzeyleri ve iş yükleri değerlendirilerek elde edildi. Veri toplamada, CA 834 gürültü ölçüm cihazı, Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI FORM TX-I), NASA-TLX İş Yükü Ölçeği ve Ameliyata ve Ameliyat Ekibine İlişkin Bilgi Formu kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı tanımlayıcı istatistiksel metotlar, Shapiro-Wilk, Student t, Oneway Anova, Bonferroni, Bonferroni-Dunn testleri, Pearson korelasyon analizi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Örneklem grubuna alınan ameliyatların, %27.5'i üroloji, %41.4'ü genel cerrahi, %31.1'i ortopedi ameliyatı idi. Ameliyatların ortalama süresi 69.84±23.67 dakika sürmektedir. %63'ü açık ameliyat, %75.4'ü genel anestezi altında yapılmakta ve %59.3'ünde hastanın ASA I'dir. Ameliyathane çalışanların yaş ortalaması 34.89±7.41, ameliyathanede çalışma deneyimleri ise 8.00±5.82 yıldır. Çalışanların,%53,3'ü erkek,%37,8'inin (n=17) ameliyathane hemşiresi, %24,4'ü (n=11) cerrah ve %37,8'i (n=17) anestezi ekibindendir. Evre 1 ortalama gürültü düzeyleri ise 63,00±3,50, evre 2 ortalama gürültü düzeyleri ise 62,94±3,75,evre 3 ortalama gürültü düzeyleri ise 63,67±2,81 olarak saptandı. Durumluk kaygı puan ortalaması ise 34,50±6,09 olarak saptandı. Toplam iş yükü düzeyi ise ortalama 56,91±15,67 olarak bulundu. Durumluk kaygı puanları (p<0,01) ve iş yükü puanları (p<0,01) ile gürültü düzeyleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Sonuç olarak, ameliyathanedeki gürültünün Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü'nün iş yerleri için önerdiği sınır olan 85 dB(A)'ya yakın olduğu, ameliyathanedeki gürültünün ameliyathane çalışanlarının algıladıkları iş yükü ve stres düzeylerini arttırdığı belirlendi. Ameliyathane çalışanlarına gürültü kontrolü eğitimi verilerek bilgilerinin ve farkındalıklarının arttırılması, gürültü ölçümlerinin belirli aralıklarla yapılması, ameliyathanelerde gürültü azaltılmasına ilişkin teknolojilerin kullanılması önerildi. Anahtar kelimeler: Ameliyathane, Gürültü Düzeyi, Stres, İş Yükü

AmeliyathanelerDoktorlarGürültü+4
Ayşen Arabacı
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

İşyerinde şiddetin iş performansı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi: Tekirdağ ili sağlık sektöründe uygulama

Diyalog, anlaşmazlık ve tartışma, işyeri iletişiminin en önemli unsurları arasındadır. İşyerinde iletişimin başarı elde etmede, verimlilik sağlamada ve iyi iş ilişkileri sürdürmede çok önemli olduğu açıktır. Müşteri odaklı hizmet anlayışın yerleşmesi ve artan rekabet koşulları, günümüz iş yaşamını önemli ölçüde etkilemektedir. Bu durum işyerindeki iletişimi daha da önemli kılmaktadır çünkü bu çerçevede iletişimde yaşanan sorunlar hizmete taraf olanlar arasında ciddi çatışmaların yaşanmasına neden olabilmektedir. Bu çalışma, sağlık çalışanlarının işyerinde yaşadığı şiddet olaylarının yaşam kalitesi ve iş performansı üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Ayrıca işyeri şiddetinin, iş performansı üzerine etkisinde, yaşam kalitesinin aracılık rolünü tespit etmeyi amaçlamaktadır. Analizlerde, YEM (Yapısal Eşitlik Modeli) kullanılmıştır. Bugüne dek yapılan araştırmalar, yaşam kalitesini genel olarak fiziksel sağlık boyutuyla değerlendirmiştir. Ancak, yaşanılan işyeri şiddeti, ağırlıklı olarak psikolojik etkilere neden olmaktadır. Bu nedenle, yaşam kalitesini psikolojik sağlık açısından değerlendirmek, daha gerçekçi araştırma sonuçlarına ulaşılmasını sağlayacaktır. Çalışanların psikolojik sağlığını içeren yaşam kalitesi boyutunu, iş performansını ve işyeri şiddetini bir arada değerlendiren, literatürde herhangi bir araştırmaya rastlanmamıştır. Bu yönüyle bu araştırma, öncü bir rol oynamaktadır. Kamu sağlık sektöründe 682 katılımcı ile gerçekleştirilen bu araştırma sonucunda; iş yerinde yaşanılan şiddet algısı arttıkça, çalışanların yaşam kalitesi olumsuz etkilenmektedir. Çalışanların yaşam kalitesindeki artış, iş performansına olumlu yansımakta; iş yeri şiddeti algısındaki artış ise, yaşam kalitesinde ve iş performansında düşüşe neden olmaktadır. Araştırma sonuçları yaşam kalitesinin, iş yerinde şiddetin, iş performansı üzerindeki etkisinde, tam aracı etki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: İşyeri şiddeti, Yaşam kalitesi, İş performansı, Sağlık Yönetimi, Yapısal Eşitlik Modeli

PerformansSağlık kuruluşlarıSağlık personeli+7
Yasemin Çabuk
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir kamu hastanesinde çalışan sağlık personellerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi durumları ve tutumlarının incelenmesi

Bu çalışma sağlık personellerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi durumları ve tutumlarının incelenmesi amacıyla planlandı. Mart 2021- Mayıs 2021 tarihleri arasında İstanbul'da bir kamu hastanesinde çalışan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 145 sağlık personeliyle yürütüldü. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Veri toplama aracı olarak, Kişisel bilgi formu, Basınç Ülserini Önlemede Bilgi Değerlendirme Ölçeği (BÜÖBDÖ) ve Basınç Ülserini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) kullanıldı. İstatiksel analiz için NCSS (Number Cruncher Statistical System) programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatiksel metodlar, Shapiro-Wilk testi, Student-t testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Pearson ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı ve p<0,05 istatiktiksel olarak anlamlı kabul edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 34,4±7,78 yıl olup, %82,1' i kadın ve %73,1'i lisans mezunu idi. %75,2'sinin daha önce basınç ülseri açılan hastaya bakım verdiği belirlendi. BÜÖBDÖ toplam puan ortalamasına göre katılımcıların basınç ülserini önlemeye yönelik bilgi düzeyinin yetersiz olduğu, eğitim durumu ve çalışılan görev gibi durumların BÜÖBDÖ toplam puanını anlamlı olarak etkilediği belirlendi. BÜÖYTÖ toplam puan ortalamasına göre katılımcıların basınç ülserini önlemeye yönelik tutumlarının olumlu olduğu, katılımcıların cinsiyet, çalışılan görev, risk değerlendirme, basınç ülseri açılan hastaya bakım verme ve okul eğitimi dışında alınan eğitim gibi durumların BÜÖYTÖ toplam puanını anlamlı olarak etkilediği saptandı. Katılımcıların BÜÖBDÖ ile BÜÖYTÖ toplamından aldıkları puanlar arasında pozitif yönlü çok zayıf ilişki bulundu. Sonuç olarak araştırma bulguları, sağlık personellerinin basınç ülserini önlemeye ilişkin tutumlarının olumlu, bilgi düzeylerinin ise yetersiz olduğunu ortaya koydu. Anahtar Kelimeler: Basınç ülseri, sağlık çalışanı, tutum, bilgi, hemşirelik bakımı

Basınç ülserleriBilgi düzeyiHastaneler+6
Burak Çağrı Ağçay
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kadın sağlık çalışanlarının, üreme sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Çalışmamız Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışmakta olan reprodüktif çağdaki kadın sağlık çalışanlarının üreme sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın katılımcıları Temmuz-Aralık 2020 tarihleri arasında doktor, hemşire\ebe olan kadın sağlık çalışanları olmuştur (n=206). Tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Veriler anket formu ve Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Ölçeği kullanılarak online olarak toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde, SPSS 22.0 programı ile frekans ve yüzde analizlerine ek olarak ortalama, standart sapma, ki-kare testinden faydalanılmıştır. Çalışmaya katılan 22-28 yaş aralığındaki kadınlar, tüm katılımcıların %51'ini oluşturmakta ve yaş ortalaması 30,62± 5,93 yıl idi (min 22 yaş-max 49 yaş). %46,1'i doktor, %36,4'ü hemşire, %5,8'i ebe olarak çalışmaktaydı. %53,4'ü evliydi ve evli olanların %16,4'ünün eşi ile arasında akrabalık bağı vardı. İlk cinsel ilişki yaşı ortalaması 24,5 yaş olup ilk evlilik yaşı ortalama 25,8 yaş, ilk gebelik yaşı ortalama 27,8 yaş olarak bulunmuştur. en çok bilinen AP yöntemleri sırasıyla kondom %12,9, oral kontraseptifler %11,5 ve RİA %11 olarak bulundu. En çok kullanılan AP yöntemleri ise sırasıyla kondom %33,3, oral kontraseptifler %24,5, geri çekme %15 idi. Gebelerin tamamının gebelik izlemleri yapılmış ve doğum yapanların %92,2'sinin lohusalık izlemleri yapılmış. Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Ölçeğinde 55 soru bulunmaktaydı. Doktor ve hemşire/ebe grupları beraber değerlendirildiğinde, verilen doğru yanıt yüzdeleri 29 soru için %80 ve üzerinde idi. Sonuç olarak; kadın sağlık çalışanlarının üreme sağlığı açısından hem hizmet veren hem hizmet alan olduklarından farkındalıklarının artırılması önemlidir. Üreme sağlığı farkındalığının artması ve gelişmesi, çalışmamızla ve gelecekteki çalışmalarla sağlanacaktır. Anahtar kelimeler: Kadın, Üreme Sağlığı, Sağlık Çalışanı

Bilgi düzeyiDavranışKadınlar+4
Ayça Dağdelen
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarının hukuki sorumluluğu bağlamında, 2015-2021 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Danıştay Başkanlığı'nda karara bağlanan tıbbi malpraktis (Tıbbi uygulama hatası) davalarının değerlendirilmesi

Tıbbi malpraktis, tüm dünyada birçok sağlık çalışanı için en büyük kaygı nedenlerinden biridir. Yapılan çalışmalar, tıpta uzmanlık alanı ve çalışma sahası seçiminde tıbbi malpraktis kaygısının önemli bir etken olduğunu ve tıbbi malpraktis riski yüksek bölümlerde çalışan sağlık çalışanlarında defansif tıp uygulamalarını daha sık gerçekleştirdiğini göstermektedir. Çalışmamızda Danıştay'ın resmi karar arama sitesi üzerinden arama yaparak, 2015-2021 yılları arasında T.C. Danıştay Başkanlığı'nda karara bağlanan 601 tıbbi malpraktis dava dosyasına ulaşılmıştır. Verileri incelediğimizde; en fazla dava dosyasının 2021 yılında olduğu görülmüştür. Olay tarihi ile davanın Danıştay'a yansıma süresi arasında geçen zaman ortalamasının 9,2 yıl olduğu ve bunun yargıda davanın tamamlanması için öngörülen hedef sürenin çok üstünde olduğu görülmüştür. Şikayet konusu branşları incelediğimizde sırasıyla; kadın hastalıkları ve doğum (%24,3), acil tıp (%15,4) ve genel cerrahi (%11,2) branşlarının ilk üç sırayı aldığı görülmüştür. Bu branşların, hekimler tarafından tercih edilirliğinin azaldığının en önemli göstergesi Tıpta Uzmanlık Sınavlarında azalan puanları ve boş kalan kontenjanları olmaktadır. En fazla tıbbi malpraktis şikayeti gerçekleşen sağlık hizmet sunucusu, Devlet Hastaneleri (%44,3) olarak saptanmıştır. Devlet Hastanelerini, %21,4 ile Eğitim Araştırma Hastaneleri ve %19 ile üniversite hastanelerinin takip ettiği görülmüştür. Danıştay tarafından bozma kararı verilen olgular incelendiğinde en sık bozma kararının, bilirkişi raporundaki eksiklikler / yetersizlikler olduğu görülmüştür. Bilirkişi raporları talep edilen kurumları değerlendirdiğimizde, tüm raporların %80,6'sının Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlendiği tespit edilmiştir. Adli tıp uzmanlarının birçoğunun üniversitelerde istihdam edilmesine ve bu üniversitelerimizin birçoğu diğer branşlarda da son derece başarılı akademisyeni bünyesinde barındırmasına rağmen mahkemelerin, bilirkişi raporlarını ATK'dan talep etme eğiliminde olduğunu gördük. Akademik anlamda yetişmiş insan gücünün verimli kullanılması adına, mahkemelerin üniversitelerden talep ettiği bilirkişi rapor sayıları artırılmalıdır.

Adli tıpDanıştayDoktor hatası+7
Gökhan Temel
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Covid-19 pandemisinde hekim ve hemşirelerde mobbing ve tükenmişlik: Tekirdağ'da bir üniversite hastanesi örneği

Bu çalışmanın amacı Tekirdağ ilinde bulunan bir üniversite hastanesinde hizmet veren hekim ve hemşirelerin COVID-19 döneminde mobbing algısı, tükenmişlik düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tez çalışması 25 Mayıs-25 Ağustos 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesinde yüz yüze görüşme yöntemi ve çevrimiçi programlar aracılığıyla toplamda 151 hekim ve hemşire ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyo-demografik özellikler ve COVID-19 ile ilişkili sorular bulunan kişisel bilgi formuna ek olarak, Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış iki ölçek kullanılmıştır. Bu Ölçekler; 1. Mobbing algısını ölçmek için Leymann Mobbing Ölçeği (LMÖ) ölçeği, 2. tükenmişlik düzeyini belirlemek amacıyla Maslach Tükenmişlik Ölçeği'dir (MTÖ). Çalışmanın yapılabilmesi için Sağlık Bakanlığı, çalışmanın yürütüldüğü kurumu ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Girişimsel Olmayan Çalışmalar Etik Kurulu izinleri ve çalışmaya dahil olanların onayları alınmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS 26.00 programı kullanılmıştır. Çalışmaya katılanların %58,9'u kadın, yaş ortalaması 35±10 idi; %49,7'i yüksek lisans ve üzeri eğitime sahipti, %54,3'ü hemşire, %38,4'ü akademisyendi. Katılımcıların çoğunluğu, pandemi koşullarında çalışma koşullarının kötü yönde değiştiğini (%53,0), iş yükünün arttığını (%62,3), hastalığa karşı korku ve endişenin duyulduğunu (%86,1) belirttiler. Çalışma grubundan %83,07'si mobbing davranışına maruz kaldığını, %17,93'ü hiç mobbinge maruz kalmadığını ifade etti. Katılımcıların LMÖ ortalama puanı: 4,64±0,47 idi. Katılımcılar, en çok (%79,31) Mobbing Ölçeği "İletişim Biçimini Engelleme" alt boyutuna (3,85±1,05 ortalamayla "hakkımda dedikodu yapıldı" maddesi) en yüksek mobbing ifadesi; en az (%30,34) "Sağlığa Yönelik Saldırılar" alt boyutuna ve 4,94±0,22 ortalamayla "cinsel tacize uğradım" maddesine maruz kaldıklarını ifade ettiler. MTÖ duygusal tükenmişlik alt boyutu ortalaması 14,93±8,50, duyarsızlaşma alt boyutu ortalaması 6,00±4,42 ve kişisel başarı alt boyutu tükenmişlik ortalaması 13,37±6,93 olarak hesaplandı. Bu değerler katılımcıların düşük düzeyde tükenmişlik yaşadıklarını göstermektedir. Çalışma grubunun yarısından fazlasının COVID-19 kaynaklı yaşamlarının olumsuz etkilendiği, büyük çoğunluğunun mobbinge maruz kaldığı algısı yaşadığı; grubun düşük düzeyde de olsa tükenmişlik yaşadıkları ancak bunun dışında COVID-19 kaynaklı ortaya çıkabilecek hem mesleki hem sosyal hem de yakın sosyal çevrelerinde kimi olumsuzluklar yaşadıkları saptandı. Bu doğrultuda COVID-19 pandemisi gibi toplumsal olağan dışı durumlara karşı hazırlıklı olmak ve sağlık çalışanlarına sağlıklı ve güvenli çalışma ortamlarının sağlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mobbing, Tükenmişlik, COVID-19, Üniversite Hastanesi, Sağlık Çalışanları

COVID 19HastanelerMobbing+6
Abdulla Zeynallı
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarında kafein tüketimi ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışmada; sağlık çalışanlarında kafein tüketimi ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi; Tire, Gaziemir ve Karabağlar İlçe Sağlık Müdürlüğü ve bağlı birimlerinde çalışmaya katılmayı kabul eden ve dışlama kriterlerini karşılayan 96 sağlık çalışanından oluşmaktadır. Çalışma verileri, demografik bilgi formu, Gıda Sıklık Anketi, Kafein Tüketim Sıklığı Anketi, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) anket formları yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Bireylerin depresyon düzeyleri BDE ile tespit edilmiştir. Depresyon düzeyi bakımından çalışmaya dâhil edilen bireylerin %63,5'i minimal, %35'i hafif depresyonlu belirlenmiştir. PUKİ ile bireylerin uyku kalitesi tespit edilmiştir. Bireylerin 50 (%61,5)'si iyi uyku kalitesine sahip, 37(%38,5)'si kötü uyku kalitesine sahip tespit edilmiştir. PUKİ toplam puanları ile kafein tüketim miktarları puanında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin BDE puanlarının PUKİ puanlarını anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur (p<0,001). Bireylerin PUKİ puanları ile kafein değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü zayıf derecede korelasyon olduğu bulunmuştur (p<0,01). Bireylerin PUKİ puanları arttıkça kafein değerlerinde %28'lik artma olduğu bulunmuştur. Bireylerin PUKİ puanları ile siyah çay kafein değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü zayıf derecede korelasyon olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin PUKİ puanları arttıkça siyah çay kafein değerlerinde %22'lik artma olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak; bireylerin kafein tüketimi ile uyku kalitesinin ilişkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Depresyon, Kafein, Uyku kalitesi, Sağlık çalışanları

KafeinKahveSağlık personeli+2
Atiye Aydın
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de COVID-19 pandemisiyle mücadele eden hemşirelerin yaşadıkları bireysel sorunların mesleki gelişimlerine etkisi ve bu durumdan kaynaklanan sürecin incelenmesi

Pandemi gibi afet ya da kriz durumlarında görev yapmak, özellikle sağlık çalışanları için insanlığa hizmet etmek bakış açısıyla tatmin edici olmakla birlikte, bakım verdiği hastaların, kendi yakınlarının ya da iş arkadaşlarının şiddetli hastalıkla beraber acı çekme veya ölüm sürecine tanıklık etme gibi durumlar nedeniyle ruh sağlıklarının olumsuz etkilenmesine ya da psikiyatrik travma yaşanmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda COVID-19 salgını ile mücadelenin ön saflarında yer alıp, hastalara 24 saat bakım sağlayan meslek gruplarından biri olan hemşireler psikolojik açısından risk altındadır. Anksiyete, depresyon, uyku bozuklukları, kronik yorgunluk, sekonder travmaya stres tepkileri ve merhamet yorgunluğu, bu kriz döneminde ön safta çalışan hemşireler için yaygın psikolojik ve sosyal sorunlardır. Hemşirelerin ruh sağlığını korumak için psikiyatrik hastalık belirtilerinin farkında olmaları, fiziksel ve psikolojik stresle baş etme, kişisel öz bakım ve profesyonel öz bakım konularında destek almaları önemlidir. Önleyici tedbirlerin yetersiz kaldığı durumlarda iş arkadaşlarının desteğinin alınması, işyerindeki sorumlu kişilerin bilgilendirilmesi, eylem planının geliştirilmesi ve profesyonel psikiyatri desteği alınması önerilebilir. Pandemi ile mücadele sürecinde sağlık ekibi içerisinde devamlı ön saflarda bulunan hemşirelerin bu süreç boyunca ailelerinden uzak kalmaları, yıllık izin kullanılamaması, bulaş riski bulunan ortamlarda sürekli mesai yapıp, vakit geçirmeleri gibi nedenlerle birçok sorun ile karşılaşması kaçınılmaz olmuştur. Hemşirelerin bu dönemde özellikle psikolojik olarak tükenme noktalarına gelmeleri, mesleklerine ilişkin gelecek planları yapmasını engellemiştir. Ayrıca, en yakın aile bireylerinden uzak kalıp destek alamadan sürekli olarak çalışmaları tükenmişlik durumunu da beraberinde getirmiştir. Yapılan bazı çalışmalarda hemşireler mesleklerine ilişkin olarak gelecek kaygıları taşıdığı, mesleki anlamda ilerlemekle ilgili plan yapmak yerine mesleklerini bırakmayı düşündükleri bilinmektedir. Türkiye'de ve dünyanın farklı ülkelerinde emekli olmuş olan hemşirelerin görevlerine davet edilmeleri bu iddiayı kanıtlar niteliktedir. Bu çalışma kapsamında özellikle Türkiye'de Covid-19 pandemisiyle mücadele eden hemşirelerin yaşadıkları bireysel sorunların mesleki gelişimlerine etkisi ve bu durumdan kaynaklanan süreç incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Pandemi, Covid-19 Pandemisi, Hemşireler, Psikoloji, Gelecek Kaygı, Hemşirelik Mesleği

Bireysel sorunlarCOVID 19Hemşireler+4
Bilge Karadaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ameliyathane çalışanlarının ekip çalışmasına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi: Nitel bir çalışma

Araştırma, ameliyathane çalışanlarının, ekip çalışmasına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla nitel olarak yapıldı. Araştırma, Tekirdağ'da bulunan T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir devlet hastanesinde Kasım 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma evrenini, çalışma yapılacak olan hastanenin ameliyathanelerinde çalışan 18'i ameliyathane hemşiresi, 6'sı anestezi uzmanı ve 20'si cerrah olmak üzere toplam 44 ameliyathane çalışanı oluşturdu. Araştırmaya, ölçüt örnekleme yöntemine göre seçilen toplamda 20 ameliyathane çalışanı dahil oldu. Veri toplama aracı olarak açık uçlu 11 sorudan oluşan ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' kullanıldı. Verilerin analizinde tematik analiz yöntemi çerçevesinde MAXQDA 2020 programı kullanıldı. Ameliyathanede ekip üyeleri, ekip çalışmasını güven, ortak amaç doğrultusunda birleşmek, iş doyumu, zincirin halkası olmak ve arı kovanındaki arılar gibi birlikte çalışmak olarak tanımladılar. Ekip çalışmasını etkileyen, bireylere ilişkin faktörler; mesleki deneyim, empati yapabilmek, fikirlerini açıkça söyleyebilmek, duygular, konuşma tarzı/aksanlı konuşma, yaş, cinsiyet farklılıkları ve stres yönetimi becerisi, ekibe ilişkin faktörler; durumsal farkındalık, liderlik, eş güdümlü çalışmak, iş birliği, hiyerarşi, ameliyat öncesi kısa toplantıların (brifing) yapılması, iletişim, ekip üyelerine aşinalık ve yıkıcı davranışlar, çevresel faktörler; ameliyathane trafiğinin yoğun olması, ameliyathanenin sıcaklığı, cerrahi aydınlatma, ameliyathanedeki fiziki alan yetersizlikleri, gürültü, vakanın acil veya elektif oluşu, yönetime ilişkin faktörler; uzun çalışma saatleri, gelir adaletsizliği, ödüllendirme/destekleme, ekipman eksikliği ve çalışan sayısında eksikliktir. COVID-19 pandemi sürecinde çalışanların anksiyete yaşamaları, iş yükünün artması, kişisel koruyucu ekipmanların kullanılması, ekip üyelerinin farklı birimlerde görevlendirilmesi nedenleriyle ekip çalışması olumsuz olarak etkilenmiştir.

AmeliyathanelerAnesteziAnestezistler+5
Buse Balcı
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekirdağ Süleymanpaşa Aile Sağlığı Merkezlerinde sağlık çalışanlarının, çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanılama düzeyi ve etkileyen faktörler

Bu araştırma, Tekirdağ Süleymanpaşa İlçesinde Aile hekimliği biriminde görev yapan sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarına yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Tekirdağ Süleymanpaşa aile hekimliklerinde çalışan 116 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Araştırmada tüm sağlık çalışanlarına ulaşılması hedeflenmiştir. Ancak 22 sağlık çalışanı araştırmaya katılmak istemediklerini ifade etmişlerdir. Bu nedenle araştırma 94 sağlık çalışanı ile tamamlanmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkeni olarak "Tanıtıcı Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olarak ise "Çocuk istismarı ve ihmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu" kullanılmıştır. Araştırmada bulgularının değerlendirilmesinde yüzdelik dağılımlar, ortalama, ortanca, standart sapma kullanılmıştır. Sağlık çalışanlarının ölçek puanlarının normal dağılımının analizi için Shapiro-Wilk testi uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucu veriler normal dağıldığı için parametrik testler kullanılmıştır. Buna göre bağımsız örneklemler için t- testi, Oneway Anova ve Pearson Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Anlamlılık seviyesi olarak 0.05 kullanılmış olup, iki yönlü ve %95 Güven aralığında değerlendirilmiştir. Bu araştırmada, Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Riskleri Tanımlama Ölçeği'ne ait genel puan ortalamasının 3.86±0.30 olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçları bu doğrultuda incelendiğinde katılımcıların çocuk ihmal ve istismarı konusunda ortalama bilgi düzeyine sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu sonuçlar "Çocuk İhmal ve İstismarının Çocuktaki Fiziksel Belirtileri" alt boyutunda yüksek bilgi düzeyine sahip oldukları ve diğer alt boyutlar hakkında katılımcıların daha fazla bilgi edinmeleri gerektiği şeklinde yorumlanmıştır. Araştırma sonunda sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarına yönelik bilgi düzeylerine yönelik gerekli görüş ve öneriler sunulmuştur.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziCinsel istismar+6
Muaz Tepe
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel hastanede çalışan sağlık personelinin dönüştürücü liderlik ve örgüt kültürü ilişkisinin incelenmesi: Bir özel hastane örneği

Dönüştürücü liderlik olgusu, oluşturduğu vizyon ile çalışanları harekete geçirerek değişimsel sürekliliği sağlayan, politik, teknik ve kültürel sistemde yaptığı değişikliklerle örgütü yeni eğilime göre düzenleyen bir liderlik tarzı olarak son yıllarda birçok araştırmacının ilgisini çeken bir konudur. Bu araştırma, bir özel hastanede çalışan sağlık personelinin dönüştürücü liderlik özelliklerinin örgüt kültürü üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Kesitsel olarak planlanan araştırmanın evrenini, İstanbul'da faaliyet gösteren özel bir hastane oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri ise, anket tekniği ile toplanmıştır. Veri toplamak amacıyla Avolio&Bass tarafından geliştirilen ve Koç (2020) tarafından Türkçe geçerlik güvenilirlik çalışması yapılmış ''Dönüşümcü Liderlik Ölçeği'' ve Denison tarafından geliştirilen ve Yahyagil (2004) tarafından Türkçe geçerlilik güvenilirliği yapılmış ''Örgüt Kültürü Ölçeği'' kullanılmıştır. Ölçekler, İstanbul ilinde faaliyet gösteren bir hastanenin idari ve hasta hizmetleri birimlerinde çalışan 375 kişiye uygulanmış ve elde edilen veriler SPSS istatistik analiz programı ile analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, sağlık çalışanlarının dönüştürücü liderlik ve örgüt kültürü algıları ile cinsiyetleri arasında istatistikî olarak anlamlı bir ilişki olmadığı; diğer taraftan sağlık çalışanlarının dönüştürücü liderlik alt boyutları olan entelektüel uyarım ve uygun bir model olma (t=2,056; p<0,05) ve bireysel ilgi (t=2,182; p<0,05) ile örgüt kültürü alt boyutundan olan uyum (t=2,324; p<0,05) ölçeğinde hastanede çalıştıkları pozisyonlara göre anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Gerçekleştirilen korelâsyon analizi sonucunda, dönüşümcü liderlik alt boyutlarından ilham vererek güdüleme (r=0,632), entelektüel uyarım ve uygun bir model olma (r=0,636), grup amaçlarının kabul edilmesini sağlama (r=0,620) ile misyon arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Lider, Dönüştürücü Lider, Kültür, Örgüt Kültürü

Dönüşümcü liderlikLiderlikSağlık personeli+3
Sibel Orhan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplam kalite yönetiminin sağlık çalışanlarının hakları üzerine bir inceleme

Bu çalışmada "Toplam Kalite Yönetiminin Sağlık Çalışanları Hakları Üzerine Etkileri" incelenmiştir. Bu araştırmanın evrenini Tekirdağ İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliğine bağlı olan bir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi ve Devlet Hastanesinde çalışan yaklaşık 1000 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Örneklem ise evrende yer alan kolayda örnekleme yöntemi ile seçilmiş ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 197 sağlık çalışanından oluşmaktadır. Toplam Kalite Yönetiminin Sağlık Sektöründe uygulanması ile daha kaliteli, daha güvenilir, hataya yer vermeyen hizmet anlayışı ile hasta ve sağlık çalışan hakları açısından olumlu gelişmeler yaşanacağına inanılarak bu çalışma hazırlanmış ve elde edilen veriler ışığında analiz yapılmıştır. Çalışmada Toplam Kalite Yönetimine ilişkin ifadelere verilen cevaplar ile çalışanların demografik özellikleri arasında ve Çalışan Haklarına ilişkin verilen cevaplar ile çalışanların demografik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi için ki-kare analizi yapılmıştır. Demografik özellikleri cinsiyet, yaş, kurumda çalışma yılı, eğitim düzeyi, görevi ve meslekteki yılı açısından ayrı ayrı değerlendirilmiş ve sonuçlar kısmında belirtilmiştir. Sağlık çalışanlarının memnuniyet ve hakları ile ilgili katılımcılara yöneltilen sorulara verilen cevapların, çalışanların demografik özelliklerine göre bazı alanlarda farklılık gösterdiği, Beyaz Kod ve Kurum İçi İletişim ile ilgili çalışmaların memnuniyet yarattığı ancak Toplam Kalite Yönetiminin bu alandaki çalışmalarının yeterli görülmediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çalışan Hakları, Toplam Kalite Yöntemi, Sağlık Sektörü, Anket

Kalite yönetimiSağlık personeliSağlık sektörü+4
Dilay Kılınç
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarında insan papilloma virüsü farkındalık düzeyi

Serviks kanseri Türkiye'de ve tüm dünyada kadınları tehdit eden bir sorundur. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık her yıl 600000 yeni vaka bildirilmekte olup, 15 yaş üzeri kadınlarda en mortal 3. kanser olarak görülmektedir. Hastalığın patogenezine bakıldığında yaklaşık %95 oranında İnsan Papilloma virüsünün olduğu görülmüştür. İnsan Papilloma virüsü aynı zamanda her iki cinste de orofaringeal ve anogenital bölgenin kanserlerinden büyük oranda sorumlu tutulmaktadır. Virüsün en sık cinsel yolla temas ile bulaştırıldığı gösterilmiştir. Bu bağlamda cinsel olarak aktif kadın ve erkekler, %80 gibi yüksek bir oranda hayatlarının bir döneminde HPV ile enfekte olmaktadır. Virüs konaktan kaçış mekanizmaları ve vireminin az olması gibi nedenlerle immün sistem tarafından geç tanınır. Bu nedenle konak cevabı geç gelişir, immünite geç oluşur. Bu durum uzun süre immüniteden kaçan virüsün yıllar sonra klinik bulgu vermesine neden olarak gösterilebilir. HPV aşıları konak sisteminin gecikmiş cevabını önlemek için virüsü konağın immün sistemine tanıtmayı amaçlamaktadır. Virüsün kapsid proteinini taklit eden aşı belirli HPV tiplerini konağa tanıtmaktadır. Bu amaçla üç adet HPV aşısı piyasaya tanıtılmıştır. Aşılar içerdikleri HPV alt tiplerine göre bivalan, kuadrivalan ve nonvalan olmak üzere üç çeşit olarak piyasada mevcut olarak bulunabilir. Aşılar hem erkek hem kız cinsiyette önerilmektedir. Aşılar 9-14 yaş aralığında 2 doz olarak (iki doz arasında en az 6 ay olmalı), 15 yaş ve üzerinde 3 doz olarak uygulanır. Dozlar arası 12-15 aydan uzun tutulmamalıdır. Çalışmamızda sağlık çalışanlarında, her iki cinsiyette de büyük öneme sahip olan ancak ulusal aşı programımızda olmayan aşının, bilgi düzeyini ve bu konudaki tutum ve davranışlarını görmeyi amaçladık. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görev alan 18 – 65 yaş aralığında olan %24,5'i (n=62) erkek, %75,5'i (n=191) kadın olmak üzere toplam 253 katılımcı ile yapılmıştır. Çalışmaya katılmayı onaylayan herkese internet üzerinden anket yapılmıştır. Çalışmaya 18 yaşından küçük ve 65 yaşından büyük olanlar, sağlık sektörü dışında çalışanlar ve gönüllü olmayanlar dahil edilmemiştir. Çalışmamıza katılan kişilerin demografik verileri, HPV virüsü ve serviks kanseri hakkındaki bilgileri ve HPV aşısı hakkındaki bilgi ve tutumlarına yönelik sorular soruldu. Çalışmadan elde edilen sonuçlar incelendiğinde demografik verilerin HPV aşısı yaptırma durumuna göre anlamlı fark göstermediği, sağlık kontrollerine düzenli giden katılımcıların aşılanma oranının düzenli kontrollere gitmeyen gruba oranla daha fazla olduğu, HPV aşısı yaptırmış katılımcıların enfeksiyon hakkındaki bilgi düzeyi, aşılanmamış katılımcılardan daha yüksek olarak görülmüştür. Bu nedenle HPV aşısı bilgi tutum ve davranışları geliştirmek aşının kabul edilebilirliğini ve uygulamasını arttıracaktır.

FarkındalıkPapillomPapillomavirüs enfeksiyonları+4
Berk Dınlamaz
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastanelerde radyoloji birimi çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği algıları

İş sağlığı ve güvenli ği, son yıllarda tüm dünyada önem verilen bir konudur. Tüm sektörlerde çalışanların sağlığını ve güvenliğini koruyucu politikalar geliştirmek, yasalarla desteklemek ve uygulamak hem devletin, hem işverenin hem de çalışanların sorumluluğundadır. Tehlike düzeylerine göre sınıflandırılan işlerde uyulması gereken kurallar da farklılık göstermektedir. İş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmaması sonucu ortaya çıkabilecek sorunlar hem işletmenin hem de çalışanın iş yaşamının sonlanmasına neden olabilmektedir. Daha ileri düzeydeki ihmaller, çalışanların hayatlarına mal olabilmektedir. Bu çalışmada, hastanelerin radyoloji birimi çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği algıları ölçülmeye çalışılmıştır. Tehlikeli işler sınıfında yer alan hastanelerde, radyoloji bölümünde kullanılan makine ve ekipmanların yarattığı sağlığa zararlı etmenlerin çalışanlar tarafından ne kadar önemsendiği ve önlem alındığı çalışmada sorgulanan diğer bir konudur. Ayrıca bu bölümde çalışan personelin çalışma süreleri ile çalışma ortamındaki atmosfere ne kadar maruz kaldıkları incelenmiştir. Toplanan veriler, istatistiki analiz için SPSS programı yardımı ile analiz edilmiştir. Verilerin işlenmesinde, temel analiz teknikleri kullanılmış ve bulgular ortaya çıkarılmıştır. Çalışma sonunda elde edilen bulgulara göre radyoloji birimi çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği algı düzeylerinin genel olarak yüksek olduğu sonucuna varılabilir. Kurum içi verilecek eğitimlerle personelin iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının sürekli taze kalması sağlanmalı, çalışanların öneri ve talepleri kurum tarafından asla göz ardı edilmemelidir.

Kadrolu çalışanlarSaçınım-radyasyonSağlık personeli
Turgay Çanakçı
Tarsus University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir devlet hastanesinde çalışan sağlık personellerinin probiyotikler hakkında bilgi düzeyi ve tüketim alışkanlıklarının saptanması

Amaç: Bu çalışma Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir devlet hastanesinde çalışmakta olan sağlık personellerinin probiyotikler hakkındaki bilgi düzeylerinin ve probiyotik tüketim durumlarının saptanması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Burdur merkezinde bulunan Burdur Devlet Hastanesi'nde çalışan hekim hemşire ve diğer sağlık çalışanlarının probiyotik bilgilerinin saptanması ve probiyotik tüketim sıklığının belirlenmesi amacıyla 302 sağlık personeline yüz yüze anket uygulanmıştır. Gereç ve Yöntem: Katılımcılara üç bölümden oluşan bir anket uygulanmıştır. İlk iki bölümde katılımcıların demografik özellikleri ve beslenme alışkanlıkları araştırılırken, üçüncü bölümde ise probiyotik ürünler ile ilgili alışkanlık ve bilgileri araştırılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen veriler branş bazında ve yaş bazında pearson ki-kare testi yardımıyla istatistiksel olarak anlamlı olup olmadıkları araştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda kullanılan anketimize toplam 302 kişi katılmıştır. Ankete 20-30 yaş aralığında 58 kişi (%19,20), 31-40 yaş aralığında 128 kişi (%42,40), 41-50 yaş aralığında 116 kişi (%38,40) katılmıştır. Katılımcılar branş bazında incelendiğinde 41 hekim (%13,60), 161 hemşire (%53,30), 100 diğer sağlık personeli (%33,10) katılmıştır. Katılımcıların yaş ve branş bazında üçüncü bölümdeki sorulara verdikleri cevaplardan bir kısmı yapılan testlere istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Çalışma sonucunda elde edilen sonuçlar farklı testlerle istatistiksel olarak anlamlılık yönünden değerlendirilmiştir. Bununla birlikte çalışmanın literatüre fayda sağlayacağı düşünülmektedir.

Devlet hastaneleriProbiyotiklerSağlık personeli
Hasibe Kılcı
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hekim ve hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumu ve etkileyen faktörler

Günümüzde sıkça kullanılan tanımıyla sağlık bakımı ile ilişkili enfeksiyonlar (SBİE)/ hastane enfeksiyonları (HE), tüm dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde morbidite ve mortaliteye neden olan, hastanede kalış süresini uzatan, işgücü ve ekonomik kayıplara yol açan önemli bir sağlık problemidir. Hastane enfeksiyonları izolasyon önlemlerine uyum sağlandığı takdirde önlenebilir bir sorundur. İzolasyon önlemlerine uyumda sağlık çalışanları büyük bir öneme sahiptir. Bu araştırmanın amacı; hekim ve hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumu ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Araştırmanın verileri Nisan-Mayıs 2021 tarihlerinde Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde toplandı. Araştırmanın evrenini hastanede belirtilen tarihlerde çalışmakta olan 96 hekim ve 392 hemşire oluşturdu. Örneklem seçimine gidilmeyerek araştırmaya katılmayı kabul eden 80 hekim ve 305 hemşire araştırmayı tamamladı. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Formu, İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği (İÖUÖ) kullanıldı. İstatistiksel analizler için SPSS sürüm 24,0 paket programı kullanılarak, sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Student t, Mann Whitney U, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve LSD çoklu karşılaştırma testleri, Kruskal Wallis, All Pairwise çoklu karşılaştırma testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. Çalışmaya katılanların %70,4'ü kadın (n: 271), %29,6' sı (n:114) erkek, yaş ortalaması 31,58±6,81, toplam çalışma yılı ortalaması 7,54±6,23 tür. Hekimlerin izolasyon önlemlerine uyum puanının (67,5±8,28) hemşirelere (66,9±7,02) göre daha yüksek çıktığı fakat farkın istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı tespit edildi. Her iki meslek grubunun da izolasyon önlemlerine uyum puan ortalamasının genel ortalamanın üzerinde olduğu cinsiyet, eğitim durumu, çalışılan birim, mesleği severek yapma, güncel bilgileri takip etme durumunun izolasyon önlemlerine uyumu etkilediği saptandı (p<0,05). Hekim ve hemşireler tarafından izolasyona uyumu, iş yükünün artışının ve personel sayısının azlığının olumsuz, motivasyon desteğinin ise olumlu yönde etkileyeceği sonucuna ulaşıldı. Hemşire ve hekimlerin izolasyon önlemlerine uyumları konusunda kurumsal desteğin devamı ve verilen eğitimlerin güncel bilgiler ışığında düzenli aralıklarla tekrarlanması, uyumu etkileyen olumsuz faktörlerin iyileştirilmesine yönelik girişimler yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hekim; Hemşire; Hastane enfeksiyonu; Enfeksiyon kontrolü; İzolasyon; İzolasyon önlemleri

Bulaşıcı hastalık kontrolüBulaşıcı hastalıklarDoktorlar+5
Ertuğrul Sarı
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şırnak ili ve ilçelerindeki aile sağlığı merkezlerinin soğuk zincir uygulamalarının değerlendirilmesi

Bağışıklama programlarının başarısı yüksek aşı kapsayıcılığı kadar uygulanan aşının etkinliğine de bağlıdır. Aile sağlığı merkezlerinde soğuk zincir sisteminin varlığı ve işlemesi yaşamsal öneme sahiptir. Aile sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık personelinin soğuk zincir konusunda donanımlı bilgiye sahip olması var olan soğuk zincir malzemelerinin uygun kullanılması ve soğuk zincirin tam işleyebilmesi için önemlidir. Bu araştırma Şırnak ili ve ilçelerindeki aile sağlığı merkezlerinin soğuk zincir uygulamalarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Şırnak ili ve ilçelerindeki aile sağlığı merkezlerinde çalışan aile hekimi ve aile sağlığı elemanları araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Tanımlayıcı tipteki çalışmada örneklem seçimine gidilmeyerek evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Ağustos-Kasım 2021 tarihleri arasında çalışmaya katılmaya gönüllü olan 213 sağlık çalışanı ile araştırma yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında, soğuk zincir anketi ve soğuk zincir gözlem formu kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler hesaplanmıştır. Bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında anlamlılık ki kare testi kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul ve kurum izni alınmıştır. Aile sağlığı merkezlerinin %78,0'ında elektrik kesintilerinin aşılara sorun yaratacak kadar sık kesildiği; %87,8'inin buzdolaplarında donma göstergesinin olmadığı; sağlık çalışanlarının %53,5'inin soğuk zincir ile ilgili herhangi bir eğitim almadığı belirlenmiştir. Sağlık çalışanlarının yaş, cinsiyet, meslek ve meslekte çalışma yılına göre soğuk zincirin tanımını bilme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Sağlık çalışanlarının yaş ve meslek durumlarına göre DaBT-IPA-Hib ve OPA aşısının buzdolabında saklanma yerini bilme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak; sağlık çalışanlarının soğuk zincir konusunda bilgi eksikleri ve uygulama hataları bulunmaktadır. Soğuk zincirin teoriği ve uygulama esaslarıyla ilgili hizmet içi eğitim ve seminerler planlanmalı ve bunlar periyodik olarak tekrarlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Soğuk zincir; Aile sağlığı merkezi; Aile sağlığı elemanı.

Aile sağlığı merkeziSağlık personeliSoğuk zincir+1
Yavuz Adlım
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00

İlgili konular