Özne

Bu konu başlığı altında 93 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Türkçesinde zayıfça nicelenmiş öznelerin dizimsel (Sentaktik) konumu

Bu tezde, Türkiye Türkçesinde niceleyicili öznelerin dizimsel (sentaktik) özellikleri incelenmektedir. Öznelerin dizimsel konumlarının içerdikleri niceleyicinin türüne göre değiştiği iddia edilmektedir. Türkçede niceleyici içeren özneler, Belirleyici Öbeği (BÖ) etiketi taşıyıp taşımama yönünden iki gruba ayrılmakta ve bu ayrım niceleyicili özneler arasında dizimsel bir farklılığın oluşmasına neden olmaktadır. Güçlü niceleyicili özneler BÖ olarak etiketlenir ve bulundukları her tümcede Eylem Öbeği (EÖ) içerisindeki konumlarından EÖ üstündeki ilgili işlevsel başın (ana tümcelerde zaman (Z) başı, gömülü tümcelerde belirleyici (B) başı) ikinci tümleç konumuna Genişletilmiş Yansıtma İlkesi (GYİ) özelliğini silmek üzere taşınır. Zayıf niceleyicili özneler ise BÖ olarak etiketlenmek zorunda olmadıkları için de işlevsel başların GYİ özelliğini silmek üzere EÖ üstüne taşınmaz. Bu tipteki zayıf niceleyicili özneler EÖ içerisinde, tümce yapısındaki ilk konumlarında kalır. Ana tümcelerde BÖ etiketi taşıyan öznelere atanan durum eki sessiz olduğu için bu tip tümcelerde bir öznenin BÖ etiketi taşıyıp taşımadığını tespit etmek güçtür. Bu nedenle bu tezde, niceleyicili özneler arasında dizimsel bir ayrımın bulunduğu iddiasını desteklemek için öznelerin görülebilir bir durum eki aldığı adlaşmış gömülü tümce yapıları incelenmektedir.

Dil bilgisiDil bilimNiteleme ögeleri+4
Melek Çelik
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Foucaultcu bakışla kadın bedeninin inşasında egzersizin rolü

Özneler belli rasyonalite ekseninde bilginin iktidarı tarafından üretilmektedir. Foucault'nun öznenin keşfedilmesi anlamında iktidar ilişkilerini ortaya koyması iktidarın her bir insan ilişkileri içerisinde mevcut olmasıyla söz konusu olmuştur. Özne, oluşumu aşamasında rasyonalitenin sınırları içerisinde iktidar ilişkilerine dâhil olmakta ve kendini nesne konumunda bulmaktadır. Beden bu anlamıyla ilk elden sahip olduğumuz araç olarak denetime tabi olan konumunda yer almaktadır. Kadın bedeni üzerinde uygulanmakta olan denetim mekanizmaları kadın bedenini ince olma, narinlik, annelik, güzellik, zindelik, bakım kavramlarıyla sürekli olarak idealize etmekte ve standart bir biçime tabi kılmaktadır. Dolayısıyla tez, araştırma kapsamında olan her bir kadının politik duruşunu sergileyeceği sahip olduğumuz bedene ne kadar hâkim olduğumuzun ve onu nasıl anlamlandırdığımızın üzerinde durmaktadır. Çalışma, egzersiz yapan kadınların bedeni algılama şekillerini derinlemesine mülakat teknikleriyle analiz etmekte ve beden teorilerinin kuramsal çerçevesini özellikle beden, özneleştirme ve iktidar çevresinde ele alınmasını içermektedir. Bu çalışmada, kadının fit görünümlü olma hayali, estetik kaygı nedeniyle kilo alma fobisi ve kadın bedeni politikalarının fark edilmeksizin çok iyi işlerlik kazanmasının kadının kendilik algısına nasıl yansıdığı sorgulanmaktadır. Çalışmanın amacı, kadın bedenine ilişkin mevcut sosyal pratiklerin dil yoluyla ifadelendirilmesiyle ortaya çıkan kişinin kendi bedenini nasıl itaatkâr hale getirdiğini belirlemektir. Çalışmanın yöntemi yorumcu inşacı yaklaşımdan hareketle kadın öznelerin kendi bedenlerini nasıl algıladıkları sorusuna dayanmaktadır. Bu çerçevede 23 katılımcı kadın ile derinlemesine görüşmeler yapılarak veriler toplanmıştır. Verilerin analizi sürecinde CAQDAS paketlerinden Maxqda programı ara yüzünün kullanımında, veri üzerinde ses kayıtlarının deşifre yapımında ve veriyi kodlamada sağlanan kolaylıktan dolayı tercih edilmiştir.

BedenBeden inşasıEgzersiz+5
Dilara Ayça Çekiç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gündelik yaşamda zaman algısı ve nesneleşen özne

Gündelik yaşam, bireyin hayat düzenini oluşturduğu, eylemlerini belirli zaman dilimi içinde gerçekleştirdiği hareketlilikten oluşmaktadır. Bu hareketlilik ev ortamında, iş hayatında ve boş zamanlarda yapılan aktiviteleri kapsamaktadır. Gündelik yaşamdaki krizlerin etkisiyle öznede izolasyon süreci hakim olmuştur. Bu krizler ise beklenmedik durumun ortaya çıkması ve planlanmış bir aktivitenin engellenmesi durumunu akıllara getirmektedir. Çalışma raporunda anlatılmak istenen, beklenmedik kriz olarak görülen pandemi ve bunun beraberinde gelen 'izole' olma sürecidir. Bu sürecin kişiye psikolojik olarak etkisi ifade edilmiştir. Bundan dolayı bireyin, kendini özne gibi hissetmemesi durumu söz konusudur. Pandemi, can kayıplarını, ekonomik krizleri, iş kayıplarını, eğitim ve sosyal hayatı vs. etkileyerek insan hayatında unutulmayacak izler bırakmıştır. Bu doğrultuda, pandeminin getirdiği yeni düzen, sıradan olan gündelik yaşamı değiştirmiştir. Bu durum insanların evlerinde daha çok vakit geçirmesini gerektirmiştir. Evde sürekli kalan ve sosyalleşemeyen bireyin kendine karşı ve çevresine karşı yabancılaşması incelenmiştir. Nesnelere kişilik özelliği yükleyerek sosyalleşme çabasının giderilmesi beklenmiştir. Evde bulunan gündelik kullanım nesneleri hem kişinin kendi ruh halini ifade etme aracı olmuş hem de aile bireylerinin nesnelerde vücut bulması o an ki psikolojinin etkisini açıklanmasında etkili olmuştur. Nesne, duyular ile algılanabilen, zaman içinde somut varlığı olan, bilincin ayırt ettiği sürece öznede yer alan bir kavramdır. Nesneye bakış, öznenin onu belirlemesi ve ona anlam katması ile oluşmaktadır. Özne ilk olarak nesneyi algılamasıyla ona anlam vermektedir, böylece aralarındaki ilişki açığa çıkmaktadır. Ancak bu anlam, öznenin önyargılarını, deneyimlerini nesneye atfederek nesne ile ilişki kurması ile gerçekleşmektedir. Bu sayede öznenin yüklediği anlamlar sayesinde nesne, öznenin zihinsel dünyasında bir varlık kazanmaktadır. Böylece kişilerin nesneye bakış açıları onlara yüklediği anlamlardan dolayı kişiden kişi değişiklik gösterebilmektedir. Önceliklerin değiştiği, hayata karşı anlam aramanın ve yeni ilişkilerin doğması bu çalışma raporunun çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bu krizler ve izolasyon süreci ise öznede zaman algısının değişmesine yol açmıştır. Zaman algısının da değişime uğramasıyla özne kendini nesnede var etmektedir. İzolasyon süreci ardından gündelik yaşam eski haline dönmüş ve birey, kendini nesnede var etmemiştir. Anahtar sözcükler: Özne, Benlik, Nesne, Gündelik Yaşam, Zaman Algısı.

Benlik kavramıGünlük yaşamGünlük yaşam aktiviteleri+4
Esra Polat
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özne-nesne ilişkisinde sanatçının hazır nesnesi

Bu tez önerisinde kişisel hazır nesnenin, yaşanmışlığı ile sanatta kullanılması sürecinin ele alınması hedeflenmiştir. Hazır nesne ve kişisel hazır nesneyi ayıran "yaşanmışlık" olgusunun sanat alanındaki bağlamı nasıl değiştirdiği konusu, tezin ana konusu olacaktır. Bu sürecin sanat tarihindeki gelişimi hem tarihsel, hem de kavramsal açıdan ele alınacaktır. Aynı zamanda sanatsal pratiklerinde bu şekilde çalışan sanatçıların stratejileri, işlerini anlamlandırma süreçleri ve pratikleri irdelenecektir. Kişisel yaşantının bir parçası olmuş nesne özelinde, sanatçı özne ile kişisel veya buluntu nesne ilişkisi, bu ilişki bağlamında mekan ve izleyici etkileşimi boyutlarına açıklık getirilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda sanatçı olarak kişisel deneyimler, uygulamalar analiz edilecek ve yeni anlamlandırma ve ifade etme olanakları araştırılacaktır.

GerçeklikHazır nesneHeykel+7
Ahmet Güven
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Sanal ortamda özne olmak: 3 boyutlu animasyonla etkileşim arayışları

Mevcut üretim biçimlerinde meydana gelen her değişim diğerini etkileyerek disiplinlerarası bir zinciri çeker. 21. yüzyıl teknolojilerinin sağladığı üretim biçimleri de bireyin etkileşim kurabildiği sanal ortamlar yaratılmasına olanak sağladığında yeni bir ilişki biçimi hazırlamıştır: Sanal ortam ve Özne. Kendi yapısal kuralları olan sanal ortamlar, kendisiyle ilişki içerisindeki özneyi kullanıcıya dönüştürerek fizikselliğe alternatif yeni bir ortam yaratılmasını sağlamıştır. Merkezinde aynı öznenin yer alması nedeniyle fiziksel gerçekliğe paralel olarak değerlendirilebilecek bu ortam bağımlı bir değişken olarak ele alınabilir. Tasarlayıcı ve alımlayanı olarak merkezinde aynı özne olması nedeniyle bağımlı, fiziksel gerçekliğin kurallarını esnetebildiği ölçüde de değişkendir. Bu tezde de özne ve sanal ortam ilişkisi Lacanyen Özne kuramı üzerinden okunarak irdelenmiştir. Sanal ortamın mekân ilişkisi Lefebvre'nin mekân yaklaşımından hareketle ele alınmıştır. Buna göre sanal ortam ve gerçeklik ilişkisinde sanal gerçeklikler özne merkezli yapısıyla fiziksel gerçekliğe alternatif ve paralel mekânlar olarak yer edinmektedir. Mekânın sanal ortamda var olma şeklinin ve bireyin kullanıcıya dönüşümünün okunabilmesi için tamamen saran sanal ortamda "Fanus" isimli bir sanal gerçeklik uygulaması yapılmıştır. Uygulama tamamen saran sanal ortamların araçlarından sanal gerçeklik gözlüğü ve ekipmanlarıyla deneyimlenebilmektedir.

EtkileşimEtkileşimli yöntemlerGrafik sanatlar+4
Ezgi Toraman Koray
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Emek, özne ve ötekilik

Discussions on labour commonly limited with certain areas like economics and politics. In this regard, labouring on something most generally implies that subject who work on it is coherent with the acceptable rules of the socio-economic and political system. In this view, subject is considered as the constitutive part of the labouring. A subject who use the reason knows how this rational order works, and acts accordingly. Thus, what is done by him/her accepted as labour. However, subject could not be simply taken as the constitutive part of the labouring because the labour is emerged in between the subject and the texture of the life. The meaningful act is the result of the reciprocity between them. Subject by himself could not control over what they do. There is always a part that is 'unthematizable' which gives labour its' meaningful character. To refer this veiling part of the human labour, I will think over the concept of the other as the part that is not fully graspable by the human mind. In that sense, the aim of this dissertation is to examine the concept of labour in more broad context by considering it as a tension between subject and the other.

LabourOthernessSubject
Sena Zereyak
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beden ve mekan diyalektiğinde öznenin yeri

Mekân ve beden, mutlak tanımları itibariyle nesneldir. Nesnenin nesne ile ilişkisi salt uzam içerisinde düşünüldüğünde yalnızca Öklidyen olgularla tanımlanabilirken, bedeni aracılığıyla mekân ile etkileşime giren özne, kendisini Kartezyen bir anlayışla uzam ve bağlam arayışı içerisinde bulur. Adına, algı, deneyim veya bu rapor kapsamında 'arayış' diyebileceğimiz çoklu etkileşimin amacı, moderni ya da postmoderni yeniden çağırmak değil, beden ve mekân etkileşimindeki öznel gerçekliği aramaktır. Arayış, bedenimin karşılaştığı mekân parçaları ile olası etkileşimler doğrultusunda 'yaşam' ı doğrular. Bu rapordaki arayışlar, beden-mekân-özne üzerine bir triyalektik niteliğinde ifade edilmeye ve irdelenmeye çalışılacaktır. Bu triyalektik durum, üzerindeki karmaşanın devam ettiği, sanatın önemsediği ve filozofların yüz yıllardır akıl yürüttüğü, rahimden itibaren bedenimiz aracılığı ile deneyimlediğimiz, nesneyi özneye eviren başat yapıdır. Bu yapı, öznenin beden ve mekân etkileşimi üzerinden özgürleşme çabalarına yol gösterici olabileceği gibi, politik, siyasal ve sosyolojik manipülasyonlarla birlikte, öznenin birey olma ve birey olarak toplum etkileşimine dahil olabilme çabasına karşıt bir yapıya da dönüşebilir. Mekân, dayatma ve yönlendirmelerden uzak bir biçimde salt öznel deneyimlere bırakılmalıdır. İmlenmek istenen öznel deneyimler, 'mimari olan' ve 'sanat eseri olan' arasındaki kusursuz bir birlikteliği değil, sanat ve mimari arasındaki gerilimli etkileşimi hedefler. Çünkü bugünün eylem ve eylemsi mekân deneyimleri, her ne kadar özneyi tekdüze bir muğlaklığa sürüklüyor olsa da sanat alanı halen bu tekdüzeliğe karşı özgürleştirme olanaklarını içerisinde barındırır. Anahtar sözcükler: Beden, mekân, özne, sanat, mimarlık.

BedenDiyalektikDiyalektik yöntem+5
Deniz Ceyhun Baykan
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nietzsche ve Foucault'da güç istenci ve iktidar üzerine bir çalışma

Bu çalışma, Nietzsche'nin güç istenci ve Foucault'nun iktidar kavramlarının, onların felsefelerini nasıl belirlemiş olduğunu göz önüne alarak, bu kavramların kapsamı ve onların diğer kavramlarıyla olan bağlantılarını, düşüncelerinin genel seyri içinde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bununla bağlantılı olarak, Nietzsche ve Foucault'nun düşüncelerinin çağımızda insan için işaret ettiği olanakları anlamak, bu çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Birinci bölümde, Nietzsche'nin dünyayı güç istencinin bir ifadesi olarak görmesiyle ilişkili olarak onun hakikat düşüncesi ve bu düşünceden hareketle metafizik felsefe geleneğine yönelik eleştirisi ele alınmaktadır. Metafizik felsefe geleneğinin hakikati her seferinde bir öte dünya veya kendinde varlık alanı üzerinden tasarlama girişimi, biricik gerçeklik olan yaşamın değersizleştirilmesiyle sonuçlanmış, nihayetinde yaşamını böylesi bir geleneğin hakikat tasarımından hareketle kuran ve örgütleyen modern çağ insanının varoluşu da bu yozlaşma ve çöküşten payını almıştır. Bu belirlenimlerden hareketle Nietzsche'nin bazı temel kavramları ele alınmış ve onun en temel gerçeklik olarak gördüğü güç istenci kavramı ile bağlantıları tartışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Foucault'nun özne, öznel deneyim, kimlik kavramları, onun "iktidar" konusundaki düşünceleri ile birlikte ele alınmış ve iktidar kavramının onun düşünceleri içindeki belirleyici konumu açık kılınmaya çalışılmıştır. Foucault'nun, öznenin tözsel bir varlık olarak kavranmasına ve özneye dair her tasarımın verili, değişmeyen bir insan doğası varsayımına dayanmasına yönelik itirazı, onun, insanın kendini ne pahasına bir bilgi nesnesi kılabildiğini ortaya koymaya yönelik çözümlemelerinden hareketle ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Foucault, MichelGüç istenciNietzsche, Friedrich Wilhem+2
Gülistan Erdem Taşkın
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimEN

The acquisition of null and overt subjects in L2 Turkish at the syntax discourse interface across different languages

This study investigates the acquisition of null and overt subjects at the syntax-discourse interface across discourse null subject and non-null subject languages in L2 Turkish and focuses on L1 transfer effects. Considering this, the study aims to understand whether discursive constraints residing at this interface is problematic to acquire as predicted by the Interface Hypothesis in contrast to Full Transfer / Full Access Hypothesis. Framed within the Syntax before Discourse Hypothesis considerations, it also inquires whether syntactic features are acquiered earlier than discursive principles regarding the use of null and overt subject distribution. The participants of the study consist of two learner groups and a control group. Intermediate and advanced L2 Turkish speakers of Korean and Japanese (n=42, intermediate=15, advanced=27) constitute the discourse null subject group. English and German L2 Turkish speakers at the intermediate and advanced level (n=26, intermediate=11, advanced=15) form the non-null subject group. The control group of the study is composed of native Turkish speakers (n=26). Three tasks were employed to fetch data. The Overt Pronoun Constraint Task was designed to assess the syntactic knowledge of the L2 Turkish speakers on the formal distribution of null and overt subjects in complex sentences with quantified/wh-word or referential DP antecedent contexts. As for the latter two tasks, the Contextualized Grammaticality Judgement Task and Question-Answer Task were framed to evaluate the acquisition of discursive constraints regulating the null and overt subject distribution at the syntax-discourse interface. For each task in the study, descriptive analysis and three statistical analyses were carried out. With respect to the findings of the study, the data taken from the the Contextualized Grammaticality Judgement Task and Question-Answer Task found that the L2 speakers of both learner groups and proficiency levels had problems in acquiring discursive constraints (topic continuity and topic shift) which govern the use of null and overt subjects. This finding is in line with the assertions of the Interface Hypothesis. Since the interface between syntax and discourse presents learnability problems, features residing at this interface cannot be fully acquired. Drawing on the languages with different typologies, the study also suggested that L1 transfer does not hold at the syntax-discourse interface since no difference was observed between two learner groups even though the speakers of discourse null subject group have the same discursive rules in their mother tongues as in Turkish, which necessarily refutes the claims of the Full Transfer models. This study also found that topic continuity and topic shift constructions were not violated equally by the L2 Turkish speakers. Since overt subjects are more salient to perceive and carry more information than null subjects in discourse, violating overt subject constructions in topic-shift contexts is less tolerable than using redundant (overt) subjects in topic-continuity contexts. Finally, the results of the Overt Pronoun Constraint Task found that the formal constraints that govern the co-indexation between subjects of the embedded and matrix clause were acquired by the advanced speakers of both groups despite some target deviant performances in the context of overt subjects. Since the L2 participants were more successful in this task than the discourse-bound tasks, this finding is in line with the Syntax before Discourse Hypothesis. Keywords Syntax-discourse interface, null subject parameter, null and overt subjects, co-reference interpretation, discursive constraints, topic continuity and topic shift

Language acquisitionDiscourseSyntax+3
Oktay Çınar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özne-arayüz ilişkisi dahilinde imgenin yeni durumu

Öznenin dünyaya fırlatılması ardından tüm çevresel faktörler ile birlikte gerçekleşen etkileşim hali, kaçınılmaz olarak imgeyi de etkisi altına alan bir durumdur. Raporun giriş bölümünde de değinildiği üzere, esasen bu etkileşim halinin imgenin varlık itkilerinden birisi olduğu söylenebilir. "Özne Arayüz İlişkisi Dahilinde İmgenin Yeni Durumu" başlıklı bu raporda, imgenin bugün için, özne-arayüz ilişkisi ekseninde yeni durumları incelenmiştir. Bu inceleme yapılırken, gören gözün neyi nasıl gördüğü ve zaman içinde çeşitlenen görme/görüntüleme yollarının bakış üzerindeki etkisinin izleri sürülmüştür. Bu anlamda teknik görüntülerin nasıl meydana geldiği, zaman içindeki değişimleri ve günümüzdeki konumuna da değinilmiştir. Özetle bir ön/ara sayfa anlamına gelen arayüz, bugün için bir tür teknik görüntü yöntemi gibi duyulsa da rapor dâhilinde öznenin konumundaki diğer tüm etkileri ile birlikte ele alınmak istenmiştir. Birinci bölüm boyunca sözü edilen teknik yollarla üretilen tüm görme/görüntüleme yöntemleri arayüz-imge ilişkisinde birer basamak olarak görülmüştür. Arayüzler, adeta görünmez bir perde gibi imge ile özne arasına giren katmanlar olarak yorumlanırken bu durum imgenin yeni halleri üzerine birtakım soruları da beraberinde doğurmuştur. Rapor kapsamında görüntünün bir zaman sıkışması olarak ele alınması durumu ve zaman deneyiminin özne/makine olarak ayrılması hali uygulamalar ile pekiştirilmiştir. Buradaki temel farklardan birisi bellek gibi dururken bu durum imgenin bugünkü konumuyla birlikte ele alınmak istenmiştir. Anahtar Sözcükler: Arayüz, imge, görüntü, teknik görüntü, zaman sıkışması

ArayüzlerGörüntüZaman+2
Hazel Büşra Kılınç
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

'Ben' ve mekânsız 'öteki-ben' çatışmasında ortaya çıkan sanatsal gel-gitler

Özne, kendisini nesnenin karşısına koyan ve bilincin taşıyıcısı olarak bilinen birey olarak ta-nımlanmaktadır (Cevizci, 2011, s. 344). Öznenin daha net tanımlanabilmesi için veya bir kavramın daha net tanımlanabilmesi için, kavramın karşıtına ihtiyaç duyulmaktadır. Karşıt kavramlar birbirilerini tamamlamaktadır. Öznenin olabilmesi için bu karşıtlık nesnede karşılık bulmaktadır. Diğer bir deyişle öznenin karşıtı nesnedir. Özne, kendisinin tanımlanması için nesneye baktığında benliği oluşmaktadır. Aynı za-manda benliği sayesinde toplum içerisinde bir kimliğe sahip olmaktadır. Bu oluşumun evrelerini Freud ego-ideali ve ideal-ego kavramlarıyla açıklar. İdeal-ego, öznenin olmak istediği 'ben' anlamına gelmekte, ego-ideali ise öznenin kendisini gördüğü ve kendisine baktığı yerle özdeşleşmesidir (Žižek, 2015, s. 121). Toplum içerisine giren özne, imgesel egosuna geri dönmeyi hedeflemektedir. Fakat toplum, onun için oluşturduğu, yani Lacan'ın Simgesel düzen olarak adlandırdığı düzende kalmasını istemektedir. Buradan itibaren kararsızlığa düşen öznenin içerisinde, ben'in diğer tarafı ortaya çıkmaktadır. Bu araştırmada, bu öteki-ben'e; doymak bilmeyen, doyumsuz olan, yani hep arzu halinde kalan bir durum olarak Obur-ben tanımının yapılması önerilmektedir. Obur-ben'in doyumsuzluğu, bir aidiyet ve tanımlanmışlık istememesinden kaynaklanmaktadır. Aidiyet kavramı mekânla ilişkilidir, yani bir 'yer'e ait olma durumudur. Bir aidiyetten çıkmak isteniyorsa, o halde o yerin de yersizleştirilmesi gerekmektedir. Buna göre, mekân ve yersizleşme kavramları incelendiğinde, her mekânın aslında ulaşılabilir oldu-ğuna, her yerin birer mekân olduğuna ve nihayet yersizleşme de 'yer' üzerinden tanımlandığından yersizleşme durumunun mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu nedenle, Obur-ben olarak tanımlanan öznenin arzu durumunda kalan tarafı hep yersizleşme arzusu içinde kalmak durumunda olan ben'dir. Bu olgular seramik heykel, yerleştirme, çizim, video ve fotoğraf çalışmaları ile sanatsal olarak aktarılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalarda, öznenin ben ve Obur-ben arasında kalması, gelgitleri, gitme arzusu; ikilik, karşıtlık, sınır ve hareket tasvirleri üzerinden betimlenmiştir. Böylece gitme eyleminin gerçekleşememesi ve yersizleşme arzusunun hep bir arzu konumunda kalması sanatsal gelgitler üzerinden işlenmiştir.

BellekBenlikKimlik+5
Gamze Bilmez
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sanatsal yaklaşımlı nesne-algı üzerine uygulamalar

Özne ve nesne bağımlı var olan unsurlardır. İnsan-özne, doğa nesnesinden ayrı, kendi işlev ve anlam müdahaleleri ile yeni bir nesne anlayışı oluşturmuştur ve tarih boyunca evrimine nesnelerle eş doğrultuda devam etmiştir. Nesnenin neliği, öznenin nesneye atfettiği işlevsel algı ile yok olmuş ve öznenin nesne ile olan ilişkisi yüzeyselleşmiştir. Modern dünya işleyişinin getirisi olan seri ve tek tip üretim de işlev nesnesinin öncesinde sahip olduğu biriciklik öğesini ortadan kaldırarak bu yüzeyselliği pekiştirmiştir. İşlev nesnesinin yerinden edilmesi; biçimsel, düşünsel, uzamsal değişimlere maruz bırakılması, nesnenin işlevselliğini, anlam katmanları arasında silikleştirir. Böylece öznenin öznel deneyimleri ile nesneye yaklaşımı; nesneye nesneliğini kaybettirmeden yeni ontolojik anlam katmanları kazandırır. Nesnenin bu anlamsal kazanımındaki asıl değişim nesnenin görünümündeki değişimden ziyade öznenin algısındaki, yaklaşımındaki değişimdir. Özne ile nesnenin ortak bir varoluş paydasında buluşması sanatsal ilişkiyi ve sanat nesnesini doğurur. Sanat nesnesi her zaman için özne tarafından duyumsanan gerçekliğin bir temsili olarak oluşmuştur. Özne nesneyi kullanan değil onu farkedip ilişkisini oluşturan ögedir. Sanatsal farkındalık nesneyi belirli anlam ve işlev bilgilerinden soyutlayarak nesneyi algılanabilir, deneyimlenebilir bir görüngü olarak görmeye çalışır. Kendisi olarak nesne, öznenin algılama yoluyla mümkün değildir çünkü öznenin bilincindeki yansıması, her zaman öznenin kişisel ve kolektif anlam şebekesinden yorumlanmak zorundadır. Sanat nesnesinde nesnenin o ana kadar ne olduğu, tanımı, işlevi, estetiği ya da nesneye yapılan müdahalenin biçimi, derecesi önemli değildir. Önemli olan nesne ile sanat nesnesi arasındaki geçişte tanımsız ve bilinmeyene yönelik eğilimdir. Böylece öznenin bilincindeki bilinmeyen nesnenin özünü işaret eder.

AlgıAnlamNesne+3
Zeki Zihni Kıvanç Yılmaz
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bellek metaforu ve dönüşen imgeler

"Bellek Metaforu ve Dönüşen İmgeler" başlıklı raporda; tarih, kültür ve toplumsal verilerden etkilenen varlığın geçmiş süreçlerinde ki, bellek alanları sorgulanmış ve bu bağlamlar göz önünde bulundurularak uygulamalar yapılmıştır. Bu doğrultuda doğduğu andan itibaren nesne ile temas eden varlığın temsili, metaforik olguyla nesne-varlık arasında kalan boşluğun doldurulmasıyla ortaya konulmuştur. Böylelikle nesnelerin sıradanlıktan çıkarılarak sanat alanında ki 'şeylerin' yerini temsil etmesi bellek kavramını sorgulatmıştır. Bu bağlamda, raporun birinci bölümünde; 'bellek' ve 'metafor' kavramlarının tarihsel süreçte nasıl ortaya çıktığı araştırılıp, bellek alanları olarak konumlanan nesnelerin neliği üzerinde durulmuştur. Nesne, unutulmaya yüz tutmuş geçmiş bilgilerini hatırlattığı ve metaforik anlamda bellek alanları yarattığı tespit edilmiştir. İkinci bölümde bireysel ve toplumsal belleğin varlığını sürdürdüğü anlatılar incelendiğinde; travmaların (savaş, yıkımlar) sanatçı çalışmalarının konusu olduğu saptanmış ve gerçeği yansıtamayan geçmiş izlerinin ortaya konulma sürecinin metaforik olguyu ortaya çıkardığı görülmüştür. Böylece metafor, sanatın bir ifade biçimi olduğu gözlemlenmiştir. Üçüncü bölümde ise, benliğin ilk uğrağı olan 'ev' kavramı sorgulanıp içerisine konumlanan nesnelerin hafızası sorgulanmıştır. Sonuç olarak 'varlık' bu raporun ana karakteri olurken, varlığa ulaşmak için uğrakları olan 'şeyler' temsili olarak sanat çalışmasına dönüştürülmüştür. Bu kapsamda varlığa ulaşmak için bellek kavramı sorgulanmış ve orada konumlanmış geçmiş izleri, günümüz sanat diliyle kurgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Bellek, metafor, mekân, nesne, özne, iz, toplumsal hafıza, 'Ben', hatırlama, unutma

BellekHatırlamaMekan+6
Betül Ünlüçoban
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2021
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Sanatta öznenin otobiyografik inşası: Çocukluk odağı

Sanat yoluyla biyografik ve otobiyografik anlatımın inşası üzerine çalışılan bu raporda, sanat ve özne kavramı ilişkisi, sanat öznesine odaklanılarak incelenmiştir. Sanat eylemine özne kavramı üzerinden bir yaklaşım, biyografik ve otobiyografik ifadeleri sanatın farklı alanlarında okuma olanağı sunan bir tavır üzerinden oluşmaktadır. Raporun ilk bölümünde; sanat eyleminde öznenin varlığı ve değişkenliği biyografik ifadeler ile yorumlanmaktadır. Sanatta özne kavramına yaklaşım, kişisel bellek izlerini sanat eylemine yansıtan sanatçılardan bazıları, eserleri üzerinden değerlendirilerek sunulmuştur. Doğası gereği öznel bir süreç olan sanat eylemine, kişisel bellek izlerinin an ve anılardan beslenen ifadeleri üzerinden bakmak mümkündür. Sanatta kişisel bellek izleri çocukluk odağında incelenmekte; çocukluk, oyun ve oyuncak kavramlarını bir araç olarak kullanan sanatsal pratiklerin oluşumları değerlendirilmektedir. Bu araştırma kapsamında, ikinci bölümde; bir ilham kaynağı olarak "an" kavramına ilişkin imgeler tercih edilmekle beraber, geçmişteki bir an'ın şimdide uyandırdığı hissin sanat üretiminde yeri irdelenmektedir. Sanatta yaratma biçimi olarak, belli bir döneme ait hatırlanan fragmanların süreçlerinin görünür kılınması amaçlanmaktadır. "Ben" kavramının çocuklukla özdeşleşen an'larının ilişkisi, "kendime ait yeni bir kurgu oluşturmak" üzerinden, sanat üretiminde öznenin varlığı ve değişkenliği ile yorumlanmaktadır. Özne, bazen sanatçı kimliği bazen de esere yansıtılan nesne konumundaki özne olarak düşünülerek otobiyografik anlatımlar gerçekleştirilmektedir. Öznenin imgelemleri, içsellik kavramı doğrultusunda özgün betimlemelere kapı açacak anlık hislerin kaydedilmesi ile metaforik yaklaşımla eser kurguları çocukluk kavramını odak noktasına alarak oluşmaktadır.

AnBiyografiOyunlar+3
Seda Özcan Özden
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kapı metaforu

"Kapı Metaforu" başlıklı raporda seçilen nesnenin (kapı) metafor olarak öznenin yaşantısında evrilen süreci incelenmiş ve kapının sanat nesnesine dönüşebilirliği üzerinde durulmuştur. Bu amaç doğrultusunda birinci bölümde, nesne başlığı altında insanların sıradan nesnelerle olan temaslarının yaşamdaki yansımaları gözönünde bulundurularak incelenmiş, bu yansımalar sonucunda sıradan nesnelerin estetik nesneye dönüşmesi sanat tarihinden örneklerle desteklenmiştir. Nesnenin Yeniden Tarif Edilişi/ Naylon alt başlığı altında öznenin gündelik yaşantısında kullandığı bir nesnenin başka nesneler üzerinden yeniden deneyimlenebilirliği araştırmıştır. Gündelik yaşamda sıklıkla kullanılan naylonun araştırma kapsamında yeni verilerinin keşfedilmesiyle birlikte yaşantıdaki kullanım alanlarından çıkartılarak yeni soyut formlar üretilmiştir. İkinci bölümde, mimariye bağlı bir kapının, kapı olarak özne üzerindeki etkilerinin neler olduğu ve mimariyle olan temasındaki söylemleri üzerinde durulmuştur. Öznenin temasta olduğu mekân olarak odayı içselleştirmesiyle kapı metaforu başlığı kapsamında üretimlerin nesnellik kazandığı saptaması yapılmıştır. Bununla birlikte kapının mekânla olan ilişkisi kapsamında mekânsal işler üreten sanatçı örnekleri ile rapor desteklenmiştir.

KapılarMekanMetafor+3
Ziya Kazan
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Orhan Veli şiirinde özne ve varoluş sorunsalı

Orhan Veli Kanık; Cumhuriyet sonrası Türk Edebiyatı'na modernist bir açılım getirmiştir. Geleneksel şiir algısını yıktığı bilinen şairin, özne ve varoluş sorunsalını anlamak için şiirlerine felsefi yaklaşım ve psikanalitik çözümleme yöntemiyle bakılmıştır. Giriş bölümünde hayatı, sanat anlayışı ve eserleri hakkında bir önbilgi verildikten sonra birinci bölümde şiirlerindeki metafor kullanımı üzerinden yapılacak psikanalitik incelemenin sınırları çizilmiştir. Özne kuruluşunda yaşanan varoluşsal sorunsalların tespit edilebilmesi için şiirsel söylem ifadesinin sınırları ikinci bölümde çizilmiştir. İncelemeler kısmında Hegel, Marx, Freud ve Lacan'ın yaklaşımlarıyla, şiirlerin bilinç ve bilinçdışı boyutları öne çıkarılmıştır. Dördüncü bölümde modern düşüncenin kurucularından Hegel'in diyalektik yaklaşımı; insan, doğa, özbilinç noktalarından şiirlere yöneltilmiştir. Bu şiirlerde gerçek, oluş, özgürlük yansımalarına ve Efendi-köle diyalektiğinin görülme biçimlerine yer verilmiştir. Orhan Veli şiirinin toplumsal zeminde bireye bakışını anlayabilmek için ikinci bölümde aidiyet ve emek kavramları kullanılarak Marksist eleştiri yaklaşımı esas alınmıştır. Şiirlerde bulunan sınıfsal yaklaşımlar, sınıflar arası mücadeleler, ücretli emek ve mülkiyete bakış, emeğe yabancılaşma ele alınmıştır. Beşinci bölümde Freud'un yol göstericiliğinde, şiirlerin bir rüya metni gibi ele alınmasıyla bilinçaltının şiirlere etkisi incelenmiştir. Şairin duygu durumlarının altında yatan sebepler metaforlar üzerinden bulunmaya, varoluşsal sancılarının temeline inilmeye çalışılmıştır. Altıncı bölümde ise Lacan'ın bilinçdışında yer alan evreler ve metaforların Orhan Veli şiirindeki yansımalarına bakılmıştır. Özellikle (Lacan'ın tabiriyle) bildiği varsayılan özne, ayna evresi, babanın adı, arzu nesnelerinin şiirlerde metaforik bir söylemle kullanılmış olması tezi sonuca vardırmış; bireyin özne ve varoluş sorunsallarının felsefî ve psikolojik temelleri belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Orhan Veli, Türk Şiiri, Özne, Varoluş, Psikanalitik

Kanık, Orhan VeliTürk edebiyatıVaroluş+3
Gökçe Ulus
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni türk sinemasında aile konulu filmlerde itaatkâr özne inşası

Özneyi yorumlamaya, öznenin mahiyetine, onu kuran yapılara, onu inşa eden dinamiklere ilişkin akıl yürütme, nesnesi insan olan modernite öncesi çoğu düşünce okulunun ve modernitenin kurduğu bilimsel disiplinlerin merkezi meselesini oluşturmuş ve düşünce tarihi kadar eski olan bu sorunsalın çevresinde koca bir arşiv birikmiştir. Öznenin verili bir öz mü yoksa inşa edilen bir form mu olduğuna ve onu inşa eden dinamiklere ilişkin bu arşiv kapsayıcı iki kampta kümelenir. Özneyi tamamıyla bütün ve bağımsız bir varlık olarak anlama fikri, rasyonel aklı düşüncesinin merkezine yerleştiren Aydınlanma projesiyle özdeşleştirilirken, 20. yüzyıl düşünürleri, sosyal kuramcıları ve kültürel çalışmalar alanındaki kuramcıların tamamı özneyi bir inşa olarak ele alır. Öznenin bir inşa olduğu tezini ileri süren ve 20. yüzyılın sonlarına doğru egemen olan iki öznellik projesinden birisi içsel süreçlere vurgu yapan psikanaliz ve diğeri ise iktidar ilişkilerine, söylemsel formasyonlara ve kurumsal pratiklere odaklanan Foucault'nun öznellik projesidir. Foucault'cu perspektifte kişi, bir takım inanış, arzulama, hissetme, eyleme, davranma biçimlerinden oluşan deneyim alanlarının özne pozisyonuna kendisini yerleştirdiğinde belirli bir formda özneleşmiş olur. Ona göre öznel deneyimin inşası süreci söylemsel pratikler, söylemsel olmayan pratikler ve etik aks olmak üzere üç formasyondan oluşur. Foucault etiği kişinin kendiliğiyle kurduğu bilinç ilişkisi olarak ifade eder. Diğer bir deyişle, söylemsel olan formasyonlar ve söylemsel olmayan pratiklerin sınırlarını çizdiği deneyim alanlarında kişi kendiliğiyle ilişki kurduğunda özneleştirilmiş olur. Bu, sosyal süreçler tarafından belirlenen edilgen bir öznelliği ima eder. Fakat Foucault'ya göre insan, öznelliğini inşa eden süreçlere ve kendisine son iki yüzyıldır dayatılan özne pozisyonlarına direnebilir. Bu ise eleştirel tavır gerektiren, sürekli bilinçli bir çabayı ve kendilik tekniklerini içeren, adına kendilik kültivasyonu dediği pratiklerle ve etik hayat tasarımıyla mümkündür. Ona göre etik ahlaki kodlar veya kurumsal buyruklar değil, kendilik inşa etme yoluyla ulaşılan özgürlüktür. Foucault'nun projesi, işte bu özgürleştirici tavrı nedeniyle tezimin kuramsal yaklaşımının merkezinde konumlandı. Öznel deneyimin inşası yoluyla öznelliğin inşası ilk başta aile kurumunda gerçekleştiği için, aile içerisinde çalışan iktidar teknolojilerinin ve boyun eğdirme stratejilerinin neler olabileceği, bu yollarla itaatkârlığın ilk başta ailede nasıl inşa edilebileceği tezimin araştırma nesnesi oldu. Ailenin, özellikle filmlerdeki ailenin itaatkâr özne üretme makineleri oldukları tezini ileri sürdüm ve bu makinenin teknolojisini ortaya koymaya çalıştım. Öznellik inşasını Foucault'cu kuramla açıkladığım için, kuram yöntem bakımından bana yardımcı oldu ve analizimde Foucault'cu söylem analizi yöntemini kullandım. Foucault'cu söylem analizi, verili söylemleri önce teşhis etmeyi, ardından bu söylemleri meydana getiren iktidar mekanizmalarını ve pratiklerini ortaya çıkarmayı ve bütün bunların inşa ettiği hakikatlerin ve her türden verili genel kabullerin tarihsel kurgu olduklarının anlaşılması süreçlerini kapsar. Bu açıdan yöntem ailede itaatkâr öznelliğin ne tür dinamiklerle inşa edildiğini ortaya koyabilmem için en uygun yöntemdi. Yeni Türk Sanat Sinemasında 1996-2018 yılları arasında ulusal ve uluslararası büyük festivallerde ödül alan ve tezin araştırma evrenini oluşturan toplamda yüz yirmi film arasından, anlatısının merkezine aileyi konumlandıran on bir adet film tezimin örneklemi oldu. Bu filmlerde disiplin teknolojilerini ve itaatkâr öznellik inşası süreçlerini analiz ettim. Filmlerde ataerkil aile ve modern aile olmak üzere iki tür aile formu ortaya çıktı. Ataerkil ailede iktidar baba figüründe bedenleniyor, modern ailede ise iktidar merkezini kaybediyordu. Aile içinde bedene uygulanan fiziki şiddetten, psişeye uygulanan rıza üretmeye kadar değişen düzeylerde disiplin tekniklerinin çalıştığı, disipline edilmemiş olan öznelerin cezalandırılarak ahlaki normların korunduğu ortaya çıktı. Filmlerde birkaç istisna hariç, bütün bu süreçlere direnişin ya kriminal alanda veya psikiyatrik alanda gerçekleştiğini, dolayısıyla egemene direnişin imkânsızlığının kurulduğunu gördüm. Filmlerin tamamının aileyi altı tarafı duvarla çevirili bir 'azap küpü' olarak kuran; sıkıntılar, sorunlar, cezalandırmalar, tahakküm, şiddet, aşağılamalar ve cinayetlerin mekânı olarak kuran söylemler inşa ettiği ortaya çıktı. Bu bulgulardan hareketle çalışmamın sonucunda, filmlerdeki ailenin itaatkâr özne üreten bir makine gibi çalıştığını; bütün o boyun eğdirme ve disiplin teknolojileri yoluyla itaatkâr özneler ürettiğini; üstelik bu yönüyle aile filmlerinin baskın olanı eleştirerek özneyi güçlendirmek yerine özneyi zayıflattığını ortaya koydum.

AileSinemaTürk sineması+4
Serdar Gezer
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal değişim kuramı ışığında öznenin dönüşümü: 1899 Aşk-ı Memnu romanı ile 2008 Aşk-ı Memnu dizisinde öznenin temsili

Antikçağlardan bu yana bütün toplumlar süreklilik arz eden değişimler göstermiş son yüzyılda ise hız kazanarak, küreselleşmenin etkisi ile mobilite ve kültür entegrasyonları artmıştır. Türkiye'de yaşanan modernleşme çabaları, teknolojik gelişmeler ve kitle iletişim araçlarının etkisiyle toplumsal değişim süreci içerisinde öznenin kamusal alandaki görünürlüğü şekil değiştirmektedir. Bu yüksek lisans tezinde Tanzimat'tan 2010'lu yıllara kadar geçen süreçte toplumsal alanda yaşanan değişimler irdelenecek, toplumun en önemli katılımcısı olan öznenin süreç içerisinde değişimlerden ne şekilde etkilendiği anlatılmaya çalışılacaktır. Betimsel içerik analizi yöntemi ile Aşk-ı Memnu romanı ve 2008 yılında televizyona uyarlanan aynı adlı dizideki anlatı yapısı, zaman-mekan ilişkisi, karakter imajları, söylemleri ve sahne analizleri incelenerek, yaşanan değişime anlam kazandırılmaya çalışılacaktır. Tezin ilk bölümünde toplumsal değişmenin nedenlerinden biri olan Aydınlanma sonrası ortaya çıkan modern, postmodern paradigmalar incelenmektedir. İkinci bölümde Ortaçağ'dan başlayarak öznenin toplumsal süreçler içerisinde geçirdiği değişimlere odaklanılmakta, üçüncü bölümde toplumsal değişim modellerine değinilerek, Türkiye'de toplumsal değişim süreçleri ele alınmaktadır. Dördüncü ve son bölümde Aşk-ı Memnu romanı ve uyarlama dizisindeki karakter, zaman-mekan ve anlatılarda yer alan söylem betimsel içerik analizi yoluyla incelenmektedir. Amaca yönelik seçilen karşılaştırmalı sahnelerin analizi aracılığıyla öznenin son 100 yılı aşkın dönüşümünün izleri araştırılmaktadır.

Aşk-ı MemnuDönüşümRoman+4
Şeref Pehlivan
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Biyopolitikadan psikopolitikaya: Byung Chul Han'da özne ve iktidar fikri

Toplumsal yapıyı var eden en küçük yapı taşı olan özne ve özneler bütününün yaşam süreçlerini düzenleyen en güçlü yapılanma olan 'devlet'i fonksiyonel kılan iktidar mekanizması, sosyal bilimlerin şüphesiz en temel çalışma konularındandır. Michel Foucault ve Byung Chul Han; birey, iktidar, siyasi araçlar, iktidarın politikaları gibi nosyonlar özelinde, içinde bulundukları çağı yorumlayan, sosyal ve siyasal bilimler içinde önemli yerler edinmiş düşünürlerdir. Argümanlarının omurgasını oluşturan biyopolitika ve psikopolitika, düşünürlerin kendi terminolojilerine ait olan siyasi araçlar olup 17.yüzyıldan başlamak suretiyle çağımıza değin yaşadığımız dönüşümleri siyasal ve sosyal teori bağlamında irdelemeye de imkân sağlayacaktır. Bu tez çalışması, iki farklı düşünürün argümanlarını, kuramlarını ve literatür çalışmalarını gözeterek hazırlanmış olup iki farklı dönemin mukayesesini özne ve iktidar korelasyonu üzerinden yürütmektedir. Bu farklı dönemlerin aynı korelasyonları, söz konusu tezin akışında oldukça radikal dönüşümler sergilemektedir. Michel Foucault'nun ele aldığı disiplinci iktidar modeli politikalarını, öznenin biyolojik yaşam süreçleri yani bedeni üzerinden gerçekleştirirken; Han'ın analitiğini çıkardığı neoliberal iktidar ise politikalarını öznenin ruhu, içselliği yani psişiği üzerinden gerçekleştirmektedir. İktidar her iki farklı dönemlerde de özne üzerinde tahakküm uygulayan, aleni ya da gizli olarak gücünü kullanan, kendi yapılanmasının meşruiyetini muhafaza etmek için, her uzam ve koşulda kâr maksimizasyonu sağlamak için demokrasinin kimi temel prensipleri gözden çıkaran bir forma dönüşmüştür. Foucault'nun gözlemlemeye başladığı süreçten çağımıza yani Han'ın gözlemlerine değin ortaya çıkan bu spesifik dönüşümler, özne üzerinde oldukça patolojik etkiler yaratmakta olup toplumsal bir çözülmenin tezahürünü yansıtmaktadır.

BiyopolitikaBüyük veriHan, Byung-Chul+4
Zeynep Şahin Beyke
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Deconstruction of the modern subject by Arendt and Levinas: The other and politics

This thesis examines the notion of subjectivity in the philosophies of Hannah Arendt and Emmanuel Levinas. Arendt and Levinas have deconstructed the moder subject without subjugating it to any other structure, discourse or hegemonic process according to which the subject is neither at the exact center of all possible action nor is completely passive with having no capacity to act. In this respect, the study explores how Arendt and Levinas conceptualize subjectivity as 'subject in plurality' through integrating the other into the conceptualization. The major concern of this thesis is to question the possibility of collocating Arendt and Levinas in terms of their conceptualization of subjectivity in the context of how they can help us to reconceptualize politics.

Arendt, HannahConceptualizationLevinas, Emmanuel+4
Selbin Yılmaz
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sevgi Soysal'ın romanlarında özne ve iktidar

Bu tez çalışması, Sevgi Soysal'ın Yürümek, Yenişehir'de Bir Öğle Vakti ve Şafak romanlarındaki özne ve iktidar ilişkisini karakterlere odaklanarak incelemektedir. Çalışmada Sevgi Soysal'ın roman karakterlerinin birer özne olarak inşa edilme süreçleri tartışmaya açılmaktadır. Bu özneliğin karakterlere iktidar tarafından dayatıldığı, bu sayede onları disiplinize etmenin ve iktidara tabi kılmanın amaçlandığı ortaya konmaktadır. Yazar bu özneleştirme sürecini görünür kılarak iktidarın baskı uygulamak için yalnızca polis, asker, mahkeme gibi görünür unsurları kullanmadığını, bireylerin kimliklerine müdahale ederek de onlara boyun eğdirdiğini vurgular. Bir yandan da iktidara yönelik eleştirisini duyurma fırsatını bulur. Tez, Soysal'ın tüm romanlarında ön plana çıkan değişim sorunsalını, karakterlerin iktidar tarafından kendilerine dayatılan öznelik sınırlarını değiştirme çabası üzerinden ele alıp iktidarın baskıcılığına karşı bir direniş arayışı çerçevesinde değerlendirmektedir. Bu değişimin kolaylıkla gerçekleşememesi, hem iktidarın öznelerin içine işleyen dayatmalarından kurtulmanın basit olmadığını, hem de karakterlerin gerçekçi bir portreyle sunulduğunu gözler önüne serer. Tüm zorluğuna rağmen, çalışmada incelenen roman karakterleri, kendilerini belirli kimlik kalıplarıyla sınırlandıran iktidarın diğer insanları da tahakküm altına almasını dert edinirler. Bu dert edinme ile karakterlerin topluma dair bir sorumluluk almaya, iktidara karşı verdikleri mücadeleyi genişleterek iktidarın kollarının uzandığı diğer insanları da kapsayacak bir mücadeleye dönüştürmeye yöneldikleri iddia edilmektedir.

12 Mart 1971 DönemiKarakter değişimiRoman+7
Egem Atik
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimEN

If this is life: Rethinking the modern subject through the aporia of biopolitics

Drawing on the discussion of biopolitical modernity in the thoughts of Giorgio Agamben and Hannah Arendt, this thesis focuses on the biopoliticized life as manifested in the works of Zabel Esayan's Among the Ruins, Hagop Mntzuri's The Places Where I Have Been, William Faulkner's As I Lay Dying and Joseph Conrad's Heart of Darkness. While biopolitics, on a broader level, points to the disruption of the Aristotelian designation of the category of life as bios and zoe, it specifically comes to mean the management of lives by new power mechanisms in ways that deprive them of human agency. The main figures in all four works are examined primarily through their reduction to such a state of bodily existence or of objecthood. In the first two chapters, I deploy Agamben's discussion of Homo Sacer in order to present how Esayan and Mnzuri's works interrogate biopoliticized life as is the case with the Ottoman Armenians when their lives were radically stripped of a human quality. The next two chapters rework Arendt's notion of Animal Laborans in the stories of the Bundren family and of the pair Charles Marlow and Mr. Kurtz, and examine the glorification of labor, instead of action. The homo sacer and homo laborans figures in these works all embark on a journey which, in each specific case, fails to provide self-formation in the Hegelian sense. Their writing of their biopoliticized lives turns out to be an "auto-bio-thanato-graphy," out of which emerges a rather singular mode of subjecthood.

Agamben, GiorgioArendt, HannahBiopolitics+2
Maral Aktokmakyan Erdoğan
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Virüs virüsleşebilirdi: Buzul Çağının Virüsü'nde beden ve dünya

Bu tezde Vüs'at O. Bener'in Buzul Çağının Virüsü romanı merkezinde Bener yazımında beden üzerinden açılan algılama biçimlerinin modernist edebiyat geleneğine nasıl bağlandığını ele alacağım. Bunun için romanda kurgulanan zaman, anlatım teknikleri ile romanın diğer biçimsel öğeleri üzerinden romanın nasıl bir dünya yarattığını ve bu dünyada yaşayan/ bu dünya ile yaşayan/ bu dünyada yaşamak zorunda kalan öznenin yaratılan evrende hangi parametreler üzerinden kendisini şekillendirdiğini tartışacağım. Bunu yaparken de romanda dünyayı algılayan bedenin ölüm-yaşam-oyun üçgeninde şekillenen yaşamının sınırladığı/imkanını açtığı dünyayı tartışacağım.

BedenBener, Vüs`atDünya+2
Münire Sevgi Şen
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Edebiyat ve ideoloji bağlamında Türk tiyatrosunda toplumculuğun görünümleri (1946-1960)

Bu çalışma, 1946-1960 yılları arasında kaleme alınan tiyatro oyunlarının toplumculuk açısından incelenmesi hakkındadır. Toplumculuk, Türk edebiyatı araştırmalarının çoğunda Marksizmle, daha doğrusu Marksizmin Sovyetler Birliği'ndeki (SSCB) yorumu sosyalist gerçekçilikle irtibatlandırılan bir kavramdır. Bu tezde, söz konusu kabule itiraz edilmiş ve başka ideolojilerin telkini amacıyla işlevsel kılınmaya çalışılan edebî üretimlerin de toplumculuk çatısı altında incelenmesi gerektiği iddia edilmiştir. Toplumculuk gibi bir sanat anlayışının kavranabilmesi için sanat ve toplum ilişkisinin kökenine dair bir araştırmanın gerekliliğinden hareketle çalışmada mit, mağara resimleri, dram ve ritüel gibi köken anlatılar irdelenmiş ve bu anlatıların işlevsel-faydacı (pragmatist) bir özle biçimlendiği öne sürülmüştür. Böylece, temelde ideolojik iletkenlik potansiyeli öncelenerek üretilen toplumcu tiyatro oyunlarına meşru bir zemin oluşturma gayesi güdülmüştür. Çalışmada, Marksist estetik teorisyenlerinin savunuları, edebiyat ve ideoloji arasındaki bağın anlaşılabilmesi noktasında ayrıca önemsenmiştir. Buradan yola çıkılarak ideoloji, egemen sınıf anlamında iktidar ve iktidarın çıkarlarının toplum tarafından doğallıkla kabulünün sağlanması anlamında yönetim olgularıyla ilişkilendirilmiştir. Araştırmada, bu tarz eserlerin söz konusu telkini nasıl gerçekleştirdiğinin anlaşılabilmesi için Michel Foucault'nun terminolojisine başvurulmuş, böylece Foucault'nun teorisinin bir edebiyat incelemesinde faydalanılabilir hâle getirilmesi hedeflenmiştir. Marksist-toplumcu tiyatronun önemli dayanaklarından Erwin Piscator ve Bertolt Brecht'in görüşleri ise, başka ideolojilerin telkini noktasında işlevsel kılınmaya çalışılan tiyatro üretimlerinin anlamlandırılması ve meşrulaştırılması bağlamında irdelenmiştir. Sovyet Rusya'ya ait bir sanat anlayışı olan sosyalist gerçekçilik, devletin ulusal çıkarlarına hizmet için geliştirilmiş bir estetik teori olsa da devrimci romantizm (ideal/ideolojik gelecek tahayyülü) ve olumlu tip (ideal/ideolojik kişi kurgusu) unsurlarının, kuramın anavatanını aşarak bütün toplumcu edebî üretimlerin içine sinen bir töz biçiminde değerlendirilebileceği öne sürülmüştür. Bu bakış, tezin örneklemi toplumcu tiyatro oyunlarının inceleme başlıklarını oluşturmuştur. Sonuçta, 1946-1960 yılları arasında kaleme alınıp bu çalışmada ele alınan tiyatro oyunlarının, içinde üretildikleri toplumu bilinçlendirme, uyandırma, yönlendirme ve değiştirme niyetiyle oluşturulduğu tespit edilmiş ve hepsinin toplumcu kıstaslar doğrultusunda şekillendiği anlaşılmıştır. Gerçekleştirilen incelemeyle ayrıca, sanat ve ideoloji arasındaki simbiyotik ilişkinin daha anlaşılır kılınması hedeflenmiştir.

Özneİdeoloji
Turhan Koç
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00

İlgili konular