War

352 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Antakya Haçlı Prensliği tarihi (1119-1161)

Antakya Haçlı Prensliği Birinci Haçlı Seferi sırasında 1098 yılında kuruldu. Haçlılar, Antakya'da 170 yıllık hâkimiyetleri boyunca kurulduğu bölgenin siyasetinde etkili oldular. Prenslik için en büyük tehlike Bizans İmparatorluğu ve Halep'te bulunan Müslümanlardır. İncelenen dönem Doğu'da Müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde Haçlılarla mücadeleye başladığı ve onların bölgede yayılmasının engellendiği bir süreçtir. Prenslik 1119-1161 yılları arasında Kudüs Kralı II.Baudouin, II.Bohemund, Raymond de Poitiers ve Renaud de Chatillon tarafından yönetildi. Bu dönemde özellikle Artukoğlu İlgazi, İmadeddîn Zengî ve Nureddîn Zengî gibi Müslüman liderler Antakya Haçlılarına büyük kayıplar verdirdi. Özellikle Nureddîn Zengî'nin yaptığı fetihlerle prenslik sahil şeridine sıkıştırıldı. Müslümanlara karşı verilen kayıpları telafi etmek ise Antakya Haçlıları için kolay olmadı. Bu durum prensliğin gücünü zayıflattı. Bu dönemde Bizans İmparatoru II.Ioannes Komnenos Antakya'yı kendi ülkesinin sınırlarına dahil etmek için 1137 ve 1142 yıllarında Kilikya ve Antakya'ya sefer düzenlese de başarılı olamadı. İmparator I.Manuel Komnenos ise 1159 yılında Antakya'ya gelerek prensliği vassalı yaptı. İncelenen dönemde (1119-1161) Antakya Haçlı Prensliği'nin çoğunlukla naibler ile yönetildiği, özellikle 1119 yılındaki Tell Afrîn Savaşı'nda (Kanlı Meydan Savaşı) kaybettiği askeri gücünü geri toparlamakta zorlandığı, bundan sonra ise Müslümanlara karşı taarruzdan çok kaybettiği toprakları geri almak ya da kendilerini savunmak üzerine kurulu bir strateji geliştirdikleri ve Müslümanlara karşı giriştikleri mücadelede dışarıdan gelecek desteğe ihtiyaç duydukları görülür. Dönemin Haçlı müelliflerinin ise Haçlıların kazandığı başarıları abarttıkları bunun tam tersi Müslümanların Haçlılara karşı kazandığı zaferlere ise kısaca değindikleri tespit edilmiştir. Buna az da olsa Müslüman müellifler de başvurmuşlardır.

12. yüzyılAntakya Haçlı PrinkepsliğiDinler tarihi+3
Rahime Deniz
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk resim sanatında 1914-1935 dönemi savaş temalı tabloların incelenmesi

Farklı coğrafyalarda gelişen ve geçmişten günümüze kadar uzun yıllar süregelen Türk Sanatı, Anadolu'da çağına uygun yöntemlerle geliştirilerek, çağdaş Türk sanatının şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Çağdaş Türk resim sanatı tarihi incelendiğinde, 19. yüzyılın ikinci yarısında, savaşı tema olarak ele alınan yapıtların, yağlıboya resim sanatının oluşmasıyla beraber başladığı görülür. Konusu Balkan Harbi olan resimleri, bu bağlamda erken örnekler olarak görebiliriz. Milli Mücadele ve savaş temalı tabloların yapılması ise, genelde Kurtuluş Savaşı'nın yaşandığı yıllara denk gelmektedir. Savaş temalı resimlerin o yıllarda yapılmasında, dönemin ileri görüşlü devlet adamları tarafından teşvik edilmesindeki önemi yadsınamaz. Asker ressamlar kuşağında doğum tarihi 1880'li yıllara rastlayan sanatçılar, Balkan, I. Dünya, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarını her yönüyle yaşamışlardır. Sanatçı kişilikleri bu ortamda oluşmuştur. Sanayi-i Nefise'de gördükleri eğitimden sonra, sanat eğitimlerine Paris'te devam etmişlerdir. Birinci Dünya Savaşından sonra Millî Mücadele adıyla var olma savaşı verilmiştir. Kurtuluş Savaşı sürecinde çökmekte olan imparatorluğu ve farklı bir düzen anlayışını yapılandırma aşamalarının sancıları yaşanmıştır. Yaşanan bu süreçte sosyal anlamda sanatın popülasyonu bile sezilmezken, bu savaşlara katılan, yaralanan ve hatta şehit olan birçok sanatçı olmuştur. İlk defa bu sebeple Türk resim sanatında 1914-1935 dönemine ait savaş temalı resimler yapılmıştır. Sanat olgusunu anlamanın en iyi yolu, sanat yapıtını çözümlemekle mümkündür. Çözümlemelerde, Erwin Panofsky'nin sanat dünyasında geçerliliği onaylanmış ve sanat alanlarında çok kullanılmakta olan "İkonografik ve İkonolojik Sanat Eleştirisi" yönteminden yararlanılmıştır. İkonografik çözümlemeyle, sanat objelerinde iskeleti oluşturan formlarla, konu ve konsept arasında bir ilişki kurulmasını, hayal edilen izlenimlerin çözümlenerek, hikaye ve alegoriler tespit edilmesi amaçlanmıştır. İkonolojik çözümleme ise, sanat yapıtının yapıldığı dönemi, tarihsel özelliklerini sanatçının kişiliğini ve yaşadığı dönemin sanat yapıtına etkisini belirlemek için yapılmıştır.

Asker ressamlarDünya Savaşı IKurtuluş Savaşı+5
Ufuk Alkan
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

I. Dünya Savaşının baskıresimlere yansımaları

Tarihte insanlığı etkileyen büyük olayların sanata etkileri her zaman kaçınılmaz olmuştur. 20. yüzyılın başında yaşanan I. Dünya savaşı insanlık tarihinde ve buna bağlı olarak sanat tarihinde büyük izler bırakmıştır. Bu çalışmada, I.Dünya Savaş'ının, plastik sanatların önemli anlatım araçlarından biri olan baskıresimlerdeki ifadelerine yer verilmiştir. Savaşı anlatan bu eserler, konu açısındandan incelenerek ve arkalarındaki hikayeler anlatılarak okuyucunun eserleri anlayabilmesi ve o dönemi daha yakından hissedebilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bir araya getirilmiş baskıresimler, I. Dünya savaşının tanımlayıcı yönlerinden hemen hemen her birini göstermektedir. Bu yalnızca farklı birçok cephede aynı anda savaşılan ve birçok ulusun dahil olduğu ilk Dünya savaşı değil, aynı zamanda ağır topların egemen olduğu, daha önce hiç görülmemiş kitlesel katliamla, kasaba ve köylerin yerle bir olmasıyla ve manzaraların mahvedilmesiyle sonuçlanan ilk mekanize savaş olmuştur. Ziyaret edilen yurtdışı kütüphanelerinde yararlanılan kaynaklardan baskıresim görselleri fotoğraflanıp kayıt altına alınmış ve çalışma içerisinde kullanılmıştır. Çalışma için toplanmış bu görsellerin nadir bulunabilen eserlerin görselleri olmasına özen gösterilmiştir. Kaynakların bir çoğu yabancı kaynaklardan oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sanat, Savaş, Baskıresim, Propoganda, Litografi, Gravür Baskı.

Baskı resimDünya Savaşı IGravür+5
Elif Feyza Ulu
Anadolu University · Institute of Fine Arts
2017
00
Master'sOpen AccessTR

1904–1905 Rus-Japon Savaşı ve Musavver 1904–1905 Rus-Japon Seferi Eseri (1.Cild) transkripsiyonu

Japonya, XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra kısa bir süre içerisinde teknolojik, askeri ve iktisadi gelişimini tamamlayarak Uzak Doğu'da bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Rusya, Balkanlar ve Boğazlar üzerinde İngiltere ve Fransa tarafından engellenince yönünü Uzak Doğu'ya çevirerek yeni sömürgeler elde etmek istemiştir. İşte bu siyasi çıkar çatışmaları Japonya ve Rusya'yı karşı karşıya getirmiştir. Rusya'nın Mançurya'da Trans–Sibirya demir yolu hattı inşa etmek istemesi ve Kore hakimiyeti yüzünden 1904–1905 Rus–Japon Savaşı çıkmıştır. Japonya, askeri, siyasi ve sosyal yönden çok iyi organize olmuş, ayrıca İngiltere'nin de desteğini almıştır. Rusya ise ordusunun ve merkezi yönetiminin iyi organize olamaması, kamuoyu desteğinden yoksun olması yüzünden iyi organize olamamıştır. Savaş, Amerika Birleşik Devletlerinin araya girmesiyle 5 Eylül 1905'te Portsmouth Antlaşmasıyla resmi olarak sona ermiştir. Japonya, savaş sonucunda önemli bir zafer kazanarak emperyal kuvvet olarak ortaya çıkmıştır. Japonyaların savaşı kazanması, dünya kamuoyunda büyük bir yankı uyandırmıştır. Japonların galibiyeti Osmanlı Devleti, Asya ve Müslüman ülkeler tarafından sevinçle karşılanmıştır. Osmanlı Devleti'nde Japonya'nın savaşı kazanmasıyla kamuoyunda oluşan olumlu havanın etkisiyle Erkan-ı Harbiye Binbaşısı Ali Fuad ve Yüzbaşı Osman Senai tarafından savaşın bütün yönlerini anlatan muazzam bir eser olan beş ciltlik Musavver 1904–1905 Rus-Japon Seferi adlı eser yayımlanmıştır. Yaptığımız çalışmada 1904-1905 Rus-Japon Savaşı öncesi, Japonya ve Rusya'nın durumu, savaş öncesi gelişmeler, savaşın nedenleri, seyri ile sonuçları incelendi. Ayrıca beş ciltlik Musavver 1904-1905 Rus-Japon Seferi adlı eserin 1. cildinin transkripti yapıldı ve müelliflerin hayatlarıyla ilgili kısa bilgiler verildi. Anahtar Kelimeler: 1904-1905 Rus-Japon Savaşı, Rusya, Japonya, Port Arthur, Portsmouth Antlaşması, Ali Fuad ERDEN, Osman Senai ERDEMGİL

19. yüzyılJapon-Rus SavaşıJaponya+3
Ahmet Türker
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

I. Körfez Savaşı'nın Türk dış politikasına etkisi

Irak'ın Kuveyt'i 2 Ağustos 1990 tarihinde işgali ile başlayan Körfez Krizi'nin 17 Ocak 1991'de Körfez Savaşı'na dönüşmesiyle birlikte Orta Doğu dengeleri önemli bir kırılma yaşamıştır. Bu savaşla birlikte bölge dengeleri yeniden dizayn edilmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ilk ciddi kriz olan I. Körfez Savaşı yalnızca bölge ülkelerini değil başta ABD olmak üzere Batılı birçok devleti ve uluslararası örgütleri de harekete geçirmiştir. Körfez Krizi süresince Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşundan itibaren Orta Doğu bölgesinde dış politikada izlemiş olduğu Araplar arası sorunlara müdahil olmama kısacası bölgede izlenen statüko ve denge politikası terk edilmiş ve Türk dış politikasının bölge içi dinamiklere etkisi giderek artmaya başlamıştır. Böylece Türkiye bölgede aktör olma konumuna evrilmeye başlamıştır. Körfez Savaşı'nın hemen ardından Kuzey Irak'ta Saddam Hüseyin'e karşı Kürt grupların gerçekleştirdiği ayaklanmanın başarısız olması sonucunda mülteci krizi ortaya çıkmış ve bu kriz Türkiye'ye sıçramıştır. Savaş sonunda mülteci krizini yaşayan Türkiye, sorunun çözümü için dış politikada yapmış olduğu manevralarla Kuzey Irak'ta güvenli bölgelerin oluşmasına öncülük etmiştir. Bölgede yer alan Kuzey Iraklı Kürtlerin olası özerk bir Kürt devleti kurmalarına karşı Türk dış politikası yapıcıları önlemler almış ve bu oluşuma izin verilmemiştir. Sonuç olarak Körfez Savaşı'nın ardından Türk dış politikası, Orta Doğu açısından büyük bir değişime uğramış ve dış politikada eksen kayması yaşanmıştır. Bölgede Türkiye'nin de içinde bulunduğu siyasi sorunlarda aktör olarak yer aldığı yıllar başlamıştır. Anahtar Kelimeler: Körfez Savaşı, Türk Dış Politikası, Turgut Özal, Orta Doğu, Kuzey Irak.

KuveytKörfez SavaşıKörfez politikası+7
Anıl Acar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Günümüzde cihad hadislerinin anlaşılması

Günümüzde dünya kamuoyunda maalesef İslam dini, özellikle de cihat olgusu nedeniyle istilacı ve kendisi dışındaki din ve fikirlere hayat hakkı tanımayan baskıcı bir din olmak gibi temelsiz ve haksız birçok iftiraya maruz kalmaktadır. Bunun temelinde konu hakkındaki İslamî referansların hatalı ve yanlış yorumlanması neticesinde, şiddet yanlısı kesimlerin İslam ilkeleriyle bağdaşmayan ve pekçok sivil kayba neden olan eylemlerini cihat olarak kabul etmesi yatmaktadır. Bu çalışmada İslam siyasi tarihi ve hukuku açısından önem arz eden cihat ile ilgili hadisler, naslar ışığında bütüncül bir yaklaşımla ele alınmaya çalışılmakta, gerek gayrimüslimlerin gerekse de İslami fırkaların bahsedilen hatalı uygulamalar sebebiyle yanlış yorumları ve bu yorumları neticesinde edindikleri düşüncelerin hatalarına işaret edilmektedir. Ayrıca cihadın öncesi, sonrası ve icrası süreçlerinde dikkat edilmesi gereken esaslara da yer verilmekte ve cihadın tüm aşamaları hakkında genel bir yaklaşım ortaya konmaktadır. Bu ilkelerin varsa istisnai durumları, Hz. Peygamberin söz ve eylemlerinden elde edilen delillerle desteklenmektedir. Sonuç olarak İslam dininin diğer toplumlarla ilişkilerinde ilkesel olarak barışın tüm dünyada hâkim olması ve toplumların özellikle din ve inanç özgürlükleri önündeki engellerin kaldırılmasını benimsediği ortaya konmaya çalışılmaktadır. Bu bağlamda İslam'da cihadın amacı, kısımları, şartları, teşri aşamaları, cihat neticesinde ortaya çıkan ganimet ve esirlerin hukuki konumu, kölelik ve cariyeliğin statüsü gibi konular, başta ilgili hadisler olmak üzere İslam dininin temel nasları zaviyesinden karşılaştırmalı olarak incelenmektedir. Konu hakkındaki hadislerden hareketle kendilerinin Hz. Peygamber'in uyguladığı cihat anlayışını devam ettirdiklerini iddia eden şiddet yanlısı İslamî grupların hatalı yaklaşımları ortaya konmaya çalışılarak, söz konusu hadislerin diğer İslamî ilkeler ve deliller çerçevesinde nasıl yorumlanacağına dair teklifler ve tenkitler sunulmaktadır.

CihadHadisKur'an-ı Kerim+2
Abdulbaset İbrahimoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çanakkale cephesinde askeri suçlar ve adli vakalar

Tarih boyunca yeryüzünde meydana gelen savaşlar suç ve adli vaka kavramlarının doğmasına da yol açmıştır. Çok çeşitli türleri bulunan bu kavramın bu tezdeki ana konusu askeri suçlar ve adli vakalardır,. Türk savaş tarihinde kahramanlık örneği olan Çanakkale Cephesinde dahi birtakım askeri suçlara rastlanılması ise askeri başarılar sağlansa dahi suçların düşük oranlı da olsa yaşanabileceğinin bir kanıtıdır. Suçlardan bireyler sorumlu tutulabilir sebeplerde bireylere göre ele alınabilir. Ancak askeri suçlarda tek sorumlu birey değildir nitekim Çanakkale Cephesi'nde yaşanan askeri suçlar Osmanlı Devleti'nin zorunlu askerlik sistemini uygulamadaki hatalarına, dış siyasetteki yanlışlarına, seferberlik sürecindeki hatalı uygulamalarıyla bağdaştırılmalıdır. Özellikle de zorunlu askerlik sisteminde toplumsal eşitsizlik meydana getirmek, seferberlik döneminde, silah altına alınan vatandaşı sivil hayattan kopararak süresiz şekilde çokta normal olmayan şartlarda cepheye mahkum etmek, eldeki tüm nüfusu cepheye sevk ederek, geride kalan başta asker aileleri olmak üzere tüm insanları mağdur etmek, müttefiklik görüşmelerinde kendi çıkarlarınızın tamamen dışında bir anlayış ile hareket ederek vatandaşın hakkını göz ardı etmek sizin adınıza savaşacak her bireyin suç potansiyelinde olması sonucunu doğurmaktadır. Askeri suçlar dışında sahip olduğu askeri sıfata bakmaksızın toplum içinde, adam öldürme, yaralama, kadına şiddet gösterme, umumhanelere takılma, umumi yerlerde toplum huzurunu bozma gibi fiiller gerçekleştiren askeri rütbeli şahısların bulunduğu belirtilmelidir. İlaveten yapılan ceraim cetvelleri vasıtasıyla sivil suçlar da tespit edilmiştir.

Adli vakalarAskere almaAskeri suçlar+6
Duygu Ateş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik Arap şiirinde savaş (Cahiliye'den Abbasi Dönemine kadar)

Şiir, kendine has bir ritimle tarih boyunca insanların hayal dünyasındaki aşk, sevgi, nefret, hüzün ve intikam gibi düşünceleri dışarıya ahenkle yansıtma ve insanları etki altına alma aracı olmuştur. Sürekli bir değişim, gelişim ve yenilik diyalektiği içinde varlığını sürdüren şiir, Cahiliye'den itibaren Arap toplumunda insanların en çok değer verdiği edebiyat unsuru haline gelmiştir. Zamanla toplumun dinamikleri ve hassasiyetleri değişirken şiir, ehemmiyetini ve etki sahasını daima koruma altında tutmuş ve bir şekilde gelişimini sürdürmeye devam etmiştir. Cahiliye dönemi başta olmak üzere hemen her Arap edebiyatı döneminde şiirde yeni türler varlık göstermiş, şiiri teşvik edici ve geliştirici unsurlar ön plana çıkmıştır. Cahiliye döneminde Arapların yaptığı savaşları ifade etmek için kullanılan Eyyâmu'l-'Arab, şiiri geliştiren bu unsurlardan biridir. Yapılan savaşlarda ölenleri yad etme, kahramanlıklarını övme veya karşı kabileyi yermek için şiir ve şair ihtiyacı hasıl olmuş ve bu vesileyle şiirde gelişmeler vuku bulmuştur. Sadru'l-İslam Döneminde başta şiir olmak üzere değişen edebiyat çehresi, şairleri dini merkeziyetçilik ile medih, hiciv, mersiye gibi temalarla şiir nazmetmeye itmiştir. Bu dönemde savaş içerikli şiir atışmaları, Cahiliye'den beri var olan temaların daha sağlam bir zemine oturmasını sağlayarak sonraki dönemlere intikalini sağlamıştır. İnsanların mezhepsel olarak gruplaştığı, birbirleriyle savaştığı ve kendi içinden bir halife ilan ettiği Emeviler döneminde her grup şaire ve kendi haklılığını ifade edecek şiirlere ihtiyaç duymuştur. Bu dönemde yapılan savaşlar eski şiir türlerinin gelişimine katkıda bulunmuş, yeni şiir türlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu çalışmada Cahiliye başta olmak üzere Sadru'l-İslam ve Emevi dönemlerinde meydana gelen savaşların, şiire yansımaları, gelişimine katkıları ve bu şiirlerde işlenen temalar ele alınmıştır.

Abbasiler DönemiArap edebiyatıArap şiiri+3
Sabahattin Aydin
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Clausewitz ve Schmitt'te politika-savaş ilişkisine dair bir analiz

Teknolojik alanda yaşanan gelişmeler savaşlarda da köklü değişimlere neden olmuştur. Bu tezin temel amacı, savaşlarda yaşanan bu değişimler sonrasında Clausewitz'in "savaş sadece politikanın başka araçlarla devamıdır.'' argümanının geçerliliğini koruyup korumadığını Carl Schmitt'in görüşlerinden istifade ile sorgulamaktır. Bu çerçevede, tezin ilk bölümünde, savaşın kavramsal incelemesi ile savaşın felsefe içerisindeki yeri ele alınmıştır. Müteakiben savaşlarda yaşanan dönüşümler ile Clausewitz'in savaş üzerine görüşlerine yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, politikanın kavramsal analizi ile Schmitt'te politik olan savaş ilişkisi incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise günümüzde savaş ile politikanın bir bağlatısının olmadığına dair iddialar incelenerek Clausewitz'in tezinin geçerlilik durumu değerlendirilmiştir.

Clausewitz, Carl VonFelsefeFelsefe tarihi+3
Ümit Yaşar İren
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Suriye iç savaşı çerçevesinde Rusya'nın hibrit savaş stratejilerinin analizi

Bu çalışma, Rusya'nın Suriye'deki hibrit savaş uygulamalarını geniş bir perspektifte incelemektedir. Araştırma, "Rusya'nın Suriye'deki faaliyetleri hibrit savaş uygulaması mıdır?" ana sorusu üzerine inşa edilmiştir. Bu bağlamda araştırmanın temel argümanı, Rusya'nın Suriye'de başarılı bir hibrit savaş icra ettiğidir. Çalışmanın amacına ve önemine uygun olarak nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve elde edilen veriler analiz edilerek yorumlanmıştır. Çalışmada hibrit savaş olgusu, uluslararası ilişkiler teorilerinden biri olan ofansif realizm teorisi ölçüt alınarak örnek olay (case study) olarak seçilen Suriye krizi perspektifinde analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, Rusya Suriye'de hibrit savaş bileşenleri olan enformasyon harbi, propaganda, siber-elektronik harp, gayrinizami harekât ve konvansiyonel harekâtı koordineli bir şekilde uygulayarak başarılı bir hibrit savaş icra etmiştir. Çalışma, anarşik uluslararası sistemde güç dengesini değiştirmeye çalışan Rusya'nın ofansif realizmin temel varsayımlarına göre hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Güç dengesini kendi lehine değiştirmek isteyen Rusya, bunun için güç kullanmaktan çekinmemiş ve Suriye iç savaşına müdahil olarak Soğuk Savaş sonrası Orta Doğu'da kaybettiği etki alanını tekrar kazanmak istemiştir. Bu doğrultuda Rusya'nın ortaya koyduğu stratejiler, Rusya'nın hibrit savaşın özelliklerini karşıladığını ve ofansif realist paradigmayla uyumlu olduğunu göstermiştir.

Hibrit savaşRusyaSavaş+4
Harun Aras
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çanakkale Savaşları'na fiilen katılan Türk ve Alman generaller

Avrupa'da Sanayi İnkılâbı ile alevlenen sömürgecilik yarışı, hammadde ve Pazar arayışı ile Fransız ihtilali'nin getirdiği milliyetçilik akımı, Avrupa Devletleri'ni aralarında büyük rekabete, bloklaşmaya ve dünya savaşına götürdü.Osmanlı Devleti, I.Dünya Savaşı öncesi İtilaf Devletleri'nin yanında yer almak istedi. Fakat temel hedefi, Osmanlı topraklarını paylaşmak isteyen İtilaf Devletleri, bu teklife sıcak bakmadı. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, 2 Ağustos 1914'te İttifak Devletleri'nin yanında yer aldı. Rusya'nın yardım isteği, İngiltere`yi harekete geçirdi. I.Dünya Savaşı'nda Çanakkale Cephesi'nin açılmasıyla İngiltere, zor durumda kalan Rusya'ya yardın götürmek istedi. Hedefi, Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul`u ele geçirmek ve devlete son vermekti. Böylece, savaşın kısa sürede bitirilmesini sağlayacaktı.İngiltere, Osmanlı Devleti'ni ?Yenilmez Armada?sı ile dize getireceğini ve sadece deniz kuvvetini kullanarak boğazlardan geçebileceğini düşünerek, Fransa ile beraber büyük bir donanma hazırladı. Osmanlı Devleti de, Boğazları korumak için, Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa başkanlığında gerekli önlemlerini aldı. Tabyalarını güçlendirdi ve mayın hatları oluşturdu. Boğazın güçlendirilmesinde Alman General Merten Paşa da katkı sağladı.Çanakkale Savaşı'na fiilen 7 Türk General ile 5 Alman General katıldı. Türk Generaller; Esat Paşa, Mehmet Vehip Paşa, İsmail Cevat Paşa, Ali Mustafa Fevzi Paşa, Çolak Faik Paşa, Mehmet Ali Paşa, Mustafa Hilmi Paşa. Alman generaller ise; Liman Von Sanders Paşa, Von Der Goltz Paşa, Weber Paşa, Metren Paşa ve Trommer Paşa idi.Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa komutasında, Türk askeri, itilaf donanmasını Çanakkale boğazı'nda yenilgiye uğrattı. Kara savaşlarında ise, İtilaf Devletleri, Ian Hamilton komutasında hedeflerine ulaşmak istedi.Çanakkale cephesinde, Osmanlı Devleti Liman Von Sanders başkanlığında, 5. Ordu`ya bağlı olarak, düşmanla mücadele etti. 5. Orduya bağlı Gelibolu yarımadasında, 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa Kuzey Grubu komutanı olarak, Anafartalar, Conkbayırı bölgesinde görev yaptı. Güney grubu komutanı olarak, Seddülbahir bölgesinde önce Weber Paşa bulundu. Daha sonra yerine Vehip Paşa geçti. Vehip Paşa komutasında, 5. Kolordu Komutanı Fevzi Paşa ve 14. Kolordu Komutanı Trommer Paşa görev aldı. Fevzi Paşa, Anafartalar Grup komutanı olarak da görev aldı. Ayrıca Güney grubunda Weber Paşa'ya bağlı olarak Seddülbahir cephesinde 1. Kolordu Komutanı Mehmet Ali Paşa ile 2. Kolordu Komutanı Faik Paşa mücadele etti. Anadolu yakasında Saroz bölgesinde Von Der Goltz 1. Ordu Komutanı ve ona bağlı 6. Kolordu Komutanı Hilmi Paşa görev aldı. Fakat doğrudan muharebeye katılmadı.Çanakkale Savaşları sonunda, generallerin yeteneği ve Türk askerinin savaş azmi, cesareti karşısında 9 Ocak 1916 yılında düşman çekilmek zorunda kaldıAnahtar Kelimeler: Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşları, Gelibolu Savaşı, Komutanlar, Türk Generaller, Esat Paşa, Vehip Paşa, Cevat Paşa, Fevzi Paşa, Mustafa Hilmi Paşa, Çolak Faik Paşa, Mehmet Ali Paşa, Alman Generaller, Liman Von Sanders Paşa, Von Der Goltz Paşa, Mert Paşa, Trommer Paşa, Weber Paşa.

AlmanlarAskerlerGeneraller+4
Hatice Işıldak Kara
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

20. yüzyıl Alman dışavurumcu resim sanatında Birinci Dünya Savaşı`nın etkileri

Dışavurumculuk, toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel varoluşların birbirlerini etkilemesi sonucu, politik istikrarsızlık ve ekonomik çöküntü ortamında mevcut düzene bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.Araştırmanın birinci bölümünde 20. yüzyıl Alman Dışavurumcu Sanatının ortaya çıkmasına etken olan toplumsal koşullar ile dönemin sanatsal yaklaşımları değerlendirilerek Dışavurumcu sanatının tarihçesine kısaca yer verilmiştir.İkinci bölümde Dışavurumcu akımını oluşturan gruplar ve bu gruplar arasındaki farklılıklar ile grupların çalışmaları incelenmiştir.Üçüncü bölümde savaşın Dışavurumcu hareketine yansımaları araştırılmıştır. Dışavurum sanatçılarının çalışmalarındaki biçim bozmalar, renk kullanımları ele alınmıştır.Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Çalışma, 20. yüzyıl Alman Dışavurumcu resim sanatında Birinci Dünya Savaşı'nın etkileri ile sınırlandırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Dışavurum, Savaş, Tepki, Şiddet, Akımlar.

20. yüzyılAlman resim sanatıAlmanya+4
Gülru Düzce
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Büyük Selçuklu ordusunda sefer organizasyonu

Savaşların ana dinamiklerinden biri olan sefer organizasyonunun bazen sayıları yüzbinleri aşan ordular tarafından nasıl yapıldığını bilmek bu orduların zafer ya da mağlubiyetlerinin nedenlerinin anlaşılması açısından fazlasıyla önem teşkil etmektedir. Devletlerin sınırlarının büyümesi veya küçülmesi askerî organizasyonların ne denli başarılı yapıldığı ile doğrudan ilgilidir. Büyük Selçuklu Devleti'nin kısa süre içerisinde dünya tarihinde önemli bir rol oynamasındaki etkenin ordunun iâşe ve ikmali meselesi olduğu çok açıktır. Büyük Selçuklu ordusunda sefer organizasyonunun incelendiği bu çalışma özet, önsöz, kaynaklar, araştırma eserler, giriş, dört bölüm, sonuç, kaynakça ve eklerden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde ordunun bütçesinin seferden önce ve seferdeyken nasıl oluşturulduğu, savaşçıların nerelerden temin edildiği, ordunun nasıl ve kimler tarafından teftiş edildiği, nasıl bir düzen içerisinde harekete geçtiği, yollarda karşılaşılan olumsuz durumlara karşı alınan tedbirlerin neler olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca bu bölümde sefer güzergâhları tartışılmış ve tespit edilen bazı güzergâhların haritaları çıkarılarak yolların daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. İkinci bölümde sefer sırasında ordunun ihtiyaç duyduğu silâh, iâşe, yem ve benzeri diğer maddelerin savaş alanına intikali ele alınmıştır. Üçüncü bölümde kamp kurulacak alanın nasıl tespit edildiği, askerlerin kamp alanında nasıl düzen aldığı ve çadırlar hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca bu bölümde ordugâhın güvenliğinin nasıl sağlandığı, askerlerin ibadeti, aile yaşamı, temizliği ve tertibi açıklanmıştır. Dördüncü bölümde ordunun beslenme ve su ihtiyacı ele alınmış, ayrıca sefer sonrası yaşananlar ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Sefer, Organizasyon, Lojistik, Büyük Selçuklular, Ordu.

Askeri tarihAskeri teşkilatAskeri yapı+6
Hasan Yenidoğan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Post-kolonyal feminizm açısından savaşta kadın: Bosna örneği

Post-kolonyal feminizm 1980'lerden sonra doğmuş ve feminist uluslararası ilişkiler kuramının üçüncü dalga hareketine dahil olmuş bir teoridir. Post-kolonyal feminizm klasik Batı feminizmin sadece orta sınıf beyaz kadınını ele aldığı yaklaşımlarını sorunsallaştırmıştır. Aynı zamanda liberal siyaset biliminde yer alan temel kavramları yapı-bozuma uğratmıştır. Milliyetçi ve militarist düşünce sistemine karşı çıkan teori, Batılı gözlerle Batı dışı toplumların konumunu anlamaya çalışmış, Batılı feministlerin Batı dışı toplumlardaki kadınların sorunlarını homojenleştirmesini ve ötekileştirmesini ise eleştirmiştir. Bu tezde, Batılı feministlerin Bosna Savaşı'na ve buradaki kadınların deneyimlerine yönelik yaklaşımları analiz edilerek, kadınların savaşları farklı şekillerde deneyimledikleri ileri sürülmektedir. Çalışmada feminist yaklaşımların yeni savaşlar argümanına, kimlik unsuruna ve savaş söylemlerine karşı bakış açısı da Bosna Savaşı üzerinden ele alınmaktadır. Çalışma bu teorik noktaları birleştirerek toplumsal cinsiyetin savaş zamanlarında siyasi liderler, iktidar ve medya tarafından nasıl kullanılabileceğine ve arka planda yatan motivasyonlara ışık tutmayı ummaktadır. Bosna-Hersek toplumundaki geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin savaşın gidişatını nasıl etkilediği ve ayrıca toplumsal cinsiyet ilişkilerinin savaştan hemen önce ve savaş sırasında nasıl değiştiği araştırılmaktadır. Savaşta kadın olgusunun Bosna Savaşı üzerinden feminist analizi ise, devlet-merkezli milliyetçi politikaların toplumsal cinsiyet kimlikleri boyunca ürettiği iktidar ilişkilerini açığa çıkarması nedeniyle önemlidir. Diğer bir ifadeyle bu tez, Bosna Savaşı'ndaki cinsel şiddetin sadece bireye yöneltilmiş fiziksel şiddet eylemleri olarak görülemeyeceğini, saldırıya uğrayan bireylerin bedeni üzerinden toplumun kültürünün hedef alındığını, milliyetçi ve militarist uygulamaların var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini derinleştirdiğini ve kadınların savaşları farklı şekillerde deneyimlediklerini savunmaktadır.

Bosna SavaşıBosna-HersekKadınlar+5
Elif Dilan Tütmez
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Dini referanslı radikalleşme örüntüleri: Suriye örneği

Radikalleşme bir olgu olarak karmaşık ve katmanlı bir süreci ifade etmektedir. Yürütülen çalışma dini motivasyonlu radikalleşme üzerine odaklanmakta ve Suriye sahasını incelemektedir. Araştırmanın konusu Türk vatandaşlarının Suriye'de gerçekleşen iç savaşa hicret veya cihat amacıyla katılım gösterme nedenleri ve radikalleşme örüntüleridir. Bu kapsamda yeni medya ve sosyal ağlar sağladığı imkânların da göz ardı edilemeyeceği açıktır. Araştırma bireysel, grupsal veya kitlesel nedenlerden beslenen ortak süreç ögelerinin ortaya çıkarılması radikalleşme olgusunun daha net tanımlanmasına ve buna karşı yürütülecek politikanın da dinamiğinin belirlenmesine katkı sağlayacaktır. Araştırma kapsamında nitel bir yaklaşım benimsenmiştir. Çalışma, radikalleşmiş bireyler ile radikalleşme hikâyeleri ve süreçleri üzerine gerçekleştirilmiş vaka incelemeleridir. Aynı zamanda akademik bir amaca yönelik, bilimsel topluluğa hitap eden temel bir araştırmadır. Araştırma açıklayıcı bir çalışma olmakla birlikte zaman açısından ise kesitsel bir yaklaşıma sahiptir. Araştırma bulgularına bakıldığında medeni durumun radikalleşme ve cihada katılma yönünden fark yarattığı belirlenmiştir. Katılımcıların hiçbirinin orta öğretim üzerinde bir eğitim almaması dikkat çekici olmakla birlikte bu durum uluslararası literatürde ki çalışmalardan ayrılan bir bulgu olmaktadır. Katılımcılarda toplumsal uyuşmazlık ve aidiyet hissedememe durumları görülmektedir. Bazı katılımcıların geçmişlerinde uyuşturucu madde kullanımı, suç ve hapis cezası aldıkları görülmekte bu da çalışma içerisinde arınma diskuru olarak bahsedilen durumu desteklemektedir. Kişilerin sosyo-ekonomik durumunun orta sınıfın ağırlıklı olmasına karşın alt sınıflarda yoğun bir yığılma göze çarpmamaktadır. Bu durum farklı çalışma verileri ile de uyum göstermektedir. Katılımcılardan sadece birinde daha önce farklı bir cihat sahasında deneyimi bulunmaktadır. Kişilerin radikalleşmesinde en önemli hızlandırıcının sosyalizasyon ve farklı bir çevre edinimi ile olduğu görülürken sosyal medya v ve internet bilgi kaynaklarına ulaşmayı kolaylaştırmıştır. Katılımcılar özledikleri çeşitli şeyler olduğunu belirtmekle birlikte geri dönmeyi düşünmemektedir. . Katılımcıların kendi yaşadıklarını ve deneyimlerini aktarmış olmaları sürecin resmini çizebilmek açısından önemli olmuştur. Çalışmanın literatürde hem radikalleşme örüntüleri bağlamında katkı sağlayacağı hem de de-radikalizasyon için önemli bulgular sağlayacağı düşünülmektedir.

Din sosyolojisiGüvenlik stratejileriMikro sosyoloji+6
Abdullah Gökhan Yaşa
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Savaş mağduru sığınmacı çocuklarda hayat ve Tanrı algısı: "7-12 yaş arası Suriyeli çocuklar"

Günümüzde mülteciler, ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardır ve bu durum onlar için pek çok sıkıntı ve zorluğu bir araya getirmiştir. Mültecilerin topraklarını terk etme nedenleri içinde savaşlar en başta gelen sebeptir. Son yıllara baktığımızda Suriye'de çıkan savaşlar, büyük bir göç dalgasıyla sonuçlanmıştır. İnsanlar yaşadıkları ülkeyi, evlerini terk etmek zorunda kalarak mülteci konumuna düşmüşlerdir. Türkiye'ye büyük bir mülteci akını başlamıştır ve bu durum beraberinde birçok psiko sosyal problemlere yol açmıştır. Savaş, toplumlar üzerinde ruhsal açıdan büyük hasarlarla sonuçlanmaktadır. Travma Sonrası Stres bozukluğu, savaş ortamında kalan ve sonucunda ülkelerini terk etmek zorunda kalan mültecilerle yapılan çalışmalarda en sık görülen psikiyatrik bozukluklardan biri olarak tanımlanmıştır. Savaş travmasına hazırlıklı olmadıkları için çocuklar, bu durumdan çok daha fazla etkilenmekte ve travma yaşamaktadır. Aynı bölgede yaşanan terörist saldırıları, suç, felaket ve savaş koşullarının birleşimiyle bu süreç, çocukları ruhsal olarak oldukça kötü etkilemektedir. Bu araştırmada çocukların yaşadığı bu travma sürecinin yaşam ve Tanrı algılarını nasıl biçimlendirdiği üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler: Çocuklarda Tanrı Tasavvuru, Göç Psikolojisi, Hayat Algısı, Savaş, Sığınmacılık, Tanrı Algısı, Travma

GöçmenlerHayatın değeriMülteciler+7
Rümeysa Nur Türker
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye iç savaşının bölge halkına etkileri ve çözüm önerileri (Suriye'de Arap Baharı)

Ortadoğu'nun gidişatını tüm yönleriyle değiştiren bir kriz olarak tanımlanan Arap Baharı, 2011 yılından itibaren Arap ülkelerinde halkın ayaklanmalarına neden olarak ülkedeki birçok liderin ve yönetimin devrilmesine neden olmuştur. Halkın başlatmış olduğu bu ayaklanmalar büyüyerek devam ederek iç isyanlara dönüşmüştür. 7 yıldır bir türlü sonlandırılamayan iç isyanların en kanlı sahneleri ise Suriye'de yaşanmıştır. Ortadoğu'da tüm ezberleri bozan Suriye iç savaşı, bölgedeki terör örgütlerinin durumdan istifade ederek bölgedeki toprakları işgal etmelerine neden olmuştur. 2013 yılından itibaren Suriye iç savaşına dâhil olan terör örgütleri arasında Irak Şam İslam Devleti (İŞİD) ve Ad-Dawlah Al- İslamiyah Fil Irak Wa Ash-Sham (DEAŞ) gibi gruplar yer almaktadır. İŞİD terör örgütü bölgede kısa sürede yükselişe geçerek, jeopolitik olarak öneme sahip olan bölgeleri hâkimiyeti altına almayı başarmıştır. İŞİD terör örgütünün önemli liderlerinden olan Ebu Bekir El Bağdadi, 2014 yılında İslam Devleti'nin kurulduğunu açıklayarak halifeliğini ilan etmiştir. İŞİD'in hâkimiyetinde olan bölgelerde zamanla toplumsal sorunlar yaşanmakta olup, terör örgütünün yapmış olduğu şiddetsel yönetimle sonucunda yaklaşık 14 milyon insan bölgeden göç etmek zorunda kalmıştır. Anahtar Sözcükler: İŞİD, Ortadoğu, Suriye, Terörizm, Türkiye

Arap BaharıSavaşSuriye+4
Abdulhannan İbiş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı'nda ayanların rolü

Son 20-30 senede Osmanlı ayanları üzerine çalışmaların sayısı bir hayli artmıştır. Bu çalışmalar çoğunlukla ayanların aile tarihi, yerel yönetimdeki rolleri ve devletle olan ilişkilerine odaklanmıştır. Ne var ki, XVIII. yüzyılda Osmanlı ordusunun mevdundaki artış, bundan kaynaklanan değişim ve ayanların bu değişim içerisindeki yeri çok fazla araştırılmamış konulardır. Bu araştırmada tespit edildiğine göre söz konusu artış Osmanlı Devleti'nin yeni bir tedarik sistemi kurmasına sebep olmuştur. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı örneğinde savaş müteahhitlerinin ordunun kurulması ve desteklenmesini sağladığı bu sistemde ayanların üstün pozisyonu göze çarpmaktadır. Müteahhit ayanlar bu savaşta, Osmanlı Devleti'nin eyaletlerden talep ettiği birliklerin büyük bir kısmını celp etmişlerdir. Benzer şekilde ordunun ihtiyacı olan zahirenin çoğunluğu ayanlar tarafından satın alınmıştır. Bu müteahhit ayanlar büyük miktarlardaki celp ve alım işlerini organize ederken diğer ayanlar ise kaza seviyesinde bu işlemlerde onlara yardım etmişlerdir. Osmanlı Devleti'nin bu şekilde ayanlarla çalışması onun 1768-1774 Savaşı'nda daha büyük bir ordu kurmasını ve besleyebilmesini sağlamıştır. Hatta savaşın son iki senesinde masrafları ayanlar tarafından karşılanan birlikler sayesinde Osmanlı Devleti'nin en azından bir sene daha savaş alanında kalabildiği söylenebilir. Ayanların ordunun desteklenmesindeki bu etkin rolü onların devlet kademlerinde yer edinmelerini sağlamıştır. İlk önce kapıcıbaşı unvanına layık görülen bazı ayanlar daha sonra vezirlik rütbesi ile ödüllendirilmiş ve böylece yönetici zümre arasına girmişlerdir.

18. yüzyılAyanlıkOsmanlı Devleti+3
Hamit Karasu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The political economy of citizen ‎journalism at war conditions: an ethnographic research on the exploitation by media institutions of citizen journalists in Syria

What motivated amateur civilians to become citizen journalists during the Syrian War, and how did the media institutions rob them of their rights? In this research we examined the political economy context of the practice of citizen journalism as a profession, which has been changed by the conditions of war together with the possibilities of new media technologies, with the ethnographic method. In the research, phenomenological design, which is one of the qualitative research methods, was used. Within the scope of the research, Citizen Journalists and representatives of media institutions were interviewed. Data were collected through interviews with twenty-seven participants within the scope of the research. Participants were included in the research ‎voluntarily. ‎An interview form with 9 questions developed by the researcher was used as a data collection tool in the research. Qualitative data analysis methods were used in the analysis of the research data. In this context, data were analysed by content analysis. In addition, it was stated in the research that the most important reasons for the emergence of citizen journalists in Syria were that the regime did not report the events and that the international press was prevented from entering such events, and that the civilians were reporting the events to the world. In this context, citizen journalists define themselves as activists who document violations and learn journalism over time and through the events they experience. Then these people cooperated with international media institutions, but these media institutions did not give them all their due rights.

Economic policiesJournalistsJournalism+7
Mohammed Hardan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The representation of pain and suffering in the war poems of Wilfred Owen and Siegfried Sassoon

The outbreak of the First World War has had a huge impact from 1914 to the present day, and since then the impacts of the war have been discussed and analyzed by historians, researchers, theorists, and thinkers throughout history. In particular, the physical and mental effects of the consequences of the First World War on humanity have been defined by the researchers. The war poems written during wartime can be considered historical research. In particular, the poems of Wilfred Owen and Siegfried Sassoon have come to the forefront from past to present. The poems of Owen and Sassoon have made a great contribution to British Literature and History in terms of expressing the realities of war as a literary work. Their poems carry the marks of the pain of everything lost in the war. The two prominent themes in the poetry of Owen and Sassoon are physical pain and mental pain, which would turn into suffering over time. Thus, physical and mental pain is reflected in the poems of Owen and Sassoon related to the sense of loss by impressing each other mutually. This study will attempt to enlighten how and in what ways the pain and suffering caused by the First World War affected the bodies and minds of the soldiers by analyzing selected poems of Owen and Sassoon.

PainWorld War IAgony+5
Demet Pamuk
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Peygamber'e (S.A.V.) göre savaş etiği

Bu araştırma, Resûlullah'ın fetihlerinde izlediği insani boyutları ele almaktadır. Ahlakı ve savaşın anlamını dil ve ifadelerle tanımladım, ardından Müslümanlar arasındaki savaşların nedenlerinden bahsettim ve bunları diğer ülkelerdeki savaşların nedenleriyle karşılaştırdım ve bu savaşlardan bazıları üzerinde durdum. Daha sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in fetihlerine damgasını vuran bu beşeri boyutların tecellilerini inceledim ve düşman esirlerle -Allah onu korusun ve bağışlasın- münasebetlerine odaklandım. Yaralılar ve onların cesetleri. Sonra düşmanının kadınları ve çocukları ile Müslümanlara karşı yaptığı savaşlara katılmayan sivillerle ilişkisinin boyutunu inceledim. Daha sonra araştırmamın bir bölümünü, Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun, Resûl'ün savaş meydanındaki ashabıyla etkileşiminde insani boyutlardan bahsetmeye ayırdım, çünkü o onlara merhamet etti ve onlardan uzak durdu. Bu, Cenab-ı Hakk'ın kendisine emanet ettiği İslam dininin yayılmasının önünü açsa da, onun sürekli savaştan kaçınma çabasından ve savaşa karşı koymaktaki isteksizliğinden ortaya çıkmıştır. Düşmanın politikası, savaşın ateşiyle savaşmayı kabul etmeye başlamadan önce onları uyarmak ve ondan yüz çevirmek ve - muharebe başladıktan sonra - düşman isterse, kararlı bir şekilde onu bitirmeye çalışmaktır. yoldaşlara ihanet etmemeye vurgu. Ve düşmanın cesetlerini parçalamak ve toplu cezalandırma yöntemini kullanmamak. Sonunda, savaşın sona ermesinden sonra askeri politikasına, sonun büyük bir zafer mi yoksa acı bir kayıp mı olduğuna ışık tuttu. Allah Resulü'nün (s.a.v.) güç kullanmadığını, doğru yol kapanıncaya kadar savaşa girmediğini ve sadece orduyu zayıflatmak için savaşmak istediğini okuyucuya anlatmaktır. Anahtar Kelimeler: Ahlak, insan boyutları, savaş, mahkumlar, yaralılar

AhlakAskeri politikalarEtik+6
Khadeeja Jaber Salım Al-mıshalawee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Yemen Vazat-Luhye Mıntıka Kumandanlığı Harp Ceridesine göre I. Dünya Savaşı ve Yemen Cephesi: I. Defter, s. 181, 28 Nisan 1331 - 8 Eylül 1331

Vâizât-ı Luhye Mıntakası Kumandanı olan ve savaşın sonlarına doğru da Yemen'deki 40. Tümen Komutanlığı'na getirilen M. Galib Deniz tarafından I. Dünya Savaşı'nın henüz ilk yıllarına rastlayan 28-04-1915 ve 08-09-1915 tarihleri arasında tutturulan elimizdeki ceridelerden hareketle Yemen Cephesi'ndeki savaşın genel seyri, kıtalarımızın konuşlanışı, iaşe durumu, subay ve askerlerimizin durumu, harekât planımız, yerel halkın askerimize bakışı, komutan ve askerlerimizin bu savaşla ilgili düşünceleri ve planları gibi savaşın farklı yönlerine dikkat çekmeyi amaçladık. Bu çalışmada kaynak olarak kullanılan harp cerideleri askeri birlikler tarafından tutulan günlüklerdir. Vâizât-ı Luhye Mıntakası Kumandanlığı tarafından 28-04-1915 ve 08-09-1915 tarihleri arasında tutulan Yemen Cephesi Harp Cerideleri ile sınırlandırdığımız ve transkripsiyonu yaptığımız bu çalışmada aynı zamanda I. Dünya Savaşı'na ve Yemen Cephesi'ne ait kaynaklarla ilgili literatür taraması yapılarak da konu hakkında bilgiler ortaya konulmuştur. Transkiripsiyonunu yaptığımız 28-04-1915 ve 08-09-1915 tarihleri arasındaki Vâizât-ı Luhye Mıntakası Kumandanlığı tarafından tutulan ceridelerden ve literatür taraması yaparak incelediğimiz kaynaklardan hareketle Yemen Cephesi'nde savaşın taraflarınn bir meydan savaşına girmediği anlaşılmıştır. İtilaf devletleri safında yer alan İtalyanların ve özellikle İngilizlerin Yemen'deki aşiret reislerini türlü vaatlerle, hediyelerle kandırarak burada dâimâ bir kaos ortamı yaratmak, aşiretlere sağladığı silah ve cephane yardımı ile de vur-kaç taktiği izleyerek buradaki Osmanlı Kuvvetlerine zarar verme gayreti içerisinde olduklarını gördük. Osmanlı Devleti'nin ise ekonomi, cephane, erzak, iaşe ve personel sayısı, haberleşme araç ve gereçleri gibi her açıdan sıkıntıda olmasına rağmen Yemen Cephesi'nde bir yenilgiye uğramadığı aksine yıllardır bir üssü olan Aden'i savaş boyunca kuşatma altında tutarak İngiliz ilerleyişine meydan vermediği; Kuzeyde ise İngilizlerin desteği ile güneye inmeyi amaçlayan İdrisi'nin bütün çabasını boşa çıkardığı anlaşılmıştır.

Bilgi kaynaklarıDünya Savaşı IKurtuluş Savaşı+5
Cihangir Coşkunoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Alman yayılmacılığı ve jeopolitiği

XX. yüzyılın başları, savaş makinelerinin insan katliamını seriye bağladığı, milyonlarca insanın cephede ve bir o kadar sivilin de evinde bombalanarak imha edildiği, Alman kamplarında beş milyondan fazla sivilin katliama uğradığı, Rusya'da 6 milyondan fazla insanın devrimden öldüğü, kelimelerin hatta rakamların bile ifade edemeyeceği kadar büyük yıkımlara sahne olmuş savaşlarla hatırlanır. Birincisinde 20 milyon, İkincisinde 50 milyondan fazla insanın ölmesine sebep olan bu Dünya Savaşlarının nedenleri nelerdi acaba? Almanya sık sık Paris'i işgal etmeyi alışkanlık haline getirip, tutku mu edinmişti? Yoksa temel konuları dünya hâkimiyetine dayalı olan bir bilim ve bu bilime ilişkin teorilerin etkisi var mıydı acaba? Günümüze gelindiğinde ise dünyanın çeşitli coğrafyalarında süren iç savaş ve terör olaylarının gerçek sebeplerinin arkasında hangi dinamikler bulunuyor? Jeopolitik nasıl doğdu, hedefleri nedir? Ülkeleri, liderleri ve dünya politikalarını nasıl etkiler? Alman yayılmacılığı ile jeopolitik kuram arasında nasıl bir bağlantı vardır? Bu sorular ve bu sorulara verilen olası yanıtlar çerçevesinde bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır; birinci bölümde jeopolitik kuramın tarihçesi, teorisyenleri ve ilgili teorisyenlerin temel düşünceleri, ikinci bölümde ise Alman Yayılmacılığı ve sebep olduğu savaşlar üzerinden jeopolitik uygulamaları üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda bu çalışmada Alman jeopolitik aygıtı ile Alman Yayılmacılığı vurgulanmış olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Jeopolitik, Jeostrateji, Strateji, Millî Güç, Siyasî Coğrafya, Alman Yayılmacılığı, Alman Jeopolitiği, Hitler, II. Dünya Savaşı, Nasyonal Sosyalizm.

AlmanyaDünya Savaşı IIHitler, Adolf+7
Arif Yayılkan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs Barış Harekâtı mektuplarının Türk Harp Edebiyatı bağlamında incelenmesi

Edebiyat ile tarih arasında sıkı bir bağ vardır. Yazarlar tarihte yaşanan olayları kendi hayal süzgeçlerinden geçirerek yeniden kurgularlar. Türk tarihine bakıldığında Türklerin birçok harbe girdiği görülecektir. Nitekim Türklerin yakın tarihinde yaşanan önemli olaylardan birisi de Kıbrıs Barış Harekâtı'dır. Kıbrıs'ta yaşayan Türklere yapılan zulüm ve katliamları durdurmak, barış ve özgürlüğü tesis etmek üzere düzenlenen bu harekât Türk harp edebiyatında şiir, roman, hikâye, tiyatro, günlük, hatıra, menkıbe, mektup gibi türlere aksetmiştir. Bu çalışmada sözü edilen türlerden biri olan mektuplar üzerinde durulacaktır. Bununla birlikte harbe ilişkin duygu, düşünce ve hayaller gerek cephede bulunan askerler gerekse cephe gerisinde bulunan vatandaşlar tarafından mektuplar aracılığıyla dile getirilmiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı mektuplarını harp edebiyatı metodolojisi içinde inceleyen herhangi bir ilmî çalışma mevcut değildir. İşte "Kıbrıs Barış Harekâtı Mektuplarının Türk Harp Edebiyatı Bağlamında İncelenmesi" adlı çalışma ile bu alandaki boşluk doldurulmaya çalışılacaktır. Mektupların tespiti için 20 Temmuz 1974 (harekâtın ilk günü) ile 13 Şubat 1975 Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin kuruluşuna kadar geçen zaman zarfında dönemin matbuatı incelenmiştir. Yapılan bu incelemeler neticesinde elde edilen mektuplar tasnif edilerek şekil ve yapı, muhteva, dil ve üslup bağlamında değerlendirilmiştir. Mektuplara genel bakıldığında harekâtın sebebi olarak Rumların, Kıbrıs Türklerine yaptıkları baskı, zulüm ve katliamlar gösterilir. Ayrıca söz konusu mektuplarda harekâtın tasviri, sonucu, önemi ve gerek cephede gerekse cephe gerisinde bulunanların harekât ile ilgili duygu, düşünce ve hayalleri yer almıştır.

EdebiyatKıbrıs SavaşıMektuplar+6
Ömer Yumuşak
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Related subjects