Syria

303 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Döneminde siyasi seçkinlerin Suriye'ye bakışı

Son yıllarda Ortadoğu'daki gelişmelerin etkisiyle Türkiye'nin Erken Cumhuriyet döneminde bu bölgeye sırtını döndüğüne yönelik görüşler akademik çevrelerce sıklıkla dile getirilmeye başlanmıştır. Bu çalışmada söz konusu argümanın ne derece doğru olduğu tartışılmış: bu çerçevede Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet yıllarında kamuoyu tartışmalarında öne çıkan yedi seçkinin günümüzde Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail ve Ürdün'ü kapsayan, Osmanlı yıllarında Suriye veya Büyük Suriye (Bilad-ı Şam) olarak adlandırılan coğrafyaya bakışı değerlendirilmiştir. Seçkinlerin görüşlerine başvurulmasının amacı Türkiye'nin Erken Cumhuriyet dönemindeki Bilad-ı Şam politikasının düşünsel alt yapısını çözümlemek, böylelikle Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde Türkiye'nin söz konusu coğrafyaya yönelik siyasetini yalnızca dış politika bağlamında değerlendiren literatüre farklı bir perspektiften katkıda bulunmaktır. Çalışmada Suriye vilayeti/ülkesi ile Suriye/Büyük Suriye bölgesinin karıştırılmaması için söz konusu coğrafya Bilad-ı Şam olarak anılmıştır. Çalışmanın tarihsel aralığı 1908-1939 olarak belirlenmiş; Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde seçkinlerin Bilad-ı Şam'a bakışlarındaki süreklilik ve kopuşlar analiz edilmiştir. Bu dönemde kamuoyu tartışmalarında ve siyasi karar alma sürecinde etkili olan Hüseyin Cahit Yalçın, Falih Rıfkı Atay, Refik Halid Karay, Halide Edib Adıvar, Yusuf Akçura, Mehmed Akif Ersoy ve Mustafa Kemal Atatürk, bu çalışma kapsamında fikirleri irdelenen seçkinlerdir. Seçkinlerin Bilad-ı Şam'a yönelik düşüncelerini çözümlemek için söz konusu tarih aralığında var olan siyasi koşullar ve temel tartışmalar çerçevesinde gazete yazıları, anıları ve biyografilerden elde edilen veriler analiz edilmiştir. Ortaya çıkan temel sonuç, seçkinlerin Bilad-ı Şam'a ilişkin düşüncelerinde kırılmalarla birlikte sürekliliğin de var olduğu, bir başka ifade ile Türkiye'nin Bilad-ı Şam coğrafyasına sırtını döndüğüne ilişkin argümanların tam olarak gerçeği yansıtmadığı yönündedir. Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan yabancılaşma ve Milli Mücadele dönemindeki uluslaşma süreci kırılmanın temel bileşenleri iken, gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet yıllarında Bilad-ı Şam coğrafyasının modernleşmesine yönelik söylem ve eylemler, seçkinlerin konuya ilişkin düşüncelerindeki sürekliliğe işaret etmektedir.

Cumhuriyet DönemiOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+4
Ozan Kuyumcuoğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye haberlerinin Türkiye basınında çerçevelenişi

Haber çerçeveleri, bireysel çerçeveleri etkileyen oluşturan ilk basamak olarak görülmektedir. Yapılan araştırmalarda savaşın, çatışmaların ve toplumsal olayların basına yansıdığı dönemlerde, haber çerçevelerinin daha belirgin hale gelebildiği görülmüştür. Haberlerde kullanılan gizli yaftalar, saklı göndermeler, neden sonuç muhakemesi sağlayıcıları gibi unsurlar, bireysel çerçeveleri aynı yönde etkileyebilmektedir. Yakın tarihin en büyük toplumsal olaylarından biri olan Suriye İç Savaşı, Türkiye gündemini yoğun şekilde belirlemiş, aynı paralelde tartışmalar yaratmıştır. Bu dönemde Türkiye basınındaki haber çerçevelerini ve gazetelerin genel yayın politikalarına göre belirlediği çizgiyi araştırmak, okuyucu çerçevelerine etkinin öngörülebilmesi açısından önemlidir. Bu çalışma, Suriye haberlerinin belirlenen tarih dönemlerinde Türkiye basınında nasıl çerçevelendiğini incelemeye yöneliktir. Bu kapsamda Türkiye'de yayımlanan Hürriyet, Sözcü ve Zaman gazeteleri içerik ve çerçeveleme analizi ile değerlendirilmiştir.

BasınGazetelerHaber metinleri+6
Fatih Erken
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli çocuk sığınmacıların Türk yazılı basınında temsili

Suriye İç Savaşı ve savaşın sonucunda ortaya çıkan mülteci krizi son birkaç yıldır Türkiye'nin gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Bugün itibariyle Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların sayısı 3 milyona yakındır ve sayının yarısından fazlasını çocuklar oluşturmaktadır. Alan Kurdi örneğinde görülebileceği gibi yaşanan süreçte en büyük zararı çocuklar görmektedir. Bu durum sığınmacı sorununa yaklaşımda ve sığınmacı politikalarının oluşturulmasında çocuk odaklı bir bakışın zorunlu olduğunu göstermektedir. Bu çalışma konunun medya boyutuna odaklanmakta ve Suriyeli çocuk sığınmacıların Türk yazılı basınında nasıl temsil edildikleri sorusuna yanıt aramaktadır. Bu kapsamda 2011 yılından başlanarak 2016 yılının sonuna kadar Hürriyet, Posta, Sabah, Sözcü ve Zaman gazetelerinde Suriyeli çocuk sığınmacılarla ilgili yayınlanan haber ve köşe yazıları içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Çalışma sonucunda ulaşılan bulgular Türk yazılı basınının Suriyeli çocuk sığınmacılara yönelik olumlu bir bakış açısına sahip olduğunu ancak sığınmacı çocuklara dair üretilen temsillerin çeşitli etik sorunlar içerdiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Suriyeli Çocuk Sığınmacılar, Suriyeli Çocuklar, Alan Kurdi,Medyada Temsil, Mülteciler.

BasınGazetelerGöçmenler+6
Merve Şentöregil
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı sonrası Rusya'nın Suriye politikası

Rusya'nın Ortadoğu'ya ilgisi çok eskilere dayanmaktadır. Günümüze kadar bölgeyle bağlarını bir şekilde korumaya çalışmıştır. 2011 senesinde Ortadoğu'yu etkisi altına alan Arap Baharı, bölgede bulunan birden fazla ülkede değişimlere neden olmuştur. Bazı ülkelerde rejim değişiklikleri yaşanmış ve bazı ülkelerde ise liderler öldürülmüş ya da hapse atılmıştır. Bu olayların yaşandığı ülkelerden bir tanesi de Suriye olarak karşımıza çıkmaktadır. 2011 senesinde Suriye'de patlak veren olaylar neticesinde iç savaş çıkmıştır. Bölgeye eskiden beri ilgi duyan ve bölgede gücünü artırmak isteyen Rusya ise Arap Baharı'nı fırsat bilerek soruna Esad rejimi yanında dâhil olmuştur. Rusya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Suriye'yi desteklemiş ve 2015 senesinde Esad'a yardım için Suriye'ye askeri müdahalede bulunmuştur. Rusya'nın olaylara müdahil olmasıyla birlikte Suriye'deki iç savaşın gidişatında değişiklikler meydana gelmiştir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde dış politika kavramına ağırlık verilirken, ikinci bölümde ise Soğuk Savaş sonrası Rusya'nın Ortadoğu bölgesine yönelik politikaları ele alınmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Arap Baharı sürecinde (2010-2022 arasında) Rusya'nın Suriye politikasını analiz etmektir.

Amerika Birleşik DevletleriArap BaharıRusya+3
Gonca Ertural
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği liderlerinin yeni göçmen dalgası politikalarının söylem analizi: Almanya, İngiltere ve Fransa örnekleri

Küreselleşmenin etkisiyle günümüzde Avrupa Birliği gibi ulus üstü siyasi birlikler olarak tanımlanabilecek yapıların ulus devletlerin ürettiği politikaların önüne geçtiği, bir ideal ve amaç uğruna bir araya gelerek politikalar ürettiği görülmektedir. Avrupa Birliği'nin temel değerleri olarak görülebilecek olan "Avrupa Vatandaşlığı" ve "serbest dolaşım hakkı" ulus üstü birliklerin ortaya koyduğu politikaların en etkin örneklerindendir. Bu noktada bu üretilen politikaların ortak ideal çerçevesinde olumlu iklim içinde karşılıklı çıkarlar dahilinde ortaya konulduğu unutulmamalıdır. "Avrupa Vatandaşlığı", "Avrupa İdeali", "serbest dolaşım hakkı", "özgürlük" ve "çok kültürlülük" gibi Avrupa Birliği'nin şiddetle desteklediği olguların Birlik üyesi devletlerin çıkarlarıyla çeliştiği noktada ne tür değişim ve dönüşümlere uğrayacağı önemlidir. Kökeni 1950'lere dayanan Avrupa Birliği, Avro ortak para bölgesi ve serbest dolaşım hakkı gibi ortak politikalar üretse de 1990'larda Avrupa'nın ortasındaki Sırp-Boşnak Savaşı'nda ortak bir dış politika ve güvenlik politikası ortaya koyamamıştır. Bu sürecin hemen ardından dağılan Sovyetler Birliği ülkelerinden ve Orta Doğu'daki istikrarsızlıklardan kaçanlar için Avrupa Birliği'nin Batı kanadı cazibe merkezi olmuştur. Bu nedenle Avrupa Birliği göç konusunda ortak politikalar üretme çabası içerisine girmiştir. Bu noktada göç olgusu Birlik üyesi devletlerin ulusal çıkarlarıyla çelişmeye başlamıştır. Özellikle Avrupa Birliği'nin Yunanistan, Bulgaristan ve İtalya gibi doğu ve güney sınırları üzerinden Birliğe giren göçmenlerin oluşturduğu kargaşa ortamı Birlik içerisinde görüş ayrılıklarına neden olmuştur. Suriye Savaşı'nın ortaya çıkardığı göç dalgasının Avrupa Birliği sınırlarına dayanmasıyla birlikte Avrupa Birliği'ne liderlik eden Almanya, Fransa ve İngiltere'nin iç ve dış politika söylemleri hatta Birliğin öncelik verdiği özgürlük ve çok kültürlü politikalara dair söylemler değişmeye başlamıştır. Liderlerin söylemlerindeki değişiklikler Avrupa Birliği'nin göçmenlere karşı geliştirdiği politikalarda ve hukuksal düzenlemelerde de değişikliklere neden olmuştur. Bu çalışmada Avrupa Birliği'ne yön veren Almanya, Fransa ve İngiltere liderlerinin Suriye Savaşı'nın sonucunda ortaya çıkan göç dalgasına dair 2015-2016-2017 yıllarına ait söylemlerinin analizleri Reuters'in resmi internet sitesinde yayınladığı haberlerin yorumlanması ile yapılmıştır. Liderlerin söylemleri temelde söylem analizi tekniğiyle incelenmiştir. Aynı zamanda içerik çözümlemesi tekniğinden de faydalanılmıştır.

Avrupa BirliğiAvrupa ParlamentosuEleştirel söylem çözümlemesi+7
Abdulhalik Kürşat Arık
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Arabuluculuğun zamanlaması: Suriye iç savaşı'nda karşılıklı zarar veren çıkmaz ve ötesi

Bu çalışmanın amacı, Suriye İç Savaşı'nı, Olgunluk ve Karşılıklı Acı Veren Çıkmaz teorileri bağlamında ele almaktır. Söz konusu teoriler, literatürde uzun süren iç savaşları açıklamak için kullanılmaktadır. Bu tez, teorik nosyonları Suriye İç Savaşı ile test ederek bir vaka çalışması sunmaktadır. Çalışma ana hatlarıyla 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Olgunluk ve Karşılıklı Acı Veren Çıkmaz kavramlarının teorik çerçevesi çizilmiştir. İkinci bölümde, Suriye İç Savaşı tarihsel bağlamda incelenmiş ve güncel durum aktarılmıştır. Üçüncü bölümde, barış adına yapılan girişimler ve görüşmeler incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise savaş, teoriler bağlamında ele alınmış ve çözüm önerileri sunulmuştur. Sonuç olarak çatışmanın, tarafları karşılıklı olarak acı veren bir çıkmaza sürükleyerek olgun bir ana ulaştığı görülmektedir. Çalışma, bu sonucu teorik nosyonlar ile ispatlamıştır. Literatürde Suriye İç Savaşı barış çalışmaları kapsamında ele alınsa da, söz konusu teoriler ile alakalı bir vaka çalışması bulunmamaktadır. Çalışma, literatürdeki bu açığı azaltmayı ummaktadır.

ArabuluculukBarışKarşılıklı acı veren çıkmaz+3
Oğuzhan Aksoy
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın Putin dönemi Suriye politikasının Neoklasik Realizm bağlamında analizi

Tarih boyunca büyük güçlerin çıkar mücadelesine ev sahipliği yapmış olan Orta Doğu coğrafyası günümüzde de hala bu özelliğini korumakta ve büyük güçlerin mücadele alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Rusya için de bu bölge güney sınırlarının güvenliği ve jeopolitik olarak çevrelenmişlik algısının kırılması bağlamında her zaman önemli bir coğrafya olmuştur. Çarlık Rusya'sı döneminden itibaren Rusya tarafından bölgeye duyulan ilgi dönem dönem dış politikada ikinci plana atılsa da günümüze kadar sürmüştür. Bölge devletlerinden özellikle Suriye ile derin ve tarihsel bağlara sahip olan Rusya 2010'da Tunus'ta patlak veren ve Arap Baharı olarak literatüre geçen sürecin bölgedeki tek müttefiki Suriye'ye sıçramasıyla birlikte sessiz tutumunu bırakarak proaktif bir yaklaşımla olaylara müdâhil olmuştur. Bu tezde ele alınan konu, devletlerin dış politika yapım süreçlerinin analizinde etkili olan sistemik uyarıcı faktörlerin yanı sıra iç faktörlerin de analize dâhil edilmesi gerektiğini savunan Neoklasik Realizm perspektifinden analiz edilmiştir. Bu kapsamda Rusya Federasyonu'nun Suriye politikası; iç faktörler kategorisinde yer alan Rusya'nın devlet içi özelliği ve devlet lideri algısı üzerinden değerlendirilmiştir. Neoklasik Realizm çerçevesinde ele alınan bu tez çalışması, Rusya Federasyonu'nun Putin dönemindeki dış politika davranışlarını devlet içi değişkenler ve lider faktörü bağlamında analiz etmiştir. Neoklasik Realizm bağlamında, Putin döneminde Rusya Federasyonu'nun dış politika çıktıları üzerinde iç değişkenlerin ve lider faktörünün etkileri incelenmiştir.

Arap BaharıNeoklasik teoriOrta Doğu+5
Sümeyya İmik Şimşek
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Suriye'de çocuk edebiyatı ve bir çocuk edebiyatçısı olarak Süleyman el-İsa

Tarih boyunca pek çok medeniyet ve devlete beşiklik etmiş olan Suriye toprakları, uzun bir dönem Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilmiştir. Coğrafî keşifler, reform ve rönesans hareketleri, sanayi devrimi ve Fransız ihtilali gibi gelişmeler, Batıda siyasî, askerî, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda birbirini etkileyen pek çok değişimlere sebep olmuş; bu sayede Batı dünyası birçok büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Bu gelişmeler, Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki tüm halkları etkilemiştir. Özellikle sanayi devrimi sonrası artan hammadde ihtiyacı, zengin kaynaklara sahip toprakları Batı'nın hedefi haline getirmiştir. Dolayısıyla Batılı devletler, hammadde ihtiyaçlarını karşılamak için dünyanın pek çok bölgesini işgal etmişler; işgal ettikleri coğrafyalarda, planlı bir şekilde Batı kültür ve düşüncesini yaymaya çalışmışlar; kendilerine engel olarak gördükleri imparatorlukları parçalayarak dünyanın pek çok bölgesinde maddi ve manevi sömürünün yollarını açmışlardır. Batı'nın, ilim, teknik, askeri ve ekonomik alanda kat ettiği ilerlemelerden etkilenen geri kalmış ülkelerin yönetici ve aydınlarının, ilerlemek için Batıya öykünmeleri sömürgecilik faaliyetlerini kolaylaştırmıştır. Çünkü onları taklit etme, özellikle Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde yer alan bölgelerdeki pek çok gencin, eğitim için Batılılar tarafından açılan okullara veya oradaki ülkelere özellikle Fransa'ya yönelmesine sebep olmuştur. Böylece İmparatorluk bünyesinde ilerlemek için çözüm olarak sunulan Batı kültür ve düşüncesini takip etmek gerektiği fikri, bu tarz eğitim alarak yetişen aydınlar aracılığıyla yayılmaya başlamıştır. Batı kültür ve düşüncesinin yayıldığı araçlarından biri çocuk edebiyatıdır. Çocuk edebiyatı, 18-19. yüzyılda toplumsal kalkınma konusunda çocuğun rolünün keşfedildiği Batı'da, özellikle psikoloji, eğitim bilimleri gibi ilimlerin ilkeleri doğrultusunda çocuklara yönelik edebî ürünler yazılmasını ve çocukların o edebî ürünlerde sunulan değerlere göre yetiştirilmesini hedefleyen bir edebiyattır. Çocuk edebiyatı, daha sonra Batı kültür ve düşüncesinden etkilenen coğrafyalarda da yayılmıştır. Modern çocuk edebiyatı ürünlerinin, Arap coğrafyasında 19. yüzyılın ortalarından sonra ilk önce Mısır'da, ardından Suriye'de yazılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. 1. Dünya Savaşı'ndan sonra 1920 yılında kurulan Suriye'de de çocuk edebiyatı alanında yazan pek çok edebiyatçı olmuştur. Edebiyatın toplum için var olduğunu savunan edebiyatçıların, dünyada yaşanan gelişmelerden etkilenmemeleri, içinde yaşadıkları toplumun sorunlara çözüm aramayıp, onlara tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Ancak sorunlara çözüm önerilerinin hepsinin aynı olması da mümkün değildir. Çözümlerin bazısı özgün ve millî olurken, bazısı da taklide dayalı ve gayri millî tepkiler olmuştur. 1789 Fransız Devrimi'nden sonra dünyaya yayılan milliyetçilik fikri, 1920 yılında Fransız mandası altında yönetilmeye başlanan Suriye'de de bağımsızlık ve kalkınmak için halk, edebiyatçı ve aydınlar arasında en fazla savunulan düşünce olmuştur. Suriye'nin Fransız manda yönetiminden kurtulup 1946 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra çağdaş Arap edebiyatı alanında eserler yazan Arap milliyetçisi edebiyatçılardan biri Süleyman el-İsa'dır. O, Arap milliyetçiliği aracılığıyla bağımsızlığın ve çağdaş ülkeler seviyesine çıkmanın mümkün olduğunu savunan edebiyatçılardan birisidir. Başlangıçta yetişkinlere yönelik eserler yazan el-İsa, Arap dünyasının yaşadığı geri kalmışlık, işgal ve zulümler sonucunda yetişkinlerden umudunu kesip çocuklar için yazmaya yöneltmiştir. Arapların eski parlak dönemlerine yeniden dönebilmeleri için Arabi kökenlerinden miras alınan Arap milliyetçiliği temeline dayalı, Batılı düşünce tarzını benimseyerek yola devam etmek gerektiğini savunmuştur. Anahtar Sözcükler: Süleyman el-İsa, Çocuk Edebiyatı, Suriye'de çocuk edebiyatı, Arap milliyetçiliği.

Arap edebiyatıEdebi eserlerSuriye+2
Kemal Şimşek
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Suriye iç savaşı çerçevesinde Rusya'nın hibrit savaş stratejilerinin analizi

Bu çalışma, Rusya'nın Suriye'deki hibrit savaş uygulamalarını geniş bir perspektifte incelemektedir. Araştırma, "Rusya'nın Suriye'deki faaliyetleri hibrit savaş uygulaması mıdır?" ana sorusu üzerine inşa edilmiştir. Bu bağlamda araştırmanın temel argümanı, Rusya'nın Suriye'de başarılı bir hibrit savaş icra ettiğidir. Çalışmanın amacına ve önemine uygun olarak nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve elde edilen veriler analiz edilerek yorumlanmıştır. Çalışmada hibrit savaş olgusu, uluslararası ilişkiler teorilerinden biri olan ofansif realizm teorisi ölçüt alınarak örnek olay (case study) olarak seçilen Suriye krizi perspektifinde analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, Rusya Suriye'de hibrit savaş bileşenleri olan enformasyon harbi, propaganda, siber-elektronik harp, gayrinizami harekât ve konvansiyonel harekâtı koordineli bir şekilde uygulayarak başarılı bir hibrit savaş icra etmiştir. Çalışma, anarşik uluslararası sistemde güç dengesini değiştirmeye çalışan Rusya'nın ofansif realizmin temel varsayımlarına göre hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Güç dengesini kendi lehine değiştirmek isteyen Rusya, bunun için güç kullanmaktan çekinmemiş ve Suriye iç savaşına müdahil olarak Soğuk Savaş sonrası Orta Doğu'da kaybettiği etki alanını tekrar kazanmak istemiştir. Bu doğrultuda Rusya'nın ortaya koyduğu stratejiler, Rusya'nın hibrit savaşın özelliklerini karşıladığını ve ofansif realist paradigmayla uyumlu olduğunu göstermiştir.

Hibrit savaşRusyaSavaş+4
Harun Aras
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

I. ve II. Körfez Savaşları dönemi Türkiye- ABD ilişkileri

İngilizler tarafından isimlendirilmiş olan Ortadoğu bölgesi özellikle sanayi devriminin gerçekleşmesiyle ve petrol yatakları bakımından zengin olması aynı zamanda kültürel ve tarihi açıdan manevi anlamda önem taşıması sebebiyle uluslararası alanda ele geçirilmesi veya üzerinde söz sahibi olunması gereken bir bölge olarak günümüze kadar önemini korumuştur.Soğuk Savaş sonrasında yaşanan iki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçiş ve yumuşama döneminin ardından tek süper güç olarak karşımıza çıkan ABD, Ortadoğu üzerindeki amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla bölgede dengeleri kendi lehine çevirecek politikalar izlemeye başlamıştır. Türkiye de yakın coğrafik özellikleri neticesinde olayların dışında kalamamıştır. Ayrıca Türkiye özellikle 1991 yılında yaşanan Körfez Krizi ile o yıllara kadar izlemiş olduğu aktif tarafsızlık politikasını terk ederek ABD yanlısı politika benimseyerek olayların içinde bulunmuştur.1991 yılında ABD müttefiki ülke pozisyonunda yer alan Türkiye, Kuzey Irak ve PKK konusunda politikalarının çatışması sebebiyle politikalarında birtakım değişiklik yapmaya başlamıştır. 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgal etmesinin meşruiyeti oldukça tartışılan bir durum yaratmıştır. Bu anlamda Türkiye, güçlü bir Kürt Devleti'nin kurulma tehdidiyle karşı karşıya bulunduğundan ve işgali meşru olarak nitelendiremediğinden askeri anlamda ABD'nin taleplerini gerçekleştirmemiştir. Ancak, daha sonraki dönemlerde almış olduğu kararlarla kendi güvenliğini ön planda tutarak ABD'nin bazı isteklerinin yerine getirilmesi konusunda kararlar almıştır.Ortadoğu'da yaşanan ve özellikle ABD ve Irak'ın savaşı olarak nitelendirilebilecek olan I. ve II. Körfez Savaşı dönemlerinde ABD ve Türkiye arasında yaşanan gelişmeler ile Türkiye'nin bu iki savaşta izlemiş olduğu politikalar paralel değil de değişken nitelik taşımıştır.Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Amerika Birleşik Devletleri, Irak, I. Körfez Savaşı, II. Körfez Savaşı, Türkiye

Körfez kriziNATOSoğuk savaş+2
Burcu Bastacıoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Suriye ilişkilerinde süreklilik: Çatışma-yumuşama dönemleri ve Arap Baharı süreci

Türkiye ile Suriye ilişkilerinin ele alındığı bu çalışmada, iki ülke ilişkilerinin başlangıcı, Suriye'nin bağımsızlığını kazandığı dönemden itibaren ele alınmıştır. Bu zamansal sınırlandırma ile birlikte ilişkilerin belirtilen bu tarihi, uluslararası sistemin dönemsel yapılarına uygun olarak bölümlendirilmiştir. Bu bölümler ise, Soğuk Savaş öncesi dönem, Soğuk Savaş dönemi ve Soğuk Savaş sonrası dönem olarak belirlenmiştir. Bu bölümlendirmenin yapılma sebebi; iki ülke ilişkilerindeki belirleyici unsurların, o dönemki mevcut uluslararası sistem yapısı ile paralellik göstermesidir.Çalışmada, tarihsel ve sistemsel yapı ile bu şekilde biçimlendirilen ilişkiler, iki bölümde aktarılmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde ilişkiler, çatışma ve yumuşama dönemleri olarak bir ayrıma tabii tutularak ele alınmıştır. Böyle bir ayrımın yapılma sebebi de ilişkilerin başlangıcından itibaren çatışma ortamı içinde devam etmesi ve sadece belirli bir dönem içinde yumuşama dönemi yaşayarak, ilişkilerde işbirliğinin yaşandığının tespit edilmesinden kaynaklanmıştır.İkinci bölümde, ilişkilerdeki yumuşama ve işbirliği dönemini sona erdiren ve ilişkilerin tekrar eski çatışmacı haline geri dönmesine neden olarak belirlenen Arap Baharı süreci işlenmeye çalışılmış ve Arap Baharı'nın ilişkilere olan olumsuz etkisi saptanmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede ilişkilerin; çatışmadan yumuşamaya, yumuşamadan tekrar çatışmaya olan durumu aktarılmaya çalışılmıştır.Sonuç olarak, ikili ilişkilerdeki güncel durumun tespiti yapılmış ve Arap Baharı'nın Suriye'deki gidişatının, ilişkilere olan etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu belirlemede ölçüt; ikili ilişkilerin geçmişi, mevcut uluslararası sistemin yapısı ve Orta Doğu'nun yaşadığı büyük değişim dalgası olmuştur.Anahtar Kelimeler: Türkiye Suriye İlişkileri, Suriye, Hatay Sorunu, Su Sorunu, Terör, Adana Mutabakatı, Arap Baharı

Arap BaharıSu sorunuSuriye+3
Alper Turhan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Dini referanslı radikalleşme örüntüleri: Suriye örneği

Radikalleşme bir olgu olarak karmaşık ve katmanlı bir süreci ifade etmektedir. Yürütülen çalışma dini motivasyonlu radikalleşme üzerine odaklanmakta ve Suriye sahasını incelemektedir. Araştırmanın konusu Türk vatandaşlarının Suriye'de gerçekleşen iç savaşa hicret veya cihat amacıyla katılım gösterme nedenleri ve radikalleşme örüntüleridir. Bu kapsamda yeni medya ve sosyal ağlar sağladığı imkânların da göz ardı edilemeyeceği açıktır. Araştırma bireysel, grupsal veya kitlesel nedenlerden beslenen ortak süreç ögelerinin ortaya çıkarılması radikalleşme olgusunun daha net tanımlanmasına ve buna karşı yürütülecek politikanın da dinamiğinin belirlenmesine katkı sağlayacaktır. Araştırma kapsamında nitel bir yaklaşım benimsenmiştir. Çalışma, radikalleşmiş bireyler ile radikalleşme hikâyeleri ve süreçleri üzerine gerçekleştirilmiş vaka incelemeleridir. Aynı zamanda akademik bir amaca yönelik, bilimsel topluluğa hitap eden temel bir araştırmadır. Araştırma açıklayıcı bir çalışma olmakla birlikte zaman açısından ise kesitsel bir yaklaşıma sahiptir. Araştırma bulgularına bakıldığında medeni durumun radikalleşme ve cihada katılma yönünden fark yarattığı belirlenmiştir. Katılımcıların hiçbirinin orta öğretim üzerinde bir eğitim almaması dikkat çekici olmakla birlikte bu durum uluslararası literatürde ki çalışmalardan ayrılan bir bulgu olmaktadır. Katılımcılarda toplumsal uyuşmazlık ve aidiyet hissedememe durumları görülmektedir. Bazı katılımcıların geçmişlerinde uyuşturucu madde kullanımı, suç ve hapis cezası aldıkları görülmekte bu da çalışma içerisinde arınma diskuru olarak bahsedilen durumu desteklemektedir. Kişilerin sosyo-ekonomik durumunun orta sınıfın ağırlıklı olmasına karşın alt sınıflarda yoğun bir yığılma göze çarpmamaktadır. Bu durum farklı çalışma verileri ile de uyum göstermektedir. Katılımcılardan sadece birinde daha önce farklı bir cihat sahasında deneyimi bulunmaktadır. Kişilerin radikalleşmesinde en önemli hızlandırıcının sosyalizasyon ve farklı bir çevre edinimi ile olduğu görülürken sosyal medya v ve internet bilgi kaynaklarına ulaşmayı kolaylaştırmıştır. Katılımcılar özledikleri çeşitli şeyler olduğunu belirtmekle birlikte geri dönmeyi düşünmemektedir. . Katılımcıların kendi yaşadıklarını ve deneyimlerini aktarmış olmaları sürecin resmini çizebilmek açısından önemli olmuştur. Çalışmanın literatürde hem radikalleşme örüntüleri bağlamında katkı sağlayacağı hem de de-radikalizasyon için önemli bulgular sağlayacağı düşünülmektedir.

Din sosyolojisiGüvenlik stratejileriMikro sosyoloji+6
Abdullah Gökhan Yaşa
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Potansiyeli ve jeopolitik önemi açısından golan tepeleri

Yahudilerin Kenan ili yani Suriye'nin kıyı kesimleri ile Mısır, Lübnan, Ürdün ve Filistin topraklarını kapsayan bu coğrafyaya ilk gelişleri M.Ö. 2. bin yıl içerisinde olduğu tahmin edilmektedir. Lakin Roma döneminden sonra Yahudilerin bölgeye toplu olarak gelişi 19. yüzyıla denk gelmektedir. Bu toprakların Yahudiler acısından kendilerine vaat edilmiş olarak görülmesi bölgeye kutsal bir bakış acısı kazandırmıştır. Siyasal Siyonizm'inde etkilerinin görülmeye başlandığı bu dönemlerde, Yahudilerin bu topraklara göç etmesi bölgede hâkim güç olan Arap devletler ile Yahudiler arasında bir dizi sorunu da beraberinde getirmiştir. 2 Kasım 1917 de yayınlanan Balfour Deklarasyonu ile devam eden bu süreç 1948 yılında İsrail devletinin ilan edilmesiyle çok daha şiddetli bir hal alan bu sorunlar gün be gün artarak devam etmiştir. Bölgedeki güvenlik kaygılarından ötürü saldırgan bir dış politika izleyen İsrail ile Arap devletleri arasında birçok savaş yaşanmıştır. 1967 yılındaki İsrail-Arap savaş sonucunda İsrail, Suriye'nin toprakları içerisinde bulunan ve hem jeostratejik hem de jeopolitik açıdan çok önemli bir konumda olan Golan Tepelerini işgal etmiştir. Bu işgal 1982 yılında İsrail'in bölgeyi ilhak ettiğini açıklaması ile önemli bir sorun haline gelmiş ve bu sorun günümüzde de devam etmektedir. Gerek yer altı ve yer üstü zenginlikleri ve gerekse de bölgeye hâkim olan konumu Golan Tepelerini oldukça önemli hale getirmekte ve bu nedenle Golan Tepeleri İsrail için vaz geçilemez bir alan olmaktadır. Bu özelliklerinden hareketle çalışmada Golan Tepelerinin mevcut potansiyeli ile Jeopolitik ve Jeostratejik özellikleri ele alınmış ve İsrail ile bölge ülkeleri açısından taşıdıkları önem tartışılmıştır

Arap-İsrail çatışmasıJeopolitikJeopolitik konum+5
Volkan Çetintaş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli göçünün Gaziantep şehrine sosyoekonomik ve sosyokültürel yansımaları

İnsanlık tarihi ile eşdeğer olan göç olgusu her çağda her milletin karşılaştığı bir durumdur. Sebeplerine göre değişiklik gösteren göç olgusu bireysel ve toplumsal çapta büyük etkilere sahip olmaktadır. Bu etkiler başlıca göç ettikleri toplumda siyasal politikaları, yerel kültürü, ekonomik sistemi ve toplum güvenliği gibi pek çok alana tezahür etmiştir. Yüzyılımızda Suriye'deki olaylar neticesinde yaşanan göç bu başlıca sorunları Türkiye topraklarına yansıtmıştır. Arap Baharı hareketlenmelerinin Ortadoğu ülkelerinde yayılmasıyla Suriye'nin hareketlenmelerden etkilenerek siyasal ve toplumsal tabanında çatışmalar yaşanması ülkede iç çatışma yaşanmasına sebep olmuştur. Bu çatışma sonrası milyonlarca insanın göç etmesi ile durum uluslararası bir krize dönüşmüştür. Türkiye'nin Suriye'ye sınır komşusu olması ve Avrupa ülkelerine girişte transit ülke aracı görmesi milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapmasına sebep olmuştur. Genelde Türkiye'nin özelde Gaziantep'in göçün yansımasını fazlasıyla yasadığı bu sorunları ele alan bu çalışmada ise genel olarak sığınmacıların bölgeye sosyokültürel ve sosyoekonomik yansımaları ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Göç, Gaziantep, Sosyoekonomik, Sosyokültürel, sığınmacı,

GaziantepGöçlerGöçmenler+5
Zekeriya Tiryaki
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şeyh Muhammed Nebhân'ın hayatı ve tasavvufî görüşleri

Bu tezde, tasavvufun yirminci yüzyıldaki temsilcilerinden Şeyh Muhammed Nebhân'ın (ö. 1394/1974) hayatı, fikirleri ve tasavvufî görüşleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada Şeyh Nebhân'ın doğumu, yetişmesi, ilim yolculuğu, seyr-ü sülûku, davet ve irşad çabaları, hayata geçirdiği projeleri, şeyhleri, müridleri, kerametleri ve ahlakı gibi yaşamının çeşitli aşamaları araştırmaya tabi tutulmuştur. Öte yandan bu çalışma ile Şeyh Nebhân'ın, tasavvufun ana konu ve kavramlarına ilişkin görüş ve düşüncelerini ortaya çıkarma hedeflenmiştir. Muhammed Nebhân'ın şerîata karşı saygılı bir tutum sergileyen sûfî bir âlim olduğu görülmüştür. Kendisine ait müstakil bir eseri olmasa da tasavvufî görüşleri dağınık bir biçimde farklı kaynaklarda yer almaktadır. Tezimizde bu görüşler sistematik bir biçimde derlenmiş ve onun tasavvufî meseleler hakkındaki söylemleri değerlendirilmiştir. Tarîkatsız bir tasavvuf düşüncesine sahip olan Muhammed Nebhân tarîkatlarda ortaya çıkan bazı olumsuzluklara karşı eleştiride bulunsa da toptan bir reddiye içerisine girmemiştir. Anahtar Sözcükler: Tasavvuf, Muhammed Nebhân, Suriye, İrşad, Şeyh, Tarikat.

Kur'an-ı KerimNebhan, MuhammedSuriye+4
Abdulhalim Abbas
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye iç savaşının bölge halkına etkileri ve çözüm önerileri (Suriye'de Arap Baharı)

Ortadoğu'nun gidişatını tüm yönleriyle değiştiren bir kriz olarak tanımlanan Arap Baharı, 2011 yılından itibaren Arap ülkelerinde halkın ayaklanmalarına neden olarak ülkedeki birçok liderin ve yönetimin devrilmesine neden olmuştur. Halkın başlatmış olduğu bu ayaklanmalar büyüyerek devam ederek iç isyanlara dönüşmüştür. 7 yıldır bir türlü sonlandırılamayan iç isyanların en kanlı sahneleri ise Suriye'de yaşanmıştır. Ortadoğu'da tüm ezberleri bozan Suriye iç savaşı, bölgedeki terör örgütlerinin durumdan istifade ederek bölgedeki toprakları işgal etmelerine neden olmuştur. 2013 yılından itibaren Suriye iç savaşına dâhil olan terör örgütleri arasında Irak Şam İslam Devleti (İŞİD) ve Ad-Dawlah Al- İslamiyah Fil Irak Wa Ash-Sham (DEAŞ) gibi gruplar yer almaktadır. İŞİD terör örgütü bölgede kısa sürede yükselişe geçerek, jeopolitik olarak öneme sahip olan bölgeleri hâkimiyeti altına almayı başarmıştır. İŞİD terör örgütünün önemli liderlerinden olan Ebu Bekir El Bağdadi, 2014 yılında İslam Devleti'nin kurulduğunu açıklayarak halifeliğini ilan etmiştir. İŞİD'in hâkimiyetinde olan bölgelerde zamanla toplumsal sorunlar yaşanmakta olup, terör örgütünün yapmış olduğu şiddetsel yönetimle sonucunda yaklaşık 14 milyon insan bölgeden göç etmek zorunda kalmıştır. Anahtar Sözcükler: İŞİD, Ortadoğu, Suriye, Terörizm, Türkiye

Arap BaharıSavaşSuriye+4
Abdulhannan İbiş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye güvenli bölgesindeki su kaynaklarında legionella araştırması

Atipik pnömoni etkenlerinden Legionella bakterinin neden olduğu toplum kökenli pnömonilerin sayısı konusunda Suriye'nin güvenli bölgesinde yeterli veri bulunmamaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada Suriye'nin güvenli bölgesindeki su kaynaklarından su örnekleri toplanarak Legionella yönünden araştırıldı. Çalışma, bu bölgede Legionella türlerinin belirlenmesi amacıyla yapılan ilk çalışma olması açısından önem arz etmektedir. Cerablus ilçesi nüfus sayısı göçmenlerle birlikte yaklaşık 65 bin civarındadır. Cerablus merkezinde 24 cami, 22 kamp, 1 meslek yüksekokul, 1 fırın bulunmaktadır. Ayrıca Cerablus ilçesine bağlı 35 köy ve 22 kamp mevcuttur. Çalışmada, 1 meslek yüksekokul, 1 fırın, 4 cami, ve 2 köy kuyuları, Cerablus merkez kuyu, Fırat nehri ve Ana depolardan 27.10.2022 ile 30.11.2022 tarihler arasında 100 su örneği toplandı. Her seferinde 10-15 örnek toplandı ve özel izinle soğuk zincire uyularak laboratuvara aynı gün içinde ulaştırıldı. Örnekler santrifüj edilip süpernatan kısmı atıldıktan sonra CV Legionella Seçici Besiyerisine (Becton Dickinson, Almanya) ekim yapıldı. Ekilen besiyerleri 36 derecede bir hafta inkübe edildi. Üreyen şüpheli kolonilere gram boyama işlemleri uygulandı. Bakterinin morfolojisi incelendikten sonra Legionella Dryspot Lateks aglutinasyon testi (Oxoid, İngiltere) uygulandı. Alınan 100 örneğin onunda (Musluk suyu ve sürüntüsü) Legionella bakterileri üredi. Latex aglütinasyon testi ile tiplendirildiğinde üreyen bakterilerin serogrup (2-14)'a sahip Legionella pneumophila olduğu saptandı. Su örneklerinin hiçbirinde Serogrup 1 saptanmadı. Bu çalışmada, Suriye'nin güvenli bölgesinde bulunan okul ve cami gibi kurumlara ait sularda Legionella bakterileri izole edildi ve serogrupları belirlendi. Ancak, epidemiyolojik önemi olan fenotipleri belirlemek için daha kapsamlı araştırmaların ve moleküler biyolojik çalışmaların yapılması gerekmektedir. Ayrıca, ilçelerin şebeke suları da dahil olmak üzere bütün binaların su depoları araştırılmalı, gerekli dezenfeksiyon işlemleri düzenli bir şekilde yapılmalıdır.

AglütinasyonBesi yerleriGüvenli bölge+5
Abdul Wadood Okash
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The political economy of citizen ‎journalism at war conditions: an ethnographic research on the exploitation by media institutions of citizen journalists in Syria

What motivated amateur civilians to become citizen journalists during the Syrian War, and how did the media institutions rob them of their rights? In this research we examined the political economy context of the practice of citizen journalism as a profession, which has been changed by the conditions of war together with the possibilities of new media technologies, with the ethnographic method. In the research, phenomenological design, which is one of the qualitative research methods, was used. Within the scope of the research, Citizen Journalists and representatives of media institutions were interviewed. Data were collected through interviews with twenty-seven participants within the scope of the research. Participants were included in the research ‎voluntarily. ‎An interview form with 9 questions developed by the researcher was used as a data collection tool in the research. Qualitative data analysis methods were used in the analysis of the research data. In this context, data were analysed by content analysis. In addition, it was stated in the research that the most important reasons for the emergence of citizen journalists in Syria were that the regime did not report the events and that the international press was prevented from entering such events, and that the civilians were reporting the events to the world. In this context, citizen journalists define themselves as activists who document violations and learn journalism over time and through the events they experience. Then these people cooperated with international media institutions, but these media institutions did not give them all their due rights.

Economic policiesJournalistsJournalism+7
Mohammed Hardan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye uyruklu kadınlarda erken evlilik ve aile içi şiddet: Kilis örneği

Bu çalışmada; Suriye'de yaşanan iç savaş nedeniyle Kilis'e zorunlu olarak göç eden Suriye uyruklu kadınlarda erken evliliğin, aile içi şiddetle ilişkisini belirlemek amaçlanmaktadır. Suriye'de yaşanan iç savaş nedeniyle zorunlu olarak Kilis iline göç etmiş, erken yaşta evlilik yapmış ve aile içi şiddete maruz kalmış Suriye uyruklu kadınlar ile yarı yapılandırılmış mülakat yolu ile yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada örneklem açısından fenomenolojik desende derinlemesine görüşme tekniğiyle istenen hedefte 10 katılımcıya ulaşılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul izni ve çalışmaya katılan Suriye uyruklu kadınlardan aydınlatılmış onam formu alınmıştır. Yapılan çalışmada; çalışmaya katılan Suriye uyruklu kadınların çoğunluğunun görücü usulüyle ve aile baskısıyla, fikirleri sorulmadan evlendirildikleri, erken yaşta evlilik olgusunun kültürel özellik bağlamında normal kabul edildiği, eşler arasındaki yaş farkına bakıldığında en az 6 en fazla 27 yaş farkının olduğu, kadınların mükerrer şiddete maruz kaldığı, iş veya ekonomik problemlerin aile içi şiddetin görülme sıklığını arttırdığı, şiddet uygulayıcısının çoğunluğunun çocuklarına şiddet uygulamadığı, çocuk yaşta şiddete maruz kalan bireyin yetişkinlikte şiddeti sorun çözme yöntemi olarak gördüğü bulguları elde edilmiştir. Sonuç olarak; erken yaşta evlilik ve aile içi şiddetin önlenebilmesi için erken yaşta evlilik konusunda çalışmaların arttırılarak literatüre katkı sağlaması, Suriye uyruklu kadınların göç sürecinde yaşadıkları düşünüldüğünde ülkemizde Suriye uyruklu kadınlara öncelikli olarak psikolojik danışmanlık hizmetlerinin sunulması, erken yaşta evlilik konusunda Türk Hukuk sistemimizin yaptırım uygulaması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Erken Yaşta Evlilik, Göç, Aile İçi Şiddet

Aile içi şiddetErken evlililkEvlilik+7
Seren Bekçi
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Afet tıbbı açısından KBRN müdahale sistemi: Suriye'deki kimyasal silah yaralılarının yönetimi örneği

Günümüzde Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (KBRN) silahlar genellikle terör ve paniğe sebep olmak amacı ile kullanıldıkları gibi kitlesel yok etme veya kapasiteyi bozma amacıyla da kullanılırlar. KBRN silahlarının kolay elde edilebilir olması, güçsüz devletlerin elinde kontrolsüz bir güç kaynağı olmasına neden olmuştur. Kimyasal silahların üretimi, depolanması ve kullanımını önleyici uluslararası kararlara, anlaşmalara ve baskılara rağmen, halen kontrolsüz bir şekilde kullanılmasının önüne geçilememektedir. Bazı kimyasalların çift kullanım özelliklerinin olması da ticari izinlerinde ve gümrük geçişlerinde kolaylık sağlamıştır. Sınır ile gümrüklerden geçişlerde kimyasalların tespitlerinin zorluğu ve erken uyarı sistemlerinin yaygın olmaması tehlikeyi daha da artırmaktadır. İnsanların ve diğer canlıların sağlığını korumaktan sorumlu olan kurum ve kuruluşların konuya önem vermemeleri ise durumu daha da tehlikeli hale getirmektedir. Afet Tıbbına göre kimyasal savaş ajanlarıyla yaralanma ve yaralı yönetimi multidisipliner bir yaklaşımı, çalışmayı ve koordinasyonu gerektirmektedir. Özellikle kimyasal silahlarla yaralanma durumunda, yaralıya ilk temas anından itibaren sunulacak olan kurtarma ve sağlık hizmetlerine dair standart uygulamalar ile algoritmalar hususunda akademik çalışmalar ülkemizde ne yazık ki yok denecek kadar sınırlı sayıdadır. Bu belirsizliğin ortadan kaldırılması ve mevcut eksikliğin giderilmesi amacıyla; bilim insanları, adli tıp uzmanları, sağlıkçılar, kimyagerler, mühendisler, arama ve kurtarmacılar, itfaiyeciler, yönetim disiplini mensupları, hukukçular, lojistik uzmanları, güvenlikle ilgili uzmanların ivedilikle ortak çalışmalar yaparak gerekli standart önleme ve müdahale algoritmalarını belirlemeleri gerekmektedir. Bu kesitsel araştırmanın amacı; 2011 yılından günümüze kadar Suriye'de meydana gelen kimyasal silah kurbanlarının tıbbi bakım süreçlerinin incelenmesi, İran-Irak Savaşı ile Birinci Dünya Savaşı kimyasal saldırı kurbanlarının tıbbi bakım süreçleri ile karşılaştırılması ve bu süreçlerle ilgili önerilerde bulunmaktır. Bu amaç doğrultusunda, kimyasal saldırı kurbanlarının tıbbi bakım süreçleriyle ilgili akademik çalışma alanındaki boşluğa dikkat çekilmesi ve literatüre katkıda bulunulması hedeflenmektedir. 2011 yılından bu yana Suriye içerisinde gerçekleştirilen kitle imha silahı olarak kullanılan kimyasal silah saldırılarında yaralanan ve gerek Hatay gerekse Kilis'te bulunan sınır kapılarından geçirilerek Kilis, Hatay ve Gaziantep İl Acil Sağlık Hizmetleri Başkanlığına bağlı ambulanslarla ilk müdahale ve nakilleri gerçekleştirilerek yine bu şehirlerdeki hastanelere tıbbi bakımları yapılan vakalar kesitsel olarak araştırılmıştır. Bu araştırmada iki farklı yerde ve iki farklı kimyasal ajan (SM ve Klor gazı) saldırısına maruz kalan vakaların akut dönem tıbbi bakımları incelenmiştir. Kilis Öncüpınar sınırkapısından getirilen ve Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesinde tıbbi bakımları yapılan 13 yakıcı ajan Sülfür Mustard (SM) vakalarının tamamı erkektir. Yaşları 16 ile 48 arasında (ortalama 29.31 ± 9.87 yıl) ve tedavi süreleri ise 8 ila 23 gündür (ortalama 12.91 gün). Bu vakalardan 12'si şifa ile taburcu olurken, 1 tanesi kardio pulmoner arrest sonucunda yoğun bakım ünitesinde ex olmuştur (%7,69). Hatay Reyhanlı Cilvegözü sınır kapısından getirilen ve Hatay Devlet Hastanesinde tıbbi bakımları yapılan 23 boğucu ajan klor gazı vakalarının 10'u erkek (%43,4), 13'ü kadındır (%56,6). Vakaların her iki akciğerinde dinlemekle kaba rall ve ronküsleri (%80), solunum sıkıntıları (%100) ve akciğerlerinde yaygın infiltrasyon alanları (%60) tespit edilmiştir. Vakalardan biri oksijen ve destek tedavisine rağmen satürasyonlarının düşmesi sonucu entübe edilmiş, yoğun bakım ünitesinde Akut Respiratuar Distres Sendromu (ARDS) gelişmesi sonrası ex olmuştur (%4,34). Sonuç olarak; kimyasal silah maruziyeti olan tüm vakaların tıbbi bakımları büyük önem ve dikkat gerektiren bir süreçtir. Başta doktorlar olmak üzere tüm sağlık personeli ve sahada aktif görev alan herkesin; kimyasal silahların sağlığa olan etkileri, korunma yolları, antidotlar, kişisel arındırma ve yaralı arındırma yöntemleri, sağlık olay yeri ve hastane yönetimi, ajanın çeşidine göre sahada ve hastanede tıbbi bakım süreçleri hususlarında eğitilmesi ve düzenli olarak tatbikatlar düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Afet Tıbbı, KBRN, Kimyasal Silah, Tıbbi Bakım.

Afet tıbbıKimyasal silahlarKimyasal silahlar+6
İlhan Öztürk
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de bulunan suriyeli sığınmacıların ulusal sağlık sistemi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Suriye içerisinde 15 Mart 2011'de başlayan iç karışıklık ve çatışmalar nedeniyle dalgalar halinde milyonlarca insan Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak gibi çevre ülkelere sığınmıştır. Suriye ile en uzun kara sınırına sahip ülke olması, diğer komşu ülkelere göre daha güvenilir olması ve Avrupa'ya geçiş ihtimalleri gibi nedenlerle göçmenler öncelikle ve en fazla Türkiye'yi tercih etmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine göre 3,632,622 sığınmacı ile en fazla Suriyeliyi bulunduran ülke konumundadır. Türkiye koruma, eğitim, sağlık, çalışma, barınma, insani yardım gibi pek çok alanda hem Kamu Kuruluşları aracılığı ile hem de Sivil Toplum Kuruluşları kanalı ile çok kapsamlı programlar ve sistemler devreye almıştır. Yurtlarını ölüm korkusu ile terketmek zorunda kalan mültecilerin en önemli ihtiyaçlarından olan Sağlık, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi'nde "Herkesin; kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, barınma ve tıbbi bakım hakkı vardır." ifadesi çerçevesi ile tanımlanmış evrensel bir haktır. Araştırmanın amacı 2011-2017 yılları arasında Türkiye'deki Suriyeli Sığınmacıların aldığı hizmetler ile (SS) Ulusal Sağlık Sistemine (USS) etkisini değerlendirmektedir. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tipte epidemiyolojik bir çalışmadır. Araştırma Temmuz 2017 –Haziran 2019 arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nitel ve nicel yöntemler birlikte kullanılmıştır. Nitel araştırma yönteminde doküman incelemesi yapılmış, verilerin analizinde MAXQUDA nitel veri analiz programı kullanılmıştır. 2011-2017 yılları arasında sığınmacılarla ilgili yasal mevzuat, sağlık hizmetlerinin kapsam, erişim, faydalanma ve idari düzenlemeler başlıklarında incelenmiştir. Nicel veriler ise iki kısımdan oluşmaktadır. İlki 2011-2017 yılları arasındaki 112 acil sağlık hizmetlerine ilişkin veriler Acil Sağlık Otomasyon Sistemindeki (ASOS) kayıtlar, ikincisi de hastane, aile hekimliği ve toplum sağlığı merkezlerine ilişkin verilerin 2011-2014 yılları arasında Net Karar Destek Sistemi (NKDS) ve 2015-2017 yıllar arasındaki Karar Destek Sisteminden (KDS) elde edilmiş verilerdir. Kullanılan Büyük Veri (Big Data) boyutu 89 GB'tır. Verilerin analizi için ORACLE SQL Developer programı kullanılmış ve Suriyeli Sığınmacıların (SS) 2011-2017 yıllar arasında almış oldukları sağlık hizmetlerinin kişi, yer ve zaman özelliklerine ilişkin frekans analizleri ortaya konmuştur. ASH olarak 16.009.524 vakaya müdahale edilmiştir. USS'de ise bu dönemde 34.973.029 muayene gerçekleştirilmiştir. Reçete edilen ilaç sayısı ise 31.685.468'dir. ASH'da 112 vakalarının %9,7'si aralık ayında, 26,8'i kış mevsiminde, en çok vaka 2017 yılında gerçekleşmiştir. Çağrı tipine göre vakaların %47,4'ü telefon ile çağrı nedenine göre %76,9'u medikal, %7,3'ü trafik kazası, %6,1'i diğer kazalar nedeniyle gerçekleşmiştir. Vakaların %66,6'sı hastaneye nakil, %13,9'u hastaneler arası nakil, %22,7'si nakil reddi, %3,6'sı yerinde müdahale şeklinde sonuçlanmıştır. Vakaların %1,2'si (187.661) ex yerinde bırakıldı, %0,1'i ex morga nakil şeklinde sonuçlanmıştır. Hava ambulans araçlarını kullanan SS sayısı 7.357'dir. En çok hasta veya yaralı taşıyan hava ambulans istasyonu Çanakkale'deki Hava17 helikopter ambulans'tır. ICD10 tanı kodlarına göre %52,9'u kazalar, %14,5'i semptomlar belirtiler ve anormal klinik ve laboratuar bulguları başka yerde sınıflanmamış, %7,8'i dolaşım sistemi hastalıkları, %7,1'i yaralanma, zehirlenme ve dış nedenlerin bazı sonuçları şeklindedir. USS'den yaklaşık 35 milyon kişi hastane hizmetlerinden faydalanmıştır. USS'den faydalananların yaklaşık %40'ı 18 yaş altındadır. 5 yaş altındakilerin oranı %15,8'dir. Faydalananların %55,8'i kadındır. SS'lerin bölgelere göre USS'den faydalanma durumları %33,4 Akdeniz Bölgesi, %29,2 Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve %19,0'ı Marmara Bölgesidir. En çok sağlık hizmetinden faydalanılan iller sırasıyla %18,7 ile Şanlıurfa, %15,8 ile Gaziantep ve %15,1 ile Hatay'dır. SS'lerin ilçelere göre ise ilk üç sırada Kilis Merkez, Şehitkamil Gaziantep ve Suruç Şanlıurfa gelmektedir. SS'lerin en fazla sağlık hizmetine başvuru yaptığı aylar Aralık ve Kasım aylarıdır. SS'ler sağlık kuruluşu türlerine göre başvurularının %44,0'ı devlet hastaneleri, %15,0'ı aile hekimliği, %13,3'ü eğitim ve araştırma hastanelerine gerçekleştirmiştir. Sağlık kuruluşlarına göre diş hastanelerinden faydalanma %4,3'tür. Polikliniklere göre SS'lerin en fazla faydalandıkları ilk on poliklinik sırasıyla acil tıp, aile hekimliği, halk sağlığı, çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, iç hastalıkları, diş hekimliği, kulak, burun, boğaz, göz hastalıkları, ortopedi ve travmatoloji'dir. 85.763 kişi yoğun bakım servislerinden faydalanmıştır. 1050 SS yanık yoğun bakım hizmetinden faydalanmıştır. SS'ler 1.727.344 diş polikliniği muayene başvurusu gerçekleştirmiştir. Diş uzmanlık alanlarına göre diş ve çene cerrahisi (%8,9), çocuk diş hekimliği (%2,0), restroratif diş tedavisi (%1,1), protetik diş tedavisi (%0,2), ağız diş ve çene radyolojisi (%0,2), endodonti (%0,2), periodontoloji (%0,2), ortodonti (%0,1) kliniklerinde gerçekleşmiştir. SS'lere yazılan ilaçların ATC kod gruplarına göre en çok ilaç yazılan gruplar sırasıyla %19,2 ile solunum sistemi, %17,1 ile gastrointestinal sistem ve metabolizma, %15,6'ile sistemik antienfektifler'dir. En çok ilaç yazan poliklinik aile hekimliği ve acil tıp'tır. Sonuç olarak Ulusal Sağlık Sisteminden Suriyeli sığınmacılara sunulan hizmetin normal Türk vatandaşlara verilenden farklı olmadığı görülmüştür. Yüksek maliyetli ve özel bakım gerektiren yanık, kanser gibi sağlık hizmetlerine yönelik de erişim imkanlarının bulunduğu tespit edilmiştir. Türkiye Ulusal Sağlık Sistemi DSÖ'nün "Kriz Yönetimi için Sağlık Sistem Kapasitesini Değerlendirme Aracı" ile tavsiye ettiği, liderlik ve yönetişim, sağlık işgücü, sağlık hizmeti finansmanı, bağışıklama, ilaç ve teknoloji, sağlık bilgi sistemleri ve sağlık hizmetinin sağlanması anahtar başlıkları altında değerlendirildiğinde; ayrımcılık yapmadan insanı odağa alan, çevik, hakkaniyetli, örnek ve sürdürülebilir bir yapıya sahip "Dirençli" bir sistem olduğu tespit edilmiştir.

Afet tıbbıGöçmenlerMülteciler+6
Kerem Kınık
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Computer simulation models for sustainable groundwater use in agriculture in Syria

This study was conducted to determine the deriving factors of groundwater use expansion, to evaluate the profitability of irrigated cropping in water-scarce areas in five villages in four stability zones in Syria. Further, demand for groundwater and irrigation cost function was analyzed. Farmers' groundwater investment was modeled, the probability of drilling success was determined, and system dynamic simulation model was developed. Contrary to the conventional proposition, it was found that groundwater use in these areas has transformed sustainable traditional livestock-barley farming system to non-sustainable system and led to migration in the medium run. Procurement prices of wheat and cotton, low fuel cost, and open access to groundwater constituted the driving forces for expansion. It was also found that, demand for water for high water consuming crops was elastic and hence irrigation cost and crop prices can play an important role in the water use sustainability. Investment in groundwater irrigation was unrecoverable and risky where the probability of drilling success was only 0.07. It was also evident mat due to the absence of other investment options, farmers invest in depleted natural resource. Expansion in areas allocated to high water consuming crops such as cotton have led to water depletion and are not profitable at 50% higher fuel cost than the current cost. Crops such as vegetable in combination with wheat can be sustainable option to replace high water consuming crops. Keywords: Profitability, Groundwater Investment, Demand Function, Cost Function, Simulation Models, Sustainability.

Computer aided simulationSyriaSustainability+1
Fadıl Rıda
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Afetlerde sağlık hizmetleri kalitesinin gerçekliği

Afetlerin özellikle sağlık hizmetleri üzerinde çok net ve büyük etkileri vardır ve son yıllarda Suriye'yi etkisi altına alan savaşında bu yönde etkileri olmaktadır. Bu kapsamda bu çalışmanın amacı, Suriye'de sağlık hizmetlerinin kalitesine yönelik değerlendirmeler yapmak ve nasıl geliştirilebileceği konusunda önerilerde bulunmaktır. Bu araştırmada Kuzey Suriye'deki 7 hastanenin sağlık çalışanları ile SERVQUAL standart anketi kullanılarak yapılmıştır. Veriler SPSS'te analiz edilmiştir ve araştırmayı desteklemek için aynı hastanelerdeki yöneticilerle görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bulgularda kullanılan ölçeğin alt boyutlarının her biri ile diğer boyutlar arasındaki ilişkinin 0,01 gibi anlamlı düzeyde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu ve bu durumunda sağlık hizmetlerinin kalitesinin çok yönlü etkileyici faktörlerinin olduğunu ve bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Yöneticiler ile yapılan görüşmede ise tüm yöneticiler, hastanelerin elektronik kayıt sistemi ile birbirine entegre edilmesini, sağlık personelinin sürekli hizmetiçi eğitiminin gerekliliğini belirtmektedirler.

AfetlerDoğal afetlerHizmet kalitesi+4
Zahra Alamm
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye iç savaşının Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine etkisi

Suriye'nin içinde bulunduğu kriz hali, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nin ikili ilişkilerinin başka bir boyuta geçmesine, neden olmuştur. Çalışma, Suriye iç savaşı ekseninde Türkiye ve ABD ilişkilerinin gelişimini ve geleceğini çözümlemek amacıyla yazılmıştır. Tez çalışmasının temel araştırma sorusu, Suriye iç savaşının Türk-Amerikan ilişkilerini ne boyutta etkilediğini, ileriki yıllarda iki ülkenin ilişkilerinin seyrinin nasıl olacağı ve bunun Türkiye ekonomisi üzerinde yarattığı etkinin analiz edilmesidir. Bu doğrultuda, Suriye iç savaşı nedeni ile inişli çıkışlı bir hal alan Türkiye-ABD ilişkilerinin, kısa ve orta vade de istikrarsız bir seyir izleyeceği ve Suriye krizi kapsamında Türkiye ekonomisinin büyük tahribat aldığı önermesi savunulacaktır. Bu doğrultuda söz konusu hususlar reelpolitik bir bakış açısıyla ele alınacaktır. Tez çalışmasında araştırmanın amacı ve varsayımları bağlamında nitel bir araştırma yöntemi olarak literatür taraması uygulanmıştır. Tez çalışmasında birincil kaynaklar olan, resmî belgelerle birlikte devlet adamlarının yaptığı beyanların analizine özel olarak önem gösterilmiştir. Konu kapsamında uluslararası çeşitli düşünce kuruluşlarının analizlerinden ikincil kaynaklar olarak yararlanılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriSavaşSuriye+4
Aslı Alev Fakı
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00

Related subjects