Health personnel
923 theses under this subject heading
Duygusal zekâ ve örgütsel stres: Osmaniye'de sağlık çalışanları üzerine bir araştırma
Duygusal zekâ bireyin hayatının her alanında karşısında çıkmaktadır. İnsan aklını yönlendirmede etkili olan bu zekâ tipi, iş hayatında da son derece önemlidir. Bunun yanında birey iş hayatında ve yaşamında stres baskısı altındadır. İş hayatında örgütsel stres olarak da adlandırılan bu sorun çalışanlar ve işletmeler açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Hizmet sektörü içerisinde önemli bir yere sahip olan hastanelerde ise yapılan çalışmaların yetersiz olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı hastane çalışanlarında duygusal zekâ ve örgütsel stres arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Bu amaçla hazırlanan çalışmada öncelikle duygusal zekâ ve örgütsel stres kavramları üzerinde durulmuş, daha sonra bu kavramlar arasındaki ilişki incelenmiştir. Hastane çalışanlarının (n=147) duygusal zekâ düzeylerinin ölçülmesinde Petrides ve Furnham (2001) tarafından geliştirilen ve Deniz ve arkadaşlar (2013) tarafından Türkçe'ye uyarlanması yapılan ''Duygusal Zekâ Ölçeği kullanılmıştır. Çalışanların örgütsel streslerinin ölçülmesi için Şahin ve Durak (1995) tarafından hazırlanan "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda örgütsel stres ve duygusal zekâ arasında, pozitif ancak zayıf (r=0,455) bir ilişki olduğu saptanmıştır.
COVİD-19 pandemi sürecinde sağlık çalışanlarına uygulanan aşının dental anksiyete üzerine etkisi
Koronavirüs salgını tüm dünyayı ve ülkemizi son yıllarda etkisi altına almıştır. Bu salgında en çok çalışan hem fiziksel hem psikolojik zarara uğrayan kesim sağlık çalışanları olmuştur. Sağlık çalışanları hem bulaş riskine girip, kendisini ve ailesini riske atarken hem de zorlu çalışma şartlarıyla baş etmek zorunda kalmıştır. Ülkemizde ilk aşılanan popülasyon sağlık çalışanları olmuştur. Toplumda koronavirüs bulaşı korkusuyla artan dental anksiyetenin aşıdan sonra olan durumunu değerlendirmek ve sağlık çalışanlarındaki genel dental anksiyete durumunu değerlendirmek üzere çalışmamız planlanmıştır. Çalışmamızda amacımız sağlık çalışanlarında COVID-19 hastalığı sebebiyle artan dental anksiyeteyi etkileyen faktörlerin ve bu faktörler sonucu olan dental anksiyetenin saptanmasıdır.
Sağlık çalışanlarına yönelik fiziksel ve sözel şiddet sıklığı ve ilişkili faktörler
Amaç: Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, hasta veya hasta yakınları tarafından uygulanan sözlü, fiziksel ve/veya cinsel saldırı durumu olarak tanımlanmaktadır. Birçok sektörle karşılaştırıldığında daha yaygın olan bir halk sağlığı sorunudur. Sağlık personelinde depresyon, motivasyonda ve iş doyumunda azalma, sağlık hizmetlerinde verim düşüşü gibi önemli sorunlara neden olmaktadır. Bununla birlikte, şiddet önlenebilir bir sorundur. Risk faktörlerinin belirlenmesi, şiddeti önleme açısından önemlidir. Bu çalışma, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet sıklığını ve risk faktörlerini bulmayı amaçlamaktadır; sosyodemografik faktörler; cinsiyet, yaş, meslek, anksiyete, depresyon ve empati. Yöntem: Kesitsel nitelikteki bu çalışma 2019 yılında Hatay'da birinci(Aile Sağlığı Merkezleri ve 112 Acil Sağlık İstasyonları), ikinci(Devlet Hastaneleri ve Özel Hastaneler) ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında(Üniversite Hastanesi) yapıldı. Çalışmanın evreni Hatay'da bulunan 9966 sağlık çalışanı olup, çalışmanın örneklemi openepi örneklem hesaplama yöntemi ile seçilen 612 sağlık çalışanıdır[%95 Güven düzeyinde, Olayın görülme sıklığı %23, Uygun görülen sapma %4, Tasarım etkisi: 1.5]. Cevap vermeme oranları göz önüne alındığında % 10 ekleyerek 672 kişiye ulaşılması hedeflenmiştir. Çok aşamalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır; tabakalı, küme ve sistematik. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, fiziksel şiddet, sözel şiddet, şiddetle ilgili genel sorular, Empatik Eğilim Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği bölümlerinden oluşan anket uygulandı. Analizlerde Ki Kare, Mann-Whitney U, Lojistik Regresyon, Spearman Korelasyon, Student T, One Way ANOVA ve Kruskal Wallis testleri kullanıldı ve p<0,05 önemli kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda katılımcıların %50.0'si iş hayatı boyunca sözel veya fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Ayrıca %18,5'i her iki şiddet türüne de uğramıştır. Çalışma hayatı boyunca fiziksel şiddete uğrama sıklığı %18,8 iken sözel şiddete uğrama sıklığı %68,2 idi. Son 12 ayda ise fiziksel şiddete uğrama sıklığı %11,0 iken sözel şiddete uğrama sıklığı %57,9 bulundu. Acil serviste çalışmak, hekim olmak, hemşire olmak ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında çalışmak sözel şiddet için risk faktörüdür. Öfke, kaygı gibi kişilik faktörleri şiddetin en önemli nedenleri olurken, güvenlik önlemlerinin artırılması şiddeti engellemek için önde gelen önlemlerdir. Sonuçlar: Sağlık çalışanlarının yarısı sözel veya fiziksel şiddete uğramaktadır. Her beş çalışandan biri hem sözel hem fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Sözel şiddet fiziksel şiddetten daha yaygındır. Gerekli müdahalelerin yapılmaması durumunda sağlık sisteminde ciddi sorunlar doğacaktır. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanı, şiddet, empati, anksiyete, depresyon
Sağlık kurumlarında insan kaynakları uygulamaları üzerine bir araştırma: Gaziantep ili örneği
Bu inceleme de insan kaynakları uygulamalarının , sağlık kurumdaki etkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. 1055 sağlık personeline uygulanan anket sonucuna göre analizler yapılmış olup literatür araştırması ile birleştirilip yorumlanmıştır. İnsan kaynaklarında ki uygulamalarının sağlık seköründeki örnekleri ve önemi konu alınmıştır. Bu yüksek lisans tezinin birinci ve ikinci bölümlerinde literatür çalışması yapılmıştır. Birinci bölümde sağlık ile ilgili kavramlar açıklanmıştır. Bu kavramlar sağlık,sağlık kurumu, sağlık hizmeti, sağlık hizmetinin özellikleri genel bir anlatımla açıklanmıştır. İkinci bölümde personel kavramı, personel yönetimi, personel yönetimiin tarihçesi detaylı bir şekilde incelenmiş ve açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise insan kaynakları, insan kaynakları yönetimi kavramlarının ve uygulamalarının sağlık sektöründenki önemi, amacı vs arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu bölüm de araştırmanın amacı, yöntemi, kısıtları, araştırma modeli ve hipotezlerine yer verilmiştir. Son olarak da araştırmanın sonuç ve önerilerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: İnsan Kaynakları, İnsan Kaynakları Yönetimi, Sağlık Hizmetleri, Sağlık Çalışanları
COVID-19 sürecinde sağlık personelinin teletıp uygulamaları konusunda farkındalık düzeyi
Bu tez, Covid-19 pandemi sürecinde sağlık personelinin teletıp hakkındaki farkındalık düzeyini incelemiştir. Çalışmada 414 sağlık personeli katılımcısı sağlanmıştır. Sağlık personeli olmayan katılımcılar anket dışı bırakılıp değerlendirilmemiştir. Anket çalışması sonucuna göre çalışmanın analizleri yapılıp mevcut literatür incelenip, araştırması tamamlanarak yorumlanmıştır. Çalışmanın birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinde literatür çalışmalarına yer verilmiştir. Birinci bölümde; sağlık kurumlarında dijital e-sağlık kavramları ve teletıp ile olan ilişkisi açıklanmıştır. İkinci ve üçüncü bölümde ise; teletıp uygulamalarının kapsamı ve Covid-19 pandemisinin tele tıbba etkisi araştırılıp detaylı şekilde araştırılıp literatür incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise amaç, yöntem, sınırlılıkları, araştırma yöntemi, veri toplama aracı, örnekleminden ve hipotezlerden bahsedilmiştir. Son olarak ise, araştırmanın sonuçları ve önerilerine yer verilerek gerekli açıklamalar yapılıp araştırma tamamlanmıştır.
Sağlık çalışanlarının fiziksel aktivite seviyesi, depresyon düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi: Çankırı Devlet Hastanesi'nde bir çalışma
Fiziksel aktivitenin (FA) bedensel, bilişsel ve ruhsal sağlık üzerine bilinen birçok faydası vardır. Egzersizin depresyon belirtilerinin azaltması ve yaşam kalitesini artırması gibi olumlu etkileri bilinmesine rağmen, dünya nüfusunun büyük bir kısmı fiziksel olarak aktif değildir. Mesleki tükenmişlik riski yüksek olan sağlık profesyonellerinin de egzersize yeterince katılım sağlamadıkları bilinmektedir ancak literatürde fiziksel aktivite seviyesi, depresyon düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar sınırlıdır. Bu nedenle çalışmamızda sağlık profesyonellerinin fiziksel aktivite seviyeleri ile depresyon düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. Prospektif kesitsel bir anket çalışması olan bu çalışma Çankırı Devlet Hastanesi'nde yürütüldü. Hastanede çalışan 128 sağlık profesyoneli (20-55 yıl, 78K/50E) gönüllülük esasına dayalı olarak çalışma grubuna dahil edildi. Kişilere ait demografik bilgiler kaydedildi. Fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form, depresyon düzeyi Beck Depresyon Envanteri ve yaşam kalitesi Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Verilerin analizinde Spearman Korelasyon analizi kullanıldı. Fiziksel aktivite seviyesi ile depresyon düzeyi ve yaşam kalitesinin alt parametreleri arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki yoktu. Depresyon düzeyi ile yaşam kalitesinin bedensel alanı (r= -0.335, p<0.001), ruhsal alanı (r= -0.578, p<0.001), sosyal alanı (r= -0.436, p<0.001) ve çevresel alanı (r= -0.418, p<0.001) arasında negatif orta düzeyde bir ilişki vardı. Çalışma grubunun yalnızca %14'ü yürümeyi tercih ederken, %36.7'si fiziksel olarak aktif değildi. İşe ulaşım, sağlık profesyonelleri için fiziksel aktivitenin temelini oluşturuyor gibi görünmektedir. Sağlık profesyonellerinin fiziksel aktivite seviyesinin artmasını sağlayacak önemli bir faktör, depresyon ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkilerin olabilmesi için, fiziksel aktivite farkındalığı sağlayacak yaklaşımların planlanması olabilir. Fiziksel aktiviteyi değerlendirmede sübjektif yöntemler ve objektif yöntemleri birlikte kullanmak değerlendirme sonuçlarının daha objektif olmasına fayda sağlayabilir. Fiziksel aktivite seviyesinin düşük olmasına sebep olan bariyerlerin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: "Depresyon", "fiziksel aktivite", "sağlık profesyonelleri", "yaşam kalitesi."
COVID-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma, Covid-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma ilişki arayan tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın verileri "Koronavirüs 19 Fobisi (CP19-S) Ölçeği", "Ahlaki Duyarlılık Anketi", "İş Yaşam Kalitesi Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Veriler Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Korkuteli Devlet Hastanesi'nde araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden hemşirelerden ve doktorlardan toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (1074 kişi) ve doktorlar (883 kişi) ile Korkuteli Devlet Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (70 kişi) ve doktorlar (30 kişi) oluşturmaktadır. Örneklem sayısı G- Power 3.1.9.2 programı aracılığıyla hesaplanmıştır. Çalışmaya 205'i kadın 87'si erkek olmak üzere 292 kişi katılmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS 22.0 versiyonu ile yapılmıştır. Normal dağılım gösteren değişkenler One Sample t-testi ve One Way ANOVA testi, normal dağılım göstermeyenler ise Mann-Whitney U testi ve Kruskall-Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcıların %67.12'si hemşire, %70.21'i kadın, %29.79'u erkek, yoğun olarak %52.05 ile 20-31 arası yaş grubunda, %57.53'ünün evli ve %47.94'ünün çocuk sahibi olduğu saptandı. Katılımcıların %17.80'inin Covid-19 servisinde, %56.5'inin diğer yataklı servislerde çalıştığı, en fazla katılımcının %40.75 ile lisans eğitim seviyesinde ve %41.09 ile de 0-5 yılları arasında çalışma deneyimine sahip olan gruplardan oluştuğu bulunmuştur. Tanıtıcı özelliklerden sadece çalışılan yıl ile her üç ölçek arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. 24 yıl ve üzeri çalışanlarda Covid-19 korkusunun düşük, ahlaki duyarlılığın yüksek, iş yaşam kalitesinin düşük olduğu görülmüştür. Covid-19 Fobi Ölçeği ile cinsiyet, meslek, çocuk sahibi olma durumu, medeni durum, çalışılan servis ve yaş arasında yapılan analizler sonucu istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). Covid-19 Fobisi Ölçek toplam puanı ile İş Yaşam Kalitesi Ölçek toplam puanı ve Ahlaki Duyarlılık Anketi toplam puanı arasındaki ilişki incelendiğinde de istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). Çalışma sonuçları Covid-19 salgını korkusunun hemşirelerde ve doktorlarda iş yaşam kalitesi ve ahlaki duyarlılık durumları üzerinde etkili olduğu yönünde yordanabilir. Salgın durumunda en büyük risk altındaki sağlık çalışanları üzerinde daha büyük örneklem gruplarında daha çok çalışma yapılması önerilmektedir.
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanların, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumu
AMAÇ: Bu araştırmada İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde ihtisas yapan asistanların sağlığın geliştirilmesine yönelik sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumlarının belirlenmesi, bunların sosyodemografik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi, sağlıklı yaşam biçimini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve asistanlara sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda öneriler sunmak amaçlanmıştır.METOD: Kesitsel tipte olan araştırmada evreni, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanlar oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında 96'sı kadın, 139'u erkek olmak üzere toplam 235 asistan yer aldı. Mayıs-Ağustos 2010 aylarında yapılan çalışmada sosyodemografik bilgi anketi, GSA (Genel Sağlık Anketi), SYBDÖ (Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği) kullanılmıştır. Verileri değerlendirmede SPSS 16.0 İstatistik paket programı, analizlerde Ki-kare, ANOVA ve Bağımsız İki Grup Arasındaki T Testi, Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır.BULGULAR: Araştırma kapsamına giren asistanların %40.9'u kadın, %59.1'i erkek, %59.1'i evli, %47.7'si 30 yaşın altında ve yaş ortalaması 30.36±3.79'dur. Yüzde 50.6'sının dahili, %41.3'ünün cerrahi, %8.1'inin temel tıp bilim dallarında görev yaptığı, %55.7'sinin ekonomik durumunu orta olarak belirttiği, %53.0'ının çalıştıkları bölümden memnun, %29.1'inin kısmen memnun olduklarını, %62.0'ının ise sigara kullanmadıklarını ifade ettikleri saptanmıştır. Araştırmaya katılan asistanların Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği toplam puanı 116.31±17.80 olarak bulunmuştur. En yüksek puan ortalamasının kişilerarası ilişkiler, en düşük puan ortalamasının ise fiziksel aktivite boyutuna ait olduğu belirlenmiştir. Evli olanlarda sağlık sorumluluğu puanı, temel tıp bilim dalında görev yapanlarda SYBD toplam puanları daha yüksek bulunmuştur. Çalıştıkları bölümden memnun olanların kendini gerçekleştirme, kişilerarası ilişkiler ve stres yönetimi puanları; yöneticiler ile ilişkisi iyi olan asistanların kendini gerçekleştirme, beslenme ve SYBD toplam puanları; yıllık asistan eğitimi programına katılan asistanların ve mesai arkadaşlarıyla ilişkileri iyi olanların SYBD puanlarının hemen hepsi yüksek bulunmuştur. Genel sağlık durumu iyi olanların %41.1'inin, kötü olanların %91.7'sinin genel ruhsal sağlığı da kötüdür. Genel sağlık durumu ile genel ruhsal sağlık durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). GSA toplam puanı ile SYBD toplam puanı arasında korelasyon yapılmış ve negatif bir ilişki bulunmuştur (r= -0.25 p= 0.001).SONUÇLAR: Çalıştıkları bölümden memnun olma, mesai arkadaşlarıyla iyi ilişkilerin olması, yıllık asistan eğitim programı almaları SYBD'larının çoğunu olumlu etkilemektedir. Genel sağlık durumu iyi olanların fiziksel aktivite, beslenme, stres yönetimi ve SYBD toplam puanı daha yüksek bulunmuştur. Asistanların SYBD'dan en az aldıkları puan fiziksel aktivitedir. Fiziksel aktivite yapmalarına uygun aktiviteler düzenlenmesi sağlanabilir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları olumlu hale geldikçe genel ruhsal sağlık durumu da daha iyi olmaktadır. Sağlık çalışanları, kendi yaşam biçimlerini düzeltmelidirler. Mesleki sorumlulukları ve sosyal rolleri gereği sürdürdükleri yaşam biçimleri ile rol modeli olma ve sağlık hizmeti verdikleri grubu etkileme özelliğine sahiptirler.Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Genel Ruhsal Sağlık Durumu.
Turgut Özal Tıp Merkezi çalışanlarında hasta bina sendromu görülme sıklığı ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu çalışma, Turgut Özal Tıp Merkezi binasında çalışanlarda HBS semptomlarının, görülme sıklığının ve ilgili olabilecek bazı faktörlerin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır.Materyal-Metod: TÖTM'nin tüm birimlerinde çalışan 2500 kişiden gönüllü olarak 951 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Kişilerin sosyodemografik verilerini ve HBS ile ilgili semptomları ve bazı özellikleri saptamaya yönelik anket uygulandı ve katılımcıların saturasyon ölçümü yapıldı. İkinci aşamada iç hava kalitesini değerlendirmeye yönelik ısı, CO, CO2 ve bağıl nem düzeyleri değerlendirildi.Bulgular: Katılımcıların %62.1'inde HBS tespit edilmiştir. Stres değerlendirmesi ile HBS ilişkisi, sürekli bir ilaç kullanma ve çalışılan ortamın sıklıkla çok sıcak olarak değerlendirilmesi ile HBS bulunma durumu ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Çalışmaya alınanların HBS olup olmadıkları, lojistik regresyon analizi kullanılarak değerlendirildiğinde; kronik hastalık varlığı, ortamın sıklıkla çok sıcak veya ara sıra çok aydınlık olarak değerlendirilmesi, semptomlar nedeniyle doktora başvurup tanı almalarının etkileyici faktörler olduğu tespit edildi. Yapılan 36 ölçüm sonucunda CO2 çalışma ortamlarının % 69.4' ünde sınır değerin üzerinde çıkmıştır. Çalışma ortamlarının hiçbirinde CO miktarı sınır değer olan 9 ppm'in üzerinde çıkmamıştır. Yalnızca Klima Dairesi ve Mutfak Deposu 20 Cº'nin altında çalışma ortamları olup, çalışma ortamlarının % 72.2'sinde ortam sıcaklığı 24 Cº'nin üzerinde bulunmuştur. Çalışma ortamlarının %77.8'inde rölatif nem seviyesi sınır değer olan %30'un altındadır. Bu çalışmada, HBS semptomlarından en sık görülenler sırası ile yorgunluk ve bitkinlik (%67.1), başağrısı (%59.5), boğaz kuruluğu (%53.6), gözlerde yanma ve batmadır (%52.4).Sonuç: Günümüzün büyük kısmını geçirdiğimiz binaların sağlık etkilerini bilmek ve önlemlerimizi buna göre almak çalışanların iş performanslarını arttıracak, iş kalitesini iyileştirecek, nedeni belirlenemeyen sağlık sorunlarının ortaya konulmasını sağlayarak gereksiz iş kayıplarını ve sağlık harcamalarını önlemede etkili olacaktır.Anahtar Kelimeler: Hasta Bina Sendromu, İç ortam hava kalitesi, TÖTM, Hastane, ısı, nem, CO2.
Personel güçlendirmenin örgütsel etkililiğe katkısı üzerine bir alan araştırması
Çağdaş yönetim uygulamalarından biri olan personel güçlendirme hem örgüt hem çalışan düzeyinde birçok avantajları da beraberinde getirmektedir. Günümüz örgütlerinin en önemli unsuru konumunda bulunan insan kaynağı niteliği veya beşeri sermaye düzeyi örgütlerin geliştirmeleri için çaba sarf etmesi gereken başlıca örgüt unsurudur. Örgütler ise yaşamlarını devam ettirebilmek için sahip oldukları beşeri ve maddi kaynakları olabilecek en etkili şekilde değerlendirmelidirler. Örgütsel etkililiğe ulaşmak da ancak bu şekilde mümkündür. Bu çalışmada sağlık sektörü içerisinde yer alan ve her geçen gün sağlık hizmetlerinden yararlanma adına daha önemli aktör haline gelen özel hastanelerde uygulanmakta olan personel güçlendirme faaliyetlerinin kurumların örgütsel etkililiklerini arttırmalarında bir katkısının olup olmadığı varsa bunun düzeyi incelenmiştir. Buradan hareketle önce alanyazın taraması yapılarak ilgili çalışmalar ve bu çalışmalarda kullanılan ölçme araçları incelenmiştir. Pilot uygulaması yapılarak ölçme araçlarının ön testi yapılmış ve daha sonra çıkan sonuçların olumlu olmasıyla birlikte ölçme araçları bu çalışma için de uygulanmıştır. Anket uygulaması İstanbul, Ankara ve Çorum illerinde 3 özel hastanede toplam 531 personel ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda kurumlarda yapılan personel güçlendirme faaliyetlerinin örgütsel etkililik düzeylerini arttırmalarında sınırlı da olsa bir katkısının olduğu tespit edilmiştir.
X ve Y kuşağı sağlık çalışanlarında tükenmişlik düzeylerinin incelenmesine ilişkin bir uygulama
Türkiye'de son yıllarda sağlık sektöründeki reformlar ve inovasyon süreci sağlık sektöründe hizmet kalitesini ve hastane yoğunluğunu etkilediği görülmektedir. Hastanelerde yoğunluğun artması, sağlık sektörü çalışanlarının iş yoğunluğunu ve çalışma performansını arttırmıştır. Büyük şehirlerde yaşamanın zorluklarına ek olarak sosyal hayat faaliyetleri ve iş yoğunluğu, sosyal bir meslek icra eden sağlık çalışanlarının motivasyonunu, çalışma performanslarını ve çalışma arzusunu olumlu ya da olumsuz etkilemektedir. Bu araştırma ile sağlık çalışanlarının X ve Y kuşak özelinde çalışma performansına etki eden faktörler belirlenerek, çalışanların performansını ve yaşam kalitelerini arttırmaya yönelik bulgular elde edilmek istenmektedir. Bu etkileşim her kuşakta farklı şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda X ve Y kuşak sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri incelenecektir. Sağlık çalışanlarının kuşaklar arası özellikleri bağlamında tükenmişlik düzeylerini ortaya koyarak, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi sağlık çalışanlarının tükenmişliklerine etki eden faktörleri belirlemek ve bu faktörlerin etki düzeylerini saptamak amaçlanmıştır. Bu kapsamda araştırmanın birinci bölümünde alan yazın taranarak tükenmişlik kavramları ve kuşaklar açıklanmıştır. Daha sonra kuşaklar ve tükenmişlik ile ilgili yapılan yerli yabancı araştırmalar incelenmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde ise araştırmanın yöntemi ve gereçleri ortaya konulmuştur. Araştırmada nicel araştırma metedolojisi içerisinde ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma Ankara ilinde hizmet veren Atatürk Eğitim Araştırma hastanesi 2291 sağlık çalışanı evreninde, 266 örnekleminde gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda X ve Y kuşaklarına (yaşa) göre tükenmişlik boyutlarının arasında anlamlı bir farkın olmadığı görülmektedir. Araştırma katılımcılarının tükenmişlik ile ilgili algıları benzerlik göstermektedir. Ancak Tükenmişliğin duygusal boyutu ile katılımcıların cinsiyet, çalıştığı birim, çalışma yılı, çalışma saati ve gelir durumları arasında anlamlı bir farkın olduğu bulunmuştur. Ayrıca çalışma saatleri ile kişisel başarı hissi arasındaki ilişkide de anlamlı bir fark bulunmuştur. Anahtar Kelimler: Sağlık Çalışanı, Kuşak, Tükenmişlik
Erkek sağlık çalışanlarında sigara içme davranışı, sigarayı bırakmanın belirleyicileri ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma, erkek sağlık çalışanlarında sigara içme davranışı, sigarayı bırakmanın belirleyicileri ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel türdeki bu araştırma Haziran-Ağustos 2021 tarihleri arasında Amasya iline bağlı Merzifon, Suluova ve Gümüşhacıköy ilçelerindeki birinci ve ikinci basamak sağlık kurumlarında görev yapan, 18 yaş ve üzeri, 250 erkek sağlık çalışanı ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 22.0 programı aracılığı ile yüzdelik, ortalama, ki-kare testi, Fisher's exact testi, Anowa ve normal dağılım göstermeyen verilerde Kruskal Wallis H test ve Mann Whitney U Test ile binary lojistik regresyon ve doğrusal regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma grubunun sağlık okuryazarlığı genel indeks puan ortalaması 41,1±5,1'dir. Sağlık okuryazarlığı düzeyinin %50,8 oranı ile yeterli olduğu, yeterli sağlık okuryazarlığı düzeyinin sigara içenlerde %48,9, sigara içmeyenlerde %53,5 olduğu belirlenmiştir. Sigara içen erkek sağlık çalışanlarının sağlık okuryazarlığı düzeyi; lisansüstü eğitim alanlarda en fazla olup (p<0.000), hekim/diş hekimi grubunda diğer ünvanlara göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.000). Sigara içen katılımcıların Fagerström nikotin bağımlılık puan ortalaması 3,2±2,7 olarak bulunmuştur. Nikotin bağımlılık puanları ile sigaraya ilk başlama yaşları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde ilişki belirlenmiştir (p<0,000). Sigara içen erkek sağlık çalışanlarının %55'i düşük, %25,5'i orta, %19,5'i yüksek derecede nikotin bağımlısı olduğu tespit edilmiştir. Sağlık algısını orta olarak belirtenlerin %44,4'ünün yüksek düzeyde nikotin bağımlısı olduğu görülmüştür (p<0,05). Yalnızlık, stres, öfke nedeniyle sigara içme nedenleri ile nikotin bağımlılığı düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlılık belirlenmiştir (p<0,05). Erkek sağlık çalışanlarının tütün politikalarını caydırıcı bulmadığı görülmüştür (p<0,05). Sigarayı bırakma öz-yeterliliği düşük olanların %39,5'nin yüksek düzeyde nikotin bağımlısı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sağlık okuryazarlığı düzeyi mükemmel olan katılımcıların %51,4'ünün, yeterli olanların %42,9'unun iki ay içerisinde sigarayı bırakamayacağı saptanmıştır (p<0,000). Sonuç olarak, erkek sağlık çalışanlarında sigara içmenin ve sigarayı bırakmann risklerine karşı düşük farkındalığın sağlık okuryazarlığı düzeylerinden etkilendiği belirlenmiştir.
Turnover intention in relation to job demands and burnout; The moderating effect of job embeddedness
This study aims to investigate how the turnover intentions of healthcare professionals are related to certain characteristics of job demands and burnout. It also examines the moderating role of job emmbeddeness as a buffer between the impacts of emotional labor, workload on burnout within the Turkish healthcare environment. The direct and indirect effects of emotional labor, perceived workload, burnout, and job embeddedness on turnover intention are tested via path analysis. The results of this study show that emotional exhaustion dimension of burnout fully mediates the effects of emotional labor and workload on turnover intentions. Workload and surface acting are positively associated with burnout; whereas, deep acting correlates negatively with burnout. Job embeddedness moderates the effects of these job-related demands on turnover intentions. The findings of this research can provide some new insights into how the turnover intentions of healthcare professionals are related to certain aspects of job demands and burnout. Since burnout is becoming more and more prevalent in all industries, particularly the helping professions, there is an urgent need to address this issue in the shortest span of time as to avoid serious consequences related to burnout, turnover intentions and other withdrawal behaviors. Job embeddedness applications can help improve retention of employees by providing them a wide range of resources to utilize when challenged by various job demands. It can be a tool to boost not only the well-being of the healthcare providers and the patient but also the functioning of the organization and the system. Key words: Turnover intention, burnout, emotional labor, workload, job embeddedness, path analysis
Psikolojik sermayenin tükenmişlik sendromu üzerinde etkisi: Sağlık çalışanları üzerinde bir araştırma
Bu çalışmada, psikolojik sermaye yaklaşımı ile tükenmişlik sendromu hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın temel amacı sağlık çalışanlarının psikolojik sermaye düzeylerinin tükenmişlik sendromu üzerine olan etkisini saptayabilmektir. Çalışma Bursa ili Gemlik ilçesinde bulunan özel ve kamusal alanda faaliyet gösteren sağlık kurumlarında çalışan 228 sağlık çalışanı üzerine gerçekleştirilmiştir. Araştırma için kişisel bilgi formu, Luthans Psikolojik Sermaye Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeğinden oluşturulmuş 55 sorudan meydana gelen bir anket uygulaması yapılmıştır. SPSS 22 programı yardımı ile frekans ve güvenirlilik analizleri ile psikolojik sermayenin tükenmişlik sendromuna etkisi için regresyon analizi ve psikolojik sermaye ile tükenmişlik sendromu arasındaki ilişkinin belirlenebilmesi için korelasyon analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, sağlık çalışanlarının psikolojik sermaye düzeylerinin tükenmişlik sendromunu anlamlı ve negatif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu sonuca göre, çalışanların psikolojik sermaye düzeyleri arttıkça tükenmişlik düzeylerinde azalışlar beklenmektedir.
Kadın sağlık çalışanlarında toplumsal cinsiyet algısı ve depresyon ile ilişkisi
Kadın sağlık çalışanlarında depresyon yaygın görülen bir ruhsal hastalıktır ve toplumsal cinsiyet algısının depresyon gelişiminde etkili olabileceği düşünülmektedir. Amaç; kadın sağlık çalışanlarında toplumsal cinsiyet algısı ve depresyon ilişkisinin ve ilgili etmenlerin belirlenmesidir. Tanımlayıcı kesitsel tipte olan araştırma, Kasım 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde yapılmıştır. Çalışmanın evrenini kurumda çalışan tüm kadın sağlık çalışanları (2116) oluşturmaktadır ve çalışmaya 1502 kişi (%70,9) katılmıştır. Veri toplama aracı olarak, genel bilgi formu, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ve Epidemiyolojik Araştırmalar Merkezi Depresyon Ölçeği (CES-D) kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi, Kruskal-Wallis, Man-Whitney U, Student-t, Anova testleri ve lojistik regresyon kullanılmıştır. Analizler SPSS 23.0 programı kullanılarak yapılmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 37,19'dur, %74,6'sı lisans ve üzeri öğrenim düzeyine sahiptir ve %65,5'i evlidir. TCAÖ puan ortalaması 101,34'dir (%95 G.A: 100,62-102,06). Öğrenim düzeyi, baba öğrenim düzeyi, eş öğrenim düzeyi, toplumsal cinsiyet kavramı hakkındaki bilgisi ve yaşanılan toplumda toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu düşünme toplumsal cinsiyet algısının yordayıcılarıdır. Katılımcıların CES-D puan ortalaması 20,05'tir (%95 G.A: 19,52- 20,57) ve konut mülkiyeti, haftalık çalışma saati, geçmiş depresyon tanısı, ailede psikiyatrik hastalık tanısı, sağlık algısı, ilgisiz ebeveyn özellikleri, büyüdüğü ve yaşadığı ailede toplumsal cinsiyet eşitsizliği depresyon için yordayıcı değişkenlerdir. TCA-Ö VE CES-D puanları arasında negatif yönlü ve zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik atılan her adımın, kadın ruh sağlığında koruyucu ve iyileştirici etki sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: toplumsal cinsiyet, depresyon, kadın sağlık çalışanı, toplumsal cinsiyet eşitliği
İçsel pazarlama yaklaşımının örgütsel bağlılık üzerine etkisinin değerlendirilmesi: Sağlık işletmelerine yönelik bir uygulama
Günümüzde sağlık işletmelerinde sağlık hizmet sunumlarının daha etkin ve verimli yürümesi, kalitenin artırılması, maliyetlerin düşürülmesi ve çalışan örgütsel bağlılığının sağlanması etkin içsel pazarlama çalışmasına bağlı bulunmaktadır. Etkili içsel pazarlama sağlık sektöründe yaşanan çok hızlı bilişim ve teknolojik gelişmeler, hastaların taleplerinde görülen farklılıklar, kaynakların ayrımında kullanılan vb. tür gelişmeler, sağlık çalışanlarının daha zor ve karmaşık görevleri ile karşı karşıya kalmaları sonucu geliştirilen bir yaklaşım biçimidir. Bu tez çalışmasında; sağlık sektöründe görev yapan sağlık çalışanlarının içsel pazarlama yaklaşımının örgütsel bağlılık üzerindeki etkisi konusunda görüş düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma'nın evrenini Balıkesir İlinde T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı olarak faaliyette bulunan Balıkesir Devlet Hastanesi ve Özel Sevgi Hastanesi'nde çalışan 450 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini 262 sağlık oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Ankette çıkan sonuçların analizi için SPSS programlarından yararlanılmıştır. Veri analizinde frekans, yüzde değerler, t testi ve anova istatistiksel yöntemleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, sağlık çalışanlarının kadın (%82,1), 35-45 yaş arası (%34,7), evli (%68,3), Önlisans (%45,0), toplam mesleki deneyimi 1-4 yıl (%28,4), diğer servislerde çalışan (18,7) ve hemşire (%71,8) oldukları tespit edilmiştir. Yine çalışmada sağlık çalışanlarının örgütsel bağlılık algı düzeylerinin eğitim durumu, içsel pazarlama algı düzeylerinin deneyim süresi, içsel pazarlama ve örgütsel bağlılık algı düzeylerinin çalıştıkları birim gruplarına göre anlamlı farklılık gösterdiği, içsel pazarlama ile örgütsel Bağlılık arasındaki ilişkinin anlamlı olmasından hareketle içsel pazarlamanın örgütsel bağlılığa anlamlı bir katkı yaptığı söylenebilir.
Sosyal sermaye ve pozitif psikolojik sermayenin kültürel zekâyla ilişkisine yönelik sağlık sektöründe uluslararası bir çalışma
Farklılıkları kavrayarak uyum sağlayabilme yeteneği olarak ifade edilen kültürel zekâ kavramı son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. Bireyin farklılıklar karşısındaki tutumlarını kültürel zekâ ile ilişkilendirerek bireysel ve sosyal özellikleriyle ele alan çalışmalara literatürde rastlanılmamıştır. Bu çalışma ile kültürel zekâ kavramı pozitif psikolojik sermaye ve sosyal sermaye kavramıyla uluslararası düzeyde ele alınmıştır. Sağlık çalışanlarının pozitif psikolojik sermaye ve sosyal sermayelerinin kültürel zekâ ile ilişkisi, Avrupa, Balkan ve Uzak Doğu ülkelerini temsil eden İsveç, Romanya, Güney Kore ve Türkiye bağlamında incelenerek uluslararası bir çalışma ortaya çıkarılmıştır. Çalışmada evreni oluşturan dört ülkedeki 987 sağlık çalışanından anket tekniğiyle toplanan veriler istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonunda sağlık çalışanlarının sosyal sermayeleri ve pozitif psikolojik sermayeleriyle kültürel zekâları arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler ortaya çıkarılmıştır. Demografik faktörler ve alt boyutlar arasındaki ilişkiler dikkate alınarak ülkeler arasında sıralama yapılmış ve Türkiye'nin mevcut durumu ortaya konulmuştur. Bilişsel ve motivasyonel kültürel zekâ boyutları açısından Türkiye, Romanya, Güney Kore ve İsveç sıralaması ortaya çıkmıştır. Pozitif psikolojik sermaye alt boyut düzeyleri bakımından Türkiye iyimserlik dışında son sırada yer alırken sosyal sermayenin alt boyutları açısından dört ülke arasında ortada olduğu tespit edilmiştir.
Duygusal emek ve işkoliklik arasındaki ilişki:Sağlık çalışanları üzerine bir araştırma
Günümüzde giderek artan rekabet ortamı, çalışanlara yönelik beklentilerin artmasına, çalışanların da bu beklentilere karşılık vermek istemesine neden olmaktadır. İşverenlerin sürekli kendisini geliştirebilen, müşterilere karşı gerek duygusal gerekse iş gücüyle yüksek performans sergileyebilen çalışan gereksinimleri artmıştır. Bu durum örgütsel davranış disiplini içerisinde bazı kavramların öneminin artmasına neden olmuştur. Bu araştırmayla kendini işine kaptıran, işini yaparken büyük haz ve heyecan duyan ya da daha yüzeysel duygular içerisinde bulunan bireylerin çalışma eğilimleri arasındaki muhtemel ilişkinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın amacı kapsamında Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğü'nde çalışanlara yönelik bir anket çalışması yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi Gebze ilçesine bağlı olan İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesi ve Aile Sağlığı Merkezleri'nde çalışan 220 personel olarak belirlenmiştir. Dağıtılan anketlerden 205 tanesi analize tabi tutulmuştur. Araştırmada derlenen veri seti SPSS 22 istatistik programında analize uygun getirilmiştir. Analize uygun hale getirilen veriler Korelasyon analizi, T testi ve Anova analizine tabi tutulmuştur. Yapılan araştırma sonucunda, duygusal emek ve işkoliklik arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulunmuştur. Duygusal emek düzeyinin artması işkolikliğin artmasına neden olmaktadır. Ayrıca evliler de daha fazla işkoliklik eğilimindedir. Derinlemesine rol yapma eğilim en çok 21-37 yaş aralığında görülmektedir. Doktorlarda yüzeysel rol yapma oranı diğer sağlık çalışanlarına göre sık olarak ortaya çıkmıştır. Lise mezunlarında derinlemesine rol yapma ve kompulsif çalışma diğer eğitim durumlarına göre daha yüksek çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: İşkoliklik, Duygusal Emek, Sağlık Çalışanları
Sağlık çalışanlarının COVİD-19 aşısını kabulü
Amaç: Sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısını kabulü, hem COVID-19 tanısı alan hastaları ile yakın temasta bulunmaları ile artmış enfeksiyon riski taşımalarından dolayı hem de aşı konusunda topluma rehberlik etmelerinden dolayı oldukça önemlidir. Bu çalışma ile sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısını kabulünün irdelenmesi, tereddüte sebep olan durumların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: Bu çalışmada; 1 Nisan-1 Temmuz 2021 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi'nde görev yapan sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısı yaptırıp yaptırmamaları, aşıyı yaptırma/yaptırmama nedenleri bir anketle sorgulanmıştır. Çalışmada 1096 sağlık çalışanının anket sonuçları değerlendirilmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 33.2± 8.9 olan katılımcıların %71.7'si kadın, %49.4'ü evli, %42.9'u hemşire veya ebe idi. Çalışmaya katılan sağlık çalışanlarından %30.6'sı kendisinin, %46.1'i birlikte yaşadığı kişilerin COVID-19 tanısı aldığını belirtti. Tüm sağlık çalışanlarında COVID-19 aşısı olma yüzdesi %81, doktorlarda %92, hemşire/ebelerde %76, yardımcı sağlık personelinde %81, teknik/idari personelde %77 olarak tespit edildi. Yakınlarını hasta etmekten korkmak, aşının koruyucu etkileri hakkında bilgilendirilmek, aşıyı güvenilir bulmak ve hasta olmaktan korkmak en sık COVID-19 aşısı olma nedenlerinden iken; etkinliği konusunda endişe, yan etki korkusu, COVID-19 geçirme ise en sık aşı olmama nedeni olarak belirtilmiştir. Sonuç: COVID-19 aşısının kabulünde 30 yaşından büyük olmak, çocuk sahibi olmak, hamile olmamak, tıpta uzmanlık/doktora/yüksek lisans sahibi olmak, doktor olmak, üç yıl ve üzeri çalışma yılında olmak, en az bir defa grip aşısı olmuş olmak daha yüksek aşı kabul yüzdesi ile ilişkili bulunmuştur. Toplumda ve tüm sağlık çalışanlarında aşı ile ilgili yeterli ve ikna edici bilgilendirmeler yapılması ve oluşan tereddütlerin iyi analiz edilip çözüm önerileri ile birlikte sahaya yansıtılabilmesi önemli bir gerekliliktir. Anahtar kelimeler: Aşı kabulü, COVID-19, pandemi, sağlık çalışanları.
Hedonik tüketim davranışını belirleyen demografik faktörlerin analiz (Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi sağlık personeli örneği)
Çağımızda hızla gelişen teknoloji ve bilişim alanındaki değişmeler tüketim olgusuna farklı bir boyut kazandırmıştır Gelişen iletişim araçları sayesinde tüketicilerin tüketim ihtiyaçlarına sürekli şekil verilmeye çalışılmaktadır. Bu çaba dâhilinde işletmelerin pazarlama faaliyetlerinin arzu edilen sonuçlara ulaşması için tüketicilerin davranışlarının incelenmesi ve analiz edilmesi zorunluluk haline gelmiştir. Yapılan araştırmalar sonucu tüketicilerin, sorunlarına maksimum faydayı bulmaya çalışan rasyonel problem çözücülerden daha farklı boyut ve özellikleri olduğu kabul edilmiştir. Tüketiciler sadece ihtiyaçlarını gidermek için alışveriş yapmamakta aynı zamanda, tüketim deneyiminden haz almaya çalışmaktadırlar. Bu yüzden ürün ve markaların sembolik anlamları rekabet avantajı sağlamada en önemli araçlardan birisi haline gelmiştir.Hedonik tüketim olarak adlandırılan bu yaklaşım tüketiciyi anlamak açısından önemli bir ipucu olmakta ve pazarlama araştırmacılarının işlerini ve rekabet güçlerini artırma yolunda önemli bir rehber konumundadırlar.Demografik faktörlerin hedonik tüketim üzerine etkileri için yapılan bu çalışmada birinci bölümde tüketici davranışları kavramı ele alınmış, ikinci bölümde Hedonik Tüketim olgusu tarihsel gelişimi ile incelenmiş ve son bölümde ise analizler yoluyla hedonik tüketim ve demografik faktörler arasındaki etkileşim saptanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Tüketici Davranışları, Hedonizm, Hedonik Tüketim
Tükenmişlik sendromunun örgütsel bağlılığa etkileri: Bir sağlık kuruluşunda uygulama
Örgütsel amaca ulaşmada en büyük fayda sağlayan insan faktörünün, örgüt içerisinde karşılaştığı stres faktörleri ile baş edebilme yeteneği büyük önem taşımaktadır. Tükenmişlik sendromu, bu stres faktörleri sonucu ortaya çıkan, yavaş ve sinsice ilerleyen, çalışanın verimliliğini ve örgüte olan bağlılığını azaltan bir süreçtir. Yavaş ve sinsice ilerleyen bu süreçte çalışan ve örgütler, tükenmişlik sendromu ile baş etme yollarını bulmak zorundadır. Tükenmişlik sendromunun ortaya çıkış nedenlerini, belirtilerini ve baş etmeye yollarını bilmek ve bunları uygulayabilmek örgütler için önemli bir durumdur. Tükenmişlik sendromunun önlenmesi ile beraber örgütsel bağlılık düzeyi de artacak ve örgütün amaca ulaşması daha kolay olacaktır.Bu kapsamda tükenmişlik sendromunun örgütsel bağlılık üzerindeki etkilerinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Eskişehir İli'ndeki bir kamu hastanesinde çalışan personelin tükenmişlik sendromu düzeyinin belirlenerek, örgütsel bağlılığa etkilerini demografik özelliklere göre belirlenmesi araştırmamızın amacını oluşturmaktadır. Bu araştırma sonucunda az düzeyde de olsa tükenmişlik duygunun örgütsel bağlılığı olumsuz etkilediği ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Tükenmişlik, Tükenmişlik Sendromu, Örgüt, Örgütsel Bağlılık
Sağlık çalışanlarında iş sağlığı güvenliği ve motivasyon ilişkisi
Bu çalışma; Şanlıurfa İli Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan sağlık çalışanlarının iş sağlığı güvenliği ile iş motivasyonu arasındaki ilişkiyi tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tanımlayıcı çalışma 15.11.2019-16.03.2020 tarihleri arasında 1870 sağlık çalışanı ile yürütülmüştür. Veriler çalışanların özelliklerini ve iş sağlığı güvenliği bilgilerini içeren anket formu ve Çok Boyutlu İş Motivasyon Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik, X² testi, bağımsız gruplarda t testleri (ındependent samples test, One-Way ANOVA) kullanılmıştır. Katılımcıların %45,7'si 30-39 yaş aralığında, %51'i kadın, %76,7'si evli, %40,4'ü hemşire, %36,9'u 6-10 yıl mesleki çalışma deneyimine, %47,1'i lisans ve üstü eğitime sahiptir. Katılımcıların, %39,6'sı az tehlikeli sınıfta çalıştığını; %99,6'sı işyerinde acil durum planları hazırlandığını, %76,6'sı işyerinde yangınla mücadele ve tahliye tatbikatı yapıldığını; %58,8'i sağlık muayenelerinin düzenli yapıldığını, %37,8'i koruyucu ekipmanları sıklıkla kullandığını, %39,7'si Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bilgilendirme toplantıları ile iş sağlığı güvenliği mevzuat bilgilerine ulaştığını söylemiştir. Sağlık çalışanlarında işe devamsızlık sorunu yaşama ve sağlık muayenelerinin düzenli yapılması ile eğitim arasında istatistiksel anlamlı ilişki vardır.Çok boyutlu iş motivasyon ölçeği ve alt ölçeklerin puanları erkeklerde kadınlardan daha fazla, iş sağlığı güvenliğinde görev hak ve sorumlulukları kadınlardan daha az bildiği belirlenmiştir. Mesleklere göre çalışanlar arasında çok boyutlu iş motivasyon ölçeği ve altı alt ölçeğin puanları farklıdır. İş sağlığı ve iş güvenliği konusunda uygulamalı ve teorik eğitimler arttırılarak verilmeli ve çalışanlarda iş sağlığı güvenliği ve motivasyonu arttırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı, İş Güvenliği, İş Sağlığı Güvenliği, Motivasyon, Sağlık Çalışanları
Doktor-yöneticilerin yönetsel becerilerinin çalışanların iş tatmini üzerindeki etkileri: Sağlık işletmelerine yönelik bir araştırma
Bu çalışma, Bursa ilinde faaliyet gösteren bir özel hastane işletmesinin çalışanları üzerinde gerçekleştirilmiştir. Doktor-yöneticilerin yönetsel becerileri hakkında çıkarımlarda bulunularak, söz konusu becerilerin çalışanların iş tatmini üzerindeki etkileri ölçümlenmiştir. Doktor-yöneticilerin yönetsel becerilerinin değerlendirilmesinde astlarının görüş ve önerilerine başvurulmuştur. Çalışma online anket yöntemi ile gerçekleştirilmiş olup, anket hastanede görev yapan 297 çalışan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada karar alma, problem çözme, liderlik ve iş tatmini olmak üzere 4 ayrı ölçek kullanılmıştır. Araştırma bulguları doktor-yöneticilerin karar alma, problem çözme ve liderlik becerilerinin çalışanların iş tatmini üzerinde etkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Hasta güvenliği kültürünün hasta bakım kalitesine etkisinde yansıtıcılığın aracılık rolü
Günümüzde sağlık kuruluşlarının hizmet verdiği çevresel koşullar, teknoloji, hastalıkların türleri, yayılma hızları ile beşerî, sosyal ve ekonomik etkileri, baş döndürücü bir hızla değişerek daha karmaşık ve daha belirsiz bir hal almaktadır. Bu değişim ve belirsizlik hali, geçmiştekilerden daha hızlı ve etkileri daha yıkıcı olabilmektedir. Bu durum, sağlık kuruluşlarını çalışma koşullarını ve sistemlerini gözden geçirmeye, değişime ve yeniliğe zorlamaktadır. Sağlık kuruluşlarının gelişim ve adaptasyon çabaları arasında hasta güvenliği kültürü ve hasta bakım kalitesini sürekli geliştirmek, artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu araştırmada genel olarak hasta güvenliği kültürünün değişkenleri olan; takım iklimi, güvenlik iklimi, iş tatmini, stres algısı, yönetim algıları ve çalışma koşullarının hasta bakım kalitesi değişkenleri; bireylerarası kalite, teknik kalite, yönetsel kalite ve çevresel kalite düzeylerine etkisinde yansıtıcılık boyutunun aracılık rolünün olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada hasta güvenliği kültürünün hasta bakım kalitesine ve yansıtıcılığa etkisi ile sağlık çalışanlarının demografik özelliklere göre hasta güvenliği kültürü, hasta bakım kalitesi ve yansıtıcılığa yönelik algılarının farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya Türkiye genelinde kamu ve özel sağlık kuruluşlarında görev yapan 718 sağlık çalışanı katılmıştır. Araştırma hipotezlerini test etmek amacıyla Hayes tarafından geliştirilen model 4 aracılık yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; hasta güvenliği kültürünün hasta bakım kalitesini ve yansıtıcılığı olumlu düzeyde etkilediği görülmüştür. Yansıtıcılık hasta bakım kalitesini etkilemektedir. Hasta güvenliği kültürünün hasta bakım kalitesine etkisinde yansıtıcılığın aracılık rolü tespit edilmiştir. Ayrıca sağlık çalışanlarının hasta güvenliği kültürü, hasta bakım kalitesi ve yansıtıcılık algı düzeylerinde cinsiyet, coğrafi bölge, çalışma sektörü, meslek, çalışılan pozisyon ve mesleki kıdem değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür.