Eser elementler
Bu konu başlığı altında 51 tez
Edirne'de yetiştirilen karnabahar bitkisine topraktan bazı eser elementlerin transferinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Edirne (Türkiye) karnabaharına topraktan bazı eser element transferinin değerlendirilmesi ve buna bağlı insanların tahmini günlük element alımının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Edirne iline bağlı Karaağaç, Yolüstü Köyü ve Abalar Köyü olmak üzere üç bölgeden, toplamda 20 farklı karnabahar tarlasından örnek alınmıştır. Bu çalışmada Edirne'ye özgü karnabahar sebze örneklerine, esansiyel (Mn, Fe, Cu ve Zn) ve esansiyel olmayan/toksik eser elementlerin (Cr, Cd, Pb ve Ni) analizi için yaş yakma ile çözündürme prosedürü gerçekleştirilmiş ve ICP-OES cihazı kullanılarak element analizleri yapılmıştır. Numune konsantrasyonları, transfer faktörü, günlük metal alımı (DIM), tahmini günlük metal maruziyeti (EDEM) ve Sağlık Risk Endeksi (HRI) hesaplarına dayanarak, standart referans değerleri ile karşılaştırılmıştır. Yapılan analiz sonucuna göre çıkan değerler sınır aralıkları ile karşılaştırılarak, tahmini olarak esansiyel ve esansiyel olmayan metallerin günlük alım miktarı durumları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak yapılan analizde, Edirne bölgesindeki toprak numunelerinde Cd metali bulunmamıştır. Aynı zamanda taç kısımda Cd, Cr ve Ni elementlerine rastlanmamıştır. HRI endeksine göre Cu, Fe, Mn, Pb ve Zn metalleri açısından sağlık riski oluşturmayacak düzeyde olduğu kanısına varılmıştır. Böylece bu çalışmayla, karnabahar yetiştirilen toprakların araştırılması, yapısında bulundurduğu elementlerin incelenmesi, insan sağlığına faydaları ve zararları konusunda bilgi sunulması yanında bu çalışmanın bundan sonra yapılacak çalışmalar için de yol göstereceği düşünülmektedir.
Botan (Siirt) çayında yaşayan bazı balık türlerinin (Capoeta) farklı dokularındaki iz element ve mineral düzeylerinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında, Siirt ili Botan Çayı (Uluçay)'ndaki Capoeta balık türleri arasında yer alan Capoeta damascina, Capoeta caelestis, Capoeta capoeta ve Capoeta umbla türlerinin karaciğer, beyin, solungaç ve kas dokularındaki mineral ve iz element (As, Cd, Co, Cr, Cu, Fe, Mg, Mn, Ni, Pb, Zn) düzeylerinin incelenmesi amaçlandı. 2018 yılı Sonbahar sezonunda toplanan balıklardan alınan doku örnekleri kuru yakma metodu kullanılarak analizlere hazır hale getirildi. Ardından iz element ve mineral düzeyleri İndüktif Eşleşmiş Plazma Atomik Emisyon Spektrometresi (ICP-OES) kullanılarak belirlendi. Capoeta damascina, Capoeta caelestis, Capoeta capoeta ve Capoeta umbla türlerinin karaciğer, beyin, solungaç ve kas dokusunda Mg, Fe ve Zn düzeylerinin incelenen diğer elementlere oranla yüksek olduğu görüldü. İz element ve mineral içeriğinin Capoeta damascina > Capoeta caelestis > Capoeta umbla > Capoeta capoeta olarak sıralandığı tespit edildi. Doku örneklerinde ise elementlerin solungaç > kas > karaciğer > beyin şeklinde birikim miktarlarına göre en fazla solungaçlarda en az beyinde toplandığı belirlendi. Sonuç olarak; Botan Çayı (Uluçay) nda yaşayan aynı zamanda halk tarafından tüketilen ve ekonomik değere sahip olan Capoeta balık türlerinde (Capoeta damascina, Capoeta caelestis, Capoeta capoeta, Capoeta umbla) karaciğer, beyin, solungaç ve kas dokularındaki iz element ve mineral (As, Cd, Co, Cr, Cu, Fe, Mg, Mn, Ni, Zn) düzeyleri TGK, EPA ve WHO'nde balıklar için önerilen kabul edilebilir değerlerin altında bulunmuştur. Ancak, Pb düzeyi tüm dokularda belirlenen değerlerin üzerinde çıkmıştır.
Parasetamol-indüklü hepatotoksisite modelinde borun eser element düzeyine etkisi
Çalışmamızda dokulardaki oksidan/antioksidan sistemi koruma ve glutatyon depolarını artırma özellikleri olan borun, kullanımı yaygın ve yüksek dozlarda hepatotoksik hasara yol açtığı bilinen parasetamolün olumsuz etkilerini azaltmadaki etkinliğini ve antioksidan rolünü araştırdık. Bunun için parasetamol indüklü hepatotoksisite modeli oluşturarak borun eser element seviyesindeki etkinliğine bakıldı. Çalışmamızda kullanılan deney hayvanları yedi gruba ayrıldı: kontrol, 2 g/kg parasetamol, 2 g/kg parasetamol + 50 mg/kg borik asit, 2 g/kg parasetamol + 100 mg/kg borik asit, 2 g/kg parasetamol + 200 mg/kg borik asit, 2 g/kg parasetamol + 140 mg/kg N-asetilsistein (NAC), 200 mg/kg borik asit. Yapılan ölçümler sonucu serum parasetamol grubu aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT) düzeyleri ve doku örneklerinden yapılan analiz sonucu protein karbonil (POC), total oksidan seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) seviyeleri artmış, bor verilen gruplarda ise anlamlı bir azalma gözlemlenmiştir. Parasetamol grubu protein tiyol (-SH), total antioksidan seviye (TAS) ve eser element düzeylerinde düşme görülürken bor gruplarında anlamlı bir artış olmuştur. Sonuç olarak, bor takviyesi yapılarak, parasetamolün oksidan/antioksidan dengesine yaptığı hasarın azaldığını gözlemledik ve borun farklı parametlere yaptığı etkilerden yola çıkarak antioksidan özellik gösterdiği söylenebilir.
Hünnap (Zizyphus jujuba Mill.) meyvesinin farklı yöntemler ile yapılan ekstraksiyonlarında flavonoid, antioksidan ve eser element düzeylerinin tayini ve asetilkolinesteraz aktivitesine etkisi
Tıbbi bitkilerden olan hünnap (Zizyphus jujuba Mill.) meyvesinin içerdiği çeşitli metabolitler ve mineraller ile insan sağlığı üzerinde foksiyonel bir rol oynamaktadır. Bu tezin amacı da hünnapın içerdiği metabolitlerden olan flavonoidlerin, antioksidanların; su ve alkol ekstraktlarındaki miktarlarının ayrı ayrı hesaplanması ve içerdiği eser element miktarlarının ve çeşitlerinin saptanması; aynı zamanda hünnapın asetilkolinesteraz enzimine gösterdiği inhibisyon etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Hünnap meyveler 50 ºC'de fırınlanarak kurutuldu. Daha sonra liyofilizatör cihazı yardımıyla alkol ve su ekstraksiyonları hazırlandı. Hünnapın antioksidan miktarlarının hesaplanması için ticari olarak satılan TAS-TOS kitleri kullanıldı. Flavanoid madde miktarlarının analizi spektrofotometrik metot kullanılarak belirlendi. Hünnapın içerdiği eser element düzeylerinin belirlenmesi ICP-MS cihazı ile hesaplandı. Asetilkolinesteraz enzim inhibisyonu için Ellman yöntemi kullanılarak spektrofotometrik ölçüm sonuçları asetilkolinesteraz inhibitörü olan takrin ile kıyaslandı. Hünnapın flavanoid miktarlarının belirlenmesi için hünnapın su ve alkol ekstraktlarının ayrı ayrı 10'ar adet ölçümü yapıldı. Elde edilen sonuçlara göre hünnapın alkol ekstraktı toplam flavanoid miktarı ortalaması 0.71 µg/ml, su ekstraktı toplam flavonoid miktarı ortalaması 2.24 µg/ml bulundu. Su ekstraktında toplam flavanoid miktarı, alkol ekstraktından daha yüksek ve anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Hünnapın toplam antioksidan ve toplam oksidan miktarlarının belirlenmesi için su ve alkol ekstraktlarının 10'ar adet ölçümü yapıldı. Hünnap toplam oksidan seviyesi(TOS) su ekstraktında ortalaması 11.25 μmol/L, alkol ekstratı ortalaması 78.57 μmol/L; Hünnap toplam antioksidan seviyesi (TAS) su ekstraktında ortalaması 0.96 μmol/L alkol ekstratında ortalaması 2.87 μmol/L olarak hesaplanmıştır. Hünnapın toplam antioksidan ve toplam oksidan miktarı alkol ekstraktlarında daha yüksek ve anlamlı bulunmuştur(p<0.05). Hünnapın içerdiği eser element düzeylerinin belirlenmesi için ICP-MS cihazı kullanıldı. Su ve alkol ekstraksiyonlarının ayrı ayrı 2 farklı ölçümü alındı. Hünnapın 9 farklı eser element yönünden ölçümleri analiz edildi. 9 eser elementten kobalt hariç hünnapın su ekstraktlarındaki eser element düzeyleri alkol eser element düzeylerinden daha yüksek miktarda bulunmuştur. Kobalt elementi tespit edilememiştir. Asetilkolinesteraz inhibisyonunda hünnap etanol ekstraksiyonun AChE R2 0,9917, İc50:0,002962; hünnap su ekstraksiyonun R2 0,9945, İc50: 0,002254 bulunmuştur. Sonuç olarak yapılan analizlerin neticesinde hünnap bitkisinin meyvelerinin içerdiği metabolitler sayesinden fonksiyonel bir gıda işlevi gösterdiği ve enzim inhibisyon değerlerinin asetilkolinesteraz inhibitörü olan takrine kıyasla düşük olduğu bulunmuştur. Hünnapın içerdiği fitokimyasallar sayesinde insan sağlığı üzerinden yararlı etkilerinin bulunduğu ancak yapılan çalışmaların sayısının daha da detaylandırılarak arttırılmasına gerek olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, asetilkolinesteraz, eser element, flavanoid, hünnap
Bazı eser elementlerin önderiştirilmesinde polipirol dolgulu kolon kullanımı
Bu tezde, bakır, kurşun, nikel ve çinkonun alevli atomik absorpsiyon spektrometrisi ile tayinleri öncesi katı faz ekstraksiyonu yöntemiyle önderiştirilmesi için yeni bir adsorban olarak klorür katkılı polipirolün kullanılabilirliği araştırıldı. Adsorban, pH 6,5 ta calmagite ligandına yüksek seçicilik gösterdi. Bakır, kurşun, nikel ve çinko, calmagite ile 0,5 g polipirol klorür dolgulu kolonda alıkonuldu ve 10 mL 1 M HNO3 ile kantitatif olarak elüe edildi. Geliştirilen yöntem, Keloğlan Mağarası, Kaklık Mağarası ve Beşoluk kaynak suyunda bakır, nikel, kurşun ve çinko tayinine uygulandı.
Orak hücreli anemi hastalarında hidroksiüre kullanımının total antioksidan kapasite (TAK), total oksidatif stres (TOS) ve antioksidan eser elementler ile ilişkisi
Giriş: Orak hücreli anemi (OHA) otozomal resesif kalıtım gösteren, dünyada sık görülen hemoglobinopatilerden biridir. Oksidatif stresin OHA patogenezinde önemli yeri olduğu gösterilmiştir. Hidroksiüre (HU) kullanımı ile birlikte eser element takviyelerinin OHA tedavisine katkıları araştırılmaya devam edilmektedir. Amaç: Orak hücreli anemide HU kullanımı ve demir (Fe), bakır (Cu), çinko (Zn), selenyum (Se) eser elementlerinin oksidatif stres parametreleri olan TAK ve TOS ile ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya katılan bireyler; HU düzenli kullanan OHA'lı hastalar (Grup 1), HU kullanmayan veya düzensiz kullanan OHA'lı hastalar (Grup 2) ve sağlıklı kontrol grubu (Grup 3) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Hemogram, biyokim-yasal analizler, TAK (Total Antioksidan Kapasite), TOS (Total Oksidatif Stres), Fe, Cu, Zn ve Se düzeyleri ölçüldü. Elde edilen veriler OHA hasta grupları ve sağlıklı gönüllüler için kıyaslandı. Bulgular: Serum Fe düzeyleri; Grup 1'de 107,54 25,22 μg/dl, Grup 2'de 148,65 49,35 μg/dl, Grup 3'te 80,63 21,80 μg/dl olup, istatiksel açıdan birbirinden farklı idi (p=0,001). Cu düzeyleri; Grup 1'de 106,71 1 6,80 μg/dl, Grup 2'de 97,53 21,95 μg/dl, Grup 3'te 103,49 25,36 μg/dl idi. Gruplar arasında Cu düzeyleri açı-sından istatiksel fark saptanmadı (p=0,208). Zn düzeyleri; Grup 1'de 80,51 12,32 μg/dl, Grup 2'de 74,53 12,33 μg/dl, Grup 3'te 91,66 12,93 μg/dl olup, istatiksel açıdan birbirinden farklı idi (p=0,001). Se düzeyleri; Grup 1'de 81,31 12,15 μg/dl, Grup 2'de 59,76 15,18 μg/dl, Grup 3'te 102,26 23,50 μg/dl olup, istatiksel açıdan birbirinden farklı idi (p=0,001). TAK düzeyleri; Grup 1'de 3,05 0,69 mmol/L, Grup ix 2'de 3,22 1,06 mmol/L, Grup 3'te 2,15 0,48 mmol/L olup, istatiksel açıdan birbi-rinden farklı idi (p=0,001). TOS düzeyleri; Grup 1'de 13,26 5,55 μmol/L, Grup 2'de 14,40 4,76 μmol/L, Grup 3'te 14,98 6,44 μmol/L idi. Gruplar arasında TOS düzeyleri açısından istatiksel fark saptanmadı (p=0,416). Sonuç: Düzenli HU kullanan OHA grubu ile Düzensiz HU kullanan veya HU kullanmayan OHA grubu arasında TAK ve TOS düzeyleri benzer olarak saptanmıştır. TAK düzeyleri sağlıklı kontrol grubunda OHA hasta gruplarına göre daha düşük sap-tanmıştır. TOS düzeyleri, OHA hasta grupları ve sağlıklı kontrol grubunda benzer ola-rak saptanmıştır. Eser element düzeylerinin OHA ile ve OHA'da düzenli HU kullanımı ile ilişkili olduğu görülmüştür. Bu konu ile ilgili daha ileri araştırmaların yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Orak hücreli anemi, TAK, TOS, hidroksiüre, eser element
Plantago lanceolata bitkisinin yara iyileştirici özelliklerinin araştırılması
ÖZETBu çalışmanın amacı, sıçan sırtında oluşturulan doğrusal kesi yarası üzerinde P.lanceolata bitkisinin sulu ve metanollü özütlerinin etkisini değerlendirmektir. Bu amaçla, yara dokusunda TBARs, GSH, T-SH ve HP ile serum ve doku iz element (Zn+2 ve Cu+2) düzeyleri incelenmiştir. P.lanceolata bitkisinin yara dokusunda oksidatif stresin göstergelerinden olan TBARs düzeylerini anlamlı düzeyde azalttığı, antioksidan moleküllerden GSH ve T-SH düzeylerinde artışa neden olduğu, bağ doku bileşeni olan kollajen sentezini ise yara dokusunda anlamlı düzeyde artırdığı bulunmuştur. Ayrıca, kollajen sentezinde ve yara iyileşme sürecinde önemli göstergeler olan doku Zn+2 ve Cu+2 düzeylerini de hiçbir tedavi uygulanmayan kontrol grubuna göre anlamlı derecede artırmıştır.Çalışmamızın sonuçlarına göre; Halk tababetinde birçok hastalığın yanısıra yaraların tedavisinde kullanılan flavanoidler açısından zengin olan P.lanceolata bitkisinin güçlü bir antioksidan etkiye sahip olduğu ve bu şekilde iyileşme sürecine olumlu bir katkıda bulunduğu söylenebilir. Ancak, mekanizmayı tam olarak aydınlatabilmek için daha ileri çalışmalara gereksinim vardır.P.lanceolata bitkisinin yara iyileştirici özelliğinin yanısıra kozmetikte de kullanılabileceği ve yeni ilaç geliştirme çalışmaları için gelecek vaat ettiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Yara iyileşmesi, Plantago lanceolata, Glutatyon (GSH), Tiyobarbitürik asit reaktifleri (TBARs), Total tiyol grupları (T-SH), İz elementler (Zn+2, Cu+2), Hidroksiprolin.
Epilepsi hastalarında eser element düzeyi, tiyol-disülfid dengesi, hücre içi okside ve redükte glutatyon düzeylerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada eser element düzeyi, tiyol-disülfid dengesi, hücre içi okside ve redükte glutatyon düzeylerini değerlendirerek, epilepsi patogenezinde rol oynayan etmenler içinde oksidatif hasar ve eser element miktarının rolünün olup olmadığını açığa çıkarmayı amaçladık. Çalışmaya 41 epilepsi hastası, 43 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin serumlarında bakır, çinko, selenyum seviyeleri atomik absorbsiyon spektrometri cihazı ile çalışıldı. Oksidatif stres belirteci olarak serum tiyol disülfid dengesi ile hücre içi okside ve redükte glutatyon düzeyleri spektofotometrik yöntemle çalışıldı. Hasta grubunda serum bakır seviyeleri anlamlı olarak yüksek iken (hasta: 127,0±31,2 µg/dL, kontrol: 102,9±16,4 µg/dL, p<0,001) çinko seviyeleri anlamlı olarak düşüktü (hasta: 90,9±28.8 µg/dL, kontrol: 104,7±29,5 µg/dL, p: 0,0034). Selenyum seviyeleri açısından anlamalı bir fark yoktu (hasta: 97,9±25,0 µg/L, kontrol: 99,7±21,0 µg/L, p:0,733). Çalışmamızda hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla serum tiyol disülfid dengesinde anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,005). Hücre içi okside glutatyon düzeyleri hasta grubunda anlamlı olarak yüksek iken (hasta: 113.7±21.2 µmol/L, kontrol: 84.9±27.3 µmol/L, p<0.001), redükte glutatyon düzeylerini anlamlı olarak düşük bulduk (nativ GSH; hasta:584.4±141.3 µmol/L, kontrol:858.3±243.9 µmol/L, total GSH; hasta:818.8±156.3 µmol/L, kontrol: 1028.2±240.1 µmol/L, p<0.001). Bu çalışmada epilepsi hastalarında serum eser element düzeyi ve tiyoldisülfid dengesi ile birlikte ilk defa hücre içi GSH/GSSG düzeylerini çalışılmış ve dengenin GSSG lehine anlamlı olarak artmış olduğunu tespit edilmiştir. Hastalığın patogenezinin anlaşılmasında verilerimizin yol gösterici nitelikte olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, eser element, hücre içi glutatyon, tiyol-disülfid
Akut bronşiyolit vakalarında serum eser element (Çinko, Demir, Bakır) düzeyleri
Amaç. Akut bronşiyolit, özellikle 2 yaş altı çocuklarda, daha çok virüslerin, küçük hava yollarındaki epitel hücrelerini tutarak mukus üretiminde artışa, bronşiyollerde tıkanmaya, bronkospazma ve hava hapsine neden olarak ortaya çıkan alt solunum yolu enfeksiyonudur. Hastalığın görülme sıklığının fazla olması, tam etkili bir tedavisinin veya önleyici bir girişimin bulunmaması hastalığın önemini arttırmaktadır. Vücudumuzdaki çeşitli fizyolojik ve biyolojik olayların düzenlenmesi için glukoz, yağ asitleri, aminoasitlerin ve vitaminlerin yanı sıra minarellere ve eser elementlere de ihtiyaç olduğu bilinmektedir. Bu eser elementlerden özellikle vücudumuzda en yüksek miktarda bulunan, hem hücresel hemde hümoral immünitenin düzenlenmesinde rol oynayan çinko, demir ve bakırın eksikliğinde ASYE gibi çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlara karşı vücut direnci azalmaktadır. Bu çalışmada akut bronşiyolit tanısı alan hastalar ile sağlıklı çocuklardaki serum çinko, bakır ve demir düzeylerini karşılaştırarak bu elemntlerin eksikliğinin hastalığın etyolojisindeki rolünü araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem. Çalışmaya Eylül 2019 – Mayıs 2020 tarihleri arasında Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine akut bronşiyolit kliniği ile başvuran 2 ay-5 yaş arası 40 hasta çocuk ile fizik muyenesinde herhangi bir patolojik bulgusu olmayan aynı yaş grubunda 40 sağlıklı çocuk çalışmaya alındı. Hasta grubun; fizik muayene bulguları kaydedildi. Akut bronşiyolit tanısı alan hastalar klinik skorlama sistemleri kullanılarak hafif, orta ve ağır şiddette olmak üzere gruplara ayrıldı. Hasta grubunda serum çinko, demir ve bakır düzeyleri ölçüldü ve kontrol grubu ile karşılaştırılması yapıldı. Bulgular. Hasta grubunun yaşları 2 ay- 5 yaş arasında değişmekte olup ortalama yaş 19,5±18,2 ay, kontrol grubunun yaşları ise olgu grubuna benzer sekilde 2 ay- 5 yaş arasında olup ortalama yaş 22,0 ± 12,3 olarak bulundu. Her iki grup arasında yaş dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamıza katılan hasta grubunun 12'si (%30) kız, 28'i (%70) erkek, kontrol grubunun 15'i (%37,5) kız, 25'i (%62,5) erkek idi. Her iki grup arasında cinsiyet dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Serum çinko ve demir düzeyleri hasta grubunda kontrol grubuna göre belirgin şekilde düşük bulundu (p<0,05). Sonuç. Serum çinko ve demir eksikliği akut bronşiyolit için bir risk faktörü olabilir. Özellikle ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde; akut bronşiyolit gibi görülme sıklığı fazla olan, tam ve etkili bir tedavisi olmayan enfeksiyon hastalıklarından korunmak için mikronütrientlerin beslenmemizdeki önemi unutulmamalı, buna bağlı olarak akut bronşiyolitin sıklığının azalmasında bu elementlerin rolü olabileceği, akut bronşiyolitin mevcut tedavisine ek olarak çinko ve demirin tedaviye eklenmesinin faydalı olabileceğini düşünmekteyiz.
Identification of NADPH oxidase, COX-2, and some biomarkers in renal failure
Renal failure is increasingly being related to oxidative stress. For example, uremic patients have a lower antioxidant defense maximal range, which has been linked to oxidative stress (the generation of excessive reactive oxygen species (ROS)). The kidneys produce NADPH, a superoxide anion and a type of ROS. In renal failure patients, an increase in NADPH production adds to the development of renal damage. COX-2 is an enzyme that controls the flow of blood through the kidneys. When COX-2 inhibitors are used, kidney damage might occur, and renal blood flow can be negatively affected. This can then lead to the production of kidney failure. In this study, 60 samples of renal failure patients and 30 samples of healthy subjects of both genders, aged 15-25 years, were collected over four months. The assays were performed on NADPH Oxidase, COX-2, and other biomarkers (kidney functions, glucose, lipid profile, electrolyte (Na+1, K+1, Cl-1 , Ca +2). As a result, we can confirm that the chemical evaluations revealed that the concentration of Serum COX-2 and NADPH can predict renal impairment. The results show rapid rise in serum levels of COX-2, NADPH in outpatients and inpatient with renal failure compared to control (p > 0,05). This investigation found that the increase in concentrations of both COX-2 and NADPH in the patient group were indicative of renal failure.
Evaluation of some biological parameters and trace elements in prostatic tumors among Iraqi patients with DMII
Among the challenges facing doctors in advanced prostate, cancer management is that it is developing quickly, which requires research in rapid ways to predict its development. Our goal in this study is to define some liver tests (Alp), Chloe. and PSA and TPA tests, focus on some trace elements in men with prostate and type 2 diabetes and discover the linear relationship between the specified tracking elements that were estimated between cases. A total of 140 cases participated in this research and were divided into two groups, the group of patients included 100 patients and the second group included 40 healthy men who have a natural prostate gland. The results of the study indicated that with the progress of age, the stainlessness increases with prostate cancer, and the complications of the treatment increase. TPA also had no clinical importance in our study. With the age of sugar, it was among the requirements for choosing patients, as there were high moral and clinical differences between RBS and HBA1C. On the contrary, calcium had no clinical importance, and its levels were not greatly affected. The kidney fears tests were not mentioned in this study, but the levels of uric acid were significantly affected. There was clear importance of liver enzymes, whose levels were clearly affected, and there was a link between them and PSA in prostate cancer patients. The vowed elements did not have great influence, especially magnesium and selenium, on the contrary, zinc had a great statistical and clinical importance in this study.
Proteinüri hastalarında ağır metal ve eser element düzeylerinin değerlendirilmesi
AMAÇ: Proteinüri varlığı önlenemediğinde renal ve kardiyovasküler hastalıklar gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Proteinüri şiddeti morbidite ve mortalite ilişkilidir. Bilindiği üzere böbrek ağır metallerin hedef organıdır. En sık hasarlanma yeri proksimal tübüler hücrelerdir. Bu hücreler toksik maddelere, plazma veya ekstraselüler sıvıdakilerden daha yuksek konsantrasyonda maruz kalırlar. Çalışmamızda, proteinüri hastalarında ağır metal ve eser element düzeylerinin plazma ve idrar seviyelerinin tespiti ve kontrol grubu ile kıyaslanması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza proteinüri grubunda 54, kontrol grubunda ise 55 kişi olmak üzere toplamda 99 kişi dahil edilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik verileri ile birlikte biyokimyasal parametreleri değerlendirilmiştir. Arsenik (As), kurşun (Pb), cıva (Hg), kadmiyum (Cd), kobalt (Co), nikel (Ni), çinko (Zn), manganez (Mn), bakır (Cu), krom Cr ve alüminyum (Al) değerleri plazma ve idrarda ölçülmüş ve iki grup arasında veriler karşılaştırılmıştır. BULGULAR: Proteinüri grubunda kontrol grubuna kıyasla; As, Pb, Hg, Cd, Co, Ni ve Mn konsantrasyonları hem plazma hem de idrarda anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (her bir metal için p=0,001). Kontrol grubunda ise sadece Zn ve Cr değerleri plazma ve idrarda anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p=0,001). SONUÇ: Proteinüri vakalarında ağır metal düzeylerinde artış gözlenebileceği gibi, bu hastalar Zn gibi eser metallerin eksiklikleri açısından da ciddi risk altındadır. Ağır metal düzeylerindeki artış veya eser element eksiklikleri kronik böbrek yetmezliğine gidişi hızlandırmaktadır. Klinik takipte özellikle riskli bireylerde ve klinik semptomları olanlarda ya da kan basıncı ya da kan şekeri regüle iken böbrek hasarının hızlı ilerlediği, bazen beraberinde karaciğer yetersizliğinin de geliştiği, şuurdurumunun etkilendiği durumlarda ağır metaller ve eser elementler akılda tutulması gereken parametreler olmalıdır. Gerekli durumlarda seviyeleri belirlenerek şelasyon tedavisi verilmelidir.
Mahkumların sportif rekreasyon aktivitelerine katılımlarının bazı biyobelirteçler üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, denetimli serbestlik kapsamındaki mahkumlarda rekreatif aktivitelerin bazı biyobelirteçler üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya Gaziantep İlindeki denetimli serbestlikten yararlanan 18-65 yaşları arasındaki 40 erkek mahkum denek (N:40, yaş:35,65±)gönüllü olarak katılmıştır. Deney dizaynı olarak çalışmaya katılan deneklere, araştırmacı tarafından oniki haftalık rekreatif amaçlı fiziksel aktivite (Eğitsel oyunlar, Basketbol ve Voleybol) programı uygulandı. Deneklere çalışma öncesinde demografik bilgileri alındıktan sonra mesura ile bel ve kalça ölçümleri yapıldıktan sonra, kan örnekleri alındı. Mahkumlardan rekreasyon aktivite öncesi ve sonrasında alınan kan örneklerinde brain-derived neurotrophic factor ELISA yöntemi ile, bakır ve çinko, atomik absorbsiyon yöntemi, serotonin, testosterone, estradiol, dehydroepiandrosterone, kortizol, insulinkemilüminesans yöntem ile ve lipit parametreleri spektrofotometrik olarak çalıştırılmıştır. Uygulama öncesi ve uygulama sonrasında tespit edilen özellikler arasındaki ilişkilerin araştırılmasında Çok Değişkenli Ölçeklendirme Analizi Tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS for windows 20.0 istatistik programı kullanıldı, aritmetik ortalama (AO), standart sapma (SD) tanımlandı. Rekreatif aktivite öncesi ve sonrası gruplardan elde edilen sonuçlar birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada; VKİ (Vucut Kitle Endeksi) önce ve sonra ölçümleri arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p=0,072). Bel bölgesi ölçümlerinde anlamlı olarak fark bulunmuştur. (p=0,032). Sigara kullanımında azalmalar olduğu görülmüştür. Bazi biyo belirteçlerde ise; Brain derived neurotrophic factor değeri, Testosteron, Serotonin, Çinko değerleri anlamlı yükselirken, Totalkolesterol, Kortizol ve Estradiol değerleri anlamlı düşüş göstermiştir.
Kronik hastalığı olan yaşlılarda vitamin ve biyoelementlerin kullanım sıklığının belirlenmesi
Araştırma kronik hastalığı olan yaşlılarda vitamin ve biyoelementlerin kullanım sıklığı, kullanım özellikleri ve bu özellikler üzerine sosyodemografik değişkenlerin etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel türde yapılmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu Kırşehir il merkezinde bulunan bir Aile Sağlığı Merkezi'nde kayıtlı 260 yaşlı birey oluşturmuştur. Veriler sayı, yüzde ve ortalama olarak özetlenmiş, değerlendirmelerde Ki-kare analizi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan yaşlı bireylerin yaş ortalaması 69,0±3,83 olup %51,2'si kadındır. Yaşlıların %32,3'ü vitamin ve biyoelementleri, %12,3'ü biyoelementleri, %20,0'ı ise vitaminleri kullanmaktadır. Yaşlıların kullandıkları biyoelementler sırasıyla Kalsiyum (%4,7), Magnezyum (%3,1), Demir (%1,5), ve Çinko (%1,5)dur. Yaşlıların kullandıkları vitaminler ise sırasıyla C vitamini (%8,8), D vitamini (%6,2) ve B12 vitaminidir (%5,0). Yaşlıların %12,5'i biyoelementleri, %13,8'i ise vitaminleri reçetesiz kullanmaktadır. Vitamin ve biyoelementleri kullanan bu yaşlıların %18,5'i hastalıklardan korunmak, %13,8'i ise hastalıkların tedavisi için kullanmaktadır. Sağlık personeline danışarak vitamin ve biyoelementleri kullanma oranı yaşlılarda %23,1'dir. Çalışmaya katılan yaşlı bireylerde; kadın cinsiyetinde, bekar olanlarda, hayatının uzun bir bölümünü ilçe, kasaba, köyde geçirenlerde, sağlık durumunu kötü algılayanlarda, herhengi bir işte çalışmayanlarda, sağlık kurumuna ulaşımda sorun yaşamayanlarda biyoelement kullanma oranları yüksek olarak belirlenmiştir (p<0,05). Yaşlı bireylerden evli olanların bekar olanlara göre ve çalışmayanların çalışanlara göre vitaminleri kullanma oranları yüksek olarak belirlenmiştir (p<0,05). Yaşlıların vitamin ve biyoelementleri kullanmadaki en önemli sorunları reçetesiz ve sağlık personeline danışarak kullanmaları olmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda yaşlıların vitamin ve biyoelementleri akılcı kullanımı konusunda farkındalık kazandırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Vitaminler, eser elementler, kronik hastalık, yaşlı.
Alüminyuma maruz kalmış sıçanlarda; karaciğer, böbrek ve beyin dokularına nar (Punica Granatum L.) suyunun bazı elementler üzerine etkisinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, sıçanlarda AlCl3 ile oluşturulan oksidatif strese karşı nar (Punica Granatum L.) suyunun koruyucu etkisi araştırılmıştır. Çalışmada; Kontrol (K), Nar suyu (NS), Alüminyum (Al) ve Nar suyu +Alüminyum (NS+Al) şeklinde dört grup oluşturulmuştur. AlCl3 8,3 mg/kg olacak şekilde intraperitonal yolla ve nar suyu ise 4 ml/kg olacak şekilde oral gavaj yolu ile gün aşırı 30 gün boyunca uygulanmıştır. Sıçanların karaciğer, böbrek ve beyin dokularında bazı eser elementlerinin düzeyleri Yüksek Çözünürlüklü Sürekli Işın Kaynaklı Alevli Atomik Absorpsiyon Spektrometresi (HR CS-FAAS) kullanılarak belirlenmiştir. Karaciğer dokusu eser element düzeyleri incelendiğinde, Al grubunun, K grubuna göre Ca ve Al düzeylerinde artış görülürken, Mn düzeyinin azaldığı gözlemlenmiştir. Al+NS grubu Mn ve Al düzeyleri Al grubuna göre azalmış, Ca düzeyi ise artmıştır. Böbrek dokusu eser element düzeyleri incelendiğinde Al grubu Cu, Ca, Mg ve Al düzeylerinde K grubuna göre artış gözlenmiştir. Al+NS grubu Cu, Ca ve Al düzeylerinin, Al grubuna göre önemli düzeyde azaldığı tespit edilmiştir. Beyin dokusu eser element düzeyleri incelendiğinde ise Al grubunun, K grubuna göre Fe, Ca ve Al düzeylerinin arttığı, Mn düzeyinin ise azaldığı gözlemlenmiştir. Al+NS grubu Fe, Ca ve Al düzeyleri ise Al grubuna göre azaldığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, AlCI3 maruziyetinde Nar suyu uygulamasının sıçan dokularında oluşan toksisiteye karşı koruyucu etkilerinin olabileceği gösterilmiştir.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda demir ve çinko eksikliği ile toksik metal düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan olgularda demir, magnezyum ve çinko gibi eser elementlerin eksikliği ile toksik metallere maruziyetin değerlendirilmesini amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Eylül 2015- Aralık 2016 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi çocuk ve ergen ruh sağlığı kliniğinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı alan 6-18 yaş arası 26 olguya ait veriler değerlendirildi. Kontrol grubu olarak yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik düzey bakımından hasta gurubuyla uyumlu, hasta çocuk polikliniğine karın ağrısı, göğüs ağrısı vb. nedenlerle başvuran 26 hasta çalışmaya dahil edildi. Tanı alan hastalar ve kontrol grubundan hemogram, ferritin, çinko, magnezyum ve kurşun, civa, manganez, kadmiyum, arsenik düzeyleri çalışıldı. Veriler SPSS-18 istatistik paket programı kullanılarak yorumlandı. Bulgular: Çalışmada değerlendirilen 26 DEHB, 26 kontrol grubu toplam 56 olgunun ferritin, çinko, magnezyum düzeyleri, arsenik, kadmiyum, civa, mangan, kurşun maruziyet durumları değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin gruplara göre kurşun düzeyleri değerlendirildiğinde DEHB olgularında kurşun düzeyi istatiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştır (p:0,03). Alt tipler gruplandırıldığında dikkat eksikliği baskın olan tip ve bileşik tipte kurşun düzeyleri kontrol grubuna göre yüksek saptandı (p<0.05). Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu hastalarında sağlıklı kontrol grubuna göre hemoglobin düzeyleri daha düşük bulundu ancak anemi varlığı açısından bakıldığında DEHB hastaları ile sağlıklı kontrol grubu arasında fark bulunmadı. Ferritin, magnezyum, çinko, mangan, arsenik, kadmiyum ve civa düzeyleri açısından DEHB olguları ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu genetik, psikososyal, çevresel etmenlerden etkilenmekle birlikte, etyolojisi net olarak aydınlatılamamış bir hastalıktır. Daha büyük hasta gruplarından oluşan çalışmalar ile özellikle kurşunu içeren toksik metallerin değerlendirilmesinin etyolojiyi açığa çıkarmak açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.
Doğal materyallerle bakır(II) kirliliğinin giderilmesi
ÖZET Bu Çalışmada bakır(ll) iyonlarının doğal metaryallerden alkali bazaltik yapıdaki Kula Volkaniti tarafından adsorplanması incelenmiştir. Deneylerde aktifleştirilmiş Kula Volkaniti kullanıldı, öncelikle volkanit, bidistile su içerisinde bekletildi, 105 °C de etüvde kurutuldu ve çeşitli fraksiyonlarına ayrılarak farklı kalsine sıcaklıklar da (200 °C, 400 °C, 600 °C, 800 °C) aktifleştirilerek Cu(ll) iyonlarını adsorplayacağı optimum koşullar belirlenmiştir. Ayrıca adsorpsiyon için en uygun pH belirlenmiştir. Adsorpsiyon deneyinde "Batch (çalkalama)" ve "Kolon" yöntemi uygulanmıştır. Her bir deney yönteminde öncelikle Laboratuvar koşullarında suni olarak 0.005 M Cu(ll) çözeltisi hazırlandı ve daha sonra 3 ppm kirlilik içeren bir sanayi atığından alınan numuneler kullanılmıştır. Adsorplanan Cu(ll)'nin analizi laboratuvar koşullarında hazırlanan standart Cu(ll) çözeltisi ile yapılmıştır. NH3 ile Diamin kompleksi hazırlandı. Standart eğriler oluşturuldu. UV- Spektrofotometresin kullanılarak belirli miktarda alınan volkanit çözeltide, adsorplanmadan kalan Cu(ll) miktarı belirlendi. Yüzde Adsorpsiyon eğrileri çizildi. Sanayiden alınan örnekler de ki bakır (II) miktarı, AAS'de standart grafiklerinden yüzde adsorpsiyon olarak belirlendi. Alkali yapıdaki Volkanik kayacın adsorpsiyon kapasitesi belirlendi. Max. adsorpsiyon için optimum sıcaklık ve tanecik büyüklüğü tespit edildi. Kula volkanitinin adsorpsiyon kapasitesinin yüksek olması, doğada bol miktarda bulunması, elde edilebilirliğinin kolay olması nedeniyle arıtım için kullanılması önemini arttırmıştır. Umuyoruz ki Kula volkanitinin arıtım maddesi olarak kullanılabilir olması, endüstriyel kuruluşlar ve çevre için bir kazanç olacaktır. IX
Prostat kanser dokusunda eser miktarda bulunan metal konsantrasyonlarının önemi: Histopatolojik evre, PSA, klinik seyir ilişkisi
Bu çalışmanın amacı eser elementlerin prostat kanserindeki olası rollerine ışık tutmaktır. Bu amaçla 1996-2010 yılları arasında kliniğimizde daha önce histopatolojik olarak ?Prostat Adenokarsinomu? tanısı almış ve serum PSA değeri 2,5 ng/ml' nin altında olup histopatolojik olarak ?Benign Prostat Hiperplazisi? tanısı almış olan hastaların patoloji preperatları ICP-OES ve ICP-MS cihazlarında analiz edilerek eser element derişimleri ve bu derişimlerin PSA, histopatolojik evre ve klinik seyirle olan ilişkisi değerlendirildi.Malign prostat dokusunda Cd, Ni ve Ca ortalama derişimleri sırasıyla 55.64 µg/kg (SH:35.12, p=0.033), 784.02 µg/kg (SH:828.24, p<0.001), 656.94 mg/kg (SH:852.39, p<0.001) olmak üzere daha düşük; Fe ortalama derişimi ise 56.52 mg/kg (SH: 33.10, p=0,039) daha yüksek bulunmuştur. Eser element miktarları ile histopatolojik olarak nörovasküler invazyon mevcudiyeti arasındaki ilişki değerlendirildiğinde nörovasküler invazyon olan hastalarda Ca, Mg ve B seviye ortalamaları anlamlı olarak daha düşük miktarda (p=0.043, p=0.016 ve p=0.033) bulundu. Ekstrakapsüler yayılım ve eser element düzeyleri arasındaki ilişki değerlendirildiğinde düşük Zn miktarı ile ekstrakapsüler yayılım arasında anlamlı ilişki saptandı (p=0.016). Hastaların total gleason skorları ile eser element miktarları arasındaki ilişki değerlendirildiğinde B ile negatif, Se derişimleriyle ise istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon (p=0.003 ve p=0.002) saptandı. Preoperatif PSA düzeyleri ile eser element düzeyleri karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmamasına rağmen Fe, Mg, Cu, Se ile preoperatif PSA değerleri arasında pozitif , Cd ve B ile ise negatif korelasyon saptandı. PSA nüksü ile eser element derişimleri arasında bağımsız prognostik ilişki saptanmadı. Eser elementlerin kanser gelişimine nasıl yol açtığı veya olası koruyucu etkilerinin daha iyi anlaşılmasına moleküler düzeyde yapılacak araştırmalar ışık tutacaktır.
Çocukluk çağı kronik böbrek hastalarında eser element düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Eser elementler biyolojik sıvılarda veya dokularda çok düşük konsantrasyonlarda bulunan, kronik böbrek hastalarında bazen eksikliğe bazen de toksisiteye neden olabilen maddelerdir. Kronik böbrek hastalarının rutin izlemlerinde, eser elementlerin serum düzeyine bakılmamaktadır. Çalışmamızda çocukluk çağı kronik böbrek hastalarında eser element düzeylerini ve eser elementlerin antropometrik ve biyokimyasal parametrelerle ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Nefroloji polikliniğine başvuran GFR 60 ml/dk/1,73 m2'nin altında olan kronik böbrek hastalığı (KBH) olan (n:64) çocuklar ile sağlıklı gönüllü (n:25) çocuklar çalışmaya alındı. KBH çocuklar evre 3-4 KBH (n:27), hemodiyaliz (HD) yapan (n:12) ve periton diyalizi (PD) yapan (n:25) grubu olarak ayrıldı. Tüm hastalarda ve kontrol grubunda, tam otomatik biyokimya otoanalizörü ile serumda çinko (Zn) ve bakır (Cu) ölçümü yapıldı. İndüktif olarak eşleşmiş plazma optik emisyon spektrometresi (ICP-OES) yöntemi ile de serumda selenyum (Se), manganez (Mn), kurşun (Pb), kadmiyum (Cd), krom (Cr) ve nikel (Ni) ölçümü yapıldı. Hasta ve gönüllü gruplarının eş zamanlı antropometrik ölçümleri, biyokimyasal ve hematolojik tetkikleri yapıldı. Bulgular: Serum bakır medyan değeri; kontrol grubunda, 178 µg/dl (135.2 -270.3); evre 3-4 KBH'lerde, 129.4 µg/dl (108.6 -139.1); HD hastalarında, 106.35 µg/dl (96.25 - 130.5); PD hastalarında, 135.4 µg/dl (122.5 -144.4) olarak saptandı. Bakır düzeyi, kontrol grubunda hasta gruplarına kıyasla yüksek saptandı ve bu fark anlamlıydı (p=0.001). Serum Zn, Cr, Ni, Se ve Pb düzeylerinde gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Antropometrik değerler ile eser element düzeylerinin ilişkisi incelendiğinde; Evre 3-4 KBH grubunda Zn ile Boy SDS ve Cr ile VKİ SDS arasında, HD grubunda Cu ile Boy SDS ve Ni ile VKİ SDS ve kilo SDS arasında, kontrol grubunda da Zn ile VKİ SDS ve kilo SDS değerleri arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0.05). Eser element düzeylerinin laboratuvar değerleri ile ilişkisi incelendiğinde; Evre 3-4 KBH grubunda Se ile hemoglobin arasında ve Cr ile demir arasında; HD grubunda, Cu ile fosfor (P), kalsiyum x fosfor (CaxP) ve total kolesterol düzeyleri arasında; PD grubunda Ni ile P ve Ca x P arasında, Cu, Pb ve Ni ile parathormon arasında, kontrol grubunda da Ni ile glomeruler filtrasyon hızı ve Se ile albumin arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0.05). Sonuç: KBH'lı çocuklarda bakılan Zn, Cu, Se, Cr, Ni ve Pb değerlendirilmesinde sadece temel eser elementlerden olan Cu düzeyinin düşük olduğu saptandı. Toksik eser elementlerden Cr düzeyi, hemodiyaliz hastalarında diğer gruplara kıyasla yüksek olmakla birlikte istatiksel anlamlı bir düzey tespit edilemedi. Anahtar Kelimeler: Kronik Böbrek Hastalığı, Serum Eser Element Düzeyleri
Düzce Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Acil Polikliniği'ne başvuran suisid girişiminde bulunan 15 yaş ve üstündeki hastalarda B12, kolesterol düzeyleri ve eser elementlerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, Düzce Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Acil Polikliniği'ne başvuran suisid girişiminde bulunan 15 yaş ve üstündeki hastalarda B12, kolesterol düzeyleri ve eser elementlerin incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Bu tanımlayıcı ve kesitsel çalışmada, Nisan 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında DÜTF Acil Polikliniğine başvuran 15 yaş üstü 38 suisid ve 28 kontrol alındı. Suisid grubu: 23 kadın, 15 erkek; kontrol grubu: 20 kadın, 8 erkekten oluşmaktaydı. Kontrol grubu ise, DÜTF Aile Hekimliği Polikliniğine check-up yaptırmak için başvuran ve çalışmaya alınma kriterlerine uyan sağlıklı bireylerden seçildi. Çalışmada hastaların klinik ve sosyodemografik verilerin kaydedildiği, araştırıcılar tarafından hazırlanan veri formu ve Hamilton Depresyon Skorlaması (HAM-D) kullanıldı. Suisid ve kontrol grubundan alınan serumdan, kan ve biyokimyasal analizlerin yanı sıra, ICP-MS metodu ile eser element analizi yapıldı. Bulgular: Suisid grubunda BKİ (Beden Kitle İndeksi) ortalama 22.9 iken, kontrol grubunda BKİ: 26.4 ölçüldü (p=0.044). Sigara (paket-yıl olarak) kullanımında da suisid grubunda anlamlı derecede fazla kullanım saptandı (p=0,042). Suisid ve Kontrol grubunda medeni durum dağılımı açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,071). Bakılan değerler arasında suisid grubunun ölçülen Cr (Krom), Co (Kobalt), Ni (Nikel), Cu (Bakır), Zn (Çinko), Se (Selenyum), Rh (Rodyum), Pd (Palladyum) değerleri, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı (Cr için p=0,000; Co için p=0,000; Ni için p=0,015; Cu için p:0,031; Zn için p=0,002; Se için p=0,042). Suisid grubunda Vitamin B12 düzeyleri kontrol grubundan daha düşük bulundu (p=0,044) HAMD skorları ile Vitamin B12 arasında zayıf negatif korelasyon (r=-0,287; p=0,019) bulunmaktaydı. HAM-D skorları ile 105Pd (Pd: Palladyum) arasında güçlü negatif korelasyon (r=-0,542; p=0,003) bulunmaktaydı. HAM-D skorları ile 66Zn (serum çinko) arasında orta düzeyde negatif korelasyon (r=-0,368; p=0,003) bulunmaktaydı. Sonuç: Çalışmamızda sonuç olarak, HAMD*DUL+1 MINOR (HAM-D Skoru>15 ve dul olmak:1 majör kriter; LDL<90 ya da Vit. B12<200: 1 minör kriter) olarak öngördüğümüz tarama testinin, spesifitesi: %89, pozitif prediktif değeri: %90, sensitivitesi: %78, negatif prediktif değeri: %75'tir ve suisid grubu için bir tarama testi olarak öngörülebilir. HAM-D skorları ile serum 105Pd ve 66Zn düzeyleri arasında negatif korelasyonlar bulunması da suisidler açısından dikkat çekici bir bulgu olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Suisid, Serum kolesterol, B12 Vitamini, Eser Element
Sepsis hastalarında eser elementlerin araştırılması
Sepsis hastalarında eser element düzeylerini araştırdığımız çalışmamız, Aralık 2015 ve Aralık 2016 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Dahili Yoğun Bakım Ünitesi, Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi, Beyin Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi, Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği ve polikliniğinde kesitsel olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza sepsis ve septik şok şüphesi ile yatırılan veya tedavi alan, dışlama kriterlerine (eser element içeren ilaçlardan aktif olarak kullanıyor olmak, çalışma protokolünü reddetmek, 18 yaşından küçük olmak) sahip olmayan 87 hasta (sepsis grubu) ve kontrol grubunu oluşturan 22 gönüllü sağlıklı kişi dahil edilmiştir. Serum eser element düzeyleri ICP-MS (inductively coupled plasma mass spectrometry) metodu ile değerlendirilmiştir. Sepsis ile kontrol grubu arasında on eser elementin (Fe, Cu, Zn, Mn, Co, Cr, Se, Mo, Al, Ni) karşılaştırıldığı çalışmamızda, beş eser element düzeylerinde anlamlı farklılık saptandı. Cr (p<0,001), Fe (p=0,004), Ni (p=0,001), Cu (p<0,001) ve Cd (p<0,001) eser elementleri sepsis grubunda anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Al (p=0,572), Co (p=0,846), Zn (p=0,113) eser elementleri sepsis grubunda kontrol grubuna göre düşük saptanmış olup bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Se (p=0,106) ve V (p=0,298) ise sepsis grubunda daha yüksek bulunmuştur; fakat bu fark da istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Çalışmamızda istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptadığımız bu serum eser elementlerinin sepsis ve diğer enfeksiyon hastalıklarındaki ilişkisini ortaya koymak için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Sepsis, Septik Şok, SOFA Skoru, Eser Elementler, ICP-MS.
Fibromiyaljide biyoelementlerin hastalık aktivitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, fibromiyalji sendromu (FMS) tanısı alan hastalarda ve non-inflamatuar ağrısı olan kontrol grubunda serum biyoelementlerin düzeyini tespit ederek FMS'de biyoelementlerin hastalık aktivitesiyle ilişkili olup olmadıklarını araştırmak, aynı zamanda FMS ile birlikteliği düşünülen depresyon ve anksiyete durumunun serum biyoelement miktarıyla orantılı olup olmadığını belirlemektir. Çalışmaya 50 FMS tanılı hasta ve 50 kontrol hastası alındı. Kontrol grubu osteoartrit, periartrit, bölgesel ağrı sendromu gibi non-inflamatuar ağrısı olan hastalardan oluşuyordu. Tüm hastalar ACR 2010 sınıflandırma kriterlerine göre değerlendirildi. Hastaların fonksiyonel, emosyonel ve genel sağlık değerlendirmeleri için fibromiyalji etki anketi (FIQ), hastane anksiyete ve depresyon ölçeği (HAD) ve nottingham sağlık profili (NHP) anketi uygulandı. Çalışmaya alınan tüm hastaların tam kan sayımı, biyokimya, kan sedimentasyon değerleri, serum CRP, RF, kalsiyum, fosfor, parathormon, TSH ve D vitamini, serum selenyum, magnezyum, manganez, demir, bakır, çinko değerleri kaydedildi. Fibromiyalji sendromu hastalarının serumlarındaki selenyum, bakır ve çinko düzeyleri kontrol hastalarınınkine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). İki grubun magnezyum düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05). Demir düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmamasına rağmen FMS hastalarında daha yüksekti (p>0.05). Manganez düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmamasına rağmen FMS hastalarında daha düşüktü (p>0.05). Çalışmamızda FMS hastalarında serum selenyum, bakır, demir, çinko, magnezyum ve manganez gibi eser element düzeylerinin değiştiği, bu hastalarda yaygın ağrının olması, hastaların fiziksel aktivite düzeylerinin ve yaşam kalitelerinin düşmesi gibi şikayet ve bulguların bu değişikliklerle ilişkili olmadığı, değişikliklerin daha çok hastalığa sıklıkla eşlik eden depresyon ve anksiyete ile ilişkili olduğu görüldü. FMS hastalarında depresyon ve anksiyete gözden kaçırılmamalı, gerekli medikal tedavi ve eser element takviyeleri yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Fibromiyalji sendromu, eser elementler, çinko, magnezyum, depresyon
Enjektabl iz elementlerin geçiş dönemindeki ineklerde metabolik profil üzerine etkileri
Bu çalışmada geçiş dönemindeki ineklerde mineral uygulamalarının metabolik profil üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Araştırmanın materyalini, 4-5 yaş aralığında, aynı bakım ve beslenme şartlarındaki, klinik olarak sağlıklı, 20 adet montofon ırkı inek oluşturmuştur. Çalışmada kullanılan inekler her grupta 10 hayvan olacak şekilde 2 eşit gruba ayrılarak; deney grubundaki ineklere doğuma 3 hafta kala, bir mineral solusyonu 20 kg canlı ağırlığa 1 ml dozunda tek doz kas içi yolla, kontrol grubundaki ineklere ise doğuma 3 hafta kala sadece 20 ml dozunda serum fizyolojik placebo olarak uygulanmıştır. Her iki gruptaki ineklerin v. jugularislerinden enjeksiyon zamanında, doğum anı ve doğumdan 3 hafta sonra olacak şekilde kan örnekleri alınmıştır. Metabolik parametre olarak her iki grupta da NEFA, BHBA, albumin, glukoz, T. kolesterol, VLDL-kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserid, AST, ALT, GGT, T. bilirubin, kreatinin, BUN ve T. protein düzeyleri belirlenmiştir.Çalışma sonucunda, kontrol grubu ineklerde ALT ve albümin değerleri bakımından çalışma dönemleri arasında istatistiksel önem saptanmaz iken, NEFA (p<0.05), BHBA (p<0.05), glikoz (p<0.05), T.kolesterol (p<0.01), HDL kolesterol (p<0.001), LDL kolesterol (p<0.001), VLDL kolesterol (p<0.001), trigliserid (p<0.01), AST (p<0.01), GGT (P<0.05), BUN (P<0.001), kreatinin (p<0.05), T. bilirubin (p<0.05) ve T. protein (P<0.01) düzeyleri bakımından ise değişik derecelerde istatistiksel önem saptanmıştır.Deney grubu ineklerde ise glikoz, LDL kolesterol, AST, ALT, GGT, kreatinin ve albümin değerleri bakımından çalışma dönemleri arasında istatistiksel önem saptanmamış, buna karşın NEFA (p<0.01), BHBA (p<0.001), T.kolesterol (p<0.05), HDL kolesterol (p<0.01), LDL kolesterol (p<0.05), VLDL kolesterol (p<0.001), trigliserid (p<0.01), BUN (P<0.001), T. bilirubin (p<0.05) ve T. protein (P<0.01) düzeyleri bakımından ise değişik derecelerde istatistiksel önem saptanmıştır.Sonuç olarak, geçiş döneminin başlangıcında özellikle selenyum, bakır, çinko ve mangan içeren bir mineral solüsyon uygulanmasının geçiş döneminin olumsuz etkilerini önlemede etkili olabileceği sonucuna varılmıştır.
Karnıbaharda bulunan eser elementlerin diferansiyel puls polarografisi ile tayini
Bu çalışmada öncelikle karnabahar da bulunan eser elementleri ve bunların tayini için uygun şartları belirlemek daha sonra da bu elementlerin miktarlarının mevsimsel olarak değişimini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda hızlı, tayin sınırı düşük ve kolay bir teknik olan Diferansiyel Puis Polarografisi Tekniği kullanılarak önce elementlerin farklı ortamlardaki polarografik davranışları incelenmiş daha sonra da yaz (Aı, A2, A3), kış (Bı, B2) ve ilkbahar (Q, C2, C3) olmak üzere üç farklı mevsimde alınıp kurutulan toplam sekiz ayrı karnıbahar örneği HCIO4, HNO3, HC1 asitleri kullanılarak çözülmüştür. Eser elementlerin tayini için hazırlanan 1,0 M HAc/Ac" çözeltisi pH-metre kullanılarak çalışma ortamına uygun pH'lara ayarlanmıştır ve karnıbaharda Zn(H), Mo(VT) ve Se(TV) tayini için pH=2,0, Cr(IH) tayini için pH=4,0, Pb(II) tayini için pH=6,0, Fe(m), Cu(II) ve Ti(IV) tayini için pH=7,0 EDTA'h ortam, As(HI) ve Cd(II) tayini için de pH= 2,0 EDTA'Iı ortam en uygun ortamlar olarak belirlenmiştir. Farklı örneklerdeki eser element miktarları farklı bulunmuştur. Bu farklılığın, örneklerin çözülme ve analiz edilme süreleriyle olan ilişkisi incelenmiştir. Bilim Kodu : 404.03.01 Anahtar Kelimeler : Karnıbahar, eser elementler, diferansiyel puls polarografisi, tayin.