Turkish cinema
410 theses under this subject heading
Atalar kültü bağlamında Yeşilçam sinemasındaki baba tipine ilişkin bir araştırma
Türk toplumunda önemli bir yere sahip olan soy, aile ve saygı kavramları, kültürel değerlerinin bir parçasıdır. Bu değerlere olan bağlılık bireyin toplum içindeki meşruiyetini kazanmasında, kimliğinin ve grup bilincinin oluşmasında ayırt edici bir özelliktir. Toplumun en küçük grubu olarak aile temelinde aile büyüklerine duyulan korkuyla karışık saygı, atalar kültünün bir göstergesidir. Bu husustaki korku ve saygı, ataerkil merkezli geleneksel Türk aile yapısındaki babanın ata statüsü kazanmasında rol oynamıştır. Bu çalışma kapsamında, atanın dönemin şartlarına uygun bir şekilde kendini değiştirip dönüştürmesi baba tipi özelinde ata tipolojisi ekseninde araştırılmıştır. Bu bağlamda baba tipolojisinin "yenilenen aile ataları" na dayandığı görülmüştür. Aile atası olarak babanın tipolojik özellikleri ve atalar kültüyle bağı sözlü kültürden beslenen sinemanın film sahnelerinde tespit edilebilir mahiyettedir. Bu araştırma, amaçlı örneklem yöntemiyle Münir Özkul ve Hulusi Kentmen'in ikisi ortak toplam on filmini kapsamaktadır. Araştırma sonunda, Münir Özkul'un "kam döneminin yol gösterici, rehber bilge atalarının" Hulusi Kentmen'in ise "destan devri alp-eren ataları"nın birer uzantısı olduğu tespit edilmiştir. Genel bir ifadeyle, aile atası olarak babaya ilişkin inanış ve uygulamaların kökeninde hayatta olan atalara ilişkin kültlerin izleri söz konusudur.
Auteur kuramı perspektifinde Ahmet Uluçay ve sineması
Bu tezin amacı auteur kuramı perspektifinde Ahmet Uluçay ve onun sinemasına bakmaktır. Kuram yönetmenin kendi yaşam hikayesi ve sinemasına bakarken sağlayacağı esneklikten ötürü tercih edilmiştir. Kuram 1950'li yıllarda Cahiers du Cinema Dergisi ve yazarları tarafından ilk defa ele alınmış ve daha sonra Fransız Yeni Dalga hareketini de başlatacak olan Rohmer, Truffaut, Godard gibi isimler yer almıştır.Kolektif çalışmayı gerektiren sinemada üretim süreçlerine dahil olan bir çok unsur olmasına rağmen asıl yaratıcının ve söz sahibinin yönetmen olduğu ve bunu yaparken filmlerine kendi anlayış ve üslubunu aktarabildiği görüşü üzerinde kuram şekillenir.Auteur eleştirisinde filmin estetik niteliklerinden çok, yönetmenin özgün kişiliği ve üslubunun filmlerine yansıyıp yansımadığına bakılır. Yönetmenin filmleri arasındaki bütünlük olup olmadığı, temalar ve motiflerin tekrarı ile bu tema ve motiflerin bir desen oluşturup oluşturmadığını inceler. Ahmet Uluçay kendi yaşam öyküsünden izler taşıyan filmlerinde kullandığı tema ve izlekler bir bütünlük oluşturup, kendine has bir anlatım tarzı ortaya koymuştur. Ahmet Uluçay içine doğduğu çevrenin ve sinemanın verdiği teknik imkanlarını kullanarak özgün bir anlatı oluşturabilmiş auteurdür.
1980'lerde Türkiye'de gazeteciliğin dönüşümünü Türk sinemasında gazeteci temsilleri üzerinden okumak
Geçmişten günümüze gazetecilik alanında birçok değişim yaşanmış ve bu değişimlerden birisi de 1980 sonrası uygulanan neoliberal politikalar sonucu basının medyaya dönüşmesidir. Özellikle, Turgut Özal döneminde alınan 24 Ocak Kararları'nın bu dönüşümde etkili olduğu bilinmektedir. Söz konusu kararların uygulanmaya başlaması, geleneksel gazeteci ailelerin sektörden uzaklaşması ve sonrasında ise bankacılık, müteahhitlik, inşaat, sanayi, finans gibi sektörlerde yatırımları olan sermaye gruplarının medya alanına girmesiyle sonuçlanmıştır. Bu bağlamda, 1980 sonrası başta gazetecilik mesleği ve sonrasında bu meslek grubu bünyesinde çalışan gazeteciler bu gelişmeden etkilenmiştir. Bu tez doğrultusunda, söz konusu değişimi ise Türk Sineması'nda gazeteci temalı filmlerde görebilmek mümkündür. Basından medyaya bu dönüşüm, Türk Sineması'nda 1980 öncesi ve sonrası yıllarda çekilmiş ve bu çalışma doğrultusunda seçilmiş, gazeteci temalı "Kral Arkadaşım (1964), Canavar Cafer (1975), Gazeteci (1979), Talihli Amele (1980), Skandal (1987) ve Gazeteci Kız (1988)" filmleri aracılığıyla ele alınmıştır. Bu çalışmanın amacı, Türk Sineması'nda seçilen altı film aracılığıyla basının medyaya dönüşümünü, gazetecilik mesleği ve bu meslek grubunda çalışan gazeteciler üzerinden içerik analiziyle ortaya koymaktır. Çalışma sonucunda, Türk Sineması'nda yer alan gazeteci temalı filmlerde, öncelikle gazetecilik mesleğinin evrildiği ve bu meslek grubu bünyesindeki gazetecilerin haber yapma pratiklerinde, mesleki etik kodlarında, iş tanımlarında ve kullandıkları teknolojik aksesuarlarda değişimler olduğu ortaya koyulmuştur. Gazetecilerin ise idealist birer gazeteciden köşe dönen gazeteciye dönüştüğü; gazetelerde çalışan muhabir, foto muhabir, köşe yazarı gibi basın çalışanlarının görevlerinde farklılıklar olduğu saptanmıştır.
Türk yapımı animasyon filmlerinde değer aktarımı üzerine inceleme
Bu çalışmanın amacı, Türk yapımı animasyon filmlerini değer aktarımı açısından incelemektir. Bu bağlamda incelenen animasyon filmlerinde değerlere yer verilip verilmediği tespit edilmeye çalışılarak çıkarımda bulunulmaya çalışılmıştır. Doküman incelemesi tekniği ile yürütülen çalışmada 2013 ile 2016 yılları arasında sinema izleyicisiyle buluşan ve ulaşılabilir olan 6 adet Türk yapımı animasyon film içerik analizi yoluyla incelenmiştir. Bu filmlere yönelik değerler ve görsel unsurlar için tespit çalışması yapılmıştır. Tespit edilen değerlere ait örnekler verilirken çalışmanın güvenirliğini arttırmak için değerlerin geçtiği animasyon filmin dakika ve saniyesi verilmiştir. Yapılan analizler sonucunda çalışmada toplamda 152 adet değer tespit edilmiştir. İncelenen filmlerde en çok rastlanılan değer sevgi başlığı altında aile, hayvan ve doğa sevgisidir. Bu değer 32 adetle en çok karşılaşılan değer olmuştur. İncelenen animasyon filmlerinde olumlu ve olumsuz değerlerle karşılaşılmıştır. Tespit edilen değerlere bakılarak animasyon filmlerin çocuklara model oluşturacak nitelikte olduğu görülmüştür. Çalışmada ulaşılan sonuçlar alan yazın doğrultusunda tartışılarak konu ile ilgili önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Değer, aktarım, Animasyon Filmleri
Türk sinemasında babalar ve kızları
Toplumda yaygın olarak baba-erkek çocuk, anne-kız çocuk ilişkisi ön planda tutulmasına rağmen kız çocuğunun yaşamında babanın rolü de en az anne kadar belirleyici bir görev üstlenmektedir. Sinema, toplumsal norm ve yapılarla şekillenen bir anlatı alanı sunarak bu ilişkileri, belirli dönemsel kodlar çerçevesinde yansıtmaktadır. Türk sinemasında baba-kız ilişkisini doğrudan odağına alan film sayısının oldukça az olduğu görülmektedir. Bu çalışma, sinemada azınlıkta kalan baba-kız ilişkinin temsil biçimlerini merkezine alarak filmlerdeki baba figürünün kız çocuğu üzerindeki etkisini anlamaya, anlatı boyunca bu ilişkinin nasıl kurulduğunu ve içinde bulunduğu dönemin toplumsal bağlamında ne gibi anlamlar yüklendiğini çözümlemeye çalışmaktadır. Çalışma ayrıca, Türk sinemasında baba-kız ilişkilerinin dönemsel olarak nasıl temsil edildiğini ve bu temsillerin ne yönde değiştiğini incelemeyi de amaçlamaktadır. Türk sinemasında baba-kız ilişkilerine odaklanan bir çalışmanın literatürde yer almaması, bu çalışmanın önemini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, Türk sineması dönemlerinde, baba‑kız ilişkisini ağırlıklı olarak işleyen filmler belirlenmiş; bu filmler, psikanalitik yaklaşım çerçevesinde metin analizi yöntemiyle incelenmiştir. İncelenen filmlerde, baba figürünün zamanla değişen toplumsal ve kültürel koşullarla birlikte farklı temsil biçimleriyle gösterildiği gözlemlenmiştir. İlk dönemlerdeki ataerkil ve otoriter baba figürü, zamanla yerini çatışmalı ve duygusal babalara bırakmıştır. Son dönemdeki filmlerde ise babalar kimi zaman şefkatli, kimi zaman baskıcı yönleriyle hesaplaşan karmaşık figürler şeklinde temsil edilmiştir. Bu değişim, kız çocuğu temsilinde de dönüşüme yol açmıştır. Başlangıçta edilgen ve sessiz olan kız karakterler, ilerleyen dönemlerde daha özerk, mücadele eden ve sembolik anlamda babanın yasasından çıkmaya çalışan figürlere evirilmiştir.
2000'ler Türk sinemasında engelli kadınların alımlanması: Temsil, öznellik, kapsayıcılık
Bu tez, 2000'ler Türk sinemasında engelli kadın temsillerinin engellilik deneyimi olan kadınlar tarafından nasıl alımlandığına, engelli kadınların bu temsilleri yorumlarken ne gibi söylemlerle ilişkilendiklerine ve bu temsillere ne gibi duygusal tepkiler verdiklerine odaklanmıştır. Çalışma, temel olarak "Engelli kadınlar, engelli kadın temsilleri içeren filmleri nasıl alımlamakta ve engelli kadın temsillerine ne gibi düşünsel ve duygusal yanıtlar vermektedir?" sorusunu yanıtlamaya çalışmıştır. Çalışmanın örneklemi Neredesin Firuze (Ezel Akay, 2004), Vizontele Tuuba (Yılmaz Erdoğan, 2004), Beyza'nın Kadınları (Mustafa Altıoklar, 2006), Sadece Sen (Hakan Yonat, 2013), Benim Dünyam (Uğur Yücel, 2018), Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok (Onur Ünlü, 2022), Demir Kadın Neslican (Özgür Bakar 2022) filmlerinden oluşmuştur. Çalışmanın teorik yaklaşımı, Feminist Engellilik Çalışmaları ve Kültürel Çalışmalar yazınları içerisindeki kimlik, öznellik, beden, temsil, aktif izleyici üzerine tartışmalar tarafından biçimlendirilmiştir. Araştırma verileri, Ekim 2023 – Mart 2024 tarihleri arasında görme, bedensel ve mental engelli sekiz kadın katılımcı ile uygulanan derinlemesine görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Veriler, Janet Staiger'ın tarihsel materyalist yaklaşımını takip edilerek deneyimsel ve tarihsel bir bağlamda analiz edilmiştir. Tarihsel olarak kurulmuş aktif izleyiciler olarak engelli kadınların görüşlerine ve engellilik çalışmalarının sunduğu eleştirel perspektife dayanılarak engelli kadınlarla ilgili daha kapsayıcı uygulamalrı teşvik edecek anlamların neler olabileceği keşfedilmeye çalışılmıştır. Bulgular, kadınların temsilleri büyük ölçüde kendi deneyimleri ile ilişki içerisinde yorumladıklarını göstermiştir. Çoğunluğu engelliliği sosyal bariyerlerle ilişki içerisinde anlayan katılımcılar, filmleri bağımsız yaşam, sosyal katılım, faillik nosyonlarıyla ilişki içerisinde yorumlamıştır. Bu yorumsal çerçevede, incelenen filmlerde engelli kadınların yetersizlik, muhtaçlık ve bağımlılıkla ilişkilendirildiği, engelliliğin araçsallaştırıldığı, abartılı ve yüzeysel olarak resmedildiği, engelli kişilerin temsillerinde deneyimledikleri fiziksel ve sosyal baskıların dışarıda bırakıldığı ve güzelliğin engelli kadını normalleştirme aracı olarak kullanıldığı düşünülmüştür. Engelli kadınların görüşlerini dahil etmek, temsili olumlu/olumsuz ikileminin ötesinde ayrıntılı bir şekilde analiz etmeyi mümkün kılmıştır. Bu çalışma, engellilik ve engelli kadınlarla ilgili daha kapsayıcı politika ve pratikleri teşvik edecek temsillerin inşa edilmesi için içerik üretim ve performans süreçlerine engelli insanların görüş ve deneyimlerinin dahil edilmesini önermektedir.
Karanlık şehirler, kent distopyaları ve ümitvar açılımlar: Abluka, "Üçüncü Çocuk", Körfez
Bu tezde, 2000'lerde Türkiye edebiyatında ve sinemasında üretilen kent distopyaları ve distopik kentler, Emin Alper'in Abluka (2015) adlı filmi, Mehmet Açar'ın "Üçüncü Çocuk" (2018) adlı öyküsü ve Emre Yeksan'ın Körfez (2017) adlı filmi üzerinden incelenmektedir. Bu eserlerin, son yıllarda Türkiye bağlamında belirleyici olan hızlı kentleşme, neo-liberal politikalar, kimlik çatışmaları ve otoriter eğilimler gibi sosyo-politik ve kültürel değişimlere karşılık olarak üretildiği savunulmaktadır. Bunun yanı sıra ütopya-distopya çalışmaları bağlamında dünya literatüründe öne çıkan kanonik eserlerin Türkiye'de yaratılan bu distopik kentlerle ilişkisi de ele alınmaktadır. Çalışmada, yazar ve yönetmenlerin kenti hem mücadele ve direnişin heterotopik bir mekânı hem de kaygı, korku, yabancılaşma ve egemenlik kaynağı olarak nasıl kullandıkları incelenmektedir. Tez, totalitarizm, mimari ve kent politikaları bağlamında dört temel tema üzerinde durur: kapitalist şehir ve kenarındaki yaşamlar, şehrin şiddet ve despotizmin bir sahnesi olarak tasarımı; modernist kent ütopyalarının distopya olarak temsili, alternatif senaryolar üzerinden gelecek kurguları. Çalışma, edebiyat ve sinemada yeterince çalışılmamış bir konu olan kent distopyalarını Türkiye'den örneklerle inceleyerek ütopya/distopya ve kent araştırmaları alanına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Turco-Screwball: 1970-1980 arası Türk romantik komedi filmlerinin analizi
Bu çalışma 1970-1980 yılları arasında çekilmiş olan Türk Romantik komedi filmlerinin 1930'ların Amerikan screwball sinema türünden kök aldığı ve bu sebeple "turco-screwball" terimiyle isimlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Araştırma, 1970'lerin Türk sinemasındaki aşk ve mizah geleneğinin Amerikan screwball sineması ile buluşmasından doğan bu yeni alt-türün sentez özelliğine vurgu yapmaktadır. Böylelikle toplumun sinema sanatı ile olan bağı ve popüler beğeni algısının aynı zamanda tarihsel, sosyolojik ve iktisadi şartlarla ilişkili olabileceği öne sürülmektedir. Araştırma, nitel anlayış kapsamında tür analizi şeklinde kurgulanmıştır. Veriler, ilgili literatürün taranmasından ve dijital film arşivlerinin incelenmesi ile oluşturulmuş 19 eserlik bir seçkiden elde edilmiştir. Araştırma sonunda 1970'li yıllardaki Türk romantik komedi yapımlarının açık bir şekilde screwball etkisi taşımakla birlikte kendilerine özgü birtakım özelliklere de sahip oldukları için sentez bir alt türün filmleri olarak sınıflandırılmaları gerektiği anlaşılmıştır.
Osmanlı'dan cumhuriyet'e Türk sineması ve tarih (1918-1950)
Türk sineması bugün yüz yıldan fazla bir süreyi geride bırakmıştır. Sinema yönetmenleri ellerindeki senaryoyu kendi zihninde canlandırarak, kendi bakış açısıyla beyaz perdeye aktarır. Tarihçinin yaptığı iş de bir nevi bir sinema yönetmenin yaptığı iş gibidir. O da geçmişteki olayları kendi zihinsel süzgecinden geçirerek, yeniden kurarak yazıya aktarır. Osmanlı'nın son dönemlerinde başlayan sinema dergiciliği Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. Sinemanın Osmanlı Devleti'nde gelişmesinde ve halkın ilgisini çekmesinde sinema içerikli süreli yayınların oldukça önemli bir yeri vardır. Tezimiz Türkiye'de sinema dergiciliğini ve Türk sinemasındaki tarih yaklaşımını temel almaktadır. Çalışmamızda, 1918 yılındaki ilk tarihî film denemesi olan Alemdar Mustafa Paşa adlı filmden başlayarak 1950'ye kadar çekilen tarih içerikli filmler dönemin sinema içerikli süreli yayınlarında ele alınışlarına göre incelenmiştir. Giriş bölümünde, sinema kavramı üzerinde durularak, sinemanın tarihine kısaca değinilmiştir. Ayrıca bu bölümde sinema-tarih ilişkisi verilmiştir. Birinci bölümde Türkiye'de sinemanın gelişimi ele alınmıştır. İkinci bölümde genel olarak basın hayatının gelişimi ve bunun içinde de sinema ile ilgili süreli yayınlarında -özellikle sinema dergilerinde- sinemanın yer alışının seyri kronolojik bir şekilde ele alınmıştır. Tezimizin asıl konusu üçüncü bölümde ele alınmıştır. Bu bölümde Türkiye'de sinema ile ilgili süreli yayınların, özellikle sinema dergilerinin ışığında Türk sinemasında tarih içerikli filmler değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde çalışmanın genel bir değerlendirilmesi verilmiştir.
Küreselleşmenin ekonomik boyutu ve film endüstrisi ilişkisi
Günümüzde sinema sanatsal yönünden daha çok ekonomik bakımdan gündemde hayatını sürdürmektedir. Sinemanın bir endüstriye dönüşmesiyle birlikte, sinemanın yapımı dışında en önemli süreç, dağıtım aşamasıdır. Ancak bu dağıtım aşaması, sinema salonu, televizyon, internet gibi çeşitli kanallar yoluyla olabilmektedir. 2000 yılı sonrası sinema gittikçe artan bir ilgi uyandırmaya başlamıştır. Sinema seyircisi artmaya ve reklam gibi pazarlama araçları ile seyirciye daha çok ulaşılmaya çalışılmıştır. İletişim teknolojinin artması ile, sinema kanalları çeşitlenmiş, gelişmiş ve artmıştır. Sinema her geçen Türkiye'de bir pazarlama aracı olarak hemen her kitleye ulaşmaktadır. Günümüzde, dağıtım kanalları şirketler aracılığı ile yapılmaktadır. Bu çalışmada Türk sinemasında pazarlama açısından dağıtım faaliyetleri ve uygulanan pazarlama faaliyetleri incelenmiştir. Bu çalışmanın sonucu olarak, son yılların tek dev sektörü sinema olduğu görülmektedir. Bu etkileşimin artması, son yılların fenomeni olan iletişim teknolojileri sayesinde çok geniş kitlerde etkili olabilmektedir.
Türk komedi filmleri örnekleriyle halkla ilişkilerde ürün yerleştirme
Teknolojinin gelişmesi, şirketler arasındaki rekabetin artması, bununla birlikte iletişim ortamlarının çoğalmasıyla reklamcılar ve şirketler ürünlerini pazarlamak, tüketicilerinin gözünde olumlu bir imaj yaratmak için farklı yollar aramaya başlamışlardır. Geleneksel reklam anlayışının maliyetinin yükselmesi, kontrolün tüketicide olması ve tüketicinin gün boyu kitle iletişim araçlarının mesajlarına maruz kalması ürün yerleştirmenin önemini arttırmıştır. Ürün yerleştirmenin getirdiği avantajlar günden güne şirketler tarafından farkına varılmaya başlanınca ürün yerleştirme başlı başına önemli bir sektör haline dönüşmüştür. Bu çalışmada ürün yerleştirme uygulamalarının yoğun olarak kullanıldığı, Türk sinemasının başarılı komedi örneklerinden olan "Pek Yakında" ve "Ali Baba ve 7 Cüceler" filmleri ele alınmıştır. Bu filmler içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmada, filmler içinde ürün yerleştirmenin nasıl uygulandığı ve ürünlerin nasıl kullanıldığı incelenmiştir.
Son dönem Türk sinemasında Auteur erkek yönetmen filmlerinde hegemonik erkeklik
Kitle iletişim aracı ve bir sanat dalı olarak sinema; toplumun anlam ve değer yargılarını yansıtırken aynı zamanda toplumun bu özelliklerinin yeniden üretimini sağlar. Ataerkil düzenin yineleyicisi ve bir iktidar mekanizması olarak hegemonik erkeklik; sinema aracılığı ile yeniden üretilerek sürekliliği sağlanmaktadır. Bu tez çalışmasında, son dönem Türk sinemasının düşünsel, kurgusal ve uygulama gücü ile önem taşıyan auteur yönetmenlerinden, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz ve Reha Erdem'in yapım dönemi aynı olan filmleri, hegemonik erkeklik bağlamında incelenmektedir. Çalışmada, "Toplumsal Cinsiyet ve Hegemonik Erkeklik, "Auteur Kuramı" ana başlıkları çerçevesinde tarihsel ve kavramsal olarak ayrıntılı biçimde ele alınırken; auteur yönetmenlerin "Bir Zamanlar Anadolu'da", "Yeraltı" "Koca Dünya" isimli eserlerinin incelemelerine yer verilmiştir. Bu incelemelerde, hegemonik erkekliğin sürekliliğini sağlayan bulgulara rastlanmıştır.
Türk sinemasında feminen kadın kimliği: Yönetmen Çağan Irmak örneği
Bu tezde Türk sinemasında, Yönetmen Çağan Irmak'ı da kapsayarak, Türk sinemasının feminen kadın kimliği açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma doğrultusunda, Çağan Irmak yönetmenliğinde yapılan sinema filmlerinde feminen cinsiyet tarzının baskın olduğu iddia edilmektedir. Bu iddia kapsamında, Çağan Irmak tarafından yapılan sinema filmlerinde, yönetmenin kadın kimliğini nasıl ortaya koyduğu ve baskın bir tarz olarak feminen bakış açısının nasıl yansıtıldığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Araştırmada Çağan Irmak'ın; Babam ve Oğlum, Issız Adam, Prensesin Uykusu, Dedemin İnsanları, Tamam mıyız?, Unutursam Fısılda, Nadide Hayat, Benim Adım Feridun filmleri incelenmiştir. Dünya'da ve Türkiye'de, cinsel kalıplar medya aracılığıyla gösterilmekte ve bir anlatı nesnesi olarak yansıtılmaktadır. Geçen yüzyıldan itibaren önemli bir kitle iletişim aracı olan sinema, cinsiyet tarzlarını konu edinmekte ve devamlı surette bunu bir malzeme olarak kullanmaktadır. Bu çalışmanın kapsamı, Çağan Irmak yönetmenliğinde yapılan sinema filmlerinde baskın olarak kullanılan feminen tarzlardır. Çağan Irmak'ın filmleri incelenerek bu filmlerin içeriğinde yer alan feminen tarzlar belirlenmiş ve ortaya konulmuştur. Feminen tarzların belirlenmesinde nitel içerik çözümleme yönteminden yararlanılmış ve filmlerde yer alan mesajların açığa çıkarılması hedeflenmiştir. Çağan Irmak Filmleri incelenerek kadını temsil eden ve feminen kimlikleri ortaya koyan bulgular elde edilmiştir. Araştırmadaki bulgular, Çağan Irmak'ın filmlerinde yer alan kadın karakterlerin genel görünümleri ve filmlerde yer alan diyaloglar üzerinden verilmiştir. Filmlerde yer alan karakterlerin yaşayış biçimleri, kullandıkları söylemler ve materyaller kadınların kimliklerini yansıtarak Çağan Irmak'ın sinema dilinde, kadınların cinsiyet görünümlerinin ortaya konulmasını sağlamaktadır. Bu sinema dili kadınlarla bağlantılı olurken, erkekleri de yansıtabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Sinemasında Cinsiyet Kalıpları, Feminen Kadın Kimliği, Çağan Irmak Sineması, Çağan Irmak Filmlerinde Feminen Yapı
Yavuz Turgul sinemasında kültürel kodlar ve kültürel temsiller
Bir sanat olarak sinema en temelde sosyolojiktir. Toplumların dinamikleri, etkileşimleri, çatışmaları, serzenişleri ya da beklentileri, her dönemde beyaz perdeye yansımış, sinema toplumsal bir dil olarak kullanılmıştır. Türkiye'de de, sinema ve sosyoloji ilişkisi, toplumun hafızası ve iç sesi olarak zuhur etmiştir. Yavuz Turgul da bu hafızanın en berrak hatıratında, en net duyulan iç seslerden biridir. Bu noktadan hareketle, bu çalışmada bir hikayeci ve yönetmen olarak Yavuz Turgul'un içinde bulunduğu dönem ve toplumla hassas bir bağı olduğu tespitinden hareketle, kültürel değişim karşısındaki duruşu irdelenerek, kültürel değişime bir karşı bilinç göstergesi olarak filmlerinde kullandığı kültürel kodlar ve kültürel temsiller değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Yönetmenin 1986 – 1996 arasında yazıp yönettiği Muhsin Bey(1986), Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni(1990), Gölge Oyunu(1993) ve Eşkıya(1996) filmlerinin, çekildikleri 80'li ve 90'lı yılların siyasal, sosyolojik konjonktürü bağlamında, kültürel kodlar ve kültürel temsilleri çerçevesinde incelenmiştir. Yönetmenin Gönül Yarası (2005) ve Av Mevsimi (2010) filmleri de örneklem olarak mercek altına alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Yavuz Turgul, kültürel değişim, doğu kültürü, kültürel çatışma, toplumsal değişim
Türk sineması film afişlerinin grafik incelemesi
Bu çalışmada, sinemanın gelişimi ile paralellik gösteren ve sinemanın tanıtımında önemli bir faktör olan Türk film afişlerinin, Türk sinemasının başlangıcından günümüze kadar geçen süreçte geçirdiği evreler incelenmiştir. Türk Sinema Tarihi başlangıcından günümüze kadar araştırılmış ve geçirdiği süreç kısaca anlatılmıştır. Türlerine göre ayrılan Türk sineması, afişler üzerinden grafik tasarım anlayışı ile incelenmiştir. Dünya'da ve Türkiye'de afişin gelişimi ve sinema afişlerinin Türkiye'deki tarihsel gelişimine yer verilmiştir. Sinema afişlerinin yapılış tekniklerinden bahsedilmiş ve teknolojinin afişlerin gelişimi üzerindeki etkisinden bahsedilmiştir. Çalışmanın sınırlılıkları açısından başlangıcından günümüze kadar ele alınan tez konusunun uzun bir dönemi kapsaması ve film sayısının fazlalığı karşılaşılan önemli bir sorundur. Ayrıca konu ile ilgili kaynak yetersizliği karşılaşılan diğer önemli kısıtlardandır. Çalışmaya söyleşiler bölümü eklenerek Türk sinemasına ve Türk film afiş sanatına emek vermiş kişilerle görüşülmüş yetersiz kaynak sıkıntısına çözüm olabilmek hedeflenmiştir. Çalışmada en çok film üretimi yapılan yıllar olan 1950-1980 yılları arasında çekilen ve en çok akılda kalan filmlerin afişlerinin bir kısmı döneminde en çok tercih edilen yöntem olan illüstrasyon yöntemi ile yeniden üretilmiş, bir kısmı günümüz tasarım anlayışı ile tekrar tasarlanmıştır. Seyirciyi sinemaya çekmek ve filmle bir bağ kurması amaçlanan film afişleri aynı zamanda yapıldıkları dönemin sosyal, politik durumu, toplumun değer yargıları hakkında izleyiciye bilgi vermektedir. Bu yönüyle de kültürel bir miras niteliği taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı sinema gibi kültürel mirasımız olan sinema afişlerinin gelişimi hakkında bilgilendirmek ve gelişimine ışık tutabilmektir.
2000 ile 2016 arasında yapılmış Türk filmlerinde kullanılan afiş tasarımlarının grafik tasarımı bağlamında incelenmesi
Araştırmada 2000 ile 2016 yılları arası yapılmış olan Türk Film Afişlerinin Grafik Tasarımı bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırma süresince 2000 ile 2016 yılları arasındaki Türk film afişlerini araştırmak ve bu afişleri; boyut, tasarım, yapım, tipografi ve kullanılan yazı karakteri, fotoğraf, resim ve renklerin kullanımı, farklılık ve zıtlık açısından incelenmiştir. Araştırma kapsamında afiş nedir, afişin içeriğini oluşturan öğeler nelerdir, afişin tarihsel gelişimi ve film afişleri ile ilgili açıklamalara yer verilmiştir. Ayrıca araştırmada afişler üzerine yapılan çalışmalarla ilgili bilgilere yer verilmiştir. Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada afişler ile ilgili literatür taraması yapılarak ve 2000 ile 2016 yılları arası Türk filmlerinden seçilmiş olan 16 film grafik tasarımı bağlamında incelenmiştir. Araştırma çerçevesinde incelenen afişler ve kaynaklar neticesinde film afişlerinin toplumda var olan sorunları yansıtmada güçlü bir rol üslendiği söylenebilir.
Türk sinemasında aile kurumunun temsili ve dönüşümü
Aile tarih boyunca Türk toplulukları için önemli bir konumda yer almış ve Türk ailesi belirli zaman dilimlerinde dönüşümler geçirerek bugünlere gelmiştir. Cumhuriyet'in ilanı Türk ailesinin modern bir aile yapısını kazanması hususunda önemli bir dönüm noktası olmuştur. Zira toplumun modernleşmesi adına atılan adımlar zaman içerisinde toplumda karşılık bulmuş ve çağdaş aile yapısına doğru dönüşümün olduğu görülmüştür. Söz konusu dönüşüm günümüzde halen devam etmektedir. Bu bağlamda sosyal bir kurum olan aile, Türk sinemasında da çeşitli nitelikleriyle temsil edilmektedir. Dolayısıyla hem bir sanat dalı hem de bir kitle iletişim aracı olarak sinemada Türk ailesinin nasıl temsil edildiği hususu önem kazanmaktadır. Zira sinema, kitleleri etkileme ve yönlendirme gücüne sahip bir araçtır. Sinema filmlerinin toplumları etkileme ve yönlendirme gücü doğal olarak özellikle yoğun izleyici sayılarına ulaşan filmlerle artmaktadır. Türk sinemasında izleyici sayılarının artışı hususunda da dönüm noktası olarak nitelendirilebilecek bir dönemin araştırma kapsamı içerisine alınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda tezde temel olarak 1996-2000 yılları arasındaki dönemde vizyona girmiş, bir milyon ve üstü izleyici sayılarına ulaşan Türk filmlerinde, filmsel zaman göz önünde bulundurularak, Türk ailesinin sahip olduğu nitelikleriyle temsil edilip edilmediği sorusuna yanıt aranmıştır. Çalışmada öne sürülen temel varsayım ise, incelenen Türk filmlerinde Türk ailesinin sahip olduğu genel nitelikleriyle temsil edilebildiği, ancak filmlerde, ele alınan hikaye gereği bazı durum veya olayların Türk ailesiyle uyumsuzluk gösterebileceği yönünde olmuştur. Belirlenen filmler betimsel analiz yöntemiyle incelenerek çalışmanın temel sorusuna cevap aranmış ve tahlil edilen filmlerin tümünde filmsel zamana göre Türk ailesinin genel nitelikleriyle temsil edilebildiği sonucuna ulaşılmış, ancak analiz edilen filmlerin birisinde temsili yapılan ailelerde Türk ailesiyle uyum göstermeyen bazı durumların olduğu neticesine varılmıştır.
Türk sinemasında sakatlık temsilleri (1960-1990)
Bu tez çalışmasının amacı, 1960-1990 yılları arası Türk Sinemasındaki beden temsillerini sakatlık üzerinden ortaya çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda, "Kınalı Yapıncak", "Hayatım Sana Feda", "Zehra", "Toprak Ana", "Kambur", "Gülüşan" ve "Yorum Yok" filmleri eleştirel söylem analizi ile incelenecektir. Fiziksel olmakla birlikte toplumsal bir olgu olan bedenin sosyoloji literatüründe ciddi anlamda yerini alması 1980li yılların başında ancak gerçekleşebilmiştir. Sosyoloji, bedenin varoluşunu yok sayarcasına bireylerin sosyal, ekonomik, kültürel ilişkilerini incelemeye devam etmiştir. Oysaki beden ve toplum arasında ayrılmaz bir ilişki söz konusudur. Yüzyıllarca devam eden beden üzerindeki iktidar tahakkümü toplumda normalleştirilmiş ve kültürel olarak aktarılmaya devam etmiştir. Sinema da kültürü aktarmadaki en etkili araçlardan biri olarak sakat bireyi ayrıştırıcı, ötekileştirici bir rol oynamıştır. Sinema ile bizlere sunulan beden, toplumun yarattığı bedendir. Günümüzde devam etmekte olan sakatlığa karşı önyargı, acıma, dışlama gibi davranışların sinemada sakatlık temsilleri ile pekiştirildiği sonucuna varılmıştır. Sinema, sakat bedene yönelik olumsuz algının inşa edilmesinde etkili olmuştur.
Tarihsel ve toplumsal dönüşümler çerçevesinde İtalya ve Türkiye'de gerçekçi sinema
Dünya üzerinde belirli tarihsel dönemlerde yaşanan savaşlar, devrimler,ekonomik bunalımlar toplumları etkileyerek dönüştürmüştür. Yedinci Sanat olan sinema da, eğlence aracı olmanın yanı sıra yaşadığı toplumun tarihsel dönemlerine şahitlik eden, o dönemin koşullarından etkilenerek kendini sürekli olarak yenileyerek gelişim gösteren canlı bir organizmadır. Çalışmamızın birinci bölümünde İtalyan Yeni Gerçekçi Sinema bağlı bulunduğu tarihsel dönem incelenerek hangi koşullarda ortaya çıktığı, çıkış hedefi ve içinde barındığı özellikler ile birlikte ortaya konulmuştur. İkinci bölüm de ise, Türkiye'de Toplumsal Gerçekçi sinema tarihsel ard alanları incelenerek anlatılmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde Türk ve İtalyan Sinemasından Yeni Gerçekçi Sinema ve Toplumsal Gerçekçi sinemanın çıkış filmleri incelenerek sinemada nasıl temsil edilği ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de dış göç-sinema ilişkisi: Yeşilçam örneği
Türk sinemasını, geçirdiği tüm süreçler ekseninde; yenilik, işlevsellik ve izleyici ile bağ kurma açısından en büyük devinimi yaşadığı 60'lı ve 70'li yıllar olmadan incelemek, sinema endüstrisi kavramını eksik olarak ele almak olacaktır. Bu yıllarda ülkenin sosyolojik ve kültürel normlarının bir nevi yozlaşmasında etkili olan emperyal ve kapital düzenin ülkedeki yükselişi; bu yükselişin etkisi altında "köy" kavramından, "şehir" kavramına göç etmiş "köylü" temsilinin, bu yükselişin karşısında ki sosyalist tavrı benimseyip, bu tavırla "köy-şehir", "köylü-şehirli" veya "zengin-fakir" vb. ayrıklık ve tipolojileri üzerine akıl yürütmesiyle, Türk sineması, Türk sinemacılarının bu ayrım üzerinden yaptıkları okumalarla anlattıkları şehir ya da köy insanın içindeki feodal yapının hikâyeleri etrafında şekillenmiş bir sinema yapma pratiğine dönüşmesine yol açmıştır. Söz konusu dönem gerçekçi bir bakış açısıyla ele alınmaktadır. Sinema sektörü oldukça işlevsel ve sanatın toplum üzerindeki etki alanının sonuna kadar kullanıldığı bir sinema üretim sürecine yönlendirerek; belki de ülkenin yegâne sinema yapma tarzını oluşturmuştur. Sanatın herhangi bir alanını taşıyıcı bir dönem olmadan düşünmek, sanatı eksik olarak anlamaya sebep olmaktadır. Bu sebeple Türk sinemasının toplumcu bakış açısı ve aklı yürütmesiyle yapılmış bu döneminde taşıyıcı bir ortam olmadan düşünmek sinema kavramını eksik algılamamıza yol açacaktır. Bu çalışmada, Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve sosyolojik yapısının düzenlenmesinde etkili olan göç kavramı ile sinema ilişkisi kurulmaya çalışılmıştır. Çalışmaya yön veren nedenlerin başında sinema ile göç kavramının varoluşsal bağı yer almaktadır. Her iki kavram da modern zamanın ürünü olarak birbirlerinden beslenmektedirler. Sinema sektörünün aynı zamanda bir sanayi dalı olması sebebiyle de çalışmada iki boyutlu bir analiz ve kıyaslama gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak dış göç ve sinema ilişkisinin sinema endüstrisinin gelişimine ve pazarına etkisi oldukça fazladır. Göç kavramı sinema filmlerinin baş hikâyelerini oluşturmaktadır. Bu da sinemayı popüler hale getiren konuların bu alandan beslendiği anlamına gelmektedir. Dış göçün sosyal ve ekonomik bir sorun olarak karşımıza çıktığı ve Türk sinemasının yeniden canlanmasında etkisi olduğu görülmüştür. Bu durumunda yurtdışında yaşayan göç etmiş vatandaşlara ve kendi ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımıza aksettirilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimler: Göç, Sinema, Yeşilçam, Ekonomi
2000-2012 yerli dizilerinin 1960-1990 Türk sinemasındaki örneklerle karşılaştırılması
2000-2012 yılları arası televizyonda izlediğimiz dizilerin , 1960-1990 yılları yeşilçam döneminde izlediğimiz filmler ile aynı olması, yeşilçam döneminde çekilen filmler ile diziler arasındaki teknik farklar ve karşılaştırmalar yapıldı ve görseller ile desteklendi. seçmiş olduğum diziler günümüzde en fazla reyting alan ve izlenen dizilerdir. bunlar ; '' FATMAGÜL'ÜN SUÇU NE? , YAPRAK DÖKÜMÜ, ACI HAYAT, KEŞANLI ALİ DESTANI, İFFET.
Sinema jeneriklerinin göstergebilimsel analizleri ve Türk sineması jenerikleri için uygulama önerileri
Sinemanın ilk zamanlarında geleneksel yöntemlerle üretilmeleri oldukça zor olan sinema jenerikleri zaman içinde evrim geçirerek, yeni teknolojilerin de yardımıyla daha özenli üretilmiş ve çeşitlilik kazanmışlardır. Özellikle genç tasarımcıların ilgisini çeken bu yeni çalışma alanı bazı filmlerin kendisinden daha çok hatırlanır olarak filmin önüne geçmiştir. Yeni araçlar, yöntemler ve Kyle Cooper gibi yeni nesil görsel iletişim tasarımcılarının çabaları ile sinema jenerikleri filmin kendisinden bağımsız bir tasarım ürününe dönüşmüştür. Filmden bağımsız olarak planlanıp, üretilebilen, hakkında bilimsel çalışmalar yapılan, kitaplar yazılan, websiteleri açılan, işlevinin ötesine geçmiş bir grafik tasarım-sinema melez ürünü olarak sinema jeneriğinin önemi göz ardı edilemez. 1950'lerde Saul Bass'ın, 1990'larda Kyle Cooper'ın önderliğinde bütün dünyanın dikkatini çeken sinema jenerikleri günümüzde çok sayıda tasarımcı ve sinemacı tarafından yaratılan büyük bir sektöre dönüşmüştür. Küresel ölçekte bakıldığında Türkiye'nin jenerik tasarımındaki gelişmeleri geriden takip ettiği ve yeterince üretim yapılmadığı görülmektedir. Analiz ve örnek uygulama çalışmaları içeren bu tezin, sinema jenerikleri konusunda tasarımcıların ve araştırmacıların yararlanabileceği bir kaynak niteliğinde olması hedeflenmiştir. Tezde öncelikle sinemada jeneriklerin kısa tarihine değinilerek, ortaya çıkışı ve yıllar içinde gelişiminin ardından, günümüzde hem sinemanın hem de grafik tasarımın gelişimine paralel olarak nasıl bu duruma ulaştığı anlatılmıştır. Seçilen hem yabancı hem Türk jeneriklerinin göstergebilimsel analizleri yapılarak, film dili ve grafik tasarım dili arasındaki işbirliğinin daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. Örnekler görsel iletişim tasarımı bağlamında, tipografi, görsel kullanımı, hikaye anlatımı, kamera ve kurgu biçemi özellikleriyle irdelenmiştir. Bu alanda yapılacak araştırmalar ve jenerik tasarımları için yol gösterici sonuçlar sunulmaya çalışılmıştır.
Türk sinemasında iç göç filmlerinde mekan ve birey algısı
Sinema bir eğlence sanatı olmasına rağmen, yaratıcı sinema ile birlikte dünyadaki suçlara, gerçeklere yansız bir gözle ve en ahlaki boyutta bakmaya çalışır. 1960 yılının sonlarından itibaren tüm dünyada ve Türkiye'de görülen siyasi hareketlenmeye de sinema yine aynı gerçekçilikle bakmaya devam eder. Ülkemizde 1960'lı yıllarda başlayan en dikkat çekici toplumsal değişim hareketi olan göç, Türk sinemasını da etkiler. Bu örnekler ile küçük toplumsal detayları, mekanların farklılaşmasını, kitle beklentilerini ve değişimini okuyabilmek mümkündür. Göç olgusunu ele alan filmler 1960 yılından başlayarak onar yıllık dönemlerde incelendiğinde, göç edilen mekan ve bireylerin durumu, mekanların birey üzerinde etkilerinin filmlere yansıdığı izlenir. Her on yıllık dilimlerde ekonomik, politik ve kültürel değişkenlerle birlikte göçün etkileri de farklılaşır, göç edilen şehir, mekan ve eşyalar da değişime uğrar. Bu tez çalışmasında göç sorunsalı; yukarıda sayılan nedenler çerçevesinde, filmlerde yer alan mekan, eşyalar ile karakterlerin ilişkilerinin, yönetmenlerin izleyiciye aktarış biçimlerine nasıl yansıdığına tanıklık edilerek incelendi. Filmlerin analizinde sosyolojik araştırma yöntemi olan temellendirilmiş kuram yöntemi kullanıldı. Yöntem için gerekli olan filmlerin değişik dönemlere ait olmasının yanı sıra, farklı yönetmenler seçilerek özgün bakış açıları yakalanması hedeflendi. Filmlerin mekan görsellerinin çözümlenmesinde Henri Lefebvre'nin mekanın üretimi, şehir hakkı ve modern dünyada gündelik hayat kuramlarından faydalanıldı. Çalışmanın sonunda Türk sinemasında göç edilen mekanlardaki değişim ve bu değişimin birey üzerine yansımaları değerlendirilip, yorumlandı. Böylece günümüzde de halen artarak devam eden, uluslararası bir boyuta gelmiş olan göç olgusuna sinema ile yeniden bakma ve düşünme fırsatı yaratılması hedeflenmektedir.
2010 sonrası kadın yönetmenlerin filmlerinde kadın temsili: Türkiye örneği
2000'li yıllarda Türkiye'de kadın yönetmenlerin filmlerinde bir artış olduğu ve bu yönetmenlerin kendi stillerini oluşturmaya başladıkları görülmektedir. Bu bağlamda yönetmenler, içinde yaşadıkları ataerkil toplumu göz önünde bulundurarak filmler üretmektedirler. Söz konusu yönetmenler, filmlerinde kadınların ataerkil toplumda yaşadıkları sorunları ele almaktadırlar. Bu çalışmada ataerkil bir toplumda yaşamını devam ettiren kadın yönetmenlerin kadın karakterleri nasıl temsil ettikleri tartışılacaktır. 2010 yılı ve sonrasının çalışmaya dahil edilmesinin nedeni; Türkiye'deki kadın yönetmenlerin filmlerinde kadınlara ilişkin sorunları yoğunlukla işlemiş olmalarıdır. Aynı zamanda bu yönetmenlerin filmlerindeki kadın karakterlerin sorunlarında benzerlik görülmektedir. Bu çalışmada kadınların sorunları, özel ve kamusal alanlardaki yerleri Feminist Kuram bağlamında incelenecektir. Çalışmada Türkiye'deki dört kadın yönetmenin dört filmi ele alınmıştır. Bunlar; Yeşim Ustaoğlu'nun Araf (2012), Pelin Esmer'in Gözetleme Kulesi (2012), Emine Emel Balcı'nın Nefesim Kesilene Kadar (2015) ve Ahu Öztürk'ün Toz Bezi (2015) filmidir.