Sheep
Bu konu başlığı altında 152 tez
Manisa bölgesinde meraya çıkan koyunlarda dışkı bakısına göre helmintlerin yayılışı
Türkiye'de özellikle koyun sayısı ve yetiştiriciliği giderek artmaktadır. Türkiye'de kayıtlı koyun sayısının %2,5 kadarına sahip Manisa ili, diğer iller arasında koyun varlığı ile 8.sırada yer almaktadır. Bu araştırma, bölgede meraya çıkan koyunlarda dışkı bakısıyla tespit edilebilecek helmintlerin varlığını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Yapılan çalışmada Manisa ili içerisinde farklı coğrafi konum ve koşullara sahip altı bölge seçilmiştir. Bu bölgeler; Manisa il merkezi, Alaşehir, Akhisar, Demirci, Kula ve Salihli'dir. Seçilen bölgelerdeki koyun varlığı tüm ildeki koyun varlığının yaklaşık %63'ü kadardır. Bu bölgelerdeki koyun varlığına bağlı olarak farklı coğrafi koşullara sahip, farklı konumlarda, meraya çıkan, hayvan varlığı yüz başdan fazla olan yüz işletme belirlenmiştir. İşletmeleri temsil edecek şekilde alınan taze dışkı örnekleri; sedimantasyon, flotasyon, akciğer nematodları için Baermann-Wetzel ve kültivasyon işlemlerini gerçekleştirmek için dört farklı guruba ayrılmış ve her gurup için ilgili metot uygulanmıştır. Yapılan mikroskobik muayenelerle yumurta ve larvalar incelenmiştir. Sonuç olarak incelenen sürülerin %78'inde en az bir helmint enfeksiyona rastlanmıştır. Gastro-intestinal helmintler bakımından 100 işletmenin 70'inde Trichostrongylus sp., 56'inde Ostertagia sp., 53'sinde Oesophagostomum sp., 25'inde Haemonchus sp., 17'sında Cooperia sp., 13'ünde Nematodirus sp., 3'ünde Moniezia sp., 2'sinde Strongyloides sp. tespit edilmiştir. Karaciğer trematodları olarak 100 işletme içinde, 10 işletmede Fasciola sp., 8 işletmede Dicrocoelium sp. görülmüştür. Akciğer kıl kurtları açısından 100 işletmede Protostrongylus sp. 15 işletmedeki varlığıyla en yaygın tür olarak görülürken Dictyocaulus filaria 12, Muellerius capillaris 4, Cystocaulus ocreatus 2 işletmede tespit edilmiştir. Bu çalışma ile Manisa ilinde koyunlarda dışkı bakısı ile tespit edilebilen helmintlerin yaygınlığına ilişkin veriler ortaya konmuştur. Sonuçların bölge ve ülke helmint faunasına katkı sağlayacağını umuyoruz.
Koyun ve keçilerin tırnakları üzerinde yapılan morfometrik ölçümler ile ekstremite radyografilerinde distal falanks kemiklerinin şekil ve ölçülerinin karşılaştırılması
Koyun ve keçi yetiştiriciliği ülkemiz hayvancılığında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada doğal mera şartlarında yaşayan ve şiropodi yapılmamış koyun ve keçilerin tırnakları üzerinde bazı morfometrik ölçümlerin alınması ile sağlıklı ve tırnakları fazla uzamış olan bireylerde tırnak boyutlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bilgiler sayesinde şiropodi yapılması kararı ve şekli hakkında fikir sahibi olunması beklenmektedir. Ayrıca koyun ve keçilerin distal ekstremite radyografilerinde paries ve solea ungulae kalınlıklarının belirlenmesiyle normal varyasyonların ortaya konması amaçlandı. Her iki türde III. falanks kemiklerinin morfolojik olarak sınıflandırılması ve karşılaştırılmasıyla da tür farkları ortaya konarak bunların kemik bazında identifikasyonlarının yapılabilmesine katkı sağlayacaktır. Çalışmada Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde bakılan 88 Saanen keçisi ve 50 Kıvırcık koyunu kullanıldı. Her hayvanda kumpas yardımıyla paries ungulae uzunluğu, ökçe uzunluğu, diyagonal paries ungulae uzunluğu, solea ungulae genişliği, solea ungulae uzunluğu, tırnağın aksiyal ve abaksiyal duvar yükseklikleri ve dorsal duvar açısı ölçüldü. Aksiyo-abaksiyal grafiler üzerinde paries ve solea ungulae kalınlıkları belirlendi. Ayrıca koyunlar için 5, keçiler için 6 değişik tip processus extensorius modeli ile üç değişik dorsal duvar şekli ortaya kondu. Tırnaklar üzerinde belirlenen parametrelerin nerdeyse tamamında tırnağın yerleşimi ve yaş gruplarına göre anlamlı farklar belirlendi. Aynı parametrelerin normal ve fazla uzamış/deforme tırnakların konumu ve yaş gruplarına göre ortalamaları belirlendi ve referans değerleri oluşturuldu. Koyunlarda tırnakların fazla uzaması %5,3, keçilerde %32,5 oranında görülmüştür. Koyunlarda processus extensorius'un ayağa göre şekilsel dağılımı istatistiki olarak anlamlı düzeyde bulunmadı, ancak keçilerde anlamlı farklar bulundu. Sonuç olarak, koyun ve keçilerin tırnak ölçüleri ile distal falanks şekilleri hem birbirlerinden hem de tırnakların yerleşimi yönünden farklılık göstermektedir.
Kütahya yöresinde yayılış gösteren kene türlerinin araştırılması
Bu çalışma Kütahya çevresinde bulunan büyükbaş ve küçükbaş hayvanları enfeste eden kene türlerini, bunların mevsimsel aktivitelerini ve yaygınlıklarını belirlemek amacıyla planlanmıştır. Ekim 2010-Ekim 2011 tarihleri arasında 10 köyde hayvanlar ve barınakları enfestasyon yönünden muayene edilmiştir.İncelenen hayvanlarda enfestasyon oranı %9,55 olarak saptanmıştır. Ağaçköy, Ahiler, Ahmetoluğu, Bölcek, Enne, Kıranşeyh, Kozluca, Sırören, Yaylababa, Yenice'de yapılan araştırmalarda kene yoğunlukları sırasıyla %9,89, %10,35, %0, %0,91, %3,81, %5,48, %7,31, %37,44, %17,05, %7,76 olarak tespit edilmiştir. Barınaklarda keneye rastlanmamıştır. Ixodes ricinus, Ixodes hexagonus, Rhipicephalus (Boophilus) annulatus, Dermacentor marginatus, Hyalomma marginatum, Haemaphysalis parva, Haemaphysalis sulcata, Haemaphysalis punctata, Rhipicephalus bursa, Rhipicephalus sanguineus, Rhipicephalus turanicus'dan oluşan 11 kene türü tespit edilmiştir.Kene türlerinin mevsimsel aktiviteleri de tespit edilmiştir. Ixodes ricinus türüne en fazla sonbahar ve kış aylarında (kasım ayı sonu-ocak ayı başı) rastlanmıştır. Ayrıca, kasım ayında bir I. hexagonus saptanmıştır. Aynı ayda, R. (Boophilus) annulatus türü kenelerin yoğunluğunun, Kozluca'da ve Yaylababa'da arttığı tespit edilmiştir. Dermacentor marginatus genellikle kış aylarında bulunmuştur. Hyalomma marginatum nisan-temmuz ayları arasında görülmüş, nisan ayında ilk olarak Yaylababa'da bir keçide bulunmuştur. Haemaphysalis parva ekim, kasım ve mart aylarında bulunmuştur. Haemaphysalis sulcata kasım ve mart aylarında tespit edilmiştir. Haemaphysalis punctata sadece mart ve kasım ayında bulunmuştur. Rhipicephalus türleri genellik ilkbahar sonu ve yaz aylarında bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Keçi, Kene, Koyun, Kütahya, Mevsimsel Aktivite, Sığır.
Kütahya ili hava kirliliğinin koyunların bazı kan parametreleri üzerine etkisi
IV KÜTAHYA'DA HAVA KİRLİLİĞİNİN KOYUNLARIN BAZI KAN PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİLERİ İlker Özcan Ertürk Biyoloji Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, 2002 Tez Danışmanı : Doç. Dr. Hayri DAYIOĞLU ÖZET Bu çalışmada iki farklı bölgede bulunan yaş, ırk ve yetiştirme Özellikleri benzer olan dağlıç ırkı koyunların kan özellikleri karşılaştırılmıştır. Yoğun kirlilik bölgesinde yetiştirilen koyunların lökosit, lenfosit değerleri çok önemli ölçüde yüksek bulunurken (P < 0.01) eritrosit ve hemoglobin miktar ve indekslerinde istatistik önem sınırına ulaşmayan fakat % 8 ile % 79' lara varan düşük değerler tespit edilmiştir. Çevre kirliliğinin koyunların kan kimyasında önemli ve olumsuz değişimlere sebep olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Eritrosit İndeksleri, Hava Kirliliği, Hemoglobin, Koyunlar, Lenfosit Lökosit.
İçel bölgesi küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yapısal durumu, ekonomik verimliliği, sorunları ve çözüm önerileri
Bu çalışmanın amacı, İçel ve çevresinde koyun ve keçicilik konusunda uğraş veren işletmelerin teknik açıdan varolan yapısal durumları ve ekonomik yönden verimlilik düzeylerini incelemek ve bu konuda çözüm önerileri getirmektir. Gayeli örnekleme metodu kullanılarak, 250 işletmeden anket yolu ile toplanan veriler araştırmanın esas materyalini oluşturmuştur. İşletmeler üç büyüklük grubuna ayrılarak incelenmiştir. 1. grup işletmeler 30-60 anaç keçi veya koyuna, 2. grup işletmeler 61-160 anaç keçi veya koyuna, 3. grup işletmeler ise 161 ve daha yukarı anaç keçi veya koyuna sahip işletmelerdir. Yapılan analizler sonucuna göre keçicilik işletmelerinde ortalama nüfus 5.22, koyunculuk işletmelerinde 5.02 kişidir. Keçicilik işletmelerinde nüfusun %48.85'i erkek, %51.15'i kadınlardan, koyunculuk işletmelerinde ise %51.11'i erkek, %48.49'u kadınlardan oluşmaktadır. Keçicilik işletmelerinde aile reislerinin %5.60'ı, koyunculuk işletmelerinde %4'ü okuma-yazma bilmemektedir. Aile işgücü varlığı keçicilik işletmelerinde 3.47 ve koyunculuk işletmelerinde 3.37 erkek işgücü birimi olarak hesaplanmıştır. İşletme ortalamasına göre bir üretim birimi için yapılan masrafların toplamı, keçicilik işletmelerinde 55.693.594 ve koyunculuk işletmelerinde 57.992.186 TL, elde edilen GSÜD ise keçicilik işletmelerinde 51.579.120 TL ve koyunculuk işletmelerinde 58.858.025 TL'dir. Ayrıca bu araştırmada 1 kg sütün maliyeti, keçicilik işletmelerinde 151.351 TL, koyunculuk işletmelerinde 164.923 TL ve 1 kg canlı ağırlık maliyeti ise keçicilik işletmelerinde 1.970.760 TL; koyunculukta 1.505.889 TL olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Koyunculuk, keçicilik, ekonomik analiz
Saf ivesi ve değişik kan dereceli ost friz x ivesi melezi koyunların, Çukurova subtropik iklim koşullarındaki fizyolojik tepkileri ve performansları üzerine bir araştırma
Bu araştırma Saf İvesi ve değişik kan dereceli İvesi x Ostfriz melezi koyunların, Çukurova iklim koşullarındaki fizyolojik özellikleri ve performanslarını ortaya koymak amacı ile yapılmıştır. Araştırma materyali hayvan grupları, bölgenin iklim koşullarına adapte olmuş saf İvesi koyunu ile bunun Ostfriz'lerle melezleri olan F1 (%50 İvesi, %50 Ostfriz), F2 ( F1 x F1) ve G1 (%75 İvesi, %25 Ostfriz) koyunlarından oluşturulmuştur. Deneme boyunca, koyunların rektal sıcaklık, solunum sayısı ve nabız sayısı gibi fizyolojik parametreleri, sabah 07.00-08.00, öğle 11.00-12.00 ve öğleden sonra 14.00-15.00 saatleri arasında alınmıştır. Bunlara ek olarak döl verimi ve süt verimi ile ilgili, kuzu verimi, laktasyon süt verimi, laktasyon süresi gibi performanslar belirlenmiştir. Deneme sonunda elde edilen sonuçlar aşağıda verilmiştir. Denemeye alınan koyunların genetik yapısının, fizyolojik özellikler üzerinde önemli farklılıklara neden olduğu ortaya konulmuştur. Yaş faktörlerine göre düzeltilmiş nabız sayısı, solunum sayısı ve rektal sıcaklık bakımından deneme grupları arasındaki farklılık p<0.01 ve p<0.05'te önemli olarak bulunmuştur. Aynı parametreler yönünden haftalar ve saatler arası farklılık önemli düzeyde bulunmuştur (p<0.01 ve p<0.05). Ayrıca hafta x saat interaksiyonu da P<0.01'de önemli olarak saptanmıştır. Fizyolojik özellikler bakımından elde edilen düzeltilmiş ortalamalar ise İvesi, G1, F1 ve F2 koyun grupları için sırası ile rektal sıcaklık (°C) bakımından, 38.8±.0.19, 39.1+0.32, 39.3±0.28, 39.1±0.35 ; solunum sayısı (adet/dak.) bakımından 55.2+23, 57.6±23, 61.0±13, 58.9+20, nabız sayısı (adet/dak.) bakımından ise 56.5+11, 63.5+15, 63.5+15, 69.5+10 olarak bulunmuştur. Ölçümlerin yapıldığı 7.00-8.00, 11.00-12.00 ve 14.00-15.00 saatlerindeki fizyolojik özellikler bakımından, grupların düzeltilmiş ortalamaları sırası ile, rektal sıcaklık için 39.0+0.39, 39.2+0.38, 39.1+0.36, solunum sayısı için 55.6+17, 65.2+22, 69.0+20 ve nabız sayısı için 73.0+12, 74.0+10, 70+10 olarak3 3 saptanmıştır. Denemeye alınan koyunlarının süt veriminin belirlenmesi için, yaş faktörü elemine edilerek düzeltilmiş, laktasyon süt verimi ve laktasyon süreleri hesaplanmıştır. Elde edilen düzeltilmiş ortalamalar aşağıda verilmiştir. Laktasyon süt verimi İvesi, F1, F2 ve G1 için sırası ile; 134±24, 157±5, 136+2, 148+28 olarak saptanmıştır. Laktasyon süresi de aynı şekilde düzeltilmiş ve İvesi, F1, F2 ve Gl'ler için sırası ile, 163±23, 152+22, 137+16, 174+9 olarak bulunmuştur. Grupların döl verim özelliklerine bakıldığında G1 grubunun kuzu veriminin yüksek olduğunu, bunların kuzularının doğum ağırlığının düşük olduğunu ancak sütten kesim ağırlıklarının diğer gruplara eşit hatta daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Deneme sonuçlarından, İvesi grubu koyunların bölge koşullarına en iyi adapte olmuş genotip olduğunu söyleyebiliriz. Bunların melezleri içinde GVlerin bölgeye adaptasyonunun yüksek, buna bağlı olarak performanslarınında denemeye alınan tüm gruplardan daha iyi olduğu söylenebilir.
Regresyonda kalıntı (residual) analizi
Regresyon analizi, sebep-sonuç ilişkisi bulunan iki veya daha fasla değişken arasındaki ilişkiyi saptamada uygulanan istatistik yöntemlerden birisidir. Gözlem çiftlerini en iyi temsil eden regresyon doğrusunun aşağıdaki gibi olduğunu varsayalım. yi = a+p3q (1) Burada a ve B sırasıyla a ve B parametrelerinin tahminlerini^ bağımsız değişkeni ve y'de bağımlı değişkeni göstermekte olup x'iri değeri verildiğinde y'nın ortalama olarak değeri bulunabilmektedir. Regresyon analizinde amaç tahmin yapmanın yanısıra gözlem çiftlerini en iyi temsil eden regresyon eşitliğini bulmaktır. Bu da kalıntı analizinin konusunu oluşturur. Çünkü bir kalıntı analizi, tahmin edilen eşitlik ile veri arasındaki uyumu veya uyumsuzluğu ortaya kovan bir analiz şeklidir. Aynı zamanda kalıntı analizi, tahmin eşitliğinin verilere uygunluğunun istatistik olarak belirlenmesinden sonra tahmini değer ile gözlemler arasındaki farklılıkların dikkatli bir şekilde incelenmesini ve verilerdeki zayıf parametre tahminlere neden olan herhangi bir anormalliğin tespit -edilmesini de sağlar (Cook ve Weisberg, 1982). Kalıntı analizi doğrusal regresyon modelleri yanında doğrusal olmayan regresyon modelleri ve varyans analizinde de kullanılabilmektedir. Gerçekte uydurulmuş herhangi bir modelin uygulanması ve tir grup veri için açıklanamayan-67- varyasyonun ölçülmesi konularının incelenmesi için de yararlıdır (Draper ye Smith, 1981). Uydurulan bir modelin doğru olup olmadığım kontrol için bazı kalıntı test metotları uygulanır. Bu metotlar içinde çoğunlukla tahminler doğru olmadığında bunu genelde açığa çıkaran ve yapılması kolay olan grafik metotlar kullanılır. Bu nedenle bizde bu çalışmada grafik metotları incelenmiştir. Regresyon analizinde kalıntıyı oluşturan önemli ayrılış tipleri şunlardır. 1) Anormal gözlemlerin varlığı 2} İlgisiz faktörlerin bulunması; model (1.1)' den çıkarılır ve bu faktörlerin seviyelerine karşı kalıntı grafikleri oluşturularak incelenebilir. 3) Model (1.1) "e dahil edilen bir faktörle doğrusal olmayan bir ilişkinin bulunması; Yamy'=a+|3x gibi bir,A #\.A. ilişki yerine y= o: +ps2 gibi bir ilişkinin olması; Bu ilişki, faktörün seviyelerine karşı çizilen.kalıntı. grafiği ve. elde edilen ilişki eğrisi ile incelenebilir. 4) Farklı ej '1er arasında ilişki (korelasyon) bulunması; Bu faktör kısmi kalıntı analizi veya kalıntı peryod grafiklerinde incelenebilir. 5) Varyansın sabit olmaması; Bu durum kalıntıların veya karelerinin uydurulmuş değerlere veya varyansı etkileyen faktörlere karşı grafikleri çizilerek incelenebilir. 6) ej'lerin normal dağılım göstermemesi ; bu durum sıralı kalıntıların standart normal dağılımdan beklenen sıralı istatistiklere karşı grafikleri oluşturularak incelenebilir. Bu çalışmanın amacı, kalıntı analizinde uygulanan özellikle grafiksel metotlar kullanılarak, verileri temsil edebilecek en uygun modeli, daha gerçekçi bir yaklaşımla grafiksel analizler kullanılarak kalıntı analizleri ile birlikte-68- regresyon uygulamalarım yapmanın sağladığı faydalan karşılaştırmalı olarak göstermektir. Bu çalışmada materyal olarak Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Döner Sermaye İşletmesindeki Ost-Frizsîvesi ırkı 36 koyuna ait birer hafta ara ile 9 hafta süreyle alınan solunum sayısı(dk), nabız Sayısı (dk) delerlerinin ortalamaları ve laktasyon süt verimleri (kg/koyun) kullanılmıştır. Analizlerde aşağıda verilen hesaplama şekillerine göre farklı üç tip kalıntı incelenmiştir. Bunlar; 1. Basit (ordinary) kalıntılar ; ej = yi - yi, (2) 2. Standart kalıntılar ; rj = ei/Sei, (3) A 3. Kısmi (partial) kalıntılar ; ej*= e + xjSj (4) Materyalde verilen solunum sayısı sj, nabız sayısı Sg, süt verimleri ise bağımlı değişken y olarak alınır ve en küçük kareler regression doğrusu tahmin edilirse, A yi = 226-1.22 xj - 0. 034 x2 (5) olur ve yi = 226 - 1.22 xt - 0.034 x2 + ei (6) eşitliği elde edilir. Regresyon katsayısının önem kontrolü için yapılan varyans analiz sonuçlarına göre, koyunların süt verimleri ile solunum sayısı veya nabız sayısı arasındaki azalış istatistik bakımdan önemlidir(p < 0.01). Fakat örneğe ait R2 = % 55.69 olup yüksek bâr değer sayılmaz. Yani koyunların dakikadaki solunum sayılan ve nabız sayılan laktasyon süt verimlerindeki-69- varyasyonun ancak % 55.6'sını açıklayabilmektedir. Regresyon önemli olduğu halde R2'nin yüksek çıkmaması, gözlemler içerisinde anormal gözlemlerin olabileceğini gösterir. Eğer gözlemler içerisinde anormal gözlemler varsa bunu ortaya çıkarmanın bir yolu kalıntı analizi yapmaktır. Yapılan değişken eleme testi sonucu koyunlarda dakikadaki nabız sayısının süt verimine önemli bir etkisi olmadığı yani süt verimlerindeki varyasyonun önemsiz bir kısmım oluşturduğu görülmüştür. Diğer bir deyişle sadece dakikadaki solunum sayısı Y'deki açıklanabilen varyasyonun büyük bir kısmını açıklayabilmektedir. Bu nedenle bu çalışmada dakikadaki solunum sayısı (x) ile laktasyon süt verimleri (y) arasındaki ilişkiyi gösteren regresyon- modeli üzerinde çalışılmıştır. Uydurulan bu yeni model ise, yi = 225- 1.22 xt (?) dir ve yapılan varyans analizi sonucuna göre yine solunum sayısı ile laktasyon süt verimleri arasındaki regresyon katsayısı önemli bulunmuştur (p<0.01). Uydurulan bu eşitlik yardımıyla, 1) (2) nolu eşitlik kullanılarak basit, kalıntı değerleri hesaplanmıştır. Hesaplanan bu değerler daha sonra, - Kalıntıların tümünün grafiği, - Eğer sıralama biliniyorsa kalıntıları zaman serisinde gösterme, - Uydurulan yj değerlerine karşı grafik çizme, - j=l,2,...J,k için bağımsız %$ değişkenlerine karsı grafik çizilerek incelenmiştir. Sonuçta, örneğe ait var yansın sabit olmadığı, bu nedenle- en küçük kareler yöntemi yerine. tartılı en küçük kareler yöntemi uygulanması veya gözlemlerde analizden önce bir transformasyon yapılması gerektiği görülmüştür.2) (7) nolu eşitlikten elde edilen tahmini delerlerden (3) sayılı formül yardımıyla standart kalıntı değerleri hesaplanmış ve bu değerlerin önce serpme grafiği daha sonra da normal grafikleri oluşturarak kalıntılaran normalik varsayımının mevcut. olup olmadıkının kontrolünde kullanılmıştır. Örneğimizde bu grafiker incelendiğinde normalliği bozan bir gözlemin olduğu görülmüştür. 3) (5) nolu eşitlikten elde edilen tahmini değerlerden (4) sayılı formül yardımıyla kısmi kalıntı değerleri hesaplanmış ve grafikleri incelenmiştir. Grafikler dikkatli, bir şekilde incelendiğinde varyansın xj ile birlikte önce artıp sonra azaldığı,. X2 ^8 birlikte sürekli arttığı görüşmüştür Dolayısıyla varyans sabit olmayıp bu varsayım bu örnek için mevcut değildir. Bu durumda ise tartılı en küçük kareler yöntemi uygulanmalıdır Ayrıca xg için düzeltilen bağımlı değişken y, xj ile kuvvetli bir negatif korelasyon içerisinde olduğu, Xı için düzeltilen y ise X2 ile sadece zayıf bir negatif korelasyona sahip olduğu görülmüştür. Diğer bir ifade ile xi'in y üzerinde oldukça yüksek bir azalış, x^.'nin ise oldukça düşük bir azalışa neden olduğunu göstermektedirler.
Türkiye'deki melez koyun ırklarında prion geni analizi
Scrapie koyun ve keçilerde görülen merkez sinir sistemine ait hücrelerin prion moleküllerini etkileyerek ölümle sonuçlanan bir bulaşıcı süngerimsi ensefalopati hastalığıdır. Hastalığın bulaşıcı olması ve hastalık etkeninin birçok dezenfektana dirençli olması engellenmesinin güç olmasına neden olmaktadır. Koyunda PrP genindeki polimorfizmler hayvanın hastalığa olan duyarlılığını belirler. Bu amaçla Avrupa Birliği Avrupa koyun ırkları için genotipleme ve seçici üreticilik programları oluşturmuştur. Türkiye'deki koyun ırkları için genotipleme çalışmaları ise yetersiz kalmıştır.Bu tezin amacı Türkiye'de bulunan ve Türk ırklarıyla yabancı ırkların melezlenmesiyle daha birçok iyi özelliği bünyesinde barındırması amaçlanan Siyah başlı Alman-Kıvırcık, Hampshire-Merinos ve Rambouillet-Dağlıç melezlerinin değerlendirilmesi ve risk gruplarının bulunmasıdır. Bu amaçla bu melez ırkların genotipleri PCR ve sekanslama ile belirlenmiştir.Çalışmamızda bulunan polimorfik alleller ARR, ARQ, ARK, ARL, TRR, TRQ, VRR ve 9 genotip ARR/ARR, ARQ/ARQ, ARR/ARQ, ARQ/TRQ, ARQ/ARL, ARR/VRR, ARR/TRR, ARK/ARK ve ARL/ARL'dur. Ayrıca PrP geni üzerinde M112T, K113N, A116E, A116D, M173V, S173N ve V179E ek polimorfizmleri bulunmuştur. Elde edilen veriler melez ırkların yüksek değişkenlikte ve dirençlilik açısından 1. ve 2. risk grubuna (dirençli) dahil olduğunu göstermiştir. Bu çalışma araştırılan koyunların klaisk scrapieye dayanıklılığının %100 düzeyde olmadığını göstermiştir.
Diyarbakır yöresinde mezbahada kesilen koyunlarda Coenurus cerebralis'in yaygınlığı ve moleküler karakterizasyonu
Taenia multiceps, hem vahşi hem de evcil etoburların ince bağırsaklarında yaşayan bir taeniid cestoddur. Larva aşaması olan C. cerebralis, tipik olarak çok çeşitli çiftlik hayvanlarının merkezi sinir sisteminde ve koyun ve keçilerin beyin dışı dokularında bulunur. Bu çalışmada Diyarbakır yöresinde koyunlarda C.yaygınlığı %9.8 olarak tespit edilmiştir. Çalışmada toplanan kistlerin mitokondriyal genindeSitokrom C Oksidaz alt birim 1 kullanılarak moleküler karakterizasyonu yapılmıştır. T. multiceps izolatları COX1 gen dizileri arasında düşük genetik çeşitlilik (%0,24'e kadar) saptanmıştır. Sonuç olarak koyun yetiştiriciliğinin yaygın olduğu bölgelerde, yaygın olarak görülen Coenuriasisi önlemek için sürü sağlığı ile ilgili yeni stratejilerin geliştirilmesinin yanında, bulaşmada aktif rol oynayan köpeklerin etkili anti-paraziter ilaçlarla tedavi edilmesinin elzem olduğu kanatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Coenurus cerebralis, Koyun, Taenia multiceps
Study in the prevalence of cryptosporidium species in sheep and goats in Baghdad City, Iraq
In this study was aimed to microscopically identify and determine the prevalence of Cryptosporidium oocysts in sheep and goats in the city of Baghdad during October-November 2020. For this purpose, one hundred and twenty stool samples were collected from 60 sheep and 60 goats. Samples were collected from animals of different ages and sexes. It was examined microscopically using modified Ziehl-Neelsen stain for the detection of parasite species. In this study, two species of Cryptosporidium were detected in sheep and goats; these species are Cryptosporidium parvum and C. andersoni, according to its size measured by ocular lens. The total infection rate of Cryptosporidium spp in sheep and goats was determined as 40% and 33.33%, respectively. In sheep, according to age groups, the highest infection rate was recorded in lambs ≤6 months of age (65%), and the lowest infection rate (20%) was recorded in the 12-24 months age group. According to gender, Cryptosporidium spp. was identified in 56.66% of the teeth and 23.33% of the men. According to gender, this difference was statistically significant (p≤0.01.In goats, the highest infection rate was found at >6 months of age, 50%, and the lowest rate at >12-24 months of age. According to gender, Cryptosporidium spp was identified in 16.66% of the teeth and 50% of the men. According to gender, this difference was statistically significant (p≤0.05). 2021, …… pages Keywords: Cryptosporidium Spp. Prevalence, Sheep and Goats, Iraq
Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Araştırma Uygulama Çiftliğinde yetiştirilen etçi tip koyunlarda melatonin uygulamasının döl verimine etkisi
Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma Uygulama Çiftliği Koyunculuk İşletmesinde farklı yaşlardaki sürüden yaş grupları dikkate alınarak şansa bağlı olarak seçilen 43 baş Çukurova Et Koyunu kullanılmıştır. Koyunlar tesadüfî örnekleme yöntemiyle uygulama ve kontrol olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Uygulama grubundaki (n=21) koyunlara 18 mg melatonin içeren Regulin kulak implantı (16.06.2011) özel aplikatör kullanılarak deri altı uygulanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan koyunlara (n=22) herhangi bir uygulamada bulunulmayarak doğal östrus siklusları gözlemlenmiştir. Implantları uyguladıktan 49 gün sonra (28.07.2011) her grupta 2 arama koçu kullanılarak sabah ve öğlen sonra olmak üzere kızgınlık kontrolü yapılmıştır. Aşımları gerçekleştirilen koyunlarda 24 saat sonra arama koçları ile tekrar östrus kontrolleri yapılmış ve kızgınlıkları devam edenler ikinci kez çiftleştirilmiştir. 28.07.2011 tarihinden itibaren arama koçları ile östrus tesbiti yapılmış ve koç katımına 40. günde son verilmiştir. Uygulama ve kontrol grubunda sırası ile kızgınlık oranı % 85.71, ve % 100, kuzulama oranı % 80.95 ve % 68.18, kuzu verimi % 135.29 ve % 106.67, döl verimi % 109.52 ve % 72.73, çoğuz doğum oranı % 35.29 ve % 6.67 olarak elde edilmiştir. Kızgınlık oranları, kuzulama oranı ve kuzu verimi bakımından gruplar arasındaki fark istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur. Çoğuz doğum oranıbakımından gruplar arası farklılık istatistik olarak önemli (P<0.05) bulunmuş ve çoğuz doğumların meydana gelmesinde melatonin uygulamasının % 32,66 oranında bağımlı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Etçi koyun, melatonin, dönem içi, döl verimi kriterleri, çoğuz doğum
Amasya ilinde yetiştirilen Karayaka Koyunlarının döl verim özellikleri ve kuzuların büyüme performanslarının belirlenmesi
Bu çalışma, Halk Elinde Ülkesel Hayvan Islahı Projesi kapsamında, Amasya ilindeki Karayaka ırkı koyunlarının büyüme ve üreme performansının belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırma materyalini, 20120 baş Karayaka koyunu ve bunların 2012–2015 doğum sezonunda doğurmuş oldukları 17529 baş Karayaka kuzusu oluşturmuştur. Araştırmada kuzuların çeşitli dönem canlı ağırlıkları, günlük canlı ağırlık artışları, yaşama güçleri ve Karayaka koyunlarının bazı döl verim özellikleri incelenmiştir. Çalışmamızda elde edilen en yüksek doğum ve sütten kesim ağırlıkları sırasıyla 3,26 ve 18,501 kg olarak tespit edilmiştir. Karayaka koyunlarında döl verim özelliklerinden kısırlık oranı, doğum oranı, ikizlik oranı, koç altı koyun başına kuzu sayısı, doğuran koyun başına kuzu sayısı ve yaşama gücü (90.gün) değerleri sırasıyla % 13,8, % 86,2, %7,20, 0,867, 1,01 ve %89,0 olarak bulunmuştur. Karayaka kuzularının doğum ağırlıkları ve 90.gün (sütten kesim) canlı ağırlıkları üzerine yıl, cinsiyet ve doğum şeklinin etkisi önemli bulunmuştur(P<0,01). Günlük canlı ağırlık kazançları ise sadece yıl ve cinsiyet tarafından etkilenmiştir (P<0,01).
Sakız ırkı kuzularda tek ve çoklu doğumlarda plazma laktat düzeyleri
Laktat, hücresel enerji için önemli bir metabolik yakıttır. Laktat üretimi doku hipoperfüzyonu veya hipoksi sırasında ve asidozun azaltılmasında devam eden hücresel enerjiyi sağlamak için koruyucu bir cevaptır. Hiperlaktemi hastalığın ciddiyeti ile sıkı ilişkilidir. Ayrıca insan hekimliğinde ve son yıllarda da veteriner hekimlikte bir biyomarker olarak kullanımı artmıştır. Bu çalışmada tek, ikiz, üçüz ve beşiz doğan sakız ırkı kuzularda plazma laktat düzeyi ve bunun sağkalım ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Aydın Büyükşehir Belediyesi Sakız Koyunu Üretim Çiftliği'ndeki gebe sakız ırkı koyunların doğumları takip edilmiş olup tek, ikiz, üçüz ve beşiz yavrulardan kolostrum emmeden doğumdan sonra ilk 15 dakika içerisinde kan örnekleri alınmıştır. Her grupta 12 örnek sayısına ulaşılınca örnek alımı sonlandırılmıştır. Alınan kan örneklerinden plazma laktat düzeyi EUROLYSER Solo cihazı ile bekletilmeden ölçülmüştür. Diğer rutin biyokimyasal analizler için örnekler -20oC'de dondurulmuş ve otoanalizörde glikoz, total protein, albümin, üre, kreatinin, kolesterol, trigliserid, AST ve ALT analizleri ticari test kitleri ile çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlar istatistiki olarak değerlendirilmiştir. Bu sonuçlara göre plazma laktat, total protein, albümin ve trigliserid düzeylerinde gruplar arası anlamlı farklılılar belirlenirken, glikoz, BUN, üre kreatinin, AST, ALT ve kolesterol düzeylerinde gruplar arasında istatistiki anlamda önemli bir farka rastlanmamıştır. Bu çalışmada elde edilen bulgular değerlendirildiğinde laktat düzeyleri tek, ikiz, üçüz ve beşiz doğumlarda yüksek tespit edilmiştir. Yüksek laktat düzeyinin çok yavrulu doğumlardaki (üçüz, beşiz) kuzularda daha belirgin olduğu görülmüştür. Laktat düzeyleri acil veteriner klinikte mortalitenin önemli bir belirtecidir ve sağkalım ile laktat konsantrasyonu arasında negatif bir korelasyon bulunmaktadır. Bu çalışmada çoklu doğumlarda yavru sayısının artması ile kuzu ölümleri arasında ilişki olduğu düşünülerek, laktat ölçümü ile monitörizasyonun kuzu sağ kalımını belirlemede anlamlı olacağı kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Koyun, laktat, multipl doğum.
Manisa ve Aydın mezbahalarında kesilen koyunlarda muskuler sarkokistozisin yayılımı ve histopatolojik teşhisi
Sarkokistozis, koyunlarda sık görülen, zoonoz karakterde paraziter bir enfeksiyondur. Bu çalışmada; parazitin yoğunluğunun, hangi yaş aralığında ve hangi dokularda, ne sıklıkta bulunduğunun tespit edilmesi ve hastalığın koyunculuk açısından öneminin ortaya konulması amaçlanmıştır. Manisa ve Aydın Belediye mezbahalarından rastgele seçilen toplam 100 adet koyundan (58 adet 5-6 aylık; 42 adet 2 yaşlı), dil, özofagus, kalp ve çizgili kas dokuları toplandı. İncelenen dokularda makrokiste rastlanmazken tüm dokuların %97'sinde mikrokist saptandı. Tüm koyunların en az bir doku örneğinde mikrokist görüldü ve enfeksiyon oranının %100 olduğu tespit edildi. Kuzularda da en az bir doku örneğinde mikrokist görülme durumuna göre enfeksiyon oranı %94,82 idi. Kuzularda, mikrokist oluşumu sıralaması; dil (%81,03), çizgili kas (%75,86), kalp kası (%70,68) ve özofagus (%55,17) olarak tespit edildi. Koyunlarda mikrokistlerin dokular arasındaki dağılımı incelendiğinde, sırasıyla çizgili kasta (%97,61), kalpte (%95,23), özofagusta (%90,47) ve dil dokusunda (%88,09) belirlendi. Enfeksiyon; hafif, orta ve şiddetli derecede sınıflandırılmıştır. Buna göre; kuzulardaki hafif derecede enfeksiyon; çizgili kasta %62,06; özofagusta %53,44; kalpte ve dilde %50'dir. Orta derecede enfeksiyon; dilde %18,96; kalpte %13,79; çizgili kasta %12,06 ve özofagusta %1,72'dir. Şiddetli derecede enfeksiyon ise; dilde %12,06; kalpte %6,89; çizgili kasta %1,72 olarak saptanmış, özofagusta ise enfeksiyon tespit edilemememiştir. Enfeksiyon derecesi yönünden incelenen 2 yaşlı koyunlarda; hafif derecede enfeksiyon; özofagusta %57,14; çizgili kasta %52,38; kalpte %40,47 ve dilde %28,57; orta derecede enfeksiyon; dilde %52,38; çizgili kasta %42,85; özofagusta %28,57 ve kalpte %23,8 olarak saptanmıştır. Şiddetli derecede enfeksiyon ise; kalpte %30,95; dilde %7,14; özofagusta %4,76 ve çizgili kasta %2,38 olarak tespit edilmiştir.
Koyun, keçi ve tavşanda mandibula'nın geometrik özellikleri
Yeni cerrahi malzemeler ve operasyon yöntemleri genellikle insanlardaki klinik kullanımından önce hayvan modellerinde denenir. Bu nedenle ağız ve çene cerrahisi araştırmalarında, mandibula'nın morfolojik ve morfometrik özelliklerinin bilinmesi, uygulamaların başarısı açısından önemlidir. Bu araştırmada, hayvan modeli olarak kullanılabilen tavşan, koyun, keçide mandibula'nın geometrik özelliklerine ilişkin verilerin sunulması amaçlanmıştır. Çalışmada 12 adet tavşan, 10 adet keçi ve 6 adet koyun madibula'sı kullanılmıştır. Mandibula'ların medio-lateral yönlü röntgen görüntülerinde uzunluk, yükseklik, açı ölçümleri ve for. mentale ve for. mandibulae'nın konumunu yansıtabilecek ölçümler alınmıştır. Bilgisayarlı tomografi ile elde edilen kesit görüntüleri kullanılarak, for. mentale, ilk premolar diş ve son molar diş yakınlarındaki kesitlerde kortikal kalınlık, iç ve dış çaplar ölçülmüştür. Ayrıca üç boyutlu modellerde caput mandibulae'ye ilişkin ölçümler alınmıştır. Bu çalışmada, röntgen görüntüleri, kesit görüntüler ve üç boyutlu modeller incelenerek ağız ve çene cerrahisi uygulamaları açısından dikkati çeken önemli morfolojik bulgular sunulmuştur. Morfolojik bulgular yanında morfometrik veriler de göz önüne alınarak canalis mandibulae'nın oransal olarak en kısa ve en dar olarak tavşanda bulunduğu görülmüştür. Çevresindeki kortikal doku da çalışmada kullanılan diğer hayvan türlerine göre incedir. Ramus mandibulae bölgesi tavşanda çok zayıf bir kemik yapısının olması nedeniyle vida vb. uygulamaları için çok uygun değildir. Koyun ve keçide ise bu bölge daha kalın kortikal kemik ve daha fazla trabeküler yapı içermesi nedeniyle bu tür uygulamalar için daha uygundur. Diastema bölgesi, deneysel distraksiyon osteogenesizi, kemik defekti, plak, vida tipi gibi araştırmalar için daha uygun bir bölge olarak görünse de, tavşanlarda bu bölge boyunca incisiv dişlerin köklerinin bulunduğu, koyun ve keçilerde ise mandibular kanalın varlığı araştırıcılar tarafından dikkate alınmalıdır. Sonuç olarak, çalışmanın morfolojik ve morfometrik bulguları kullanılarak özellikle bu hayvan türlerinde deneysel bir cerrahi prosedür, kullanabilecek malzeme tipi ve büyüklüğü planlanabilir. Böylece, bu tür araştırmalarda daha yüksek başarı ve güvenilir sonuçlar elde edilebileceği gibi hayvan refahı da arttırılabilir.
Koyunlarda plazma laktat ölçümünde kolorimetrik yöntem ile hasta başı test cihazının karşılaştırılması
Laktat düzeyi sistemik inflamatorik durumlarda hastalığın ciddiyeti ve mortalite ile doğrudan ilişkili bir parametredir. Bu çalışmada hızlı sonuç veren ve kullanımı oldukça kolay olan hasta başı test cihazı ile standart bir yöntem olan kolorimetrik metot karşılaştırılarak yeni geliştirilen cihazın koyunlarda plazma laktat konsantrasyonun güvenilir şekilde ölçülebilirliğini test etmektir. Bu amaçla 54 tane Sakız ırkı koyunun (30 erkek 24 dişi) laktat konsantrasyonu kolorimetrik yönteme dayalı ölçüm yapan test cihazı ve referans metot olarak değerlendirilen ELISA cihazı ile karşılaştırıldı. Her iki cihazla ölçülen laktat konsantrasyonları Shapiro-Wilk normalite testi, Pearson korelasyon testi, Paired t testi, Passing-Bablok regresyon ve Bland-Altman analizleri kullanılarak karşılaştırıldı. Yapılan tanımlayıcı istatistik sonucu cihazda 5,47 mmol/L ELISA cihazında ise 3,52 mmol/Lortalama değerler elde edildi. İki yöntemin değerlendirilmesinde Pearson korelasyon analizi sonucu hesaplandı. Yüksek bir korelasyon (0,626) olduğu sonucuna ulaşıldı. İki yöntem arasındaki farkın belirlenmesinde Paired t testi uygulandı. Paired t testi analiz sonucunda önemlilik belirlendi ve t değeri -8,29 sonucuna ulaşıldı. Passing-Bablok regresyon analizinde denklem Eurolyser mmol/L= -4,75+2,58 Colorimetrik mmol/L şeklinde oluşturuldu. Passing-Bablok analizi sonucu %95 güven aralığı kesin ve eğim değerlerinde 0 (sıfır) ve 1 (bir) değerlerini kapsamadığı için sistematik ve orantısal bir yanlılık olduğu sonucuna ulaşıldı. Blant-Altman analizine göre ortalama laktat konsantrasyonu farkının 1,04 mmol/l, değerlerin %96'sının (52/54) uyum sınırları içinde olması nedeniyle iki metot arasında uyumun iyi olduğu sonucuna varıldı. Sonuç olarak, bu çalışmanın verilerine dayanarak Eurolyser Solo cihazının Sakız ırkı koyunlarda laktat konsantrasyonu değerlendirmesinde kullanılabileceği söylenebilir.
Koyun omurları üzerinde değişik tipteki pedikül vidalarının değişik yerleşim pozisyonlarındaki sıyrılma dirençlerinin karşılaştırılması
AMAÇ: Bu çalışmada en fazla osteoporotik hasta grubunun sorunu olan vida sıyrılmasını azaltmak için kullanacağımız cerrahi teknikle ve enstrümanlarla ilgili değerlendirmenin, deneysel biyomekanik tarzda yapılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Koyun omurları üzerinde değişik tipteki pedikül vidalarının değişik yerleşim pozisyonlarındaki sıyrılma dirençleri ölçülerek kayıt altına alındı. Çekim işlemlerinden önce BT görüntülemesi yapıldı. Sıyrılma dirençleri dört ana grupta ölçüldü. Bunlar; tek pozisyon-dört tip vida, tek tip vida-dört farklı pozisyon, PMMA vida–dört farklı pozisyon ve ikili vidarod sistemi idi. BULGULAR: PMMA enjekte edilmiş kanüllü vidanın en güçlü sıyrılma direncine sahip olduğu görüldü. Trapezoidal diş yapısındaki silindirik vidanın trapezoidal diş yapısındaki konik vidadan daha fazla sıyrılma direncine sahip olduğu görüldü. En güçlü sıyrılma direncine sahip olan yerleşimin ekstrapediküler yerleşim olduğunu, sonra sırasıyla bikortikal, CBT ve unikortikal yerleşimlerin geldiğini saptadık. CBT yönteminin, unikortikal yerleşimle karşılaştırıldığında anlamlı miktarda daha fazla sıyrılma direncine sahip olduğu görüldü. CBT gönderimde PMMA'nın anlamlı bir katkısının olmadığı istatistiksel olarak ortaya çıktı. Rodlu sistemlerle yapılan çekme işlemlerimiz sonucunda PMMA enjekte edilen kanüllü vidaların sıyrılmaya daha dirençli olduğunu gördük. TARTIŞMA: Pedikül vidasına ait sıyrılma direncini hem cerrahi teknik hem de vida tipi ve özellikleri birlikte etkilemektedir. PMMA enjekte edilmiş kanüllü vidaların ve trapezoidal diş yapısındaki vidaların sıyrılma dirençleri daha yüksektir. Özellikle osteoporotik hastalarda PMMA enjekte edilmiş kanüllü vidaların iyi bir seçenek olarak düşünmekteyiz. Bikortikal kurtarma 81 cerrahisinde ciddi komplikasyonlar göz önüne alındığında; kurtarma cerrahisinde CBT güçlü bir alternatif olarak görülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Omurga stabilizasyonu, osteoporoz, kurtarma cerrahisi, vida sıyrılması, malpozisyon.
Koyunlarda diklofenak' ın farmakokinetiği ve sulfonamit-trimetoprim ile etkileşimi
Diklofenak ve Sülfonamid-trimetoprim kombinasyonu enfeksiyöz hastalıkların tedavisinde birlikte kullanılan ve karaciğerde P450 enzimi tarafından metabolize edilen iki bileşiktir. Sülfonamid-Trimetoprim bu enzimlerde inhibisyon yapmaktadır. Bu durum sülfonamid-trimetoprim ile birlikte kullanılan ilaçların farmakokinetiğini değiştirmektedir. Çalışmada her grupta 6 koyun olmak üzere 18 adet hayvan kullanılmıştır. 1. gruba kas içi yolla 1 mg/kg dozunda diklofenak, 2. gruba damar içi yolla 1 mg/kg dozunda diklofenak, 3. gruba ise kas içi yolla diklofenak (1 mg/kg) ve damar içi yolla sülfadoksin-trimetoprim (5 mg/kg) karışımı verilmiştir. İlaçların uygulanmasından sonra 2, 5, 10, 15, 30, 45. dakikalarda ve 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 10, 12 ve 24. saatlerde kan alındı. Laboratuvarda serumları çıkarıldı, ekstraksiyonları yapıldı ve Yüksek Basınçlı Sıvı Kromatografisine (HPLC) uygulandı. Yapılan analizler sonucunda diklofenak İV yolla verildiğinde t½ 1,481±0,056 saat, AUC0-t 3,407± 0,127µg/ml/saat, AUC0-∞ 3,549±0,143 µg/ml/saat, AUMC 5,096±0,343 µg/ml/saat, Vz 0,603±0,015 L/kg, MRT 1,428±0,039 saat, Cl 0,284±0,011 L/kg/saat, İM yolla diklofenak'ın tek başına ve sülfadoksin-trimetoprim ile birlikte uygulamasından sonra, sırası ile t ½ 2,313± 0,016- 3,628± 0,099 saat, t max 0,750± 0,000-1,000± 0,000 saat, AUC0-t 3,313± 0,063-3,524± 0,055 µg/ml/saat, AUC0-∞ 3,467±0,065-4,065±0,078 µg/ml/saat, AUMC 12,219±0,236-22,689±2,377 µg/ml/saat, Vz 0,964± 0,020-1,452± 0,171 L/kg, MRT 3,523± 0,020-5,543± 0,465 saat, Cl 0,288± 0,005-0,246± 0,004 L/kg/saat, biyoyararlanım İM uygulamada % 93, kombine uygulamada % 99 bulunmuştur. Diklofenakın sülfadoksin-trimetoprim ile birlikte uygulanması t max, t ½, AUC 0-t, AUC 0-∞, AUMC, Vz, MRT, Cl ve biyoyararlanımda artışlara neden olmuştur. Bu, sitokrom P450 enzimlerinin sülfadoksin-trimetoprim tarafından doğrudan inhibisyonundan kaynaklanıyor olabilir. Bu durumda diklofenakın dozunun koyunlarda yeniden ayarlanmasının uygun olacağı kanaatindeyiz.
Koyun ve keçilerde yağ doku kökenli mezenkimal kök hücrelerin izolasyonu ve identifikasyonu
Günümüzde hayvan hastalıkları için kök hücre tedavi metotları geliştirilmekte ve özellikle Mezenkimal kök hücre (MKH)'ler ile başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Hayvan modelleri, beşeri hekimlikteki olası uygulamalar için kök hücrelerin özelliklerini ve potansiyellerini incelemek amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma koyun ve keçilerde yağ doku kökenli kök hücrelerin tespiti, karakteristik özellikleri ile adipojenik, kondrojenik ve osteojenik farklılaşma potansiyellerinin ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda kesimhanede kesilen sağlıklı ve yetişkin 5 koyun ve 5 keçiden steril şartlarda inguinal bölgeden alınan yağ dokular kök hücre laboratuvarımıza getirilerek hücre kültür ve pasajlamalara tabi tutuldu. Aynı zamanda kök hücrenin ispatında önemli bir diğer aşama olan farklılaştırma işlemi gerçekleştirildi. Mezenkimal kök hücreler adipojenik, kondrojenik ve osteojenik yönde farklılaştırılıp histokimyasal boyama işlemlerine tabi tutuldu. İzolasyon işleminde kök hücrelerin morfolojik olarak ispatını sağlayan self renewal (kendi kendini yenileme) ve asimetrik bölünme aşamaları gözlemlendi. Keçi MKH'leri koyun MKH'lerine göre daha hızlı şekilde doluluk oranına (konfluense) ulaştı. Pasaj 3'e getirilen yağ doku kaynaklı kök hücreler kimliklendirme işlemi için Akım (flow) sitometri cihazında CD44, CD90, CD105 ve CD45 antikorları kullanılarak yüzey belirteçleri belirlendi. CD44, CD90, CD105 eksprese edilirken CD45 belirteci eksprese edilmedi. Çalışmamızda, veteriner hekimlikte önemli türler arasında yer alan koyun ve keçilerden yağ doku kaynaklı kök hücrelerin tespiti, karakteristik özellikleri ve başka hücrelere farklılaşma (osteojenik, kondrojenik ve adipojenik) yetenekleri belirlenmiş, koyun ve keçi MKH izolasyon farklılıkları ortaya konmuştur. Ayrıca, bu çalışmada yüzey belirteçleri (CD44, CD90, CD105, CD45) ile MKH immunofenotiplemesi koyun ve keçilerde ülkemizde ilk defa yapılmıştır. Çalışmanın veteriner hekimlikte bundan sonraki MKH çalışmalarına önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Echinococcus granulosus'un sığır ve koyun izolatlarının moleküler karakterizasyonu, haplotip analizi ve miRNA ekspresyon düzeylerinin belirlenmesi
Kistik Ekinokokkozis (KE), Echinococcus granulosus'un larval formu tarafından oluşturulan, insanlarda ve ara konak hayvanlarda dünya çapında yaygın olarak görülen zoonotik bir helmint hastalığıdır. E. granulosus'taki genetik farklılıkların tespit edilmesi, hastalığın patojenitesi, bulaş yolu ve mücadele yöntemlerinin belirlenmesi bakımından önemlidir. E. granulosus'un konak ve parazit ilişkisindeki mekanizmaları açıklamaya çalışan yaklaşımlardan biri mikroRNA'lardır. Bu çalışmada sığır ve koyun orjinli hidatik kist izolatlarında E. granulosus s.l. genotip ve haplotip grupları belirlenerek, farklı kist yapılarında ve gruplar arasında, egr-miR-7, egr-miR-71 ve egr-miR-96 miRNA'larının ekspresyon seviyeleri karşılaştırılmıştır. Hedef miRNA'ların hastalığın tanısında biyobelirteç olarak kullanılabilme potansiyeli araştırılmıştır. Toplam 82 hidatik kist izolatından (41 sığır, 41 koyun) 81'inin genotipi, mt-CO1 gen bölgesine yönelik PCR ve sekans analizleriyle E. granulosus s.s. (G1 ve G3) olarak belirlenirken, sığır orjinli bir izolatın genotipi Echinococcus canadensis (G6/7) olarak tespit edilmiştir. Örneklerde toplam 26 nükleotid polimorfizmi ve 29 haplotip grubu belirlenmiştir. Steril kistlerde germinal membranlarda, fertil kistlerin germinal membran ve protoskolekslerinde miRNA ekspresyonları qRT-PCR ve Real Time PCR analizleri ile araştırılmıştır. E. canadensis (G6/7) örneği kontrol olarak seçilerek tüm haplotip gruplarındaki miRNA ekspresyon düzeyleri karşılaştırılmıştır. miRNA'ların 29 haplotip grubunun %79.31'inde yüksek, %10.345'inde düşük düzeyde eksprese olduğu belirlenmiştir. Koyun orjinli fertil 10 örnekte, protoskoleks yapısına kıyasla germinal membranda ortalamada egr-miR-7, egr-miR-71 ve egr-miR-96 miRNA'larının sırasıyla 44, 168 ve 351 kat yüksek düzeyde ekspresyon gösterdiği belirlenmiştir. Genotip ve haplotip grupları arasında yüksek oranda istatistiki olarak anlamlı olan ekspresyon düzeyi farklılıkları tespit edilmiştir. Sonuç olarak, egr-miR-7, egr-miR-71 ve egr-miR-96 miRNA'larının ve özellikle egr-miR-96'nın aktif KE teşhisinde biyobelirteç olarak kullanılabilme potansiyelinin olabileceği gösterilmiştir.
Elazığ yöresinde ishalli neonatal kuzu ve oğlakların bazı ishal etkenlerinin hızlı test kitleri ile teşhisi
Bu çalışmanın amacı, Elazığ yöresinde ishalli kuzu ve oğlaklarda C. parvum, Cl. perfringes, Rotavirus, E. coli F5, epsilon toksin, miks enfeksiyon oranlarını FASTest ticari kitleri kullanılarak belirlemek ve neonatal ishalin patogenezisinde rol oynayan etkenlerin oluşturduğu klinik tabloyu tespit etmektir. Araştırma materyali olarak, Mart-Temmuz 2017 tarihlerinde Elazığ yöresinde farklı bölgelerde bulunan ve Fırat Üniversitesi Hayvan Hastanesi'ne getirilen 1-28 günlük 113'ü kuzu ve 37'si oğlak olmak üzere toplam 150 ishalli hayvan kullanılmıştır. Kuzu ve oğlaklardan alınan gaita örneklerinde FASTest ticari kitleri kullanılarak, C. parvum, Cl. perfringes, Rotavirus, E. coli F5, ve Epsilon Toksin taraması yapılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programı kullanılarak istatistiksel analizleri yapılmıştır. Bu araştırmada neonatal ishalli kuzuların 2 (%2)'sinde rotavirus, 10 (%9)'unda E. coli F5, 11 (%10)'inde C. parvum, 39 (%34)'unda Cl. perfringes, 12 (%10)'sinde epsilon toksin, 13 (%12)'ünde miks enfeksiyon ve 26 (%23)'sında diğer ishal etkenleri tespit edilmiştir. Neonatal ishalli oğlakların 8 (%22)'inde rotavirus, 6 (%16)'sında C. parvum, 5 (%14)'inde Cl. perfringes, 1 (%3)'inde epsilon toksin, 6 (%16)'sında miks enfeksiyon ve 11 (%29)'inde diğer ishal etkenleri saptanmıştır. Oğlaklarda ishal etkeni olarak E. coli F5 tespit edilmemiştir. Neonatal ishalli kuzuların dışkı kıvamlarına bakıldığında 55'inin gevşek, 58'inin gevşek-sulu kıvamda olduğu tespit edilmiştir. İshalli oğlakların 12'sinin dışkı kıvamının gevşek, 19'unun gevşek-sulu, 4'ünün aşırı sulu olduğu tespit edilmiştir. İshalli kuzularda dehidrasyon düzeyine bakıldığında 65'inin %5-6, 30'unun %7-8 ve 10'unun %9-10 düzeyinde olduğu tespit edilirken; oğlakların 19'unun %5-6, 14'ünün %7-8 ve 2'sinin %9-10 dehidrasyon düzeyi görüldüğü tespit edilmiştir. Neonatal ishalli kuzuların depresyon durumları incelendiğinde kuzuların 6'sında "yok", 65'inde "hafif" ve 44'ünde "şiddetli" düzeyde depresyon gözlendiği tespit edilmiştir. Neonatal ishalli oğlakların 22'sinde "hafif" ve 12'sinde "şiddetli" düzeyde depresyon gözlendiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Elazığ ve yöresinde kuzu ve oğlaklarda araştırılan ishal etkenlerinin oranları tespit edilmiştir. Bununla birlikte araştırmada kullanılan FASTest hızlı teşhis kitleri etkili ve hızlı bir sonuç vermesi hastalıkların erken teşhisinde ve tedavinin kolaylaştırılmasında oldukça önemli rol oynayabilir. Erken teşhis ve tedavi sonucunda da neonatal dönem kuzu ve oğlak kayıplarının azaltılması sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: FASTest, ishal, neonatal dönem, kuzu, oğlak
Echinococcus granulosus'un sığır ve koyun izolatlarındaki antijen b (agb) gen polimorfizminin belirlenmesi ve serolojik tanı üzerindeki etkinliğinin araştırılması
Kistik Ekinokokkozis (KE), Echinococcus granulosus'un larval formu tarafından meydana getirilen, dünya çapında yaygın bir helmint hastalığıdır. Antijen B (AgB), E. granulosus larvasının bir ekskret-sekret ürünü olup, bu antijen parazitin larval formu tarafından bol miktarda salgılanmakta ve KE'nin serolojik teşhisi amacıyla antijen kaynağı olarak kullanılmaktadır. AgB, bir multigen ailesi tarafından kodlanmakta olup, konakçı immun sisteminden kaçma ile ilgili görevlerinin de olduğu ileri sürülmektedir. Bu tezin amacı; sığır ve koyunlardan elde edilen E. granulosus'un farklı izolatları arasında genetik farklılığı belirlemek ve AgB1 genindeki polimorfizmi DNA dizi analiziyle tespit ederek ELISA ve Western Blot testini kullanarak serolojik yanıtla olan ilişkisini araştırmaktır. Bu amaçla; Elazığ ve Erzincan illerindeki mezbanelerde kesim sonrası, her bir ilden 30 sığır ve 30 koyundan hidatik kistlere ait germinal membranlar ve bu hayvanlara ait kan serum örnekleri toplanmıştır. Total genomik DNA izolasyonundan sonra genetik karakterizasyon amacıyla tüm izolatların 12S rRNA geni PZR metoduyla çoğaltılmış, band elde edilemeyen örneklerin mt-CO1 gen bölgesi DNA sekans analiziyle incelenmiştir. Daha sonra gDNA'lar AgB1 spesifik primerler kullanılarak PZR ile çoğaltılmış ve DNA dizi analiziyle genetik varyasyon araştırılmıştır. Son aşamada bütün serum örnekleri kısmi pürifiye kist sıvısı antijeni kullanılarak ELISA ve Western Blot testleri ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak; toplam 120 izolatın 114 (%95)'ünün 12S rRNA-PZR, 6 izolatın da mt-CO1-PZR ve takiben yapılan DNA dizi analizi neticesinde E. granulosus sensu stricto olduğu belirlenmiştir. Takiben yapılan DNA dizi analiziyle 120 örneğin 13 (%10.8)'ünde AgB1 geninde nükleotid değişimleri belirlenmiştir. Bu çalışma ile DNA dizi analizi kullanılarak AgB1 geninde polimorfizm tespit edilen 13 hidatik kistli örneğin 9 (%69.2)'u ELISA ile 6 (%46.1)'sı da WB ile pozitif bulunmuştur. Öte yandan AgB1 geninde herhangi bir polimorfizm saptanmayan 107 örneğin 80 (%74,7)'i ELISA ile 75 (%70,9)'i de WB ile pozitif bulunmuştur. Sonuç olarak E. granulosus sensu stricto'nun AgB1 geninde değişik oranlarda varyasyon belirlenmiş ve bunun serolojik yanıt üzerinde kısmi etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Elazığ ve Diyarbakır yöresi koyun ayak hastalıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada Elazığ ve Diyarbakır bölgelerdeki koyunların ayak hastalıkları yönünden incelendi. Araştırmada 5000'i ilkbaharda ve 5000'i de sonbaharda olmak üzere toplam 10000 koyunun ayak hastalıkları yününden muayene edildi. Muayene edilen 10000 hayvanın 530'unda ayak lezyonu saptanmıştır. Lezyonların %47,17'i ilkbahar döneminde ,%52.83'ü sonbahar döneminde görüldü. Toplam hasta hayvanlardaki lezyonların % 51'i ön ayaklarda ,%49 arka ayaklarda tespit edilmiştir. Ayak lezyonların % 42,4 piyeten,% 30,3'si sinus interdigitalis , % 27,3'u tırnak deformasyonu olduğu görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışma bulgularında bakıldığında merada otlayan hayvanlarda ayak hastalığı görülme olasılığı ağılda barındırılan hayvanlara göre bulundu. Ayrıca 2018 yılında ilkbahar ve sonbahar aylarında Elazığ ve Diyarbakır illerindeki koyunlarda ayak hastalıklar prevalansı % 5,3 olarak belirlendi Anahtar Kelimeler: Koyun, Ayak Hastalıkları, Elazığ, Diyarbakır
Muş ilinde mera dönemindeki koyunların serumlarında bazı mineral madde düzeylerinin tespiti
Bu çalışmanın amacı, Muş bölgesinde toprak, mera otu ve koyun serumlarında bazı mineral maddelerin (kalsiyum, magnezyum, bakır, demir ve çinko) düzeylerini belirlemektir. Muş ilinin mera besisinin yapıldığı merkez köyleri başta olmak üzere tüm ilçelerinden alınan toprak, mera otu ve koyun kan serum örneklerinin mineral madde düzeylerinin ölçümü Atomik Absorbsiyon Spektrometresinde yapıldı. Yapılan toprak ve mera otu analizinde Muş merkez ve ilçelerinden alınan örneklerin tamamında analizi yapılan mineral maddeler yönünden literatürlerde bildirilen değerler ile uyumluluk belirlenmiştir. Koyunlardan alınan serum örneklerinde ise çinko ve bakır düzeyleri literatürlerde belirtilen standart değerin altında tespit edilirken diğer mineral maddeler (kalsiyum, magnezyum ve demir) bakımından kriterlere uygunluk söz konusudur. Sonuç olarak Muş bölgesindeki koyunlardan alınan serum örneklerindeki kalsiyum, magnezyum ve demir mineralleri için bu çalışmada elde edilen değerler bildirilen standart değerlerle benzer olduğundan koyunların rasyonlarına bu minerallerin ilavesine gerek olmadığına, ancak serum çinko ve bakır düzeylerinin normal standart değerlerin altında tespit edildiğinden hayvanların rasyonlarına bu minerallerin ilavesinin uygun olacağı kanaatindeyiz.