Archaeological materials

183 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ahlat Müzesi'ndeki etnografik madeni eserlerden örnekler

Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Anadolu'da maden sanatına ait örnekler yapılan arkeolojik kazılar sonucu tarih öncesi çağlara kadar uzandığı tespit edilmiştir. İlk olarak bakırdan madeni eserler üreten insanoğlu, gelişimine bağlı olarak işlenmesi daha zor madenler ile birlikte, bronz gibi dayanıklılığı arttırılmış alaşım metalleri işlemeyi de öğrenmiştir. Madanler işlenirken dövme, döküm, torna, balmumu gibi yapım teknikleri kullanılmıştır. Süslemede, kesme, kazıma, çalma, kakma, savatlama gibi teknikleri kullanılarak yüzey haraketlendirilmiştir. Madeni eserlere ait örnekler, günümüzde Anadolu'da birçok müze ve koleksiyonlarda sergilenmektedir. Araştırma tezinin konusu olan Ahlat Müzesi'de bu müzelerden biridir. 1971 yılında hizmete giren müzede Tunç çağı, Demir Çağı, Roma, Helenistik, Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait eserler sergilenmektedir. Müzede arkeolojik eser olarak kayda geçirilmiş 2608 adet, etnografik eser olarak ise 181 adet eser sergilenmektedir. Ahlat Müzesi'ndeki Etnografik Madeni Eserlerden Örnekler olarak belirlenen tez kapsamında müze müdürlüğü tarafından izin verilen teşhir alanındaki ve müze deposunda yer alan etnografik eserler incenlenmiştir. Bu eserler müzeye, arkeolojik kazı, satın alma, müsadere gibi yollarla getirilmiş olup ağırlıklı olarak 18- 19. yy' lara tarihlendirilmiştir. Tezin öcelikli amacı, genel hatları ile söz konusu bu eserlerin kullanım alanları, yapıldığı malzeme, yapım ve süsleme tekniklerinin açıklanması, dönemin bezeme ve uslup anlayışları hakkında değerlendirme yapılarak eserlerin tarihlendirmesine ve sahip olabilecekleri anlamların belirlenmesine yönelik bir sonuca ulaşmak hedeflenmiştir.

Arkeolojik eserlerBitlis-AhlatEtnografya+4
Nasır Gögtaş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Urartu Dönemi kemik eserleri

Paleolitik Dönem'den Orta Çağ'a kadar takı, dokuma aletleri, silahlar, tarım aletleri, kozmetik kutuları gibi çoğu ürünün vazgeçilmez malzemesi olan kemik/boynuz, tarihsel süreçteki gelişim aşamasının tespit edilebildiği hammaddeler arasındadır. Eski Çağ insanlarının avladıkları hayvanlardan ve doğadaki leşlerden topladıkları kemik ve boynuzları birçok alanda değerlendirilmiştir. MÖ 9-7. yy.'da başkent Tuşba merkez olmak üzere kurulan Urartu Krallığı maden, taş, fildişi ve kemik işlemeciliğinde oldukça önemli sanat eserleri bırakmıştır. Bu hammeddeler arasında özellikle kemik ve boynuz Urartu Dönemi'nde kullandıkları el aletleri ve geliştirdikleri tekniksel verileri hakkında bilgi vermektedir. Kemik ve boynuzun yarı organik bir madde olması nedeni ile işlenmesi sırasında geliştirilen tekniklerin tespiti oldukça önemlidir. Urartu Dönemi'ne ait incelenen 120 eser tipolojik çeşitlilik, işleme teknikleri gerekse çevre kültürlerle olan sanatsal etkileşimin gözlemlendiği önemli eserlerdir. Kemik ve boynuzdan boncuklar, dokuma aletleri, gemler, figürinler, kakmalar, mühürler, sürmelikler gibi çok sayıda eser üretilmiştir. Ancak şimdiye kadar kemik eserler ile ilgili kapsayıcı bir çalışmanın yapılmamasına karşın, kemik ve boynuzun Urartu Dönemi'nin sıkça kullanılan hammaddeleri arasında yer aldığı açıkça görülmektedir. Urartu Dönemi kemik eserleri tipolojik, teknik özellikler ve çevre kültürlerle olan benzer örnekler açısından değerlendirilmiştir. İncelenen eserler, Urartu Dönemi'nin farklı bir zanaat kolu olan kemik ve boynuz işlemeciliğinde ileri bir seviyede olduklarını göstermektedir. Hatta Anadolu'da MÖ 4. Binden itibaren süregelen bazı eserlerin Urartulu zanaatkârlar tarafından hala kullanılması son derece ilginç veriler arasıdnadır. Orta Çağ'dan günümüze kadar kullanımı süren bu maddeler, günümüzde hala tarak, baston kakmacılığında sıkça kullanılan bir hammaddedir.

Arkeolojik eserlerArkeolojik yerleşimGeç Assur Dönemi+5
Dilara Demirtaş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yazılı belgeler ve tasvirli eserler ışığında Yeni Assur Krallığı'nda libasyon

Libasyon, tanrı veya tanrıçaya adanmış bir sıvının zemine veya belirli bir noktaya dökülmesi ile yapılan içki sunumu anlamına gelir. Libasyon, törenin yapıldığı mekânda kutsal kabul edilen bir takım yerlerin önüne, yanına veya üzerine uygulanmaktadır. Yeni Assur dini yaşamında birçok dinsel tören ile birlikte libasyonun da önemli bir yerinin olduğu anlaşılmaktadır. Yeni Assur görsel sanatında kabartmalar ve mühürler üzerinde işlenmiş sahnelerde libasyon törenleri de işlenmiştir. Bu tasvirlerde libasyon erkekler (kral ve veliaht) tarafından uygulanmaktadır. Söz konusu bu figürler aynı zamanada libasyondan sorumlu din görevlileri olmalıdır. Libasyon ritüellerinde kâse ve çömlek gibi kaplar kullanılmıştır. Bu kaplar kendi içinde malzeme, üslup ve yapım tekniği olarak farklılıklar göstermektedir. Kaplardaki bu durum libasyon ritüelinin yapılma amacının çeşitliliğini bağlanabilir. Arkeolojik verilerden Yeni Assurluların libasyon törenlerini, av sonrası, askeri seferler sonrası ve tapınak inşası gibi özel durumlarda düzenledikleri anlaşılmaktadır. Ancak şimdilik elde her ne kadar bu konu ile ilgili arkeolojik veri bulunmasa da Yeni Assurlular'ın çağdaşı Urartu'da olduğu gibi libasyonu muhtemelen baharın gelişi, tarımsal faaliyetler ve ölü gömme törenlerinde de düzenlemiş olmalıdırlar. Yeni Assur'da libasyon üzerine cevaplanmayı bekleyen birçok soru vardır. Bu sorulara açıklık getirebilmek ancak bu konu ile ilgili bilgi veren arkeolojik kaynakların ortaya çıkarılması ile mümkün olacaktır. Yeni Assur'un egemenlik kurduğu coğrafyada bilimsel çalışmalar devam etmektedir. Nitekim bu çalışmalar neticesinde elde edilecek verilerin Yeni Assur'da libasyon ritüeli konusuna da açıklık ve yeni öneriler getireceği düşüncesindeyiz.

ArkeolojiArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+6
Emrullah Aşan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Urartu Krallığı'nda aydınlatma araçları

MÖ 9. yy 'da Anadolu'nun doğusunda güçlenmeye başlayan ve MÖ 7. yy'a kadar doğuda Urmiye Gölü Havzası, güneyde Toros Dağları, kuzeyde Transkafkasya ve batıda Fırat Nehri kıyısına kadar genişleyen Urartu Krallığı, Demir Çağı'nın en güçlü medeniyetlerinden birisi olmuştur. Çalışmanın konusunu Urartu Krallığı'na ait zengin buluntuya ve aynı zamanda form çeşitliliğine sahip aydınlatma araçları oluşturmaktadır. Urartu aydınlatma araçları metal ve pişmiş toprak olmak üzere iki malzemeden üretilmiştir. Tez çalışması kapsamında incelenen aydınlatma araçları tipolojik açıdan dört bölüme ayrılmıştır. Tipolojik sınıflandırma yapılırken, kandillerin formları ve yapım teknikleri dikkate alınmıştır. Tez çalışmasının ilk bölümünde aydınlatma araçlarının yapım teknikleri, biçimsel gelişimi ve kullanım alanları hakkında bilgiler verilmiştir. Bunun yanı sıra aydınlatma tarihi konusunda bilgiler verilmiş ve daha sonra da Urartu aydınlatma araçları ve kullanıldığı mekânlar hakkındaki bilgilere değinilmiştir.

Arkeolojik alanlarArkeolojik eserlerAydınlatma ekipmanları+4
Muhammed Sadık Yağabasan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kars Müzesi'nde bulunan Osmanlı Dönemi sikkeleri(18.yy-20.yy)

Devletlerin ayakta durmasını, varoluşlarını devam ettirmesini sağlayan en önemli unsur ekonomilerinin ne derece güçlü olduğudur. Ekonomik faaliyetlerin temeli de parayla kuruludur. Ekonomik faaliyetlere yön veren gücün para olduğu düşünülürse tezimizin konusunu oluşturan sikkelerin önemi ortaya çıkmış olacaktır. Sikkeler icat edilmeleriyle birlikte; devletlerin ekonomik durumlarını, sanatsal anlayışlarını, sosyal ve kültürel yapısını üzerinde taşımakla beraber ait olduğu hükümdarın gücünü de temsil etmiştir. Dayanıklılığı sebebiyle yüzyıllar öncesinin devletleri ile ilgili bilgilerin bozulmadan günümüze ulaşması bakımından tarihe en güvenilir kanıtlar sunan yazılı ve görsel kaynaklar arasındadır. Çalışmamızda Kars Müzesi'nde Bulunan Osmanlı Sikkelerinin incelenmesiyle Osmanlının 18.yy ile 20.yy arasındaki sanat anlayışını, kültürel zenginliğini ve sikkelerin malzemesi, ağırlığı gibi özelliklerinden yola çıkarak ekonomik durumunu incelenmesi bakımından önem arz etmektedir. Söz konusu tarihler arasını kapsayan Osmanlı sikkeleri incelenirken; Kars ili, Kars Müzesi ve Osmanlı sikkeleri konu edinilmiştir. Ayrıca tarihsel gelişimini incelemeye aldığımız sikkelerin form, bezeme, malzeme, darphane gibi özellikleri kendi dönemi içinde değerlendirilmiştir. Çalışmamıza konu olan sikkeler son olarak elde edilen bilgiler ışığında; Anadolu Selçukluları, İlhanlılar ve Germiyanoğulları sikkeleriyle benzer ve farklı yönlerden değerlendirilmeye tabi tutulmuş ve ortaya çıkan sonuçlar belirtilmiştir. Tezimize konu olan Osmanlı Dönemi sikkelerinin ait oldukları dönem itibariyle Devletin en karışık, çalkantılı ve zor dönemini temsil etmesi düşüncesinden yola çıkarak, bu çalışmamızın dönemi aydınlatma bağlamında yararlı olabilmesi amacıyla sayısının beş bini bulduğu zengin bir sikke yelpazesine sahip Kars Müzesiyle çalışılmıştır.

ArkeolojiArkeoloji müzeleriArkeolojik eserler+4
Ayşe Demir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çavuştepe Kalesi'nin malzeme teknik ve mimari açıdan günümüz Çavuştepe Köyü'ne yansımaları

Van Gölü Havzasında kurulan ve yaklaşık 250 yıl kadar hüküm süren Urartu Krallığı, Doğu Anadolu'ya adeta altın çağı yaşatmıştır. Yapılan çeşitli kazılar ve yüzey araştırmalarından yola çıkarak Prehistorik Çağ'da Doğu Anadolu Bölgesi'nde bir kısım göçebe halk topluluklarının yaşamış olduğu saptanmıştır. Bu dönem içerisinde yerleşimin varlığı bilinse de kalıntıların ulaşılması zor yüksek yaylalarda yer alması, arkeolojik bulguların yetersiz kalmasına sebep olmuştur. Van, arkeolojik bulgulara göre Kalkolitik Çağ'dan (M.Ö. 5500-3000) başlayarak tarih dönemlerinin tümünde çeşitli ırk, kültür ve inanışlara sahip kavimlerin tek tek veya topluca yaşadıkları bir merkez olmuştur. Urartu kalelerinden günümüze en iyi durumda kalmış olan örnek ise hiç kuşkusuz Çavuştepe Kalesi'dir. Çavuştepe Kalesi'nde arkeolojik ve bilimsel çevrelerce tarihi değeri olan aşağı ve yukarı kale, saray, tapınak, depo alanları gibi kalıcı ve büyük ölçekli şehir yapıları incelenmiştir. Ancak Çavuştepe Kalesi mimarisi ve günümüz Çavuştepe Köyü konut mimarisine yansımaları araştırılmamıştır. Bölgenin olumsuz doğa koşulları, felaketler, savaşlar Çavuştepe mimarisinde kullanılan kerpiç ve ahşap malzemenin direncini azaltmıştır. Bu nedenle toplumların sosyo - kültürel yapısı ve gelişimi konusunda çok sağlıklı ipuçları veren küçük ölçekli yaşam birimleri olan evlerin incelenmesine önem ve öncelik verilmiştir. Çalışma içerisinde Çavuştepe Kalesi ve Çavuştepe Köyü'nün mimari (yapı malzemeleri, kullanılan aletler, mimari işçilik, konutlar, tandırlar, depo yapıları, hayvan barınakları) açıdan karşılaştırılması yapılmıştır.

ArkeolojiArkeolojik eserlerKaleler+4
Naime Kuşman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

MÖ 1.Binde Guzana (Bit Bahiyani) Krallığı

Assur kralı Tiglath-Pileser'in ölümünden sonra, bazı Arami kabileler, Levant ve Mezopotamya'nın birçok yerinde pek çok bağımsız krallıklar kurabilmiştir. Levant Bölgesi'nin bu krallıklarından biri, Bit-Bahiyani krallığı'dır. Krallığın başkenti Guzana'dır. Tez, Türkiye-Suriye siyasi sınırının yakınında, Habur Nehri'nin batı kıyısındaki Haseke ilinin idari sınırları içinde ve Rasüleyn kasabasının 3 kilometre güneybatısında yer alan M.O 1. Binde Guzana (Bit-Bahiyani) Krallığı'nı ele almaktadır. Çalışmamız, MÖ II binyılın sonlarından MÖ 9.yüzyılın sonuna kadar devem eden süreçte Arami egemenliğinin altında kalmış en önemli ve güçlü krallıklardan biri kabul edilen Guzana Krallığı'nın, hem bölgede oynadığı rol ve hem de arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan zengin buluntularının değerlendirilmesi yönüyle önem arz etmektedir. Buna ek olarak Guzana Krallığı hakında fazla araştırmalar ve çalışmalar yoktur. Bu güne kadar yapılmış olan araştırma ve çalışmalar daha çok Aramiler'in tarihi ya da Aramice üzerine yapılmıştır. Bu düşünceden hareketle Guzana Krallığı'nın arkeolojik açıdan tüm yönleriyle incelenmeye çalışıldığı bu tez önemli görülmektedir. Bu tez beş bölüme ayrılmıştır. Tezin 1.Bölümünde Guzana Krallığı'nın coğrafyası ana hatlarıyla tanıtılmaktadır. Guzana Krallığı'nın sınırları ve coğrafyası verilmektedir. 2.Bölümde Guzana Krallığı'nın arkeolojik keşif çalışmaları hakkında bilgiler verilmektedir. Sonraki 3.Bölümde Krallığı'n tarihi ele alınmıştır. Bu bölüm Guzana Krallığı'nın tarihi sürecini ve bu krallığı yöneten önemli kralların listesini içermektedir. Buna ek olarak krallığın Arami krallıkları ve Assurlar ile ilişkisini de içermektedir. Daha sonraki 4.Bölümde Guzana şehri hakkında bilgiler verilmektedir. Bu bölüm, şehrin planı ve bölgede keşfedilen en önemli askeri ve sivil yapılarını kapsayan, krallığının en önemli mimari yönlerinin incelemesine ayrılmıştır.5.Bölüme gelince, bu bölüm ,Guzana'da ortaya çıkarılmış tüm yontma eserlerini ve bu sanat eserlerini yontmak için kullanılan yöntemleri içermektedir. 6.bölum ise Guzana Kralığı ve çevresindaki krallıklar arasında karşılaştırma hakında bilgiler içermektedir . 7.Bölümde elde edilen en önemli sonuçları ışığında değerlendirmeler yer almaktadır.

AramilerArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+5
İbrahim Bakir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Anadolu örnekleri kapsamında Akhaimenid Dönem'de Rhyton: Gelişim ve tipoloji

Rhyton formu MÖ II. binin başlarından daha öncesine giden bir kullanım geleneğine sahiptir. İçki kabı olmanın ötesinde libasyon gibi ritüel uygulamalarında kullanılan bu kabın her kültüre ve coğrafyaya göre değişen bir üretim üslubu söz konusudur. Genellikle metal, seramik ve cam örnekleri ile karşılaştığımız formun ilk olarak ne şekilde kullanıma girdiği, kendi içindeki form gelişim ve değişiminin nasıl olduğu araştırılması gereken bir husus olarak önem taşımaktadır. Rhytonlar Neolitik dönemden itibaren bir kullanım geleneğine sahip olup muhtelif amaçlarla kullanılmıştır. Genel olarak üretkenlik, bolluk ve çoğalmayı simgeleyen hayvan figürleri ile şekillendirilen bu törensel içki kaplarının üzerinde sıvının dışarı akışını sağlayan akıtma/boşaltma deliklerine veya küçük emziklere rastlanır. Rhyton yapımı Asur Ticaret Kolonileri ve Hitit Çağı'nda en yoğun dönemlerini yaşamıştır. Hitit Çağı'ndan sonra ise Roma dönemine kadar azalarak devam etmiştir. Özellikle Akhaimenid etkili rhytonlarla ilgili çalışmalar oldukça sınırlı olduğundan Akhaimenid Dönem rhyton formuna yönelik yayın ve değerlendirmeleri bir araya toplayarak, formun işlevsel ve tipolojik niteliğini araştırmak ve ilk kullanım geleneğinin bağlı olduğu kültür alanını belirginleştirmek öncelikli amacı oluşturmaktadır her çeşit arkeolojik malzemedeki betimlemeler bu çalışmada ele alınmıştır.

Akhaemenid DönemiArkeolojiArkeolojik alanlar+7
Ergün Evliyaoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

II. Rusa önemi kalelerinde görülen mimari süslemeler

Tez çalışmamızın amacı, II. Rusa Dönemi'nde görülen mimari süsleme öğelerini teknik ve stilistik açıdan irdelemektedir. Bu bağlamda ilk olarak Urartu Krallığı'nda süslemelerin yapıldığı materyaller ele alınmış ve süslemeleri ile ön plana çıkan yapılar tasvir edilmiştir. Böylelikle mimari süsleme öğelerinin II. Rusa Dönemi'ne gelene kadar geçirdiği değişim süreci daha açık görülebilecektir. Daha sonra ise II. Rusa Dönemi'nde inşa edilmiş olduğu bilinen beş kale ele alınarak konumları, kazı ve araştırma tarihleri, mimari yapıları gibi genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda Karmir-Blur, Bastam, Toprakkale, Adilcevaz-Kef ve Ayanis Kaleleri ele alınan kalelerdir. Söz konusu kalelerin mimari süslemelerinde fresk, kabartma, kazıma, oyma, kakma ve aplike olmak üzere çeşitli teknikler kullanıldığı anlaşılmıştır. Büyük bir bölümü ünik eserlerden oluşan bu verilerin Urartu Krallığı'nın erken dönemlerinde görülmemiş olması, bizi söz konusu kralın uygulamış olduğu farklı politikaya yöneltmiştir. Mimari süslemeler hakkında elde edilen bu veriler, olasılıkla kralın uygulamış olduğu barış politikasının bir sonucu olarak değişim göstermiştir. Krallığın her döneminde yoğunlukla etkileşim içerisinde oldukları Yeni Assur Krallığı, bu dönemde de kendini oldukça hissettirmektedir. Bu sebeple elde edilen mimari süsleme öğelerinin etkilenmiş olduğu Yeni Assur sanatı ile karşılaştırmalar yapılarak, motif ve figürlerin yansımaları incelenmiştir. Tezin hazırlanma sürecinde Urartu mimari süslemelerinde kullanılan teknikler hakkında kaynakların az olması, interdisipliner araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Ancak Urartu sanatı için bu kapsamda bir çalışma yapılmasının da gerekliliği öneri olarak sunulmuştur. Yanı sıra II. Rusa'nın barış politikası sürecinde özellikle Yeni Assur ve Urartu Krallıkları arasında ki etkileşimin boyutları ve ne yönde olduğu üzerine yapılacak çalışmalar da bu dönemi aydınlatacaktır.

Arkeolojik alanlarArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+5
Hazal Ocak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Malatya Beşkonaklar Etnografya Müzesi'ndeki taş eserler

Malatya, eski çağlardan beri sahip olduğu coğrafi konumu nedeniyle pek çok uygarlığa ve kültüre ev sahipliği yapmış bir ilimizdir. Selçuklu ve Osmanlı Devleti döneminde stratejik bir öneme sahip olan Malatya bu dönemlerde önemli eserler vererek dönem hakkında önemli belge niteliğinde bilgiler bırakmıştır. "Malatya Etnografya Müzesindeki Taş Eserler" konulu çalışmamızda, Malatya Etnografya Müzesinde bulunan Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait taş eserler incelenmiş ve buradaki yapı kitabeleri, mezar taşı kitabeleri, yazıtlı ve yazıtsız mimari taş parçalar değerlendirmeye alınmıştır. Bu çalışmamızda, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 10 adet mezar taşı, 11 adet yapı kitabesi, 4 adet yazıtlı mimari taş parça ve 4 adet yazıtsız taş parçaya yer verilmiştir. Yapı malzemesi olarak kalker türü kireç taşının ağırlık kazandığı, bunun yanı sıra düzgün kesme taş ve mermerin de kullanıldığı örneklere de rastlanılmıştır. Mezar tasları üzerinde cel-i sülüs yazı türü tespit edilmiştir. Süsleme olarak ise yazı, bitkisel, geometrik ve nesnel karakterli motiflere yer verilmiştir. Etnografya Müzesi'ndeki Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait eserler; ölçüleri, orijinal metinlerin yazılışları, transkripsiyonları, anlamları, dili, yazı türleri, formu, malzeme ve teknikleri hakkında bilgilendirmenin yanı sıra, süsleme programları ve üslup özellikleri bakımından da değerlendirilmiştir. Böylece incelediğimiz taş eserler amacına uygun şekilde en yalın haliyle incelenip bir tez konusu haline getirilerek son halini almıştır.

Arkeolojik eserlerEtnografyaMalatya+5
Serkan Başdinç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aslan protomlu bilezikler

MÖ 14. yüzyıl ile MÖ 6. yüzyıl arasına denk gelen süreçte aslan protomlu bileziklerin Eski Yakındoğu'da nasıl bir gelişim gösterdiği incelenmektedir. Bu doğrultuda Marlık Mezar 36'dan aslan protomlu bilezik, Nimrud Mezar II ve Mezar III Tabut I'den aslan protomlu bilezik çifti, Van Müzesi'nden aslan protomlu tunç-altın bilezik, Ziwiye'den aslan motifli ve aslan protomlu bilezik, Gordion A Tümülüsü'nden aslan protomlu bilezik ile Toptepe Tümülüsü'nden aslan protomlu cam-altın bilezik çifti tespit edilmiştir. Birbirinden farklı olan bu yedi bileziğin hangi döneme tarihlendiği, kime ait oldukları, buluntu yerleri, yapım teknikleri ve aslan protomlarının stil özellikleri gibi konular karşımıza çıkmaktadır. Çalışma da özellikle stil özellikleriyle birlikte aralarındaki etkileşime bakılarak bir sonuca gidilmektedir. Tüm bunlar göz önüne alınarak yapılan bu çalışmada, Marlık, Mezar II, Mezar III Tabut I, Van Müzesi, Ziwiye, Gordion A Tümülüsü ve Toptepe Tümülüsü aslan protomlu bilezikleri incelenerek Eski Yakındoğu'da aslan protomlu bileziklerin tipolojisi ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Aslan, Stil, Bilezik

ArkeolojiArkeolojik eserlerArkeolojik kazılar+4
Aybüke Nacar
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uşak müzesinde bulunan Pers sikkeleri

Anadolu topraklarına milattan önce 6. yüzyılın ortalarında doğudan gelen persler, kuzeybatıya ilerleyerek günümüzde batı Anadolu sınırlarına kadar ulaşmışlardır. Bu dönemde bu coğrafya da yaşan Lidyalılar ile karşılaştıktan sonra Anadolu tarihi coğrafyasında yerini alan Persler, Anadolu'da sanatsal anlamda kendilerinden daha büyük devletler ile karşılaşmışlar, karşılaştıkları devletlerin çeşitli inanış ve sanatsal özelliklerini bünyelerine katarak büyümeye devam etmişlerdir. İlk kurucusu II. Kiros olarak bilinen pers imparatorluğu, öncelikler doğuda Medleri yenilgiye uğratmış arkasından bu günkü Irak-Suriye dolaylarından Anadolu içlerine kadar gelmişlerdir. Bu aşamadan sonra M.Ö.547 yılında Persler ile Lidyalılar daha doğrusu Pers Kralı II.Kiros ile Lidya Kralı Kroisos Lidya toprakları için karşı karşıya gelmiş ve yapılan savaş sonucunda Lidyalıların başkenti Sardeİs Perslerin eline geçmiş ve Batı Anadolu'da Pers hakimiyeti başlamıştır. Yaklaşık 200 boyunca süren Pers egemenliği, M.Ö.337 yılında Büyük İskender'in Persleri yenilgiye uğratmasıyla sonlanmıştır. Anadolu topraklarına uyum sağlayan Persler özellikle Sardeis alınmasından sonra sikke ile tanışmış ve yaklaşık 30 yıl boyunca Lidya sikkelerini değiştirmeden kullanmışlardır. Daha sonra Pers Kralı I. Dareios'un tahta çıkmasıyla Persler kendilerine ait ilk sikkeleri basmışlardır.

ArkeolojiArkeolojik eserlerKlasik arkeoloji+4
İlhan Çavuş
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erken Tunç Çağı'nda Anadolu'da terazi ağırlıkları

Anadolu toprakları yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından oldukça zengin bir coğrafyadır. Bu özelliğini sadece günümüzde değil, insanlığın gelişim aşamalarının en başında da göstermektedir. Bu açıdan tarihin her evresinde insanların yolu sürekli bu zengin topraklara çıkmıştır. Arkeolojik çalışmalar sayesinde bu durumu kanıtlarıyla birlikte daha net bir şekilde ortaya çıkarabilmekteyiz. Bu kanıtlar arasında ticaret önemli bir yer tutmaktadır. Kültürlerin kendine has özelliklerle ürettiği eşyaların farklı coğrafyalarda ortaya çıkmasını en iyi ticaret ile açıklanabilir. Ticareti / takası en iyi kanıtlayan arkeolojik buluntulardan birisi de terazi ağırlıklarıdır. Anadolu ve çevresinde terazi ağırlıkları farklı şekillerde ve farklı hammaddelerden üretilmiştir. Anadolu'da ETÇ terazi ağırlıklarının tamamı taş türlerinden yapılmıştır. Bu örnekler Karadeniz ve Doğu Anadolu'nun büyük bölümü hariç tüm bölgelerdeki merkezlerde bulunmuştur. M.Ö. 2. binyılda ham maddelerin arasına madenler de katılacaktır. Bunun yanında terazi ağırlıklarının farklı ağırlık birimlerine sahip oldukları da görülmektedir. Bu durum farklı etnik, ticari ve siyasi gelişime sahip kültürler için doğaldır. Anadolu insanının terazi ağırlık standartını (metrolojik sistem) oluştururken Mezopotamya ve Ege kültürleri ile (özellikle ETÇ II–III) çok yakın iletişim içinde olduğu da anlaşılmaktadır. Bu iletişimin önemli yanı hem kara hem de deniz aşırı bağlantıları göstermesidir. Ticaretin doğası gereği tartma işleminin en az kayıp ile gerçekleşmesi için belli bir standartın kullanılması gerekmektedir. Bu da kurumsallaşma, ticaretin belli bir düzen içerisinde yürütülmesi ile yakından bağlantılıdır. Terazi ağırlıkları tek başına tartım işleminde kullanılan nesneler değildir. İşlemin diğer ögesi ise terazinin kendisidir. Anadolu'da bu konudaki bulgular yeterli düzeyde olmamakla birlikte, az sayıdaki veri konu hakkında bilgi sahibi olmamıza yardımcı olmaktadır. ETÇ terazi ağırlıkları, Anadolu'nun ticari faaliyetlerinde önemli bir yer tutar. Kendine özgü özelliklerinin yanında, farklı kültürel etkileri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu özellik kendi iç gelişimi inşa ederken, dışa dönük ve canlı bir coğrafyaya da işaret etmektedir.

AnadoluArkeolojiArkeolojik eserler+6
Mertcan Kavas
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çanak çömlek öncesi Neolitik Dönem'den Demir Çağı sonuna kadar dikilitaşlar ve steller

Tez çalışmamızın ana amacı Trakya Bölgesi ve adalar haricinde, günümüz Türkiye sınırları içerisindeki dikilitaş ve stellerin ilk ortaya çıkışları, dikilmiş oldukları yerler, gelişimleri, benzerlikleri ve farklılıklarının ortaya konmasıdır. ÇÇÖN Dönemden Demir Çağı sonuna kadar olan süreç oldukça geniş bir zaman aralığını kapsamaktadır. Bu nedenle kronolojik bir sıralamayla günümüz coğrafi bölgeleri başlığı altında, arkeolojik kazı çalışmaları ve tekil buluntu yerlerine göre tüm dikilitaşlar ve steller incelenmiştir. Ham maddesi sadece taş olan dikilitaşlar Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Dicle Vadisi ve Fırat Havzası'nda, ÇÇÖN Dönemde öncülleri olmadan yaklaşık eş zamanlı olarak birdenbire ortaya çıkmıştır. Bunlar form ve yüzeylerinin işlenişleri açısından farklılıklar göstermektedir. ÇÇN Dönem, ETÇ ve OTÇ'de de varlıklarını sürdüren dikilitaşların en geç örnekleri GTÇ'de tespit edilmiştir. ÇÇÖN Dönemden sonra dikilitaşların yüzeylerinde herhangi bir tasvir olmaksızın anikonik olarak işlendikleri anlaşılmaktadır. Stellerin en erken örnekleri ETÇ'de görülmektedir. Ham maddesi kil ve taş olmak üzere iki gruptadır. Kilden şekillendirilen steller sadece İç Ege Bölgesi'nde mevcuttur ve ETÇ ile sınırlı kalmaktadır. Ham maddesi taş olan ve çeşitli formlarda şekillendirilen steller ETÇ'den Demir Çağı sonuna kadar varlıklarını sürdürmüştür. Steller anikonik ve ikonik olmak üzere iki ana grupta değerlendirilmektedir. Ayrıca yüzeyleri yazıtlı olanlar da mevcuttur. Dikilitaşlar ve steller ataların, tanrı ve tanrıçaların ruhlarının yaşamış olduğu ebedi ikametgâhlar olduğu gibi, kimi durumda da tanrı ve tanrıçaları temsil etmektedir. Ayrıca steller kralların kahramanlıklarının anlatıldığı, propagandalarının yapıldığı anıtlar olarak da karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte sadece mezar taşı işlevine sahip dikilitaş ve steller de mevcuttur. Bu amaç için hazırlanan dikilitaşlar sadece anikoniktir. Steller ise hem ikonik hem de yazıtlı olmak üzere ayrılmaktadır. Stellerin yüzeyindeki tasvirler sayesinde farklı kültürler arasındaki etkileşimler anlaşılmaktadır. Ayrıca yazıtlarla da diplomatik ilişkilerin ortaya konduğu gibi, savaş ve barış zamanları ve imar faaliyetleri belirlenebilmektedir. Tüm bu veriler Türkiye'nin zengin kültür mozaiğini ÇÇÖN Dönemden Demir Çağı sonuna kadar dikilitaşlar ve steller aracılığıyla bize yansıtmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dikilitaş / Stel, Neolitik Çağ, Kalkolitik Çağ, Erken-Orta ve Geç Tunç Çağı, Demir Çağı.

Arkeolojik eserlerArkeolojik yerleşimDemir Çağı+7
Süheyla Zımmermann
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çine-Tepecik insan iskelet kalıntılarının arkeogenomik analizi

Antik DNA çalışmalarında son dönemde artış görülmektedir. Bu yeni çalışmalarla incelenen arkeolojik insan topluluklarının genetik yapıları, demografik bilgileri ve çağdaşları olan diğer arkeolojik topluluklar ile olan ilişkileri ortaya çıkarılmaktadır. Bunun yanı sıra arkeolojik ve antropolojik değerlendirmelerle belirlenmiş olan eski insan topluluklarının iç dinamikleri hakkında edinilen bilgilere de yeni çözümlemeler getirilmektedir. Bu tez çalışmasında Batı Anadolu'da yer alan Çine-Tepecik arkeolojik yerleşiminden gün ışığına çıkarılmış insan iskelet kalıntıları incelenmiştir. Çine-Tepecik, Geç Neolitik/Kalkolitik dönemden itibaren Tunç Çağına kadar kesintisiz kültür tabakalarına sahiptir, aynı zamanda yerleşmede Helenistik/Roma dönemlerine tarihlendirilen mezarlar da buunmaktadır. Bahsi geçen tabakalardan 10 birey arkeogenomik inceleme için seçilmiştir. 10 Bireyin tamamından diş örnekleri, aynı bireylerin beşinden de ayrıca pars petrosa kemikleri seçilmiştir. Bu örneklerden aDNA elde edinimi yapılarak, mitokondri kalıtsal yapısında yer alan ve anasal soy hakkında fikir veren HVRI ve HVRII bölgeleri analiz edilmiş ve bu bireylere ait haplogruplar tespit edilmiş ve bunlar yayınlanmış diğer antik topluluklara ait verilerle berbaber değerlendirilmiştir. Ek olarak bireylere ait genomik kütüphaneler oluşturulmuş tüm genom analizleri yürütülmüştür. Elde edilen tüm genom verileri, antik genom bilgileri yayınlanmış diğer arkeolojik topluluklar ile karşılaştırılarak, Çine-Tepecik insan örneklerinin eski Anadolu ve Batı Avrasya popülasyonlarındaki konumu tartışılmıştır. mtDNA analizleri ve tüm genom çalışmaları sonucunda dört örnekte haplogrup tayini yapılabilmiştir. Genom çalışmalarından elde edilen veriler ışığında 8 bireyin biyolojik cinsiyetleri belirlenmiştir. Beş bireye ait PMD (ölüm sonrası baz değişimi) grafikleri çizilmiştir. Beş bireyin dördünde otantiklik düzeyi görülmüştür. Genom sonuçlarından elde edilen PCA grafiğine ve mtDNA haplogruplarına (J1d, H2 ve R) bakıldığında Çine-Tepecik örneklerinin eski Anadolu popülasyonları ile genetik benzerlik gösterdiği görülmüştür.

Antropolojik analizArkeolojik eserlerArkeolojik kazılar+5
Sevgi Yorulmaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Mezopotamya'nın geç neolitik dönem boyalı çanak-çömlek geleneği

Bir coğrafi tanım olarak Mezopotamya, Fırat ve Dicle nehirlerinin arasındaki toprakları kapsamaktadır. Uygarlığın beşiği olarak kabul edilen Mezopotamya'nın ilk boyalı çanak-çömlek geleneği olan Hassuna, Samarra ve Halaf hakkında son yıllarda ciddi tartışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmanın coğrafi sınırını oluşturan Orta Mezopotamya'da daha çok Samarra türü çanak-çömlek yaygındır. Bölgede yürütülen çalışmalar geçen yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirilmiş olmasından dolayı son yıllarda konu yeniden ele alınmaktadır. Yüksek Lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Orta Mezopotamya'nın Geç Neolitik dönem boyalı çanak-çömlek geleneği özelinden yola çıkarak, dönemin sosyal, kültürel yapısı hakkında eski bilgilerle günümüz yaklaşımı bir araya getirilerek bütüncül bir boyut kazandırılmak istenmiştir. Tez konusunun tarihsel dilimini oluşturan Geç Neolitik dönem üzerine yapılan araştırmalar ve kronoloji yaklaşımları ayrı başlıklar altında sunulmuştur. Samarra seramiğinin çekirdek bölgesini oluşturan Orta Mezopotamya yerleşimlerinin pişmiş toprak boyalı kapların içerik, form ve süsleme bakımından benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Yerleşimlerden elde edilen veriler bir araya getirilerek Orta Mezopotamya boyalı çanak-çömleğinin Yakın Doğu arkeolojisi içindeki yeri açıklanmak istenmiştir. Orta Mezopotamya yerleşimleri ile karşılaştırma yapabilmek adına Büyük Mezopotamya coğrafyasının farklı bölgelerinden Samarra çanak-çömleği tespit edilen üç anahtar yerleşim seçilmiştir. Böylelikle Samarra boyalı kaplarının çekirdek bölge dışında kalan yerleşimlerde oransal, teknolojik ve tipolojik verileri tez konusu çerçevesinde açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Orta Mezopotamya, Geç Neolitik, Boyalı Çanak-Çömlek, Samarra.

Arkeolojik alanlarArkeolojik eserlerArkeolojik kazılar+6
Muhammed Dolmuş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Aiolis'te kültler

Bu çalışmanın amacı, eskiçağda Aiolis bölgesinde yaşamış olan toplulukların dinsel yaşamına ilişkin bilgilerin bir araya getirilerek, bu bilgiler temelinde dinin gerek bireysel gerekse toplumsal düzeyde nasıl rol oynadığına ilişkin betimlere ulaşılmasıdır. Çalışmanın mekânsal kapsamını, antik kaynaklarda Aiol göçüyle ilişkilendirilen Aiolis bölgesi oluşturmaktadır. Bölge temelindeki bu sınırlama, aynı zamanda bölge içerisindeki dinsel inançların belirli bir doku gösterip göstermediği sorusunun cevabını aramaya da hizmet eder. Ancak yöneltilen soru, bölgedeki dinsel hayatın coğrafi sınırla karakter kazandığı gibi bir önkabule işaret etmemelidir. Bölgedeki en erken arkeolojik bulgular MÖ 8. yüzyıla tarihlendiğinden, bu tarih ile antik çağın sonu arasında kalan dönem zamansal sınırlarımızı belirler.

AioliaAiolis bölgesiArkeoloji+3
Esen Kaya
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Arkeolojik buluntular ışığında Kıbrıs'ta Pers Dönemi

Kıbrıs adası, Anadolu'da olduğu gibi yaklaşık iki yüz yıl Pers İmparatorluğu'nun egemenliğinde kalır. Persler, Kıbrıs'ta, dini, idari ve askeri nitelikte mimarlık yapıları inşa etmiştir. Kıbrıs, Pers İmparatorluğu'nun beşinci satraplığı içerisinde yer almaktaydı. Adada bu döneme ait çeşitli ziynet eşyaları, sikkeler, kaseler ve heykel gibi Pers etkili eserler tanımlanmıştır. Kıbrıs'ın, çeşitli bölgelerinde ele geçen sikke buluntuları, imparatorluk tarafından resmen tanındığını gösteren kanıtlardandır. Perslerin dini mimarlık yapılarına ilişkin Pigadhes'te yapılan inceleme sırasında, zemin üzerinde veya altına ele geçen seramikler, V. Katmanı Pers Dönemi'ne tarihlemektedir. Bu katmana ait altar, Perslerle ilişkili ateş altarıdır. Çift boynuzlu bloğa sahip Pigadhes altarı, Paphos ve Kition'daki altar/altara ilişkin bloklar ile benzerlik göstermektedir. Perslerin yönetimsel mimarisine ilişkin olarak incelenen Vouni Sarayı'nın, kazıcıları tarafından yanlış tarihlendirilmiş olabileceği göz önünde bulundurularak ele alınmıştır. Sarayın, yapım evresinin tarihi, erken dönem heykelleriyle İ.Ö. 520 veya az sonrasına, terk tarihi ise zemin üzerinde ele geçen geç dönem seramikleriyle İ.Ö. 330 civarına ait olduğu anlaşılmıştır. Vouni Sarayı'nın, Perslerin İran'daki saray yapıları ile karşılaştırması sonucunda, Darius zamanında yapılmış saraylar ile benzerliği gözlemlenmiştir. Antik yazarların aktardığı gibi, Perslerin askeri yapılanmasıyla ilişkili olarak Paphos'taki Garnizon Evi'ne yer verilmiştir. Kıbrıs'ın Pers Dönemi'ni aydınlatmak amacıyla yapılan bu çalışmada, Kıbrıs'ta yapılan bazı kazı sonuçlarının yanlış değerlendirildiği anlaşılmıştır. Modern kaynaklara göre yapılan yanlışlıklar düzeltilmeye çalışılmıştır. Perslerin Kıbrıs'taki mimari ve diğer buluntular ile birlikte antik kaynaklara dayanarak, Kıbrıs'ın Pers Dönemi'ne ilişkin boşluklar doldurulmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışma sonucuda yeni bir kronoloji önerilmiştir.

ArkeolojiArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+3
Seren Sevim Öğmen
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ayanis Kalesi'nde IX No.lu alan'da ortaya çıkarılan çanak çömlek deposunun değerlendirilmesi

"Ayanis Kalesi'nde IX No.lu Alan'da Ortaya Çıkarılan Çanak Çömlek Deposu'nun Değerlendirilmesi" başlıklı tez çalışmasının konusu Ayanis Kalesi'nde tapınak kompleksinin hemen doğusunda tespit edilen "Çanak Çömlek Deposu" dur. IX No.lu Alan olarak adlandırılan alandaki arkeolojik kazılarda, Payeli bir salon açığa çıkarılmış olup, bu salonun güney taraftaki zemin odasının tümüyle çanak çömlekle doldurulduğu tespit edilmiştir. Urartu arkeolojisinde çanak çömlek depolarının benzer örneklerine Karmir Blur ve Bastam gibi merkezlerde rastlansa da, Ayanis Kalesi'ndeki bu depo odası nitelikleri açısından hem sözü edilen yerleşimlerden hem de Ayanis sitadeli içinde yer alan diğer çanak çömlek depolarından ayrılmaktadır. Gerek Karmir Blur gerekse Ayanis'teki diğer depo odalarında dikkati çeken en belirgin özellik, çanak çömlek depolarının belli bir mal grubuna göre doldurulmuş olmalarıdır. Tez konumuzu oluşturan mekanda binlerce keramik parçası ele geçmiş olup bunların çeşitli mal gruplarından ve kap formlarından oluştuğu tespit edilmiştir. Urartu Çanak Çömleği üzerine yapılmış olan çalışmalar göz önüne alındığında, az sayıdaki istisnai yayın dışında, genellikle "Kırmızı Perdahlı Mallar" ın ağırlıklı olarak değerlendirildiği dikkati çeker. Buna karşın, tez konumuzu oluşturan çanak çömlek deposundan ele geçen keramiklerin yalnızca %1'lik kısmının söz konusu bu mal grubuna dahil olduğu anlaşılır. Dolayısıyla kapalı bir paket niteliğinde olan bu depo, Urartu çanak çömlek repertuvarının genelinin değerlendirilmesi adına büyük bir önem taşımaktadır. Tezin anlatımı sırasında öncelikle Ayanis Kalesi IX No.lu Alan'daki Çanak Çömlek Deposu'nun mimarisi, ardından bu mekanda ortaya çıkarılan buluntulara yer verilmiştir. Depo odasında ele geçen bu çanak çömlekler, mal grubu ve tipoloji ayrımı gözetilerek alt gruplara ayrılmış, paralelleri tespit edilmiş ve son olarak bu malların Urartu arkeolojisindeki yerine ve önemine değinilmiştir.

ArkeolojiArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+5
Tuğçe Tırış
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kadıkalesi/Anaia kazısında (2001-2017) 5.-13. yüzyıl Bizans Dönemi sikke buluntuları

Çalışmamızda, 2001-2017 yılları arasında Kadıkalesi/Anaia'da gerçekleştirilen çalışmalarda bulunmuş 5.-13. yüzyıllar arasına tarihlenen Bizans İmparatorluğu Dönemi sikke buluntuları sunulmaktadır. Çalışmamız sonucunda 5.-13. yüzyıllar arasına tarihlenen 194 adet Bizans İmparatorluğuna, Bulgar ve Latin İmitasyon grubuna ait sikke tespit edilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda kronolojik düzenlemeye uygun bir katalog oluşturulmuştur. Çalışmamızda, Kadıkalesi/Anaia içerisinde yer alan anıtsal kilise, sarnıç ve atölyeler olmak üzere kale surları içerisinde bulunan plankarelerde yapılan kazı çalışmalarında ele geçen Bizans İmparatorluğu sikkeleri incelenmiştir. Bu nedenle, Kadıkalesi/Anaia kazısının ilk başladığı dönemden günümüze kadar yapılan çalışmaları için ayrı bir bölüm oluşturulmuştur. Tez kapsamı içerisinde Bizans numismatiği hakkında ana hatlarıyla bilgi sunulmuş, son olarak katalogda yer alan sikkelerin istatistik bilgileri sunularak değerlendirme yapılmıştır.

AnaiaAnaia KazısıArkeolojik eserler+5
Merve Toy
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ege Mezolitik Dönem bulguları bağlamında Kayadibi yontmataş aletlerinin değerlendirilmesi

Batı Anadolu kıyılarının prehistorik dönemleri araştırma yetersizliğinden dolayı çok fazla bilinmemektedir. Bu sebeple Anadolu'nun Ege kıyılarında MÖ 9.000 – 7.000 arasında yaşamış olan avcı – toplayıcı topluluklarının yaşamları konusunda hiçbir bilgimiz bulunmamaktaydı. 2015 yılında başlatılan Karaburun Arkeolojik Yüzey Araştırması ile söz konusu döneme ait olduğunu düşündüğümüz bir buluntu alanı olan Kayadibi Mevkii keşfedilmiştir. Bu tez çalışmasıyla, Batı Anadolu kıyılarında ilk defa keşfedilen bu arkeolojik bulguların teknolojik ve tipolojik analizleri yapılmış, ayrıca malzemenin göreli tarihlendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Kayadibi endüstrisi, hem Yunanistan anakarası ve Ege Adaları'ndaki Mezolitik Dönem mağara ve kamp alanlarıyla hem de Anadolu Epipaleolitik buluntu alanlarıyla karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiştir. Böylece Batı Anadolu kıyılarının J. K. Kozłowski ve M. Kaczanowska (2009) tarafından "Erken Holosen Ege Adaları Geleneği" olarak tanımlanan gelenekle mi yoksa Yakındoğu Epipaleolitik geleneğiyle mi bağlantılı olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Yaptığım incelemeler sonucunda, Kayadibi yontmataş buluntularının açık bir şekilde "Ege Adaları Mezolitik Geleneği" içinde yer aldığı ortaya çıkmıştır. Bu tez çalışmasıyla, Batı Anadolu Mezolitik toplumlarıyla ilgili olarak ilk veriler üretilmeye çalışılmıştır.

AletlerArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+5
Didem Turan
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Marmaray Tüp Geçit kazıları Sirkeci İstasyonu'nda ele geçen Karadeniz kökenli Amphora mühürleri (Herakleia Pontika, Sinope, Amastris ve Khersonesos)

Son yıllarda İstanbul'un çeşitli semtlerinde, özellikle ulaşım problemlerine çözüm getirmek amacıyla yapılmış, büyük çaplı inşaat projeleri, kent tarihinin arkeolojik kazılarla yeniden değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Bu projelerden ilki, Marmaray Tüp Geçit Projesi kapsamında yapılmış olan, arkeolojik kurtarma kazı çalışmalarıdır. Çalışmalar başlangıçta ulusal bir ulaştırma projesiyken, arkeolojik kazılardan elde edilen verilerle, hem ulusal hem de uluslararası alanda, araştırmacıların ilgi odağı haline gelmiştir. 2004-2012 yılları arasında sürdürülmüş olan çalışmaların önemli istasyonlarından biri olan, Marmaray Sirkeci İstasyonu kazıları sonucunda, Byzantion'un özellikle Hellenistik Dönem'e tarihlenen bölümüyle ilgili önemli bilgiler elde edilmiştir. Bu çalışma, antik dönemde, Karadeniz, Ege ve Akdeniz deniz ticaretinde, çok önemli bir role sahip olan Byzantion'un, Hellenistik Dönemde, Karadeniz Bölgesi'ndeki iki önemli kent ile olan ticari ilişkilerini, amphora mühürleri aracılığıyla kanıtlayan ilk çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Byzantion, Hellenistik Dönem, Deniz Ticareti, Ticari Amphora Mühürleri, Marmaray Kurtarma Kazıları.

AmforalarArkeolojiArkeolojik alanlar+6
Pınar Çağnis
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kanlıtaş Höyük 2015-2018 yılları arasında ele geçen kalkolitik dönem bezemeli çanak çömleği

Yukarı Porsuk Vadisi içinde yer alan Kanlıtaş Höyük, Erken Kalkolitik Döneme tarihlenen, vadi içinde yer alan kaya üstü bir yerleşmedir. Tez çalışmamız kapsamında 2015-2018 yılları arasında çalışılan alanlarda ele geçen bir grup bezemeli çanak çömlek teknik ve tipolojik olarak incelenmiştir. Höyük'te ilk yapılan çalışmalarda bezemeli çanak çömlekler hem yüzeyden hem de, yerleşmenin en derin yeri olan sondajlardan geldiği saptanmıştır. Ele geçen bezemeli malzemenin, birimler arasında birbirini takip ettiği görülürken boya bezeme türü en erken tabakalarda ele geçmemiştir. Böylelikle kardeş yerleşim olan Orman Fidanlığı I-IV. tabakalar arasında azalan boya bezemeli grubun Kanlıtaş yerleşmesinde farklı bir yol çizdiği görülmüştür. Tez kapsamında ele alınan malzemenin çok büyük bir kısmı profil vermeyen parçalardan oluşmaktadır. Açık kaplar içinde yer alan derin kaselerin ve kapalı formlar olan çömleklerin üzerinde baskı, kazıma, boya, kakma ve kabartma gibi kapların üzerinde görülen dekoratif unsurlarının varlığı, bunları yaparken kullandığı aletler ve yapım teknikleri kendi kültür bölgesi içinde oldukça tutarlı olduğunu gösterirken, bunun yanında yerleşim güney ve kuzey kültürleriyle aralarında olan organik ilişkiyide ortaya koymuştur.

Arkeolojik alanlarArkeolojik eserlerHöyükler+6
Sevim Kurtuldu
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aigai'deki (Aiolis) endüstriyel üretime ait taş donanımlar

Bu çalışma, Aigai (Aiolis) antik kentinde 2004 yılından itibaren yürütülen kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarında ele geçen endüstriyel üretim donanımlarıyla ilgilidir. Taş donanımlar ile sınırlı tutulan konu kapsamında, kentin akropolisini ağırlayan tepe ve eteklerindeki aşağı kent ile kuzeyindeki ovalık alanlarda yer alan buluntular incelenmiştir. Antik Çağ'daki endüstriyel üretim faaliyetlerinin arkeolojik kanıtları olarak değerlendirilen buluntular fotoğraf, çizim ve lokalizasyon bilgileri ile belgelenmiştir. Analojik karşılaştırmalar sayesinde donanımların işlevlerine yönelik tutarlı dayanak noktaları oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, Aigai'deki kazı çalışmalarından elde edilen veriler aracılığıyla, buluntu grupları içerisindeki diyakronik gelişim süreçleri takip edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda, değerlendirilen donanımların Antik Çağ'daki zeytinyağı, şarap ve un üretiminde kullanıldığı saptanmıştır. Her bir endüstriyel üretim kolunun çeşitli aşamalarına ait donanımlar tespit edilmiştir. Zeytinyağı üretimine ait kırma, pres ve ayrıştırma donanımları tanımlanmıştır. Bunlar arasında trapetum, mola olearia, basit manivela pres, bocurgatlı manivela pres ve vidalı manivela pres gibi üretim donanımları veya yapılanmaları bulunmaktadır. Değerlendirme esnasında, pres yapılanmalarına ait arkeolojik kanıtların şarap üretimiyle de ilişkili olabileceği her zaman göz önünde tutulmuştur. Un üretimiyle ilişkili taş donanımlar arasındaki ezgi taşı, Olynthos değirmeni, rotatif el değirmeni ve Delos değirmeni (parçalı değirmen) gibi farklı dönemleri ve teknolojileri temsil eden birçok örnek, çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Diğer donanım grubu pila ve mortarium olarak tanımlanan farklı tiplerdeki mortarlardan oluşturmaktadır. Son grup ise yüksek ayaklı teknelerden oluşmaktadır. Son iki gruptaki donanımlar çeşitli kullanım alanlarına sahiptir. Bu yüzden, söz konusu donanımları sadece bir fonksiyonla tanımlanmak mümkün değildir.

AigaiArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+7
Mesut Eroğlu
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects