Koyunlar
Bu konu başlığı altında 170 tez
Karacabey merinosu koyunların yarı entansif şartlardaki çeşitli verim özelliklerinin belirlenmesi
Çalışmada Karacabey Merinosu Koyunun yarı entansif şartlarda gebelik ve kısırlık oranı, doğuran koyuna göre doğan kuzu sayısı, koç altı koyuna göre doğan kuzu sayısı, kuzuların yaşama gücü, doğum, 30, 60, 90. gün canlı ağırlıkları ve canlı ağırlık artışları, ikizlik oranı belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın hayvan materyalini 1.5 yaşlı 184 baş, 2 yaşlı 58 baş ve bunlardan doğan 305 baş kuzu oluşturmuştur. Doğumdan itibaren kuzuların doğum ağırlığı, doğum tipi, cinsiyet, 30.gün, 60.gün (sütten kesim), 90. gün canlı ağırlıkları kaydedilmiştir. 1.5 yaşlı ve 2 yaşlı koyunlarda KKDK 1.25, 1.29 olurken, DKDK 1.48, 1.41 tespit edilmiştir. Gebelik ve kısırlık oranı sırasıyla 1,5 yaşılarda % 84.2 ve % 15.8 iken, 2 yaşlılarda % 91.4 ve % 8.6 bulunmuştur. Kuzuların yaşama gücü 1.5 yaşlı, 2 yaşlı, dişi, erkek, tek, ve ikiz kuzularda sırasıyla % 90, % 88, % 90.3, % 88.57, % 92.66, % 87.76 ve genel ortalama % 89 olmuştur. Doğum, 30., 60., 90. gün ağırlıkları 1.5 yaşlı koyunların dişi kuzularında 4.261, 12.483, 21.844, 28.405 kg; erkek kuzularda 4.504, 12.871, 23.022, 31.556 kg; yine bu değerler 2 yaşlı koyunların dişi kuzularında sırasıyla 4.426, 10.829, 19.504, 26.557, erkek kuzularında 4.659, 11.774, 21.750, 30.448 kg olarak belirlenmiştir.
Bazı yerli koyun ırklarında fekundite ile ilgili gen bölgelerinin moleküler karakterizasyonu
Kemik Morfogenetik Protein Geni 15 (BMP15) ve Büyüme Farklılaşma Faktörü 9 (GDF9) gibi genlerin bazı koyun ırklarında çoklu doğum (fekundite) ile ilişkili oldukları yapılan çalışmalar sonucunda tespit edilmiştir. Bu çalışmada bazı yerli koyun ırklarında (Kıvırcık, Karacabey Merinosu, Sakız, Gökçeada, Çine Çaparı, İvesi ve Karakaçan ırklarında) BMP15 ve (Kıvırcık, Karacabey Merinosu ve Sakız ırklarında) GDF9 gen bölgeleri, DNA dizi analizi yöntemi ile incelenmiştir. BMP15 Ekzon2 bölgesinde bir adet aminoasit değiştirmeyen (sinonim) P248P (Prolin/Prolin) ve bir adet aminoasit değiştiren L251P (Lösin/Prolin) olmak üzere iki farklı noktada Tek Nükleotid Polimorfizmi (SNP) saptanmıştır. GDF9 Ekzon1 bölgesinde bir adet aminoasit değiştiren R87H (Histidin/Arginin), GDF9 Ekzon2 bölgesinde iki farklı noktada aminoasit değiştiren E241K (Glutamat/Lizin) ve V332I (Valin/İzolösin) ve iki adet aminoasit değiştirmeyen L159L (Lösin/Lösin) ve E326E (Glutamat/Glutamat) olmak üzere 5 adet SNP tespit edilmiştir. GDF9 gen bölgesinde bulunan SNP'ler ile yapılandırılan haplotiplerin yüksek D' (bağlantı dengesizliği) değerine sahip olduğu ve çalışılan ırklarda E326E ve V332I varyantların birlikte görülmelerinden dolayı aralarında tam korelasyon olduğu belirlenmiştir. Sakız ırkında E326E ve V332I varyantlarının heterozigot frekansları Kıvırcık ve Karacabey Merinosu ırklarına oranla yaklaşık üç kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir. E326E ve V332I varyantları Kıvırcık, Karacabey Merinosu ve Sakız ırklarında sırasıyla 0,08, 0,13 ve 0,46 olarak tespit edilmiştir. Sakız ırkının E326E ve V332I varyantlarında diğer ırklara oranla yüksek heterozigotluk frekansı göstermesi, bu varyantların çoklu doğum özelliği ile ilişkili olduğunu düşündürmekte ve sonraki çalışmalarda bu varyantlara yoğunlaşılması önerilmektedir.
Yüksekova yöresi/Hakkariʼde kasaplarda satışa sunulan koyun karkaslarının yersinia türleri yönünden değerlendirilmesi
Yersinia' lar; su, süt ürünleri ve etlerde yaygın olarak bulunan gıda kaynaklı enterik kökenli gram negatif bir patojendir. Y. enterocolitica gıdalarda önemli patojen bakteriler arasında yer aldığından birçok gastrointestinal hastalıklarla ilişkilendirildiğinden, önemi gün geçtikçe artmakta, mikrobiyolojik ve epidemiyolojik çalışmalara konu olmaktadır. Bu çalışmada, Yüksekova bölgesinde faaliyet gösteren kasaplardan temin edilen 25 adet koyun karkasının 3 farklı bölgesinde (but, boyun ve pelvis) Yersinia türlerinin varlığı belirlenmesi ve halk sağlığı açısından risk oluşturup oluşturmadığı tespit edilmesi amaçlanmışıtır. İdendifikasyon aşamasında Yersinia türlerinin varlığı ve haricinde türlerin tespiti için çeşitli biyokimyasal testler kullanılmıştır. Yapılan çalışmada koyun karkaslarına ait but, pelvis ve boyun bölgelerinden alınan örneklerin hiç birinde Yersinia ruckeri dışında diğer Yersinia türlerine rastlanılmamıştır. Ancak toplamda incelenen 75 numunenin 5'inde sadece Y. ruckeri tespit edilmiştir. Bu bakteri; iki karkasın but, iki karkasın boyun ve bir karkasın da pelvis bölgesinde bulunmuştur. Diğer taraftan bu karkasların sadece birinde hem boyun hem de pelvis bölgesinde bu bakteriye rastlanılmıştır. Sonuç olarak; bu çalışmada gıda kaynaklı Yersinia türlerine ya rastlanılmazken, balık patojeni olarak da bilinen Y. ruckeri % 16 seviyesinde tespit edilmiştir. Y. ruckeri'nin varlığı diğer patojenik mikroorganizmaların bulunabileceğini ve bu bakterinin sadece balık patojeni değil aynı zamanda insanlarda yara enfeksiyonlarına neden olabileceği düşünülmektedir. Bu bakterinin eleminasyonunda kullanılması gereken kuralların, zoonotik hastalıkların önlenmesi için uygulanan yöntemlerde olduğu gibi uygulanması gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Halk sağlığı, koyun karkasları, Yersinia ruckeri, Yüksekova
Van ili Gevaş ilçesinde atık yapan koyunlarda neospora caninum'un seroprevalansı
Bu çalışmada Van ili Gevaş ilçesinde koyunlarda abort etkenlerinden Neospora caninum'a karşı oluşan antikorlar varlığının serolojik olarak belirlenmesi hedeflendi. Bu amaçla Van ili Gevaş ilçesinde atık şikayeti ile başvuran hayvan sahiplerinin işletmesine gidilerek atık sonrası 16. güne kadar olan 80 adet koyundan usulüne uygun olarak V. jugularisten kan örnekleri alındı. Alınan kan örneklerinden RBC, HCT, HB, RDW, PLT, WBC Nötrofil, Lenfosit ve Eozonofil düzeyleri belirlendi. Biyokimya tüpüne alınan kan örneklerinden de serum elde edilerek Neospora caninum' a karşı oluşmuş antikorların varlığı tür spesifik ELISA test kiti ile belirlendi. Elde edilen absorbans değerler neticesinde 72 tane negatif, 8 tanesinde de şüpheli değer belirlenirken, pozitif değere ise hiç rastlanmadı. Sonuç olarak; elde edilen bulgular ışığında Van ili Gevaş ilçesinde abort yapan 80 koyunda her ne kadar pozitif değer görülmese de 8 adet şüpheli sonucun olması Neospora caninum' un bölgede olabileceği, konuyla ilgili bölgede koruma ve kontrol uygulamalarının yapılması gerektiği kanaatine varıldı.
The relationship between udder characteristics and milk quality in Iraqi awassi ewes
The main objectives of this study were to determine udder measurements and type, test-day milk yield and milk composition, somatic cell count and total bacterial count, and to evaluate the relationships between these characteristics in Iraqi Awassi ewes. The study was conducted on 50 head Awassi ewes raised at a commercial farm located in Summel/Duhok/Iraq. Test-day milk yield was recorded fortnightly from second week after parturition for three times. Milk samples were analyzed for fat, solid non-fat, protein, and lactose components. Udder morphological traits recorded in the study were udder width, udder circumference, udder length, teat diameter, teat length, distance between teats, udder height from the ground, teat height from the ground. Udder types in ewes were determined by subjective method. Total bacterial count and somatic cell count (SCC) in milk samples was determined. As a result, udder type had no significant effect on test-day milk yield, SCC, and milk composition traits in Iraqi Awassi ewes. There were positive and negative but rather weak correlations between udder measurements and milk composition traits. Only udder length measurement from udder traits was significantly correlated with SCC (p<0.05). It was found that Iraqi Awassi ewes had a healthy mammary gland and consumable milk due to their low SCC (39.20 x103 cells/ml) and bacterial content. Since there is an increased risk of infection due to contact with the ground, ewes which have the cylindrical udder with upward and lateral teats can be selected instead of ewes which have the pear-shaped udder with downwards and inclined teats.
İzmit ve çevresinde ruminantlarda görülen göz hastalıklarının insidansı
Bu çalışmada Kocaeli ilinin merkez ilçeleri olan Başiskele, İzmit ve Kandıra'nın toplam 51 mahallesinde değişik yaş, cinsiyet ve ırklardaki sığır, koyun ve keçiler göz hastalıkları açısından muayene edildi. Toplamda 13.672 (sığır 8.451, koyun-keçi 5.221) hayvan göz hastalıkları yönünden taramadan geçirilmiştir. Gözün muayenesi yapılmadan önce anemnez alınan bilgiler doğrultusunda buzağı, kuzu ve oğlaklar göz küresi, göz kapağı, kornea ve sklera anomalileri açısından muayene edilmiştir. Yetişkin hayvanlarda ise göz kapağı lezyonları, konjunktiva, kornea, sklera ve lens lezyonları, pupilla refleksinin durumu, amorozis varlığında hayvanın anormal yürüyüş ve davranışlarının değerlendirmesi şeklinde olmuştur. Yapılan çalışmada koyun, keçi ve sığırlarda ırk, cinsiyet ve yaş ayrımına gidilmeksizin tüm göz hastalıkları açısından tarama yapılmıştır. Göz hastalıkları tespit edilen tüm hayvanlar fotoğraflandırılmıştır. Çalışmada kullanılan 8451 Sığırın 180 tanesinde, 5221 Koyun-keçinin 158 tanesinde olmak üzere 338 hayvanda herhangi bir göz hastalığı tespit edilmiş olup bu hayvanlarda 21 çeşit göz hastalığı belirlenmiştir. Sığır, koyun ve keçileri kapsayan toplam 13.672 hayvan arasında hastalık görülme oranı % 2.58 olarak belirlenmiştir. Sığırlarda toplam populasyon içinde herhangi bir göz hastalığı görülme oranı % 2.13, koyun-keçi de ise % 3.31 oranında ortaya çıkmıştır. Konjunktivitis kataralis % 58.36 oranıyla hastalık tespit edilen sığır ve koyun-keçi grubunda en fazla karşılaşılan göz hastalığı olarak belirlenmiştir. Bu oran sığırlarda % 56.67, koyun-keçide ise % 60.12 miktarında bulunmuştur. Sığır ırkları arasında ilk sırada holştayn ırkında %1.30, ikinci sırada ise simental ırkında %1.01 oranında bir veya birden fazla hastalık görüldü. Aberden-Angus, Anadolu Mandası ve Hereford ırkı sığırlarda ve kuzu ile oğlaklarda herhangi bir göz hastalığı belirlenememiştir. Hasta hayvanlar arasında enfeksiyöz göz hastalıklarına yakalanma oranı % 91.50, nonenfeksiyöz göz hastalığına yakalanma oranı ise % 8.50 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak çalışmanın yapıldığı bölgede iklime bağlı olarak uzun süreli rüzgarların esmemesi, hava sıcaklıklarının yüksek olmaması, köylerde otlakların uzun süreli yeşil kalması bölgesel avantaj olarak gözlemlenmiştir. Ayrıca, rüzgarlar nedeniyle taşınan yabancı maddelerin gözlerde soruna yol açmaması, barınak şartlarının iyi olması, bakım ve besleme şartlarının uygunluğu, işletme sahiplerinin bilinçli sayılabilecek şekilde hayvancılık yapması da göz hastalıkları insidansının düşük saptanmasında etkili olmuştur.
Koyunlarda çiçek aşısı uygulaması ile birlikte Corynebacterium cutis lizatının immünglobulin düzeyleri üzerinde etkisi
Bu çalışmanın amacı koyunlarda çiçek aşısı ile birlikte Corynebacterium cutis lizatının kullanılmasının immünoglobulin (IgG, IgM, IgA, IgE) seviyeleri üzerine etkisi araştırıldı. Bu amaçla 10 koyuna sadece koyun çiçek aşısı ve 10 koyuna çiçek aşısı ile birlikte 20 mg Corynebacterium cutis lizatı yapıldı. Çalışmada toplam 20 koyun kullanıldı. Tüm hayvanlardan çalışmanın 0. 21 ve 35. günlerde serum immunglobülin, biyokimyasal ve hematolojik parametreler için usulune uygun olarak V. jugularisten kan örnekleri alındı. Serum Ig seviyeleri ELISA cıhazında hazır ticari test kitleri ile bakıldı. Bakılan biyokimyasal ve hematolojik parametrelerde çalışmanın 0. 21 ve 35. günlerinde her iki grupta ve grup içinde istatistiki farklılıklar belirlenmedi. İmmunglobulin seviyeleri açısından her iki grupta IgA seviyelerinde 0. ile 35. günler arasında istatistiki (P<0,05) olarak artış belirlendi. IgG ve IgM seviyelerinde istatistiki olmayan artışlar ve IgE'de ise istatistiki olmayan azalma görüldü. Sonuç olarak koyunlarda çiçek aşısı ile birlikte Corynebacterium cutis lizatının kullanımının Ig seviyelerine etkisinin sınırlı olduğu sonucuna varıldı.
Florozisli koyunların karaciğer ve böbrek dokularındaki apoptotik ve oksidatif mekanizmaların araştırılması
Bu tez çalışması, kronik olarak flora maruz kalan koyunlarda en çok etkilenen dokular olan böbrek ve karaciğerde oluşan hasarın, moleküler temeli ve nedenlerini apoptotik ve oksidatif yolaklar üzerinden belirlemek amacıyla planlandı. Bu amaçla, endemik florozis gözlenen Van ili Çaldıran İlçesine bağlı köylerde kesime gönderilmiş 4-6 yaş aralığında, klinik olarak florozis tanısı konulan koyunlardan karaciğer ve böbrek dokuları alındı. Kontrol grubu ise özel bir et kesim yerinden, florozis gözlenmeyen köylerden gelen klinik olarak sağlıklı koyunlardan oluşturuldu. Hedef genlerin apoptotik ve oksidatif gen ekspresyonları gerçek zamanlı-PZR yöntemi ile belirlendi. Apoptotik genlerin 2-ΔCtsonuçlarının göre, karaciğer dokusundaki, kaspaz 3 ve Bak değerlerinin florozis grubunda azaldığı (p≤0.05), kaspaz-9 değerlerinin ise arttığı (p≤0.05), böbrek dokusunda ise kaspaz 3 değerlerinde florozisli grupta önemli bir artış olduğu, kaspaz 9 ve Bak dışındaki bütün genlerin ise istatistiksel olarak önemli oranda azaldığı tespit edildi. Kontrol genine göre (GAPDH) ise; karaciğerde apoptotik genlerden kaspaz-8, kaspaz-9 ve Bim arttığı, kaspaz-3, Bcl-2, Bak azaldığı, böbrekte ise kaspaz-3, ve Bax'ta artış, kaspaz-8, Bcl-2, Bcl2l-1, Bim ve Bak'ta ise azalma gösterdiği tespit edildi.Oksidatif stres genlerinin 2-ΔCtdeğerlerine göre ise karaciğer dokusunda, CYGBc, GST1 ve NCF genlerinin florozisli grupta önemli oranda arttığı, GPx1, SOD1 ve SOD2 genlerinin ise önemli derecede azaldığı belirlendi. Böbrek dokusunda; florozili grupta CYGBc ve GPx1 artarken, SOD1, SOD2, GST1, NCF ve CCS ve NOS2 istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı tespit edildi. Sonuç olarak; florozisli koyunların karaciğer ve böbrek dokularında apoptozis ve oksidatif mekanizmaların aktifleştiği ve florozis hastalığında doku hasarının moleküler temelinin anlaşılmasındabu parametrelerin önemli rolünün olduğu ortaya konulmuştur.
Respiratuar sinsityal virus ile doğal enfekte kuzu pnömonilerinde indüklenebilir nitrik oksit sentetaz, CD3 ve CD8 immun-ekspresyonlarının araştırılması
Respiratorik Sinsityal Virus (RSV), Paramyxoviridae familyasının Pneumovirus genusuna dahil bir RNA virusudur. Sunulan bu çalışmanın amacı, RSV ile doğal enfekte kuzu akciğer dokularında indüklenebilir nitrik oksit sentetaz (iNOS), CD3 (Pan T hücre) ve CD8 (sitotoksik T hücre) ekspresyonlarını immunohistokimya (IHC) metodu ile değerlendirmektir. Bu amaçla, mezbahanede kesilen kuzulardan, 100 adet pnömonili ve 10 adet kontrol akciğer doku örnekleri makroskobik olarak incelendikten sonra alındı ve %10'luk tamponlu formaldehitte tespit edildi. Rutin doku takibinden geçirilen dokular, histopatolojik incelemeler için Hematoksilen & Eozin (H&E) ile boyandı. Doku kesitleri ayrıca immünohistokimyasal incelemeler için poliklonal antikorlar kullanılarak Streptavidin-peroksidaz (ABC) prosedürüne göre boyandı. İmmunohistokimyasal incelemeler sonucunda onsekiz (18) dokuda RSV pozitif olarak tespit edildi. Daha sonra bu pozitif vakalar iNOS, CD3 ve CD8 immun-ekspresyonları açısından değerlendirildi. Bu vakaların tamamında iNOS ekspresyonunda kontrole göre artış belirlenirken, ondört (14) vakada CD3+ T lenfositlerin sayısında artış tespit edildi. CD8+ T lenfositler ise beş (5) vakada belirlendi. Sonuç olarak, RSV ile pozitif vakalarda iNOS immun-ekspresyonunda artış olması ve vakaların çoğunda CD3+ T lenfositlerin sayısında artış tespit edilmesi, RSV ile doğal enfekte kuzu pnömonilerinde meydana gelen immun yanıtta, iNOS ve CD3+ T lenfositlerin önemli rol aldıklarını gösterdi. Anahtar Kelimeler: CD3, CD8, iNOS, İmmunohistokimya,RSV,Kuzu.
Nahçıvan'da Türk dönemi koç-koyun mezartaşı örnekleri
Nahçıvan'da Türk Dönemi Koç-Koyun Mezartaşı Örnekleri başlıklı çalışmada Nahçıvan'da bulunan Türk dönemine ait koç-koyun mezartaşları tespit edilip incelenmiş ve mevcut durumları belirtilmiştir. İlk adım olarak Nahçıvan bölgesinin coğrafi konumu ve tarihçesi verilerek bölge tanıtılmış daha sonra koç-koyun heykel ve motifinin gelişimi detaylı olarak aktarılmaya çalışılmıştır. Katalog kısmında tespit edilen 162 koç-koyun mezartaşı fotoğraflanmış, ölçüleri alınmış 46 tanesinin çizimleri yapılmış süsleme öğeleri, malzeme ve teknik olarak incelenmiştir. Bu sanat abidelerinin Türk sanat, kültür ve inancındaki yeri ve önemi belirlenerek Türk sanatının kesintisiz olarak devamı vurgulanmıştır. Karşılaştırma ve değerlendirme bölümünde Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri döneminde yapılmış olan bu mezartaşlarının kaynağının en eski Türk toplumlarının inanç ve geleneği olarak günümüze kadar devam ederek mevcudiyetini kesintisiz olarak sürdürdüğü detaylı olarak aktarılmaya çalışılmıştır. Bu mezartaşlarının Anadolu Azerbaycan Kırgızistan gibi bir çok farklı coğrafyada bulunan diğer örnekleriyle karşılaştırılarak benzer ve farklılıkları belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler : Nahçıvan, Koç-Koyun Heykeli, Mezar Taşı, Figür, Türkler
Anaplazmosisli koyunlarda bazı inflamasyon markırlarının araştırılması
Kan parazit hastalıkları koyunlarda sıklıkla görülmekte olup, Türkiye‟de de oldukça yaygındır. Anaplazma ovis küçükbaĢ hayvanlarda eritrositleri enfekte eden artropod kaynaklı bir patojendir. Bu çalıĢma anaplasmasizli koyunlarda bazı serum inflamasyon markır seviyelerini değerlendirmek için planlanmıĢtır. Pozitifliği elisa kiti ile tespit edilen 20 koyunda GM-CSF, IL-1, IL-6, TNF-α düzeyleri de elisa kiti ile tespit edilmiĢtir. Anaplasmosiz pozitif olan grupların GM-CSF, IL-1, IL6, TNF-α düzeylerinin yükseldiği tespit edilmiĢtir. IL-1,TNF-α, GM-CSF düzeylerindeki artıĢ istatiksel olarak önemlidir. (p<0.05) Anaplasmaya karĢı geliĢen immun yanıttaki mekanizmalar ve etkileyen faktörler hakkındaki bilgilerin artmasının, ileride geliĢtirilecek immunoterapi araĢtırmaları için gerekli bilgi birikimine ve Anaplasma enfeksyonlarına karĢı çalıĢmalara önemli katkılar sağlayacağı düĢünülmektedir.
Van yöresinde koyun klinik mastitis olgularından izole edilen bakteri türlerinin prevalansı ve antimikrobiyel duyarlılıkları
Bu çalışmada, Van ve yöresinde koyunlarda mastitis olgularına neden olan bazı bakteriyel etkenlerin prevalansının ve antimikrobiyel duyarlılıklarının belirlenmesi amaçlandı. İzole edilen etkenlerin tür düzeyinde identifikasyonu otomatize bakteri identifikasyon cihazı ile yapılırken antimikrobiyel duyarlılığın belirlenmesinde disk difüzyon testi kullanıldı. Çalışmada 103 mastitisli süt örneğinin 51 (%49.51)'inden bakteriyel etken izole edilirken, örneklerin geri kalanında bakteriyel üremenin olmadığı görüldü. Araştırmada en fazla izole edilen bakteriyel etkenlerin sırasıyla Pseudomonas spp. (%27.1), Mannheimia haemolytica (%16.94), Staphylococcus spp. (%13.55) ve Streptococcus pneumoniae (%11.86) olduğu belirlendi. Bununla birlikte Gram negatif bakteriyel etkenlerin sırasıyla %72.2, %52.8, %42.2, %25, %50 ve %50'sinin penicillin, cefoxitin, tetracycline, co-trimaxozole, tilmicosin ve erythromycine dirençli olduğu belirlendi. Gram pozitif bakteriyel etkenlerin ise methicillin, cefoxitin, enrofloxacin, tilmicosin, erythromycine ve gentamicine sırasıyla %21.7, %43.4, %8.7, %8.7, %8.7 ve %4.3'ü dirençli bulundu. Sonuç olarak bu çalışmada koyunlarda mastitis olgularında Gram pozitif bakteriyel etkenlerin yanı sıra Pseudomonas spp. ve Mannheimia haemolytica izolatlarının da önemli rol oynayabileceği gözlendi. Bununla birlikte Van ve yöresinde koyunlarda mastitis vakalarının tedavisinde penicillin, cefoxitin, tetracycline, tilmicosin ve erythromycin kullanımına dikkat edilmesi gerektiği belirlendi. Bakteriyel etkenlerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde etkili antimikrobiyel terapinin yapılabilmesi için etken izolasyon ve identifikasyonuyla birlikte antimikrobiyel duyarlılık testlerinin de önem arz ettiği kanaatine varıldı.
Van ili koyunlarında dictyocaulus filaria'nın moleküler karakterizasyonu
Bu çalışma, Van ili Belediye mezbahasına kesim için getirilen koyunlardan nekropsi muayenesi sonucu elde edilen akciğer kıl kurdu olarak bilinen Dictyocaulus filaria'nın moleküler karakterizasyonunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada materyal olarak kullanılan Dictyocaulus filaria türünün genomik DNA'sında 28S rRNA gen bölgesi PCR ile amplifiye edildi. Agaroz jelde, 28S rRNA gen bölgesine özgü 952 bç uzunluğunda amplikonlar tespit edildi. Daha sonra, bir PCR ürününden çift yönlü dizi analizinden elde edilen amplikon dizisi, BLAST ile Genbank'taki referans dizilerle karşılaştırıldı. İzolatdan elde edilen genotip tam veya en yakın benzerlikleri ile karşılaştırılarak MEGA 7 programı ile Neighbor-Joining yöntemi kullanılarak filogenetik ağaç oluşturuldu. Dizi analizi sonucunda koyunlardan elde edilen Dictyocaulus filaria'nın %100 benzerlik gösterdiği ortaya konuldu. Sonuç olarak, bu araştırma ile Van yöresi koyunlarında sıklıkla rastlanılan akciğer kıl kurdu türü olarak bilinen D. filaria'nın 28S rRNA gen bölgesi DNA dizileme analizi yapılarak moleküler karakterizasyonu ortaya konulmuştur.
Eşme koyunlarında meme özelliklerinin süt verimi ve süt kalitesine etkileri
Bu araştırma, Uşak ilinde Eşme kıvırcık koyunu projesinde tümleşik sürüsü olan özel bir işletme de yapılmıştır. İşletmedeki Eşme koyunları meme tipine göre sınıflandırılarak, meme tipi ile meme özellikleri, süt verimi ve süt kalite özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmada, meme özellikleri, süt verimi ve kalitesi için 38 baş koyun kullanılmış olup ölçümler laktasyonun 30 ve 60. günlerinde yapılmıştır. Araştırmada koyunlarda dört meme tipi (Tip 1, Tip 2, Tip 4 ve Tip 5) belirlenmiş olup, bunların görülme oranları sırasıyla % 10.5; 34.2; 39.5; 15.8 olarak bulunmuştur. Araştırmadaki Eşme koyunlarında (%31.6 ' ı tek, %50 'si ikiz ve % 18.4 oranında üçüz yavru elde edilmiş olup), sürü ortalaması 1.87 kuzudur. Meme özelliklerinden; meme derinliği (MD), meme çevresi (MÇ), meme genişliği (MG), sol meme başı uzunluğu(MBU\SOL),sağ meme başı uzunluğu(MBU\SAĞ), ortalamaları meme tipinden bağımsız olarak 1.ölçüm 14 Ocak ve 2. Ölçüm14 Şubat'ta yapılmış olup, değerleri sırasıyla 14.71-12.37, 40.49-30.63, 20.99-15.41, 2.46-2.25, 2.36-2.17 cm olarak tespit edilmiştir. Meme başları arası uzaklık(MBAU), sol meme başı çevresi(MBÇ\SOL),sağ meme başı çevresi(MBÇ\SAĞ),memenin yerden uzaklığı (MYU) ortalamaları1.ölçüm ve 2. ölçüm değerleri sırasıyla 20.25-17.53, 4.98- 4.73, 5.01- 4.86, 35.58-39.16cm olduğu belirlenmiştir. Günlük ortalama süt verimi 1. ölçüm 326.29 ml, 2. ölçüm 283.39 ml bulunmuştur. Sütteki yağ, yağsız kuru madde, protein, laktoz ve tuz oranları 1. ölçüm ve 2. ölçüm sırasıyla; %7.74-7.18, %12.63-11.23, %4.59-4.18, %6.92-6.32 olarak bulunmuştur. Sütteki yoğunluk, donma noktası değerleri ise sırasıyla; 35.17-32.81 g/cm3, -0.96 ile -0.86 °C ve iletkenlik değeri de 4.11- 4.79 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak ölçüm zamanlarının meme özelliklerine, süt verimine, süt kalitesine etkisi önemli bulunmuştur. Meme özelliklerinin, süt veriminin ve süt kalitesinin meme tiplerine etkisi önemli bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Eşme Koyunu, Meme Tipi, Süt Verimi, Süt Kalitesi
B. melitensis ile enfekte fötal koyun akciğerlerinde Surfactan protein A ve IL-1'in immunohistokimyasal yöntemle değerlendirilmesi
Maternal intrauterin enfeksiyonların, fetüste sistemik bir yangının oluşmasına ve sitokinlerin artmasına sebep olarak akciğer, beyin gibi organları etkileyebildiği, özellikle akciğer hasarı ve bronkopulmoner displazi (BPD) gelişiminde önemli bir rol oynadığı bildirilmektedir. Bu çalışmada Brucella melitensis ile doğal enfekte intrauterin enfeksiyon modelinde, proinflamatuar sitokin IL-1β, antiinflamatuar sitokin IL-10 ve SP-A, akciğer hasarına etkilerini belirlemek amacıyla 30 adet fetüste immunohistokimyasal yöntemle boyanarak, değerlendirildi. Bakteriyolojik ve/veya immunohistokimyasal incelemede B. melitensis pozitif olan 30 adet fetüsten alınan dokular histopatolojik olarak değerlendirildi. Histopatolojik incelemede çok etkilenen doku olan akciğerlerde 12 fetüste (%40) bronkopnömoni gözlenirken, 18 (%60) olguda ise interalveoler ve interlobüler septumda genişleme tespit edildi. İmmunohistokimyasal incelemede B. melitensis antijeni akciğerlerde alveoler makrofajların sitoplazmasında yoğun olarak boyandı. IL-1 tüm fetal akciğerlerde (%100) alveoler makrofajlar, endotel hücreleri ve bronş-bronşiol epitellerinde değişen şiddette immun pozitifti. IL-10, üç (%10) olguda fetal akciğer dokusunda, alveoler makrofajlarda ve bronş, bronşiol epitelleri az miktarda boyandığı tespit edildi. SP-A, immun pozitif 5 (%16) olguda fetal akciğerlerin tip II pnömositleri ile alveolar makrofajların sitoplazmalarında tespit edildi. Sağlıklı kontrol fetüs akciğerleri ile karşılaştırıldığında, hasar oluşan enfekte akciğer dokularında IL-1 immun pozitifliği yüksek iken, IL-10 ekspresyonunun ise anlamlı şekilde düşük olduğu tespit edildi. İntrauterin enfeksiyonlarda akciğer hasarının, proinflamatuar ve antiinflamatuar sitokin dengesinin, proinflamatuar sitokin IL-1 miktarındaki aşırı artışına bağlı olarak bozulmasıyla şekillendiği, SP-A'nın ise sadece 5 olguda pozitif reaksiyon vermesinin gebelik yaşının erken evrede olduğu bu nedenle fetüslerin akciğerlerinin henüz gelişimini tamamlayamamasından kaynaklandığı sonucuna varıldı.
Possibilities for improving the quality of sheep embryos produced in vitro
The main hypothesis of this Ph.D. thesis suggests overcoming the shortcomings of in vitro embryo production in sheep, and six experiments were performed on this basis. The first experiment dealt with the impact of transport media on ovarian tissues in addition to the effect of temperature and the medium of ovarian transport on the development of embryos. The histomorphology of the ovary showed that in AUZ1, the follicles were better maintained, and a temperature of 2 to 4 °C significantly increased embryonic development rates. The second experiment aimed to design new strategies of capacitation by starving a ram's sperm and estimating its quality effects. The sperm were hyperactive and showed a significant increase in the ability to fertilize oocytes in the sperm starvation protocol. The third experiment investigated the effectiveness of antioxidants in the appropriate capacitation of the sperm and fertilization media. Sperms treated with melatonin demonstrated hyperactivity, and the fertilization rate was significantly increased. The fourth experiment aimed to estimate the extent to which the development of embryos is affected by shortening the time of In Vitro Fertilization (IVF) and showed that exposing gametes to IVF for 6 h results in a higher fertilization rate and an improvement in the quality of embryo development. The fifth experiment, which compared the traditional and SAGE media, showed that SAGE significantly affected embryonic development. Ultimately, the sixth experiment examined the extent to which embryonic development was affected by the breed from which the oocytes were taken and did not find any significant difference between breeds. In general, our findings highlight several crucial aspects of obtaining high-quality embryos and high embryonic development rates.
Lalahan (Kıvırcık x Akkaraman G1) genotipi kuzularda farklı kesim ağırlıklarında besi, kesim, karkas, et kalitesi ve bazı genlerin ekspresyonlarının araştırılması
Bu araştırma, Lalahan genotipi kuzularda üç farklı kesim ağırlığında besi performansı, kesim, karkas ve bazı et kalitesi özellikleri ile yağ asidi kompozisyonunda etkili bazı genlerin ekspresyon seviyelerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın hayvan materyalini oluşturan Lalahan genotipi 36 baş erkek kuzu rastgele üç gruba ayrılmış ve entansif beslenmişlerdir. Ortalama 35(Gr35), 40(Gr40) ve 45(Gr45) kg ağırlıklarda her gruptan 6 baş kuzu kesilmiştir. Gruplarda GCAA 241,50±17,90; 243,33±29,68 ve 235,45±26,15g; 1 kg CAATKYM 3,590; 3,958 ve 4,392 kg hesaplanmıştır. Gruplarda soğuk karkas randımanı %45,26±0,57; 44,66±1,15 ve 46,11±0,85; karkasta et, yağ ve kemik oranları %61,82±0,60; 61,04±0,47 ve 57,53±0,74 (P<0,001); %13,57±0,24; 14,05±0,17 ve 19,46±0,68 (P<0,001); %18,52±0,68; 18,58±0,42 ve 17,99±0,34; karkasta but, sırt ve bel oranları %31,57±0,71; 30,04±0,58 ve 28,41±0,27 (P<0,01); %13,39±0,23; 12,63±0,46 ve 14,72±0,56 (P<0,05); %8,41±0,13; 7,88±0,26 ve 7,19±0,12 (P<0,001) (P<0,001) bulunmuştur. Gruplarda kesimden 24 saat sonra MLD'de pH 5,38±0,04; 5,50±0,03 ve 5,45±0,02 (P<0,05); L* 40,55±0,57; 40,60±0,79 ve 41,17±0,23; a* 16,73±0,24; 17,04±0,40 ve 18,47±0,37 (P<0,01) ve b* 8,98±0,78; 8,80±0,73 ve 8,67±0,40; su tutma kapasitesi %11,53±0,45; 12,50±0,43 ve 12,93±0,54; pişirme kaybı %27,72±1,14; 28,55±0,74 ve 26,48±1,05 olmuştur. Gruplarda ΣÇDşYA/ΣDYA oranı 0,16±0,03; 0,18±0,04 ve 0,15±0,04; ΣDşYA/ΣDYA oranı 1,01±0,03; 1,10±0,04 ve 1,03±0,08; ω6/ω3 oranı 9,86; 10,87 ve 9,33; AI değeri 0,65; 0,57 ve 0,59; TI değeri 1,13; 1,04 ve 1,17 hesaplanmıştır. Karaciğer, MLD ve kuyruk yağında ΣÇDşYA/ΣDYA oranı 0,36±0,01; 0,07±0,005 ve 0,06±0,004; ΣDşYA/ΣDYA oranı 1,11±0,03; 0,95±0,03 ve 1,08±0,08; ω6/ω3 oranı 13,24; 9,27 ve 7,52; AI değeri 0,55; 0,69 ve 0,58; TI değeri 1,01; 1,21 ve 1,12 hesaplanmıştır. Gr35, Gr40 ve Gr45 grupları arasında karaciğer ve MLD dokularındaki SREBP-1c ve PPARγ genlerinin ekspresyon farklılıkları önemsiz, FASN geni farklılıkları önemli (P<0,05); gluteal yağ dokusunda ise genlerin tamamı bakımından farklılıklar önemsizdir. Lalahan genotipinin besi performansı, kesim, karkas ve et kalitesi bakımından genotipin köken aldığı Kıvırcık ırkına benzer veya daha iyi olduğu; Orta Anadolu Bölgesi koşullarında kaliteli et üretimi potansiyeline sahip olduğu ve uygun kesim ağırlığı olarak 40 kg ağırlığın önerilebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Et Kalitesi, Gen Ekspresyonu, Karkas, Kesim, Koyun, Kuzu Besisi
Çiftleşme işaretleyicisi ile koyun üreme takibi modelinin oluşturulması
Sürdürülebilir koyunculuk yönetimi için doğru stratejilere sahip olan işletmelere ve bu işletmelerde kullanılmak üzere yeni teknolojik yazılım ve ekipmana olan talep gün geçtikçe artmaktadır. Bu nedenle yüksek verimli koyunculuk işletmelerine akıllı sürü yönetim sistemlerinin entegrasyonu önem kazanmaktadır. Bu çalışma, 206 adet merinos koyun kullanılarak yapıldı. Çalışmada, çeşitli teknolojik araçlar kullanılarak koyunların verileri kaydedilmiştir. Dijital küpeler, koyun yönlendirme sistemi, küpe okuyucu istasyon, otomatik tartım ve veri dönüştürücü gibi araçlar kullanılarak koyunların yaş, ırk, vücut kondisyon skoru, canlı ağırlık, sağlık skorları, hastalıklar, semptomlar, tedavi protokolleri, aşı ve ilaç uygulamaları gibi çeşitli veriler kaydedildi. Çalışmada 195 dişi hayvan arasından 60 hayvan seçildi, belirlenen dişi hayvanlara senkronizasyon protokolünde 11 gün süresince progesterone sünger ve 11. gün 500 IU PMSG uygulandı. Koyunların kızgınlık süresi, davranışları, sünger uygulama ve geri dönme oranı gibi östrus verileri de incelendi. Sünger aşım grubu ve sünger geri dönme grubu arasında süreler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edildi (P<0,001). Vücut kondisyon skoru ve canlı ağırlık arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (P>0,05). Vücut kondisyon skoru ve gözlemlenen östrüs süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptandı (P<0,05). Çalışma sonuçlarına göre, koç servis kapasitesi ile gebelik oranı arasında pozitif bir ilişki bulunurken (Rs=0,9, P<0,037), sperm konsantrasyonu ile negatif bir ilişki saptanmıştır (Rs=0,9, P<0,037). Gerçekleştiren regresyon analizinde bireysel gebelik tahmini anlamlı olarak 3.23 ± 2.47 gün ile tahmin edildi. Aşım günü ile tahmini doğum zamanı -0,47 ± 0,53 gün ile tahmin edilirken, sürüye ait tahminde mutlak fark ortalama 3,1 ± 0,3 gün olarak belirlendi. Çalışma süresince yapılan tüm uygulamalar ve gözlemler kaydedildi ve dijital bir dökümana dönüştürüldü. Ayrıca, aşım alan koyunların tespiti için kamera kullanıldı ve tüm veriler dijital ortamda depolandı. Bu çalışma, veteriner hekimlere ve yetiştiricilere yönelik kullanımı kolay bir teknolojik materyal üretmek amacıyla gerçekleştirildi. Üreme alanında sahada kullanıma hazır hale getirilen bu materyalin, ülke ekonomisine katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Investigation of ablation efficiency and temperature distribution profile of 1940 nmthulium fiber laser on ex vivo ovine livertissue
In liver surgeries, lasers with different wavelengths are used to make incisions and excisions with minimal bleeding and pain. The purpose of this study is to examine the efficiency of a 1940 nm Thulium fiber laser in the incisional operation of liver tissue. Thus, the tissue ablation efficiency of this laser was calculated as a ratio of the ablated site to the total affected site at various laser scanning speed values and output powers. Additionally, the thermal damage at the surrounding tissue was evaluated with a thermal camera. To create an incision, laser light should be absorbed by the tissue. In this study, lamb liver tissue was irradiated by 1940 nm Thulium fiber laser through 600 μm bareended optical fiber in continuous mode. The reason of using this specific laser was that, according to the literature, light in 1940 nm wavelength is highly absorbed by water molecules, which are abundant in soft tissues such as kidney. Initially, a predosimetry study was conducted to decide on the laser output power to be studied. Output powers including 0.6 W, 0.8 W, 1.0 W, 1.5 W, and 2.0 W were studied. According to the predosimetry study results, only 0.6 W and 0.8 W output powers were not able to be successful for ablation in most cases. Coagulation was observed in all of the incisions, independently of the output power. Base d on these findings, 1.0, 1.5, and 2.0 W output powers were decided to be used in the following experiments. In the actual experiments, the lesions were regularly created at a length of 2 cm. Laser output power and lesion lengths were kept constant in each application, while different scanning speeds were tested by changing the irradiation time. All the applications were performed with a single-pass. For example, 0.6 W output power was applied to a 2 cm length incision for 5, 10, and 15 seconds. Since the incision length was kept constant, the total light energy delivered to the samples was increased as the application time increased, which improved the ablation efficacy. During experiments, the temperature on and surrounding the incisions was monitored using a thermal camera. The results of this study showed that incision properties, such as deeper ablated and larger coagulated areas, were achieved when higher laser powers were used at slower laser scanning speeds compared to the other application parameters that were used in this study. However, carbonization, which is not desirable in laser incision applications, was also observed at 1.5 W and 2.0 W laser powers. Therefore, this study revealed that laser scanning speed and output power have a significant impact on ablation efficiency of 1940 nm Thulium fiber laser in liver tissue. Keywords: Laser Surgery, Thulium Fiber Laser, Liver Surgery, 1940 nm
Ege bölgesindeki sığır ve koyunlarda toxoplasma gondii ve neospora caninum enfeksiyonlarının yaygınlığının serolojik olarak belirlenmesi
Amaç: Bu araştırmada, Ege Bölgesinde bulunan sığır ve koyunlardaki Toxoplasma gondii ve Neospora caninum kaynaklı enfeksiyonların seroprevalansının ortaya koyulması amaçlanmıştır Gereçve Yöntem: Aydın, İzmir, Manisa, Kütahya ve Afyon illerinden her hayvan türüne ait 460 örnek olmak üzere toplam 920 serum örneği T. gondii ve N. caninum'un her bir hayvan türünde seroprevalansını belirlemek için kullanılmıştır. Koyun ve sığırlardaki N. caninum seroprevalansının belirlenmesi için ticari c-ELISA kit (VMRD, USA) kullanılmıştır. Koyunlardan alınan örneklerde T. gondii'nin seroprevalansı ELİSA yöntemi ile belirlenirken, sığır örneklerinde seroprevalansı araştırmak için IFAT kullanılmıştır. Bulgular: Koyunlardan toplanan 460 serum örneğinde T. gondii ve N. caninum seroprevalansı sırasıyla %29.35 (460 üzerinden 135) ve %16.74 (460 üzerinden 77) olarak tespit edilmiştir. Sığırlardan toplanan 460 adet serum örneğinden 86'sında (%18.69) N. caninum, 64'ünde (%13.91) T. gondii tespit edilmiştir. Bunun yanında, 18 (%3.91) koyun ve 16 (%3.47) sığır örneğinde miks enfeksiyon tespit edilmiştir. Sonuç: Elde edilen sonuçlar ile Ege Bölgesindeki koyun ve sığırlarda T. gondii ve N.caninum'un yaygın olarak bulunduğu gösterilmiş. Hastalıkların kontrolü için, hayvancılık yapılan işletmelerde iki paraziter etken için taramalar yapılması pozitif olan hayvanların sürüden çıkartılması gerekmektedir. Ayrıca işletme içerisinde ve çevresindeki kedi köpek popülasyonunun kontrol altında tutulması gerekmektedir.
Eşme ırkı koyunlarda seleksiyon izlerinin tespit edilmesi
Amaç: Doğal ve yapay seleksiyon süreçleri çiftlik hayvanları genomu üzerinde spesifik değişikliklere neden olarak seleksiyon izlerini oluşturmaktadır. Son yıllarda moleküler genetik teknik ve biyoenformatik alanındaki gelişmeler çiftlik hayvanlarında seleksiyon izlerini tanımlama imkanı sağlamıştır. Bu çalışmada Eşme populasyonunda seleksiyon altında olabilecek genomik bölge ve genlerin tanımlanması amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: Eşme ırkı 527 koyundan elde edilen 50 K SNP çip verileri entegre haplotip skoru (iHS) yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Entegre haplotip skoru (iHS) analizinde atalara ait allelleri atamak için iki farklı yaklaşım kullanılmıştır. Eşme koyunu populasyonunda tespit edilen seleksiyon izleri ile ilişkili ve ilişkili olabilecek özellikler aday genlerin kapsamlı literatür taraması, genomik bölgelerin QTL örtüşmesi ve genlerin enrichment analizi olmak üzere 3 farklı yaklaşım ile açıklanmaya çalışılmıştır. Bulgular: Birinci yaklaşımda kromozom 1, 2, 9, 11, 12, 23 ve 25 olmak üzere toplam 7 kromozoma dağılmış 32 genomik bölge (99 SNP) ve 259 gen tanımlanırken, ikinci yaklaşımda 32 genomik bölge (98 SNP) ve 255 gen tanımlanmıştır. Literatür taramasında seleksiyon altında olduğu tanımlanan genlerdeki mutasyonların yaklaşık %62'sinin üreme, üretim, et ve karkas özellikleri ve yaklaşık %21,5'inin sağlık özellikleriyle ilişkili olabileceği tespit edilmiştir. Seleksiyon altındaki genomik bölgelerin en yüksek oranda (%37,14) et ve karkas özellikleri ile ilişkili QTL'ler ile örtüştüğü tanımlanmıştır. Enrichment analizinde, seleksiyon altındaki genlerin başta sağlık olmak üzere üretim, üreme, et ve karkas özellikleri ile ilgili olabilecek biyolojik süreç, moleküler fonksiyon, WikiPathway ve KEGG yollarında kümelendiği tespit edilmiştir. Sonuç: Bu bulgular yürütülen ıslah programlarının, populasyonda et ve karkas, üretim ve üreme özellikleri ile ilgili mutasyonların frekansını arttırdığına işaret etmektedir. Bununla birlikte ekolojik koşullara adaptasyon için önemli olan sağlık özellikleriyle ilişkili mutasyonların da seleksiyon altında olduğunu gösteren kanıtlar elde edilmiştir. Sonuç olarak populasyonda yürütülen ıslah programlarında hedef özellikler için genetik ilerlemenin sağlandığını gösteren kanıtlar elde edilmiş ve gelecekte oluşturulabilecek moleküler işaretleyici destekli ıslah programlarında kullanılabilecek aday genler tanımlanmıştır. Bununla birlikte populasyonun genetik yapısı ve üretim potansiyelinin daha iyi anlaşılması sağlanmış ve Eşme koyununun et üretim potansiyeli ve adaptasyon yeteneği yüksek bir ırk olduğunu gösteren bulgular elde edilmiştir.
Koyun pankreasından lipaz enziminin saflaştırılması ve karakterizasyonu
Enzim Komitesi tarafından yapılan sınıflandırmada E.C.3.1.1.3. sınıfında bulunan lipazlar (triaçilgliserol açil hidrolazlar), trigliseritleri digliseritlere, monogliseritlere, yağ asitlerine ve gliserole parçalama görevine sahip olan hidrolaz ailesinin bir parçası olan serin hidrolazlardır. Bu çalışmada koyun pankreasından lipaz enziminin saflaştırılarak karakterizasyonu amaçlanmıştır. Koyun pankreası yağsızlaştırıldıktan sonra amonyum sülfat çöktürmesi, jel filtrasyon kromatografisi yöntemleri ile 16,2 kat saflaştırılmış lipaz elde edilmiştir. Yapılan her saflaştırma işleminden sonra protein tayini Lowry metodu kullanılarak ve lipaz aktivite tayini NaOH ile titrasyon metodu kullanılarak yapılmıştır. Saflaştırılan lipaz enzimi pH 8.0 ve 40℃'de en yüksek aktiviteyi göstermiştir. Saflaştırılan lipazın depo kararlılığı için bir hafta boyunca aktivite ölçümleri gerçekleştirildi. Koyun pankreas lipazının Km ve Vmax değerlerini belirlemek için substrat olarak triolein kullanılmıştır ve sırasıyla 76,86 mM ve 22,98 U/dk.mg.enzim olarak hesaplanmıştır.
Sığır ve koyunlardan elde edilen fasciola spp izolatlarındaki genetik çeşitliliğin multipleks PCR ve sekans analizi ile araştırılması
Fasciolosis, Fasciola hepatica ve F. gigantica'nın neden olduğu oldukça yaygın bir helmint enfeksiyonudur. Bu çalışmada fosfoenol piruvat karboksikinaz (pepck) genini amplifiye ederek hibrid Fasciola türlerini tanımlamak amacıyla bir multipleks PCR yapıldı. Ayrıca Fasciola haplotiplerini belirlemek için mitokondriyal nad1 amplifiye edilerek dizi ve filogenetik analizleri yapıldı. Bu amaçla, Elazığ ilindeki mezbahanelerden kesimi takiben 51 sığır ve 51 koyundan erişkin Fasciola izolatları toplandı, genomik DNA izole edildi ve ardından pepck'i çoğaltmak için tek aşamalı multipleks PCR yapıldı. 510 bp'lik bir bant oluşturan izolatlar F. gigantica, 241 bp'lik bir bant oluşturanlar F. hepatica ve her iki bandı oluşturanlar da hibrid (aspermik) parazitler olarak tanımlandı. Multipleks PCR neticesinde, dört izolat F. gigantica ve 84 izolat da F. hepatica olarak tanımladı. On dört de hibrid izolat (beş sığır ve dokuz koyun) tanımlandı. nad1 PCR ürünlerinin tek yönlü DNA dizi analizinde, üç izolatın F. gigantica ve 99 izolatın da F. hepatica olduğu teyid edildi. Ayrıca F. hepatica nad1 sekansları ile tespit edilen 87 haplotipten dördünün daha önce rapor edildiği, geri kalan 83'ünün de bu çalışmaya özgü olduğu belirlendi. Sonuç olarak, bu çalışma ile Türkiye'de ilk kez hibrid Fasciola parazitlerinin ve F. hepatica'nın daha önce tanımlanmamış 83 haplotipinin varlığı ortaya konuldu.
Fasciola hepatica enolaz geninin klonlanması, ekspresyonu ve rekombinant proteinin koyun fasciolosisinin tanısındaki etkinliğinin belirlenmesi
İhmal edilen bir hastalık olan fasciolosis, karaciğerde iki ana patojen tür olan Fasciola hepatica ve Fasciola gigantica başta olmak üzere Fasciolidae ailesindeki diğer digenetik trematodların neden olduğu bir enfeksiyondur. Fasciola hepatica'nın neden olduğu fasciolosis, dünya çapında yaygın olarak bulunan hem insanlarda hem de çiftlik hayvanlarında ciddi problemler oluşturabilen zoonotik öneme sahip bir hastalıktır. Koyunlarda fasciolosisin doğru tanısına yönelik tanı kitlerinin geliştirilmesi verim kayıplarının önlenmesi açısından oldukça önemlidir. Fasciola hepatica'nın Ekskret/Sekret (E/S) ürünlerinden olan enolaz enzimi ile yapılan çalışmalar ile bu enzimin koyun fasciolosisine karşı parazitin tegümentinde bulunan önemli bir koruyucu bileşen olabileceği gösterilmiştir. Bu tez çalışması ile koyunlardan elde edilen erişkin F. hepatica parazitinden izole edilen enolaz geninin klonlanarak ekspresyonunun yapılması ve elde edilen rekombinant antijenin koyun fasciolosisinin tanısındaki etkinliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, F. hepatica enolaz gen sekansından enolaz gen bölgesini çoğaltan primerler dizayn edildi. Takiben erişkin F. hepatica'dan mRNA izolasyonu yapılıp cDNA elde edildi. Dizayn edilen primerlerle ilgili gen bölgesi PCR ile çoğaltılıp, elde edilen ürün klonlanıp eksprese edildi. Daha sonra pürifiye edilen rekombinant proteinin etkinliği, pozitif ve negatif koyun serumları kullanılarak Western blot (WB) ve ELISA ile belirlendi. Bu işlemler neticesinde rekombinant FhENO'nun sensitivitesi WB ile %85, ELISA ile %90 olurken; spesifitesi WB ile %82,8 ve ELISA ile %97,14 olarak belirlenmiştir. Aynı zamanda Elazığ ve Siirt şehirlerinden toplanan koyun kan serum örneklerinde ise 200 serumun 100'ü (%50) WB ile 46'sı (%23) ELISA ile pozitif olarak bulunmuştur. Rekombinant FhENO antijeninin koyunlarda fasciolosisin tanısında WB ve ELISA temelli bir testte kullanılabileceği gösterilmiştir. Ancak ELISA'daki en önemli sorun, WB'de olduğu gibi kullanılan rekombinant antijenin çapraz reaksiyon oranının yüksek olmasıydı. Çapraz reaksiyonları önlemek için yakın ailedeki parazitlerin enolaz proteinini kodlayan genlerin karşılaştırılması ve ortak epitop olmayan bölgelerin seçilmesi ve klonlanarak saflaştırılmış proteinin test edilmesi faydalı olacaktır.