Türkiye
1,014 theses under this subject heading
Critic tabanlı Marcos yöntemi ile inovasyon performanslarının değerlendirilmesi: Avrupa Birliği üye ülkeleri ve Türkiye örneği
Küresel rekabet ortamında inovasyon, ülkelerin ekonomik büyüme, teknolojik gelişme ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle ülkelerin inovasyon performanslarının çok boyutlu göstergeler kullanılarak değerlendirilmesi ve karşılaştırılması politika yapıcılar açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, Avrupa Birliği (AB)’ye üye 27 ülke ve Türkiye’nin inovasyon performanslarını çok kriterli karar verme (ÇKKV) ile analiz etmektir. Bu amaç için inovasyon performansını temsil eden yedi ana kriter kullanılmıştır. Bu kriterler; kurumlar, beşeri sermaye ve araştırma, altyapı, pazar gelişmişliği, iş gelişmişliği, bilgi ve teknoloji çıktıları ve yaratıcı çıktılarıdır. Bu çalışmada kriter ağırlıkları nesnel bir yaklaşım sunan CRITIC yöntemi ile belirlenmiş, ülkelerin inovasyon performanslarının sıralanmasında ise MARCOS yöntemi kullanılmıştır. CRITIC yöntemi ile elde edilen sonuçlara göre inovasyon performansının değerlendirilmesinde en yüksek ağırlığa sahip kriterin altyapı olduğu belirlenmiştir. MARCOS yöntemi ile elde edilen sonuçlara göre Hollanda, Finlandiya ve Danimarka inovasyon performansı açısından ilk sıralarda yer alırken Portekiz, Romanya ve Malta alt sıralarda yer almıştır. Türkiye ise düşük düzeyde bir performans sergileyerek sıralamada alt grupta yer almıştır. Bulgular, Avrupa ülkeleri arasında inovasyon kapasitesi bakımından önemli farklılıklar bulunduğunu ve özellikle güçlü altyapı, gelişmiş pazar yapısı ve yaratıcı üretim kapasitesine sahip ülkelerin inovasyon performansının daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Türkiye ve Azerbaycan'da ortaokul 7. sınıf Türkçe dersi öğretim programının ve ders kitaplarındaki metinlerle etkinliklerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmada, Türkiye ve Azerbaycan'da 2019-2020 eğitim-öğretim yılında kullanılmakta olan ortaokul 7. sınıf Türkçe Dersi Öğretim Programı ve Azerbaycan Türkçesi Dersi Öğretim Programı'nın ve ders kitaplarındaki metinler ile etkinliklerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Nitel aştırma yaklaşımı ile hazırlanan bu çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada döküman analizi ile her iki ülkenin Türkçe öğretim programları ve 7. sınıf Türkçe ders kitaplarından ilgili veriler toplanmıştır. Öğretim programlarının karşılaştırılması aşamasında karşılaştırmalı eğitim yaklaşımlarından yatay yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın bulgular kısmında elde edilen veriler çözümlenirken doküman analizi yönteminin ilkeleri dikkate alınmıştır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Türkiye ve Azerbaycan'da 2019-2020 eğitim-öğretim yılında kullanılmakta olan ortaokul 7.sınıf Türkçe öğretim programı ve Azerbaycan Türkçesi öğretim programı incelenerek karşılaştırılmıştır. İkinci bölümde, 2019-2020 eğitim-öğretim yılında her iki ülkede kullanılmakta olan ortaokul 7. sınıf Türkçe ve Azerbaycan Türkçesi ders kitapları içerisinde yer alan metinlerin türleri incelnerek karşılaştırılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, ders kitaplarında yer alan etkinliklerin metinlere ve öğrenme alanlarına (dinleme/izleme, konuşma, okuma, yazma) göre dağılımı incelenerek karşılaştırılmış ve aralarındaki benzerlik ve farklılıklar belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Türkçe dersi öğretim programı, Türkçe ders kitabı, karşılaştırmalı eğitim, Azerbaycan
Dürtmenin davranışsal kamu politikası aracı olarak kullanılması "İngiltere ve Türkiye karşılaştırmalı analizi"
Birbirine benzeyen ya da benzemeyen birçok olay karşısında yönetimin izlediği yol, göstermiş olduğu eylem ya da eylemsizlik durumunun genel adı olan kamu politikası, farklılaşan ve gelişen dünya düzeni içerisinde kendine yer edinebilmek, vatandaşlara ve topluma daha fazla hitap etmek ve sahip oldukları problemleri çözüme kavuşturmak adına değişime uğramıştır. Bu değişim, kamu politikası alanına davranış bilimi ve bir politika yapım aşaması olan dürtme teorisini entegre eden davranışsal kamu politikası alanında hayat bulmuştur. Tez çalışması içerisinde, yeni bir alan niteliğinde olan davranışsal kamu politikası alanı, uygulamaları, uygulamalar için oluşturulan takımlar ve faaliyet raporları gibi olgular İngiltere ve Türkiye özelinde ele alınmış, iki ülke karşılaştırmalı bir analize tabi tutulmuştur. Bu analizin, daha genel adıyla çalışmanın temel amacı ise geleneksel ve davranışsal kamu politikası alanını inceleyerek bu iki alan arasındaki temel farklılıkları ortaya koymak, kamu politikası yapım sürecinde davranışsal olguların ne gibi faydalar sağladığını tespit etmek, dürtme teorisinin davranışsal kamu politikası alanı içerisindeki yerini, etkisini ve başarısını incelemektir. Bahsedilen amaç doğrultusunda ele alınan iki ülkenin davranışsal kamu politikası alanında ne kadar aktif olduğu ulusal ve uluslararası literatüre dayanarak tespit edilmiş, bu tespitte ise literatür analizi yöntemi ve karşılaştırmalı kamu yönetimi yöntemi kullanılmıştır. Son olarak ise karşılaştırmalı ülkeler arasındaki analiz bir sonuca bağlanmış, Türkiye kapsamında gerçekleştirilmesi önerilen politika hedefleri ortaya konmuştur.
Azerbaycan ve Türkiye halk kültüründe ateş kültü
Dört unsurdan biri olan ateş, insanoğlunun hayatında çok önemli bir yerde durmaktadır. Tarihin ilk sayfalarından bugüne kadar insana hem korku hem güven kaynağı olmuştur. Dört unsur, kendisinde var oluştan başlayan ve bu gün de devam eden hayatın gizli kodlarını tutmaktadır. Bu gizli kodlar uzun zaman aşamasında insan tarihi geliştikçe zenginleşmiş, her halk için geçmişine bir ayna tutmuştur. Zamanla kült haline dönüşen ateş, farklı zaman dilimlerinde ilgi çekmiş ve kodların çözülmesi için kaynak olarak görülmüştür. Türk Halk Kültürü Bilimi'nin de çok araştırılmış konularından biri olan ateş, kültürel kodların öğrenilmesinde büyük önem arz etmektedir. Kült ve kültür olarak çok zengin bir konu olması onun üzerinde yeniden farklı açılardan çalışmaların yapılmasına imkan sağlamıştır. Azerbaycan ve Türkiye halk kültüründe ateş kültünün incelenmesi kültürel kodlardaki ortak ve farklı açıların ortaya konulması açısından önem arz etmektedir. İster eski dinlerde isterse de eskiden gelen, halkın yarattığı edebiyat örneklerinde ateş kültünün önemli bir yeri vardır. Ateşin insanoğlunun doğum, yaşantı ve ölümünde sahip olduğu rolü onu geçmiş, şimdi ve gelecekteki sonsuzluğunu simgelemektedir. Bu sebeple yaşam var oldukça ateş kültü her zaman yaygın bir etkide olacak ve yeni kültürel kodların ortaya çıkmasına zemin hazırlayacaktır. Çalışma esnasında her iki ülkenin kültüründeki ortak ve farklı kodların tespit edilecektir. Diğer taraftan Azerbaycan Halk Kültürü Bilim'ine ateş kültü ile ilgili ilk bütüncül çalışmayı sunarak akademik ve kültürel katkıda bulunmaya çalışılacaktır. Türkiye Halk Bilimi için ise Azerbaycan'la karşılaştırma şeklinde incelenen ateş kültü çalışmasıyla katkıda bulunmak amaçlanıyor. Çalışmayı önemli kılan faktörler vardır. Şöyle ki yapılacak olan çalışma ateş kültünün önemini ve yerini ortaya koymakla kalmayacak, bu kültün yaşantımızda varlığını hangi şekilde devam ettirdiğini ve ya hangi sebeplerden günümüze ulaşmadığını ortaya koyacaktır. Diğer önemli faktör, sırf iki ülkeyi kapsayacak ateş kültü çalışmasının yapılmamış olmasıdır. Araştırma esnasında Halk Bilimi veri ve yöntemleri kullanılacaktır. Konu hem coğrafi genişlik, hem de tarihi derinlik içerisinde ele alınacaktır. İki ülkede ateş kültünü kapsayacak bu çalışma gelecekte bu konuyla ilgili yapılacak başka çalışmalar için kaynak olmakla beraber, yönlendirici bir rol oynayacaktır. Azerbaycan'da ateş kültüyle ilgili çalışmalara katkı sağlayacaktır. Ateş kültünün karşılaştırma şeklinde incelenmesinde bir ilk olacaktır. Ateş kültünün sırf Azerbaycan ve Türkiye'deki ortak ve farklı yanlarını konu edinen bir çalışmaya tesadüf edilmemiştir. Bu yüzden bu çalışma Türkiye Halk Bilim'ine de katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Ateş, Azerbaycan, Türkiye, halk kültürü, kült, kültür
Devletin değişimi ekseninde Türkiye'nin siyasal rejim sorunsalı
Bir asrı aşkın süredir Türkiye'de siyasal rejim tartışmaları tüm canlılığını korumaktadır. Türkiye'deki siyasal söylem ve kavgalar "siyasal rejim" sorunu etrafında odaklaşmakta, bu meseleye dair büyük bir gürültü koparılmaktadır. Rejim konusundaki tartışmalar, rejimin kısmi bir eleştirisinden onun tüm kötülüklerin sebebi olarak gösterilip mahkum edilmesine, reform taleplerinden ütopik siyasal projeler tasarlanmasına kadar uzanmaktadır. Türkiye'de rejime ilişkin tartışmalar, deyim yerindeyse bir "yangın"ın "dumanı"na işaret etmektedir. Tartışmalar, dumanı gösterirken dumanın kaynağından neredeyse hiç bahsetmemektedir. Haddizatında, 19. yüzyılda ülkenin kapitalizme geçiş sancılarının doğurduğu yakıcı siyasal rejim sorunsalı, araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu çerçevede siyasal rejim sorununun, altyapı unsurları ve dünya düzeyindeki eşitsiz güç ilişkilerini de gözeten bir bakış açısıyla incelenmesi gerekmektedir. Eleştirel realist bir metodolojik konumlanmayı benimseyen çalışma, psikanalitik ve diyalektik bir yaklaşım sergileyerek bir şeyin "kendisi" (töz) ile "görünümü"nü (biçim) ilk etapta birbirinden ayırmaktadır. Bu doğrultuda tez, Türkiye'deki (siyasal) rejim sorunsalının tözü ve biçimini, konunun nasıl ve neden mesele haline geldiğini ve devlet-rejim ilişkisine dair dinamikleri aydınlatmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'de rejim meselesi ilk bakışta, "geleneksel" ile "modern"in, "Doğu" ile "Batı"nın, "teokratik" ile "laik"in, "merkez" ile "çevre"nin, "sivil" ile "bürokrasi"nin, "ilerici" ile "gerici"nin, "muhafazakar" ile "aydınlanmacı"nın çatışmaları biçiminde tezahür etmesine rağmen; çalışma, bu çatışmaların sergilediği "görüntü"nün temelinde üretim süreci ve dünya sisteminden kaynaklanan sorun ve tartışmaların bulunduğu argümanını ortaya koymaktadır. Güncel süreci kapsam dışı bırakan çalışma, özellikle 20. yüzyılla çerçevelenmektedir. Tezde ilk olarak devlet ve siyasal rejim kavramları analiz edilmektedir. Ardından bu kavramlar yapısal ve tarihsel bir eksene oturtulmaktadır. Bu doğrultuda dünya düzeyindeki sistem ile Türkiye'nin tarihsel ve toplumsal yapısı incelenerek Türkiye'deki rejim sorunsalına ekonomi-politik düzeyde ışık tutulmaya çalışılmaktadır. Tezin teorik altyapısında Robert Cox'ın üretim-devlet-dünya matrisinden ve Bob Jessop'ın stratejik-ilişkisel yaklaşımından faydalanılmakta, Jessop'ın bu yaklaşımı siyasal rejim/politeia kavramına da teşmil edilmektedir. Çalışmada teori düzeyinde, Türkiye'deki sorunsalı nesnel olarak daha iyi anlayabilmeye imkan verdiği için Antik Yunan kökenli politeia kavramı önerilmiştir. Nitekim siyasal rejim kavramı, antikitedeki karşılığı olan politeia'dan içerik olarak uzaklaşıp, zamanla siyasal rejim kavramının toplumsalı dışlayarak kurumsal bir mekaniğe indirgendiği gözlenmiştir. Tezde, Türkiye'de öne çıkarılan birtakım meselelerin, aslında, altyapısal ve üstyapısal veçheleri de barındıran tam bir politeia sorunu olduğu tespit edilmiştir. Politeia/rejim sorunsalının kalbinde ise "devlet sorunsalı"nın bulunduğu, devlet sorunsalının da ekonomi-politik ve dünya düzenindeki dinamiklerden türediği saptanmıştır. Politeia kavramı, yüksek bir soyutlama düzeyinde, "birikim", "düzenleme" ve "hegemonya" bileşenlerini barındırmaktadır. Politeia'nın bileşenlerinin herhangi birinde bir sorun ortaya çıktığında, bu sorun, diğer bileşenlerle de etkileşime geçerek, tüm bileşenlerin üstüne çıkıp bir kriz momentine ulaştığı anda, bir "rejim sorunu" olarak değerlendirilmektedir. Çalışmada, Türkiye'de politeia kaynaklı, kriz momentine ulaşan belli sorunların, rejim sorunu şeklinde tezahür ettiği bulgulanmaktadır. Bu tür tezahürlerin izini sürerek sorunun çıkış noktalarının deşifre edilmesine katkı sağlamak, ayrıca çalışmanın önemini teşkil etmektedir. Siyasal rejim meselesinin temeli, ekonomi-politik ve dünya sisteminin dinamiklerine dayansa da Türkiye'de rejim tartışmalarının, bu esastan koparılarak konunun özünün bulanıklaştırıldığı iddia edilmektedir. Tezde, ayrıca "ideolojik celp" şeklinde Türkçeleştirilebilecek interpellation olgusunun, Türkiye'de rejim meselesinin temel dayanaklarının mistifiye edilmesinde işlevsel olduğu argümanı savunulmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye'deki rejim sorunu, ancak dünyanın ve Türkiye'nin tarihsel yapısından kaynaklanan sistemik ve ekonomi-politik birtakım çetrefil sorunların aşılmasıyla sönümlenme olanağına sahiptir.
Türkiye'nin uluslararası göç yönetimine güvenlik bağlamında bir bakış
Birçok alanın ortak öznesi durumunda olan göç özellikle son dönemde dünya gündeminin en üst sıralarında yer almaktadır. Bu sebeple sahip olduğu coğrafyasıyla dünyanın en eski topluluklarına ev sahipliği yapmış olan Türkiye için de göç hareketleri kaçınılmaz olarak gündemin öncelikli konularından biri haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin göç politikalarını incelemek ayrıca oluşturulan söylemlerin vatandaşların göçmen algısı üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu çalışma, güvenlik meselesinin devlet ya da vatandaş güvenliğine indirgenmemesi gerektiği ayrıca göçmenlerin bir güvenlik meselesi haline getirilmesi yerine onların toplumla uyumunun sağlanmasıyla ancak toplumsal güvenliğin sağlanabileceği hipotezine dayanmaktadır. Bu çalışma yaygın olanın aksine göçün devlet güvenliğinin yanında göçmen güvenliğiyle olan ilişkisinin ortaya konması açısından önemlidir. Bu amaçla çalışmada ilk olarak Türkiye'nin uluslararası göç politikalarının tarihsel gelişimine yer verilmiş ayrıca Türkiye'nin göç yönetiminde yer alan yasal düzenlemelerle uluslararası iş birliklerine değinilmiştir. İkinci olarak güvenlik kavramının tarihsel oluşumuna ve kullanıldığı alanlara yer verilmiş, göçün güvenlikle ilişkisini ortaya koymak amacıyla Kopenhag Ekolünün güvenlik anlayışından yararlanılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde ise Türkiye'de göç ve güvenlik ilişkisi, göçün güvenlikleştirilmesi ve göçmenlerin güvenliği gibi başlıklara yer verilmiş ayrıca güvenlik söylemi üzerinde göçmen algısı ortaya konmuştur.
Beden eğitimi ve spor öğretmeni yetiştirme programlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi: Türkiye – Çekya örneği
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve Çekya'daki Beden Eğitimi ve Spor Öğretmeni yetiştirme programlarında yer alan benzerlik ve farklılıklarının belirlenen iki üniversite üzerinden ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda, Çekya'daki Palacky Üniversitesi ile Türkiye'deki Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nin Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği bölümlerinin öğretim programları değerlendirilerek benzeyen ve farklılaşan yönler üzerinden, müfredatta yer alan dersler incelenerek analiz edilmiştir. Araştırmanın verilerine ulaşabilmek için çalışmanın Türkiye ve Çekya ayağını oluşturan programlarındaki mevcut bulunan kayıtlar ve dökümanlar incelenmiş, bu çerçevede yürütülen betimsel araştırmada, karşılaştırmalı yöntemden yararlanılmıştır. Çekya'daki Palacky Üniversitesi Physical Culture Fakültesi ile Türkiye'deki Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği bölümlerinin öğretim programlarında yer alan dersler incelendiğinde, her iki müfredatta yer alan; teorik dersler açısından, anatomi, iletişim, İngilizce, hukuk, psikoloji, sporun temelleri, beden eğitimi ve spor tarihi, ilk yardım, beslenme, araştırma yöntemleri gibi konulardaki derslerin benzerliği gözlemlenirken, diğer tarafttan uygulamalı dersler açısından ise, cimnastik, takım sporları, atletizm, ritim eğitimi, yüzme, savunma sporları, eğitsel oyunlar, öğretmenlik uygulaması gibi konulardaki derslerin benzerliği ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği programından mezun olma şartı en az 240 AKTS iken Çekya'da 180 AKTS'dir. Her iki müfredattaki seçmeli ders sayılarına bakıldığında, Türkiye'deki seçmeli ders sayısının Çekya'daki seçmeli ders sayısından fazla olduğu, ancak Beden Eğitimi ve Spor Öğretmeni adayı bir öğrencinin eğitimi boyunca alması gereken tüm derslerin içerisindeki oranlarına bakıldığında Çekya'da bu oranın %39,77, Türkiye'de ise %31,34 olduğu tespit edilmiştir. Müfredatlar içinde zorunlu derslerin oranları ise Türkiye'de %68,66; Çekya'da ise %60,23 olarak tespit edilmiştir. Diğer taraftan, Türkiye'de Beden Eğitimi ve Spor Öğretmeni adayı bir öğrencinin program müfredatında yer alan derslerin %75,44'ü teorik eğitim ders saatlerinden meydana gelirken, bu oran Çekya'da %51,23 olarak bulunmuştur. Bu noktadan hareketle, teorik ve uygulama ders saatlerinin Çekya'da birbirine çok yakın oranlarda olduğu, ancak Türkiye'de büyük çoğunluğunu teorik ders saatlerinin oluşturduğu söylenebilir. Sonuç olarak, her iki ülkenin Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği programlarında yer alan hem seçmeli hem de zorunlu alana özgü bazı temel derslerin benzer ya da farklı isimler altında da olsa içerik, derslerin amaçları ve kazanımları bakımından benzerlik gösterdiği söylenebilir.
Avrasya Ekonomik Birliği ve Türkiye ekonomik ilişkilerinin mevcut durumu ve geleceği
Ülkeler ekonomilerine ekonomik büyüme ve kalkınma sağlamak amacıyla bölgesel ekonomik entegrasyona gitmektedir. Avrupa Birliği en başarılı ekonomik entegrasyon örneği olarak kabul edilmektedir. Avrasya Ekonomik Birliği de son yıllarda giderek artan ekonomik entegrasyon girişimlerinden biri olup, sahip olduğu büyük pazar potansiyeli ve enerji altyapısı ile dikkati çeken bir oluşumdur . Bu çalışmada, Belarus, Kazakistan ve Rusya tarafından kurulmuş olan Avrasya Ekonomik Birliği ve Birliğin Türkiye ile ekonomik ilişkilerinin mevcut durumu ve geleceği açıklanmaya çalışılmıştır. Avrasya Ekonomik Birliği ve Türkiye ekonomik ilişkilerinin mevcut durumu incelenmiş, ticaret, yatırım ve enerji ilişkilerine değinilmiş ve en perspektifli alanlar açıklanmıştır. Avrasya Ekonomik Birliği'ni bir bölgesel ekonomik oluşum olarak yakından tanımak için ekonomik entegrasyon teorisi ve teorinin çerçevesinde teorinin gelişimi, ekonomik entegrasyon etkileri ve aşamaları ve Avrasya Ekonomik Birliği'nin gelişim süreci incelenmiştir. Avrasya Ekonomik Birliği'nin güncel sorunları, genişleme çabaları ve geleceği Rusya ve Batı ülkeler arasındaki politik kriz dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Avrasya Ekonomik Birliği'nin ve Türkiye ile ilişkilerinin geleceğine ilişkin tespitler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik entegrasyon, Avrasya Ekonomik Birliği.
Beklentilerin Türkiye finansal piyasalarına yansıması
Finansal piyasaların serbestleşmesi ile artan uluslararası sermayenin hareketliliği finansal piyasalarda kırılganlığın da artmasına neden olmuştur. Özellikle dünyanın tek merkezli hale geldiği 1990'lı yıllardan itibaren daha sık aralıklarla yaşanan finansal krizler (1994 Meksika Krizi, 1997 Asya Krizi, 1998 Rusya Krizi gibi), ekonomiye ilişkin beklentilerdeki değişimin önemini ortaya koymuştur. Bu anlamda, iktisadi birimlerin beklentilerinin sayısal bir ifadesi olan ekonomik güven endekslerinin piyasalarla ilişkisinin belirlenmesi hem politika yapıcılar hem de araştırmacılar için önemli bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, tüketici güven endeksi ile finansal piyasalar ve genel ekonomik göstergeler arasındaki kısa ve uzun dönemli ilişkinin ve bu ilişkinin yönünün eşzamanlı olarak incelenmesidir. Buna göre, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan tüketici güven endeksinin, para piyasası, sermaye piyasası ve genel ekonomik durum için belirlenen değişkenlerle ilişkisi 2005:01 — 2019:04 dönemi aylık verileri kullanılarak ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Zaman serisi analizinden yararlanılarak yapılan ampirik çalışmanın sonuçlarından elde edilen bulgular şu şekildedir: Birincisi, para piyasası göstergeleri ile tüketici güven endeksi arasında uzun dönem ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca, para piyasası göstergelerinden sadece dolar kurundan tüketici güven endeksine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu belirlenmiştir. Sermaye piyasası göstergeleri ve tüketici güven endeksi arasındaki ilişkinin araştırıldığı diğer modelde, değişkenler arasında uzun dönem ilişki bulunamamıştır. Ancak, hisse senedi piyasası gösterge endeksinden, tüketici güven endeksine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi varken; tahvil piyasası gösterge değişkeni ve tüketici güven endeksi arasında karşılıklı bir nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, genel ekonomik göstergeler ile tüketici güven endeksi arasında uzun dönemli ilişki olduğu belirlenmiş ve enflasyona ilişkin göstergelerden tüketici güven endeksine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kavramlar: Tüketici Güven Endeksi, Finansal Piyasalar, Nedensellik Analizi, Davranışsal Finans
Göçmenlere yönelik eğitim politikalarının entegrasyona etkisi: Türkiye ve Almanya örnekleri
Bu araştırma, çeşitli nedenlerle Türkiye'ye göç eden Suriyeliler ve Almanya'ya göç eden Türkiyelilerin göç ettikleri ülkelerde gördükleri eğitimin entegrasyon sürecine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Göç, isteğe bağlı ya da zorunlu hangi sebeple gerçekleşmiş olursa olsun sonrasında yaşanan süreçler ciddi benzerlik göstermektedir. Zira göç sonrasında ev sahibi ve göç eden toplumlar bir şekilde etkileşime girerek yeniden bir toplumsal uyum dengesi sağlamak durumunda kalmaktadır. Uyum dengesinin yeniden sağlanması sürecine eğitimin etkisinin anlaşılmaya çalışıldığı bu çalışmada, Türkiye ve Almanya'dan toplam 30 katılımcıyla yarı yapılandırılmış mülakat yöntemiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Salgın şartlarından dolayı görüşmelerin çoğu Whatsapp programı aracılığıyla görüntülü olarak uzaktan yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda oluşturulan yazılı metinlerden temalar oluşturulmuş ve veriler analiz edilmiştir. Veri analizi sonucunda göçmenlerin yaşamlarında karşılaştıkları en temel sorunlardan birinin dil sorunu olduğu ve bu sorunun ancak nitelikli bir eğitim süreciyle aşılabileceği tespit edilmiştir. Bununla birlikte refah düzeyi yüksek bir ülke olan Almanya'daki Türkiye kökenli göçmenlerin göç ettikleri ülkeden memnuniyetlerinin oldukça yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durum Almanya'nın uzun yıllardan beri göç ülkesi olmasından dolayı göçmenlere dönük eğitim, sağlık ve sosyal hizmet imkanlarını geliştirme konusunda ciddi mesafe aldığını göstermektedir. Öte yandan Türkiye'deki Suriye kökenli göçmenlerin göç ettikleri ülkeden genel olarak memnun olmadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Bu durum Türkiye'nin göçmenlere yönelik politikalarını yeni yeni oluşturmaya çalışan bir ülke olduğunu ve bu konuda henüz yolun başında olduğunu göstermektedir.
Refah devleti perspektifinden Türkiye'de sosyal bütçe uygulamalarının değerlendirilmesi
Devlet tarafından bazı uygulamalar ve sosyal hakların bireylere sunulmasıyla güvenli ve huzurlu bir ortamda minimum yaşam standardı sağlanmaktadır. Bireylerin sosyal ve ekonomik yönden ihtiyaçlarının karşılanmasının refah devleti anlayışı ile mümkün hale gelmesi bireylerin refah seviyelerinin artmasını sağlamaktadır. Refah devleti anlayışı ile toplumsal refahın maksimum noktaya çıkarılması hedeflenmektedir. Refah devleti ile refah düzeyinin artışının sağlanması için birtakım politikalar devlet müdahaleleri uygulanmaktadır. Sosyal bütçe kavramının çıkış noktası, toplumda var olan sorunlara kalıcı çözümler oluşturarak bireylerin yaşam standartlarını yükseltme amacı oluşturmaktadır. Toplumsal sorunların çözümüne odaklı olarak serbest piyasanın yetersiz kalması durumunda kamu hizmetlerinden yararlanılmaktadır. Sosyal bütçe yaklaşımları bireylerin yaşam standartlarını olumlu yönde arttırmaktadır. Her yaklaşım baz aldığı gruplara yönelik ihtiyaç analizleri yaparak temel ihtiyaçların karşılanmasında yardımcı olmaktadır. Bütçe yaklaşımları: cinsiyete duyarlı bütçeleme, katılımcı bütçeleme, çocuk dostu bütçeleme ve son olarak yeşil bütçeleme olarak incelenecektir. Anahtar Kavramlar: Sosyal devlet, Sosyal bütçe, Refah Devleti
Vergi harcamalarının gelişimi ve yükselen piyasalar: Türkiye ve Latin Amerika karşılaştırması
Toplumsal yapı; düzenini ve devamlılığını sağlamak adına egemenlik gücüne dayanan, çeşitli görev ve sorumlulukları ile toplumun idaresinden sorumlu en üst siyasi yapı olan devlete gereksinim duymaktadır. Devlet toplumun yaşamsal faaliyetlerinin sürdürülmesi için toplumsal düzeni sağlamak gibi çeşitli amaçlar doğrultusunda politikalar benimseyerek ekonomik, sosyal ve siyasi pek çok kamu hizmeti gerçekleştirmektedir. Devlet klasik işlevleri doğrultusunda sosyal yaşama adalet, güvenlik, eğitim, sağlık gibi alanlardaki hizmetleri ile dahil olmakla birlikte sosyal amaçların yanı sıra ekonomik ve siyasi pek çok amaç için de maliye politikalarına başvurmaktadır. Maliye politikaları kamu harcamaları ve kamu gelirleri gibi araçlardan yararlanarak uygulanmaktadır. Devlet gerçekleştirdiği kamu hizmetleri için bir finansmana ihtiyaç duymaktadır. Kamu hizmetleri için gereken bu finansmanın büyük bir kısmını devlet yine kamudan yani halktan aldığı vergiler yolu ile karşılamaktadır. Vergiler bir toplumun ve devletin vazgeçilmez bir unsuru olsa da vergilerin birey ve gruplar üzerinde oluşturduğu gelir azaltıcı etkiler ekonomik ve sosyal açıdan olumsuzluk teşkil edebilmektedir. Böyle durumlarda devlet birey ya da grupların üzerindeki vergi yüklerini hafifleterek gerek ekonomik gerekse sosyal amaçlarla topluma örtülü bir teşvik sağlamaktadır. Bu vergi harcamaları uygulamaları ile gerçekleştirilmektedir. Vergi harcamaları her ne kadar kamu harcaması niteliği taşıyan bir mali araç olsa da kamu harcamaları içerisinde yer almamaktadır. Vergi ayrıcalığı tanınan kişi ya da gruplara yönelik muafiyet, istisna ve indirim gibi uygulamalarla devlet, alacağı vergilerin bir kısmından vazgeçerek vergi harcama amaçlarını gerçekleştirmektedir. Toplumsal hizmetlerin maliyetini karşılamak için yararlanılan en önemli kaynak olan vergilerin de toplanma maliyeti bulunmaktadır. Devletler sorumlulukları gereği elde ettikleri gelirlerin bir kısmını dolaylı olarak sübvanse etmek yerine doğrudan alacağı vergilerden vazgeçme yoluna gidebilmektedir. Bu şekilde önce vergiyi alıp yeniden dağıtıma yönlendirmek yerine, bürokrasi ve maliyetleri devre dışı bırakarak alacağı vergilerden belirli ölçütlerle vazgeçmektedir. Vergi harcamaları kavramsal ve yapısal olarak her ülke için farklı anlam ve nitelendirmelere sahip olabilmekte ve farklı amaçlara hizmet eden bir araç olarak kullanılabilmektedir. Örneğin gelişmiş ülkeler vergi harcamalarını daha çok ekonomik istikrar amacı ile piyasada dengeyi sağlamaya yönelik kullanırken, gelişmekte olan ülkelerde yatırım ve harcama gibi ekonomik kararların etkilenmesi ve artması dolayısı ile ekonomide kalkınma sağlanması amacı ile kullanmaktadır. Ülkelerin vergi harcamalarına bakış açıları ya da hesaplama ve raporlama yöntemleri farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmada devletlerin kaynak dağılımı adaleti ile ekonomik refah gibi mali amaçları doğrultusunda en önemli gelir kaynaklarından biri olan vergilerden gönüllü olarak vazgeçerek uyguladıkları vergi harcama politikalarının yıllara göre uygulanma oranları incelenerek söz konusu politikaların amacına uygun sonuçlar doğurup doğurmadığı ve vergi adaleti ile kaynak dağılımında adalet üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Özellikle ülkemizin de içerisinde bulunduğu seçilmiş yükselen piyasa ekonomilerinde vergi harcamalarının incelenmesi ve vergi harcamalarındaki değişimlerin olumlu ya da olumsuz sonuçlarının analiz edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışma; "Vergi Kavramı Çerçevesinde Vergi Harcamaları", "Vergi Harcaması Kavramı Gelişimi ve Yükselen Piyasalar" ve "Yükselen Piyasalarda Vergi Harcaması Uygulamaları: Türkiye ve Latin Amerika Ülkeleri" olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çalışmamızın ana kavramı vergi harcamalarına bir temel oluşturmak amacıyla vergi, vergi yükü gibi kavramlar ele alınacaktır. Sonra vergi harcamaları kavramının küresel anlamda ilk ortaya çıkışı ve gelişimi incelenerek vergileme ilkeleri ile uygunluk gösterip göstermediğine bakılacaktır. Sonrasında ülkemizin de içinde yer aldığı Yükselen Piyasa Ekonomileri kavramı ele alınacaktır. Yükselen piyasa sınıflandırması içerisinde ülkemizle benzerlik gösteren Latin Amerika ülkelerindeki vergi harcama kavramı ve gelişimi ele alınacaktır. Genel olarak seçili ülkeler ile ülkemizin karşılaştırılması ile Latin Amerika ülkeleri vergi harcamalarına daha fazla öncelik vermektedir.
Türkiye'nin ABD ile ilişkilerin neoklasik realizm perspektifinden analizi (2009-2020)
Bu çalışma Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerini Obama ve Trump dönemlerinde Türkiye'nin perspektifinden ele almayı amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirirken ise teorik olarak neoklasik realizm kullanılmıştır. Neoklasik realizmin çalışmanın teorik perspektifi olarak seçilmesindeki temel motivasyon ise devletlerin dış politikalarını incelerken iç unsurları da sürece dahil etmesidir. Ayrıca devletlerin sistemik baskı ve teşviklerin dışında politika üretmesi durumunun da neoklasik realizm tarafından açıklanabiliyor olmasından ötürü bu teorik yaklaşım benimsenmiştir. Bahsi geçen dönemler ele alınırken Türkiye'nin maruz kaldığı bağımsız değişkenler ve sistemik baskılar ele alınacaktır. Ayrıca sistemin fırsat ve imkanları da göz önünde bulundurulacaktır. Bu sistemik şartlar ve ABD tarafından gelen bağımsız değişkenlerin Türkiye'deki karar alıcılar ve onları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını nasıl şekillendirdiğinin ortaya konulması önemlidir. Çalışma genel hatları itibarıyla Türkiye-ABD ilişkilerinde Obama ve Trump dönemlerinde ortaya çıkmış kırılmaları ele almıştır. Bunu yaparken ise neoklasik realizmin önem verdiği bir husus olan ara değişken olarak karar alıcılar ve karar alıcıları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını sürece dahil etmiştir. ABD'nin Türkiye'ye yönelik sistemik baskılarını Türkiye'nin ara değişkenler nezdinde nasıl algıladığı ve bu algılar doğrultusunda bağımlı değişkeni nasıl etkilediğini açıklamaya çalışmıştır. Türkiye'nin bölgede ABD ile politik olarak ayrışmasının temel sebebi ise Türkiye'nin güvenlik kaygılarının ABD tarafından görmezden gelinmesi suretiyle ikili ilişkilerde yaşanan krizlerin Türkiye'deki ara değişkenlerin algılarına olumsuz yansıması olarak görülmektedir.
The impact of national culture on self-leadership development
In the increasingly globalized market place, "leadership development", too, has become an "export" often in standardized forms. However, such globalized "exports" with "one solution fits all mindset" tend to disregard the factors that critically influence the effectiveness in leadership development, such as national culture. Therefore, new approaches and frameworks are needed to better understand and facilitate the effective self-leadership development in different cultural contexts, in other words the "glocalization" of leadership development. This research examines the effects of the national culture upon the "effectiveness" in self-leadership development in corporate context (comparing Turkish and Canadian mid-level managerial contexts within the ICT sector), with a view of improving the underlying theories, assumptions and practices of self-leadership development trainings. Given the opposing cultural dimension factor indices between Turkey and Canada, significant differences in self-leadership development outcomes were expected between these two cultural contexts. However, the data from the study shows that the differences were statistically insignificant, leading one to wonder, has the sectorial similarities (ICT in this case) has resulted in similar outcomes in both the cultural contexts selected for this research. This shows that contextual factors that can lead to different leadership development outcomes under differing national contexts are in tension with global trends that tend to cross national boundaries.
Çetrefilli sorunlarla mücadele yöntemi olarak bütünleşik kamu yönetimi yaklaşımı: Türkiye'nin göç yönetimi üzerine bir inceleme
Göç olgusu karmaşık ve çok boyutlu bir politika problemidir. Dolayısıyla göç yönetimi ilgili paydaşlar arasında yüksek düzeyde koordinasyon ve işbirliği gerektirmektedir. Bu bağlamda bu tezin amacı göç olgusunu çetrefilli sorun kavramı bağlamında analiz ederek, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Türkiye'nin göç yönetiminde yaşanan değişimi Bütünleşik Kamu Yönetimi yaklaşımı bağlamında analiz etmektir. Tezin ilk bölümünde çetrefilli sorun kavramı açıklanarak, göç olgusu bu kavram bağlamında tartışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde göç olgusunun çetrefilli bir sorun olduğu belirtilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, çetrefilli sorunlarla mücadele yöntemlerinin en etkinlerinden biri olan Bütünleşik Kamu Yönetimi yaklaşımı ortaya çıkış süreci, kapsamı ve yaklaşıma yönelik eleştirileri de içerecek şekilde anlatılmıştır. Tezin son bölümünde ise öncelikle Türkiye'nin göç ve yönetimi tarihi özetlenmiştir. Bu bölümde Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Türkiye'nin göç yönetiminde yaşanan değişim Bütünleşik Kamu Yönetimi reformu bağlamında analiz edilmiştir. Bu bölümde, gerçekleşen değişimin Bütünleşik Kamu Yönetimi yaklaşımı ile benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir.
Cinsiyet farkına dayalı ücret farklılaşması ve yoksulluğun kadınlaşması: Türkiye örneği
Türkiye'de yaşanan ücret farklılaşması çoğunlukla beşeri sermaye farklılıklarına ve ayrımcılığa bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrımcılığın özellikle cinsiyetler arasında yaşanması ve kadınların ayrımcılık nedeniyle erkeklere göre daha düşük eğitim düzeyine ve deneyime sahip olmasının yanında erkeklerle aynı beşeri sermayeye sahip olsa bile duygusal ayrımcılık nedeniyle işgücü piyasasının dışında kalması ya da hak ettiğinden daha düşük pozisyon ve mesleklerde istihdam edilmesi ücret farklılaşmasını derinleştirmektedir. Bu durum, Türkiye'de yaşanan yoksulluk oranlarında en büyük payın kadınlara ait olmasına neden olmaktadır. Yoksulluğun temel belirleyicileri içinde yer alan gelir düzeyinin cinsiyetler arasındaki dağılımına bakıldığında erkeklere kıyasla kadınlarda daha düşük düzeylerde belirlendiğini, kadın yoksulluğunu arttırdığını ve sonuçta Türkiye'de yoksulluğun kadınlaşması durumunun ortaya çıkmasına etki ettiği görülmektedir. Kadın yoksulluğunun ve bu durumu ortaya çıkaran değişkenlerden biri olan cinsiyete bağlı ücret farklılaşmasının Türkiye'deki görünümünü analiz ettiğimiz çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde yoksulluk, kadın yoksulluğu, ücretin oluşumu ve ücret farklılaşmasını etkileyen durumlar kavramsal ve teorik çerçevede analiz edilmiş, konuya dair geniş literatür taramasına yer verilmiştir. İkinci bölümde cinsiyet farkına bağlı yaşanan ücret farklılaşması ve kadın yoksulluğunun Türkiye'deki durumu tarihsel olarak incelenmiş ve sürecin analizi için şekiller ve tablolar aracılığıyla istatistiki verilerden faydalanılmıştır. Üçüncü bölümde ise TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından yayımlanan 2003 ve 2019 yıllarına ait Hane halkı Bütçe Anketi verileri kullanılarak cinsiyetler arası ücret farklılaşmasının durumu iki yıl için de ekonometrik olarak tahmin edilmiştir. Elde edilen tahmin sonuçlarına göre Türkiye'de kadınların aleyhine gelişen ücret farklılaşması 2003 yılından 2019 yılına kadar geçen sürede etkili olmaya devam etmiştir. Bu durum Türkiye'de kadın yoksulluğunun hala bir önemli bir sorun olduğunun göstergesidir.
Türk otomotiv sanayinin gelişimi; Güney Kore ile bir kıyaslama
Otomotiv, bulunduğu ülkede vergi geliri yaratması, ihracatı arttırması ve istihdam sağlaması bakımından katma değeri yüksek bir sanayi dalıdır. Ülkelerde ekonomik büyümenin gerçekleşmesi için göz ardı edilemez bir öneme sahiptir. Ekonomide hem alıcı hem satıcı konumunda olduğundan çeşitli sektörlerle ileri ve geri bağlılık içerir, diğer sektörler üzerinde itici güç oluşturur. Bu çalışmada 1960'lı yıllarda ekonomik göstergeler açısından Türkiye ile denk sayılan ve bugün dünya otomotivinde bir dev hâline gelen Güney Kore ile Türkiye arasında, 1960'lı yıllardan itibaren uygulanan stratejiler, ortaya çıkan gelişmeler ve ekonomik politikalar yönünden kıyaslamalar yapılmıştır. Çalışmanın amacı Güney Kore'nin tecrübesinden yola çıkarak Türkiye için çıkarımlarda bulunmaktır.
Türkiye'de lojistik sektörünün rekabet gücü üzerine değerlendirme
Günümüzün küreselleşmiş ticaret ortamında firmalar yalnızca ulusal firmalarla değil aynı zamanda global firmalarla da güçlü bir rekabet içindedirler. Firmalara, ürün ya da hizmetlerinin kalitesinden sonra rakipleri karşısında üstünlük kazandıracak en önemli araç lojistik tercihleri olmaktadır. Şirketler, müşterilerinin ihtiyaçlarına cevap verirken aynı zamanda rakiplerine karşı üstünlük kurabilmek için lojistik süreçlerini etkili ve verimli kılmalıdır. Lojistik sektörü; üretim ve ticaretin bu denli uluslararasılaştığı, ticari anlamda ülke sınırlarının ortadan kalktığı piyasa ortamında hem ürün hem de hizmet üretiminde faaliyet gösteren firmaların doğal bir ihtiyacıdır. Lojistik sektörü, her sektörü destekleyici pozisyonuyla ve güncelliğini kaybetmeyecek bir alan olması sebebiyle araştırmaya değer bir alandır. Çalışmanın amacı; Türkiye'de uluslararası lojistik sektörünün rekabet gücünü inceleyerek sektörün rekabet edebilirliğini artıracak çözümler aramaktır. Bu amaç doğrultusunda Türk lojistik sektörünün yeri, Lojistik Performans Endeksi ve Küresel Rekabet Gücü Endeksi temelinde araştırılmıştır. Çalışmaya Küresel Rekabet Gücü Endeksi Ulaştırma Altyapısı alt bileşeni dahil edilerek karşılaştırmalar yapılmış ve sektörün uluslararası konumu incelenmiştir. Araştırma sonucunda Türk lojistik sektöründe uluslararası anlamda rekabet gücü en yüksek alanın havayolu taşımacılığı olduğu görülürken Türk lojistik sektörünün dünya rekabet ortamını şekillendirecek konumda olmadığı sonucuna varılmıştır.
Kâr amacı gütmeyen örgütlerde finansal şeffaflaşma-Türkiye örneği
Türkiye'de ve dünyada son dönemde KAGÖ'lerin finansal güçlerinin artması ve KAGÖ'lerde yaşanan finansal usulsüzlüklerle birlikte KAGÖ'lerde şeffaflık ve hesap verebilirlik konuları daha fazla gündeme gelmeye başlamıştır. Bu tezin amacı, KAGÖ olarak kabul edilen kamu yararına çalışan derneklerin ve vergi muafiyetine sahip olan vakıfların finansal şeffaflık seviyesini etkileyen örgütsel iç ve dış faktörler tespit etmektir. Bu kapsamda, finansal şeffaflık seviyesini etkileyen iç ve dış faktörlerin belirlenmesi için dernek ve vakıflara anket uygulanmıştır. Bununla beraber anketi cevaplayan derneklerin ve vakıfların internet siteleri içerik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Anketler ve internet sitelerinin incelenmesi sonucu elde edilen veriler SPSS paket programıyla analiz edilmiş ve derneklerin ve vakıfların finansal şeffaflık değeri hesaplanmıştır. Buna göre incelenen KAGÖ'lerin finansal şeffaflık değeri %29 olarak hesaplanmıştır. Araştırmada incelenen derneklerin ve vakıfların kaynak yapıları, üye sayısı ve gelir miktarları ile finansal şeffaflık seviyesi arasında büyük oranda anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Küçük bütçeli, daha az üyeye sahip olan, tam zamanlı personel çalıştırmayan dernek ve vakıfların finansal açıdan daha az şeffaf oldukları tespit edilmiştir. KAGÖ'lerin internet sitelerindeki finansal şeffaflık seviyelerini, gelir seviyeleri ve uluslararası kuruluşlardan destek almaları anlamlı ve olumlu bir şekilde etkilemektedir. Öte yandan KAGÖ'lerin kurucularından destek almaları ise bu örgütlerin finansal şeffaflıklarını anlamlı ve negatif bir şekilde etkilemektedir. Bu kapsamda, finansal kaynak ve insan kaynağı açısından güçlü olan örgütlerin daha yüksek finansal şeffaflığa sahip olduğu söylenebilir.
Dijital pazarlamanın küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin uluslararası ticaretlerine etkisi ve Türkiye örneği
Dijital pazarlama, işletme ve müşterileri arasında bağlantı kurmak için doğrudan tepkiler bileşimini ve aynı zamanda doğrudan olmayan pazarlama unsurlarını ve çeşitli modern teknolojileri kullanır. Bu pazarlama türü ayrıca dünya çapındaki internet ağını kullanarak yeni girişimler çekme, yeni pazarlama, müşteri tanımlama ve onlarla ilişkiler kurma, mevcut işletmeyi işletme ve marka tanıtma gibi şirketlerin yaptığı çok çeşitli etkinlikleri içerir Bu araştırma, Türkiye'deki küçük ve orta ölçekli şirketlerin işlerini ve ürünlerini tanıtmak için dijital medya kaynaklarını ne derece yoğunlukta kullandığını incelemektedir. Ayrıca bu araştırma farklı pazarlama yöntemlerinin kullanımını ve bu işletmelerin şirket büyüklüğü, yıllık gelir ve diğer önemli parametreler açısından mevcut araçları nasıl kullandıklarını incelemektedir. Literatürde, yöneticilere ve işletme sahiplerine şirketlerinin dijital çevrimiçi olarak nasıl temsil edildiği konusunda yapılan bir araştırmaya göre, bazı iş alanlarında dijital pazarlama stratejileri halihazırda uygulanmış olsa da daha geleneksel şirketler hala eğilimi ve teknolojiyi yakalayamamıştır. Bu nedenle hem yerel hem de küresel pazarda rekabet gücünü sürdürmek için bu boşlukların nasıl çözülebileceğini ve girişimcilerin bu sorunları nasıl anlayabileceklerini ve bunlarla nasıl yüzleşebileceklerini belirlemek önemlidir. Çalışmanın konusunu, Türkiye'deki uluslararası ticaret yapan KOBİ'lerin, dijital pazarlama araçlarının kullanımlarının onların satışları üzerindeki etkileri oluşturmaktadır. Kullanımların ve etkilerin belirlenmesi amacıyla elde edilen veriler, Türkiye'de KOBİ tanımına giren 28 işletme sahibi ya da yöneticilere uygulanan Yapılandırılmış mülakat formu sonucunda elde edilmiştir. Bu çalışma toplamda üç bölümden oluşmaktadır. Birinci ve ikinci bölümler kavramsal çerçevenin verilmesi amacı ile literatür taramasından oluşmaktadır. Bu iki bölümde dijital pazarlama ve Türkiye'deki küçük ve orta ölçekli işletmelere genel bakış ele alınmaktadır. Toplanan verilerin analizi, dijital pazarlama araçlarının kullanım dereceleri ile satışlar üzerindeki etkileri arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Çalışma sonuçlarından KOBİ'ler için uygun dijital pazarlama tekniklerinin olmamasının KOBİ'lerin dijital pazarlama tekniklerini benimsemesini engelleyen en büyük sorun olduğu bulunmuştur. Ayrıca dijital pazarlama araçlarının kullanımının, pazarlama bölümü bulunma durumuna göre anlamlı bir şekilde farklılık göstermediği tespit edilmiştir.
Türkiye ile Federal Almanya arasındaki dış ticaret anlaşmaları: 1950-1955 dönemine yönelik tarihsel bir araştırma
1950'lerin başında Türkiye ve Federal Almanya Cumhuriyeti özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkileri ve temel dış ticaret politikaları açısından önemli benzerlikler göstermektedir. Bu benzerliklerin yanında iki ülkenin birbirleri arasında çeşitli ticari anlaşmalara da imza attığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasındaki ticari anlaşmaların değerlendirilmesini bu iki ülkenin kayda değer büyüme gerçekleştirdiği 1950-1955 dönemi için gerçekleştirmektir. Bu dönem içerisinde Türkiye'nin dış ticaret politikasının yönetim şekli Bakanlar Kurulu kararlarına dayanmaktadır. 1950-1955 dönemi içerisinde Federal Almanya Cumhuriyeti ile yapılan ticari anlaşmalar 03.05.1952 ve 25.11.1953 tarihli bakanlar kurulu kararlarında yer almakta olup bu kararlar tarihsel araştırma metodu çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bakanlar Kurulu Kararı, Demokrat Parti Dönemi, Dış Ticaret Politikası, Federal Almanya Cumhuriyeti
Perception of gender discrimination in HRM practices and occupational turnover intention of women in STEM occupations: Evidence from Turkey, Jordan and USA
Women made significant progress in science, technology, engineering and mathematics (STEM) fields. However, the gender gap in STEM workforce still exists. One reason that contributes to the formation of this gap is the withdrawal of women from these fields due to the discriminatory practices they are exposed to in the workplace. Gender discrimination in the workplace has many dimensions and reasons that can be examined at the individual, organizational and national levels. At the organizational level, discrimination against women occurs to a large extent through human resource management (HRM) practices that lead to various negative consequences and encourage women to leave their entire careers . In other words, discrimination perceived by female employees through HR practices is a common phenomenon in daily practice for many businesses. On the other hand, the perception of discrimination against women varies from culture to culture. It is possible to expect that different national cultural acceptances and codes will determine what behavior or practice women perceive as discriminatory. In this study, firstly, an answer is sought to the question of whether there is a relationship between the gender discrimination in HRM practices perceived by women and their occupational turnover intention. The second question of the study is whether that perceived level of discrimination and the relationship between this perception and intention to leave a career vary across different cultural contexts. In this study, the interaction between women's perceived gender discrimination in HRM practices and their occupational turnover intention was discussed and investigated within the framework of social cognitive career theory (SCCT). According to the SCCT, the aforementioned relationship may also be affected by women's beliefs about their self-efficacy and ability to overcome barriers in the workplace. Hence, the third problem of this study is about how general self-efficacy, one of the basic concepts of SCCT, plays a role in the relationship between the two core variables. Guided by career development, gender discrimination and national culture literature, this study uses quantitative analysis, drawing on comparable questionnaires targeting women in STEM occupations from three counties (USA, Turkey, Jordan). Results revealed that gender discrimination has a significant positive impact on occupational turnover intention in all samples except in Jordan, while general self-efficacy has a significant moderating effect in this relationship only in the US sample. Further, perceptions of gender discrimination and the impact size of perceived gender discrimination on occupational turnover intention significantly differ among different cultural groups. This study contributes to the research field by adding a cross-cultural perspective to the phenomenon and consequences of gender discrimination in STEM professions. On the other hand, research findings are important in explaining the results of HRM practices, the effects of discriminatory practices against women, and how these effects differ between cultures. The study reveals results that will contribute to both theoretical and practical literature, especially in terms of understanding and improving the HR practices of multinational companies and the applicability of SCCT in workplace conditions.
Türkiye'de illerin sağlık endeksine göre sıralaması ve sağlık eşitsizlikleri
Bu çalışmanın amacı; sağlık çıktıları ile beraber eğitim, gelir, istihdam, demografi, hava kalitesi, fiziksel çevre, konut-altyapı, sağlık altyapısı ve sağlık iş gücü gibi sağlık belirleyicilerini de göz önünde bulundurarak geliştirilecek bileşik sağlık endeksi ile Türkiye'de illerin sağlık durumuna göre sıralanması ve iller arası mevcut sağlık eşitsizliklerinin ortaya konmasıdır. Çalışma kapsamında veri kaynağı olarak çeşitli kurumların yayınladığı rapor ve kamuya açık veri tabanları ile çeşitli araştırma raporları taranmıştır. Tarama sonrası endekse dâhil edilecek değişkenler ölçülebilirlik, geçerlilik, zamanlılık, tekrarlanabilirlik, sürdürülebilirlik, uygunluk ve önem kriterlerine göre değerlendirilmiş ve belirlenen 29 değişken hiyerarşik bir düzende alt boyut, boyut, alt endeks ve en sonunda bileşik sağlık endeksi olarak yapılandırılmıştır. Teorik çerçevenin belirlenmesi ve değişkenlerin yapılandırılmasından sonra bileşik endeksin geliştirilmesinde sırasıyla normalleştirme, ağırlıklandırma ve birleştirme işlemleri uygulanmıştır. Geliştirilen bileşik sağlık endeksinin istatistiksel tutarlılığı çapraz korelasyon analizleri ile değerlendirilmiş ve bileşik endeksin sağlamlığı, belirsizlik ve duyarlılık analizleri ile incelenmiştir. Bileşik sağlık endeksinde en yüksek puana sahip ilk beş il sırasıyla Bolu, Karabük, Ankara, Trabzon ve İstanbul iken en düşük puana sahip son beş il sırasıyla Hakkâri, Şanlıurfa, Muş, Ağrı ve Şırnak'tır. Bununla birlikte bileşik sağlık endeksinin büyük ölçüde kavramsal çerçeve ile örtüştüğü ve illerin sıralamalarına dair belirsizliğin sınırlı sayıda il haricinde düşük olduğu görülmüştür. İllerin bileşik sağlık endeksi puanına göre sınıflandırıldığı durumda en avantajlı ve dezavantajlı sınıflar arasında mutlak olarak 44 puanlık, göreli olarak 2,17 katlık fark bulunmuştur. Bileşik sağlık endeksi yaklaşımı ile illerin sıralanması, toplumun sağlık durumunu saptamada ve kanıta dayalı politikalar üretmede önemli bir araç olarak değerlendirilmeli ve ülkemizde bu alanda çalışmaların artırılması gerekmektedir.
Enerji ithalatının ödemeler bilançosu dengesine etkisi: Türkiye örneği
Ekonomik gelişmişliğin en önemli göstergesi üretimdir. Ülkeler için büyük önem taşıyan üretimin en önemli girdisi ise, enerjidir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyüme oranlarındaki artışlar enerji ihtiyacının artmasına neden olmaktadır. Dünya enerji ihtiyacının büyük bir kısmını petrol ve doğalgaz gibi fosil kaynaklardan karşılanmaktadır. Bu enerji kaynakları yeryüzünde düzensiz bir dağılıma sahiptir. Türkiye gibi enerji kaynakları bakımından yetersiz olan ülkeler, enerji ihtiyaçlarının büyük bir kısmını ithal ederek karşılamaktadırlar. Enerjide dışa bağımlı olan bu ülkelerin yüksek enerji ithalatı, cari açık vermesine neden olmaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin enerji ithalatı ile ödemeler bilançosu dengesi arasındaki ilişki, zaman serisi analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Analizlerde, cari işlemler dengesi bağımlı değişkeni, petrol ve doğalgaz ithalat miktarı, sanayi üretim endeksi, GSYH ve reel efektif döviz kuru bağımsız değişkenlerine ait 2007Q1-2021Q3 dönemi çeyreklik veriler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, doğalgaz ve petrol ithalat miktarı ile sanayi üretim endeksi değişkenlerinin cari işlemler dengesini olumsuz etkilediği saptanmıştır. Türkiye'nin enerji ithalatının azaltılması, yenilenebilir enerji kaynakları ve mevcut enerji üretim tesisleri ile dağıtım kanallarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi cari açığı azaltacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Enerji İthalatı, Ödemeler Bilançosu Dengesi, Zaman Serisi Analizi