Sleep
408 theses under this subject heading
Ameliyat öncesi dönemde jel yastık kullanımının hastaların uyku kalitesi ve genel konfor düzeylerine etkisi
Giriş ve Amaç: Ameliyat öncesi dönemde çevresel etmenler, bilinmezlik korkusu, malignite şüphesi, ilaç kullanımı, aktivitelerde kısıtlanma ve beslenme sorunları gibi nedenlerle hastaların uyku kalitesi ve genel konfor düzeylerinde azalma görülebilmektedir. Bu dönemde hastalara uykuya geçişi kolaylaştırmak ve gece boyunca konforu sağlamak için hemşirelik bakım uygulamaları önem taşımaktadır. Bu çalışma, ameliyat öncesi dönemde serinletici jel yüzey özelliğine sahip yastık kullanımının hastaların uyku kalitesi ve genel konfor düzeyleri üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Randomize kontrollü, tek kör deneysel tipte tasarlanan bu çalışma 01.08.2022- 07.08.2023 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Servisi'nde gastrointestinal sistem kanser cerrahisi geçirmesi planlanan 60 hasta ile (çalışma grubu:30, kontrol grubu:30) yürütüldü. Veriler ameliyattan önceki günün sabahında (T1) ve ameliyat günü sabahında (T2) olmak üzere iki aşamada toplandı. Çalışma grubundaki hastalara kontrol grubundaki hastalardan farklı olarak gece uykusunda kullanmaları için serinletici jel yüzey özelliğine sahip yastık verildi. Verilerin toplanmasında Hasta Tanılama Formu, Richard Campbell Uyku Ölçeği ve Genel Konfor Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi, Shapiro-Wilk testi, bağımlı/ bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon testi, Spearman ve Pearson Korelasyon testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunda yer alan hastaların uyku kalitesi ve genel konfor puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunun T1-T2 değerlendirmelerinden elde edilen puan farklarının kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (sırasıyla, p=0,000, p=0,000). Çalışma grubunda yer alan hastaların T2 değerlendirmesindeki rahatlama alt boyutu puan ortalamasının kontrol grubu hastalarından anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p=0,009). Sonuç: Gastrointestinal sistem kanser cerrahisi geçirmesi planlanan hastalarda ameliyat öncesi dönemde serinletici jel yüzey özelliğine sahip yastık kullanımının, hastaların uyku kalitesini ve genel konfor düzeyini artırıcı yönde katkı sağladığı görüldü. Bu sonuçlara göre gastrointestinal sistem kanser cerrahisi geçirecek hastaların ameliyat öncesi dönemdeki hemşirelik bakım uygulamalarında uyku kalitelerini ve konfor düzeylerini artırmak için serinletici jel yüzey özelliğine sahip yastık kullanmalarını önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Cerrahi, hemşire, konfor, soğuk jel yüzeyli yastık, uyku kalitesi.
SCOPA uyku ölçeği Türkçe versiyonunun geçerliği ve güvenirliği
Uyku bozuklukları, Parkinson hastalarında sık görülen nonmotor semptomlardandır ve uyku sorunlarının azaltılabilmesi için öncelikle hastanın uyku alışkanlıklarının ve uyku problemlerinin doğru bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Araşırma amacımız; Parkinson hastalarının uyku kalitelerini değerlendirmek için Marinus ve diğ. tarafından geliştirilmiş olan "SCOPA Uyku Ölçeği"nin (SCOPA Sleep Scale) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yaparak ölçeğin Türk toplumunda kullanılabilirliğini kanıtlamaktır. Mayıs-Aralık 2017 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniğine başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 105 İdiopatik Parkinson hastası ile yüz yüze görüşülerek, Hasta Tanılama Formu, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Epworth Uykululuk Skalası ve SCOPA Uyku Ölçeği uygulandı. Test tekrar test güvenilirliği için ilk uygulamadan 15 gün sonra hastalara ikinci kez SCOPA Uyku Ölçeği uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik dağılım, ortalama, faktör analizi, Pearson korelasyon testi, cronbach α güvenirlilik katsayısı analizleri kullanıldı. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 71,08±1,01 yıl olup, %53,3'ünün erkek, %49,5'inin okuryazar, %59'unun evli, %95,2'sinin çalışmadığı saptandı. Faktör analizi sonucunda ölçeğin iki faktörlü olduğu, madde toplam puan korelasyonlarının 0,73 ile 0,87 arasında değiştiği belirlendi. İç tutarlık analizinde cronbach alfa güvenirlik katsayısı gece uykusu alt boyutu için 0,907, gündüz uykululuğu alt boyutu için 0,906 olarak bulundu. Test-tekrar test analizinde, her iki uygulama arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak SCOPA Uyku Ölçeği'nin Türkçe uyarlamasının psikometrik özelliklerinin iyi düzeyde ve kabul edilebilir olduğu, ölçeğin Türk toplumunda kullanılabileceği sonucu elde edildi. Anahtar Kelimeler: Parkinson hastalığı, Uyku, Ölçekler, Geçerlik, Güvenirlik
Vardiyalı çalışma sisteminin ve sirkadyen özelliklerin uyku kalitesine etkisi
Bu çalışma hemşirelerin sirkadyen özellikleri, uyku kalitesi ve gündüz uykululuk durumlarını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma Haziran-Ekim 2018 tarihleri arasında, Tekirdağ ilinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı bulunan hastanelerden 50 ve daha fazla sayıda hemşirenin çalıştığı Tekirdağ Devlet Hastanesi, Tekirdağ Çorlu Devlet Hastanesi, Tekirdağ Malkara Devlet Hastanesi, Tekirdağ Çerkezköy Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın yürütüldüğü hastanelerde çalışan 504 hemşire araştırmada yer almıştır. Veriler "Hasta Tanılama Formu", "Sabahçıl-Akşamcıl Ölçeği", "Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği", "Epworth Uykululuk Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, t testi, Mann Whitney U testi, Pearson ki-kare, Kruskal Wallis, ANOVA, korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada yer alan hemşirelerin yaş ortalaması 32,32±7,02 yıl olup, %85,9'u kadın, %59,3'ü bekâr, %67,1'i lisans düzeyinde eğitim almıştı. Hemşirelerin Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği toplam puan ortalaması 6,24±3,02 olarak hesaplanmış, %56,2'sinin uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Epworth Uykululuk Ölçeği'den aldıkları toplam puan ortalaması 6,64±4,54 olarak hesaplanmış ve %17,9'unda (n=90) artmış gündüz uykululuğu saptanmıştır. Sabahçıl-Akşamcıl Ölçeği toplam puan ortalaması 48,56±8,42 olup, hemşirelerin %11,3'ünün (n=57) kronotip özelliğinin sabahçıl, %20,2'sinin (n=102) akşamcıl ve %68,5'inin (n=345) ara tipte olduğu belirlenmiştir. Gündüz çalışanların %48,4'ünde, vardiyalı çalışanların %57,2'sinde uyku kalitesi kötü olup, vardiyalı çalışanlarda gündüz uykululuğu daha fazladır (p<0,05). Kronotip özelliklerine göre akşamcıl özelliğe sahip olan hemşirelerin uyku kalitesi daha kötü ve gündüz uykululuğu daha fazla bulunmuştur (p<0,01). Sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin uyku kalitesinin artırılması için çalışma düzenlerinin oluşturulmasında sirkadyen özelliklerinin dikkate alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Vardiyalı Çalışma, Uyku Kalitesi, Hemşire, Sirkadyen Özellikler.
Yoğun bakım ünitesindeki kanıt temelli non-farmakolojik düzenlemelerin deliryumu önlemedeki etkisi
Deliryum yüksek morbidite, mortalite oranları ve tedavi maliyeti artışı ile ilişkili olup, görülme sıklığı yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) daha fazladır. Bu araştırmada, YBÜ'de non-farmakolojik düzenlemelerin deliryum gelişimine etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmamız Haziran 2017-Ocak 2018 tarihleri arasında, dahiliye YBÜ'de yürütülmüştür. Veriler Hasta Tanılama Formu, APACHE II, Glasgow Koma Skalası, Richmond Sedasyon-Ajitasyon Skalası, Yoğun Bakım Ünitesinde Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği, Richard-Campbell Uyku Ölçeği ve Günlük İzlem Formu kullanılarak hastaların izlenmesi ile elde edilmiştir. Ayrıca eş zamanlı olarak YBÜ'de gürültü düzeyinin sürekli ölçümleri sağlanmıştır. Araştırma örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden,YBÜ'de en az 24 saat kalmış, Glasgow Koma Skalası puanı ≥10 ve RASS -3 ve üzeri puan almış, iletişim kurulabilen toplam 78 hasta oluşturmuştur. YBÜ rutinlerinde hiçbir değişiklik yapılmaksızın kontrol grubu verileri elde edilmiştir. Aynı değerlendirme formları "Yoğun Bakımda Analjezi, Sedasyon ve Deliryum Yönetimi için Kanıt ve Görüş Temelli Rehber (2015)" de yayınlanan ışık ve gürültü azaltmaya yönelik non-farmakolojik önlemler alınarak yeni hasta grubunda tekrar uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan hastaların yaş ortalaması 70,01±13,18'dir. Çalışmamızda deliryum görülme sıklığı; kontrol grubunda yer alan hastalarda %60, müdahale grubunda yer alan hastalarda %44,7 olarak hesaplanmıştır (p>0,05). Alınan önlemler sonrası, YBÜ ortalama gürültü seviyesi 70,89±3,81 dB(A)'den 62,66±3,45 dB(A)'e gerilemiş (p<0,01), Richard-Campbell Uyku Ölçeği puan ortalaması 48,29±1,39'den 62,05±1,81'e yükselmiştir (p<0,01). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda deliryum görülme oranlarının azaldığı ve gürültü seviyesindeki azalmanın hastanın uyku kalitesini pozitif yönde etkilediği saptanmıştır. Düzenlemelerin etkinliğinin daha iyi gösterilmesi için daha geniş örneklem gruplarında araştırmanın tekrarlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler:Deliryum, yoğun bakım ünitesi, uyku kalitesi, gürültü, hemşirelik.
Sağlık çalışanlarında kafein tüketimi ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmada; sağlık çalışanlarında kafein tüketimi ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi; Tire, Gaziemir ve Karabağlar İlçe Sağlık Müdürlüğü ve bağlı birimlerinde çalışmaya katılmayı kabul eden ve dışlama kriterlerini karşılayan 96 sağlık çalışanından oluşmaktadır. Çalışma verileri, demografik bilgi formu, Gıda Sıklık Anketi, Kafein Tüketim Sıklığı Anketi, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) anket formları yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Bireylerin depresyon düzeyleri BDE ile tespit edilmiştir. Depresyon düzeyi bakımından çalışmaya dâhil edilen bireylerin %63,5'i minimal, %35'i hafif depresyonlu belirlenmiştir. PUKİ ile bireylerin uyku kalitesi tespit edilmiştir. Bireylerin 50 (%61,5)'si iyi uyku kalitesine sahip, 37(%38,5)'si kötü uyku kalitesine sahip tespit edilmiştir. PUKİ toplam puanları ile kafein tüketim miktarları puanında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin BDE puanlarının PUKİ puanlarını anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur (p<0,001). Bireylerin PUKİ puanları ile kafein değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü zayıf derecede korelasyon olduğu bulunmuştur (p<0,01). Bireylerin PUKİ puanları arttıkça kafein değerlerinde %28'lik artma olduğu bulunmuştur. Bireylerin PUKİ puanları ile siyah çay kafein değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü zayıf derecede korelasyon olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin PUKİ puanları arttıkça siyah çay kafein değerlerinde %22'lik artma olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak; bireylerin kafein tüketimi ile uyku kalitesinin ilişkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Depresyon, Kafein, Uyku kalitesi, Sağlık çalışanları
Terapötik dozda atipik antipsikotik kullanımının gündüz uykululuğu üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı atipik antipsikotik ilaçların terapötik dozda kullanımının gündüz uykululuğu ve bu yan etkiye bağlı yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya her grupta 60 gönüllü olacak şekilde hasta ve kontrol grubu olmak üzere iki grup ve toplam 120 gönüllü dahil edildi. Hasta grubu; Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi psikiyatri kliniğinde yatan ve dahil-dışlanma kriterlerine uygun olan 60 gönüllü bireyden oluşturuldu. Her iki gruba gün içerisinde 8 farklı durumda uyuyakalma/uyuklama derecesini belirleyen bir anketten oluşan Epworth Uykululuk Ölçeği ve Sosyodemografik ve Klinik Bilgi Formu uygulandı. Çalışmada Epworth Uykululuk Ölçeği puanlamasına göre; gündüz uykululuğu puanı sağlıklı kontrol grubunda 4,78±3,081, hasta grubunun ise 6,83±3,923 bulunmuştur. Terapötik dozda atipik antipsikotik ilaç kullanan hastaların sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı olarak artmış uykululuk düzeyine sahip oldukları belirlendi. Atipik antipsikotik ilaç olan Klozapin kullanan hastaların ise Epworth Uykululuk Ölçeğinde gündüz uykululuğunun ortalaması 12,00±1,000 bulunmuştur. Çalışma kapsamında Epworth Uykululuk Ölçeği puanlama sistemine göre antipsikotik ilaçlar arasında en fazla gündüz uykululuğuna neden olan ilaç klozapin olarak belirlenmiştir. Ayrıca atipik antipsikotik kullanımının yan etkilerine bağlı olarak hastaların yaşam kalitelerini olumsuz etkilediği de belirlenmiştir. Bu nedenle atipik antipsikotik ilaçların yan etkileri ve bunlara bağlı yaşam kaliteleri üzerine olumsuz etkilerinden hastaları korumak/minimuma indirgemek için ilaç seçimi, dozlaması, kullanım saati gibi kriterlere dikkat edilerek hastaya uygun tedavi yapılabilir.
Sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumamış bireylerin kanındaki tiroid stimülan hormon düzeyinin, aynı bireylerin sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumuş durumları arasındaki değişimin karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Halsizlik şikayeti ile iç hastalıkları polikinliğine başvuran hastaların etiyolojisinde hipotirodi mevcuttur. Hastalardan hipotiroidi taranması amacıyla TSH rutin işleyişde tarama amaçlı olarak istenir. Hastanın TSH değeri normalin üzerinde tespit edilir ise ve aynı gün içerisinde yapılan kontrol TSH değerininde yüksek tespit edilmesi halinde, hastaya hipotiroidi ön tanısı konmakta ve hipotiroidi etiyolojisi açısından ileri tetkiklere geçilmektedir. Ancak hastanın TSH yüksekliğinin nedenin sirkadiyen ritme uygunsuz uyku alışkanlığı olabiliceği genel olarak atlanabilmektedir. Çalışmamızda sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumamış bireylerin kanındaki TSH düzeyinin, aynı bireylerin sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumuş durumları arasındaki değişimin karşılaştırmalı değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamız, TSH düzeyinin değerlendirilmesinde uyku durumumunun gerekliliği üzerine yoğunlaşmıştır. Çalışmamıza halsizlik şikayeti ile başvuran, yapılan tetkiklerde TSH normal sınırın üzerinde tespit edilen ve uykusuzluk anamnezi veren 100 hasta alınmıştır. Çalışmamızda uykusuz erkeklerdeki ve kadınlardaki TSH seviyesi ile aynı erkeklerin ve kadınların sirkadyen ritme uygun şekilde uyumuş halleri arasındaki TSH seviyesi karşılaştırılmıştır. Sonuçlar anlamlı bulunmuştur. Çalışmamızın sonuçları analiz edildiğinde uykusuz kadınlarda, aynı kadınların sirkadyen ritme uygun şekilde uyumuş hallerine göre TSH seviyesinin daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Benzer şekilde uykusuz erkeklerde TSH seviyesinin, aynı erkeklerin sirkadyen ritme uygun şekilde uyumuş hallerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan değerlendirmeler ışığında halsizlik şikayeti ile başvuran hastalarda TSH yüksekliği tespit edilmesi durumunda öncelikle sirkadiyen ritme uygun şekilde uyuyup, uyumadığı sorgulanmalıdır. Kişinin sirkadiyen ritme uygunsuz uyku durumu tespit edilmesi halinde öncelikle sirkadiyen ritme uygun olarak uyuması sonrası TSH tetkiği tekrar edilmelidir. Bu şekilde hem gereksiz ileri tetkik yapılması önlenmiş olacak hem de yanlış hipotiroidi ön tanısı almasının önüne geçilmesi sağlanacaktır.
Akut koroner sendrom tanılı bireylerin uyku kalitesi, yorgunluk, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, akut koroner sendrom (AKS) tanılı hastaların AKS tanısı ile hastaneye yatmadan önce son bir hafta içindeki uyku kalitesi, yorgunluk, fiziksel aktivite düzeyi, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon düzeylerini belirlemek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Araştırmanın evrenini hastane acil servisine başvurup AKS tanısı alan hastalar oluşturdu. Çalışmaya AKS tanılı 42 hasta ve 42 sağlıklı birey dahil edildi. Yaşam kalitesi, MacNew Kalp Hastalığına Özgü Yaşam Kalitesi Anketi (MacNew); fiziksel aktivite düzeyi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (UFAA-KF); anksiyete ve depresyon durumu, Hastane Anksiyete Depresyon Skalası (HADS); uyku problemleri, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ); yorgunluk semptomu, Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda AKS tanılı hastalar ile kontrol grubunun; Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Formunun (UFAA-KF) tüm alt parametreleri ve toplam MET değerleri benzerdi (p>0,05). Ancak AKS grubunun düzenli fiziksel aktivite yapma alışkanlığı kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,05). AKS tanılı hastaların; MacNew anketine ait tüm puanları kontrol grubundan daha düşüktü ve yaşam kalitelerinde azalma olduğu saptandı (p<0,001). Kontrol grubunda HADS anksiyete ve depresyon puanlarının AKS grubundan daha düşük olduğu bulundu (p<0,001). PUKİ sonuçlarına göre AKS grubunda; öznel uyku kalitesi, uyku latansı, uyku süresi, alışılmış uyku etkinliği ve uyku bozukluğu daha kötü; uyku ilacı kullanımı ile gündüz işlev bozukluğu daha belirgindi (p<0,05). YŞÖ puanları dikkate alındığında; yorgunluğun AKS tanılı hastalarda sağlıklı kontrollerden daha fazla olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç olarak; AKS tanılı hastalarda yaşanan AKS olayından önce yakın dönemde uyku kalitesinde bozulma, yorgunluk, anksiyete ve depresyon semptomları ortaya çıktığı ve yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilendiği saptandı. Anahtar Kelimeler: Akut koroner sendrom; Depresyon; Yaşam kalitesi; Yorgunluk; Uyku kalitesi
Kronik obstrüktif akciğer hastalığında (KOAH) uyku kalitesi ile fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasite arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanılı hastaların uyku kalitelerinin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasiteleri arasındaki ilişkiyi açıklamak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışmaya Eylül 2020 - Ekim 2021 tarihleri arasında göğüs hastalıkları polikliniğinde KOAH tanısı ile izlenen, dahil edilme kriterlerine uyan ve gönüllülük esası ile çalışmaya katılmayı kabul eden yaş ortalamaları 62 yıl olan, 45 hasta dahil edildi. Tüm hastaların solunum fonksiyon testi, KOAH Değerlendirme Testi (CAT), Modified Medical Research Council (mMRC) Dispne Skalası, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (IPAQ), 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), 30 Saniye Kalk-Otur Testi ve El Kavrama Kuvveti ölçümleri yapıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 22 programı kullanıldı. İstatiksel analizler sonucunda; hastalarımızın %68,9'u kötü uyku kalitesine sahipti. Hastalarımızın %84,4'ü düşük seviye aktivite grubundaydı. PUKİ alt parametrelerinin tamamının, KOAH risk gruplarına göre anlamlı fark göstermediği bulundu (p>0,05). Yaş ile ve 6DYT mesafesi arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,001). mMRC dereceleri ile 30 Saniye Kalk-Otur Testi Sayısı arasında anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0,05). Düşük risk KOAH'lılarda PUKİ skoru ile 6DYT mesafesi arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). Yüksek risk KOAH'lılarda PUKİ skoru ile IPAQ toplam MET değerleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,031). Sonuç olarak KOAH'lı hastaların büyük çoğunluğunun kötü uyku kalitesine sahip olduğu saptandı. Kötü uyku kalitesinin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasiteyi olumsuz etkileyebileceği sonucuna ulaşıldı. Rehabilitasyon hedefleri arasında kötü uyku kalitesinin iyileştirilmesi ve KOAH'lı bireylerin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasitelerini artırmak rehabilitasyonun başarı oranını artıracaktır.
Pandemi dönemi sağlık çalışanlarında uyku yorgunluk depresyon ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma pandemi döneminde sağlık çalışanlarında uyku, yorgunluk, depresyon ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek ve sağlık çalışanı olmayan meslek grubuyla karşılaştırmak amacıyla planlandı. Çalışma Aralık 2021 ile Mart 2022 tarihleri arasında COVİD-19 ünitelerinde görev alan 36 sağlık çalışanı, COVİD-19 ünitelerinde yer almayan 38 sağlık çalışanları ve üniversite kadrosunda yer alan 36 akademisyen olmak üzere toplam 110 katılımcıyla gerçekleştirildi. Uyku kalitesi, Pittsburgh Uyku Kalite indeksi (PUKİ), yorgunluk Yorgunluk Etki Ölçeği, depresyon Beck Depresyon Envanteri ve yaşam kalitesi Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ile değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS 25.0 paket programı kullanıldı. İstatistiksel analizler sonucunda katılımcıların; %58,2'si kadın ortalama çalışma süresi 7,2 yıl, ortalama yaş 31,3 yıl ve ortalama VKİ 23,8 iken %59,1'i COVİD-19 hastalığı geçirmedi ve %88,2'sinin kronik bir hastalığı yoktur. PUKİ anketinin öznel uyku kalitesi, uyku latensi, alışılmış uyku, uyku bozukluğu uyku ilacı kullanımı ve gündüz işlev bozukluğu alt parametrelerinde anlamlı bir fark ortaya çıkmazken (p>0,05); uyku süresi alt bileşeninde anlamlı fark ortaya çıktı buradaki anlamlı farkın üniversiteden çalışmaya katılan akademisyenler ve COVİD-19 ünitelerinde görev yapmakta olan sağlık çalışanlarında ortaya çıktığı ve COVİD-19 ünitelerinde görev alan personellerin ortalama uyku süresi skoru üniversitedeki akademisyenlere göre daha fazla olduğu belirlendi (p<0,05). Yorgunluk etki ölçeği toplam skoru ve alt bileşenlerinde her üç grup arasında anlamlı düzeyde fark olmadığı (p>0,05), Beck depresyon envanteri toplam skoru ve sınıflandırmasında (p>0,05), SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinde fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, enerji ve ağrı alt parametrelerinde ortalama skor bulgularında istatistiksel açıdan anlamlı fark çıkmadı (p>0,05); fiziksel fonksiyon, ruhsal sağlık sosyal işlevsellik ve genel sağlık alt bileşenlerinde anlamlı bir fark bulundu ve üniversitede bulunan akademisyenlerin ortalama skoru diğer iki gruba göre daha yüksek olduğu sağlık çalışanlarının yaşam kalitesi akademisyenlere göre fiziksel fonksiyon, ruhsal sağlık sosyal işlevsellik ve genel sağlık alt parametrelerinin daha düşük olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç olarak hem COVİD-19 ünitelerinde görev alan sağlık personelleri hem de COVİD-19 ünitelerinde görev almayan sağlık personellerinin araştırmadaki diğer çalışma grubuna göre daha yüksek derecede etkilendiği ve uyku süresi, fiziksel fonksiyon, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik ve genel sağlık parametrelerinde anlamlı derecede fark olduğu, pandemide sağlık çalışanları uyku, yorgunlk, depresyon ve yaşam kalitesi açısından diğer çalışma grubuna göre daha yüksek derecede etkilendiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: COVİD-19; pandemi; sağlık çalışanları; akademisyen.
Spinal musküler atrofili çocuklarda uyku bozukluklarının işlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırması çocuk ve genç versiyonu (ICF-CY) alt boyutlarıyla ilişkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı, Spinal Musküler Atrofili (SMA) çocuklarda uyku bozukluklarını tanımlamak ve uyku bozuklukları ile İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması Çocuk ve Genç Versiyonu (ICF-CY) alt boyutları arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya SMA tanısı alan 4-17 yaş arası 40 çocuk dâhil edildi. Uyku değerlendirmesi Çocuklar İçin Uyku Bozuklukları Ölçeği (ÇUBÖ), vücut yapı ve fonksiyonları-yorgunluk değerlendirmesi Çok Boyutlu Yorgunluk Ölçeği (PedsQL™ MFS), aktivite değerlendirmesi Genişletilmiş Hammersmith Fonksiyonel Motor Skalası (HFMSE) ve Pediatrik Veri Toplama Aracı (PVTA), katılım değerlendirmesi Yaşam Alışkanlıklarının Değerlendirilmesi (LIFE-H) anketiyle yapıldı. Çevresel faktörler için sosyoekonomik düzey ve ortez kullanımı, kişisel faktörler için SMN2 kopya sayısı, fonksiyonel seviye ve yaş değerlendirildi. Çocukların yaş ortalamaları 10,63±3,95 yıldı. ÇUBÖ ölçeğine göre uyku bozukluğu oranı %7,5 olarak saptandı. ÇUBÖ toplam puanı ile PedsQLTM MFS çocuk ve ebeveyn raporu arasında ilişki bulundu (p<0,05, r=-0,33, r=-0,40). Aktivite, katılım, çevresel ve kişisel faktörler için belirlediğimiz parametreler ile uyku bozuklukları toplam puanları arasında ise ilişki bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak bulgularımız SMA'lı çocuklarda uyku bozukluğu gelişebildiğini gösterdi. Uyku bozuklukları ve vücut yapı ve fonksiyonları arasında ortaya konan ilişkilerin uykuya dair tedavilerin belirlenmesi için kaynak oluşturabileceği ve uyku ile yorgunluk parametrelerine yönelik yapılacak müdahale yaklaşımının SMA'lı çocukların yaşam kalitesini artırabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimer: Aktivite, katılım, spinal musküler atrofi, uyku, yorgunluk.
Tipik gelişim gösteren ilkokul çağındaki çocuklarda uyku ile duyusal işlemleme becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, tipik gelişim gösteren ilkokul çağındaki çocukların uyku problemleri ile duyusal işlemleme becerileri arasındaki ilişki incelendi. Değerlendirmeler yüz yüze ve online olacak şekilde gerçekleştirildi ve toplam 293 katılımcı dahil edildi. Değerlendirmede, katılımcıların genel sosyodemografik bilgilerini edinmek için Demografik Bilgi Formu, uyku problemlerinin varlığını belirlemek ve çalışma ile kontrol gruplarını oluşturmak için Çocuklar İçin Uyku Bozuklukları Ölçeği (ÇUBÖ), uyku alışkanlıklarını değerlendirmek için Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi (ÇUAA) ve duyusal işlemleme becerilerini incelemek için Duyusal İşlemleme Ölçeği - Ev Formu (DİÖ) kullanıldı. Veri analizi için jamovi (Version 2.3) ve R (Version 4.1) yazılımları kullanıldı. Çalışmanın sonucunda, uyku problemi yaşayan çocukların planlama, denge-hareket, görsel, işitsel ve dokunsal duyusal işlemleme süreçlerinde daha fazla zorlandığı ve bu bulguların, değerlendirmenin genel skoruna göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,001). Ayrıca uyku alışkanlıkları karşılaştırıldığında yüksek düzeyde anlamlı bulundu (p<0,001). Çocukluk döneminde uyku ve duyusal işlemleme becerileri, günlük yaşam aktivitelerine katılımı ve işlevselliği etkileyen temel unsurlar arasındadır. Çalışmamız, ergoterapi alanında çocukların uyku ve duyusal işlemleme profillerinin birlikte değerlendirilmesinin okul performansı, davranışsal düzenleme ve günlük yaşam becerilerinin desteklenmesi açısından önemine dikkat çekmektedir. Elde edilen bulguların, ergoterapistlerin değerlendirme sürecinde uyku ve duyusal işlemleme alanlarını birlikte ele alarak daha kapsamlı ve çocuğa özgü müdahale planları geliştirmelerine olanak sağlaması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: uyku, duyusal işlemleme, ilkokul çağı
Mandibuler retrüzyon ile birlikte obstrüktif uyku apne sendromu olan çocuklarda mandibuler ilerletme tedavisinin retrospektif değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, mandibuler retrüzyona sahip 9-14 yaş aralığındaki çocuklarda mandibuler ilerletme tedavisi öncesi (T0) ve sonrasında (T1) alınan sefalometrik radyograf, polisomnografik uyku testi ve pediatrik uyku anketi verilerinin değişimlerini incelemek ve dentofasiyal değişimlerle pediatrik obstrüktif uyku apne sendromu (POSAS) değişiminin ilişkisini değerlendirmektir.Çalışmaya ortalama yaşları 11,21±1,62 yıl olan 16 çocuk hasta (6 kadın, 10 erkek) dahil edildi. Bionatör apareyi uygulanan hastaların arşiv kayıtlarındaki fonksiyonel tedavi öncesi (T0) ve sonrasında (T1) alınan lateral sefalometrik film, polisomnografi ve Pediatrik Uyku Anketi verileri üzerinde dental, iskeletsel, havayolu ve uyku testi değerlendirmeleri yapıldı.T0 ve T1 karşılaştırmaları yapılırken normal dağılan değişkenler için, "İki Eş Arasındaki Farkın Anlamlılık Testi"; normal dağılmayan değişkenler için parametrik olmayan "Wilcoxon Testi" kullanıldı.Mandibuler ilerletme tedavisi sonrasında, SNB açısı ortalama 2,01° ± 0,81° arttı ve ANB açısı 2,08° ± 1,0° azaldı (p<0,001).Maksilla ve mandibulanın üst yüz ve alt yüz, total yüz ve arka yüz yüksekliklerinde ortalama 2 mm artış gözlendi.Dişsel değişkenlerde, protrüziv üst keserlerin eğimlerinin azalarak normal eğime geldikleri ve alt keser eğimlerinin attığı gözlendi.Havayolu ölçümlerinde, alt havayolu boyutunda 1,7 mm (min. 0,1 – maks. 5,7) (p<0,05) artış gözlendi, hyoid kemik ortalama 2 mm yukarıya ve 1 mm ileriye hareket etti. Polisomnografik değişimler incelendiğinde AHİ değerinde 1,2/sa (min. 3,6 - maks. 15,5) ve supin AHİ değerinde 1/sa (min. 4 - maks. 26,1) anlamlı azalma gözlendi (p<0,05). Pediatrik uyku anketi risk skoru ortalama 0,11 ± 0,11 değerinde anlamlı azaldı (p<0,05).Ortalama 4 mm mandibüler retrüzyonu olan ve fonksiyonel apareyle ortalama 4 mm mandibuler ilerletme tedavisi yapılan çocuklarda tedavi sonu 8 hastada AHİ skorunda %50'den fazla azalma, 7 hastada Supin AHİ skorunda %50'den fazla azalma gözlendi. Hastaların sübjektif OSA semptomları belirgin şekilde azaldı.
0-3 yaş atopik dermatitli çocuk hastalarda ve ebevenylerinde uyku kalitesinin değerlendirilmesi
Atopik dermatit (AD) en yaygın çocukluk çağında görülen kronik inflamatuar deri hastalıklarından biridir ve genellikle uyku bozuklukları ile ilişkilidir. Kısa Bebek Uyku Anketi-Revize edilmiş (BISQ-R) birçok merkezde validasyon çalışmaları yapılmış, 0-36 ay çocukluk çağında uyku problemlerini belirlemeye yönelik hassas ve spesifik bir araçtır. Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Çocuk Alerji Polikliniği'ne başvuran atopik dermatit tanılı hastaların ve ebeveynlerinin uyku kalitesinin değerlendirilmesi, hastalık şiddeti ile ilişkisinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza 15 Mayıs 2022 ile 10 Ağustos 2022 tarihleri arasında Hanifin-Rajka kriterlerine göre atopik dermatit olarak değerlendirilen 0-3 yaş arası 92 hasta ve uyku problemi olmayan, tipik gelişim gösteren 86 sağlıklı kontrol dahil edildi. Atopik dermatit hastaları (n=92, erkek % 66,3), yaş ortanca [IQR] 7 ay [5-11] ) ile kontrol grup arasında yaş ve cinsiyet açısından fark yoktu (p>0.05). Hastaların demografik, klinik, laboratuvar özellikleri ve Objektif SCORAD indeksi ile hastalık şiddeti değerlendirildi. Ayrıca ebeveynler (anne) tarafından hastaların uyku kalitesi değerlendirildiği BISQ-R ve ebeveynin uyku kalitesinin değerlendirildiği Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKI) dolduruldu. Atopik dermatit tanılı hastaların BISQ-R bebek uyku skoru (p<0.001), BISQ-R toplam skor (p<0.001) ve BISQ-R ebeveyn algı skoru (p=0.001) sağlıklı kontrollere göre daha düşüktü. Hastaların ebeveynlerinin % 71,7'si PUKİ kötü uyku kalitesine sahipti. Benzer şekilde atopik hastalar, atopisi olmayanlara göre BISQ-R infant uyku skoru (p=0.008) ve BISQ-R total skor (p=0.015) daha düşüktü; VAS skorları gruplar arasında fark göstermedi. Hasta BISQ-R bebek uyku skoru (r=-0.205; p<0.001) hastalık şiddeti ile koreleasyon gösterdi. Hasta BISQ-R bebek uyku skoru (r=-0.426; p<0.001) BISQ-R toplam skor (r=-0.388; p<0.001) ve BISQ-R ebeveyn algı skoru (r=-0.352; p=0.001); PUKİ ile istatistiksel anlamlı korelasyon gösterdi. Atopik dermatit hastaları ve aileleri farklı düzeylerde uyku bozukluğu ile karşı karşıyadır ve atopi varlığı bu durumu daha da kötüleştirebilir. Hastaların uyku kalitesini iyileştirecek müdahalelerin tespit edilebilmesi için daha geniş katılımlı ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır.
Ülseratif kolit hastalarında uyku kalitesinin değerlendirilmesi
Ülseratif kolit hastalarında uyku bozuklukları normal populasyona göre daha sık karşılaşılmaktadır. Sadece aktif hastalıkta değil, inaktif hastalıkta dahi uyku kalitesi, uyku düzeni bozulabilmektedir. Bu çalışmanın amacı ülseratif kolit hastalarında uyku kalitesini değerlendirmek, uyku bozukluğu yapabilecek olası patolojileri ve ilişkili klinik durumları ortaya koymaktır. Çalışmaya Haziran-Temmuz 2023 tarihleri arası Hacettepe Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalına başvuran ülseratif kolit hastaları ve kronik bir hastalığı olmayan sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Ülseratif kolit hastaları parsiyel mayo skoruna göre gruplandırıldı. Çalışmaya 22 aktif, 28 remisyonda ülseratif kolit hastası ve 24 sağlıklı kontrol dahil edildi. Katılımcıların uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksinin (PUKİ) dahil edildiği sorular listesi ile değerlendirildi. Pittsburgh global uyku skoru 5 ve üzerinde olanlar kötü uyku kalitesi olarak değerlendirildi. Ülseratif kolit hasta grubunun tanı yaşı 34,22±13,92 yaş olarak saptandı. İntestinal semptom ve bulgular aktif ülseratif kolit hastalarında bariz fazlayken ekstraintestinal semptomlarda gruplar arası anlamlı fark saptanmadı. Grupların uyku kalitesi üzerinde yapılan değerlendirmeye göre aktif ve remisyondaki hastaların kontrol grubuna göre daha kötü uyku kalitesine sahip olduğu saptandı(p<0.05). Yapılan ROC analizi sonucu PUKİ global skor kesim değeri (>6,50) şeklinde belirlendiğinde, PUKİ'nin aktif ülseratif kolit hastalarında hastalık aktivasyonunu %59,1 sensitivite ve %32,7 spesifisite ile gösterdiği saptandı. Ayrıca, aktif ülseratif kolit grubundaki hastaların metabolik sendrom açısından değerlendirilen skorları ile uyku kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç olarak ülseratif kolit hasta gurubunda hastalık aktiviasyonundan bağımsız olarak uyku kalitesinin bozulduğu, PUKİ global skoru ülseratif kolit hastalık aktivasyonunu öngörmede tanısal karar verdirici olarak uygun bir parametre olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı.
Adölesanlarda sağlıklı beslenme ve uyku hijyeni eğitimlerinin vücut ağırlığı ve ilgili parametrelere etkisi
Çocukluk çağı obezitesi her geçen gün artmakta olan ve yetişkinlikte de çeşitli kronik hastalıklara zemin hazırlayan bir halk sağlığı sorunudur. Uyku yetersizliğinin obezite riskini arttırdığı bilinmekte olup adölesan dönemde beslenme ve uyku düzeni bozulmaktadır. Randomize kontrollü klinik çalışma olarak planlanan bu çalışmada, preobez ve obez adölesanlarda sağlıklı beslenme ve uyku hijyeni eğitimlerinin, besin tüketim durumuna, diyet kalitesine, antropometrik ölçümlere, vücut ağırlığı ile ilişkili biyokimyasal göstergelere ve uyku alışkanlıkları ile uyku kalitesine etkisi araştırılmıştır. Çalışmada polikliniğe başvuran 12-18 yaş aralığındaki 38'i kız 22'si erkek toplam 60 preobez ve obez katılımcı 12 hafta süresince sağlıklı beslenme programı ile takip edilmiş, 6. haftada katılımcılar randomizasyonla iki gruba ayrılarak müdahale grubuna (n=30) beslenme eğitimine ek olarak uyku hijyeni eğitimi verilmiştir. Katılımcılarla başlangıçta, 6. haftada ve 12. haftada yüz yüze, 2.,4.,8. ve 10. haftalarda çevrimiçi görüşmeler yapılmıştır. Yüz yüze görüşmelerde katılımcıların fizik muayeneleri yapılmış, kan örnekleri ve antropometrik ölçümleri alınmış, 3 günlük besin tüketim kayıtları ve besin tüketim sıklıkları alınmış, diyet kaliteleri Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 ile değerlendirilmiştir. Serum örneklerinde leptin ve ghrelin parametreleri ELISA yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca katılımcıların uyku kaliteleri Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, uyku hijyenleri Uyku Hijyen İndeksi, kronotipleri Çocukların Kronotip Ölçeği, gece yeme alışkanlıkları Gece Yeme Anketi, uyku alışkanlıkları ve sosyal jetlag durumları ise uyku günlükleri ile değerlendirilmiştir. Çevrimiçi görüşmelerde beslenme programına devamlılığın sağlanması amacıyla motivasyon görüşmesi yapılmış, katılımcıların beslenme durumları değerlendirilmiş ve müdahale grubunda 6. haftadan sonra uyku günlükleri ile uyku hijyeni eğitimine uyumun takibi sağlanmıştır. Çalışma sonucunda, her iki grup ve cinsiyette beslenme eğitimi sonrası diyetle enerji, karbonhidrat ve yağ alım miktarları, enerjinin yağdan ve doymuş yağ asitlerinden karşılanan yüzdeleri azalırken, proteinden karşılanan yüzdesi, toplam posa, çözünmez posa, B6 vitamini, potasyum, magnezyum ve fosfor alım miktarları artış göstermiştir (her biri için p<0,05). Katılımcıların toplam SYİ-2010 puanları çalışma süresince müdahale grubunda 45,8 (34,8-57,6)'dan 74,5 (63,4-86,7)'e, kontrol grubunda 44,1 (32,6-57,4)'den 69,6 (48,3-77,0)'ya artış göstermiş olup, bu artışın uyku hijyeni eğitimi sonrasında müdahale grubunda daha fazla olduğu saptanmıştır (her biri için p<0,001). Katılımcılarda her iki grup ve cinsiyette beslenme eğitimi sonrası vücut ağırlığı, beden kütle indeksi, bel çevresi, bel/boy oranı ve vücut yağ kütlesi değerleri azalmış, 6. ve 12. haftalar arasında müdahale grubunda kontrol grubuna göre daha büyük azalma saptanmıştır (her biri için p<0,05). Her iki grupta beslenme eğitimi sonrası açlık plazma insülin, serum trigliserit ve GGT, HOMA-IR, visseral adipozite indeksi ve kan basıncı düzeyleri azalırken, serum ghrelin düzeyleri artmıştır (her biri için p<0,05). Beslenme eğitimi sonrası sabahçıllık/akşamcılık puanlarının her iki grupta azaldığı, müdahale grubunda 6. ve 12. haftalar arasında daha fazla azalma olduğu saptanmıştır (her biri için p<0,001). Beslenme eğitimi sonrası her iki grupta ortalama uyku süresi puanı artarken toplam uyku kalitesi, gece yeme anketi ve uyku hijyeni puanları azalmış, bu değişimlerin 6. ve 12. haftalar arasında müdahale grubunda daha fazla olduğu saptanmıştır (her biri için p<0,001). Uyku hijyeni eğitimi sonrası müdahale grubunda kontrol grubuna göre yatağa gitme saatleri ve sosyal jetlag sürelerinde daha fazla azalma; hafta içi uyanma saatlerinde, hafta içi toplam uyku süreleri ve hafta içi yatakta kalma sürelerinde daha fazla artış tespit edilmiştir (her biri için p<0,001). Bu çalışmada preobez ve obez adölesanlarda sağlıklı beslenme eğitiminin beslenme durumu, diyet kalitesi, antropometrik ölçümler, biyokimyasal göstergeler, uyku hijyeni, uyku kalitesi ve gece yeme alışkanlıklarına olumlu etkisi saptanmıştır. Uyku hijyeni eğitiminin ise uyku alışkanlıkları, uyku hijyeni, uyku kalitesi, diyet kalitesi ve antropometrik ölçümleri olumlu etkilediği gösterilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, adölesan dönemde obezitenin ve olası komplikasyonlarının önlenmesi ve tedavisinde, beslenme eğitimi ile birlikte uyku hijyeni eğitiminin de planlanmasının önemli yarar sağlayacağı öngörülmektedir. Anahtar kelimeler: Obezite, adölesan, beslenme, uyku hijyeni, sosyal jetlag
Prematüre bebeklerin gelişimsel sürecinde uyku, duyusal işlemleme ve yürütücü işlevler arasındaki ilişkinin incelenmesi: Düzeltilmiş ilk 1 yaş
Bu çalışmanın amacı (i) prematüre bebeklerde 3. ve 12. aylarda yapılacak değerlendirmelerle gelişimsel süreçlerin parçası olan General Movements (GMs), uyku karakteristikleri, duyusal işlemleme, gelişimsel değerlendirme, yürütücü işlevlerin gelişimini ve farklılıklarını değerlendirmek, (ii) prematüre bebeklerde doğum haftasıyla GMs, uyku, duyusal işlemleme, gelişimsel sonuçlar ve yürütücü işlev ilişkilerini incelemek, (iii) 3. ve 12. ayda uyku ve duyusal işlemleme arasındaki ilişkiyi incelemek, (iv) 12. ayda yürütücü işlevler ve gelişimsel değerlendirmeler arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışma kapsamında 32. hafta öncesi ve sonrası gestasyonel haftaya göre iki gruba ayrılan 81 prematüre bebek, düzeltilmiş 3. aylarında GMs, Genişletilmiş Bebek Kısa Uyku Anketi, Infant Sensory Profile-2 ve Bayley Bebek ve Çocuk Gelişimi Ölçeği – III (Bayley-III) kullanılarak değerlendirildi. Bebeklerin 12. ayda yapılan uzun dönem takiplerinde, yürütücü işlev testi, Genişletilmiş Bebek Kısa Uyku Anketi, Toddler Sensory Profile-2 ve Bayley-III testi uygulanmıştır. 3. ayda yapılan GMs, uyku karakteristikleri, duyusal işlemleme ve gelişimsel değerlendirme sonuçları açısından gruplar arasında fark yoktu (p>0,05). 12.ayda yapılan değerlendirmelerde duyusal işlemleme ve yürütücü işlev değerlendirmeleri arasında fark bulunmazken (p>0,05), grupların uyku karakteristiklerinden gece uyanık kalma süresinin 32 haftanın altında doğan grupta daha yüksek olduğu (p=0,044) ve yine bu grupta Bayley-III kognitif (p= 0,010) ve motor (p=0,006) değerlendirme sonuçlarının anlamlı olarak düşük olduğu bulundu. Erken dönem ayrıntılı GMs analizi sonucunda elde edilen Motor Optimalite Skoru (MOS) ve alt bölümleri, 3. ayda uyku karakteristiklerinden toplam uyku süresi, gece uyanık kalma süresi, uyku pozisyonu ve horlama ile, 3. ve 12. ay Bayley-III motor sonuçlarıyla ve yürütücü işlev değerlendirmelerinden planlama testi sonuçlarıyla ilişkili bulundu (p<0,05). Bebekler 3. ayda duyusal işlemlemelerine göre tipik/atipik olarak ayrıldığında atipik duyusal işlemlemeye sahip bebeklerin gece ve toplam uyku sürelerinin anlamlı olarak kısa olduğu görüldü (p<0,05). Duyusal işlemleme ve uyku değerlendirme sonuçlarının hem 3. ayda hem de 12. ayda birbirleriyle ilişkili olduğu ve 12. ayda gündüz uyku süresinin gece uyanma sayısının, uyku yerinin ve horlama varlığının tipik/atipik duyusal işlemleme süreçleriyle ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Son olarak yürütücü işlev testlerinin Bayley-III kognitif sonuçlarıyla her aşamada olmak üzere, Bayley-III motor ve dil sonuçlarıyla da ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonuçlarıyla birlikte, prematüre bebeklerin erken dönemden itibaren motor gelişiminin yanında uyku, duyusal işlemleme ve yürütücü işlev gelişiminin takibinin önemli olduğu görülmektedir. Erken dönem spontan motor hareketlerin, ileri dönem motor sonuçların yanı sıra kognitif gelişimin ve yüksek kognitif süreçlerin belirleyicisi yürütücü işlevlerin öngörüsünde katkı sağlayabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bunun yanında duyusal işlemleme problemlerine yüksek ihtimalle uyku problemlerinin eşlik edebileceği ve bu problemlerin nörogelişimsel süreçleri olumsuz etkileyebileceği düşünülmektedir.
Yenidoğanlarda fototerapi tedavisi esnasında amplitüd entegre elektroensefalografi ile beyin matürasyonu izlemi
Hiperbilirubinemi yenidoğan döneminde sık görülen sorunlardan biridir. Tedavi gerektiren bilirubin düzeyi bebeğin gebelik yaşına, doğum ağırlığına ve postnatal yaşına göre değişmekle birlikte tedavide ilk tercih fototerapidir. Amplitüd entegre elektroensefalografi (aEEG) monitörizasyonu, yenidoğan ünitelerinde yaygın kullanılmaya başlanmıştır. Yenidoğanlarda zemin aktivitesi, uyku uyanıklık döngüsü, nöbet aktivitesi tespitinde değerlidir. Fototerapi tedavisi altındaki yenidoğanların aEEG takibinin yapılarak ışığın aEEG kayıtlarını etkileyip etkilemediği araştırılması planlandı. Yenidoğan yoğun bakım ünitesine fototerapi tedavisi için yatan term yenidoğanlara ilk 6 saat fototerapi tedavisi altında aEEG monitörizasyonu yapılıp, uyku-uyanıklık siklusları ve zemin aktivite ölçümleri kaydedildi. Sonraki 6 saat boyunca aynı bebeklerin fototerapi tedavilerine ara verilip, göz bantları çıkarılarak aEEG monitörizasyonu yapılıp, uyku-uyanıklık döngüleri ve zemin aktivite ölçümleri kaydedildi. Kaydedilen sonuçlar, hastaların demografik verileri, yatış günleri istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Çalışmaya 64 term yenidoğan dahil edildi. 43'ü (%67) erkek olup, doğum ağırlığı ortalaması 3174± 417, doğum haftası ortancası 38 (37-41)'dir. Fototerapi esnasında 6 saat bakılan uyku uyanıklık siklusu ortancası 8 (4-12), alt zemin aktivitesi ortancası 6 (4-10), üst zemin aktivitesi ortancası 18 (10-24) iken fototerapiye ara verildiğinde bakılan uyku uyanıklık siklusu ortancası 6 (3- 10), alt zemin aktivitesi ortancası 6 (5-10), üst zemin aktivitesi ortancası 18 (12-25) tespit edilmiştir. İki grup arası Wilcoxon işaretli sıralar testi yapıldığında uyku uyanıklık siklusları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,001). Çalışmamız sonucunda term yenidoğanların fototerapi esnasında uyku uyanıklık döngülerinin arttığı tespit edildi. Bu da anlamlı hiperbilirubineminin uyku uyanıklık döngüsünü etkilediğini göstermektedir. Fototerapi tedavisi esnasında maruz kalınan ışığın etkisi ile uyku uyanıklık döngüsünün arttığını düşünmekteyiz. Bu da bu çalışmanın, şu an için bildiğimiz kadarıyla fototerapi tedavisinin uyku uyanıklık döngüsüne etkisi olduğunu kanıtlayan ilk çalışma olabileceğini düşündürmektedir.
Romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasiteye etkisi
Bu ön test-son test randomize kontrollü araştırmanın amacı romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisinin belirlenmesidir. Araştırma Ocak 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesinin Romatoloji Polikliniğinde ılık tuzlu su (n=18), ılık su (n=18) ve kontrol grubu(n=18) olacak şekilde 54 hasta ile yürütüldü. Araştırmada randomizasyon yöntemi kullanıldı. Hastalar ağrı skoruna göre (5-7) ve (8-10) olarak tabakalandırıldı. Ilık tuzlu su ve ılık su grubundaki hastalara uygulamanın nasıl yapılacağı video eğitimi ile anlatıldı. Bu gruptaki hastalar verilen eğitim doğrultusunda altı hafta boyunca haftada üç kere 41°C ılık tuzlu ve ılık su banyosunu uyguladı. Kontrol grubundaki hastalara rutin tedavi ve bakım dışında herhangi bir girişimde bulunulmadı. Araştırmada Visual Analog Skala, Bristol Romatoid Artrit Yorgunluğu Çok Boyutlu Anketi, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, Sağlık Değerlendirme Anketi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ılık tuzlu su, ılık su ve kontrol grupları arasında ön test ve son test ağrı ve yorgunluk düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05) ağrıda ılık tuzlu suyun ılık suya göre; yorgunlukta ılık suyun ılık tuzlu suya göre daha etkili olduğu sonucuna varıldı. Üç grup arasında fonksiyonel kapasite ve uyku kalitesi arasında anlamlı bir fark yokken (p>0,05) ılık tuzlu ve ılık suyun uyku üzerinde aynı etkiye sahip olduğu; fonksiyonel kapasite üzerinde ise yalnızca ılık tuzlu suyun etkisi olduğu belirlendi. Romatoid artritli hastalarda semptom yönetimi için verilecek eğitim ve uygulamalarda ılık tuzlu su banyosu ve ılık su banyosuna da yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, fonksiyonel kapasite, hemşire, ılık su banyosu, ılık tuzlu su banyosu, romatoid artrit, uyku kalitesi, yorgunluk.
Premenstrual sendromu olan üniversite öğrencilerinde progresif kas gevşeme egzersizi ve kinezyo bantlama uygulamalarının, stres, depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkisi; randomize kontrollü çalışma
Premenstrual sendromun kronik ve uzun süreli etkileri kadınların çoğu tarafından deneyimlenmektedir. Bu açıdan başvurulan farmakolojik yöntemlerin yan etkileri kadınların nonfarmakolojik yöntemlere yönelimlerini artırmaktadır. Bu araştırma hemşirelik alanında ilk kez uygulanan non-farmakolojik yöntemlerden birini araştırıyor olması ve birden fazla parametreyi karşılaştırması açısından son derece değerlidir. Araştırma premenstrual sendromu olan üniversite öğrencilerinde progresif kas gevşeme egzersizi ve kinezyo bantlama uygulamalarının, stres, depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla ön-test, son-test, kontrol gruplu desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 2017-2018 öğretim yılı güz ve bahar döneminde, Ankara Üniversitesi'nin 13 farklı fakültesinin, ikinci ve üçüncü sınıflarında öğrenim gören 360 kız öğrenci oluşturmuştur. Her bir fakülteden tabakalı örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 180 öğrenci araştırmanın örneklemine alınmıştır. Uygulamalar öğrencilere 8 hafta boyunca haftada 2 kez ev ve yurt ziyareti şeklinde uygulanmıştır. Araştırmanın verileri, Öğrencilerin Tanıtıcı Özellikleri İle İlgili Veri Toplama Formu, Premenstrual Sendrom Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile toplanmıştır. Veri toplama araçları öğrencilere uygulama öncesinde, progresif kas gevşeme egzersizi ve kinezyo bantlama uygulamalarının tamamlanmasından hemen sonra ve uygulamaların tamamlanmasından bir ay sonra uygulanmıştır. Araştırma verileri tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, tek yönlü varyans analizi, tekrarlı ölçümlerde ANOVA ve Bonferroni Post-Hoc testi ve pearson korelasyon ile değerlendirilmiştir. Araştırmada, premenstrual sendromu olan öğrencilerde premenstrual sendrom şiddeti, semptomları, depresyon düzeyinin azaldığı ve uyku kalitesinin arttığı üç uygulama grubunda da (kinezyo bantlama uygulaması, progresif gevşeme egzersizi, kinezyo bantlama ve progresif gevşeme egzersizinin birlikte uygulanması) belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak premenstrual sendrom ile başetmede, progresif kas gevşeme egzersizi ve kinezyo bantlama uygulamaları premenstrual sendrom şiddetinin, semptomlarının ve depresyonun azaltılmasında, uyku kalitesinin arttırılmasında güvenilir ve etkili bir yöntemdir. Çalışma sonuçlarının hemşirelik alanına, progresif kas gevşeme egzersizi ve kinezyo bantlama uygulamaları ile, premenstrual sendromu yaşayan kadınların premenstrual semptom şiddetinin ve depresyonun azaltılmasında ve uyku kalitesinin arttırılmasında katkıda bulunacağı ve bu alanlarda güvenli bir nonfarmakolojik yöntem olarak kullanılabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Premenstrual Sendrom, Kinezyo Bantlama, Progresif Kas Gevşeme Egzersizi, Hemşirelik, Randomize Kontrollü Çalışma
Otizm spektrum bozukluğu ve mental retardasyon tanısı alan çocuklarda uyku sorunları ile davranışsal sorunlar arasındaki ilişki
Merkezlerine devam eden Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ve Mental Retardasyon (MR) olan çocukların uyku bozuklukları ve davranışsal sorunlarının incelenmesidir. Araştırma örneklemi, beş özel eğitim merkezinde eğitim gören toplam 59 kız 101 erkek olmak üzere 160 çocuk, ebeveynlerinden oluşmaktadır. Araştırmada üç tip ölçek kullanılmıştır. Çocuklarda var olan uyku sorunları için "Çocuklarda Uyku Ölçeği (ÇÜÖ)", davranışsal sorunların tespitine yönelik olarak "4-18 Yaş Çocuk ve Ergenler için Davranış Değerlendirme Ölçeği (ÇEDDÖ / 4-18)" ve eğitimciler tarafından doldurulan "Eğitsel Değerlendirme Ölçeği" olarak belirlenmiştir. OSB ve MR çocuklarında uyku sorunları ve davranışsal sorunlar arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığına yönelik yürütülen analizler sonucunda, davranış sorunları ile uyku sorunları arasında zayıf düzeyde bir ilişki olduğu görülmüştür. Cinsiyet değişkeni ve davranış bozukluğu arasındaki ilişki incelenmiş ve cinsiyet değişkeninin davranışsal sorunlar açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Davranışsal sorunların temel gruplar açısından farklılık gösterip göstermediğine yönelik yürütülen testler sonucunda davranışsal sorunların alt boyutları kapsamında anlamlı olarak farklılaşmadığı görülmektedir. Çalışmamızın sonuçları, OSB ve MR olan çocuklarda uyku sorunları ve davranış sorunları arasında negatif bir ilişki olduğu, davranışsal sorunların demografik değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermediği sonucu elde edilmiştir. Çalışmamızın sonuçları, OSB ve MR çocuklarında uyku ve davranışları üzerine yapılacak müdahalelere aile eğitimleri ve ailelerin bilgilendirilmesine dikkat çekmektedir.
Rem uykusu davranış bozukluğu ile depresyon ve kaygı arasındaki ilişki
Bu araştırmanın yapılış amacı REM uykusu davranış bozukluğu olan bireylerin depresyon ve kaygı bozukluklarına yakalanma riskinin ortaya çıkarılması ve aradaki ilişkinin belirlenmesidir. Bağırma, konuşma veya kendisini veya yatak arkadaşını yaralayabilecek fiziksel hareketlerin eşlik ettiği uykudan uyanma araları REM uykusu davranış bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Çalışmanın etik kurul izni T.C. İstanbul Arel Üniversitesinden alınmıştır. Çalışmanın analizlerinin yapıldığı örneklemine, İstanbul ilinden T.C. Sağlık Bakanlığı Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinden 47 kişi, T.C. Sağlık Bakanlığı Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesinden 39 kişi, T.C. Sağlık Bakanlığı Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinden 28 kişi, toplamda 114 kişi alınmıştır. Kontrol grubu olarak da rastgele seçilmiş 108 kişi çalışmaya katılmıştır. Katılımcıların REM uykusu davranış bozukluğunun "düşük" düzeyde olduğu söylenebilir (13-0=13/3=4,33; 0-4,33: düşük; 4,34-8,66: orta; 8,67-13,00: yüksek). REM uykusu davranış bozukluğu puanları ile anksiyete (r=.43; p<.05) ve depresyon (r=.56; p<.05) puanları arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki tespit edilmiştir. REM uykusu davranış bozukluğu yüksek olan katılımcıların anksiyete ve depresyon belirtileri de yüksektir.
12-36 ay arasındaki çocuklarda uyku sorunları ve annelerin uyum bozucu şemaları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı 12-36 ay arasındaki çocuklarda görülen uyku sorunları ve annelerin uyum bozucu şemaları arasındaki ilişkiyi incelemektir.. Araştırmanın örneklemini 12-36 ay arasında çocuğu olan, farklı demografik özelliklere sahip 153 anne oluşturmuştur. Araştırmanın veri toplama araçları 'Sosyodemografik Form', 'Bebek Uyku Sorunları (Kısa) Tanılama Formu', 'Anne – Bebek Bağlanma Ölçeği' ve 'Young Şema (Kısa) Form'dan oluşmuştur. Veri toplama setinin analizi için IBM SPSS 25.0 kullanılmıştır. Ölçek ve alt boyut puanlarının analizi için betimsel istatistikler, kişi ve yüzde dağılımı için frekans analizleri, normal dağılım gösteren iki kategori arasındaki ilişkinin incelenmesi için ise bağımsız örneklem t testi kullanılmıştır. İkiden fazla kategoriye ait ortalamaların karşılaştırılması için varyans analiz değişkenler arası ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon Analizi, kategorik değişkenlerinin dağılımının incelenmesinde ise Ki Kare testi kullanılmıştır. Çocuklardaki uyku sorunları ile annelerin uyum bozucu şemaları arasında ilişkiler saptanmıştır. Bunlara ek olarak, çocukların uyku öncesi rutinlerine ve uykudan uyandıklarında tekrar uyumaları adına yapılan aktivitelere göre annelerin uyum bozucu şemaları ve bağlanma arasında ilişkiler olduğu görülmüştür. Çocukların duygusal, davranışsal ve sosyal gelişimlerine etkisi olduğu bilinen annelerdeki uyum bozucu şemaların, aynı zamanda uyku sorunları ile de ilişkisi olduğu görülmüştür. İleride yapılacak araştırmaların, çocuklardaki uyku sorunları ve annelerdeki uyum bozucu şemalar arasındaki ilişkinin nedeninin anlaşılması konusunda yardımcı olacağı ve literatüre katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
Annelerin depresyon ve anksiyete düzeyleri ile çocukların uyku alışkanlıkları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, annelerin depresyon ve anksiyete düzeyleri ile 6-11 yaş aralığındaki çocukların uyku alışkanlıkları arasındaki ilişkiyi incelemek olarak belirlenmiştir. Kesitsel nitelikte olan bu araştırmanın örneklemi sosyal medya aracılığı ile duyurulan çevrim içi ankete katılım sağlayan 511 anneden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Form, Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi, Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Veriler Pearson Ki-Kare, Mann Whitney-U, Spearman Korelasyon Kat Sayısı ve Binary Lojistik Regresyon Analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonuçları anneye göre çocukta uyku problemi varlığı ile çocuk uyku alışkanlıkları anketine göre çocukta uyku problemi varlığı arasında anlamlı bir farklılık olduğunu göstermiştir. Kendine ait yatağı bulunmayan, geçmişte veya günümüzde psikiyatrik/ psikolojik yardım alan, yaşı daha küçük olan, annesinin yaşı daha küçük olan, annesinin eğitim yılı daha az olan, annesi gebelik sırasında veya doğum sonrasında psikolojik veya fiziksel hastalık geçiren çocuklarda uyku problemlerinin daha fazla görüldüğünü gösteren sonuçlar elde edilmiştir. Annenin depresyon ve anksiyete düzeyi ile babanın eğitim düzeyinin, çocukta uyku problemlerinin yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Bu bilgiler ışığında annelerin, çocuklarda uyku problemlerini tespit edebilmek için uyku konusunda bilinçlendirilmesinin ve kendi ruhsal sorunlarının çocuk uyku problemlerine etkisini göz önünde bulundurarak bunların çözümü için psikolojik/ psikiyatrik destek almasının önemli olduğu düşünülmektedir.