State anxiety
63 theses under this subject heading
Çocukluk ve yetişkinlik döneminde ayrılık anksiyetesinin yetişkinlik döneminde görülen anksiyete bozukluklarıyla ilişkisi
ÖZET Giriş ve Amaç: Anksiyete içeriden veya dışarıdan gelebilecek bir tehlike beklentisinin neden olduğu kaygı ve endişe durumudur. Fizyolojik olan ve stresle baş etmeye yarayan anksiyete, şiddetli ve uzun yaşanması veya kişinin yaşamını olumsuz etkilemesi durumunda anksiyete bozukluğu olarak değerlendirilir. Ayrılma anksiyetesi bozukluğu, kişinin temel bağlanma figüründen ayrılmaya veya ayrılma riskine karşı aşırı ve yaygın bir korkuyla karakterize bir durumdur. Geçmişte çocukluk çağına özgü bir bozukluk olarak kabul edilirken DSM-5 ile tüm yaşlarda görülebilen bir bozukluk olarak tanımlanmıştır. Literatürde çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin; yetişkin dönemde görülebilecek anksiyete (örn; yetişkin ayrılık anksiyetesi, panik bozukluğu gibi) ve anksiyete dışı (major depresif bozukluk, bipolar bozukluk gibi) psikiyatrik bozukluklar için risk faktörü olabileceği yönünde çalışmalar mevcuttur. Biz de çalışmamızda çocukluk çağında sık gördüğümüz ayrılık anksiyetesinin yetişkin dönem anksiyete bozukluklarıyla ilişkisi olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 18-35 yaş arası herhangi bir ruhsal hastalığı olmayan 311 katılımcı alındı. Tarafımızca hazırlanmış sosyodemografik verilerden oluşan bir anket formunu, Ayrılma Anksiyetesi Belirti Envanterini, Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketini, Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI FORM-1) ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI FORM-2) anketlerini uygun biçimde yanıtlayan 311 katılımcıyla çalışma tamamlanarak istatistiksel analizler yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda elde ettiğimiz verilere göre çocukluk ayrılık anksiyetesi belirtilerini karşılayan 166 kişinin 123'ünde (%74,09) ayrılık anksiyetesi belirtilerinin yetişkinlikte de devam ettiği görüldü. Katılımcıların 43'ünde (%13,03) sadece çocukluk dönemi, 42'sinde (%12,7) sadece yetişkinlik dönemi ayrılık anksiyetesi puanı yüksek saptandı. Çocukluk dönemi ayrılma anksiyetesi puanı yüksek bireylerin süreğen anksiyete puanlarını istatistiksel olarak yüksek bulundu (F= 46,21, p<0,001 Adjusted R2= 0,13). Yetişkin ayrılık anksiyete puanları yüksek olan bireylerin hem durumsal hem de süreğen anksiyete puanlarını istatistiksel olarak yüksek bulundu (F=46,50, p<0,001, Adjusted R2= 0,23). Sonuç ve Öneriler: Çalışmamızda; çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin yetişkin dönem ayrılık anksiyetesiyle yüksek oranda ilişkili olduğunu aynı zamanda yetişkinlik dönemi ayrılık anksiyetesinin çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinden bağımsız olarak da ortaya çıkabileceğini saptadık. Çalışmamızda elde ettiğimiz bir diğer önemli sonuç; çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin süreğen anksiyete ile ilişkili olmasıdır. Bu durum çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin kronik anksiyete için önemli bir risk faktörü olabileceğini gösterir. Sınıflama sistemlerine yeni girmiş olan yetişkinlik dönemi ayrılık anksiyetesi durumsal ve süreğen anksiyeteyle ilişkili olması sebebiyle bu kategorinin anksiyeteye yatkınlığın bir görünümü olabileceğini düşündürmektedir. Bu konuda yapılan çalışmaların ülkemizde az olması ve farklı sonuçlar elde edilmiş olması nedeniyle daha büyük örneklemlerle yapılacak ileriye dönük izlem çalışmalarına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ayrılık anksiyetesi, süreğen anksiyete, durumsal anksiyete
Türkiye'de görev yapan güreş hakemlerinin klasmana göre kaygı durumlarının karşılaştırılması
Bu çalışmada Türkiye'de görev yapan güreş hakemlerinin (Uluslararası Güreş Hakemleri, 1. Kategori, 2. Kategori ve 3. Kategori ve Milli Hakemlerin) kaygı düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.Türkiye genelindeki 57 Uluslararası güreş hakemlerinin tamamı ve faal 119 milli güreş hakeminin 57 tanesi olmak üzere toplam 114 güreş hakemi denek olarak katıldı. Kişisel ve Sosyo-Kültürel özelliklerin belirlenmesinde yaş, medeni hal, öğrenim düzeyi, eşin öğrenim düzeyi, mesleki aylık gelir, ikamet, ailedeki birey sayısı, hakemlik yapma sebebi ve geçmişte hangi spor branşlarının yapıldığı sorularından yararlanılmıştır. Sürekli kaygı puanlarının belirlenmesi için Spielberger'in 20 sorudan oluşan sürekli kaygı envanterinin doldurulması istenmiştir. Ayrıca durumluluk kaygı puanlarının belirlenmesi için de 27 sorudan oluşan ve bilişsel kaygı, bedensel kaygı, kendine güven durumlarını belirleyen Illinois kendini değerlendirme envanteri C.S.A.I.-2 kullanılmıştır İlk olarak grubun katılımcıların sürekli kaygı puanları üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu incelemek amacıyla Tek Yönlü Varyans Analizi uygulanmıştır. Ayrıca grubun, katılımcıların bilişsel kaygı, bedensel kaygı ve kendine güven puanları üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu incelemek amacıyla Tek Yönlü Varyans Analizi (one way anova) uygulanmıştır. Analiz sonuçları incelendiğinde bilişsel kaygı ve kendine güven üzerinde grubun temel etkisini görmekteyiz. Sonuçların kaynağını belirlemek amacıyla Tukey testi uygulanmıştır.Sonuç olarak, Milli Hakemlerin bilişsel kaygı puanlarının (x=18,86, ss=3,11), Uluslararası 1. Kategori hakemlerinin puanlarından (x=15,65, ss=2,74) yüksek olduğu bulunmuştur. Yine Milli Hakemlerin kendine güven puanlarının (x=29,60, ss=3,75), Uluslararası 1. Kategori hakemlerinin puanlarından (x=32,30, ss=3,88) düşük olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Hakem, Kaygı, Sürekli kaygı, Durumluluk kaygı
Teknolojik değişimin işgörenler üzerinde yarattığı durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin incelenmesi
Örgütler çevreleriyle sürekli bir ilişki içinde bulunan açık sistemlerdir. Bu nedenle kendilerini sürekli olarak değişen koşullara uydurmak zorundadırlar. Bu değişimin yoğun olarak yaşandığı alanlardan biri teknolojidir. Teknolojik değişimin olumlu veya olumsuz etkileri uygulamadan uygulamaya değişmektedir. Yeni teknolojiler işgörenlerin yeteneklerini çabucak eskitmektedir. Ek olarak yeni ekipmanı ve sistemleri sürekli olarak iyi bilme gereksinimi, işgörende tehdit durumu ortaya çıkarmaktadır. Bu durum yeterli destek alınamazsa potansiyel kaygı kaynağı olmaktadır. Bu araştırmanın amacı, teknolojik değişimin işgörenler üzerinde yarattığı durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri arasındaki korelasyonu incelemektir. Araştırmaya Eskişehir Vergi Dairesi Başkanlığı?nda görev yapan 141 işgören katılmıştır. İşgörenlerin teknolojik algı düzeylerini belirlemek amacıyla işgörenlere, ``Teknolojik Değişim Algı Ölçeği??, işgörenlerin durumluk ve sürekli kaygı düzeylerini değerlendirmek amacıyla işgörenlere ``Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri?? uygulanmıştır. İşgörenlerle ilgili bazı bilgileri elde etmek için araştırmacı tarafından oluşturulan ``Demografik Özellikler Anketi?? kullanılmıştır. Veriler, SPSS 16.0 istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizi sırasında aritmetik ortalama, standart sapma, ikili değişkenler için t-testi ve çoklu değişkenler için varyans analizi kullanılmıştır. Gruplar arası farkın kaynağını bulabilmek için Tukey veya Tamhane testi yapılmıştır. Ölçeklerin birbiri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olup olmadığını belirlemek için Pearson Korelasyon analizi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Teknolojik Değişim, Durumluk ?Sürekli Kaygı
Profesyonel futbolcularda durumluk kaygı düzeyini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
ÖZET Günümüzde, spor dünyasının en önemli kavramları içerisinde yer alan yüksek performansa ulaşma ve sportif basan elde etme düşüncesi, sporcuların fiziksel, ruhsal ve duygusal yönden daha iyi gelişimi ile mümkün olmaktadır. Özellikle büyük miktarda maddi beklentinin olduğu, seyirci, medya ve yakın çevrenin baskısı altında müsabakalara katılan sporcuların normal ruh sağlığının korunması ile yüksek kaygı seviyesinden uzak tutulması amacıyla sporcularda kaygıya neden olan faktörlerin bilinmesi onlara yardım sürecinde en Önemli yeri oluşturmaktadır. Bu amaçla yapılan bu çalışmada futbolcuların durumluk kaygı düzeylerini etkileyen faktörlerin neler olduğunun tespit edilmesi ve bunların farklı lig ve kategorilerde mücadele eden futbolcular üzerindeki etkilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu çerçevede dördüncü bölümde profesyonel futbolcuların durumluk kaygı düzeylerini etkileyen faktörler ele alınarak, oyuncular hangi davranış ve şartlarda kaygı düzeylerinin yükseldiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye Profesyonel Futbol Liglerinde oynayan 4231 profesyonel futbolcu oluşturmuş ve toplam 201 futbolcunun cevapladığı anket formu Örneklem grubunu oluşturmuştur. Verilerin analizinde SPSS 12 paket programı kullanılmıştır. Futbolcuların kişisi bilgileri takımlara göre frekans ve yüzde dağılımları alınarak belirlenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde kişisel bilgiler bölümündeki değişkenler ile durumluk kaygı düzeyi ölçeğindeki sorular arasında Monte Carlo Simülasyonu kullanılarak Ki-kare testi uygulanılarak ilişki aranmış ve elde edilen sonuçlar değerlendirmeye alınmıştır. Sonuç olarak, profesyonel futbolcular üzerinde yapılan çalışmada sporcuların durumluk kaygı düzeylerini etkileyen faktörlerin farklı şekillerde kendini gösterdiği ve bunlar içerisinde de sporcuların durumluk kaygı düzeyinin farklı şekillerde etkilendiği görülmüştür. Bütün sporcuları aynı şekilde motive etmenin sporcular üzerine farklı etkilerde bulanabileceğinin göz önünde bulundurulmalıdır.
Eurohockey Indoor Clup 2022 men organizasyonuna katılan sporcuların durumluk kaygı düzeylerinin mental iyi oluşlarına ve psikolojik dayanıklıklarına etkisi
Bu çalışmanın amacı Eurohockey indoor clup 2022 erkekler organizasyonuna katılan sporcuların durumluk kaygı düzeylerinin mental iyi oluşlarına ve psikolojik dayanıklılıklarına etkisini incelemektir. Bu amaçla çalışmaya 70 sporcu katılmıştır. Sporculara durumluk kaygı, mental iyi oluş ve psikolojik dayanıklılık anketleri uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Analizler için One Way Anova testi kullanılmıştır. Ortaya çıkan anlamlı farklılıkların hangi grup lehine olduğunu belirlemek için ise Post Hoc LSD tekniğinden faydalanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sporcuların durumluk kaygı düzeyleri, mental iyi oluş ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri birbirlerinden anlamlı derecede farklılaşmıştır. Buna ek olarak durumluk kaygı düzeylerinin mental iyi oluş ve psikolojik dayanıklılık üzerinde etkisinin incelendiği verilerde de yine sporcular arasında anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Sonuç olarak sporcuların durumluk kaygı düzeylerinin mental iyi oluş ve psikolojik dayanıklılık üzerine anlamlı etki oluşturduğu söylenebilir.
Günübirlik ortopedik cerrahi geçirecek çocukların ebeveynlerinin anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi
Araştırma, günübirlik cerrahi girişim uygulanan 0-18 yaş grubundaki çocukların ebeveynlerinin anksiyete düzeylerini değerlendirmek amacıyla, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte planlanmış bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, İstanbul'da T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Ağustos-Şubat 2019 tarihleri arasında, Ortopedi Kliniği'ne günübirlik ortopedik cerrahi girişim nedeniyle başvuran çocukların ebeveynleri, örneklemini ise; araştırmaya katılmayı kabul eden (91) ebeveynler oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Ebeveyn Bilgi Formu" ve "Durumluk ve Süreklik Kaygı Ölçeği" kullanıldı. Verilerin analizi, bilgisayar ortamında SPSS 22.00 paket programı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı istatistikler kullanarak yapıldı. Ebeveynlerin %51,6'sının 35 yaş ve altında, %59,3'ünü annelerin olduğu, %41,8'inin ev hanımı, %94,5'inin evli, %48,4'ünün lise mezunu ve %54,9'unun çalıştığı; çocukların ise, %28,6'sının 12-15 yaş arasında olduğu, %75,8'inin okula gittiği ve %31,9'unun lisede eğitim gördüğü belirlendi. Ebeveynlerin Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamaları sırasıyla 54,62±8,65 ve 43,09±6,99 olduğu belirlendi. Annelerin Sürekli Kaygı puan ortalamalarının, babaların Sürekli Kaygı puan ortalamalarından yüksek olduğu saptandı (p<0,01). Anestezi hakkında bilgilendirilen ebeveynlerin Durumluk Kaygı puan ortalamaları, bilgilendirilmeyen ebeveynlerin Durumluk Kaygı puan ortalamalarından yüksek olduğu belirlendi (p<0,01) Sonuç olarak, ebeveynlerin Durumluk ve Sürekli Kaygı puanlarına göre, orta düzeyde anksiyete deneyimledikleri belirlendi. Ebeveynlerin, günübirlik ortopedik cerrahi girişim öncesinde anksiyete düzeylerini etkileyen bazı bireysel faktörler olduğu saptandı. Bu doğrultuda, hemşirelerin günübirlik ortopedik cerrahi girişim uygulanacak ebevenlerinin anksiyete düzeylerini azaltmak amacıyla, gereksinim duydukları eğitimi planlaması, duygu ve düşüncelerini paylaşabilecekleri destek gruplarını sağlaması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Günübirlik cerrahi girişim, ortopedi ve travmatoloji, ebeveyn, Durumluk- Sürekli Kaygı Envanteri, anksiyete, hemşirelik bakımı
Onkoloji hastalarında siberkondri, kaygı ve tedaviye uyum arasındaki ilişkinin incelenmesi
Kanser hastalığı, insanları korkutan ve kaygılandıran bir durumdur. Bu nedenle kanser tanısı alan hastalar, bu süreçte baş etmek için çeşitli bilgi arama yollarına başvurmaktadır. İnternet, bu bilgi arama sürecinde en yaygın kullanılan kaynaklardan biridir. Ancak, internetin kullanım biçimi ve sonuçları, siberkondri olarak adlandırılan sağlık konusundaki kaygı ve endişeleri artırabilen aşırı veya tekrarlayan aramalara dönüşebilir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, onkoloji hastalarında siberkondri, kaygı ve tedaviye uyum arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama modelinde tasarlanan araştırmada amaçlı örneklem yöntemi kullanılarak bir üniversite hastanesinin tıbbi onkoloji kliniğinde 01.08.2023-01.11.2023 tarihleri arasında ayaktan ya da yatarak tedavi gören 102 hastaya ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında, kişisel bilgi formu, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği, Spielberger Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri Kısa Formu ve Tedaviye Uyum Soru Formu kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplanan verilerin analizinde, betimsel istatistikler için sayı ve yüzde dağılımları, değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde Pearson korelasyon analizi, araştırma sorularının cevaplanmasında ise t testi, ANOVA ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre lisansüstü mezunu katılımcıların siberkondri puanı, lise mezunlarına göre, tedaviye uyumsuz katılımcıların siberkondri puan tedaviye uyumlu katılımcılara göre istatistiki olarak anlamlı ve yüksek çıkmıştır. Katılımcıların sürekli kaygı düzeyi ile Siberkondri Ciddiyet Ölçeğinin diğer boyutları ile anlamlı bir ilişki bulunamamış ancak aşırı kaygı alt boyutu ile arasında pozitif yönlü ve istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Katılımcıların siberkondri ciddiyet ölçeği puan ortalaması 65,98±16,27'dir.Bu çalışma elde edilen bulgular doğrultusunda, onkoloji alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarına, onkoloji hastalarının ve yakınlarının bilgi edinme sürecinde yaşadığı sorunları ve kaygılarıyla başa çıkabilmeleri için psikososyal destek sunma konusunda önemli katkıları olabilir. Anahtar Kelimeler: Onkoloji, Kanser, Kaygı, Tedaviye uyum, Siberkondri
Güreşçilerde müsabaka öncesi imgeleme düzeyinin durumluk kaygıya etkisi
Bu araştırmanın amacı, güreşçilerde müsabaka öncesi imgeleme düzeyinin durumluk kaygıya etkisinin incelenmesidir. Çalışma grubunu, Ankara, Şanlıurfa, Elazığ, Kayseri illerinde, yapılan greko –romen güreş grup ve Türkiye şampiyonası müsabakalarına katılan 11-18 yaş arası 300 erkek güreşçi oluşturmuştur. Katılımcılara yaş, eğitim durumu, kaç yıldır güreş yaptığı, milli sporcu olma durumu, anne baba eğitim düzeyi gibi sorulara cevap arayan demografik bilgi formu, durumluk kaygı ölçeği ve sporda imgeleme envanteri uygulanmıştır. Envanterden çıkan veriler SPSS.22 paket programına işlenerek analiz işlemleri yapılmıştır. Demografik bilgilere yönelik aritmetik ortalama, standart sapma, frekans ve yüzde dağılımları içeren açıklayıcı istatistikler sunulmuştur. Durumluk kaygı ve sporda imgeleme ölçekleri alt boyutlarının bazı demografik değişkenlerle ilişkisini belirlemek amacıyla ilk etapta çarpıklık ve basıklık (SkewnessandKurtosis) testlerine bakılmış olup, testin neticesine göre Bağımsız Örneklem T (İndependentSample T) ve Tek Yönlü Varyans Analizi (OneWayAnova) testleri yapılmıştır. Değişkenler arasında farklılıklar bulunması durumunda ise bu farklılıkların hangi grup veya gruplardan kaynaklandığını belirlemek amacı ile ise Post-Hoc testlerinden homojen dağılım sonuçlarına göre Tukey HSD ve Dunnet T3 testleri kullanılmıştır. Ayrıca değişkenler arasındaki etki seviyesini belirlemek için regresyon analizinden yararlanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Yapılan regresyon analizi neticesinde, güreşçilerin müsabaka öncesi imgeleme dereceleri ile durumluk kaygı dereceleri arasında istatistikî olarak olumlu yönde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Genel olarak araştırma sonuçlarına bakıldığında; imgeleme düzeyinde yaş, spor yılı, milli sporcu olma durumu, ailede güreş yapan kişi, baba eğitim düzeyi ve yaşanılan yer değişkenlerinin etkili olduğu, imgeleme düzeyinin artmasının durumluk kaygı düzeyinde düşüşe sebep olduğu tespit edilmiştir.
Psikodrama ve bilişsel davranışçı terapi yöntemi ile grup çalışmasının sınav kaygısı yaşayan öğrencilerin kaygıları üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı bilişsel davranışsal teknikler ile psikodrama teknikleri kullanılarak yapılan grupla psikolojik danışma uygulamalarının öğrencilerin sınav kaygısını azaltmadaki etkileri karşılaştırmalı olarak incelemektir. Araştırma, iki deney ve kontrol gruplu ön test, son test modeline dayalı yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırma, İstanbul'da bulunan bir özel okulda öğrenim gören onuncu ve onbirinci sınıf öğrencileriyle gerçekleştirilmiştir. Yapılan uygulama ve değerlendirme sonucunda öğrencilerden, sınav ve durumluluk-süreklilik kaygı düzeyleri en yüksek olan toplam 32 öğrenci seçilmiştir. Rastgele yöntemle bilişsel davranışçı terapi grubuna 10, psikodrama grubuna 11, kontrol grubuna 11 kişi atanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenlerinden sınav kaygısı "Sınav Kaygısı Envanteri" ile ölçülmüştür. Diğer bağımlı değişkenler olan durumluluk ve süreklilik kaygı düzeyleri de, "Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği" ile ölçülmüştür. Ölçekler, deney ve kontrol gruplarına ön test olarak verilmiştir. Birinci deney grubuna, araştırmacı tarafından gerçekleştirilen psikodrama teknikleri kullanılarak yapılan grupla psikolojik danışma 10 oturum, ikinci deney grubuna ise yine araştırmacı tarafından gerçekleştirilen bilişsel davranışçı terapi teknikleri kullanılarak yapılan grupla psikolojik danışma 8 oturum halinde uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Uygulamalar bittikten sonra ölçekler son test olarak tekrar verilmiştir. Uygulanan deneysel işlemin sonucunda elde edilen bulgular Kruskal Wallis-H testi, Mann Whitney-U testi ve Wilcoxon test tekniği ile incelenmiştir. Bulgular; psikodrama teknikleri kullanılarak yapılan grupla psikolojik danışma uygulamalarının kontrol grubuna göre sınav kaygısı toplam puan, duyuş, kuruntu, durumluluk kaygı puanları üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Süreklilik kaygı puanları üzerinde ise etkisi bulunamamıştır. Bilişsel davranışçı tekniklerle yapılan grupla psikolojik danışma uygulamalarının kontrol grubuna göre sınav kaygısı toplam puan, duyuş, kuruntu, puanları üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Durumluluk ve süreklilik kaygı puanları üzerinde ise etkisi bulunamamıştır. Karşılaştırmaya ilişkin analizlerde, psikodrama teknikleri ile uygulama yapılan grubun, bilişsel davranışçı tekniklerle yapılan gruba göre öğrencilerin toplam sınav kaygısı, duyuş ve kuruntu alt bölümü ve durumluluk kaygı üzerinde göre daha etkili olduğu görülmüştür. Her iki çalışma grubu süreklilik kaygı puanları açısından karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Sınav kaygısı, Durumluluk kaygı, Süreklilik kaygı, Bilişsel Davranışçı Terapi, Psikodrama
Anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisi
ÖZET Anjiyografi Öncesi Planlı Hasta Eğitiminin Durumluk, Sürekli ve Ölüm Kaygısı Üzerine Etkisi Şevket CENGİZHAN, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans, Gaziantep 2018 Bu araştırma Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde 05.10.2017-10.05.2018 tarihleri arasında koroner anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, dahil olma kriterlerine uyan 50 eğitim grubunda, 50 kontrol grubunda olmak üzere toplam 100 hasta üzerinde yapıldı. Veriler "Kişisel Özellikler Soru Formu", 'Ölüm Kaygısı Ölçeği'' ve "Spielberger Durumluk - Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler araştırmacı tarafından bilgisayar ortamında SPSS 24.0 (The Statistical Package for the Social Sciences- PC Version 21.0) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde; %97'sinin 31-61 yaş aralığında olduğu, %68'inin erkek, %86'sının evli ve çoğunluğunun lise mezunu olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %55'inin il merkezinde yaşadığı, çoğunluğunun eş ve çocuklarıyla yaşadığı, serbest çalıştığı ve gelirinin giderinden az olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin sosyo- demografik özellikleri incelendiğinde; yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaşanılan yer, yaşanılan kişiler, iş ve meslek durumu, gelir durumu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Gruplarımız benzer özellikte olup, homojen dağılım göstermiştir. Katılımcıların sürekli kaygı ölçeği incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi sürekli kaygı düzeylerinin, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı, Durumluk kaygı ölçeğine ilişkin bulgular incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi durumluk kaygı düzeyleri, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı görülmüştür. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların ölüm, durumluk ve süreklilik kaygı düzeylerinin eğitimle giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anjiyografi, Ölüm Kaygısı, Durumluk kaygısı, Süreklik Kaygısı.
Okçularda mental stres ve kaygı durumunun posturel stabilite ve atış başarısı üzerine etkisinin salınım analizi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada çocuk sporcularda kaygı durumları ile ilişkili olarak, stres durumunda performanslarının nasıl etkilendiğini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Manisa ilinde Gençlik Spor Kulübüne kayıtlı ve ailesinin onam verdiği 11-14 yaş arası 22 (6 kız, 16 erkek) lisanslı okçu ile çalışma planlandı. Katılımcıların kaygı durumlarını ve stres anındaki kaygı durumlarını ölçmek için "Anksiyete Duyarlık İndeksi-3" (ADİ-3) ve "Durumluk-Sürekli Anksiyete Envanteri" (DSAE) ölçeğinin çocuk versiyonu kullanıldı. Stres oluşturmak için "Trier Social Stres Test" çocuk versiyonun aritmetik bölümü kullanıldı. Stres belirteci olarak dakikadaki kalp atım sayısı veri olarak kabul edildi. Katılımcılara pedobarografi cihazı ile hem stres uygulamadan önce yapılan hem de stres uyguladıktan sonra yapılan ok atışları öncesi statik postural kontrol değerlendirmesi yapıldı. Performansı değerlendirmek için stres öncesi ve sonrası olmak üzere iki kez, 18 metreden hedefe 10 ok atışı yaptırıldı. Atışlar sırasında göğüse takılan sensör ile (Polar RS400) anlık kalp atım sayısı kaydedildi. Çalışma sonucu elde edilen veriler "SPSS for Windows 15 programında" değerlendirildi. Bulgular: Çalışmada genel kaygı durumunun atış başarısı ile ters yönlü korelasyon gösterdiği gözlendi; stres sonrası atış puanlarının ADİ-3 toplam puanı (r:-0,513; p=0,021) ve sosyal alt grup puanı ile (r:-0,634; p=0,003) ve DSAE sürekli kısmında ölçülen kaygı durumu ile (r:-0,458; p=0,042) anlamlı ilişkili olduğu saptandı. Stres uygulaması ile kalp atım hızında anlamlı artış ve postural kontrolde anlamlı bozulma tespit edilmediği gibi, stres öncesi ve stres sonrası atış başarısı arasında da anlamlı fark saptanmadı. Sonuçlar: 11-14 yaş grubu çocuklarda genel kaygı durumu arttıkça, stres uyaranı karşısında atış başarısının olumsuz yönde etkilendiği gösterildi
İntrapartum dönemde kanıta dayalı uygulamalar doğrultusunda sunulan destekleyici hemşirelik bakımının etkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırma, intrapartum dönemde kanıta dayalı uygulamalar doğrultusunda sunulan destekleyici hemşirelik bakımının etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü ve deneysel olarak yürütülen bu çalışma, Eylül 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında Balıkesir ilinde bir kamu hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini (deney=52, kontrol=52) 104 gebe oluşturmuştur. Deney ve kontrol grupları gebelerin yaş grubu, eğitim durumu, beden kitle indeksi, doğum ve gebelik sayısı ile doğum öncesi hazırlık sınıflarına katılma durumu göz önüne alınarak eşleştirilmiştir. İntrapartum dönemde deney grubunda gebelere destekleyici hemşirelik bakımı kontrol grubunda olan gebelere rutin hemşirelik bakımı verilmiştir. Verilerin toplanmasında gebenin tanıtıcı özellikleri soru formu, Durumluk Kaygı Ölçeği, Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS) ve ağrı diyagramı doğum eylemi ve doğum sonu değerlendirme formu kullanılmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubunda yer alan gebelerin sosyodemografik ve obstetrik özellikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. İntrapartum dönemde doğum ünitesine başvuruda deney ve kontrol grubundaki kadınların Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Deney grubundaki gebelerin latent, aktif ve geçiş fazında destekleyici hemşirelik bakımı öncesi ve sonrası Durumluk Kaygı Ölçeği ve VAS puan ortalamaları kontrol grubundaki gebelere göre istatistiksel anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p=0,000). Sonuçlar: İntrapartum dönemde kanıta dayalı uygulamalar doğrultusunda sunulan destekleyici hemşirelik bakımının algılanan doğum ağrısı, durumluk kaygı düzeyleri, doğum süresi, doğumun zorluk algısı, ikinci derece laserasyonda azalma, yenidoğanın birinci ve beşinci dakika Apgar puanlarına ve doğum sonrası memnuniyetine etkisi olduğu bulunmuştur (p<0,05). Anahtar kelimeler: İntrapartum dönem, destekleyici hemşirelik bakımı, durumluk kaygı.
Sanal hasta ziyaretinin koroner arter baypas greft cerrahisi sonrası stres yanıta etkisinin incelenmesi
Sanal hasta ziyaretinin stres yanıta etkisi bilinmemektedir. Bu çalışma ile sanal ziyaretin koroner arter baypas greft cerrahisi sonrası serum kortizol seviyesi ve durumluk kaygı puanına etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Araştırma 1 Aralık 2022-1 Mart 2023 tarihleri arasında bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Kalp Damar Cerrahisi YBÜ'de yapılan önce-sonra kontrollü klinik bir çalışmadır. Araştırmaya başlamadan önce etik onay alındı (Onay no: 2022/221). Koroner arter baypas greft cerrahisi sonrasında en az 12 saatini doldurmuş hastalar, 20-30 dakika aile üyeleri ile görüntülü görüşme programı (zoom) ile görüştürüldüler. Hastalar sanal ziyaretten bir saat önce (T0) ve sanal ziyaretten bir saat sonra (T1) değerlendirildiler. Serum kortizol; Enzim Linked İmminosolbent Assay (ELISA) yöntemi ile kaygı ve ağrı seviyesinin belirlenmesinde görsel kıyaslama ölçeği kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edildi. Hastaların yaş ortalaması 62.80±9.13, BKI ortalaması 27.62±4.47, %78.7'si erkek, % 78.7'si evli, % 75.4'ü ilköğretim mezunudur. Hastaların T0 serum kortizol seviyeleri 36.50±15.69, T1 serum kortizol seviyeleri 34.93±15.37 dir. Karşılaştırıldığında aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). T0 ölçümünde durumluk kaygı seviyesi puan ortalaması 3.75±3.31 T1 ölçümünde durumluk kaygı puan ortalaması 2.30±2.66 olarak ölçüldü. Karşılaştırıldığında ise aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p=0.002) (p<0.05). T0 ve T1 ölçümlerinde serum kortizol seviyesi ile durumluk kaygı puanları arasında pozitif yönde orta seviyede bir korelasyon olduğu belirlendi (sırasıyla; p=0.001, p=0.005). T0 ölçümüne göre T1 ölçümünde hastaların %72'sinin serum kortizol seviyesinin azaldığı, %23'ünün arttığı, hastaların %62'sinin kaygı seviyesinin azaldığı, %28'inin ise arttığı bulundu. Sonuç olarak, sanal hasta ziyaretleri hastaların önemli bir bölümünün stres düzeylerini olumlu etkilemektedir. Bu konuda farklı hasta gruplarında geniş örneklemli çalışmalar yapılmalıdır. Sanal ziyaretin hastalar üzerindeki etkilerinin niteliksel çalışmalar ile de araştırılmasını önermekteyiz.
Kolonoskopi sırasında dinletilen müziğin ağrı, anksiyete ve hasta konforuna etkisi
Amaç: Araştırma; kolonoskopi sırasında dinletilen müziğin ağrı, anksiyete ve hasta konforuna etkisini belirlemek amacı ile randomize kontrollü girişim çalışması olarak planlandı ve uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma örneklemini; 15 Ekim 2015-15 Eylül 2016 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı endoskopi ünitesinde kolonoskopi işlemi yapılan ve çalışma kriterlerine uyan 112 birey oluşturmaktadır (56 girişim, 56 kontrol). Araştırma öncesinde etik kurul onayı ve hastalardan onam alındı. Veriler kişisel bilgi formu, ağrı ve konfor düzeyini belirlemek için Visual Analog Skala (VAS) ve Spielberg Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Girişim ve kontrol grubundaki hastaların kolonoskopi öncesinde endoskopi ünitesinde Spielberg Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılarak anksiyeteleri ölçüldü. Girişim grubundaki hastalara kolonoskopi sırasında 30 dakika mp3 müzik çalar ve kulaklık yardımı ile müzik dinletildi. Kontrol grubundaki hastalara rutin uygulamalar dışında herhangi bir uygulama yapılmadı. Girişim grubundaki hastaların VAS-ağrı ve VAS-konfor düzeyi işlem öncesi ve sonrasında, yaşam bulguları kolonoskopi öncesi, kolonoskopinin 15., 30. ve 45. dakikalarında ve kolonoskopi sonrasında ölçülerek kayıt edildi. Spielberg Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kolonoskopiden sonra tekrar uygulandı. Kontrol grubundaki hastaların ise aynı parametreleri aynı sürelerde ölçülerek kayıt edildi. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Ki kare, Student t testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon işaretli sıra testi kullanıldı. Grupların zaman içerisindeki değişimleri tekrarlayan ölçümlerde ANOVA ve Friedman testi ile değerlendirildi. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların kolonoskopi öncesi VAS-ağrı puan ortalaması 2,75±0,92 iken, işlem sonrası 1,73±0,94 olarak saptandı. Kontrol grubunun kolonoskopi öncesi VAS-ağrı puan ortalaması 2,10±0,73 iken, işlem sonrası 4,51±1,71 olarak belirlendi. Girişim grubundaki hastaların kolonoskopi öncesi VAS-konfor toplam puan ortalaması 2,83±0,82 iken, işlem sonrası 6,60±1,92, kontrol grubunun ise kolonoskopi öncesi 3,16±068 iken, işlem sonrası 1,42±0,93 olduğu tespit edildi. Girişim grubundaki hastaların kolonoskopi öncesi Spielberg Durumluk Kaygı puan ortalaması 46,35±5,09 iken işlem sonrası 42,50±4,86, kontrol grubunun ise kolonoskopi öncesi 46,14±4,88 iken işlem sonrasında 48,94±0,20 olarak bulundu. Her iki grubun kolonoskopi öncesi ve sonrasında VAS-ağrı, VAS-konfor ve Spielberg Durumluk Kaygı puanları arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Girişim grubundaki hastaların kontrol grubuna göre işlem sonrası ağrıları ve anksiyete düzeyleri azalırken konfor düzeyleri arttı. Gruplar arasında kolonoskopi öncesi ve sonrası Spielberg Sürekli Kaygı puanı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmedi (p>0,05). Girişim grubundaki hastaların kontrol grubuna göre müzik dinletilmesi sonrası oksijen saturasyonu hariç diğer parametre değerlerinde (nabız, solunum, sistolik ve diyastolik kan basıncı) azalma görüldü. Sonuçlar: Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda; kolonoskopi sırasında dinletilen müziğin hastaların ağrı ve anksiyetesini düşürdüğü, konforunu arttırdığı ve vital bulguları olumlu yönde etkilediği saptandı. Kolonoskopi gibi invaziv işlemler sırasında farmakolojik yöntemlere ek olarak müzik dinletilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler:Kolonoskopi, müzik, ağrı, anksiyete, hasta konforu
Koronavirüs (Covid-19) pandemisi sürecinde beden eğitimi öğretmenlerinin kaygı düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada Koronavirüs (Covid-19) Pandemisi Sürecinde Beden Eğitimi Öğretmenlerinin Covid-19 salgını dönemindeki kaygı seviyelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Nicel araştırma metotlarında yer alan tarama modeli araştırma metodu olarak kullanılmıştır. Araştırmanın kapsamını toplamda 268 Beden Eğitimi ve Spor Öğretmeni oluşturmaktadır. Elde edilen veriler çevrimiçi anket metodu ile toplanmıştır. Araştırmada 1964 yılında Spielberg ve arkadaşları tarafından geliştirilmiş Le Compte ve Öner tarafından ise Türkçe uyarlaması standardizasyonu 1974-1977' de yapılmış 4' lü likert tipli ölçek kullanılmıştır. Yapılan araştırmanın veri analizlerinin yapılabilmesi için SSPS 26 (Statistical Package for Social Science) istatistik paket program kullanılmış ve dataların elde edilmesinden sonra katılımcı bireylerin ölçeklendirmede bulunan maddelere verdiği her cevap SSPS programına aktarılmıştır. Verilerin homojenlik ve varyansları test edilmiş, normalite durumlarına uygun testler tercih edilmiştir. İkili karşılaştırmalarda Independent Samples T Test, farklılık kaynağının tespit edilmesinde ise Tukey HSD testi ve çoklu kıyaslamalarda ise One-Way Anova kullanılmıştır. Bu araştırmada cinsiyet değişkenine göre durumluk kaygı değerinden istatistiki bir değişim gözlenmemiştir. Erkeklere ait sürekli kaygı ortalama değerlerinin kadınlarınkinden istatistiki olarak yüksek olduğu görülmüştür. Medeni durum ve yaş faktöründe durumluk ile sürekli kaygı ortalamaları kıyaslandığında herhangi bir fark tespit edilememiştir. Baba eğitim durumu faktörüne bağlı kaygı değişiminde istatistiki olarak bir fark gözlenmemiştir. Anne eğitim durumu faktörüne bağlı kaygı değişiminde annesi ortaokul mezunu olanların durumluk ve sürekli kaygı değerlerinin annesi ilkokul ve lise mezunlarına göre istatistiki anlamda yüksek olduğu görülmüştür. Bu çalışma bulgularına dayanarak; Covid-19 salgını sürecinde erkek öğretmenlerin kadın öğretmenlere nazaran kaygı düzeyinin daha yüksek olduğu, yaş medeni durum ve baba eğitim düzeyine bağlı olarak kaygı değerlerinde istatistiki değişim olmadığı, anne eğitim düzeyi ortaokul olan öğretmenlerin diğer eğitim kademelerinden istatistiki anlamda daha yüksek değere sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler : Kaygı, Covid-19 süreci, Öğretmen, Beden Eğitimi
Şiddetten dolayı kadın sığınma evi ve acil servise başvuran kadınların durumluluk kaygı düzeyi, benlik saygısı ve problem çözme becerilerinin incelenmesi
Araştırmada, şiddetten dolayı kadın sığınmaevi ve acil servise başvuran kadınların durumluluk kaygı düzeyi, benlik saygısı ve problem çözme becerilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Aralık 2018-Ağustos 2019 tarihlerinde şiddete maruz kalma sebebiyle acil servise ve kadın sığınmaevine başvuran kadınlar, örneklemini sığınmaevinde kalan 45 kadın ile acil servise başvuran 37 kadın olmak üzere toplam 82 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında sosyo-demografik bilgiler formu, Durumluluk ve Sürekli Kaygı Envanteri, Coppersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Problem Çözme Envanteri ölçekleri kullanılmıştır. Problem çözme envanterinin, problem çözme yeteneğine güven alt boyutu puan ortalaması 35.0±15.3, yaklaşma-kaçınma alt boyutu puan ortalaması 39.7±15.3, kişisel kontrol alt boyutu puan ortalaması 16.1±3.6, toplam puan ortalaması 90.9±28.6, durumluluk kaygı ölçeği toplam puan ortalaması 45.9±5.5, benlik saygısı toplam puan ortalaması 12.3±2.0 olarak ortalamanın altında bulunmuştur. Ayrıca, Problem çözme ölçeği toplam puan ortalaması ile benlik saygısı toplam puan ortalaması arasında ve durumluluk kaygı toplam puan ortalaması ile benlik saygısı toplam puan ortalaması arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05).
Spor tırmanışta rota zorluğunun zihinsel dayanıklılık ve kaygı üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, spor tırmanış sırasında rota zorluğunun zihinsel dayanıklılık ve durumluk kaygı düzeyi üzerine etkisinin incelenmesidir. Tezimiz, kontrol uygulaması içeren deneysel çalışma şeklinde tasarlanmıştır. Bu kapsamda çalışma grubu, orta seviyede spor tırmanış becerisine sahip 34 sporculardan meydana gelmiştir. Sporculardan kolay ve belirttikleri tırmanış yeteneklerinden zor olacak şekilde iki rotada tırmanmaları istenmiştir. Tırmanışlar öncesinde ve sonrasında durumluk kaygı envanteri ve zihinsel dayanıklılık ölçeği uygulanmıştır. Tırmanışlar 15 m yüksekliğinde negatif eğimleri olan tırmanış duvarında lider tırmanış stilinde yapılmıştır. Tırmanış rotalarının zorlukları ve standardizasyonu elit seviyede tırmanış yapan iki sporcu tarafından yapılmıştır. Verilerin analizinde bağımlı değişkenlerde Paired Samples T Test, bağımsız değişkenlerin analizinde, iki grup olanlarda Independent Samples T Test ve ikiden fazla olan gruplarda One Way Anova testi kullanılmıştır. İlişkilerin incelenmesinde ise korelasyon analizi yapılmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda, her iki rotada tırmanış öncesi ve sonrası durumluk kaygı seviyelerinde anlamlı bir değişim tespit edilmiştir. Ayrıca, zor rotada tırmanış öncesi kaygı seviyesi ile kolay rota tırmanışı öncesi kaygı seviyesi arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Kolay ve zor rotada tırmanış sonrası zihinsel dayanıklılık puanları arasında da anlamlı fark olduğu görülmüştür. Medeni durum değişkenine göre, zor rota öncesi durumluk kaygı seviyesinde evliler lehine anlamlı farka rastlanmıştır. Zihinsel dayanıklılık ile medeni durum arasında bir fark bulunmamıştır. Cinsiyet, yaş, deneyim, öğrenim durumu, antrenman sıklığı ve tırmanış yeteneğine göre durumluk kaygı ve zihinsel dayanıklılıkta anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Sonuç olarak, rota zorluğunun orta seviye tırmanış yeteneğine sahip sporcularda durumluk kaygıyı etkilediği söylenebilir. Orta seviye tırmanış yeteneğine sahip sporcular için rota zorluğu zihinsel dayanıklılıkta fark yaratacak bir etken olarak gözükmemektedir. Spor tırmanışta, durumluk kaygı ile zihinsel dayanıklılığın hafif düzeyde ilişki içinde olduğu da söylenebilir.
Çalışanların iş stresi ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi (Adana Havalimanı örneği)
Havacılık sektörü çalışma yoğunluğu ve hata kabul etmeyen yapısı ile iş stresi ve kaygının yüksek olduğu bir çalışma alanıdır. Bu araştırmada havalimanında çalışan bireylerin iş stresi ve kaygı düzeylerinin incelenmesi, iş stresi ile durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Adana Havalimanındaki Havaş Yer Hizmetleri çalışan 110 katılımcıyla gerçekleştirilen bu araştırmada veri toplama aracı olarak 4 bölüm 49 ifadeden oluşan anket formundan yararlanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların büyük çoğunluğunun D seviyesinde iş stresine sahip çalışanlardan oluştuğu tespit edilmiştir. Bu stres düzeyi sağlık ve verimlilik açısından en elverişli iş stresi düzeyidir. Çalışmaya katılanların çoğunluğu tarafından algılanan iş stresinin bu düzeyde olması kurumda, havalimanı gibi zor şartlarda işi gözünde büyütmeden, sakince çalışabilecek potansiyelde kişilerin işe alımı olduğuna ve doğru seçimler yapıldığına işaret etmektedir. Çalışanların iş stresi ile durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır.
Türkiye profesyonel futbol liglerinde mücadele eden futbolcuların müsabaka öncesi kaygı düzeylerinin kişilik özelliklerine göre incelenmesi
Bu araştırmada Türkiye profesyonel futbol liglerinde mücadele edilen futbolcuların müsabaka öncesi kaygı düzeyleri ile kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda elde edilen veriler, Süper Lig, TFF 1. Lig, TFF 2. Lig ve TFF 3. Ligde bulunan takımlar arasından rastgele seçilen 40 takımdan 316 futbolcuya uygulanan ölçekler ile toplanmıştır. Uygulama formu, 15 maddelik Sosyodemografik Form, 20 maddelik STAI Form TX-1 ve 30 maddelik Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi olmak üzere üç ölçekten oluşmaktadır. Katılımcılardan elde edilen veriler, SPSS ile analiz edilmiştir. Veri analizleri STAI Form TX-1 için ölçekten elde edilen toplam puan, Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi için alt boyutlardan elde edilen puan üzerinden gerçekleştirilmiştir. İlişkisel tarama yöntemi kullanılarak yapılan bu çalışmanın normal dağılım göstermesinden dolayı parametrik testler kullanılmıştır. Bu doğrultuda iki bağımsız grup ortalamaları arasındaki niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup ortalamaları arasındaki niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında ANOVA testi kullanılmıştır. ANOVA testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Tukey ve Tamhane's testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında da pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Futbolcuların müsabaka öncesi kaygı düzeyleri ile uyumluluk, sorumluluk ve deneyime açıklık arasında negatif yönlü anlamlı, dışadönüklük ve duygusal denge arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Futbolcuların müsabaka öncesi kaygı düzeyleri yaşlarına, cezalı duruma düşme durumlarına, medeni durumuna, profesyonel futbolculuk süresine, ailelerinde başka sporcu olma durumlarına ve müsabaka öncesi ortalama uyku sürelerine göre farklılaşmaktadır. Futbolcuların kişilik özellikleri,bulundukları lig, cezalı duruma düşme sıklığına, eğitim durumunagöre farklılık göstermektedir.
Lise öğrencilerinin durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri ile kendini sabote etme davranışının incelenmesi
Bu çalışma, bireylerin sosyal yaşam ve akademik hayatlarını yüksek ölçüde etkilediği bilinen kendini sabote etme davranışının karşılaştırmalı olarak durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri ile arasındaki ilişkinin, demografik değişkenler de göz önünde bulundurularak belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel bir çalışmadır. Araştırmada yer alan katılımcı grubu; 2020-2021 Eğitim-Öğretim yılı içerisinde Adana il merkezine bağlı sınavsız öğrenci alan okullardan randomize olarak seçilen Seyhan, Çukurova ve Yüreğir merkez ilçelerinde Anadolu ve İmam Hatip Liselerinde öğrenim gören 539 lise öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olan kendini sabote etme davranışı düzeyini ölçmek için "Kendini Sabote Etme Davranışı Ölçeği"; araştırmanın bağımsız değişkenleri olan durumluk kaygı ve sürekli kaygı düzeylerinin belirlenmesi için "Durumluk- Sürekli Kaygı Ölçeği" , diğer demografik değişkenlerin etkisinin belirlenmesi için ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Demografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Yapılan analizlere göre, kadın öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha fazla kendini sabote etme davranışı sergilediği görülmüştür. Öğrencilerin kendini sabote etme düzeylerinin algıladıkları gelir düzeyine göre farklılaştığı fakat sınıf seviyelerine göre bir farklılığın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre, kendini sabote etme davranışı, hem durumluk hem de sürekli kaygı ile pozitif yönde orta düzeyde ilişkili bulunmuş fakat sürekli kaygı ile kendini sabote etme davranışı arasındaki ilişkinin durumluk kaygıdan daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar literatürdeki diğer çalışmalar göz önüne alınarak tartışılmış ve bazı önerilere yer verilmiştir.
Üniversite öğrencilerinin aleksitimik düzeylerinin bazı değişkenlere göre incelenmesi (Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi örneği)
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin aleksitimi düzeylerinin; benlik saygısı, durumluk ve sürekli kaygı düzeylerine, cinsiyete,yaşa, ekonomik düzeye ve kullanılan ele göre değişip değişmediğini incelemek amacıyla yapılmış betimsel bir çalışmadır.Araştırma 2006 ? 2007 eğitim-öğretim yılında Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesinin tesadüfi yolla seçilen; Eğitim Bilimleri (Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık), İlköğretim (Sınıf ve İlköğretim Matematik Öğretmenliği) ve Türkçe Eğitimi (Türkçe Öğretmenliği) Bölümlerinde öğrenim gören 450 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Araştırmada öğrencilere; Toronto Aleksitimi Ölçeği, Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçekleri ve Kişisel Bilgi Formu birlikte uygulanmıştır.Bu araştırmada aşağıdaki bulgulara ulaşılmıştır:1.Benlik saygısı düşük ve yüksek olan üniversite öğrencilerinin aleksitimi puan ortalamaları arasında önemli bir fark olduğu görülmüştür. Benlik saygısı düşük olan öğrencilerin aleksitimi düzeyleri benlik saygısı yüksek olan öğrencilerden daha yüksektir.2.Sürekli kaygıları yüksek ve normal olan üniversite öğrencilerin aleksitimi puan ortalamaları arasında da önemli bir fark görülmüştür. Sürekli kaygıları yüksek olan öğrencilerin aleksitimi düzeyleri, kaygıları normal olan öğrencilerden daha yüksektir.3.Erkek ve kız üniversite öğrencilerinin aleksitimi puan ortalamaları arasında önemli bir fark görülmüştür. Erkeklerin aleksitimi düzeyleri kız öğrencilerinkinden daha yüksektir.4.Üniversite öğrencilerinin durumluk kaygı düzeyine, yaşa, ekonomik duruma ve kullanılan ele göre aleksitimi düzeyleri arasında ise anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuçlar literatür ışığında tartışılmış ve sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.
An experimental investigation of the effects of state and trait anxiety and self-esteem on decision making
The dynamics of how people make decisions has received attention for a long time. But it is a very recent assumption that emotions have unique effects on how people decide. Anxiety –as one of the widespread form of negative emotionality- is also shown to have an impact on decision making but findings are contradictory across studies for both state and trait forms of anxiety. This study tries to explore the influence of state and trait anxiety on Iowa Gambling Task (IGT), a well-validated behavioral index of decision making, by experimentally inducing anxious mood. Also, the association between self-esteem and decision making is investigated, since few studies reported inconsistent data. A hundred and three university students were assigned to mood induction or control group randomly. State Trait Anxiety (STAI), Beck Depression Inventory (BDI), Positive and Negative Affect Schedule (PANAS), Rosenberg Self Esteem Scale (RSES) and sociodemographic form were used as instruments. To induce anxious mood, movie scripts were used. To pursue changes in mood STAI – State form, PANAS and visual analogue scales were used at different times. Results revealed that the control and experimental group were similar in performance in IGT, but experimental group picked fewer cards from an advantageous deck, indicating impairment in decision making. This finding supported partially the hypothesis that anxious mood induced by an irrelevant source impairs decision making. However, trait anxiety affected negatively decision making, since those high on trait anxiety scores lower in IGT, picked less from an advantageous deck and more form a disadvantageous deck. Nonetheless, the correlations between self esteem and decision making as measured by a complex task was non-significant. The findings are discussed in the light of relevant literature. Key words: State Anxiety, Anxious mood, Trait Anxiety, Iowa Gambling Task, Self Esteem, Decision Making, Mood Induction
Türkiye'deki spor/fitness merkezlerinde egzersiz yapan bireylerin egzersiz bağımlılığı ve koronavirüs anksiyete durumlarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı Türkiye'deki spor/fitness merkezlerinde egzersiz yapan bireylerin egzersiz bağımlılığı ve koronavirüs anksiyete durumlarının çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Egzersiz bağımlılığı durumları; cinsiyet, yaş, eğitim durumu, egzersiz yılı, vücut ağırlığı değişkenleri açısından, Koronavirüs anksiyete durumları ise; cinsiyet ve medeni durum açısından incelenmiş, ek olarak egzersiz bağımlılığı ile koronavirüs anksiyete durumları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma; en az 6 aydır Türkiye genelinde bir spor tesisinde egzersiz yapan 18 yaş ve üzeri 390 gönüllünün katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada egzersiz bağımlılığı durumlarının tespiti için Demir tarafından geliştirilmiş egzersiz Bağımlılığı Ölçeği kullanılmış, Koronavirüs anksiyete durumlarının tespiti içinse Biçer tarafından geliştirilmiş Koronavirüs Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Tüm istatistiksel analizler SPSS 26 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Tüm hesaplamalarda istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Yapılan araştırmanın sonucunda egzersiz bağımlılığı durumları açısından yaş, eğitim durumu, vücut ağırlığı değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunmuş; cinsiyet, egzersiz yılı değişkenlerine göre ise anlamlı farklılık bulunmamıştır. Yapılan araştırma sonucunda Koronavirüs anksiyete durumları açısından cinsiyet değişkenine göre anlamlı farklılık bulunmuş, medeni durum değişkenine göre anlamlı fark bulunmamıştır. Egzersiz bağımlılığı ve Koronavirüs anksiyete durumları arasındaki ilişki incelendiğinde egzersiz bağımlılığı ve Koronavirüs anksiyete durumları arasında düşük düzeyde pozitif korelasyon bulunmuştur. Bu araştırma sonucunda ortaya çıkan ilişkinin derecesine bakıldığında Koronavirüs anksiyetesi ve egzersiz bağımlılığının birbirlerini çok düşük seviyede etkiledikleri sonucu ortaya çıkmıştır.
Omuz yaralanması geçirmiş geriatrik bireylerde kinezyofobi, propriyosepsiyon, durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı omuz yaralanması geçirmiş geriatrik bireylerde kinezyofobi, propriyosepsiyon, durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerini ve bunların birbiriyle ilişkisini incelemektir. Çalışmaya yaş ortalaması 70,33±3,39 yıl olan toplam 24 birey dahil edildi. Bireylere propriyosepsiyon için Lazer İmleç Yardımlı Açı Tekrarlama Testi (Lİ-ATT), fonksiyonel değerlendirme için Constant Murley Skorlaması (CMS), fiziksel aktivite için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ), bilişsel fonksiyonlar için Standardize Mini Mental Test (SMMT), kinezyofobi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ve stres düzeyleri için Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI-I ve STAI-II) kullanıldı. Bireylerdeki ağrı şiddetleri ise Görsel Analog Skalası (VAS) ile değerlendirildi. Katılımcılar omuz bölgesinde yumuşak doku yaralanması olan grup ve sağlıklı grup şeklinde iki gruba ayrıldı. Yumuşak doku yaralanması geçiren ve geçirmeyen gruplar arasında Constant Murley Skorlaması, Standardize Mini Mental Test, Tampa Kinezyofobi Ölçeği, Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği skorları açısından anlamlı fark bulundu (p<0,05). Yapılan analiz sonucunda Constant Murley Skoru ve Görsel Analog Skala arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Yumuşak doku yaralanması geçiren ve geçirmeyen gruplar arasında fonksiyonel durum, bilişsel durum, kinezyofobi ve kaygı durumları arasında fark olduğu bulunurken; propriyosepsiyon ve fiziksel aktivite durumlarında fark bulunamadı. Sonuç olarak geriatrik hastalarda tedavi süreci boyunca sadece omuz fonksiyonlarına yönelik değil; kaygı, kinezyofobi ve bilişsel durumlarının da göz önünde bulundurularak tedavi süreci oluşturulması tavsiye olunur.