Savaş

Bu konu başlığı altında 407 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

1980-2015 yılları arasında savaşın kavramsal haritası

Bu çalışmada 1980-2015 yılları arasında kullanılan savaş kavramlarının popülerliğinde yaşanan değişimler sunulmuştur. Çalışmada "Savaşın özü itibari ile aynı kalmasına rağmen Soğuk Savaş Dönemi'nde ve sonrasında neden farklı savaş kavramları kullanılmıştır?" sorusuna yanıt aranmıştır. Uluslararası İlişkiler literatüründe kavramların yerine değinildikten sonra 'geleneksel savaş' ve 'modern savaş' kavramları üzerine bir literatür taraması sunulmuştur. Çalışmanın bir sonraki kısmında savaş kavramlarının popüleritesinin gösterilebilmesi için dergi taraması yapılmış, 'Google scholar' ve 'scopus' veri tabanlarından elde edilen bilgiler incelenmiştir. Bu bağlamda savaş kavramlarının popülerliğini gösterebilmek için literatürde yer almaya başlayan yeni savaş, dördüncü nesil savaş, bileşik savaş, ayaklanma/ayaklanmayı bastırma ve hibrid savaş kavramları incelenmiştir. Çalışmanın bir sonraki kısmında International Studies Quarterly, Journal of Peace Research, International Security, Journal of Conflict Resolution, Journal of Strategic Studies ve International Organization dergilerinin 1980-2015 yılları arasında yayınlanan sayıları incelenmiştir. Bunun ardından Carl von Clausewitz'in yıllara göre aldığı atıf oranlarının belirlenmesi için 'scopus'tan faydalanılmıştır. Elde edilen somut veriler ışığında 1990'lardan itibaren popüler olmaya başlayan kavramların belirli zaman aralıklarında etkili olduğu, fakat bu etkilerin bir süreklilik arz etmediği sonucuna varılmıştır.

Kavram analiziKavramsal bilgiModernizm+5
Rumeysa Canıdemir
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Büyük güçlerin kıskacındaki "küçük müttefik": Birinci Dünya Savaşı'nda ve sonrasında Nasturiler

Bu tezin amacı, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinde Büyük Güçlerin vaatleri çerçevesinde isyan eden Nasturilerin, neler yaşadıklarını ve isyanlar sonunda neler elde ettiklerini ayrıntılı bir şekilde incelemektir. Bu tez, Nasturilerin savaş sırasında yaptıklarının karşılığı olarak, savaş sonunda kendileri için bir Nasturi devletinin kurulmasının gerekliliğine ilişkin olarak savundukları iddialara odaklanmaktadır. Tezde öncelikle Nasturilerin kim olduğu ortaya konulmaya çalışılmış, daha sonra millet sistemi içerisindeki Nasturilerin konumu ele alınmıştır. Misyonerlik faaliyetlerinin Nasturilere olan etkisi incelendikten sonra, Birinci Dünya Savaşı sürecinde Nasturilerin faaliyetleri irdelenmiştir. Son olarak, Türk İstiklâl Savaşı sürecinde Nasturilerin nasıl hareket ettikleri tespit edilmiştir. Bu tezde, birincil ve ikincil kaynaklara müracaat edilmiştir. Birincil kaynak olarak ATASE ve Milletler Cemiyeti'nin arşiv belgeleri kullanılmıştır. Yaşanan olaylar kronolojik bir sıra takip edilerek incelendiğinden dolayı olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisi net bir şekilde ortaya konmuştur. Konuya belgeler ışığında bakıldığında, Büyük güçlerin bölgedeki siyasi emelleri doğrultusunda Nasturilerden istifade ettikleri tespit edilmiş ve bununla birlikte Nasturilerin talepleri karşılanmayınca savaş sonunda yaşadıkları bölgelerden göç etmek durumunda kaldıklarını gözlemlemek mümkün olmuştur. Anahtar Kelimeler: Nasturiler, İsyan, Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı, Büyük Güçler

Dünya Savaşı IMilli MücadeleMilli Mücadele Dönemi+6
Yusuf Dinçel
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çevre tarihi perspektifinden III. Mehmed'in 1596 eğri (Eger) seferi

Bu tez, III. Mehmed'in 1596 yılında ordusunun başına geçerek Eğri'ye düzenlediği askerî harekâtı ve 1596 tarihli Eğri Seferi Rûznâmesi'ni çevre ve iklim tarihinin metodolojisini kullanarak ele almaktadır. Zaman ve mekân olarak muharebe anlarının kendisinden daha çok yer kaplayan askerî harekât süreci üzerinde iklimin, çevrenin ve bunlarla ilişkili bir çerçevede de lojistiğin nasıl bir etkisinin olduğu incelenmektedir. Doğanın savaşın gidişatı ve askerlerin fiziksel-psikolojik durumu üzerinde nasıl bir rol oynadığı sorusunun cevabı, mücadele eden tarafların asker sayıları, silah teknolojileri, askerî eğitim ve strateji farklılıkları bir kenara bırakılarak cevaplandırılacaktır. Askerî tarih çalışmalarında pek yapılmadığı haliyle, kuşatmaları ve meydan savaşlarını ana odak noktası haline getirmeyerek sefer sürecinde yaşanan insan ve doğa ilişkilerine mercek tutulacaktır.

Askeri faaliyetlerAskeri harekatlarAskeri tarih+7
Bilal Hamza Erbaş
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cengiz Han'ın Orta Asya seferleri

Timuçin, babasının Tatarlar tarafından öldürülmesinden sonra zor yaşam koşulları altında ve uzun mücadeleler neticesinde 1196 tarihinde Moğol İmparatorluğu'nu kurmuş, 1206 yılında ise Cengiz Han unvanına mazhar olmuştur. Neredeyse dünya karasal yüzölçümünün 1/3'ünü yöneten Cengiz Han tarih sayfalarında unutulmaz izler bırakmış ve "Tanrı'nın Kırbacı" olarak anılmıştır. 13. yüzyılın başlarında tarih sahnesine çıkan Moğollar büyük bir İmparatorluk kurmuşlardır. Bu süre içinde karşılarına çıkan orduları yenmekle kalmamış, çevresinde kendisine başkaldırıda bulunacak hiçbir siyasi gücü bırakmamıştır. Moğolların efsanevi lideri Cengiz Han oluşturduğu yasalarla Moğol Devletini tek bir çatı altında toplamış ve "Cihan Hâkimiyeti" idealine dayanan siyasi bir bilinçle büyük bir ulus meydana getirmiştir. Cihan hâkimiyeti idealine dayanan bu siyasi bilinç Moğolların birçok şehri istila etmesine, yakıp yıkmasına ve birçok insanın ölümüne sebep olmuştur. Bu dönemde yapılan askeri seferler sonucunda İç Asya ve Orta Asya coğrafyalarındaki birçok göçebe kabile devletiyle beraber Tangut, Karahıtay (Kitan) ve Hârizmşahlar gibi bölgenin güçlü devletleri de hâkimiyet altına alınmıştır. Moğol ordusunun önemli komutanlarından olan Cebe Noyan ve Subutay Noyan efendileri Cengiz Han'dan aldıkları müsaade ile batı yönünde Kafkasya ve Güney Rusya üzerine önemli seferler yapmışlardır. Bu durdurulamayan "Savaş Makinesi"'nin büyük lideri, 1224 yılında Kuzey Çin üzerine gerçekleştirdiği sefer sırasında vefat etmiştir. Dünyanın en büyük imparatorluğunu kuran Cengiz Han, bozkır devlet geleneğinde önemli bir rol oynamıştır. Askeri başarılar ve yasalara dayalı güçlü bir imparatorluk tesis ederek ününü tüm dünyaya duyurmuştur. Bu büyük liderin maceralar, muazzam savaşlar ve üstün başarılarla dolu hayatı, tüm milletlerden tarihçilerin ve araştırmacıların her zaman ilgisini cezp etmiştir. Anahtar Kelimeler: Cengiz Han, Hârizmşahlar, Moğollar, Moğol seferleri

Cengiz HanHarezmşahlarMoğollar+4
Menşure Güney
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The post-war and postmodern English campus novel: Lucky Jim by Kingsley Amis and Changing Places by David Lodge

The present thesis focuses on a particular fictional event – the campus novel – having a long developmental history but largely a product of the twentieth century, which is a very complex artistic and literary period encompassing various other literary periods, and also historical and cultural periods, as well as many literary movements and trends. Its first part is twofold consisting of realism or traditional versus modernism or modernist art and literature. Modernism is the late modern experimental and innovative art standing as a self-reflection and a late modern self-criticism of modernity. The period after the 1960s is the contemporary historical, social and cultural condition, which is called postmodern period or postmodernity. It is a reaction to modernity; also, postmodern as adjective refers to a particular period in literary and perhaps cultural history and to a set of aesthetic styles and principles. The reflecting mentality and artistic practice of postmodernity is called postmodernism or postmodernist art and literature; hence postmodernism is a reflexive cultural phenomenon or attitude of the postmodern period, an aesthetic phenomenon, and a reaction to modernism as late aesthetic modernity. But there is also a period after World War 2, which lasted for some ten or fifteen years, called the post-war period and coming before the postmodern one. In the second half of the twentieth century on the whole, the most prolific and popular genre is novel, which developed a remarkable typology: Angry Young fiction (Braine, Amis, Brain, Wain), neo-realist novel, campus novel, philosophical and visionary novel (Golding, Murdoch), magical realism (Carter, Rushdie), historiographic metafiction (Swift, Ackroyd), postcolonial novel (Rushdie, Ali), and so on. The two novels that constitute the main concern of our study – Lucky Jim by Kingsley Amis and Changing Places by David Lodge – represent the post-war period and the postmodern period, respectively. We embark on their comparison on the premises that they are both campus novels and as such, even if they belong to different periods and trends, they can be subject to a comparative approach in order to reveal their similarities and differences with regard to both their thematic perspectives and narrative strategies. Having the academic background, which is open to larger social and cultural contexts, as its central element, the campus novel receives in Lucky Jim by Kingsley Amis a realist perspective specific to the post-war English literature of the Angry Young Man with its social and moral concerns, and the drama of individual consciousness in constructing the protagonist. A prolific novelist and literary critic, David Lodge provides his campus novel with various postmodern aspects, such as metafictional elements, intertextual perspectives, fragmentariness, and so on, while primarily employing the structuralist principle of "binary opposition" and making it acquire a structural dimension in his Changing Places.

Amis, KingsleyLodge, DavidWar+2
Tolga Aktürk
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Savaş ve çatışma bölgelerinde sağlık hizmetleri

Dünyanın kuruluşu kadar eski denilebilecek savaş kavramı en basit şekilde iki tarafın kendi çıkarları veya emelleri için farklı şekillerde çatışmaları olarak tanımlanabilir. Bu çalışmada savaş ve çatışma kavramlarının tanımları yapılmış, savaşların türlerinden bahsedilmiş ve savaşın kısa bir tarihini anlatılmıştır. Dünyadaki önemli savaşlardan örnekler verilerek konunun daha iyi anlaşılmasını sağlanmaya çalışılmıştır. Teorik başlangıç bilgilerinden sonra çalışmanın ana konusu olan tarihte savaş bölgelerinde verilen sağlık hizmetleri anlatılmıştır. Bu bağlamda; ilk olarak, askeri sağlık hizmetleri için verilen eğitimlerden, bu eğitimler için açılan eğitim hanelerden, kullanılan malzemelerin neler olduğuna dair bilgiler içeren kısa bir tarih bilgisi verilmiştir. Çalışmada sağlık hizmetlerinin hukuki boyutuna değinildikten sonra, Osmanlı Devletinden günümüze kadar yapılan savaş dönemi sağlık hizmetleri süreci anlatılmıştır. Daha sonra günümüz dünyasında yaşanan savaşlarda ki askeri sağlık hizmetlerine değinilmiş, yaşam koridoru gibi temel kavramlar hakkında ulaşılan bilgiler verilmiştir. Sonuç bölümüyle çalışma tamamlanmıştır. Her ne kadar savaşlar devletler hükümetler arasında yapılsa da bundan zarar gören hep insanlar olmuştur. Bu nedenle çalışmamızın savaş ve çatışma bölgelerinde sunulan sağlık hizmetlerine katkıda bulunulması amaçlanmıştır.

SavaşSavaş alanlarıSavaş hukuku+4
Selçuk Baş
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Sonradan çıkan iç savaş olaylarında Sahabenin içtihatları

Müslüman gruplar arasındaki muasır olayların çoğunu tedavi edecek kaynak olması için iç savaş olaylarında başlarına gelen musibetle ilgili sahabe fikrinin ortaya çıkarılması İç savaş olaylarında başlarına gelen musibetlerle ilgili sahabe fıkhı ve içtihatlarından mümkün olduğunca fıkhî teori oluşturmasını özetlememiz mümkün mü? Başlarına gelen afetler her şekli kapsıyor mu? Onların içtihat ve çabaları çelişkili durumları ile birlikte tüm şekilleri içeriyor mu? Bu içtihatlar muasır olayların tedavi edilmesinde (ele alınmasında) yarıyor mu? Müslüman gruplar arasındaki iç savaşlarda içine düştükleri en tehlikeli sorunları ilk asra bağlı köklü, fıkıh için İslam ümmetinin ihtiyaçları içinde konunun ehemmiyetini simgeler. 1- Sahabe döneminde iç savaş olaylarını açıklamak, uyum sağlamak ve birini diğerinden ayırmak. 2- Sahabenin içtihatlarında olanları açıklamak ve bu içtihatları da mezhep ulemalarının bu konudaki keşif ve usule dönüştürmesi. 3- Fıkhi mezhep ve ulema görüşleri ışığında sahabenin ihtilaf ettikleri arasında tercihlerin belirlenmesi. Bu konuda birçok metot izleyecek bunlardan içtihatları, fetvaları İyice incelemek maksadıyla tümevarım metodu, metotlar arasında analitik tümdengelim ve istidlal metodu ve kıyası tüm çeşitleri elle tutulur mantıksal sonuçlara ulaşmak maksadı ile kullanmıştır. 1- Müslümanlar arasındaki iç savaşların hükümleri Müslümanların kafirlerle savaş hükümlerinden çok farklı hükümleri vardır. Müslümanların bunlarla imtihanında yerine getirmesi ve bilmesi gerekenler vardır. 2- isyancılarla savaş fitne ile savaştan farklıdır. İsyancılarla fitne arasında savaş, haricileri öldürmekten farklıdır. Bu durumlardaki hüküm; asli ve feri tafsili hükümlere bağlıdır. Aralarındaki karışım Muasır musibetler karşısında şiddetli çatışmalara sebep olmasıdır. 3-Sahabe fetvaları ve içtihatları Müslümanların başlarına gelen musibetlerle alakalı benzer olaylarda hüküm vermeye faydalı olan zengin bir kaynak sayılır.

Saad Alahmad
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XII. yüzyıl İslam ve batı kaynaklarına göre I. Haçlı Seferi sırasında Yahudiler

Haçlı Seferleri, dünya tarihinin en önemli din savaşları arasında yer almaktadır. XI. yüzyılın sonlarına doğru başlayan bu seferler, yaklaşık iki yüzyıllık bir dönemi kapsamaktadır. Haçlı Seferleri, her ne kadar Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında cereyan etse de Hıristiyanlarca Hz. İsa'nın katili olarak görülen Yahudilerin de bu seferlerden etkilendikleri görülmektedir. Özellikle I. Haçlı Seferi'nin Yahudiler üzerine etkisi büyük olmuştur. Bu bağlamda araştırmamızda I. Haçlı Seferi sırasında Haçlıların Yahudilere bakış açıları, sefer sırasında Almanya'nın Ren bölgesinde yaşayan Yahudilere yönelik gerçekleştirdikleri saldırılar ve Haçlıların Ortadoğu'da ele geçirdikleri yerlerdeki Yahudilere yönelik yaklaşımları ele alınmıştır. Çalışmanın ana kaynaklarını XII. yüzyıla ait İslam, Haçlı, Bizans, Ermeni, Süryani ve Yahudi kaynakları oluşturmaktadır. Ayrıca konuyla ilgili Batı'da yapılan müstakil çalışmalardan da önemli ölçüde yararlanılmıştır. Söz konusu kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrultusunda, I. Haçlı Seferi'nin Avrupa'nın Almanya bölgesinde yaşayan Yahudiler ve Kudüs'te yaşayan Yahudiler için büyük bir yıkımla sonuçlandığı görülmektedir. Hıristiyan toplumunda Yahudi karşıtı eğilimlerin daha rahat bir şekilde açığa çıkmasını sağlayan Haçlı Seferleri, Yahudilerin Hıristiyanlar arasında ne kadar zayıf bir azınlık olduğunu gözler önüne sermiştir. Bundan sonraki süreçte Yahudiler, Hıristiyanların saldırılarına daha açık hale gelmişlerdir. Yabancı literatürde Haçlılar ve Yahudileri ele alan birçok çalışma bulunmakla birlikte konuyla ilgili Türkçe yapılan araştırmalar yok denecek kadar azdır. Bu bağlamda araştırmamız söz konusu eksikliğin giderilmesi bakımdan önem arz etmektedir.

12. yüzyılBilgi kaynaklarıDinler tarihi+6
Melek Kaya
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk tarihinde Şuşa (1750- 8 Kasım 2020)

Bu çalışmada, Azerbaycan ve Türk Dünyası'nın kadim şehirlerinden biri olan Şuşa'nın incelenen süreç içerisinde yaşadığı siyasi, askeri, sosyal, iktisadi ve kültürel gelişimi ortaya konulmuştur. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan tarihi doküman inceleme tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda hem Türkiye hem de Azerbaycan ilmi kaynaklarından istifade edilmiştir. Çalışmada belirlenen konu çerçevesinde Karabağ'ın coğrafi ve tarihi durumu kapsamından bölgenin stratejik önemine dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda Rus yönetimi tarafından Azerbaycan'ı parçalayan Hanlıklar dönemini, Karabağ'a planlı bir şekilde Ermenileri yerleştirmesi, Karabağ hanlarından Penahali Han döneminde Şuşa'nın kuruluşu, Safevi-Afşar-Kaçar dönemleri, Bolşevik ve Taşnak katliamları, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde bölgenin durumu, eğitim, sosyo- kültürel ve sanatsal yönleriyle Şuşa yöresinde yetişen dünyaca ünlü şahsiyetler ele alınmıştır. Ayrıca Şuşa'nın Sovyetlere geçiş süreci, Moskova yönetiminin Karabağ politikası, Birinci Karabağ Savaşı öncesi Ermenilerin ayrılıkçı faaliyetleri, Sumgayıt olayları, 20 Ocak Bakü katliamı, toprakların işgali, Hocalı soykırımı, işgale yönelik BM ve AGİT kararları, Rusya başta olmak üzere emperyal güçlerin 30 yıllık oyalama ve öteleme politikası farklı açılardan ortaya konulmuştur. Bilhassa 'Şuşa Zaferiyle Sonuçlanan Toprakların İşgalden Kurtuluşuna giden süreç olan Nisan 2016 Tovuz olayı, ardından tüm dünyanın canlı olarak izlediği 44 günlük II. Karabağ Savaşı ve bu savaşın seyrini değiştiren Rusya, ABD, Avrupa özellikle İran'ın Ermenistan yanlısı tutumu irdelenmiştir. Anahtar sözler: Türk, Azerbaycan, Kafkasya, Karabağ, Şuşa, Zafer.

Azerbaycan-ŞuşaKafkasyaKarabağ+4
Yeşim İlbaylı
Siirt University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Savaş nedeniyle Suriye'den göç etmiş tek ebeveyn olan annelerin dayanıklılığı

Bu araştırmada savaş nedeniyle Suriye'den göç etmiş tek ebeveyn olan annelerin dayanıklılıklarını incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla yapılan araştırma nitel desendedir. Araştırmanın çalışma grubunu zorunlu göç sonrası Ankara iline yerleşen tek ebeveynli ailelerdeki anneler oluşturmaktadır. Suriye'den göç eden 10 anneye ölçüt ve kartopu örnekleme yöntemleri ile ulaşılmıştır. Çalışma grubuna dahil edilme ölçütleri savaş nedeniyle Ankara'ya göç etmek ve tek ebeveyn olmak olarak belirlenmiştir. Katılımcıların yaşları 23 ile 60 arasında değişmekte ve ortalama katılımcı yaşı 41'dir. Araştırma kapsamında gerçekleşen görüşmelerde araştırmacı tarafından hazırlanan Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler tematik analiz yöntemiyle analiz edilmiş ve toplam iki ana tema ile yirmi iki alt temaya ulaşılmıştır. Ana temalar "Dayanıklılığı Artıran Faktörler" ve "Dayanıklılığı Azaltan Faktörler" olarak isimlendirilmiştir. Araştırma bulguları annelerin dayanıklılığını etkileyen koruyucu faktörleri ve risk faktörlerini ortaya koymuştur. Anneler ekonomik zorluklar, sosyal destek eksikliği, kadınlara yönelik tacizkar tutumlar, geçmiş travmatik yaşantılar, dil engeli, ebeveynlik stresi gibi faktörleri dayanıklılık için risk faktörü olarak değerlendirmişlerdir. Annelerin içsel ve dışsal kaynaklarla kendilerine baş etme biçimleri geliştirmeleri, sosyal desteğe sahip olmaları, toplumsal cinsiyet eşitliğini deneyimlemeleri, temel ihtiyaçlarının karşılanması, kültürel değerlerin korunabilmesi, çocukların varlığı gibi faktörler ise annelerin dayanıklılıkları için koruyucu faktör olarak ifade ettikleri faktörlerdir. Araştırma sonucunda ulaşılan bulgular alan yazın ışığında tartışılmıştır.

GöçlerMültecilerSavaş+2
Ebrar Üstün Gümüşsoy
Hacettepe University
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Savaş, din ve şehitlik: Bizans'ın Müslüman düşmanları (VII.-X. yüzyıllar)

Elinizdeki tezi hazırlarken asıl amacımız, VII. yüzyılda İslâm'ın ortaya çıkışından X. yüzyılda Bizans İmparatorluğu'nun Müslümanlara yönelik siyasî mücadelesinde ve savaş arenasında dinî söylemlere ne ölçüde müracaat ettiğini ve bu söylemlere imparatorluğun içinde bulunduğu siyasî konjonktürün ve ihtiyaçlarının ne şekilde etki ettiğini tespit etmek ve bu söylemlerin Müslümanlara karşı bir "kutsal savaş" düşüncesini ortaya çıkarıp çıkarmadığını keşfetmektir. Romalılar ilk dönemlerinden itibaren dinle son derece yakın ilişkiler kurmuşlar, bu durum Bizanslılar tarafından Hristiyanlıkla devam ettirilmiştir. I. Konstantinos'tan itibaren imparatorlar Hristiyanlık aracılığıyla meşruiyetlerini kanıtlamak ve otoritelerini güçlendirmek istemişlerdir. Kilise ise imparatorluğun siyasî gücünü kendi emelleri için kullanmaya çalışmıştır. Böylece iki taraf arasında çıkarlarlara dayalı bir ilişki kurulmuştur. Bizans'ın Kilise ile kurmuş olduğu bu ortaklık sosyal, siyasî ve kültürel alanlarda değişikliklere yol açmış ve Bizans kimliğinin Romalı ve Hristiyan kavramları altında şekillenmesini sağlamıştır. İmparatorlukta Müslümanların ve onlara yönelik mücadelenin algılanışı siyasî konjontür, dolayısıyla dönemlere göre değiştirmiştir. VII. yüzyılda Bizanslılar Müslüman saldırılarını dinî bir hareket olarak görmekten çok siyasî bir Arap fetih silsilesi olarak algılamışlardır. VIII. yüzyılda Müslümanların Bizans'tan ele geçirdikleri bölgelerde kalıcı olduklarının anlaşılması ve iki taraf arasındaki iletişimin gelişmesi Bizanslıların Müslümanların bir dinî görüş çerçevesinde fetihler yaptıklarını anlamalarına sebep olmuştur. IX. yüzyılda imparatorluğun iç ve dış politikada yaşamış olduğu değişimlerin Müslüman algısını sertleştirdiği görülmektedir. X. yüzyıldaysa imparatorluğun hilâfetle gerçekleşen mücadelelerinin artması ve onlara yönelik saldırgan bir politika izlemesi artış gösteren sert dinî söylemin daha da gelişmesine yol açmıştır. Bu durum modern araştırmalarda Bizans'ın Müslümanlara karşı bir kutsal savaş düşüncesine sahip olup olmadığı sorusunu gündeme getirmiştir. Kutsal savaş düşüncesini akla getiren cihâd ve Haçlı Seferleri örneklerinde olduğu gibi Bizanslılar da siyasî konjonktüre göre dini savaşlarda bir motivasyon aracı olarak kullanmaya çalışmışlardır. Ancak dinin savaş sahasındaki kullanımı, Bizans'ın din-siyaset geleneği ve coğrafî koşulları sebebiyle kendisine özgü bir nitelik kazanmıştır.

AzizlerBizans İmparatorluğuHristiyanlar+7
Mert Nalbant
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The "Endless" Syrian War: An assessment

With the end of the Cold War, while non-state actors gained importance in international relations, humanitarian crises, environmental problems, and civil wars began to become important. Although civil wars have often been linked to third-world countries, the civil wars in Europe and the Balkans in the 1990s increased the interest in civil war studies within the discipline of International Relations. With third-party interventions in civil wars, the distinction between civil and interstate wars has become increasingly blurred. Since the 20th century, the Middle East has been associated with prolonged ethnic and religious conflicts, political and humanitarian crises, and military interventions. The Arab-Israeli conflict, the Lebanese civil war, and the Iran-Iraq war have made the region unstable and open to foreign interventions. Recently, the uprisings that started in Tunisia in 2010 – although commonly referred to as the "Arab Spring", have thrust the region into long, dark winter instead. The demonstrations in Syria in 2011 quickly turned into a country-wide civil conflict. Although it began as a civil war for various economic, political, social, ethnic, and religious reasons, the Syrian War has evolved into a proxy war due to the diversity of state and non-state actors involved. This study aims to understand why the Syrian war has lasted for more than ten years. To do this, initially, a conceptual framework is drawn that focuses on civil and proxy wars. How the process leading to the civil war was shaped, and the Syrian war from a historical perspective are then discussed. The reason why the war has continued for more than ten years is subsequently discussed under three headings: regional, international, and Syria itself in the context of third-party interventions in civil wars. The thesis focuses on regional factors, which are considered more important in terms of the diversity of actors and their influence on the dynamics of war.

WarSyriaProxy wars+1
Dilek Körükcü
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çanakkale Cephesi'nde Osmanlı ve itilaf devletleri hava güçlerinin görsel verilerle desteklenmiş nispi güç analizi

Türk silahlı kuvvetlerinde havacılığın kurulması 20. yüzyılın başında, Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında, döneminin ileri ülkeleriyle aynı zamanda Osmanlı Ordusu bünyesinde gerçekleşmiştir. Tarihte askeri havacılığın muharebe alanında kullanılmasının ilk tecrübelerini de Osmanlı Ordusu yaşamıştır. 1911-1912 Osmanlı-İtalyan Harbi'nde imkânları yeterli olmadığı için hava gücünden faydalanamayan Osmanlı Ordusu, İtalyan havacıların askeri faaliyetlerine karşı savunma tedbirleri geliştirme tecrübesini kazanmıştır. 1912-1913 Balkan Harbi'nde hava gücü unsurlarını kullanmaya başlayan Osmanlı Ordusu, muharebe sahasında yaşadığı tecrübelerden gerekli dersleri çıkararak, hava gücünün karadaki ordu hareketlerini daha etkin olarak desteklemesini sağlayan yöntemleri belirleyerek ve uygulamaya koyarak askeri havacılıkta öncü olmuştur. Birinci Dünya Savaşı'na (1914-1918) önceki savaşlardaki tecrübe birikimi ile giren Osmanlı Ordusu, havacılık sanayi alt yapısı, teçhizat, mühimmat ve diğer alanlardaki eksiklerine rağmen savaşın ilk yıllarında hava gücünü diğer ordulara göre daha etkin kullanmıştır. İtilaf Devletleri Orduları ise Birinci Dünya Savaşı'na askeri havacılık alanında oldukça hazırlıksız ve tecrübe eksiğiyle girmiştir. Teknolojik liderlikleri ve sayısal büyüklüklerinin hava gücünden beklentilerini karşılamakta yeterli olacağı öngörüsüyle hareket etmişlerdir. Bu kanı daha sonraki yılarda Çanakkale Cephesi'nde hava gücü üzerine yapılan çalışmalarda da yaygın olarak geçerli kabul edilmiş ve değerlendirmelerin sonuçları buna bağlı olarak ifade bulmuştur. Bu çalışmada; konuyla ilgili daha önceki çalışmalarda yer almayan, nicelik ve nitelik unsurları kullanan karma araştırma özelliklerine sahip, "nispi güç analizi" yöntemi ilk defa kullanılarak, savaşın başlamasından İtilaf Devletleri kara ordusunun Gelibolu yarımadasından çekilmesine kadar zaman aralığında (1 Ağustos 1914 - 9 Ocak 1916) Osmanlı Ordusu hava gücü İtilaf Devletleri Ordularının hava gücü ile kıyaslanacaktır. Güç analizi faktörlerinin değerlendirilmesine temel teşkil eden unsurlar görsel verilerle desteklenecektir. Döneme ait orijinal fotoğrafların yanı sıra güncel canlandırma teknikleriyle oluşturulan görsellerin, tarafların hava gücü unsurlarının birbirine kıyaslanmış olarak gerçek durumuyla ilgili algıyı güçlendirmesi amaçlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Çanakkale Cephesi'nde belirli bir tarih kesiti özelinde, Osmanlı Ordusu ve İtilaf Devletleri Ordularının hava gücünün bugün sahip olduğumuz tarihi veriler ışığında analizinden ortaya çıkan netice; Çanakkale Cephesi'ndeki hava gücü faaliyetlerinin sonuçları ve literatürde yer alan mevcut değerlendirmelerle karşılaştırılmıştır. Cephedeki sonuçlarla literatürde ifade edilen değerlendirmenin tarihi olaylarla ne derece örtüşebildiği incelenmiştir. Nispi güç analizi için veri derlenmesinde; T.C. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Birleşik Krallık - The National Archives, Almanya - Bundesarchiv-Militärarchiv askeri arşiv belgeleri, Fransa-Lyon Garnizon Kütüphanesi'nde mevcut askeri dokümanlar, Türkiye Cumhuriyeti, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri resmi havacılık tarihi yayınları ve konuyla ilgili olarak bu ülkelerde yayınlanmış bulunan askeri ve bilimsel eserlerde yer alan veriler kullanılmıştır. Nispi güç analizinde, nicelik ve nitelik verilerin bir arada değerlendirilmesi ile karma araştırma yöntemi bu çalışmada uygulanmıştır. Görsel veriler için şahsi arşivimde bulunan Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Cephesi hava gücü faaliyetlerine ait özgün ve orijinal fotoğrafların yanı sıra yukarıda adı geçen ülkelerin arşivlerinde ve yayınlarında yer alan fotoğraflar kullanılmıştır. Nispi güç analizi modelinin oluşturulmasında; bir süreci etkileyen faktörlerin belirlenmesinde kullanılan problem çözme teknikleri arasından en uygun olan Ishikawa Diyagramı (Balık-kılçığı Diyagramı, Sebep-Etki Diyagramı) kullanılmıştır. Güç analizinin gerçekleştirilmesinde; 1990 yılından beri Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı arşivlerinde ve kütüphanelerinde yaptığım araştırma çalışmalarında, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda kuvvet komutanından şube müdürlerine kadar her seviyede subaylarla yapılan görüşmelerde, 2009-2013 yılları arasında Harp Akademileri Komutanlığı Hava Harp Akademisi'nde Hava Harekâtı Dersleri'nde danışman öğretim görevlisi olarak yer aldığım sürede Akademi komutanı ve öğretim görevlisi kurmay subaylarla yapılan görüşmelerde edindiğim bilgi ve birikim geniş ölçüde kullanılmıştır. Gerçekleştirilen nispi güç analizi sonucunda; Osmanlı Ordusu hava gücünün nicelik olarak İtilaf Devletleri Ordusu hava gücünden daha küçük olmasına rağmen, nitelik olarak daha üstün olduğu ortaya çıkmıştır. Çanakkale Cephesi'nde İtilaf Devletleri Orduları hava gücü; hem insan kaynakları hem de teçhizat (uçaklar, balonlar, hava gemileri, silahlar, vb.) bakımından beklentileri karşılayacak nitelikte değildir, denizdeki ve karadaki harekâtları destekleyecek yetkinlikte olamamıştır. Diğer tarafta; Osmanlı Ordusu hava gücünün insan kaynaklarının ve teçhizatının niteliği daha yüksektir, elindeki hava araçlarını, silahlarını ve gereçlerini daha etkin kullanmış ve İtilaf Devletleri Orduları hava gücüne daha fazla kayıp verdirmiştir. İncelen zaman dilimi içerisinde; Osmanlı Ordusu veya İtilaf Devletleri Orduları hava gücünün cephe üzerinde hava hâkimiyeti kuramadığı, Osmanlı Ordusu hava gücünün hava muharebelerinde üstünlük sağladığı ortaya konmuştur. Bu çalışmanın sonucunda; önceki çalışmalarda öne sürülen, Çanakkale Cephesi'nde "düşman ordularında daha fazla uçak vardı, o nedenle onlar daha başarılıdır" şeklindeki iddiaların geçersiz olduğu ortaya konmuştur. Çalışmada gerçekleştirilen nispi güç analizi sonuçları tarihi olaylarla da uyumludur. Osmanlı Ordusu hava gücü tarafından düşürülen İtilaf Devletleri Orduları hava gücüne ait uçak sayısı, hayatını kaybeden, yaralanan ve esir alınan İtilaf Devletleri Orduları havacı sayısı ile Osmanlı Ordusu hava gücünün Çanakkale Cephesi semalarında daha etkin ve başarılı olduğu tarihi olaylar tarafından da ortaya konulan bir gerçektir. Çalışmadan elde edilen sonuç sosyal bilimler ve silahlı kuvvetlerle ilgili çalışma alanlarında yeni açılımlar sunmaktadır. Sosyal bilimler ve tarih alanında yapılan araştırmalarda; benzerlikler, farklılıklar ve ilişkilerin yapılandırılmasında problem çözme tekniklerinin sunduğu araçların kullanılabileceği gösterilmiştir. Tarihteki olayların sebep-sonuç ilişkilerini anlamak ve ortaya çıkarmak için kıyaslama yapan matematiksel modelleme yöntemlerinin kullanılabileceği gösterilmiştir. Tarihi perspektiften yapılan değerlendirmeden ortaya çıkan sonuç: günümüzde silahlı kuvvetler tarafından gerçekleştirilecek nispi güç analizi uygulamalarında; veri toplamak amacıyla kullanılan kaynakların dikkatli bir biçimde ele alınması gerektiğine, kaynakların eleştirel düşünce süzgecinden geçirilerek değerlendirilmesi gerektiğine, kullanılan yaklaşımların zayıf ve kuvvetli yanlarının irdelenmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bu farkındalığın uygulamadaki modellerin iyileştirilmesine katkıda bulunacağı ümit edilmektedir. Tarih alanında yapılan çalışmalarda da aynı titizliğin ve farkındalığın önemine işaret edilmiştir ve bunun tarih bilimi alanındaki çalışmaların niteliğini yükselteceği ümit edilmektedir.

Hava kuvvetleriHava savaşıHava savunma sistemleri+6
İbrahim Bülent Yılmazer
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Birinci Dünya Harbi Filistin Cephesi'nde ve İstiklal Harbi Batı Cephesi'nde hava fotoğrafçılığı ve keşfinin etkinliği

Disiplinler arası çalışmayı içeren bu tezin amacı, Türk askeri havacılığının gelişimi, hava fotoğrafçılığı ve hava keşfinin etkinliği ile ilgili genel bilgiler vererek bilim ve teknolojinin harp tarihi üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Ayrıca hava fotoğrafçılığıyla ilgili literatürdeki boşluğun kapatılması temel amaçlardan birisidir. Ancak çalışmanın en önemli yönü, 20'nci yüzyıl savaşlarında hava fotoğrafçılığı teknolojisinin harplerin seyri üzerindeki etkisi ve sonucu nasıl etkilediğidir. Bu çalışma BDH Filistin Cephesi ve İSH Batı Cephesi ile sınırlandırılmıştır. Birinci Dünya Harbi'nde Filistin Cephesi'nde hem şiddetli muharebeler yaşanmış, hem de toprak değişimi ve hava faaliyeti yoğun olarak gerçekleşmiştir. İstiklal Harbi'nde tayyare keşif faaliyeti de ağırlıklı olarak Batı Cephesi'nde gerçekleştirilmiştir. Bu anlamda çalışmada bu iki cephe üzerinden konunun sınırlandırılmasıyla anafikir anlatılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, Türk askerî havacılığı ve onun ülkemizdeki gelişimi sırasında askeri keşifte olmazsa olmaz bir teknoloji haline gelen hava fotoğrafçılığının özellikle iki cephede harplerin seyrine nasıl etki ettiği, daha önce az bilinen Osmanlıca kitap ve belgeler ile İngilizce kaynaklardan yararlanılarak ortaya çıkarılmıştır. Böylece Birinci Dünya Harbi Filistin Cephesi'nde ve İstiklal Harbi Batı Cephesi'nde hava fotoğrafçılığı ve keşfinin etkinliği karşılaştırılmaya çalışılmıştır.

Askeri havacılıkBatı CephesiCumhuriyet tarihi+7
Sehernaz Güvenbaş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The comparative analysis of English and Russian war poetry

Farida Isaeva. The World War I Poetry Introduced by the British and the Russian Poets Wilfred Owen and Nikolay Gumilev. Istanbul Aydin University, Institute of Social Sciences, English Language and Literature. Istanbul. 2014. The WWI poetry is a theme discussed by many researchers. Its influence on people from different generations is irrefutable. The war poetry had various tendencies such as the woman poetry, the trench poetry, the war propaganda poetry. One of the main differences of the poetry of this period is its war lyrics that combined the emotions of the poet with the cruelty of the reality. Thus, war lyrics represent a wide part of the war poetry. The features of war poetry depend on the poet's tendency from being patriotic to protesting against the war. The war poetry united a lot of poets under its title. Many of them wrote their poems at the home front, some of them were the eye-witnesses of the war combat. This work particularly discussed the poems of the Russian and the British poets. Nikolay Gumilev and Wilfred Owen both took part in the WWI. They were influenced and moved by it, which affected their readers. Both poets' works reflected the horrors and uselessness of war. Gumilev tended to believe in the purifying purpose of the war, where all the sinful would burn and the new world would grow after. In turn, Owen was protesting against the war, its futility, brutality towards the young soldiers loosing lives for no reason. Both poets used Christian symbols and allusions in their works. Key words: World War I, Wilfred Owen, Nikolay Gumilev, Akmeism, war poetry.

World War IGumilev, NikolayComparative analysis+7
Farida İsaeva
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The role and impact of women on peace building issues in post conflict societies

Considering the devastating situation of women in the post-conflict societies, this research is analyzing the role and impact of women in peace Building issues in post- conflict societies. The main research question driving this thesis is: what is the impact of women participation during peace building on the outcome of the process. Women in post conflict societies- including Iraq (Kurdistan), Sudan and Afghanistan- have been vulnerable to the fatal effects of war and continual conflicts. As a result of these calamities, constructive role of women in the societies have been underestimated and thus, largely women have been marginalized to participate in public and social events in their related societies. Women are considered as Pacific's groups who don't incline to start wars, but to make peace. This is why mostly women are excluded to take part in peace negotiations and other important national decision-makings. Despite all of such discriminations, my thesis explores the local women initiatives in different post conflict societies aimed to shift the exclusive role of male -dominated decision makings into a more inclusive program where women can freely represent and fight for their rights too. In this regard, the thesis presents the local initiatives perpetrated by the women activists in Iraq (mostly Kurdistan), Sudan and Afghanistan, which improved women status in peacemaking issues and political participation. A great success by woman gain is lobbying for application of SCR 1325, provides basis for women participation and a foundation for peace, and conventions like CEDAW which supports for women empowerment and prevent any type of discrimination against women in these societies. Nonetheless, incredible barriers and obstacles stand on the way to women empowerment in post conflict societies. To mention some, insecurity, low level of economy, corruption, traditionalism of societies all prevent women to take an effective part in peace making issues and participate in governance. Therefore, the role of women in peace building is still contested and women still struggle to fight for their rights in post conflict societies, despite of the heavy rhetoric of international community for supporting women empowerment.

PeaceWomenWar+4
Talar Abdulkhaleq Othman Dezayee
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Love and War from (Both arms and the man) and Majör Barbara

George Bernard Shaw (1856-1950), the Irish comic playwright, literary critic, and a Fabian socialist thinker occupies a prominent position in the history of modern English thought in general and English drama in specifics. This is mainly due to his unconventional treatment of the conventional topics or ideas in his plays. Shaw wrote sixty-three plays which are all comedies that criticize wittily the social diseases prevalent in his society during his lifetime. Shaw's plays are dramas of ideas. He deals with many themes in his plays such as morality, wealth/poverty, society and class, hypocrisy, power, religion, heroism, violence, war and love. This research analyzes two themes of love and war in his two well-known plays Arms and the Man (1894) and Major Barbara (1905). In the study, the complex meanings of love and war will be tackled with special focus on the unconventional outlook of the writer about the traditional concepts of love and war. The aim of the study is to confirm the intermingle of love and war in Bernard Shaw's Arms and the Man as well as Major Barbara. The approach chosen by the researcher of the study will be cultural materialism, as it is broadly known as new historicism. This approach will focus on the social, political, and cultural events that happened during the period of Shaw's lifetime and how those events are reflected and have been dealt with in the mentioned dramatic works under study.

LoveDramaLiterature+4
Sahdulla Ramadhan Azız
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Stratejik istihbarat bağlamında karşılaştırmalı savaş teorileri ve stratejistler

Bireyin varoluşsal olarak kazandığı dürtülerin başında yer alan güvenlik ve merak olgusu zaman içinde devletlerin bünyesinde de içselleşmiş ve bunun sonucunda güvenliğin temini hususunda istihbarat faaliyetleri ortaya çıkmıştır. Modern öncesi zamanlarda yapılan istihbarat faaliyetleri doğadaki vahşi yaşamdan korunma üzerine inşa edilmişken, yaşam şartlarının ve tehdit kapsamının genişlemesi ayrıca teknolojik yenilikler gibi parametreler, istihbaratın dönüşüme uğramasına neden olmuştur. Ortaçağ Savaşları, Napoleon Savaşları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı dönemlerinde muharebe alanları ve düşman ilişkileri ile sınırlandırılan istihbarat faaliyetleri, büyük strateji olgusu ile eklemlenmeden varlığını devam ettirmiştir. Soğuk Savaş dönemi ile birlikte uzun dönemli hedefleri kapsayan stratejik istihbarat ve büyük strateji olguları girift bir yapıda seyir etmeye başlamış, dost unsurları ve barış dönemlerini de kapsamına dahil etmiştir. Günümüzde devletlerin varlığını devam ettirebilmesi için istihbarat faaliyetlerinin yanında büyük stratejilere de önem vermesi gerekmektedir. Stratejik istihbaratın unsurları ile simbiyotik bir ilişkiye sahip olan büyük strateji olgusu, 21. yüzyılın uluslararası siyasi konjonktüründe üst sıralara yükselmiştir. Bunun sonucunda da akademik bir disiplin olarak adlandırılan stratejik istihbarat faaliyetleri ile gerek istenilen durum hakkında bilgi, gerekse de olası bir tehdide yönelik koruma kalkanı pozisyonu gören büyük strateji olgusu, savaş kavramıyla bütünleşmiştir. Modern ve güçlü olarak tanımlanan devletlere bakıldığında stratejik istihbarat, strateji ve harekât planlarının üçlü bir yapı oluşturdukları görülmektedir. Literatür taraması yapılarak hazırlanan bu çalışmada; ekonomik, askeri, teknolojik, diplomatik, psikolojik, sosyolojik vb. faktörlerin bir araya geldiği ve yapılan analizler neticesinde meydana çıkarılan sentezin devletlerin yol haritalarını oluşturduğuna işaret edilmiş, strateji unsurunun önemi vurgulanmıştır. Sun Tzu'dan başlayarak günümüze kadar devletlerin örnek aldığı ve uyguladığı stratejiler ile bu teorilerin sahibi olan stratejistler önem ve kronolojik sıra takip edilerek incelenmiştir. Tehdit ve savaş faaliyetlerinden korunabilmek için önem verilmesi gereken; istihbarat, stratejik istihbarat, strateji ve büyük stratejinin üzerinde durulmuş, bu unsurların bir bütünün parçaları olduğunun altı çizilmiştir. "Stratejik İstihbarat Bağlamında Karşılaştırmalı Savaş Terorileri ve Stratejistler" isimli bu çalışma daha sonraki çalışmalara katkı sunmak ve stratejik istihbaratın önemine dikkat çekmek için hazırlanmıştır.

JeopolitikSavaşSavaş tekniği+5
Yunus Karaağaç
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Nationalism in the Balkans: Greater Albania and the Kosovan-Serbian conflict

Writing about the Balkans is quite a broad topic which covers not only the political journey of the Balkan countries but also their history which differs from state to state and has magic on its own. Nationalism in Balkans is a phenomenon which continues still now days. It is a topic which is as old as fresh, a topic which affects us in every aspect of life, whether it is political or social. Especially the latest events occurring in Kosovo and Serbia make it clear that nationalism in this region continues to play an important role. Given the fact that some Balkan countries have quarrel and fierce debates between them for me as an Albanian writing and researching for nationalism is quite special. This work covers not only the background of nationalism in the Balkan countries and its historical approaches but also the Albanian question. Nationalism did not originate in the Balkans but the Balkans became a fertile ground for it to grow, sometimes under the protection and encouragement of foreign powers. This paper examines the importance of nationalism and influences of great powers in the Balkans. The re-emergence of the Great Albanian Case and the Kosovo- Serbian conflict are two of the important aspects of this study. Many studies and researches have been done before from both sides, even though the arguments are in most of the cases partial and subjective. This thesis, based on historical evidences, tries to give an impartial answer to the Albanian question and Kosovo-Serbian conflict. It tries to give arguments based on the events of today's politics, history and geopolitics. It also tries to inquire the possibility for reconciliation by taking into account both sides of the story. Nationalism as an ideology continues to play an important role in every aspect of human's life since it is often the main cause of fights, wars and many disorders as it has been seen throughout history. That's why this topic it's interesting as much as important. The future of countries is inter-connected somehow with the level of their adaptation of nationalism in day to day state affairs. A little or too much of ''nationalism'' has its own advantages and disadvantages, but for the Balkans it has proven to be disastrous.

Albanian nationalismAlbanian questionAlbania+6
Klajda Allajbeu
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bosna-Hersek iç savaşı ve uluslararası örgütlerin politikaları

Eski Yugoslavya içerisindeki Bosna-Hersek Cumhuriyeti, etnik açıdan çok çeşitli bir yapıya sahiptir. Ülke nüfusunun %48'i Boşnak, %37'si Sırp ve %14'ü Hırvat'tır. Yugoslavya lideri Josip Broz Tito'nun ölmesi ve Sırp lider Miloseviç'in iktidarı ele geçirmesinden sonra Yugoslavya dağılmıştır. Bünyesinde barındırdığı cumhuriyetler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Etnik karmaşıklık ve artan milliyetçiliğin etkisiyle, 1992 yılında Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar arasında Bosna-Hersek Savaşı başlamıştır. 1995 yılının Temmuz ayında BM tarafından güvenli bölge olarak ilan edilen Srebrenitsa'da Sırplar, Müslüman Boşnaklara karşı acımasız bir soykırım gerçekleştirmişlerdir. Yoğun ölümlerin sonucunda NATO güçleri bölgeye yönelik bir hava operasyonu düzenlemiştir. Geç kalınmış bir NATO müdahalesinin ardından 14 Aralık 1995'te Dayton Anlaşması imzalanmış ve iç savaş sona ermiştir. Bosna-Hersek Savaşı ve Srebrenitsa soykırımında uluslararası örgütler olan BM, NATO ve AB'nin oldukça etkisiz kaldığı ve gerekli tepkiyi vermedikleri görülmüştür. Yaptıkları faaliyetler yetersiz ve başarısız olmuştur. BM uluslararası alandaki prestijini önemli ölçüde sarsmıştır.

Bosna-HersekEtnik çatışmalarSavaş+4
Merve Taşyaran
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suriye iç savaşı: Neorealist teori çerçevesinden analizi

Bu çalışmada, Suriye'de 2011 yılında başlayan ve uluslararası bir sorun haline gelen iç savaş sürecinin teorik analizi yapılmıştır. Çalışma hazırlanırken, iç savaşa dâhil olan aktörlerin politikaları Neorealist kuram çerçevesinde açıklanarak çalışmaya teorik bir alt yapı kazandırılmıştır. Suriye iç savaşı ile ortaya çıkan mülteci sorunu, güvenlik sorunu ve insan hakları ihlalleri sorunu sayısal veriler doğrultusunda analiz edilmiştir. Genel olarak, savaşın ortaya çıkardığı uluslararası sorunlara, savaşa dâhil olan aktörlerin politikaları gerekçe gösterilerek çalışmanın alt yapısı oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Suriye, Arap Baharı, Neorealizm, İç Savaş, Mülteci Sorunu

Arap BaharıGöçmenlerMülteciler+4
İlyas Özcan
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Savaş propaganda afişlerinde renk ve slogan kullanımı

Bir haberi veya olayı sosyal, siyasal, ekonomik, sanatsal ve kültürel açıdan topluma duyurmak amacıyla hazırlanan afişler I.Dünya Savaşı ile beraber tarihi etkileyebilen bir unsur haline gelmiştir.Savaş dönemlerinde savaşın nedenleri, halkın durumu, düşman stratejileri gibi konularda hedef kitleye ışık tutmuştur. Afişin akıcılığını sağlayan renkler aracılığıyla çok eski çağlardan itibaren simgesel iletişim kurulmuştur. İlk insanlardan bu yana çeşitlilik kazanan renklere farklı coğrafyalar ve farklı kültürler değişik anlamlar vermişlerdir. Propagandalar kimi zaman reklam kimi zaman siyaset olgusuyla ilişkilendirilmiştir. Afişler propaganda sürecinde çok önemli bir etkiye sahiptir. I. ve II.Dünya Savaşları'nda da bu yöntem sıkça kullanılmıştır. Propagandanın afiş yönetimi ile tesirli bir silaha dönüşmesi ve bunun farklı dil, ırk ve farklı kültürel geçmişi olan kişilere sunulması afişin aynı zamanda farklı kültürlere seslenebilme yeteneğini gösterir. Bundan dolayı da afişlerde esas sembolik öğeler tercih edilmiştir. Yapmış olduğumuz çalışmada bir propaganda aracı olan afişlerin kurgulanması esnasında kullanılan renk ve sloganlar incelenmeye çalışılmıştır. Bu süreçte kaynak olarak savaş propagandası üzerine yazılan kitaplar ve süreli yayınlar incelenmiş farklı internet kaynaklarından o döneme ait savaş propagandası afişlerine ulaşılmış ve afişler renk ve sloganları açısından analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Afiş, Afişte Renk, Afişte Slogan, Propaganda

Afiş sanatıAfişlerGrafik tasarımı+6
Seval Alkoç
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında basılan savaş afişleri

I. ve II Dünya savaşları sırasında savaş posterleri herzaman savaşan milletlerin en önemli silahı olmuştur. Zira savaş propagandası, insanların anormal koşullara uyum sağlayarak savaş sırasında ki ihtiyaçları karşılamasını, toplumun kendi önceliklerini ve ahlaki standartlarını belirlemesinde büyük rol oynar. Savaş posterlerinin temel amacı başkalarının inançları ya da ahlaki değerlerini etkilemektir. Başkalarının inançları ya da değerlerini etkileyen propaganda başlıca amacıdır. Propaganda posterleri insan gruplarının görüşlerini etkilemek için tarih boyunca kullanılmış olan bir biçimdir. Bunu başarmak için, tasarımcılar genellikle zaten kitle kültüründe var olan klasik görsel kodları kullanarak savaşı gözler önüne sermişlerdir. Bu çalışmada bu görsel kodların farklı ülkelerde nasıl kullanıldığı ve toplumların üzerine etkisinin nasıl olduğuna dair bilgiler yer alacaktır. Aynı zamanda savaş afişlerinin "savaşın olumsuz yönlerini" göstermeden insanları nasıl motive ettiği, kadınların iş hayatına girmesini nasıl başardığı önemlidir. Savaş posterlerinin etkisi ile tüm kadınlar her işi yapabileceklerine inandılar. Bazı savaş afişleri de macera arayanlara, yeni yerler görüp tanımak arzusu duyanlara görmek istedikleri resimleri işleyerek onları da orduya katılmaya ikna etmeye çalışmışlardır. Kısacası savaş afişleri incelendiğinde farklı kültür ve dillerde aynı amaç için nasıl etkili olmuş, insanları günün şartlarına ayak uydurmaya ikna ederken, aynı zamanda görsellerin içeriğindeki benzerlikler ve farklılıklar da sanat, tarih ve sosyolojik açıdan gözlemlenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Savaş Afişleri, I. ve II Dünya Savaşı Görselleri,

AfişlerDünya Savaşı IDünya Savaşı II+1
Adalet Yavuzer
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bauhaus ekolünün ikinci dünya savaşında, savaş propaganda afişlerine etkisi

19. yüzyılın sonları 20. yüzyılın başlarında, sanayi devriminin getirdiği köklü yenilikler sonucunda; kültür, sanat, eğitim alanlarında birtakım hareketlenmeler meydana gelmiştir. Üretim sistemlerinin hiyerarşik bir yapı göstermesiyle, geleneksel üretim biçiminden kapitalist üretim biçimine geçişte el sanatları değerini yitirmiştir. Kapitalist üretim araçları mümkün olduğu kadar işçinin emeğini emebilecek faktör haline gelmektedir. Aynı zamanda kapitalist sistem toplumun parçalanmasına ve kolektif yapının bozulmasına sebebiyet vermiştir. Bu nedenler sonucunda birtakım tartışmalar meydana gelmiştir. Tartışmaların başlandığı ülke İngiltere olup daha sonrasında Almanya odaklı çözümler aranmıştır.

AfişlerBauhausBauhaus Ekolü+6
Kübra Sağlam
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

İlgili konular