Schizophrenia
254 theses under this subject heading
Grieving schizophrenia: Impacts and coping with ambiguous loss among parents of adults diagnosed with schizophrenia
The aim of this study is to explore in depth how parents who care for their adult child with schizophrenia experience and cope with ambiguous loss, which is seen as one of the caregiver burdens experienced by caregivers. For this purpose, in-depth interviews were conducted with 10 participants, all members of the schizophrenia solidarity associations in Ankara. The data obtained from the participants with semi-structured interviews were analyzed by reflexive theme analysis, one of the qualitative methodology methods. As a result of the analysis, four superordinate themes were identified: objective burdens, subjective burdens, family & social burdens and coping. The findings showed that the participants experienced ambiguous loss and grief regarding their children and burdens in different dimensions of their own lives. In this sense, the findings are generally consistent with the relevant literature. The findings related to coping revealed the importance of functional coping strategies used by parents caring for their children in coping with ambiguous loss. The results are discussed and clinical implications and directions for future research are provided. Keywords: Schizophrenia, Caregiver Burden, Ambiguous Loss, Grief, Coping
Defisit ve defisit olmayan şizofreni hastalarında serum oreksin ve ghrelin düzeylerinin incelenmesi
Şizofreni birbirinden farklı semptomların birlikte bulunduğu bir hastalıktır. Bu anlamda hastalığın heterojen bir özelliğinin olduğu bilinmektedir. Günümüz tedavi seçenekleri pozitif belirtilerin tedavisinde başarılı gözükmekle birlikte negatif belirtiler açısından aynı başarıdan bahsetmek mümkün gözükmemektedir. Şiddetli negatif belirtiler ve bilişsel kaybın yaygın görüldüğü bir alt tip olarak tanımlanabilecek defisit sendrom (DS) etiyolojisinin aydınlatılması tedavi seçeneklerinin artması için yol gösterici olacaktır. Şizofreni etiyolojisini aydınlatmaya yönelik yapılan çalışmalar santral etkileri sahip olduğu bilinen birçok hormon ile ilişkisini incelemiştir ancak oreksin ve ghrelinin şizofrenideki rolünü araştıran kısıtılı sayıda çalışma vardır. Çalışmamızda defisit sendrom ve defisit olmayan şizofreni(ND) hastalarında serum oreksin ve ghrelin düzeylerini inceleyerek bu moleküllerin şizofreni ve DS ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya DS grubunda 23, ND grubunda 27 hasta ve 20 sağlıklı kontrol (SK) dahil edilmiştir. Gruplar karıştırıcı faktörlerin dışlanması amacıyla yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi açısından eşleştirilmiştir. Katılımcılardan alınan venöz kan örneklerinden elde edilen serumda ELISA yöntemi ile oreksin A, B ve ghrelin düzeyleri çalışılmıştır. DS ve ND hastalarda oreksin A değerlerinin SK grubuna göre daha düşük saptandığı görülmüştür. Oreksin B değerleri karşılaştırıldığında yalnızca DS hastalarda serum düzeyinin SK gruba göre anlamlı olarak daha düşük olduğu görülmüştür. Oreksin düzeylerinin hasta grupları arasında benzer olduğu saptanmıştır. Ghrelin düzeyi açısından gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Serum oreksin A, oreksin B ve ghrelin düzeyleri ile klinik parametrelerin korelasyon analizi sonucunda oreksin B ile BPRS ve SANS skoru arasında istatiksel olarak anlamlı ve negatif bir korelasyon bulunurken, oreksin B ile CGI, arasında anlamlı ve pozitif bir korelasyon olduğu saptanmıştır Çalışmamız sonucunda elde edilen veriler ghrelin ile şizofreni arasında anlamlı bir ilişki saptamamışken oreksin molekülünün şizofreni etiyolojisinde varolan potansiyel rolünü desteklemektedir. Çalışmamızda DS ile oreksin B düzeylerini ilişkili olarak saptanmış olup çalışmamız bu ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, Oreksin, Ghrelin, Defisit Sendrom
Şizofreni tanılı bireylere uygulanan psikososyal beceri eğitiminin öznel iyileşme, benlik saygısı ve yaşam niteliği düzeylerine etkisi
Bu çalışma, şizofreni tanılı bireylerde Psikososyal Beceri Eğitimi'nin hastaların öznel iyileşme, benlik saygısı ve yaşam niteliği düzeylerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, randomize kontrollü bir araştırmadır. Araştırma, bir hastanenin Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne kayıtlı 48 şizofreni tanılı birey (Müdahale: 24, Kontrol: 24) ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Öznel İyileşmeyi Değerlendirme Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Şizofreni Hastaları İçin Yaşam Niteliği Ölçeği kullanılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından ön test ve son test şeklinde öz bildirime dayalı olarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Müdahale grubundaki hastalara 11 hafta boyunca haftada bir oturum şeklinde Psikososyal Beceri Eğitimi uygulanmış, kontrol grubundaki hastalara herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, bağımsız gruplarda t testi ve bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır. Bağımsız değişkenler yönünden gruplar arası homojenlik ki- kare analizi (Yates düzeltmeli ki-kare) ve bağımsız gruplarda t testi yapılarak değerlendirilmiştir. Psikososyal Beceri Eğitimi'nin öznel iyileşme, benlik saygısı ve yaşam niteliği düzeylerine olumlu etkisi olmuştur. Uygulama sonrası müdahale grubundaki bireylerin "Öznel İyileşme" ve "Yaşam Niteliği" puan ortalamalarının kontrol grubuna göre artış gösterdiği, "Benlik Saygısı" puan ortalamalarının kontrol grubuna göre azaldığı saptanmış olup, gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Müdahale ve kontrol grubundaki bireylerin "Kişilerarası İlişkiler", "Mesleki Rol","Ruhsal Bulgular" ve "Günlük Eşya Kullanımı ve Faaliyetler" yaşam niteliği ölçeği alt boyutları toplam puanına ait başlangıç ölçümü puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), müdahale sonrası her iki grubun puan ortalamaları arasında (p<0.05) anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Bu çalışma sonuçları doğrultusunda, uygulanan Psikososyal Beceri Eğitimi'nin hastaların öznel iyileşme, benlik saygısı ve yaşam niteliği düzeylerini arttıran, etkili bir hemşirelik müdahalesi olduğu söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Psikiyatri hemşireliği; psikososyal beceri eğitimi; şizofreni.
Obsesif kompülsif bozukluk hastalarında şizotipi ve yapısal düşünce bozukluğu
Amaç: Obsesif kompülsif bozuklukta içgörü ve direncin belirti alt tipleriyle ve şizotipal özelliklerle ilişkili olduğu yönünde bulgular olmakla birlikte bunların karşılıklı olarak birbiriyle ve düşünce bozukluklarıyla ilişkisinin değerlendirildiği çalışma bulunmamaktadır. Bu araştırmanın amacı obsesif kompülsif bozuklukta şizotipi ve düşünce bozukluklarının içgörü ve direnç üzerindeki etkisini araştırmaktır. Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Kliniğine başvuran, DSM-5 ölçütlerine göre OKB tanısı konmuş olan 76 hasta DSM-5 Bozuklukları için Yapılandırılmış̧ Klinik Görüşme-Klinisyen Versiyonu'yla (SCID-5/CV) ile değerlendirilmiş, daha sonra Yale Brown Obsesif Kompülsif Ölçeği (Y-BOCS), Şizotipal Kişilik Çizelgesi (SSP), Düşünce ve Dil Bozukluğu Ölçeği'ni (TALD) içeren yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. İyi içgörülü-zayıf içgörülü ve direnç var-direnç yok şeklinde gruplanan hastalar demografik değişkenler, şizotipi, düşünce bozukluğu ve belirti tipi açısından karşılaştırılmıştır. Ayrıca direnç ve içgörünün bağımsız yordayıcıları regresyon analizi ile incelenmiştir. Bulgular: Tek değişkenli analizlerde içgörü ile Y-BOCS toplam puanı, SSP'nin pozitif boyutu, öznel ve negatif yapısal düşünce bozukluklarıyla (TALD) arasında ilişki bulunmuş olmasına rağmen regresyon analizinde içgörü üzerinde TALD pozitif puanının negatif yordayıcı, YBOCS toplam puanının pozitif yordayıcı olduğu bulunmuştur. Obsesyonlara karşı direnç analizinde ise içgörünün ve YBOCS toplam puanının pozitif yordayıcı olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bulgularımız hem içgörü hem de belirtilere direnci en güçlü biçimde belirleyen faktörün hastalığın şiddeti olduğunu göstermektedir. Literatürden farklı olarak saptadığımız, içgörü üzerinde TALD pozitif puanının negatif yordayıcı olması, OKB'de düşünce bozukluğunun ölçülmesinde seçilecek araçların önemini ortaya koymaktadır.
Eleştirel sosyal hizmet çerçevesinde şizofreni tanılı kişilerin ve yakınlarının damgalanma deneyimleri: Zonguldak örneği
Bu araştırmanın amacı, şizofreni tanılı kişilerin ve yakınlarının damgalanma deneyimlerini ortaya koyarak eşitsizlik ve ayrımcılık pratiklerine görünürlük kazandırmaktır. Zonguldak Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nden hizmet alan kişiler bu çalışmanın popülasyonunu oluşturmuştur. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen bu araştırmada 17'si tanılı bireylerden, 15'i ise tanılı bireylerin yakınlarından oluşan 32 özne ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılarla yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler beş ana tema çerçevesinde kategorize edilmiştir. Bu temalar (1) sosyal ilişkilerde meydana gelen değişimler, (2) öz-imajda meydana gelen değişimler, (3) kamusal alanda eşitsiz koşullarla ve ayrımcılık pratikleriyle karşılaşmak, (4) bakım verenlere özgü deneyimler ve (5) mücadele taktikleri şeklinde kavramsallaştırılmıştır. Öznelerin tanı konulduktan sonraki süreçte yalnızlaştıkları ve kamusal alandan dışlandıkları anlaşılmıştır. Yaygın stereotiplerle karşılaşmak ve aşağılanmak kamusal alandan dışlanmanın gündelik tezahürleridir. Sosyal ilişkilerden dışlanma ve sosyal kimliğin damgalanma deneyimleri çerçevesinde inşa edilmesiyle birlikte özneler kendilerini toplumun gördüğü gibi görmeye başlamış, eksiklik ve mahcubiyet duyguları yoğunlaşmış ve tanı, kimliğin asli bileşeni hâline gelmiştir. Tanılı öznelerin çoğunun üretim ilişkilerine dâhil olamadığı tespit edilmiştir. İstihdama katılımın mümkün olduğu durumlarda ise esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yoğunlaştığı anlaşılmıştır. Partnerleri tanılı olan kadınlar ise hem bakım rollerini üstlenmek hem de evin geçimini sağlamak gibi zorlu görevlerle karşı karşıya kalmışlardır. Bakım yükünü çoğunlukla aile üyelerinin üstlenmesi sonucunda bakım rolü gündelik hayat pratiklerinin önüne geçmiş ve özneler bakım dışında hiçbir şey yapamaz hâle gelmiştir. Tanıyı gizlemek veya ifşa etmek, toplumsal ilişkilerden kaçınmak ve çevreyi sınırlı tutmak ve tinsel referanslara tutunmak deneyimlenen sorunlar karşısında başvurulan mücadele taktikleridir. Tanılı kişileri ve yakınlarını hak talep eden özneler hâline getirmek için şizofreni tanılı kişileri ve yakınlarını bir araya getiren sivil toplum örgütlerinin eleştirel sosyal hizmet teorisinden dayanağını alan ve üyelerinin politikleşmesini sağlayan bir içerikle yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Ayrıca sosyal hizmet disiplininin ruh sağlığı alanındaki önemini artıracak bir kurumsal-yasal formasyona ihtiyaç duyulmaktadır.
Eklektik hayatlardan deneysel sanat yorumları
Tez uygulanış açısından kavramsal ve uygulamalı olarak yönetilmektedir. Tezin kapsamında; toplumda yaşanan paylaşımların getirmiş olduğu şablonların ayrışmasından doğan "Şizo" kavramının oluşturduğu alt kavramlar sosyoloji, psikoloji ve felsefi alanlarda bütüncül bir şekilde ele alınarak sanattaki yansıması irdelenmektedir. Bu alt kavramlar dâhilinde toplumsal bellek yitimi, kimliksizleşme, afazi, kültürel şizofreni, ötekileşme, organsız beden, kinizm, yersiz-yurtsuzlaşma incelenerek sanattaki yeri sorgulanmaktadır. Tezin ilk bölümünde; öncelikli olarak, bu kavramlar ele alınarak, tanımlar gerçekleştirilip sanattaki sürecine zemin oluşturulmaktadır. Tezin ikinci bölümünde ise; bu kavramların sanat zemininde nasıl işlevsel olarak yer aldığına değinilerek, sanatçılar ve eserlerindeki örneklerle konuya zenginlik kazandırılmaktadır. Bu noktada "Deneysel Sanat" gelinmek istenen noktadır. Deneysel Sanat oluşumunun süreci, bu basamaklardan geçilerek tezin genel kapsamında ifade bulacaktır. Deneysel sanat bağlamında, "Şizofrenizm" iddiası üzerinden açılım yapılmaktadır. Şizofrenizm'in sanata geçiş süreci, eserler üzerinden takip edilmektedir. Bu kavram üzerine yapılan tartışma, kendime ait eser üretim süreciyle de bütünleştirilerek ifadede güç kazandırılmaktadır. Deneysel sanat üslubunun geniş kadrajında yansıtılan eserlerin, Şizofrenizm çatısı altındaki sorgusunda görsellik ön planda sunulmaktadır.
Şizofreni hastalarında diyetin toplam antioksidan kapasitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, şizofreni hastalarında diyetin toplam antioksidan kapasitesinin oksidatif hasara etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 40 şizofreni hastası ve 30 sağlıklı birey olmak üzere çalışma kriterlerine uyan ve gönüllü 25-55 yaş arası toplam 70 kişi dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında, bireylerin genel özelliklerine ilişkin bilgiler ve beslenme alışkanlıkları sorgulanmış, üç günlük bireysel besin tüketimleri ve 24 saatlik geriye dönük fiziksel aktiviteleri kaydedilmiştir. Katılımcıların antropometrik ölçümleri yapılmış ve rutinde bakılan bazı kan parametreleri hasta dosyalarından alınmıştır. Rutin analiz için toplanan kanlardan artan serum örneklerinde oksidatif hasar belirleyicisi 8-OHdG analizi yapılmıştır. Besin tüketim kayıtlarından bireylerin günlük enerji, makro ve mikro besin ögesi alımları, dTAC değerleri ve oksidatif denge skoru hesaplanmıştır. Şizofreni hastalarında günlük diyetle posa, n-3 yağ asitleri, niasin, pridoksin, magnezyum, demir ve çinkoyu yetersiz alanların oranı, sağlıklı bireylere kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Farklı veri tabanları kullanılarak hesaplanan dTAC değerlerine göre; Carlsen ve Pellegrini FRAP (Ferrik iyon indirgeyici antioksidan güç), TEAC (Troloks eşdeğeri antioksidan kapasite), H-ORAC (Hidrofilik Oksijen Radikalini Soğurma Kapasitesi) şizofreni hastalarında sağlıklı bireylere göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (sırasıyla p=0,010, p=0,024, p=0,020, p=0,045). Toplam oksidatif denge skoru, şizofreni hastaları ve sağlıklı bireylerde benzerdir (p=0,379). Son altı ayda şizofreni hastalarının %80'inin ,sağlıklı bireylerin ise %30'unun vücut ağırlığı artmıştır (p=0,015). Fiziksel aktivite düzeyleri bakımından şizofreni hastalarının %77,5'i, sağlıklı bireylerin ise %40,0'ı sedanterdir (p=0,006). Oksidatif DNA hasarının bir göstergesi olan 8-OHdG seviyesi şizofreni hastalarında sağlıklı bireylere göre daha yüksektir, fakat bu fark anlamlı değildir (p=0,099). Serum 8-OHdG seviyesi ile farklı analiz yöntemleriyle hesaplanan dTAC değerleri ile arasında bir ilişkili bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, şizofreni hastaları; düşük dTAC değerlerine, düşük fiziksel aktivite düzeyine ve yüksek oksidatif hasara sahip olduğu görülmüştür. Şizofreni hastalarında morbidite risklerini önlemek için beslenme ve fiziksel aktivite durumları düzenli olarak takip edilmelidir. Hastaların diyetine uygun olarak besin çeşitliliği sağlanmalı, diyetin TAC içeriği geliştirilmeli, bireylerin moral ve motivasyonları desteklenerek yaşam kalitesi arttırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyi, antioksidan, oksidatif stres.
Şizofreni hastalarının kullandığı savunma mekanizmalarının Rorschach testi ile analizi
Bu çalışmada; şizofreniye özgü savunma mekanizmalarının Lacan'ın psikoz kuramında getirmiş olduğu Ayna Evresi'ne Gerileme, Baba-nın Adı'nın Men Edilmesi, Simgesel Düzenin dağılması öğretileri çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi Şizofreni Dostları Derneği'ne mensup 5 erkek şizofreni hastasından oluşmaktadır. Çalışmaya gönüllü olarak dahil olan katılımcılarla Psikanalitik Yönelimli Ön Görüşme ve ardından Rorschach Testi uygulaması yapılmıştır. Katılımcıların Rorschach kartlarına verdikleri yanıtlar ile ön görüşmede alınan öykü birlikte değerlendirilmiştir. Rorschach Testi'nden elde edilen sonuçlara göre hastaların yanıtlarında görülen boşluklar, adlandırma güçlükleri, parçalanmış bedenler, kötücül tasarımlar, zevki düşmemiş ötekiler, persekütif yanıtlar, ben-ben olmayanın ayrışamadığı yanıtlar ve dikkat çeken dil bozuklukları; Lacan'ın psikozlar üzerine olan kuramında ortaya koyduğu Ayna Evresi'ne Gerileme ve Baba-nın Adı'nın Men Edilmesi kavramlarını anlaşılır kılmıştır.
Şizofreni tanılı hastalara birincil bakım veren bireylerin duygu dışavurumu açısından değerlendirilmesi
Problemin Tanımı: Şizofreni hasta bireyi etkilediği gibi hastaya bakım veren ve birlikte yaşamakta olduğu bireyleri de etkileyen bir hastalıktır. Bu araştırmanın amacı, şizofreni tanılı hastalara birincil bakım veren bireylerin duygu dışavurumlarının incelenmesi ve hastaların hangi klinik özellikleri ile ilişkili olduğunun araştırılmasıdır. Yöntem: Çalışmada, şizofreni tanısı almış olan hastaların ve bu hastalara birincil bakım vermekte olan kişilerin özellikleri araştırılarak bakım verenlerin duygu dışavurumları açısından incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatarak ve ayaktan tedavi görmekte olan 53 şizofreni tanılı hasta ve bu hastalara birincil olarak bakım veren 53 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler, Hastaya Ait Özellikler Bilgi Formu, Bakım Verene Ait Özellikler Bilgi Formu, Duygu Dışavurumu Ölçeği (DDÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Bulgular: Hasta grubunun 28'i kadın ve 25'i erkektir ve yaş ortalaması 40,98±12,82'dir. Bakım veren grubunun ise 35'i kadın 18'i erkek olup yaş ortalaması 49,34±15,15'tir ve 23'ü hastanın ebeveynidir. Ebeveyn bakım verenlerde DDÖ'nün düşmancıl/eleştirel oluş (EDO) puanlarının diğer bakım verenlere oranla anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bakım verenler arasında, kadın, çalışma hayatı olmayan ve hastanın ebeveyni olan bireylerde BDÖ ve BAÖ puanlarının erkek ve çalışma hayatı olan bakım verenlere oranla anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Şizofreni başlangıç yaşı daha küçük olan hastaların bakım verenlerinin, başlangıç yaşı daha yüksek olanlara oranla DDÖ toplam puanlarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Hastaneye yatışı olan şizofreni hastalarına bakım verenlerin DDÖ puanlarının, hastaneye yatışı olmayan hastaların bakım verenlerine oranla anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Bakım veren grupta DDÖ toplam ve alt ölçek puanları ile BDÖ ve BAÖ arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Şizofreni hastalarının yaşları ile bakım veren bireylerin BDÖ ve BAÖ puanları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Şizofreni hastalarının hastalık başlangıç yaşı ile bakım veren bireylerin DDÖ toplam, BDÖ ve BAÖ puanları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Hastaneye yatış sayıları ile hastalara bakım verenlerin DDÖ toplam puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Özetle çalışmamızda, şizofreni tanılı hastalara bakım veren bireylerin duygu dışavurumlarının, hastaların hastalık başlangıç yaşı, hastaneye yatış sıklığı ve bakım verenin hastanın kendi ebeveyni olması ilişkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, bakım veren, duygu dışavurumu, depresyon, anksiyete.
Şizofreni ve bipolar bozukluk tanısı almış hastaların baş etme tutumları ile bilişsel şema alanlarının psikiyatrik tanı almamış kişilerle karşılaştırılması
Araştırmanın amacı; şizofreni ve bipolar bozukluk tanısı almış hastalar ile psikiyatrik tanı almamış kişilerin baş etme tutumları ile bilişsel şema alanlarının karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklem grubunu Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine bağlı Bakırköy Toplum Ruh Sağlığı Merkezi üyelerinden şizofreni ve bipolar bozukluk tanısı almış hastalar ile psikiyatrik tanı almamış kişiler oluşturmaktadır. Araştırma 56 şizofreni ve 49 bipolar bozukluk tanısı almış hasta ile 56 psikiyatrik tanı almamış kişiyle yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Baş Etme Tutumları Ölçeği( Cope), Young Şema Ölçeği-Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi, SPSS istatistik paket programı 21.0 ile incelenmiştir. Katılımcıların baş etme tutumları ile şema alanları arasındaki farklar tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile incelenmiştir. Şema alanlarının baş etme tutumları üzerine yordayıcı etkisi olup olmadığının incelenmesi için regresyon analizi yapılmış ve değişkenler "stepwise" yöntemi ile dahil edilmiştir. Araştırma sonucunda şizofreni ve bipolar bozukluk hasta grubunun psikiyatrik tanı almamış gruba göre inkar, geri durma, davranışsal boş verme ve zihinsel boş verme baş etme tutumlarından daha yüksek puan aldığı, psikiyatrik tanı almamış kişilerin de hasta grubuna göre aktif baş etme ve planlama baş etme tutumundan daha yüksek puan aldığı bulunmuştur. Young Şema Ölçeği sonuçlarına göre ise şizofreni ve bipolar bozukluk grubu iç içe geçme, terk edilme, başarısızlık, karamsarlık, sosyal izolasyon, kusurluluk, tehditler karşısında dayanıksızlık ve duygusal yoksunluk şema boyutlarından daha yüksek puan almıştır. Psikiyatrik tanı almamış grup bütün şema boyutlarından diğer gruplara göre düşük puan almıştır. Şema alanlarında ise zedelenmiş otonomi ve kopukluk şema alanında şizofreni grubu ve bipolar bozukluk grubu yüksek puan alırken, psikiyatrik tanı almamış grup anlamlı derecede düşük puan almıştır.
Ruhsal engelli bakım merkezlerinde kalan şizofreni psikotik bozukluk ve bipolar bozukluk tanısı almış hastaların dışavurulan duygulanımları ile şiddete yönelik tutumları arasındaki ilişki
Bu çalışma ruhsal engelli bakım merkezlerinde kalan şizofreni, psikotik bozukluk ve bipolar bozukluk tanısı almış hastaların dışavurulan duygulanımları ile şiddete yönelik tutumları arasındak ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma örneklemi İstabul Arnavutköy ilçesinde bulunan bir bakım merkezinde bakım gören 32'si kadın, 51'i erkek olan toplam 83 ruhsal engelli bireyden oluşmaktadır. Katılımcılara "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Berkeley Duygusal Dışavurum Ölçeği" ve "Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre ruhsal engelli bakım merkezlerinde kalan şizofreni, psikotik bozukluk ve bipolar bozukluk tanısı almış bireylerin dışavurulan duygulanımları ile şiddete yönelik tutumları arasında anlamlı düzeyde bir ilişki bulunamamıştır. Buna ek olarak ölçekler ile bazı alt boyutlar arasında anlamlı düzeyde ilişkiler bulunmuştur; partner şiddeti düzeyi arttıkça olumlu duygu dışavurumun azaldığı, kadınların erkeklere göre daha yüksek duygu dışavurum özelliklerine sahip olduğu, erkeklerin kadınlara göre daha yüksek partner şiddeti özelliklerine sahip olduğu, eğitim düzeyinin yükselmesi duygu dışavurum özelliklerini artırdığı, herhangi bir dönemde madde kullanımının var olması bireylerde dürtü şiddetini artırması ve bipolar bozukluk tanılı bireylerin şizofreni ve psikotik bozukluk tanılı bireylere oranla daha yüksek duygu dışavurum özelliklerine sahip olduğu gibi bulgular elde edilmiştir.
Bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarının sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi: Kütahya ili örneği
Bu araştırma psikiyatri ve sosyal hizmet ilişkisi bağlamında, bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarının ihtiyaç duydukları sosyal hizmet uygulamalarını ortaya koymak, onların sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmesini sağlamak amacıyla yapılmış bir çalışmadır. Sağlık ve hastalık olgusu insanlık tarihi kadar eskidir. Sağlığın fiziksel ve ruhsal tam bir iyi oluş hali olduğunu düşünürsek, psikiyatrik hastalıkları olan bireyler sağlıklı bireyler olgusunda değerlendirilemeyecektir. Psikiyatrik olarak bakıldığında da ağır ruhsal bozukluk olarak kabul edilen hastalıkların başında bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığı gelmektedir. Bu bahsedilen hastalıklar, çeşitli disiplinlerce kendi bakış açıları doğrultusunda açıklanmıştır. Bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığı açıklanırken bu hastalıktan muzdarip olan müracaatçılara da değinmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığı olan bireylerin yaşadığı sorunları, ihtiyaç duyduğu sosyal hizmet müdahalelerini ortaya koymak bu araştırmanın temel hedeflerindendir. Yapılan araştırmaya katılan gönüllü bireylerin tamamı, bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarından oluşmaktadır. Araştırma evreni, Türkiye genelindeki bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarıdır. Çalışma evreni ise; araştırmaya katılmayı kabul eden, Kütahya ilinde bulunan bipolar bozukluk ve şizofreni hastalarından oluşur. Araştırma, Kütahya ilinde bipolar bozukluk ve şizofeni hastalığı bulunan 25 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırmaya 8 kadın, 17 erkek gönüllü katılmıştır. Araştırma yapılırken nitel araştırma modeli izlenmiştir. Araştırmada sosyodemografik bilgi formu kullanılmıştır. Veriler nitel araştırma çözümleme tekniği ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgularda bipolar bozukluk ve şizofreni hastalığının; ailenin işlevleri, bireyin işlevleri, problem çözme ve baş etme becerisi, iletişim gibi boyutları olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bunun yanı sıra yapılan araştırma; bipolar bozukluk ve şizofeni hastalarının ihtiyaç duydukları sosyal hizmet müdahale programlarını da ortaya koymaktadır. Ayrıca araştırmada bipolar bozukluk ve şizofreni hastalıklarının sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmesine yönelik önerilere de yer verilmektedir. Dolayısıyla yapılan bu çalışma sonucunda sosyal hizmet alanı için önemli bulgular elde edilmiştir.
Growing up with a sibling diagnosed with schizophrenia: An interpretative phenomenological analysis of the well sibling experience
This study investigates the lived experiences of well-siblings who grew up alongside a sibling diagnosed with schizophrenia, with a particular focus on the developmental periods of adolescence and emerging adulthood in which the diagnosis typically occurred. Employing a qualitative methodology, semi-structured interviews were conducted with eight participants. Data were analyzed using Interpretative Phenomenological Analysis (IPA), resulting in eight superordinate themes: No Longer the Same: Diagnosis as a Life-Altering Event, Parental Attitudes and Culture Impacting the Diagnosis and Well Sibling, The Impact of Schizophrenia on the Sibling Bond: An Experience of Loss, The Hidden Burden of Being "Well," Experiences of Support and Burden Sharing within Familial and Social Contexts, The Effect of Social Distress of Illness: Restriction and Shame, Living with a Sibling's Illness: Cumulative, Enduring, and Ongoing Emotional Effects, and Emerging Stronger: Emotional and Personal Growth Through Sibling Illness. Findings suggest that having a sibling with schizophrenia generates long-term emotional, relational, and developmental consequences for well-siblings. Participants described carrying invisible burdens, navigating disrupted family roles, and struggling with social stigma, while also demonstrating resilience and emotional maturity. Within a Turkish cultural context, this study emphasizes how collectivist family structures and sociocultural norms shape the meaning-making processes and coping strategies of well-siblings. From a developmental and systemic perspective, the impact of a sibling's illness extends across the lifespan, influencing identity formation, emotional regulation, and future planning. The findings are discussed in relation to cultural, developmental, and family systems frameworks, offering implications for clinical practice and sibling-included mental health interventions.
Şizofreni tanılı bireylerde serbest zamanla ilişkili ergoterapi müdahalesinin etkisinin incelenmesi
Bu çalışma şizofreni tanılı bireylerde serbest zamanla ilişkili uygulanan ergoterapi müdahalesinin etkisini incelemek amacıyla tasarlanmıştır. Araştırma 18-65 yaş aralığında, Toplum Ruh Sağlığı Merkezin'de (TRSM) takipleri yapılan serbest zamanda yürüyüş aktivitesi yapmayı tercih eden 18 şizofreni tanılı katılımcı ile gerçekleştirildi. Kişilere müdahale öncesi ve sonrası sosyodemografik veri formu, Öznel İyilik Hali Ölçeği (ÖİHÖ), Yaşam Memnuniyeti Anketi (YMA), uyku, yorgunluk ve stres düzeylerini belirlemek için Görsel Anolog Skalası (GAS) ve depresyon düzeyi için Calgary Şizofrenide Depresyon Ölçeği (CŞDÖ) kullanıldı. Aktiviteye ait Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ), Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UFAA-short form) ve çevresel durum görüşmeleri uygulandı. Katılımcıların tamamına ergoterapi müdahalesi olarak serbest zaman farkındalık eğitimi, kişi merkezli bireysel ergoterapi ve serbest zaman grup aktivite eğitimi birlikte olarak uygulandı. Bireysel ve grup eğitimleri 5 hafta toplamda 20 seans 'da tamamlandı. Bireylerin aktivite katılım, yaşam memnuniyetleri, iyilik hali ve fiziksel aktivite seviyelerinde artış, depresyon belirtilerinde erken uyanma alt bileşeni hariç diğerlerinde anlamlı iyileşme saptanmıştır (p<0,05). Bu bulgular ışığında şizofreni tanısı olan bireylerde, kişi merkezli bireysel tedavi ve serbest zaman grup aktivite eğitiminin birlikte uygulanması, bireylerin ergoterapi müdahalesinde etkin bir yöntem olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Araştırmanın uzun süreli etkileri takip çalışmaları ile desteklenmelidir.
Şizofreni tanılı bireyler için okupasyonel adaptasyon ölçeğinin geliştirilmesi, geçerliliği ve güvenilirliği
Bu çalışmanın amacı, şizofreni tanılı bireylerin okupasyonel adaptasyon düzeyini incelemek için geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Ölçülecek özelliklerin ve kavramsal yapının belirlenmesi için literatürdeki okupasyonel adaptasyon ile ilgili ölçüm araçları ve okupasyonel adaptasyon teori ve modelleri incelenmiştir. Kapsam geçerliliğinde Davis tekniğine göre 10 uzmandan iki kez uzman görüşü alınmıştır. Uzman görüşleri doğrultusunda oluşturulan taslak formuna pilot uygulama yapıldıktan sonra yeniden düzenlene ölçek 18 yaş ve üzeri şizofreni tanısı almış bireylere uygulanmıştır (n=320). 80 şizofreni tanılı bireye iki hafta sonra test tekrar uygulanmıştır. Ölçeğin iç tutarlılığı madde analizi ile incelenmiştir. Ölçeğin yapı geçerliliğinin incelenmesinde Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizi kullanılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerlilik indeksi 0,895 olarak hesaplanmıştır. Faktör analizi sonucu, 18 maddeden oluşan ölçeğin, toplam varyansın %69,925'ini açıklayan 3 faktörlü bir yapı gösterdiği görülmüştür. Doğrulayıcı faktör analizinde ise faktör birleştirme tekniğiyle oluşturulan yapıya ait model uyum indeksleri RMSEA=0,045; GFI=0,954; AGFI=0,885; NNFI=0,935; CFI= 0,946; NFI= 0,964; IFI= 0,973; CMIN/DF= 2,405 olarak bulunmuştur. Model uyum indekslerine bakıldığında ölçüm modelinin uygun olduğu belirlenmiştir. Güvenilirlik analizi sonuçlarına bakıldığında ICC=0,995 ve Cronbach alfa=0,998 olarak bulunmuştur. Ön test ve son test bulguları arasında çok güçlü korelasyon kat sayıları bulunmuştur ve iki ölçüm arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler vardır (r=0,992; p<0,001). Sonuç olarak, geliştirilmiş kişi (duyu-motor, psikososyal ve bilişsel sistem), okupasyon (okupasyonel zorluk ve yanıt) ve okupasyonel çevre (fiziksel, sosyal ve kültürel çevre) olmak üzere 3 boyuttan oluşan 18 maddelik bir ölçek yapısının geçerliliği doğrulanmıştır. Ölçeğin 18 yaş ve üzeri şizofreniye sahip bireylerin okupasyonel adaptasyon düzeyini incelemek için gerekli ölçütleri karşıladığı ve psikometrik özelliklerin oldukça yeterli olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, Okupasyonel adaptasyon, Okupasyon, Ölçek
Şizofreni tanılı bireylerle yapılan ritm-müzik grubunun umut, kaygı, depresyon, duygu düzenleme, işlevsellik ve bilişsel işlevler üzerindeki etkisinin incelenmesi
Giriş: Müzik terapi, müziğin ve psikoterapinin içindeki farklı alanların birleştiği ve kendi başına bir terapi yöntemi haline gelmiş, çok çeşitli amaçlarla kullanılan bir yöntemdir. Amaç: Bu tezde, farmakolojik tedavi gören, remisyonda olan ve terapi almayan, şizofreni tanılı bireylerle yapılan orta (16 hafta) süreli ritm-müzik grubunun; umut, kaygı, depresyon, bilişsel işlevler, duygu düzenleme güçlüğü ve genel işlevsellik düzeyleri üzerindeki etkisinin ve grup sürecinde hangi grup sağaltıcı etmenlerinin yararlı olduğunun incelenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, ön-test son-test randomize kontrol gruplu deneysel bir çalışma olarak, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi (İÜ İTF) Ruh sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı (AD)'nda gerçekleşmiştir. Örneklem, İÜ İTF Ruh sağlığı ve Hastalıkları AD'da farmakolojik tedavi gören, Sanat Psikoterapisi ve Rehabilitasyon Programı (SPR)'na sevk edilen 18-50 yaş arası 16 gönüllü katılımcıdan (8 kişi araştırma grubu, 8 kişi ise kontrol grubuna dahil olmak üzere) oluşmuştur. Ayrıca deney ile kontrol grubu katılımcıları ve deney grubunun bakım verenleriyle ön ve son görüşme yapılmıştır. Bu görüşmelerde deney ve kontrol grubuna uygulanan ölçekler, "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Umut Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Nöropsikolojik Test Bataryası (Sayı Menzili, Benton Çizgilerin Yönünü Belirleme, Saat Çizimi, Londra Kulesi ve İz Sürme Testi), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Global İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği ve Grup Sağaltıcı Etmenler Listesi"dir ve sosyodemografik bilgi için "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Deney grubuna dair gözlem verileri her hafta araştırma yürütücüsü tarafından tutulmuştur ve nitel veri olarak araştırmada yer almıştır. Terapi süreci haftada 1 gün, 2 saat içerisinde, yarı yapılandırılmış bir plan çerçevesinde gerçekleşen, toplam 16 haftalık bir çalışmadır. Terapi yaklaşımı olarak psikodinamik temelde, destekleyici ve "şimdi ve burada"ya odaklı ilişkisel, eklektik müzik terapi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler nonparametrik istatistiksel testlerden Wilcoxon İşaretli Sıralar ve Mann Whitney-U testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Deney grubu katılımcıları için, İşlevselliğin Genel Değerlendirilmesi Ölçeği (GAF)'ne bakıldığında Belirtiler ve İşlev Kaybı alt boyutlarında işlevsellikte artış; Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) sonucu Kabul Etmeme ve Stratejiler alt boyutlarında anlamlı azalma görülmüştür. Deney ve kontrol grubunun DDGÖ puanları karşılaştırıldığında Hedefler ve Stratejiler alt boyutlarında anlamlı farklılık bulunmuştur. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) deney grubu son test puanlarında anlamlı derecede azalma gözlenmiştir. Deney grubu için Grup Sağaltıcı Etmenler'den "İç Boşaltma (Katarsis), Varoluşsal Etmenler, Aile Ortamının Yeniden Sahneye Koyulması, Grup Bağlılığı ve Evrensellik" alt boyutlarından daha fazla yararlandıkları görülmüştür. Sonuç: Eklektik müzik terapinin kullanımı, kaygı düzeyini azaltmış, öz bakım becerisini ve ilişki kurma kapasitesini geliştirmiş, genel ve mesleki işlevsellik düzeylerini artırmış, duygu düzenleme kapasitelerini geliştirmiş, grup bağlılığıyla birlikte müziğin kapsayıcılığında bir araya gelen kişiler güvenli bir alanda kendilerini ifade etme olanağı bulmuştur.
Remisyonda şizofreni hastalarında duygu odaklı müzik terapi uygulamasının duygu farkındalığı ve yaşam doyumu üzerine etkileri
Giriş ve Amaçlar: Şizofreni, birey için uzun zamana yayılan ciddi yıkımların olduğu bir hastalıktır. Halüsinasyon, delüzyon, düşünce ve davranış bozuklukları ile kendini gösteren pozitif semptomların antipsikotik ilaçlarla hafifletilmesi veya giderilmesi sağlanır ancak ilaç tedavisinin negatif semptomlar üzerindeki etkisi daha sınırlıdır. Negatif semptomlarda duyguların ifadesinde eksiklik olduğu, düz/künt duygulanım ve olumlu duygular yaşama yeteneğinde azalma olarak tanımlayabileceğimiz anhedoni merkezi rol oynar. Duygu körelmeleri, haz duygusunun kaybı, hayattan zevk alamama, içe kapanma gibi kişinin sosyal yaşamdan çekilmesine yol açan bu belirtiler kişinin yaşam kalitesini etkiler. Bu çalışmanın amacı, duygu odaklı müzik terapi uygulaması kullanılarak yapılan grup terapisi programının remisyonda olan şizofreni tanılı bireylerde duygu farkındalığı ve yaşam doyumu üzerindeki etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi (İÜ İTF) Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda gerçekleşmiştir. Araştırmanın evrenini İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Sosyal Psikiyatri Servisi Sanat Psikoterapisi ve Rehabilitasyon Programına (SPR) yönlendirilen, 17-67 yaş arası 16 gönüllü katılımcıdan (yansız bir atama ile 8 kişi kontrol grubu, 8 kişi uygulama grubuna) oluşturulmuştur. Deney ve kontrol grubu ile ön ve son görüşme yapılmış bu görüşmelerde ölçekler uygulanmıştır. Uygulanan ön- test, son-test ölçekleri; Kısa Psikiyatrik Değerlendirme Ölçeği (BPRS), Yüzde Dışavuran Duyguların Tanınması Testi (Facial Emotion Identification Test-FID), Duygu İfade Ölçeği, Şizofrenide İşlevsel Düzelme Ölçeği (ŞİLÖ), Yaşam Doyumu Ölçeği ve Sosyodemografik bilgi için "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Uygulama 6 hafta süresinde haftada 2 olmak üzere toplam 12 seans gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Deney ve kontrol grubu arasında sosyodemografik veriler açısından istatistiksel olarak anlamı bir farklılık saptanmamıştır. Deney grubu ön test-son test ölçek puanları karşılaştırıldığında FID ve ŞİLÖ toplam puanları ön test-son test arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiş, puanlarda son testte ön teste kıyasla artış görülmüştür. Kontrol grubu ön test son test puanları karşılaştırıldığında ise azalma olduğu görülmüştür. Ön test- son test ölçek toplam fark puanlarının deney ve kontrol grupları açısından karşılaştırılması analizi sonucuna göre FID, DİEÖ, ŞİLO fark puanları istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir. Deney grubu FID, DİEÖ, ŞİLÖ fark puanları kontrol grubuna kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Duygu odaklı müzik terapisinin şizofreni hastalarında kullanılması işlevsellik düzeylerini arttırmış, duygu ifade etme kabiliyetlerini geliştirmiş, yüzde ifade edilen duyguların tanınması ile ilgili gelişmeler sağlamıştır. Müzik terapi, sanat terapi gibi destekleyici tedavi yöntemlerinin şizofreni hastalarında standart sağlık bakım uygulamaları içinde yer alması ve müzik terapinin klinik uygulamalarda yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; Müzik Terapi, Şizofreni, Duygu Farkındalığı, Duygu İfadesi, Yüzde Dışavuran Duygular, Yaşam Doyumu
Yürütücü işlev performans testi'nin şizofrenili bireylerde Türkçe'ye uyarlanmasının geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Bu araştırma, bireylerin yürütücü işlevlerini değerlendiren Yürütücü İşlev Performans Testi'nin (YİPT) Türkçe'ye uyarlanması, şizofreni tanısı almış bireylerde geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya herhangi bir bilişsel eksikliğe neden olacak tanısı olmayan 26 sağlıklı ve 105 şizofreni tanısı alan birey olmak üzere toplam 131 kişi dahil edildi. Çeviri, Beaton'ın tanımladığı prosedüre göre uygulandı. Testin Türkçe çevirisi yapıldı. Sonrasında, anadili İngilizce olan uzman ekip tarafından İngilizce'ye çevrilerek gerekli kültürel adaptasyonlar yapıldı. Değerlendirme formu 10 şizofreni tanısı alan bireye uygulandı. Uygulama sırasında testin Türk kültürüyle uyumlanmasında herhangi bir sorun yaşanmadı. YİPT'in geçerliliği, yapı geçerliliği yöntemi ile; güvenilirliği ise, iç tutarlılık yöntemi kullanılarak incelendi. Sağlıklı ve şizofrenili bireyler arasında YİPT total puanlar, alt yürütücü işlev total puanları ve alt aktivite puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu (p<0,05). Şizofreni tanısı alan bireylerde YİPT ile benzer yapıdaki İz Sürme Testi'nin arasındaki ilişkiye bakıldığında anlamlı ve ''orta düzeyde'' ilişki içerisinde olduğu saptandı (p<0,01, r1=0,588, r2=0,608). YİPT için iç tutarlılığı oldukça yüksek (Cronbach's α=0,827) seviyede belirlendi. Sonuç olarak YİPT'in Türkçe uyarlaması şizofreni tanısı alan bireylerde yürütücü işlevleri değerlendirebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak bulundu.
Şizofrenili bireylerde allen bilişsel seviye tarama-5 (ABST-5) testinin türkçe uyarlamasının geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi
Bu çalışma bilişsel becerileri değerlendiren "Allen Bilişsel Seviye Tarama-5 (ABST-5)" in Türkçeye uyarlanması ve şizofrenili bireylerde geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılması amacıyla planlandı. Çalışmaya 60 şizofrenili birey ve 60 sağlıklı birey dahil edildi. ABST-5'in Türkçe uyarlaması yapıldı. Uygulama esnasında, dikiş görevlerine verilen isimlerin Türkçe karşılığı olmadığı için, Türk kültürüne uygun olarak isimlendirmeleri yapıldı. ABST-5'in güvenilirliği test-tekrar test yöntemi ile incelendi. Testin test-tekrar test yöntemi ile güvenilirliğinde sınıf içi korelasyon katsayısı 0,93 (0,85-0,94) yüksek güvenilir olarak bulundu. Geçerliliği ise, yapı geçerliliğinin; "dış testler ile yapı geçerliliği" ve "gruplar arası yapı geçerliliği" olmak üzere iki alt parametresinde incelendi. ABST-5'in gruplar arası yapı geçerliliğinde, sağlıklı bireylerin şizofrenili bireylerden daha yüksek sonuçlar aldığı ve ABST-5'in ayırt edici özelliğinin olduğu görüldü (Z=7,065; p<0,01). ABST-5'in dış testler ile yapı geçerliliğinde Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) ve Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) kullanıldı. SİÖ toplam (r=0,426; p<0,001) ve alt parametreleri (r=0,104-0,487; p<0,05) arasında zayıf korelasyon bulundu. WKET tekrarlayan cevap sayısı ( r=-0,537; p<0,01), tekrarlayan cevap yüzdesi (r=-0,540; p<0,01), tekrarlayan yanlış sayısı (r=-0,557; p<0,01) ve tekrarlayan yanlış yüzdesi (r=-0,555; p<0,01) ile negatif yönde orta derece ilişki bulundu. Sonuç olarak ABST-5 şizofrenili bireylerde bilişsel becerileri değerlendirmek için Türkçe geçerli ve güvenilir bir test olarak bulundu.
Madde kullanım bozukluğu görülen şizofrenili bireylerde davranış ve becerilerin duyusal işlemleme süreçleriyle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma madde kullanım bozukluğu (MKB) görülen şizofrenili bireylerin, davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri arasındaki ilişkiyi araştırmak için planlandı. Çalışmaya 25-45 yaş aralığında MKB görülen şizofrenili 62 birey; MKB görülmeyen 57 şizofrenili birey olmak üzere toplam 119 kişi katıldı. Katılımcıların davranış ve becerilerini değerlendirmek için Vona du Toit Yaratıcı Beceriler Modeli (VdT MoCA) Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu, duyusal işlemleme süreçlerini değerlendirmek için Adolesan/ Yetişkin Duyu Profili (AYDP), şizofreninin belirtilerini değerlendirmek için Pozitif ve Negatif Semptom Ölçeği (PNSÖ) kullanıldı. MKB görülen ve görülmeyen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri arasındaki fark Mann Whitney U Testi ile incelendi. MKB görülen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri MKB görülmeyen şizofrenili bireylere göre istatistiksel açıdan daha kötü; duyusal işlemleme süreçleri ise istatistiksel açıdan daha iyi bulundu (p<0,05). MKB görülen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri arasındaki ilişki Spearman Korelasyon Testi ile incelendi. MKB görülen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri istatistiksel olarak ilişkili bulundu (p<0,05). Çalışmanın sonucuna göre MKB görülen şizofrenili bireylerin duyusal işlemleme süreçlerinde meydana gelen problemler, davranış ve becerilerini etkilemektedir. İleride MKB görülen şizofrenili bireylere yönelik hazırlanacak ergoterapi müdahale programlarında kişilerin davranış ve beceri seviyeleri ile duyusal işlemleme süreçleri göz önünde bulundurulmalıdır.
Psikiyatrik hastalık tanılı bireylerde duyusal duyarlılık ölçeği'nin Türkçe uyarlama geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırma, yetişkin bireylerde duyusal modülasyon bozukluğunu klinik olarak tespit etmek amacıyla geliştirilen Duyusal Duyarlılık Ölçeği'nin (DDÖ) Türkçe'ye uyarlanması, sağlıklı ve psikiyatrik hastalık tanılı bireylerde geçerlilik ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Araştırmaya; 384 sağlıklı, 149 şizofreni, 225 depresyon ve 155 bipolar bozukluk tanılı birey olmak üzere toplam 913 birey dâhil edilmiştir. Uyarlama çalışması sürecinde Beaton'ın tanımladığı çeviri prosedürü uygulanmıştır. Kapsam geçerlilik indeksi, 15 uzmanın 58 soruyu üçlü derecelendirme sistemine göre değerlendirmesi ile (KGİ)=0,818 olarak hesaplanmış ve ölçek istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (KGİ=0,818>0,67). Referansa Göre Uyum Geçerliği, Adölesan Yetişkin Duyu Profili ile değerlendirmiş (Spearman korelasyon katsayı değeri: 0,400) ve ölçek toplam puanı için uyum geçerliği düşük olarak nitelendirilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliği, doğrulayıcı faktör analizi yöntemi ile incelenmiş ve iki faktörlü yapısı doğrulanmıştır. Cronbach's Alpha güvenilirlik katsayısı Arzulama alt ölçeği için alfa katsayısı 0,812, Kaçınma alt ölçeği için 0,815 ve toplam ölçek için ise 0,837 olarak bulunmuştur. Madde ayırt edicilik Gücü İndeksi (p<0,001) çok iyi bulunmuştur. Test-Tekrar Test Yöntemine göre toplam ölçek puanına ait Spearman korelasyon katsayısı 0,974 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlara göre ölçek alt boyutları ve toplam ölçek puanı için ölçeklerin36 madde ile geçerli ve güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır. Ölçeğe ait tanımlayıcılar incelendiğinde genel toplam ölçek bakımından sağlıklı, şizofreni, depresyon ve bipolar bozukluk tanılı birey grupları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Genel ölçek puanının hasta gruplarında daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra alt ölçek puanlarının demografik değişkenlere göre farklılığı incelenmiştir. Buna göre Arzulama alt ölçeği bakımından cinsiyet, çalışma durumu ve medeni durum kategorileri arasında anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,015, p=0,001 ve p=0,008). Kaçınma alt ölçeği bakımından ise cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma durumu, aylık gelir ve medeni durum kategorileri arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p<0,001, p=0,017 ve p<0,001). Sonuç olarak DDÖ sağlıklı ve psikiyatrik hastalık tanılı yetişkin bireylerde klinik olarak duyusal modülasyon bozukluğunu tespit etmek için bazı maddeleri ile geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir.
Yaşam dengesi envanteri'nin şizofreni tanısı olan bireylerde geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi
Bu çalışma, şizofreni tanısı alan bireylerde Yaşam Dengesi Envanteri (YDE)'nin geçerlilik ve güvenilirliğini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 26-64 arasında değişen şizofreni tanısı olan 52 birey katılım gösterdi. Bireylerin psikopatoloji değerlendirmeleri Klinik Global İzlenim Ölçeği (KGİ) ve Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS) kullanılarak tamamlandı. Envanterin geçerliliğini incelemek için yapı geçerliliği kapsamında faktör analizi yapıldı. YDE'nin alt ölçekler ile korelasyonuna bakıldığında Sağlık alt ölçeği ile orta şiddette (r=0,563; p< 0,05), İlişkiler (r=0,727; p< 0,05) ve Kimlik (r=0,795; p< 0,05) alt ölçekleri ile yüksek şiddette ve Zorluk/ilgi alt ölçeği ile de (r=0,804; p< 0,05) çok yüksek derecede olduğu tespit edilmiştir. YDE'nin psikopatoloji değerlendirmeleri ile korelasyonları incelenmiş ve KGİ ile negatif yönlü zayıf derecede (r=0,405; p< 0,05) korelasyonu görülmüştür. PANSS toplam puanı ile negatif yönlü zayıf derecede (r=0,385; p=0,05) korelasyon görülürken PANSS Negatif Belirtiler alt parametresi ile de yine negatif yönde orta şiddette (r=0,456; p< 0,05) korelasyon tespit edilmiştir. YDE'nin güvenilirlik çalışması için test-tekrar test yöntemi ve iç tutarlılık analiz yöntemi kullanıldı. Her bir alt ölçek için ölçek için Cronbach alfa katsayısı hesaplandı. Sırasıyla alt ölçeklerin iç tutarlılık katsayıları; Sağlık için α=0,706, İlişkiler için α=0,695, Kimlik için α=0,723, Zorluk/İlgi için α=0,656 ve envanterin Cronbach alfa katsayısı α =0,842 olarak hesaplandı. Bu bulgulara göre ölçeğin iç tutarlılığı oldukça güvenilirdir. Tekrar test uygulamasında çalışmaya katılan bireylere 8-10 gün sonra ikinci değerlendirme yapıldı. İlk uygulama ve ikinci uygulamadan elde edilen veriler arasında korelasyon katsayısı 0,89 olarak tespit edildi. Bu bulgular YDE'nin iç tutarlılığının ve zamana göre değişmezliğinin yüksek olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak YDE'nin, şizofreni tanısı alan bireyleri değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu bulundu.
Şizofreni tanılı bireylerde içselleştirilmiş damgalanma ve aktivite performansı ilişkisi
Bu çalışma şizofreni tanılı bireylerde içselleştirilmiş damgalanma ve aktivite performansı arasındaki ilişkiyi araştırmak için planlandı. Çalışmaya şizofreni tanılı 110 birey katıldı. İçselleştirilmiş damgalanma seviyesini değerlendirmek için Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ) ve aktivite performansı ve memnuniyet düzeylerini değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) kullanıldı. İçselleştirilmiş damgalanma düzeyi ile aktivite performansı ve memnuniyet düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde çok yüksek düzeyde ve negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,001). Buna ek olarak içselleştirilmiş damgalanma ölçeğinin alt boyutları ile aktivite performansı ve memnuniyeti arasındaki ilişkiye bakıldığında Yabancılaşma, Kalıp Yargıların Onaylanması, Sosyal Geri Çekilme alt boyutları puan ortalamaları ile aktivite performansı ve memnuniyeti arasında yüksek düzeyde ve negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p=0,001). Algılanan Ayrımcılık alt boyutunun puan ortalaması ile aktivite performansı arasında orta düzeyde ve negatif yönde, memnuniyet düzeyi ile arasında ise yüksek düzeyde ve negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulundu (p=0,001). Damgalanmaya Karşı Direnç alt boyutunun puan ortalaması ile aktivite performansı (p=0,003) ve memnuniyeti (p=0,001) arasında zayıf düzeyde ve negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu. Çalışmanın sonucuna göre şizofreni tanılı bireylerde içselleştirilmiş damgalanma düzeyinin artması ile aktivite performansı ve memnuniyet düzeyleri azalmaktadır. Şizofreni tanılı bireylerde aktivite performansı ve memnuniyet düzeylerinin arttırılmasına yönelik yapılacak olan müdahale programlarında bu bireylerin içselleştirilmiş damgalanma düzeyi göz önünde bulundurulmalıdır.
Şizofreni tanılı bireylerin bilinçli farkındalık düzeyleri ile kendilik algısı ve beden imajı ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma şizofreni tanılı bireylerin, bilinçli farkındalık düzeyi ile beden imajı ve kendilik algısı arasındaki ilişkiyi araştırmak için planlandı. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında toplum ruh sağlığı merkezine kayıt olan 114 şizofreni tanılı birey katıldı. Bireylerin bilinçli farkındalık düzeyini değerlendirmek için Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ); beden ağırlığı, imajı ve kendilik algısını değerlendirmek için Beden Ağırlığı, İmajı ve Kendilik Saygısı Ölçeği (B-WISE) kullanıldı. Sonuç olarak şizofreni tanılı bireylerin bilinçli farkındalık düzeyi ile beden imajı ve kendilik algısı arasında orta düzeyde pozitif yönde ilişki (r=0,400, p=0,001) bulundu. Bilinçli Farkındalık ve B-WISE kategorileri arasında belirlenen anlamlılığın kaynağını tespit etmek amacıyla düşük, orta ve yüksek psikososyal uyum şeklinde sınıflandırılan B-WISE alt kategorileri arasında ikili korelasyona bakıldı. Bu anlamlılık ilişkisinin kaynağının yüksek psikososyal uyumlu bireylerden olduğu anlaşıldı (p<0,05). Şizofreni tanılı bireylerin bilinçli farkındalık düzeyi ile beden kitle indeksi arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Şizofreni tanılı bireylere yönelik gerçekleştirilecek bilinçli farkındalık, beden imajı ve kendilik algısı temelli yaklaşımların kişi merkezli ve bütüncül olan ergoterapi müdahale programlarına dahil edilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir. Şizofreni tanılı bireylerde bilinçli farkındalık temelli yaklaşımların etkilerinin ele alındığı ileri çalışmalar yapılması faydalı olacaktır.