Trombositten zengin fibrin

55 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dental implantların geliştirilmiş trombositten zengin fibrin ve konsantre büyüme faktörü ile kombine uygulamasının peri-implant oluk sıvısındaki TNF-alfa, RANKL ve OPG düzeylerine olan etkilerinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Dental implantlar, başarılı bir osseointegrasyon sürecini takiben protetik yükleme için ortalama 8-12 haftalık bir süreye gereksinim duyar. Bu süreyi kısaltmak için implant osseointegrasyonunu hızlandıracak çeşitli rejeneratif materyaller kullanılabilmektedir. Kanın santrifüjü ile elde edilen trombosit türevlerinin kemik formasyonunu hızlandırdığı bilinmektedir. Çalışmadaki amacımız, konsantre büyüme faktörü (CGF) ve geliştirilmiş trombositten zengin fibrin (A-PRF) ürünlerinin dental implantların osseointegrasyonuna etkilerini klinik, radyolojik ve biyokimyasal yönden değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, sistemik olarak sağlıklı 20 hasta CGF çalışma grubuna, 20 hasta A-PRF çalışma grubuna olmak üzere 40 hasta dâhil edildi. Bölünmüş ağız dizaynı ile gerçekleştirilen çalışmada test tarafındaki implant bölgesine CGF veya A-PRF'ten biri uygulanırken kontrol tarafına herhangi bir materyal uygulanmadı. Toplamda 80 implant 0,5 mm subkrestal olarak yerleştirildi. İmplantasyondan sonra ikinci hafta, 4. hafta ve 3. ayda plak indeksi, gingival indeks, cep derinliği ve gingival kanama indeksi ölçümleri ile birlikte peri-implant oluk sıvısında TNF-α, RANKL ve OPG düzeylerinin belirlenmesi için absorban kâğıtlar ile oluk sıvısı elde edildi. Rezonans frekans analizi ise intraoperatif, 4. hafta ve 3. ayda yapıldı. Üçüncü ay panoramik radyografisi üzerinden implantın mezial ve distal yüzeyinden marjinal kemik kaybı ölçümü yapılarak ortalama değerler elde edildi. Verilerin analizi için Mann-Whitney U ve Student t ile birlikte Wilcoxon işaretli sıralar testi ve Friedman testi kullanıldı. Bulgular Plak indeksi, gingival indeks, cep derinliği ve gingival kanama indeksi açısından gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi (p<0,05). CGF-test grubunda, implantların başlangıç rezonans frekans değeri 74,90 ± 5,23 iken, A-PRF-test grubunda ise bu değer 77,65 ± 2,81 idi. CGF-test grubunda 3. ayda 79,80 ± 1,76, A-PRF-test grubunda ise 78,40 ± 2,91 rezonans frekans değeri elde edildi. İki grup arasında tüm zamanlardaki rezonans frekans değeri istatistiksel olarak farklı değildi (p>0,05). CGF-test grubunda 3. aydaki rezonans frekans değerinin istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p=0,001). CGF-test grubunda marjinal kemik kaybı 0,12 ± 0,04 mm, kontrol grubunda ise 0,17 ± 0,06 mm idi. A-PRF-test grubunda marjinal kemik kaybı 0,19 ± 0,08 mm, kontrol grubunda ise 0,23 ± 0,09 mm düzeyinde ölçüldü. Gruplar arasındaki marjinal kemik kaybı düzeyi istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p=0,998). CGF ve A-PRF test grupları için; 2. haftadaki ortalama TNF-α düzeyleri sırasıyla 1,69 ± 1,80 ve 1,69 ± 2,09 pg/mL'den, 3. ayda 0,64 ± 0,71 ve 0,45 ± 0,38 pg/mL'ye azaldı. TNF-α ve RANKL/OPG seviyesindeki azalma, XIII hem CGF hem de A-PRF test grupları için istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). CGF-test grubunda, RANKL'ın 2.hafta, 4. hafta ve 3. ay düzeyleri sırasıyla 4,56 ± 4,26 pg/mL, 6,13 ± 6,89 pg/mL ve 2,17 ± 2,64 pg/mL, A-PRF-test grubunda ise 3,06 ± 2,38 pg/mL, 4,97 ± 4,31 pg/mL ve 2,49 ± 2,30 pg/mL idi. RANKL düzeylerinin gruplar arasında istatistiksel olarak benzer olduğu gözlendi (p>0,05). Zaman içerisindeki değişim her iki grup için anlamlıydı (p<0,05). OPG'nin 2. hafta ve 3. ay düzeylerinin A-PRF-test grubu ile kıyaslandığında CGF-test grubunda daha yüksek olduğu belirlendi. (p<0,05). RANKL/OPG oranının A-PRF-test grubu lehine, 4. hafta ve 3. ayda daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç: Dental implantasyonda CGF uygulaması, implant osseointegrasyonuna katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte CGF, implant çevresindeki biyokimyasal belirteçlerin kontrollü salınımını indükleyerek kemik remodelasyonunu hızlandırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dental implant osseointegrasyonu, konsantre büyüme faktörü, geliştirilmiş trombositten zengin fibrin, inflamatuvar sitokin, peri-implant oluk sıvısı.

Büyütme faktörleriDental implantasyonDental implantlar+4
Muhammet Atılgan
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Geliştirilmiş trombositten zengin fibrin ve konsantre büyüme faktörü sıvılarının dental implant osseointegrasyonu üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Çalışmamızda implant kavitesine ve yüzeyine hastanın kendi kanının santrifüj edilmesiyle elde edilen konsantre büyüme faktörü(KBF) ve geliştirilmiş trombositten zengin fibrin sıvıları(G-TZF) uygulanmıştır. Bu şekilde büyüme faktörü ve iyileşme mediatörlerinin bölgeye daha hızlı gelmesi sağlanarak osseointegrasyon prosesinin daha erken dönemde başlaması, böylelikle osseointegrasyon prosesi ve üst yapının yüklenmesi için beklenen sürenin kısaltılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bölünmüş ağız çalışmamızda farklı hastalarda 2 ayrı çalışma grubu ve kontrol grubu olacak şekilde toplam 32 hasta dahil edildi. 16 hastanın çalışma grubunda hazırlanan implant kavitelerine ve yüzeylerine KBF sıvısı uygulanırken diğer 16 hastanın çalışma grubunda ise G-TZF sıvısı uygulandı. Her iki grubun kontrol gruplarında ise konvansiyonel implant uygulaması yapıldı. İmplantasyon sırasındaki tork değerleri de kaydedilerek, Penguin RFA cihazıyla implantasyondan hemen sonra ve post-operatif, 2,4,6 ve 12. haftalarda rezonans freakans analiz ölçümleri yapıldı. Bulgular: İstatistiksel analiz sonucunda KBF sıvısı uygulanan grupta 5,88 ± 3,16 ISQ artışı, KBF kontrol grubunda 1,94 ± 2,82 ISQ artışı bulunurken toplam ana etki olarak KBF grubunda 3,91 ± 3,56 ISQ değer artışı olmuştur. Aynı şekilde G-TZF sıvısı uygulanan grupta 3,63 ± 1,67 ISQ artışı, G-TZF kontrol grubunda 0,81 ± 2,20 ISQ artışı bulunurken toplam ana etki olarak G-TZF grubunda 2,22 ± 2,39 ISQ artışı olmuştur. Sonuçlar: Kontrol gruplarında 4. haftaya kadar ISQ değerlerinde düşüş gerçekleştiği, bu düşüşün 6. Haftadan itibaren tekrar artışa geçmesine rağmen çalışma gruplarında ISQ değerlerinin düzenli olarak arttığı gözlemlendi. Diğer taraftan kontrol gruplarının 12. hafta'da ölçülen ISQ değerlerine baktığımızda ameliyat sonrasından da daha yüksek değerler elde ettiğimizi fakat bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü. KBF ve G-TZF sıvılarının uygulandığı çalışma gruplarında ISQ değerlerindeki artış 12. hafta sonunda istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Buna göre uygulanan G-TZF ve KBF sıvı etkisinin ISQ değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,001). Anahtar kelimeler: Geliştirilmiş Trombositten Zengin Fibrin, Konsantre Büyüme Faktörü, Rezonans Frekans Analizi, Dental İmplant Osseointegrasyonu

Büyüme faktörleriDental implantasyonDental implantlar+3
Uğur Can Ünlügenç
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dişeti çekilmelerinin tedavisinde titanyum trombositten zengin fibrin (T-PRF) ve bağ dokusu greftinin etkinliklerinin karşılaştırılması

Estetiğin sağlanması, dental hassasiyet, çürük ve çürük olmayan servikal lezyonların önlenmesi; dişeti çekilmelerinin tedavisinin temel tedavi hedefleridir. Dişeti çekilmelerinin tedavisinde birçok cerrahi yöntem mevcut olmasına rağmen subepitelyal bağ dokusu grefti (SBDG) altın standart olarak kabul edilmektedir. Titanyum trombositten zengin fibrin (T-PRF); içi cam tüplerde elde edilen trombositten zengin fibrinin (PRF) aktivasyonu sırasında cam içeriğindeki silikadan etkilenebileceği hipotezine dayanılarak titanyum tüplerde geliştirilmiş bir trombosit konsantresidir. Titanyumun kullanılması fibrinin ağının daha sıkı hale gelmesine, rezorpsiyon süresinin uzamasına ve büyüme faktörlerinin daha kontrollü ve uzun süre salınmasına sebep olur. De-epitelize bağ dokusu grefti (DBDG), palatinal bölgeden epitel ile beraber alındıktan sonra, greftin üzerindeki epitelin ekstraoral olarak uzaklaştırılmasıyla elde edilir. Epitele yakın konumda bulunan daha sıkı ve stabil olan lamina proprianın tamamını içermesi sayesinde; DBDG, SBDG'den daha üstün performans gösteren bağ dokusu greftidir. Bugüne kadar, PRF'den daha stabil ve organize olan T-PRF ile kök yüzey kapatmada altın standart olan subepitelyal bağ dokusu greftinden (SBDG) daha stabil olan de-epitelize bağ dokusu greftinin (DBDG) dişeti çekilmelerinin tedavisinde tünel tekniği ile kullanımının etkinliğini ve öngörülebilirliğini karşılaştıran hiçbir klinik çalışma mevcut değildir. Bu randomize klinik çalışmanın amacı, Miller Sınıf I/II dişeti çekilmelerinin tedavisinde farklı otojen greft materyallerininin klinik sonuçlarını (T-PRF&DBDG) karşılaştırmaktır. Kliniğimize başvuran ve toplam 80 dişte Miller Sınıf I/II dişeti çekilmesi gösteren 27 hastanın tedavisi tamamlandı. Dişeti çekilmeleri randomize olarak T-PRF (40 diş) veya DBDG (40 diş) ile modifiye tünel teknikle tedavi edildi. Klinik ölçümler başlangıç, operasyondan sonra 3. ay ve 6. ay olarak kaydedildi. VAS (Vizüel Analog Skala), iyileşme indeksi değerlendirildi ve materyal kalınlıkları kaydedildi. Başlangıç dişeti çekilme derinliği T-PRF grubunda 3,02 ± 1,15 mm iken, DBDG grubunda 2,81 ± 0,86 mm olarak ölçüldü. 6 ay sonra T-PRF grubunda ortalama kök yüzey kapanma oranı %78,33 ve DBDG grubunda 85,28 tam örtülen kök yüzey ortalaması; T-PRF grubunda %62,5 ve DBDG grubunda %70 bulundu. Her iki değer için de gruplar arası istatistiksel anlamda fark bulunmadı. Çalışmada kullanılan T-PRF ve DBDG materyal kalınlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Kullanılan greft materyallerinin her ikisi de tedavi sonunda; keratinize doku genişliği ve dişeti kalınlığını istatistiksel anlamlı olarak arttırmıştır. Bu çalışmanın sınırları dahilinde, Miller I/II dişeti çekilme defektlerinin tedavisinde otojen T-PRF membranın güvenilir ve etkili sonuçlar verdiği gösterilmiştir. T-PRF, DBDG' ye önemli bir alternatif olarak uygulanabilir.

Bağ dokuCerrahi-plastikEstetik-dental+6
Osman Öztürk
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer pterjiumun cerrahi tedavisinde Mitomisin-C ile birlikte çift katlı titanyum-trombositten zengin fibrin membran otogrefti uygulamasının etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Primer pterjiumun cerrahi tedavisinde mitomisin-C ile birlikte çift katlı titanyum-trombositten zengin fibrin (T-PRF) membran otogrefti uygulamasının etkinliğini değerlendirmek. Gereç ve yöntem: Bu çalışmaya Ocak 2016 – Temmuz 2019 tarihleri arasında kliniğimizde primer pterjium nedeniyle ameliyat olan 104 hastanın 116 gözü dahil edildi. Olgular cerrahi tekniklere göre 3 gruba ayrıldı; 1. grupta (LKO grubu) limbal konjonktival otogreft kullanılan olgular, 2. Grupta (T-PRF grubu) tek katlı T-PRF membran kullanılan olgular, 3. grupta ise (MMC+T-PRF grubu) MMC uygulanarak çift katlı T-PRF membran kullanılan olgular çalışmaya dahil edildi. T-PRF otogrefti, hastaların kendi kanının titanyum tüplerde santrifüj edildikten sonra mekanik kompresyon uygulanarak membran haline getirilmesi ile hazırlanmıştır. Hastaların demografik bilgileri ve ameliyat öncesi göz bulguları, takipteki muayene bulguları, nüks ve komplikasyon gelişimi değerlendirildi. Bulgular: Takip süresi ortalama 16.38±10.26 ay olarak kaydedildi (3-36 ay). Pterjium boyutu ortalama 2.49±0.83 mm (1.1-5.0 mm) olarak ölçüldü. Nazal pterjium 113 (%97.4) olguda, temporal prejium ise 3 (%2.6) olguda saptandı. Ortalama yaş tüm olgularda 51.16±14.61 yıl olarak saptandı (20-86 yıl). Tüm olguların 32'sinde (%27.6) pterjium nüksü tespit edildi. Nüks süresi ortalama 5.20±2.09 ay olarak saptandı. Cerrahi sırasında komplikasyon izlenmedi. LKO grubundaki (n=61) olguların 1'inde (%1,6) 1. haftada aponörotik ptozis saptanmıştır. T-PRF grubunda yer alan olguların (n=30) 1'inde (%3,3) greft kaybı nedeniyle skleral açıklık, 1'inde (%3,3) ise konjonktival granülom saptanmıştır. MMC+T-PRF grubunda ise postoperatif takipte herhangi bir komplikasyon saptanmamıştır. Cerrahi tekniklere göre grupların nüks oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0.023; p<0.05). T-PRF grubunun nüks oranı %46,7, LKO grubunun %19,7, MMC+T-PRF grubunun ise %24,0 olarak saptandı. MMC + T-PRF grubu ile LKO grubunun nüks oranları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç: T-PRF membran otogreftinin kolay hazırlanabilmesi, cerrahi süreyi kısaltması, maliyetinin düşük olması ve istenilen boyutta elde edilebilmesi gibi avantajları vardır. MMC+T-PRF tekniğinin başarı oranları, konjonktival otogreft ve limbal konjonktival otogreft tekniklerinin başarı oranlarına benzer sonuçlandı. Bu teknik pterjium cerrahi tedavisinde konjonktival veya limbal konjonktival otogreft uygulanamayacak hastalarda alternatif yöntem olabilir. Standart yöntem olarak kabul edilmesi için daha fazla olgu sayısı ile uzun dönem takipli yeni çalışmaların yürütülmesine ve MMC + T-PRF tekniğinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: otogreft, pterjium cerrahisi, titanyum-trombositten zengin fibrin membran (T-PRF), mitomisin-C (MMC).

Cerrahi-gözMitomisinOtogrefler+2
Rumıl Babayev
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Trombositten zengin fibrin ile kombine edilmiş borik asidin dental pulpa kök hücrelerı̇nin farklılaşması ve canlılığı üzerine etkisinin incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin ile kombine kullanılan borun insan pulpa hücreleri üzerine sitotoksik etkisinin ve odontojenik farklılaşmaya olan etkisinin karşılaştırmalı olarak in vitro koşullarda incelenmesi ve bu ürünlerin rejeneratif endodonti için potansiyel bir materyal olarak kullanılabilirliğinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda kullanılan dental pulpa mezenkimal kök hücresi 19-25 yaş aralığında bulunan bireylerin çekim endikasyonu konulmuş gömük üçüncü büyük azı dişlerinden elde edilmiştir. 3. pasaja getirilen getirilen dental pulpa mezenkimal kök hücrelerine hem canlılık hem de odontojenik farklılaşma değerlendirmesi için yalnız enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin (I-PRF), yalnız 1 µM derişimde borik asit ve I-PRF ile borik asitin kombinasyonu hazırlanarak direkt temas yöntemiyle uygulanmıştır. Tüm materyallerin 24., 48. ve 72. saatlerdeki sitotoksik etkileri Anneksin V ve Propidium iyodür (PI) ile hücreler boyanarak canlı hücre, nekrotik hücre, erken ve geç apoptoza uğramış hücreler akım sitometri ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular Minitab 17 ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Odontojenik farklılaşma değerlendirmesi için odontojenik besi ortamında bekletilen hücrelere alizarin red boyama protokolü uygulanarak inceleme yapılmıştır. Akım sitometri değerleri karşılaştırılmasında iki yönlü varyans analizi kullanılmış ve çoklu karşılaştırmalar Tukey HSD Testi ile yapılmıştır. Veriler değerlendirildiğinde canlı hücre bulguları açısından I-PRF uygulanan grup en yüksek ortalama canlı hücre değerine sahiptir. Erken apoptoz bulguları açısından ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p >0,05). Geç apoptoz bulguları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır ve en düşük geç apoptotik hücre değeri I-PRF grubuna aittir. (p<,001). Nekrotik hücre bulguları açısından ise borik asit en düşük nekrotik hücre değerine sahip olup gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Alizarin red boyama sonrası niteliksel inceleme sonucu en yüksek kalsifiye nodül oluşumu ve dağılımı I-PRF ile kombine borik asit grubunda gözlemlenmiştir. Bu çalışmada I-PRF ve borik asidin biyouyumluluk ve odontojenik farklılaşma açısından etkinliği gösterilmiş olup, diş doku mühendisliğinde kullanım potansiyelini daha fazla araştırmak için ilave hayvan ve klinik çalışmalar gereklidir.

Anneksin VBorik asitDental pulpa+4
Gözde Kotan
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant çevresinde cerrahi yöntemle oluşturulan defektlerde plateletten zengin fibrinin kemik iyileşmesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Dental implantların kullanımı modern diş hekimliğinin önemli bir parçasıdır ve yaygın bir tedavi şekli haline gelmiştir. Protetik tedavi zamanını kısaltmak ve kemik kaybını en aza indirmek için yeni çekim soketlerine anında implant uygulaması önerilmektedir. Dental implantların etrafında cerrahi olarak yaratılan kemik defekti, deney hayvan modellerinde yeni çekim soketlerini simüle etmektedir. Bununla birlikte, implant boynu ve rezidüel kemik duvarları arasında kemik defektinin var olması nedeniyle bağ ve epitelyal dokudan defekt bölgesine hücre göçü meydana gelebilir ve bu durum muhtemelen osseointegrasyonu önler ve anında implant prosedürünün başarısını tehlikeye sokar. Çeşitli cerrahi tekniklerin, biyomalzemelerin ve anabolik ajanların etkinliği, bu tür defektlerin tedavisinde değerlendirilmektedir. Platelet konsantrelerinin ve ayrıca bu grubun içinde yer alan plateletten zengin fibrinin (PRF) kemik rejenerasyonunda kullanımı son zamanlarda popüler hale gelmiştir. Bununla birlikte, implant çevresi defektlerde PRF'nin etkinliği konusunda literatürde yeterli bilgi mevcut değildir. Bu deneysel çalışmanın amacı PRF'nin ve sığır kaynaklı hidroksiapatit (HA) kemik greftinin tek başına veya karıştırılarak dental implantlar etrafında cerrahi olarak oluşturulan kemik defektlerinde kemik iyileşmesine katkılarını değerlendirmektir. Deneysel çalışmamızda 5 koyun kullanıldı. Koyunların pelvisinde 10 mm çapında 4 mm derinliğinde 8 adet standart defekt oluşturuldu. Defektlerin tam merkezine olacak şekilde 40 adet dental implant yerleştirildi. Her bir hayvanda implant çevresinde oluşturulan iki defekt sadece PRF ile, iki defekt sadece 0,3 cc sığır kaynaklı HA kemik grefti ile, iki defekt PRF ve sığır kaynaklı HA kemik greftinin eşit karışımı ile dolduruldu ve iki defekt ise kontrol grubu olması için boş bırakıldı. Tüm defektler kollajen membranla örtüldü. Tüm hayvanlar 8 haftalık iyileşme periyodunun ardından sakrifiye edildi. İmplantlar çevrelerindeki defektlerle birlikte en bloc şekilde çıkarıldı. Histomorfometrik analiz için undekalsifiye kesitler hazırlandı. Veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Sonuç olarak PRF'nin tek başına veya sığır kaynaklı HA kemik grefti ile birlikte cerrahi olarak oluşturulan implant çevresi defektlerde kullanılmasının kemik rejenerasyonuna ve osseoentegrasyona fazladan bir katkı sağlamadığı belirlendi. Anahtar Sözcükler: İmplant, implant çevresi kemik defekti, PRF, trombosit konsantreleri, kemik rejenerasyonu, osseoentegrasyon, histomorfometri

Cerrahi-oralDental implantasyonDental implantlar+6
Erkan Arslan
Çukurova University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ağrılı temporomandibular eklem bozukluklarında sıvı trombositten zengin fibrin uygulamasının klinik etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Wilke's sınıflandırmasına göre 3,4 ve 5 gruplarında ağrılı temporomandibular rahatsızlığı yaşayan ve artrosentez endikasyonu olan hastalarda yapılan artrosentez işlemine ilave olarak sıvı trombositten zengin fibrin uygulamasının klinik semptomlarda iyileşmeye etkinliğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Yaşları 18 ile 64 arasında değişen ve Wilke's sınıflandırmasına göre 3,4 veya 5. sınıfta değerlendirilen 17'si kadın, 19'u erkek 36 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. 18 hastaya sadece artrosentez işlemi uygulanmış (kontrol grubu), 18 hastaya ise artrosentez işlemine ilave olarak sıvı trombositten zengin fibrin enjeksiyonu (deney grubu) uygulanmıştır. Gruplarda tabakalı randomizasyon yapılmıştır. Bu nedenle her grupta üçü yaşlı, üçü genç olmak üzere 6 hastadan oluşan Wilke's 3, Wilke's 4 ve Wilke's 5 alt grupları oluşturuldu. Hastaların görsel analog skala (VAS), Maksimum Ağız Açıklığı (MAA), lateral hareket kapasitesi ve Helkimo Klinik Disfonksiyon İndeksi ölçümleri başlangıç, 10. gün, 30. gün ve 3. ay sonu itibariyle yapıldı. Bulgular: Her iki grupta da VAS, MAA, lateral hareket ve Helkimo Klinik Disfonksiyon İndeksi ölçümlerinde iyileşme olduğu gözlendi. Gruplar arası kıyaslamada, deney grubundaki hastalardaki iyileşmenin kontrol grubundaki hastalardaki iyileşmeye göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca, sıvı trombositten zengin fibrin uygulamasının VAS ve Helkimo Klinik Disfonksiyon skorları üzerindeki etkisinin, Wilke's 3 grubunda, Wilke's 4 ve Wilke's 5 grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç: Ağrılı temporomandibular eklem bozukluğu olan hastaların tedavisinde, artrosentez işlemine ilave olarak sıvı trombositten zengin fibrin enjeksiyonun, klinik semptomlarda iyileşmeyi arttırdığı gözlenmiştir. Ayrıca, bu elde edilen iyileşme Wilke's 3 sınıfındaki hastalarda diğer hastalara göre daha yüksektir.

AğrıTemporomandibular eklemTemporomandibular eklem hastalıkları+1
Uğur Karadayı
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Lökosit ve trombositten zengin fibrinin bariyer membran olarak kullanılması ve kemik rejenerasyonu üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Lökosit ve Trombositten Zengin Fibrinin Bariyer Membran Olarak Kullanılması ve Kemik Rejenerasyonu Üzerine Etkisinin Değerlendirilmesi Bu çalışmanın amacı, kritik boyutlu kemik defektlerinin tedavisinde Lökosit ve Trombositten Zengin Fibrin (TZF) ve düşük doz lazer uygulanmış TZF (DDL-TZF)' nin bariyer membran olarak yeni kemik oluşumuna etkisinin, kolajen membranla karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Bu çalışmada 5 adet, ortalama 40 kg ağırlığında, 18-24 aylık merinos tipi erişkin erkek koyun kullanıldı. Koyunlardan 4 tüp, 10 cc kan alındı ve 2700 rpm' de 12 dakika santrifüj edilerek TZF elde edildi. Genel anestezi altında, koyunların sağ iliak krestine mukoperiosteal elevasyon ile ulaşım sağlandı. Her bir koyunda toplam 8 adet kritik boyutlu defekt oluşturuldu. Defektlerin tümüne deproteinize sığır kaynaklı kemik grefti yerleştirildi. Bir gruptan iki adet defekt olacak şekilde defektler dört gruba ayrıldı. Defektler sırasıyla kolajen membranla, membran haline getirilmiş TZF ile ve membran haline getirilmiş DDL-TZF ile örtüldü. Bir gruba, kontrol grubu olarak membran yerleştirilmedi. Toplam 40 defekt elde edildi. Hayvanlar 12. haftanın sonunda sakrifiye edildi. Elde edilen kesitler histomorfometrik yöntem ile incelendi. Çalışmanın sonuçlarına göre tüm gruplarda ana parametrelerimiz olan; yeni kemik oluşumu (BV/TV), kemik hacmi (BV) ve kemik yüzeyi (BS) değerlendirmelerinde artış gözlenmiştir. Gruplar arası karşılaştırmada tüm ana parametrelerde en yüksek değerler kolajen grubunda elde edilmiştir ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). DDL-TZF grubunda; TZF ve kontrol gruplarına göre daha yüksek değerler gözlenmiştir ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). TZF grubu, kontrol grubuna göre daha başarılı olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir (p>0,05). Bu bulgulara göre TZF ve DDL-TZF' nin bariyer membran olarak etkinlik gösterdiği anlaşılmaktadır. Ancak TZF membranın etkinliğini arttırmak için daha ileri çalışmalara gerek vardır. Anahtar Kelimeler: Yönlendirilmiş Kemik Rejenerasyonu, Trombositten Zengin Fibrin, Düşük Doz Lazer Tedavisi

Kemik rejenerasyonuKemik ve kemiklerLazer tedavisi+5
Seren Sürmeli Baran
Çukurova University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Lökosit ve trombositten zengin fibrinin antimikrobiyal özelliğinin değerlendirilmesi: In-vito pilot çalışma

Lökosit ve trombositten zengin fibrin (TZF), diş hekimliği alanında, yumuşak ve sert doku cerrahi işlemlerinde yara iyileştirmesini hızlandırmak amacıyla kullanılmaktadır. TZF; tek bir santrifüj protokolü ile hazırlanan, doğrudan cerrahi bölgeye uygulanabilen bir biyomateryaldir. Fibrin matriks içerisindeki savunma hücreleri; bakteriyel kontaminasyonun önlenmesine katkıda bulunmaktadır. TZF'nin antimikrobiyal özelliklerinin, lokal ya da sistemik olarak uygulanan antibiyotikler ile geliştirilmesi amacıyla gerçekleştirilen çalışmamıza 12 gönüllü katılımcı dahil edildi ve sistemik antibiyotik uygulamasından önce 5 tüp venöz kan (yaklaşık 7 ml) toplandı. 1 tüp kan sayımı için kullanıldı. 2 tüp kan 2700 rpm'de 12 dk santrifüj edildi. Diğer 2 tüpe santrifüj öncesi 0,2 ml penisilin eklenerek TZF oluşturuldu. Ardından gönüllülere sistemik olarak 2 gr oral penisilin verildikten 1 saat sonra 2 tüp kan toplanarak santrifüj edildi. Elde edilen tüm TZF'lerdeki, büyüme faktörleri (IGF-1, PDGF, FGF-2 ve TGFβ-1) ELISA yöntemi ile belirlendi. S. aureus ve E. coli bakterileri üzerinde antibiyogram testi yapılarak antimikrobiyal etkinliği değerlendirildi. TZF santrifüj protokolü öncesinde lokal olarak eklenen antibiyotik uygulamasının, çok kuvvetli bir antimikrobiyal etki gösterdiği (p<0,001) ve bu uygulamanın büyüme faktörleri üzerine olumsuz bir etkisi olmadığı tespit edildi (p>0.001). Sistemik antibiyotik uygulanarak hazırlanan TZF ile antibiyotik uygulanmadan hazırlanan TZF arasında antimikrobiyal özellik bakımından anlamlı bir fark bulunmadı. Lokal antibiyotik ile hazırlanan TZF, cerrahi alanda doku iyileşmesini destekleyen ve lokal enfeksiyonu önleyen topikal bir ilaç taşıyıcı sistem olarak oldukça önemli olabilir. Ayrıca, bu tür bir uygulama, sistemik antibiyotik rejimlerine olan ihtiyacı azaltarak direnç oluşumunu ve yan etkileri azaltabilir.

Büyüme faktörleriLökositlerMikrobiyal duyarlılık testleri+2
Seda Ciritci Kabaklı
Çukurova University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin fibrinin etkinliğinin değerlendirilmesi

Periodontal hastalıklar sonucu oluşan kemik içi defektler tedavi edilmediğinde dişin prognozunu olumsuz yönde etkilemektedir. Kemik içi defektlerin tedavisinde çeşitli materyaller kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda sığır kaynaklı kemik greftinin (SKKG) kemik içi defektlerde başarılı bir şekilde kullanıldığı bildirilmiştir. Trombositten zengin fibrin (TZF) büyüme faktörlerini yüksek konsantrasyonda içeren ikinci jenerasyon trombosit konsantresidir. Bu çalışmada, kemik içi defeklerde SKKG ve TZF kombinasyonun sadece SKKG uygulamasına ek yarar sağlayıp sağlamadığının klinik, radyografik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi amaçlandı. 15 hastadaki 40 defekt SKKG ve TZF (n:21) kombinasyonu veya sadece SKKG (n:19) ile tedavi edilmiştir. Plak İndeks , Gingival İndeks, Sondlamada Kanama, Cep Derinliği, Dişeti Çekilmesi, Klinik Ataşman Seviyesi? ni içeren klinik ölçümler; vertikal kemik yüksekliği, defekt dolumu, defekt dolum yüzdesi, defekt açısını içeren radyografik ölçümler; dişeti oluğu sıvısındaki OPG ve sRANKL seviyesini içeren biyokimyasal ölçümler, faz 1 tedavi sonrası, cerrahi sonrası 3. ve 6. aylarda kaydedilmiştir. Operasyon sonrasında elde edilen tüm klinik, radyografik ve biyokimyasal değerlerde faz1 tedavi sonrası elde edilen değerlere kıyasla istatistiksel anlamlı kazançlar bulunmuştur. Gruplar arasında dişeti çekilmesi, klinik ataşman seviyesi ve DOS?daki OPG seviyeleri dışındaki hiçbir parametrede istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır. Kontrol grubunda başlangıca göre 3. ve 6. aylarda gözlenen dişeti çekilmesi artışı test grubuna göre istatistiksel anlamlı düzeyde yüksek bulunurken klinik ataşman seviyesindeki kazanç ise kontrol grubunda test grubuna göre istatistiksel anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Test grubunda tedavi sonrası 3. ve 6. aylarda kaydedilen OPG konsantrasyon ve total miktarındaki artış kontrol grubuna kıyasla istatistiksel anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları hem TZF/SKKG kombinasyonunun hem de SKKG? nin tek başına kullanımının kemik içi defektlerin tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir.

Gingival oluk sıvıKemik defektleriOsteoprotegerin+3
Yasemin Sezgin
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ratların kalvaryumunda yapılan yönlendirilmiş doku rejenerasyonunda mine matriks proteini, plateletten zengin fibrin (PRF) ve kemik greftinin yeni kemik oluşumuna etkisinin incelenmesi

Yönlendirilmiş doku rejenerasyonu (YDR), kaybedilen dokuların yenilenmesinde kullanılan önemli bir tekniktir. Sement, periodontal ligament (PDL) ve kemik gibi periodontal dokuların yeniden oluşturulması amacıyla çeşitli materyaller kullanılmaktadır. Çalışmamızda trombositten (plateletten) zengin fibrin (PRF), mine matriks türevi protein ve kemik greftinin kullanılıp etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılan YDR'de yeni kemik oluşumu incelendi. Denekler rastgele olacak şekilde, Kontrol grubu (n=13), PRF grubu (n=13), PRF ve Kemik Grefti grubu (KG) (n=13), Emdogain (EMD) (n=13), Emdogain ve Kemik Grefti grubu (n=13), Kemik Grefti grubu (n=13) ve PRF, Emdogain ve Kemik Greftinin uygulandığı grup (n=13) olmak üzere 7 gruba ayrıldı. PRF elde edilmek üzere ayrıca (n=36) bir grup oluşturuldu. Deneklerin kalvaryum kemiklerine titanyum kubbeler yerleştirilerek üç ay sonrasında sakrifiye edildi. Deneklerden alınan kemik örnekleri yeni oluşan kemik miktarı, osteoblast- osteoklast miktarı, anjiogenezis ve fibrozis açısından histopatolojik, OPG-RANKL boyama kitleriyle kemik oluşumu immuno histokimyasal olarak incelendi. Çalışmamızda istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. PRF grubu, orta düzeyde yeni kemik oluşumu açısından PRF ve KG, EMD ve KG, PRF, EMD ve KG gruplarına göre istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (p<0.05). EMD grubu orta düzeyde kemik oluşumu açısından PRF, EMD ve KG grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksekti (p<0.05). Gruplar arasında yüksek düzey kemik oluşumu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Osteoblast ve osteoklast düzeyleri, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Fibrozis ve anjiogenezis incelendiğinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). OPG-RANKL ile OPG/ RANKL düzeyleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Çalışmanın verilerine bakılarak YDR'de kemik oluşumunu artırılmasında, PRF, Emdogain ve kemik grefti kullanımı olumlu sonuçlar verdiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: PRF, emdogain, ksenogreft, yönlendirilmiş doku rejenerasyonu.

KafatasıKalvaryumKemik nakli+4
Tuğçe Dönmezer
Fırat University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Çoklu dişeti çekilme defektlerinde titanyum ile hazırlanan trombositten zengin fibrin ve bağ dokusu grefti uygulamalarını içeren tedavi protokollerinin karşılaştırılması

Titanyum ile hazırlanan trombositten zengin fibrin (T-TZF) olarak tanımlanan, yeni bir trombositten zengin ürün geliştirilmiştir. T-TZF, titanyum tüpteki trombosit aktivasyonunun, silika aktivatörlerinin kullanıldığı cam tüpteki Choukroun' nun trombositten zengin fibrininden daha etkili olabileceği hipotezine dayanmıştır. Bugüne kadar, T-TZF ile kök kapatmada altın standart olan subepitelyal bağ dokusu greftinin (SBDG) etkinliğini ve öngörülebilirliğini karşılaştıran hiçbir çalışma mevcut değildir. Bu randomize klinik çalışmanın amacı, Miller Sınıf I/II çoklu dişeti çekilmelerinin tedavisi için, farklı otojen greft materyallerini (T-TZF&SBDG) karşılaştırmaktır. Dişeti çekilmelerinin gelişmesinde nedensel faktör olarak diş fırçalama travması olan toplam 104 Miller Sınıf I/II dişeti çekilmesi gösteren 34 hasta kliniğimize başvurdu. Dişeti çekilmeleri randomize olarak T-TZF (52 diş) veya SBDG (52 diş) ile modifiye tünel teknikle tedavi edildi. Klinik ölçümler başlangıç, operasyondan sonra 3. ay ve 6. ay olarak kaydedildi. VAS (Vizüel Analog Skala), iyileşme indeksi değerlendirildi ve materyal kalınlıkları kaydedildi. Başlangıç dişeti çekilme derinliği T-TZF grupta 3.14±1.06 mm iken, SBDG grupta 3.23±1.11 mm idi. 6 ay sonra T-TZF grubunda ortalama kök kapanma oranı %91.80 ve SBDG grubunda %88.66' ydı. T-TZF (1.71±0.32) ve SBDG' nin (1.71±0.31) materyal kalınlıkları arasında istatiksel bir fark yoktu. Keratinize doku genişliği ve dişeti kalınlığı her iki grupta arttırıldı. Bu çalışmanın sınırları dahilinde, Miller I/II dişeti çekilme defektlerinin tedavisinde otojen T-TZF membranın güvenilir ve etkili sonuçlar verdiği gösterilmiştir. T-TZF, SBDG' ye önemli bir alternatif olarak uygulanabilir.

Bağ dokuCerrahi fleplerCerrahi tedavi+7
Bilge Cansu Uzun
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mukogingival cerrahide damaktaki verici alana uygulanan titanyum tüpte hazırlanan trombositten zengin fibrin ve düşük doz lazer uygulamasının yara iyileşmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, serbest dişeti grefti verici alanındaki yara iyileşmesini hızlandırmak ve hastanın operasyon sonrası şikayetlerini en aza indirmek için uygun yöntemin belirlenmesine yardımcı olmaktır. Bu amaçla, damaktaki sekonder yara bölgesine titanyum tüpte hazırlanan trombositten zengin fibrin (T-TZF) veya düşük doz lazer (DDL) uygulayarak, herhangi bir uygulama yapılmayan kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Üçüncü, 7., 14. ve 21. günlerde, hastalar kontrole çağırılarak yara iyileşme indeksi, doku kıvamı, renk uyumu, H2O2 köpürme testi ile epitelizasyon değerlendirildi. Hastaların ağrı ve yanma düzeyleri, alınan analjezik sayıları ve post operatif kanama durumları 1 hafta boyunca hasta tarafından kaydedildi. Başlangıç ve operasyon sonrası 1. ay palatal yumuşak doku kalınlığı ölçüldü. Her iki test grubunda da kontrol grubuna göre 14. günde daha az oranda hastada köpürme gözlendi. Ameliyat sonrası kanama prevalansı 1.ve/veya 2. günlerde her iki test grubunda kontrole göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü. Yara iyileşme indeksi açısından 3.,7.,14. ve 21. günlerde DDL ve kontrol grubu arasında; On dördüncü ve 21. günlerde ise T-TZF ve kontrol grubu arasında istatistiksel fark bulundu. Yedinci ve 14. günlerde damak renk uyumu bakımından; her iki test grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde daha yüksek değerler kaydedildi. Başlangıca göre 1 ay sonraki damak doku kalınlıkları değerlendirildiğinde, grup içi karşılaştırmada, kontrol grubunda 1. ay sonunda başlangıca göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma, T-TZF ve DDL gruplarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış olduğu görüldü. Bu çalışmanın sonucunda, T-TZF ve DDL uygulamalarının yara iyileşme üzerine olumlu etkisi olduğu söylenebilir.

Cerrahi-oralDoku nakliGingiva+3
Gülbahar Ustaoğlu
Karadeniz Technical University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde değişik greft materyalleri ve trombositten zengin fibrin'in etkilerinin incelenmesi

Kritik boyuttaki kemik defektlerinde iyileşmeyi sağlamak için greft kullanılması zorunluluğu bilinmektedir. Bu amaçla kullanılan birçok kemik greft materyali bulunmaktadır. Bu çalışmada, deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinde iyileşmeyi hızlandırmak için kullanılan doğal koral, hidroksiapatit (HA), trikalsiyum fosfat (TCP) ve trombositten zengin fibrin (TZF) uygulamasının kemik iyileşmesi üzerine etkilerinin araştırılması ve elde edilen bulguların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 24 adet Yeni Zellanda tavşanı kullanıldı. Tavşanların her iki tibiasının proksimal metafizine yakın mesafede ikişer adet olmak üzere her tavşanda dört adet tibial defekt oluşturuldu. Oluşturulan 96 adet defektin on iki adedi boş bırakılarak kontrol grubu olarak değerlendirildi. Geriye kalan defektler her birinden on iki adet olmak üzere koral, HA, TCP, TZF, koral+TZF, HA+TZF ve TCP+TZF ile dolduruldu. Operasyondan hemen sonra, 15, 30, 45 ve 60. günlerde klinik ve radyografik muayeneler gerçekleştirildi. Postoperatif 30. ve 60. günlerde ise her bir gruptan altı adet defekt bulunacak şekilde tavşanlar sakrifiye edilerek histopatolojik muayeneleri gerçekleştirildi. Radyolojik ve histolojik muayeneler sonucunda TZF kullanılan defektlerdeki kemik iyileşmesinin daha iyi olduğu belirlendi. Sonuç olarak, TZF'nin erken dönem kemik iyileşmesini önemli miktarda artırdığı, iyi bir greft materyali olarak rahatlıkla kullanılabileceği kanısına varılmıştır.

HidroksiapatitlerKemik defektleriKemik nakli+7
Havva Nur Can
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

D vitamini eksikliği olan bireylerin titanyumla hazırlanmış trombositten zengin fibrin yapılarının in vitro olarak incelenmesi

Bu klinik çalışmanın amacı, vitamin D eksikliği olan ve sağlıklı optimal vitamin D seviyesine sahip bireylerden elde edilen T-PRF membranların makroskobik özelliklerini, kimyasal bozunma miktarlarını ve fibrin ağ yapılarını değerlendirmektir. Çalışmamız vitamin D eksikliği olan 24 birey ve vitamin D seviyesi optimal olan 24 birey olmak üzere toplam 48 birey üzerinde gerçekleştirildi. Elde edilen T-PRF membranlar ağırlık, en, boy, degredasyonla bozunma miktarı, SEM ve ışık mikroskobuyla fibrin ağ deseni parametrelerine göre değerlendirildi. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre, D vitamini eksikliği olan bireylerin zamana bağlı makroskopik verilerinin değişimi karşılaştırıldığında, T-PRF membran ağırlıklarında istatistiksel olarak anlamlı artış görüldü (p=0,047). Gruplar arası T-PRF membran ağırlıklarının karşılaştırılmasında ise, kontrol grubu test grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p=0,013). Grup içi zamana bağlı ve gruplar arası değerlendirilen en, boy ve degredasyon parametreleri arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,005). SEM incelemesinde vitamin D eksikliği olan bireylerin kontrol grubuna kıyasla fibrin yapılarının daha ince, immatür ve devamlılık göstermediği görüldü. Grup içi zamana bağlı değerlendirilmede ise vitamin D eksikliği olan bireylerin fibrin yapılarının daha kalın ve matür hale geldiği tespit edildi. Vitamin D eksikliği olan bireylerin fibrin ağ desen skorları, kontrol grubuna kıyasla daha yüksek bulundu (p<0,001). Vitamin D düzeyi eksik olan bireylerin fibrin ağ desen skorları, vitamin D düzeyi optimal seviyeye geldikten sonra anlamlı düzeyde düşüş gösterdi (p<0,001). Çalışmamızda artan D vitamini düzeylerinin fibrin kalınlığını, olgunlaşmasını ve ağırlığını artırdığı gözlendi. Ancak elde edilen T-PRF membranların genişlik, uzunluk ve bozunma parametrelerinde herhangi bir farklılık gözlenmemiştir.

TitanyumTrombositten zengin fibrinVitamin D+2
Esra Ateş Yıldırım
Bolu Abant İzzet Baysal University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hiperlipidemik bireylerin trombositten zengin fibrin yapısının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, hiperlipidemik ve sağlıklı bireylerden elde edilen lökosit ve trombositten zengin fibrin (L-PRF) membranın makroskobik ve mikroskobik özelliklerini karşılaştırmaktır. Çalışmamıza 30 hiperlipidemik (test grubu) ve 30 sağlıklı (kontrol grubu) olmak üzere toplam 60 birey dahil edildi. Her bir katılımcıdan alınan 2 tüp (20ml) kan IntraSpinTM masa üstü santrifüj cihazında orijinal L-PRF santrifüj protokolüne göre 2700 rpm'de 12 dk süreyle santrifüj edildi. Santrifüj işlemi sonrası elde edilen fibrin pıhtı yapısını membran haline getirebilmek ve kalınlıklarını standardize edebilmek için bir PRF kutusu ve 1 mm'lik metal plakalar kullanıldı. Bu işlemler sonucu elde edilen L-PRF membranlardan bir tanesi SEM'de incelenmek üzere uygun koşullar altında muhafaza edildi. Diğer membranın ise eni, boyu ve ağırlığı hesaplanıp hücre bloğu sitolojisi yöntemi kullanılarak ışık mikroskobu altında fibrin ağ yapısı incelendi. Çalışmanın sonuçlarına göre sağlıklı bireylerden elde edilen L-PRF membranların eni ve boyu, hiperlipidemik bireylere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha büyük bulunmuşken (p<0,05), ağırlık açısından her iki grup arasında anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Yapılan histolojik inceleme sonucu ise hiperlipidemik bireylerin L-PRF ağ yapsının yoğunluğu sağlıklı bireylere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha fazla bulundu. SEM incelemesi sonucu test grubundaki fibrin ağ yapılarının, kontrol grubuna kıyasla daha ince ve farklı olduğu görüldü. Aynı zamanda bazı hiperlipidemik bireylerin fibrin lifleri arasında sakızımsı bir yapı görüldü. Bu çalışmadan elde edilen veriler sonucunda, hiperlipidemik bireylerden elde edilen L-PRF membranların makroskobik ve mikroskobik düzeyde sağlıklı kişilere kıyasla daha farklı olduğu görülmüştür.

FibrinHiperlipidemilerMikroskopi-elektron taramalı+1
Özkan Arıöz
Bolu Abant İzzet Baysal University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gömülü mandibular üçüncü molar dişlerin cerrahi çekimi sonrası çekim soketine yerleştirilen iki farklı trombositten zengin fibrinin(L-TZF VE T-TZF) gingival kan akımı ve komşu ikinci molar dişin pulpal kan akımı üzerine etkilerinin lazer doppler flowmetre ile karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesi

Giriş: Gömülü üçüncü molar dişlerin çekiminin ardından çekim soketlerinin iyileşmesinin hızlandırılması amacıyla trombosit konsantrelerinin kullanımı dikkat çekmektedir.Bu çalışmanın amacı; çekim endikasyonu konulan gömülü mandibular üçüncü molar dişlerin cerrahi çekimi sonrası çekim soketine yerleştirilen lökosit ve trombositten zengin fibrin (L-TZF) ve titanyumla hazırlanmış trombositten zengin fibrin (T-TZF)' in gingival kan akımı ve komşu ikinci molar dişin pulpal kan akımı üzerine etkilerinin lazer doppler flowmetre ile retrospektif bir şekilde karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Tam gömülü mezioangular mandibular üçüncü molar dişleri bulunan, yaşları 20-30 arasında değişen cerrahi işlemlerinde L-TZF ve T-TZF kullanılan toplamda 60 hasta seçilerek kan akımındaki değişiklikler retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışma her gruptan 30 hasta seçilecek şekilde 2 grup olarak dizayn edilmiştir.1. grupta çekim kavitesine L-TZF yerleştirilen hastalarda,2. grupta çekim soketine T-TZF yerleştirilen hastalarda inceleme yapılmıştır. Her grupta preoperatif olarak ve postoperatif 7. günde komşu ikinci molar dişin yüzeyindeki aynı 1 noktadan komşu dişin pulpal kan akımı ve mukoperiosteal flebin 3 ayrı aynı noktasından flebin gingival kan akımı lazer doppler flowmetre(LDF) ile her nokta için 30 sn süre ile ölçülmüştür. Elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılıp program tarafından ( PeriSoft for Windows, Perimed) kaydedilmiştir ve elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular:Komşu ikinci molar dişin pulpal perfüzyon ünitesi(PU) ve flebin gingival perfüzyon ünitesi(PU) değerlerinde hem L-TZF hem de T-TZF grubunda postoperatif 7. günde istatistiksel olarak anlamlı bir artış(p<0,05) gözlenmekle birlikte bu artış T-TZF grubunda istatistiksel olarak daha yüksekti(p<0,05). Sonuç: Doku perfüzyonu iyileşme için iyi bir öngörücü faktör olabileceği için T-TZF çekim soketinin iyileşmesi döneminde daha başarılı bulunmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Gömülü Mandibular Üçüncü Molar Diş,Lazer Doppler Flowmetre,L-TZF,T-TZF

Akım ölçerlerAzı dişi-üçüncüDiş çekimi+6
Büşra Meşeci
Bolu Abant İzzet Baysal University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Serbest dişeti greftlerinde verici palatinal bölge iyileşmesi üzerine trombositten zengin fibrin (TZF) etkilerinin değerlendirilmesi

İdeal doku kalınlığı ve anatomik avantajlarından dolayı palatinal keratinize mukoza serbest dişeti greftleri için optimal verici bölge olarak önerilmektedir. Ancak aşırı kanama, postoperatif şiddetli ağrı, kemik ekspozu, enfeksiyon ve parastezi SDG operasyonunu takiben görülebilmektedir. Trombositten zengin fibrinin (TZF) anjiyogenezis ve epitelizasyon üzerindeki pozitif etkilerinden dolayı TZF'yi yara iyileşmesinde mükemmel bir materyal yapmaktadır. SDG operasyonlarından sonra palatinal verici bölgede kapama materyali olarak TZF kullanımı verici bölgede görülen komplikasyonları azaltmada basit ve efektif bir yöntem olabilir. Bu çalışmanın amacı SDG verici bölgesindeki iyileşmede TZF membranın rolünü araştırmaktır. SDG ihtiyacı olan 30 hasta seçildi. Yara iyileşmesindeki farklılığı değerlendirmek için 15 hastanın palatinal verici bölgesi TZF membran ile kapatılırken (TZF grubu) geriye kalan 15 hastanın (kontrol grubu) ise TZF membran kullanılmaksızın konvansiyonel iyileşmeye bırakıldı. Hastalar palatinal yaranın total epitelizasyonu açısından cerrahi sonrası ilk bir ay her hafta kontrole çağrıldı. Cerrahi sonrası ilk bir hafta boyunca da postoperatif ağrı, sekonder kanama ve kullandığı analjezik miktarı değerlendirildi. TZF grubunda total epitelizasyon anlamlı derecede daha hızlı bulunmuştur; üçüncü haftanın sonunda TZF grubundaki hastaların %67'si (kontrol grubu %33) total epitelizasyon sergilemiştir. 4. haftada tüm hastalarda total epitelizasyon gerçekleşmiştir. Benzer şekilde TZF grubu hastaları anlamlı derecede daha az postoperatif ağrı, sekonder kanama ve anajezik tablet kullanımı bildirmişlerdir. TZF'nin palatal verici bölgede yara iyileşmesini hızlandırmada ve hastanın postoperatif rahatsızlığını azaltmada etkili bir yöntem olduğu sonucu çıkarılmıştır.

GingivaGingival hastalıklarTransplantasyon+3
Nurullah Düger
Dicle University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Enjekte edilebilir trombositten zengin fibrinin oral mikrobiyal patojenler üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin in vitro ortamda araştırılması

Bu çalışmanın amacı, e-TZF'nin E.faecalis ve C.albicans üzerindeki muhtemel antimikrobiyal etkinliğinin zamana bağlı değişimini araştırmaktır. Çalışmada Ağustos ve Kasım 2020 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji bölümüne başvuran sistemik olarak sağlıklı 50 hastadan alınan kan örneklerinden elde edilen e-TZF'nin antimikrobiyal etkinliği değerlendirildi. Çalışma için önceden hazırlanan 50 μl 'lik E.faecalis mikroorganizma süspansiyonlarının 450 μl e-TZF ve 450 μl tam kan ile ayrı ayrı karıştırılarak 500 μl 'lik Test 1 ve Kontrol 1 grubu örnekleri hazırlandı. Benzer şekilde 50 μl 'lik C.albicans mikroorganizma süspansiyonlarının, 450 μl e-TZF ve 450 μl tam kan ile ayrı ayrı karıştırılarak 500 μl 'lik Test 2 ve Kontrol 2 grubu örnekleri hazırlandı. Örneklerden başlangıç, 30., 60., 120., 180. ve 240. dakikalarda besi yerlerine ekim yapıldı ve inkübasyondan sonra ekimi yapılan besi yerlerinde oluşan koloni sayıları incelendi. Test ve kontrol grupları arasında yapılan karşılaştırmada, başlangıç dışındaki diğer tüm zamanlarda, Test 1 ve Test 2 grubu örneklerinde oluşan koloni sayılarının Kontrol 1 ve Kontrol 2 grubuna kıyasla anlamlı derecede düşük olduğu bulundu (p<0.001). Grup içi değerlendirmelerde, Test 1 grubu ve Test 2 grubu örneklerinde başlangıç değerlerine kıyasla diğer tüm zamanlarda oluşan koloni sayılarının anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edildi (p<0.001). e-TZF'nin antimikrobiyal etkinliğinin zamana bağlı değişimi incelendiğinde, E.faecalis üzerindeki antimikrobiyal etkinliğin 60. dk'da, C.albicans üzerindeki antimikrobiyal etkinliğin ise 30. dk'da en yüksek olduğu tespit edildi. Zamana bağlı olarak azalma göstermesine rağmen, e-TZF'nin E.faecalis ve C.albicans üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin 240. dk'ya kadar devam ettiği gözlendi. Çalışmamızdan elde edilen veriler sonucunda e-TZF'nin E.faecalis ve C.albicans üzerinde antimikrobiyal etkinlik gösterdiği saptandı. e-TZF'nin farklı oral patojenler üzerindeki zamana bağlı etkinliğinin değerlendirildiği ileri klinik ve laboratuvar çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.

Antienfektif ajanlarAğızCandida albicans+4
Turgay Mutlu
Karadeniz Technical University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Otojenik ve allojenik trombositten zengin fibrinin yara iyileşmesine etkisinin hayvan modeli üzerinde karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, farklı donörlerden elde edilen trombositten zengin fibrinin (TZF) diş çekim soketi iyileşmesine olan etkisini ve klinik şartlarda uygun TZF seçimini histopatolojik karşılaştırma ile değerlendirmektir. Çalışmamızda bir kontrol grubu, otojenik TZF ve allojenik TZF olmak üzere iki deney grubu oluşturuldu. Her bir deney grubunda 8 adet olmak üzere toplamda 24 adet wistar cinsi dişi rat kullanıldı. Tüm gruplardaki ratların üst keser dişlerinden biri çekildi. Kontrol grubundaki çekim soketleri boş bırakıldı. Otojen TZF grubunda ratların kendi kanlarından elde edilen TZF soket içerisine yerleştirildi. Allojen TZF grubunda ise farklı rat kanından elde edilen TZF soket içerisine yerleştirildi. Histopatolojik inceleme için Hematoksilen-Eozin (HE) ve Safranin ile boyanan kesitler ışık mikroskobunda histolojik olarak değerlendirildi. Kontrol, otojen TZF ve allojen TZF gruplarında; osteoblastik aktivite, osteosit oluşumu, osteoklastik aktivite, inflamasyon, damar dilatasyonu ve konjesyonu histopatolojik olarak değerlendirildi. İstatiksel analiz için Kruskal Wallis testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Tüm gruplar osteoblastik aktivite ve osteosit oluşumu açısından karşılaştırıldığında, otojen TZF ve allojen TZF grupları değerlerinin ortancası daha yüksek olmasına rağmen gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Osteoklastik aktivite karşılaştırıldığında, otojen TZF ve allojen TZF grupları değerlerinin ortancası daha düşük olmasına rağmen gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). İnflamasyon ve damar konjesyonu karşılaştırıldığında ise tüm gruplar benzer ortanca değerler göstermiş ve istatiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Bu sonuçlar göz önüne alındığında, allojen TZF'nin otojen TZF'ye benzer etkileri olabileceği düşünülmektedir. Ancak allojenik TZF uygulamasının, daha ileri histopatolojik ve immunohistokimyasal incelemelerle inflamasyonun hücresel düzeyde değerlendirildiği daha çok çalışmaya ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Trombositten zengin fibrin, allojenik, alveoler yara iyileşmesi

Alveolar kemikHayvan deneyleriSıçanlar+2
Gültekin Onat
Karadeniz Technical University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Lökosit ve trombositten zengin fibrin uygulamasının serbest dişeti grefti verici bölge iyileşmesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Serbest dişeti grefti (SDG) operasyonu yapışık dişeti genişliğini arttırmak amacıyla en sık uygulanan cerrahi prosedürlerden biridir. Bu operasyon sırasında en çok tercih edilen verici bölge palatinal mukozadır ve rapor edilen postoperatif komplikasyonlar genellikle verici bölge ile ilgilidir. Greftin alındığı palatinal bölge sekonder iyileşmeye bırakıldığından; yara iyileşmesinin gecikmesi, kanama süresinin uzaması ve şiddetli ağrı gibi problemlerle sık karşılaşılmaktadır. Yüksek kontsantrasyonda otojen büyüme faktörü içeren lökosit ve trombositten zengin fibrinin (L-TZF) yumuşak doku iyileşmesini hızlandırdığı düşünülmektedir. Literatürde L-TZF'nin yara örtücü bir membran olarak kullanımı ile ilgili sadece birkaç vaka örneği bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı; SDG alındıktan sonra palatinal verici bölgeye yerleştirilip sütüre edilen L-TZF membranın yara iyileşmesi, hemostaz ve ağrı kontrolündeki etkinliğinin değerlendirilmesidir. Bu amaçla yapışık dişeti yetersizliği olan, 26 gönüllü erişkin hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalarda yapışık dişeti miktarını arttırmak için SDG operasyonu uygulanmış ve verici bölge olarak palatinal mukoza kullanılmıştır. Hastalar her grupta 13 hasta olmak üzere rastgele çalışma veya kontrol grubuna dahil edilmiştir. SDG alındıktan sonra, çalışma grubuna dahil edilen hastalarda verici bölgeye L-TZF yerleştirilip sütüre edilmiş, kontrol grubuna dahil edilen hastalarda ise verici bölge konvansiyonel olarak sekonder iyileşmeye bırakılmıştır. Hastalar operasyonu takiben 1., 3., 5., 7., günlerde ve 2., 3., 4., 5., 6. haftalarda takip edilmiştir. Palatinal donör saha ile ilgili ağrı, yanma hissi, kanama gibi komplikasyonlar değerlendirilerek kaydedilmiştir. Yara iyileşmesi ise hem görsel olarak hem de dijital görüntü analizi ile fotometrik olarak değerlendirilmiştir. Damaktaki ağrı ve yanma hissi düzeyleri ilk 2 hafta boyunca çalışma grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0,001). Verici bölgede meydana gelen postoperatif kanama operasyondan sonraki 1. ve 3. günlerde çalışma grubunda istatistiksel anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0,001). Verici bölgenin çevre sağlıklı doku ile olan renk uyumu postoperatif 1., 3. ve 6. haftalarda çalışma grubunda istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Yara iyileşmesinin makroskobik değerlendirmesine göre klinik iyileşme indeksi skorları 3. ve 4. haftalarda çalışma grubunda istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Fotometrik değerlendirme sonuçlarına göre; verici bölge yara yüzey alanı çalışma ve kontrol gruplarında zamanla anlamlı şekilde azalmıştır. 3. gün ve 1., 2., 3., 4. haftalarda yara yüzey alanında başlangıca göre meydana gelen küçülme oranlarının, çalışma grubunda istatistiksel anlamlı olarak daha fazla olduğu görülmüştür (p<0,001). Sonuç olarak; L-TZF, palatinal donör sahada yara iyileşmesini hızlandırıp, postoperatif kanama ve ağrı şiddetini azaltarak SDG prosedüründe daha başarılı klinik sonuçlar elde edilmesine katkıda bulunmuştur. L-TZF'nin yara iyileşmesini hızlandırıcı ve postoperatif hasta konforunu arttırıcı etkilerinden dolayı oral mukozadaki açık yara yüzeylerine uygulanması etkili bir yaklaşım olabilir. Anahtar Kelimeler: Serbest dişeti grefti, lökosit ve trombositten zengin fibrin, yara iyileşmesi, membran, komplikasyonlar

GingivaKomplikasyonlarLökositler+5
Serap Gülsever
Başkent University · Institute of Health Sciences
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zayıflatılmış kolon anastomozlarında kök hücre ve trombositten zengin fibrinin etkileri,deneysel çalışma

Kolorektal cerrahiler gastrointestinal sistem cerrahisi içerisinde başta kolorektal tümörler olmak üzere önemli bir yer teşkil etmektedir. Yapılan çalışmalar sonucu yeni teknikler ve farklı tedavi yöntemleri geliştirilmektedir. Cerrahi işlemlerin hastalıkların tedavisinde yüz güldürücü sonuçları olmasına rağmen meydana gelen komplikasyonlar can sıkıcı sorunlar oluşturmaktadır. Bu komplikasyonlardan en önemlilerinden bir tanesi anastomoz kaçaklarıdır. Yapılan birçok çalışmanın amacı güvenli kolon anastomozu sağlayarak, komplikasyonları azaltmaktır. Kolorektal kanserlerde neoadjuvan veya adjuvan kemoterapiler sonucu cerrahi sonrası yara iyileşmesi bozulmakta dolayısıyla anastomozda kaçak oranları artmaktadır. Anastomoz iyileşmesinde hedeflerden en önemlisi doku bütünlüğünü doğru tekniklerle koruyarak doku kanlanmasını arttırmak ve anastomoz sağlamlığını arttırmaktır. Trombositten zengin fibrin (TZF) dokulardaki biyolojik bütünlüğü sağlaması, endotelyal hücre göçünü kolaylaştırması ve içerdiği büyüme faktörleri ve sitokinler sayesinde anjiyogenez ve yara iyileşmesine etki ederek enfeksiyöz ve inflamatuar olayların regülasyonunda oldukça önemli trombosit konsantrasyonudur. Adipoz kökenli kök hücreler elde ediliş biçimleri ve çoklu dokulara farklılaşma özellikleri nedeni ile gündemdeki en potansiyel kök hücrelerden biridir. Adipoz doku kökenli kök hücre farklılaşarak yeni hücrelere dönüşebildiği gibi yeni damar oluşumunu arttırdığı da birçok çalışmada gösterilmiştir. Neoadjuvan veya adjuvan kemoterapi ile cerrahi sonrası anastomoz bölgelerinde bozulan yara yeri iyileşmesi, yeni damar oluşumunun engellenmesi üzerine anastomoz sağlamlığı azalmakta ve kaçak kaçınılmaz olmaktadır. Çalışmada 90 adet Sprague-Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Her biri 20'şer sıçan bulunduran 4 grup oluşturuldu. Kök hücre ve trombositten zengin fibrin için 10 adet sıçan kullanıldı. Tüm gruplardaki sıçanların inen kolonu tam kat kesilip rezeksiyon yapıldıktan sonra anastomoz yapıldı. Kontrol grubuna rezeksiyon ve anastomoz sonrası sadece intraperitoneal 3-5cc serum fizyolojik uygulandı, 5-Fu grubuna anastomoz sonrası intraperitoneal 5-Fu, TZF+5-Fu grubuna anastomoz sonrası anastomoz çevresine trombositten zengin fibrin ve intraperitoneal 5-Fu, TZF+Kök hücre+5-Fu grubuna anastomoz çevresine trombositten zengin fibrin+kök hücre ve intraperitoneal 5-Fu uygulandı, 1 hafta boyunca kontrol grubu hariç diğer 3 gruba intraperitoneal 5-Fu verilmeye devam edildi. İntraperitoneal verilen 5-Fu miktarı şıçanların kilolarına göre ayarlandı. Tüm sıçanlar işlemden sonraki 7. günde sakrifiye edildi. Dört grubun her biri 10'ar adet sıçandan oluşan iki alt gruptan oluşuyordu. Anastomoz patlama basıncı, histopatolojik değerlendirme ve damarlanmanın anjiyografik olarak değerlendirilmesi planlandı. İmmünohistokimyasal olarak çalışma grubunda DiI ile işaretli adipoz kökenli kök hücrelerin takibi için floresan mikroskopta inceleme yapıldı. Çalışmadaki sıçanların kiloları deney öncesi değerlendirildiğinde 4 grupta da anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,852). Grupların ilk ve son kiloları değerlendirildiğinde ortalama kilo kaybı yönünden anlamlı farklılık saptandı (p<0,001). Kontrol grubuna göre 5-Fu ve 5-Fu+TZF grubunda kilo kaybı ististiksel olarak daha yüksek bulundu (p<0,001 ve p<0,001), 5-Fu grubuna göre 5-Fu+TZF ve 5-Fu+TZF+Kök hücre gruplarında daha az miktarda kilo kaybı tespit edildi (p=0,009 ve p<0,001), 5-Fu+TZF grubuna göre 5-Fu+TZF+Kök hücre grubunda da daha az kilo kaybı görüldü (p<0,001). Kontrol ve 5- Fu+TZF+Kök hücre grupları arasında kilo kaybı istatistiksel olarak benzerdi (p=0,753). Karın içi yapışıklıklar değerlendirildiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Kontrol grubuna göre 5-Fu ve 5-Fu+TZF grubunda yapışıklık istatistiksel anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,007 ve p<0,001), 5-Fu+TZF grubunun yapışıklık derecesi 5-Fu ve 5-Fu+TZF+Kök hücre grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,039 ve p=0,005). Kontrol grubu ile 5-Fu+TZF+Kök hücre grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmedi (p=0,051), 5-Fu ve 5-Fu+TZF grubunda 5-Fu+TZF+kök hücre ve kontrol grubuna göre belirgin sekilde perforasyon, fistülizasyon, karın içi apse ve anastomoz ayrılması izlendi. Anastomoz patlama basınçları açısından karşılaştırma yapıldığında kontrol grubu ve TZF+5-Fu+kök hücre grubunda diğer iki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı, 5-Fu ve 5-Fu+TZF grubunda belirgin anastomoz ayrılması nedeniyle patlama basınç ölçümü yapılamadı. Kontrol grubunda patlama basıncı ortalaması 147,9 ± 20,02 mmHg, TZF+5 Fu+kök hücre grubunda 150 ± 28,1 mmHg bu iki grup arasında istatiksel olarak fark saptanmadı. Anjiyografik değerlendirmede milimetrekareye düşen damar sayısı hesaplandı, kontrol grubunda 21,7 ± 3,2 adet, 5-Fu grubunda 15 ± 4,6 adet ve TZF+kök+5-Fu hücre grubunda 23,9 ± 4,1 adet damar izlendi, gualitatif olarak kontrol ve kök hücre grubunda damarlanmanın diğer iki gruba nazaran artmış olduğu tespit edildi. Histopatolojik değerlendirmede ise reepitelizasyon (p=0.002), fibrozis (p<0,001), iskemik nekroz (p<0,001) ve inflamasyon, nötrofil, lenfosit ve dev hücre (p=0,177-p=0,562) anlamlı farklılık saptanmadı. Kontrol grubuna göre 5-Fu ve 5-Fu+TZF+Kök hücre gruplarında arasında vasküler proliferasyon istatistiksel anlamlı olarak (p=0,019) tespit edildi. Floresan mikroskopi ile yapılan değerlendirmede kök hücrenin hem endotel hücresine dönüşümü hem de villöz yapılar arasında olduğu tespit edildi. Gruplar arasında mortalite oranları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olup (p<0,001) kontrol grubuna göre 5-Fu ve 5-Fu+TZF grubunda mortalite oranı istatistiksel anlamlı olarak yüksekti (p=0,018 ve p=0,003), TZF+5-Fu+kök hücre grubuna göre 5-Fu ve 5-Fu+TZF grubunda mortalite istatistiksel olarak anlamlı daha yüksekti (p=0,018 ve 0,003). Kontrol grubu ile TZF+5-Fu+kök hücre grubu arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Çalışmamızın sonucunda 5-Fu'nun inflamasyonu arttırıp epitelizasyonu ve anjiyogenezi azaltması anastomoz düzeyinde yara iyileşmesini bozmuştur. TZF'nin salgıladığı büyüme faktörleri ile kök hücrenin endotel hücresine farklılaşarak ve sitokin salgısını arttırması anastomoz bütünlüğü sağlamıştır. Trombositten zengin fibrin (TZF) kök hücre olmadan sadece 5-Fu ile birlikte kullanıldığında ise büyüme faktörlerinin etkinliğinin oldukça az olduğu tespit edilmiştir. Kök hücre, cerrahi sonrası kullanılacak kemoterapötiklerin etkisi sonrası dokularda yara yeri iyileşmesinde anlamlı farklılık yaratmıştır. Anahtar kelimeler: Kolon anastomozu, 5-Fu, Trombosit zengin fibrin, Kök hücre

AnastomozAnastomoz-cerrahiCerrahi tedavi+4
Burçin Doruk Oktay
Başkent University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Stromal vasküler fraksiyon ve plateletten zengin fibrinin subdermal enjeksiyonunun deri komponentlerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: İntrinsik ve ekstrinsik mekanizmalarla gerçekleşen yaşlanma süreci kendisini birçok bulgu ile göstermektedir. Bu bulguların en belirgin ve göze çarpan şekli deri bulgularıdır. (1, 2) Bu çalışmada serum fizyolojik (SF), otolog plateletten zengin fibrin (PRF) ve otolog stromal vasküler fraksiyon (SVF) tavşan kulağına tek doz olarak subdermal olarak enjekte edilmiş ve deri komponentlerine histolojik düzeyde etkileri değerlendirilmiştir. Yaşlanmanın deri bulgularını yavaşlatmak ya da önlemek amacıyla kullanılabilecek proliferatif bir etkinin varlığı araştırılmıştır. Yöntem: Çalışma 24 adet 8-12 aylık, 2,5-3 kg ağırlığında dişi Yeni Zelanda tavşanın 48 kulağında yapıldı. Her bir denekten 20-25 ml inguinal yağ yastıkçığı eksize edilerek SVF ve tam kan alınarak PRF elde edildi. Birinci grupta, deneklerin kulaklarına 2 ml serum fizyolojik; ikinci grupta 1 ml SVF + 1 ml PRF kombinasyonu; üçüncü grupta 2 ml SVF ve dördüncü grupta 2 ml PRF enjeksiyonu yapıldı. Birinci hafta, birinci ay, ikinci ay ve üçüncü ay sonunda; her bir zaman diliminde tüm gruplardan üçer adet denekten doku örneği alınarak histomorfometrik olarak değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında yapılan histomorfometrik incelemelerde dermal kalınlık, mikrovasküler yoğunluk ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Bunun yanında bu parametrelerin değerlendirildiği birçok ikili karşılaştırma sonucunda istatistiksel anlamlılık sınırında (p=0,05) fark saptandı. İstatistiksel anlamlılık sınırında (p=0,05) fark saptanan SVF+PRF ve SVF gruplarının SF grubuna göre üçüncü ayda mikrovasküler yoğunluğu fazlaydı. PRF grubunda ise daha erken ve kısa süreli etki ile uyumlu olarak birinci hafta değerleri SF grubuna göre yüksek saptandı. Bu değerler yanında fokal selüler 2 proliferasyon izlenen alanlar SVF+PRF ve SVF gruplarında PRF ve SF gruplarına göre daha fazla izlendi. Sonuç: Bu çalışmada tek doz PRF ya da SVF uygulaması ile beklenen proliferatif ve rejeneratif etki histolojik olarak anlamlı fark oluşturacak şekilde ortaya konamamıştır. Bunun yanında doku düzeyinde fokal selüler ve ekstraselüler proliferatif etkiler izlenmiştir. SVF ve PRF'nin ılımlı proliferatif etkileri nedeniyle anlamlı sonuçların elde edilebilmesi için tekrarlayan dozlarda uygulandıkları ve daha fazla denek sayısını içeren çalışmalar yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Stromal vasküler fraksiyon, plateletten zengin fibrin, plateletten zengin plazma, yaşlanma

Cerrahi-plastikDeriDeri yaşlanması+4
Hasip Şamil Yazgan
Dokuz Eylül University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dişeti büyümesi tedavisinde enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin kullanılarak yara iyileşmesindeki etkinliğini değerlendirmek

Amaç: Bu çalışmanın amacı gingivektomi ve gingivoplasti ameliyatı sonrası enjekte edilebilen trombositten zengin fibrin (E-TZF) uygulamasının erken dönem yara iyileşmesine etkisini değerlendirmekti. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü tek kör olarak planlanan çalışmada 46 hastaya gingivektomi ve gingivoplasti ameliyatı uygulandı. Ameliyat sonrası E-TZF uygulanan bölgeler, kontrol bölgeleriyle karşılaştırıldı. 3.,7., 14. ve 21. günde modifiye Manchester skar skalası (MMS) ile Landry,Turnbull ve Howley (LTH) indeksi kullanılarak yara iyileşmesi değerlendirildi. Ağrıyı ölçmek için 7 günlük visual analog skalası (VAS) kullanıldı. Bulgular: Kontrol grubunun 3.,7.,14.,21. günlerde mira-2 tone ile boyanma miktarı test grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Kontrol grubunun 3., 7., 14. ve 21. günde LTH indeksi değerleri test grubundan anlamlı düzeyde düşük, MMS skalası değerleri test grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu.Vaskuler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) değeri başlangıç,2.hafta. ve 3.haftalarda, fibroblast büyüme faktörü-10 (FGF-10) değeri 2. ve 3.haftalarda kontrol grubunda test grubundan anlamlı seviyede yüksek bulundu. Sonuç: Gingivektomi ve gingivoplasti oparasyonları sonrası E-TZF uygulamasının yara iyileşmesi üzerine olumlu etkilerinin olduğu tespit edildi. Bununla birlikte FGF-10 ve VEGF değerlerinin kontrol grubunda daha yüksek çıkması kontrol grubunda yara iyileşmesinin daha yavaş olmasından kaynaklanıyor olabilir. Anahtar kelimeler: E-TZF, gingivektomi, VEGF, FGF-10

Fibroblast büyüme faktörüGingivaGingival hiperplazi+4
Şeyma Çardakcı Bahar
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00

Related subjects