Türkiye
1,197 theses under this subject heading
Türkiye'nin Kazakistan politikasında kültür ve dil
Orta Asya'daki merkezi konumuyla öne çıkan Kazakistan, 16 Aralık 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan ederek müstakil ve demokratik bir ülke olarak varlığını sürdürme kararı almıştır. Tarihsel koşullar nedeniyle, birbirlerinden ayrılarak bağlarını yitirme noktasına gelen Kazakistan ve Türkiye ise yeniden çok taraflı düzeyde temas kurma fırsatını yakalamıştır. Kazak devletinin aldığı bu bağımsızlık kararını müteakip, Türk hariciye nazırlığı ivedilikle harekete geçmiş, Kazakistan'ı dünyada tanıyan ve bu ülkede büyükelçilik açan ilk ülke Türkiye olmuştur. Söz konusu tarihten bu yana her geçen gün ivme kazanarak süregelen bu müstesna ilişkinin manidarlığı evvela siyasi, ticari, ekonomik ve insani iş birliğinin gelişimi için önemli bir temel oluşturan ortak tarih, kültür ve dile dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin Kazakistan'a yönelik uyguladığı kültür ve dil politikalarını ele almaktır. Konunun kuramsal çerçevesi yumuşak güçtür. Tezin sınırlılığı, 1991 yılından 2023 yılına kadar olan dönemi kapsamaktadır. Çalışmanın birincil sorusu, "Türkiye'nin Kazakistan'a yönelik icra ettiği kültürel ve dilsel politikalar, hangi kurum ve kuruluşlarının aracılığıyla gerçekleştirilmektedir ve söz konusu faaliyetler nelerdir?" şeklindedir. İkincil soruları ise "Kazakistan'ın kamuoyu nezdinde, Türkiye hangi konumdadır?" ve "Gerçekleştirilen yumuşak güç politikalarının, Türk-Kazak ilişkilerine yansımaları nasıl olmaktadır?" biçiminde formüle edilmiştir. Çalışmanın suallerini yanıtlamak ve varsayımlarını sınamak gayesiyle elde edilen verilerin çözümlenmesi merhalesinde, kalitatif ve kantitatif yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma bir yaklaşım tarzı benimsenmiştir. Bu doğrultuda, ekseriyette Türkiye'nin yumuşak güç aktörleri mercek altına alınmıştır. Bunların yanı sıra Kazakistan'da yer alan Türkoloji bölümleri, Türkiye Türkçesinin öğretimi, Türkiye Bursları, Türk dizileri, Türk medyasının varlığı ve turizmin mevcut durumu çözümlenerek; Türkiye'nin bölgeye yönelik söz konusu politikaları, alanda yapılan mülakatlar ve arşiv araştırmaları vasıtası ile yerinde tetkik edilmiştir.
Ulus markalama ve Türkiye'deki ulus markalama girişimleri
Bu tezin amacı ulus markalama kavramını ve Türkiye'nin tanıtım faaliyetlerini ulus markalama kavramı çerçevesinde incelemektir. Tezde ilk olarak ulus markalama literatürü, kavrama yönelik eleştirilere de yer verilerek ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Türkiye vakası ele alınırken, taranan literatüre ek olarak içerik analizi ve yarı yapılandırılmış mülâkat yöntemleri kullanılmıştır. Turkey: Discover the Potential ve Turkey: Home kampanyaları, liderlerin söylemleri, tanıtım videoları, faaliyet raporları ve ilgili kişilerle gerçekleştirilen mülâkat sonuçları alt-başlıklarıyla analiz edilmiştir. Ulus markalama faaliyeti olarak tarihsel bir referans noktası olabileceği düşünüldüğü için 1926 Seyyar Sergi projesi de çalışmaya dahil edilmiştir. Tezde gerçekleştirilen araştırmanın sonucunda, Türkiye'nin mevcut tanıtım faaliyetlerinin, ulus markalama kavramına, 1926'daki Seyyar Sergi projesi kadar dâhi yakın olamadığı ve Türkiye'nin ulus markalamanın tanımına muhalif bir şekilde mevcut koşullarını gerçekçi bir şekilde değerlendiremediği, marka kimliğini belirginleştiremediği ve sahip olduğu olumsuz imajın nedenlerini dış faktörlerde aradığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ulus Markalama, Türkiye, Turkey Discover the Potential, Turkey Home, Seyyar Sergi.
Betonlaşma ve finansal krizler ile ilişkisi: Türkiye örneği
Genel olarak devresel dalgalanmaların zirve döneminde inşa edilen binalarla yükseklik rekabetine girildiği kabul edilmektedir. Aslında aralarında bir ilişki olabileceği birçok kişinin aklına gelmese de aşırı betonlaşmanın krizler için bir öncü gösterge olabileceği son 20 yıldır üzerinde durulan bir konu olmuştur. Buna göre bina yüksekliklerindeki aşırı yükseliş olgusu, tipik olarak bir sonraki en uzun gökdelen inşaatının tamamlanmasının devresel dalgalanma döngüsünün zirveye yakın döneminde gerçekleşmesinden dolayı Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla ve kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla hakkında bir öncü gösterge olabileceği varsayılmaktadır. Bu tez de Türkiye'deki gökdelen yüksekliği ile finansal krizler arasındaki ilişkiyi ölçmeye yönelik bir çalışmadır. Dolayısıyla gökdelen yükseklik rekoru kırılmasının finansal krizlerle ilişkisini test etmek için 1960 ile 2018 yılları arasındaki ikincil veriler kullanılarak sıradan en küçük kareler yönteminde sağlam ölçünlü hatalar yaklaşımına göre regresyon analizi yapılmıştır. İnşaat başlangıç, tamamlanma ve süre kıstasına göre üç ayrı kukla modeli kullanılarak gökdelen yapımının bağımlı değişkenler olan GSYH ve kişi başına GSYH üzerindeki tek yönlü etkisine bakılmıştır. Bazı metodolojik kısıtlamalara rağmen Türkiye'de yükseklik rekoru kıracak gökdelen inşaatının başlangıç, bitiş ve inşa süreleri yönünden bağımlı değişkenleri açıklayabileceği anlaşılmaktadır.
Para politikalarının finansallaşmaya etkisi: Türkiye örneği
Para politikaları ve faiz oranları 2000'li yıllardan sonra gelişmiş ekonomilerde yaşanan finans krizlerinin etkilerini azaltmak için önemli bir araç olarak kullanıldı. Gelişmiş ekonomilerde kullanılan bu araçlar, gelişmekte olan ülkelerin finansallaşmasında önem kazandı. Bu çalışmanın araştırma sorusu, küresel ekonomide 2000'ler sonrası yaşanan parasal genişlemenin (ve özellikle 2008 Finansal Krizi sonrası politikaların) gelişmekte olan ülkelerde finansallaşmayı nasıl etkilediğidir. Bu kapsamda tez, gelişmekte olan ülkeler arasında "Kırılgan Beşli" olarak adlandırılan ülkelerin (Brezilya, Güney Afrika, Hindistan, Endonezya, Türkiye) 2000-2019 yılları arası finansallaşma sürecine odaklanmıştır. Finansallaşmayı ölçen göstergelere göre Kırılgan Beşli ülkeleri arasında benzer devamlılık veya farklılıkları sorgulamak üzere Türkiye vaka çalışması olarak seçilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre Türkiye, Kırılgan Beşli ülkeleri arasında finansallaşma sürecinde ayrışmıştır. Tezin argümanı, Türkiye'nin 2008 sonrası finansallaşma sürecinde Kırılgan Beşli ülkeleri arasında ayrışmasını ülke içi kurumsal yapıdaki değişimin daha iyi açıkladığıdır. Tez aynı zamanda ülke içinde tercih edilen büyüme politikası doğrultusunda finansallaşma sürecinde uygulanan politikaların sonuçlarını tartışmaktadır.
Türkiye mobil uygulama pazarında tahmin yöntemleri uygulamaları
Mobil uygulamalar tüm dünyada ve Türkiye'de son yıllarda gittikçe büyüyen birer pazar haline gelmiştir. Teknolojinin hayatımızdaki kullanım alanının artmasıyla birlikte gelecekte daha da büyümesi beklenmektedir. Bu büyüyen pazarın dinamiklerini anlamak hem kullanıcılar hem uygulama sahipleri açısından önem taşımaktadır. Farklı kategorilerdeki mobil uygulamaların değişkenleri incelendiğinde farklı örüntülere sahip olduğu görülmektedir. Kullanıcıların davranışlarının değişkenlik gösterdiği bu ortamda hangi parametrelerin nasıl modellenip nasıl yorumlanacağı sorusu akla gelmektedir. Bu çalışma kapsamında, e-ticaret, e-scooter ve sosyal medya kategorilerinden olmak üzere 5 farklı mobil uygulamanın 2016-2022 yılları arasında aylık indirme ve aylık aktif kullanıcı sayısı zaman serisi verileri Otoregresif Modeller kullanılarak araştırılmıştır. Modeller sonucunda e-ticaret ve e-scooter uygulamaları için GARCH(1,1); sosyal medya uygulamaları için ARMA(1,1) modelinin en uygun olduğu görülmüştür. Farklı mobil uygulamaların gösterdiği örüntüler en uygun modeller kullanılarak tahmin edilmiştir. Sonuçta, mobil uygulama pazarının dinamiklerini anlamak konusunda hem pazara yeni giren hem de mevcut pazarda faaliyet gösteren uygulamalara ışık tutulmuştur. Zaman serileri üzerinden yapılan sayısal analizlerle farklı kategorilere ilişkin içgörüler sunulmuş ve interdisipliner bir bakış açısı ile yorumlanmıştır. Pazara hem bütünsel hem detaylandırılmış bir şekilde yaklaşılmıştır.
ABD kongresinde Türkiye tartışmalarının savunma sanayi transferine etkisi: 2001-2022
Savunma sanayi, devletlerin egemenliğini sürdürmesi ve milli güvenliğin sağlanmasında askeri gücün tamamlayıcısıdır. Bu durum savunma sanayi yönetimini devletlerin savunma stratejisinin ve dış politikasının önemli bir unsuru haline getirmektedir. ABD politik sisteminde yetkilendirme ve bütçe yasalarını oluşturmada yetkili Kongre, savunma politikaları ve savunma sanayi yönetimi kararlarının belirlenmesinde öncelikli etkiye sahiptir. Türkiye'nin ana tedarikçisi ABD ile yaşadığı savunma sanayi tedariki problemlerinin saptanması bu tez çalışmasının başlangıç noktasını oluşturmaktadır. 2001-2022 dönemi ABD Kongresinde Türkiye aleyhine konuların içeriği, çeşitliliği ve miktarının tespit edilmesini sağlamak için Kongredeki Türkiye aleyhine söylem ve yasa önerilerinin taranması ile bir veri seti oluşturulmuştur. Böylece ABD yasama organında Türkiye aleyhine konuların çeşitliliği ve miktarı arttıkça, ABD Başkanı ve yürütme organının görüşü fark etmeksizin, Türkiye'ye savunma sanayi transferine ilişkin konularda olumsuz karar verildiği ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular neticesinde gerçekleşen çeşitli olaylar ve krizler nedeni ile Türkiye karşıtlığının en çok olduğu 2019 yılının bir yığılma dönemi niteliği gösterdiği tespit edilmiş, bu dönemde Türkiye'ye savunma sanayi transferinde aleyhte kararlar alınmasının görece kolaylaştığı gözlemlenmiştir.
Essays on climate change and labour in Türkiye
This thesis investigates the impacts of climate change on the Turkish economy, focusing on sectoral labour reallocation, agricultural productivity, and internal migration. In this context, the theoretical framework, data sources, and empirical analyses presented in three chapters are summarized below. The first empirical chapter analyzes the effects of climate change on the labour market in Türkiye, focusing on inter-sectoral reallocation and occupational skill groups. Based on a comprehensive micro-dataset constructed by merging TurkStat Labour Force Statistics Micro Data covering the period 2008–2021 with temperature and precipitation data from the Turkish State Meteorological Service, the analysis observes that rising temperatures significantly reduce agricultural employment while increasing employment in the services sector. The findings indicate that rising temperatures induce a labour reallocation from agriculture to services, whereas no statistically significant transition to the industrial sector is observed. Furthermore, the effect is found to be asymmetric; specifically, low-skilled and low-educated labour constitute the group most vulnerable to climatic shocks. The second chapter presents a simplified general equilibrium model to reveal the economic mechanisms behind the sectoral shifts observed in the first chapter. This theoretical framework, which centers on agricultural productivity dynamics, is calibrated using sectoral labour and output data for Türkiye covering the period 1998–2022. The model results confirm that climate-induced productivity shocks are a fundamental mechanism determining labour allocation by altering relative sectoral returns. Empirical analyses further support the model's theoretical predictions by confirming the strong negative relationship between heat stress and agricultural productivity. The third empirical chapter examines the impact of drought, the most prominent manifestation of the climate change in Türkiye, on internal migration dynamics. A gravity model is estimated using the Poisson Pseudo Maximum Likelihood (PPML) estimator, utilizing inter-provincial bilateral migration flows covering the 2008–2023 period and the high-resolution Standardized Precipitation-Evapotranspiration Index (SPEI). The analyses reveal that drought acts as a statistically significant driver of migration; this effect accelerates the structural transformation and urbanization process by displacing the population from agricultural peripheries to urban centers. Additionally, it is demonstrated that drought exacerbates migration indirectly with conflict acting as a mediator, alongside its direct impact. In summary, this thesis demonstrates through empirical and theoretical findings that climate change plays a critical role in structural transformation processes in Türkiye, extending from labour markets to internal migration. Finally, by documenting the heterogeneous effects and macroeconomic impacts of climate shocks, the thesis concludes with implications for policy-making and theoretical modeling as indicated by the findings.
Avrupa Birliği fonlarının Türkiye'deki etkinliği: Tekirdağ örneği
Avrupa Birliği küresel bir aktör olarak da dünya siyasetinde yerini almaktadır. Küresel aktör olma rolü gereği Avrupa Birliği, dünya genelinde mali yardımlarda bulunmakta ve dünyada zorda kalan bölgelere kaynaklarını bütçe doğrultusunda aktarmaktadır. Bununla birlikte Birliğe üye olmayan fakat adaylığı söz konusu olan ülkelere de özellikle bölgesel politikalarını Birlik müktesebatına uyumlaştırmak bağlamında katılım öncesi mali yardımlarda bulunmaktadır. Bu kapsamda aday ülke olan Türkiye'de bu yardımlardan uzun bir zamandan beri yararlanmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'ye sağlanan Avrupa Birliği Katılım Öncesi Sağlanan Mali Yardımların etkililiğinin Tekirdağ özelinde etkinliğinin değerlendirilmesi yapılacaktır. Bu kapsamda, Avrupa Birliği'ne adaylık sürecinde yerelde yapılan çalışmalarla katkısı değerlendirilecektir.
Kadın istihdamına yönelik uygulanan sosyal politikalar: 1980 sonrası Türkiye örneği
Bu çalışmada, Türkiye'de kadın istihdamının 1980 tarihinden günümüze kadar olan gelişimi araştırılmış ve kadın istihdamının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi toplumsal yapı çerçevesinde diğer ülkeler ile kıyaslanmıştır. İş gücü ve istihdam gibi kavramlar küreselleşme ile birlikte teknolojinin gelişimi ve sosyo-kültürel alanlarda yaşanan değişimler farklı sektörlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu süreçte emeğin yapısında meydana gelen değişimler, kadınların iş yaşamında farklı sektör ve iş alanlarına yönelmelerinin önünü açmıştır. Ülkemizin iktisadi büyüme hedefine ulaşabilmesi için, kadın istihdamının arttırılması ve sürdürülebilir olması ekonomik kalkınmanın önemli bir faktörü olarak görülmektedir. Ülkemizde kadın istihdamı sektörlere göre farklılık gösterdiği gibi bölgelere ve eğitim seviyesine göre değişimi istatistiki verilerden yararlanılarak analiz edilmiştir. Kadın istihdamının tarihsel süreci incelenmiş, sanayi devrimi sonrası süreçte yaşadıkları sorunlardan bahsedilmiş ve ülkemizde çalışan kadınların iş hayatında maruz kaldığı cinsiyete dayalı ayrımcılık, toplumsal yönden ele alınmıştır. Ülkemizde kırsal kesimde yaşayan eğitim almamış kadınların büyük bir kısmı ücretsiz aile işçisi olarak sosyal güvencesi olmaksızın çalışmaktadır. 1980'li yıllarda kadınlarda %80 seviyelerinde olan kayıt dışı istihdam, TÜİK verilerine göre 2006 yılında %76,8 seviyelerine inse de, beklenen düzeyde olmamıştır. Devletin düzenlemiş olduğu sosyal politikalar, kadınlara yönelik açılan sanat, girişimcilik kursları, devlet tarafından desteklenen projeler ve İŞKUR gibi uygulamalar sayesinde yükselişe geçmiştir. Zorunlu eğitim süresinin arttırılması, hizmet sektörünün yükselişe geçmesi ile 2017 Kasım ayında TÜİK istatistiki verilerine göre, kadınlarda kayıt dışı istihdam oranı %43,13 düzeyine inse de, gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında yetersiz kaldığı görülmektedir. Çalışmada Türkiye'de kadın istihdamının arttırılmasına yönelik uygulanan sosyal politikalar saptanarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın istihdamı, Sosyal Politika, Toplumsal Cinsiyet, İktisadi Büyüme.
Türkiye ekonomisinde enerji tüketiminin temel belirleyicileri: Bir zaman serisi analizi
Bu tezin temel amacı, Türkiye ekonomisinde enerji tüketiminin belirleyicilerini ampirik olarak analiz etmektir. Çalışma 1975-2015 zaman serisi verilerini kullanarak ekonomik büyüme, finansal gelişme, sermaye, endüstrileşme ve ticari dışa açıklığın enerji tüketimi üzerindeki etkisi üzerinde durmuştur. Serilerin birim kök analizleri için ADF, PP, DF-GLS, KPSS ve Ng-Perron testleri kullanılmıştır. Ayrıca, birim kök analizleri için Lee-Strazicich tek yapısal kırılmalı testi de kullanılmıştır. Seriler arasındaki eşbütünleşmeyi araştırabilmek için ARDL sınır testi tercih edilmiştir. Seriler arasındaki nedensellik ilişkilerinin belirlenmesinde Granger ve Toda-Yamamoto nedensellik testleri uygulanmıştır. Yapısal kırılmalı birim kök analizinden elde edilen sonuçlar değişkenlerin düzeyde ya da birinci farkında durağan olduğunu ortaya koymuştur. Bu birim kök sonuçları ARDL sınır testi yaklaşımının kullanılmasına imkan sunmuştur. ARDL sınır testi sonuçları her üç modelde de değişkenler arasında bir uzun dönem ilişkisinin varlığını tespit etmiştir. Uzun dönem tahmin sonuçları; ekonomik büyüme, finansal gelişme, sermaye, endüstrileşme ve ticari dışa açıklığın enerji tüketimini artırdığı bulgusuna ulaşmıştır. Nedensellik analizi sonuçlarına göre; ticari dışa açıklık ve finansal gelişmeden enerji tüketimine doğru işleyen tek yönlü nedensellikler belirlenmiştir. Tezden elde edilen sonuçlar, enerji politikaları ile ilgili önemli öneriler sunabilecektir.
Batı Trakya azınlığın sivil toplum örgütleri bağlamında Türkiye ve Yunanistan dış politikalarına etkileri
Batı Trakya, Balkan coğrafyasında Türklerin M.Ö. yerleştikleri bir coğrafi bölgedir. Tarihsel süreçte Kuzey'den sıcak denizlere Güneye ulaşmak isteyen Rusya için Boğazlar ile Dedeağaç Limanı ticaretin ve denizlere ulaşmanın iki önemli seçeneğidir. Bu dönemde Osmanlı hâkimiyeti yüzyıllar boyunca adil yönetim anlayışı içinde her tebaaya ve inanca özgürlük getirmiştir. İslam dini ve Türk kimliğinin Balkanlar'da her daim adalet ile anılması başka dinlere mensup halkların ilgisi ile karşılanmıştır. Böylece İslam ve Türklük beraber anılmaya başlanmış ve bütün olarak algılanmıştır. Fakat değişen koşullar ve hâkimiyet Balkan coğrafyasında birlik içinde yaşamanın zorluklarını etnik kimlik ve dini mücadeleye bırakmıştır. Türklerin Balkan coğrafyasındaki gücü zayıflamaya başladığından itibaren "Küçük Asya" olarak adlandırılan Anadolu topraklarından dahi sürülmek için planlar Türkler üzerine yapılmıştır. Türklerin kurtuluş savaşı ile birlikte gösterdikleri var oluş mücadelesi sonucu kurdukları yeni Cumhuriyet, Avrupa'nın Balkanlar üzerinde tekrar hesap yapmasına neden olmuştur. Yaşanan gelişmeler neticesinde Batı Trakya, Türklerin Avrupa'ya açılan üssü konumuna gelmiştir. Fakat bu coğrafya aynı zamanda etnik kimliği ve dini inançları farklı olan insanlara yapılan haksızlıklarla anılmaya başlamıştır. Tarihin hiçbir döneminde hukuk dışı yollara yönelmeyen Türkler, bu bölgede maruz kaldıkları baskı ve zulümleri duyurmak için örgütlü olarak, aynı zamanda hukuk dışına çıkmadan var olma mücadelelerini tüm dünyaya anlatmak zorunda kalmışlardır.
Türkiye'de engelli bireylerin spor politikalarındaki yeri
Dünya Engellilik Raporu'na göre dünya nüfusunun %15'inin engellilik yaşadığı tahmin edilmektedir. Türkiye'de ise engelli nüfusuna dair kesin bir veri bulunmamaktadır. Sayısal verilerin kesin olmamasına rağmen Türkiye Engelliler Konfederasyonu ülkemizde bulunan engelli sayısının nüfusa oranla %10'dan daha az olmadığı tahmininde bulunmuştur. Engelli bireylerin rehabilitasyonu fiziksel, psikolojik ve toplumsal açıdan incelendiğinde yapılan pek çok araştırma sporun olumlu etkilerini ortaya koymaktadır. Bu sebeple engelli bireylerin spor aracılığıyla topluma katılımları ve toplumla bütünleşmelerinin sağlanması, spor politikalarının sosyal ve kuşatıcı amaçlarına da katkı sunmaktadır. "Türkiye'de Engelli Bireylerin Spor Politikalarındaki Yeri" başlıklı bu çalışmada; spor politikaları kapsamında "herkes için spor" hedefinin, engelli bireyler için oluşturulan spor hedefleri ile uyumlu olup olmadığı ve bu uyumun nasıl tasarlandığı araştırılarak ortaya konulacaktır. Bu çerçevede spor politikalarına kaynaklık eden ilgili mevzuat ve temel stratejik belgeler üzerinde incelemeler yapılmış ve konuya ilişkin tartışmalara yer verilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda; engelli bireylere yönelik spor politikaları oluşturulurken sosyal, ekonomik ve kültürel hedeflerin yaşama geçirilmesinde yaşanan aksaklıklara ve sorun alanlarına ilişkin, hedefe uygun somutlaştırılmış çözüm önerilerine ve işlevsel mekanizmalara ihtiyaç duyulduğu ifade edilebilir.
Finansal okuryazarlık araştırmaları üzerine bir inceleme
Bireylerin aldıkları finansal kararların kalitesinin finansal bilgi, beceri ve tutumlarına bağlı olduğu ve bununla finansal okuryazarlık arasında yüksek düzeyli bir ilişkinin var olduğu hususu son yıllarda önemli bir araştırma konusudur. Nitekim bir ülke ya da toplumun refah düzeyi ve yaşam kalitesi ile o ülke veya toplumu oluşturan bireylerin finansal okuryazarlık düzeyleri arasında o derece yüksek bir ilişkinin olduğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda yürütülen pek çok araştırma, dünya nüfusunun büyük bir bölümünün ekonomiye tam olarak katılmak veya kendi finansal gelecekleri hakkında bilinçli kararlar almak için ihtiyaç duydukları finansal bilgiden yoksun olduğunu göstermektedir. Bu durumun Türkiye için de geçerli olduğunu, Türkiye'de yapılan çeşitli araştırmaların sonuçlarında açıkça görebilmekteyiz. Ayrıca öğrencilerin finansal okuryazarlık seviyeleri, yetişkinlik yıllarında finansal ve hatta siyasal karar verme üzerindeki etkisi nedeniyle dünya çapında da ilgi görmektedir. Türkiye'nin düşük finansal okuryazarlık konusundaki karnesine paralel olarak, Türkiye'deki üniversite öğrencilerin, sürekli olarak krizlerle karşılaşan bir ekonominin gelecekteki katılımcıları oldukları göz önüne alındığında, finansal okuryazarlık seviyelerinin büyük bir önem taşıdığı anlaşılabilmektedir. Bu durum finansal okuryazarlık düzeyinin arttırılması için finansal eğitimin gerekliliğini ortaya çıkarır. Böyle bir eğitimin daha verimli olarak yürütülmesi için çalışmalara finansal okuryazarlık düzeylerinin tespiti ile başlanılmalıdır. Bu nedenle, bu çalışmanın amacı, Türkiye'de eğitim gören üniversite öğrencileri arasında finansal okuryazarlık düzeylerini belirlemektedir. Bu amaç doğrultusunda; üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeylerini artırmak için ne tür eğitimler verilmesi gerektiği noktasında öngörü sahibi olunacaktır.
Öncü gösterge olarak mali stres endeksi: Türkiye üzerine bir uygulama
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ekonomisi özelinde erken uyarı sinyalleri sağlayacak yeni bir mali stres endeksi oluşturulması ve bu endeksin ekonomik aktivite değişkenleri ile ilişkisinin belirlenmesidir. Mali sürdürülebilirlik risklerini hemen hemen her zaman, düzensiz mali uyumla ilişkili tehlikelerle birlikte mali krizler izlemektedir. Çalışma bulgularının, öncü gösterge niteliği taşıyan bir mali stres endeksi aracılığıyla, mali kurumlar ile politika yapıcılara ekonomideki mali stresin algılanması ve maliye politikasının yönlendirilmesi konusunda öngörü sağlaması beklenmektedir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle, Cottarelli (2011) tarafından geliştirilen kavramsal çerçeveden yararlanılarak sürdürülebilirlik riskinin ölçümünde ve mali stresin hesaplanmasında kullanılacak mali göstergeler seti oluşturulmuştur. Temel mali değişkenler, varlık ve yükümlülük yönetimine ilişkin değişkenler ve uzun dönem mali eğilim değişkenleri gibi mali sürdürülebilirlik göstergeleri dikkate alınarak 1990-2021 dönemi Türk mali yapısı belirlenmiştir. Çalışmada mali sürdürülebilirlik riski, Türkiye ekonomisi tarihsel ortalamalarından elde edilen mali değişkenlere dayalı olan toplulaştırılmış bir endeks aracılığıyla hesaplanmıştır. Toplulaştırma işleminde Kaminsky, Lizondo and Reinhart (1998) tarafından geliştirilen yaklaşım esas alınmıştır. Yerli yazında, Türkiye ekonomisi için erken uyarı sinyal yaklaşımını kullanarak bir mali stress endeksi oluşturmaya yönelik ilk çalışmadır. Çalışmada ayrıca, sözkonusu endeksin ekonomik aktive değişkenleri ile doğrusal dinamik ilişkisi frekans alanında nedensellik testileri aracılığıyla ve doğrusal olmayan dinamik ilişkisi ise Markov Rejim Değişim-VAR ve bu modele bağlı rejimlere dayalı nedensellik testleri ve etki tepki analizleri ile incelenmiştir. Çalışma bulgularının, mali yeniden borçlanma riskinin değerlendirilmesi birincil amacı olan bir mali izleme çerçevesinin geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Gelişmekte olan ekonomilerde mali sürdürülebilirliğin izlenmesi özellikle ekonomik kriz dönemleri için hayati önem taşımaktadır.
Bağımsızlık sonrası Azerbaycan ekonomisinin gelişimi ve uluslararası ticarete entegrasyonu: Türkiye ilişkileri
Azerbaycan'ın bağımsızlık yıllarının başarısı, Cumhuriyetimizin bağımsız bir politika izlemesi, herhangi bir devlet veya uluslararası kuruluştan bağımsız olarak ulusal çıkarları gözetmesidir. Azerbaycan ekonomisinin iktisadi ve sosyal tabanı, 1996 yılından itibaren sürdürülebilir kalkınma ve yüksek büyüme oranları ile genişlemektedir. Ülkemizde petrol ve petrol dışı sektörlerin büyümesi, ekonominin gayri safi yurtiçi hasılasının, bütçesinin ve döviz rezervlerinin yıldan yıla istikrarlı büyümesini göstermektedir. Bu dönemde girişimciliğin gelişimi, enerji güvenliği, yeni altyapı da gelişmiştir. Son dönemlerde Türkiye'nin dış politikasında ciddi değişiklikler yapılmış ve Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde niteliksel olarak yeni bir aşama başlamıştır. Bugün Türkiye, Azerbaycan'ın en güvenilir siyasi müttefiki ve eşit ekonomik ortağıdır. Azerbaycan-Türkiye ilişkileri sadece iki kardeş halkın çıkarlarına hizmet etmekle kalmıyor, aynı zamanda dünyada ve bölgede barış ve huzurun tesis edilmesine de katkıda bulunuyor. Anahtar Kelimeler: Petrol sektörü, Petrol dışı sektör, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, Türkiye ilişkileri
AB enerji güvenliği ve Türkiye'nin bir koridor olarak yeri
1940'lı yıllarda ortaya çıktığı tarihten itibaren enerji bağlamında gelişen Avrupa toplumu, enerji güvenliğini sağlamak amacıyla birçok adım atmıştır. Bu adımlar hem bütünleşme içindeki üye ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerini hem de Avrupa bütünleşmesinin dışında kalan ülkelerle olan ilişkilerini etkilemiştir. Bu çalışmada, Avrupa bütünleşmesinin enerji konusunda yaşanan tarihsel krizlerden hareketle AB'nin enerji güvenliğini sağlama adımları açıklanmıştır. Bunun yanında çalışma, enerji güvenliği bağlamının zaman içinde nasıl değiştiğini açıklamaya çalışmaktadır. AB'nin enerji politikası dönüşümünü açıklamak için enerji güvenliğinin önemli boyutları ve parametreleri tartışılmıştır. Türkiye jeostratejik konumu nedeniyle AB enerji politikalarında ve AB'nin kaynak ülkelerle ilişkilerinde önemli bir yere sahiptir. AB ile Türkiye arasındaki enerji bağlamındaki ilişkiler, 1970'lerde Joseph S. Nye ve Robert O. Keohane tarafından ortaya atılan "Karşılıklı Bağımlılık" çerçevesinde incelenmiştir. Bu noktada iki aktörün ilişkilerinde hem ekonomik hem de siyasi olarak bir maliyetinin var olduğu belirlenmiş ve bunun üzerine önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki siyasi, sosyal, kültür, eğitim ve ekonomi alanındaki ilişkiler (1990-2022)
Bu araştırmada Bosna-Hersek Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki siyasi, sosyal, kültür, eğitim ve ekonomi alanındaki ilişkiler 1990-2022 yılları arasında incelenmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde Türkiye Cumhuriyeti ve Bosna-Hersek arasındaki ilişkilerin tarihsel arka planı incelenmiş ve tarihsel kökleri olan ilişkilerin ortaya konulmasına çalışılmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki siyasi, sosyal ve kültürel ilişkiler başlıklar halinde incelenerek ilişkilerin genel yapısı analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki eğitim ve ekonomik ilişkiler başlıklar halinde incelenerek ilişkilerin genel yapısı analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihsel kökleri nedeniyle özellik taşıyan Bosna-Hersek Devleti arasındaki kültürel ilişkilerin yoğun olduğu siyasi ve ekonomik ilişkilerin de gelişme gösterdiği belirlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasında eğitim alanında yapılan anlaşmaların da önemli olduğu eğitim iş birliğinin de son derece gelişmiş olduğu görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki siyasi, sosyal, kültürel, eğitim ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için önümüzdeki yıllarda uluslararası konjonktürel yapıya uygun yeni iş birliklerinin geliştirilmesi gerekmektedir.
Küresel ekonomi politikteki değişim çerçevesinde IMF-Türkiye ilişkileri
Bu çalışma, küresel ekonomi politikteki yaşanan değişimler doğrultusunda Uluslararası Para Fonu'nun yönetişim alanında yaptığı reformlarla yeniden şekillenen Türkiye ile Uluslararası Para Fonu arasındaki ilişkilerin, bu reformlar etrafında incelenmesini içermektedir. Bu araştırmanın yapılmasında asıl neden; dünya ekonomisindeki değişimlerin IMF'de yarattığı etkiler neticesinde Türkiye-IMF ilişkilerinin nasıl değiştiğini ortaya koymaktır. Bunun için öncelikle IMF hakkında genel bilgilere değinilmiş, ardından Türkiye'nin, üyeliğinden son Stand-By anlaşmasının sonlanmasına kadar IMF ile olan ilişkileri kronolojik olarak ele alınmıştır. Daha sonra IMF'nin reform gereksinimi ve reformlara neden ihtiyaç duyduğu tespit edilmiş olup IMF'nin yaptığı reformlar incelenmiştir. Bu reformlar 2006, 2008 ve 2010 reformlarını kapsamaktadır. Son bölümde ise; IMF'nin yönetişim alanındaki reformları çerçevesinde Türkiye-IMF ilişkilerinde görülen değişimler ve özellikle bir gelişmekte ülke olan Türkiye'nin fon içerisindeki değişen konumu ortaya konmuştur. Bir gelişmekte ülke olan Türkiye'nin son yirmi yılda hızla gelişen ekonomisiyle dünya ekonomisindeki önemi artmıştır. Bu önem dahilinde Uluslararası Para Fonu ile olan ilişkilerinin de değişime uğraması olağandır. Bununla beraber IMF'nin de kendi içinde yaptığı reformlar bir bütün olarak ele alındığında, Türkiye ile IMF arasındaki ilişkilerin nasıl değiştiğini anlamak arıca önemlidir. Anahtar Kelimeler: Dünya Ekonomisi, Reform, Uluslararası Para Fonu, Yönetişim
Tasarruf ve borç davranışlarına dijital bankacılık etkileri: Türkiye örneği
Bir birey kişisel bir tasarruf gerçekleştirdiğinde finansal güvence elde etmesinin yanında ülke ekonomilerinde büyümenin dinamiklerini oluşturan yatırımlara da katkı sağlar. Öte yandan bireylerin borçlanma olanakları ise ülke ekonomileri için gerekli olan yatırım fırsat ve çeşitliliği üzerinde önemli bir etkendir. Bu açıdan bireylerin tasarruf ve borç davranışları, tasarruf eğilimleri ve tüketim kalıplarının belirlenmesinde önemli bir rol üstlenmektedir. Ayrıca tasarruf ve borç davranışları hanehalklarının sosyoekonomik, demografik ve kültürel yapıları gibi çeşitli faktörlerden etkilenebilir. Fon arz ve talep edenlerin temel buluşması noktası olan finansal sistem içerisinde en önemli yapı taşlarından birini oluşturan bankalar ise bireylere çeşitli finansal ürün ve hizmetler sunmaktadır. Teknolojik yeniliklerle beraber son birkaç on yıl içerisinde bankacılık sisteminin değişmez parçalarından birisi haline dönüşen dijital bankacılığında bahsi geçen diğer faktörlerle beraber bireylerin tasarruf ve borç davranışları üzerinde çeşitli etkileri olabileceği düşünülmektedir. Bu bağlamda tasarruf ve borç davranışlarına dijital bankacılığın etkilerini araştırmak bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye örneklemi için 2017 Global Findex veri seti ve logit model kullanılarak analiz yapılmıştır. Çalışmanın önemli bulgularına bakıldığında dijital bankacılığın neredeyse tüm tasarruf/borç ve tasarruf/borç alt seçenekleri üzerinde etkili olduğu anlaşılmaktadır. Böylece hanehalkı tasarruf ve borç davranışları üzerinde diğer ilgili faktörlerin yanında dijital bankacılık özelinde olmak üzere yeni ve çeşitli finansal yöntemlerin de etkili olduğu söylenebilir.
Türkiye'de hanehalkı tasarruf tercihlerini etkileyen faktörler
Hanehalkı tasarrufları gelişmekte olan ülkelerdeki (GOÜ) yatırımların finansmanı kapsamında önemli bir kaynak teşkil etmektedir. Hanehalkı tasarrufları daha yüksek ekonomik büyümede itici bir güce sahiptir. GOÜ'ler yerel yatırım gereksinimlerini finanse edebilmek amacıyla çoğunlukla sermaye ya da uluslararası bir borçluluk şeklinde yabancı tasarruflara bağımlı haldedir. Bu çalışmanın temel amacı, ülkemiz gibi GOÜ'ler için ekonomik ilerlemede önemli bir unsur olan hanehalkı tasarrufunu etkileyen faktörleri belirlemek ve elde edilen bulgularla ilgili karar vericilere politika önerileri sunmak ve eylemlerini belirlemeleri yönünden yol gösterici olmaktır. Çalışmada demografik ve ekonomik faktörlerin tasarrufa etkisini belirleyebilmek amacıyla lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Tez çalışmasında Türkiye İstatistik Kurumu Hanehalkı Bütçe Araştırmasının 2019 yılı verileri kullanılmıştır. Analiz sonucunda hanehalkı tasarruflarına etki eden faktörler içerisinde en önemli demografik değişkenlerin yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyi olduğu; ekonomik değişkenler içerisinde ise yıllık kullanılabilir gelir, mülk ve araç sahipliği olduğu tespit edilmiştir. Bulguların literatürdeki diğer çalışmalardan farkı ise hanehalkı reislerinin tasarruf tercihleri ile ilgili davranış biçimleri hakkında karar vericilere politika ve faaliyetlerini belirlemeleri açısından yol gösterici fikirler sunulmuştur.
Bir siyasetçi ve devlet adamı olarak Şevket Raşit Hatipoğlu
Şevket Raşit Hatipoğlu, resmi kayıtlara göre 1898 yılında doğmuş olarak kabul edilse de aslında 1900 yılında İzmir'in Menemen ilçesine bağlı Helvacı köyünde dünyaya gelmiştir. İlk eğitimini doğduğu köyde, orta eğitimini Menemen ve Kırkağaç'ta tamamlamıştır. 1913 yılında Bursa Ziraat Ameliyyat Mektebinden ardından 1923 yılında Halkalı Ziraat Mektebinden mezun olmuştur. Daha sonra girdiği yarışma sınavını kazanarak 1925 yılında iktisat ve zirai iktisat alanlarında uzmanlaşmak için Paris'e gönderilmiştir. 1926 yılında ise hükümet tarafından Almanya'ya eğitim için nakledilmiştir. 1931 yılında Türkiye'ye dönmüş ve Ankara Yüksek Ziraat Okulunda öğretim görevlisi olarak işe başlamıştır. Tek parti döneminde önce Afyonkarahisar Milletvekili olarak siyasi hayata giriş yapmıştır. Şevket Raşit Hatipoğlu, 1941 yılında yapılan ara seçimlerde Afyonkarahisar Milletvekili seçilmiştir. 1943'de yapılan genel seçimlerde Mecliste Manisa Milletvekili olarak yer almıştır. Bu arada I. ve II. Şükrü Saraçoğlu Hükümetleri döneminde ise Tarım Bakanlığı görevinde bulunmuştur. Bu görevde iken 1945 Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu Meclis tarafından kabul edilmiştir. Şevket Raşit Hatipoğlu, Demokrat Parti'nin zaferi ile sonuçlanan 14 Mayıs 1950 tarihindeki seçimlerde de aday olmasına karşın milletvekili seçilememiştir. 27 Mayıs askeri darbesi sonrasında tekrar aktif siyasete dönen Hatipoğlu, 1960 Kurucu Meclisinde CHP temsilcisi olarak bulunmuştur. II. İnönü Koalisyon Hükümeti'nde, 1962 ve 1963 yılları arasında, Millî Eğitim Bakanlığı görevine getirilmiştir. 1967 yılında CHP'den ayrılmıştır. 1967'de kurulan Güven Partisinin kurucuları arasında yer almıştır. 1969 seçimlerinde kazanamayınca siyasi hayatı sona ermiştir. 1973 yılında Ankara'da vefat etmiştir. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Halk Partisi, Çay, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, Şevket Raşit Hatipoğlu, Tarım Bakanlığı, Türkiye.
Turizmde alternatif bir yaklaşım olarak küçülme: Antalya ili örneği
Turizmde yaşanan krizlerin önlenmesi, etkisinin azaltılması ve kriz sonrası toparlanmanın sağlanmasında dönemlere göre farklı yaklaşımlar öne çıkmıştır. Sürdürülebilirlik ve dayanıklılık gibi yaklaşımlar belirli teorik altyapılar oluşturmuş ancak uygulamalarda yetersiz kalmış; neoliberal politikaların büyümeye odaklanması ve kapitalist sistemin kaynakların aşırı tüketimine neden olması alternatif yaklaşımlara ihtiyacı artırmıştır. Araştırmanın amacı farklı alanlarda önemi gittikçe artan "küçülme" yaklaşımını turizm alanına taşımak, Antalya örneğinde Türkiye turizminin sürekli büyümeye dayalı gelişim sürecini tartışmaya açmak, arz ve talep olarak belli bir gelişim seviyesini yakalamış Antalya turizminde artık niceliksel büyüme yerine niteliksel gelişmeyi düşünmeye yönelik bir koridor açmak, turizmde sınırsız büyümenin ve aşırı turizmin olumsuz etkilerini sorumlu ve adaletli turizm çerçevesinde yeniden yapılandıran küçülme yaklaşımıyla incelemektir. Bu amaç doğrultusunda Türkiye turizmini en iyi temsil eden ve turizm gelişimi açısından belli bir seviyeye ulaşmış turizm mekanlarından Antalya ili çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışmada krizlere yönelik hâkim yaklaşımları ve büyümeden kaynaklanan sorunların etkilerini tüm yönleriyle ele almaya; gözlem, görüşme ve doküman araştırması yaparak derinlemesine betimleme yapmaya imkân sağlamasından dolayı nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni kullanılmıştır. Turizm alanında yönetici pozisyonundaki 27 katılımcıyla derinlemesine görüşmeler yapılmış, bulgular literatür ve kamu kurumlarının raporlarıyla desteklenmiştir. Bulgulara göre; Antalya'da turizmin niceliksel olarak yeterli seviyeye ulaştığı ancak sürekli büyümeye bağlı ekonomik, toplumsal, çevresel ve mekânsal sorunların arttığı, dolayısıyla geçmiş yıllarda uygulanan büyümeye dayalı politikalar ve uygulamalar yerine farklı yaklaşımlara yönelik politikaların, planların ve projelerin tartışılması gerektiği, merkezi ve yerel yöneticilerin, sivil toplum kuruluşlarının, yerel toplumun ve akademik çevrelerin, her ne kadar kabul görmesi zor olsa da farklı alternatif yaklaşımları düşünmesinin zamanının geldiği sonucuna varılmıştır.
Türkiye'nin kuraklık ve su kıtlığı yönetimi: Politika, yönetim ve uygulama
Kuraklık, su kıtlığı ve iklim değişikliğine bağlı olarak ortaya çıkan su kaynaklarının azalması endişeleri, son yıllarda Dünya'da ve Türkiye'de giderek daha fazla gündeme gelmektedir. Bu çalışmanın amacı kuraklık ve su kıtlığının Türk kamu yönetimine yansımalarını kamu politikaları, yönetim yapısı ve yönetsel uygulamalar bağlamında ortaya koyarak değerlendirmektir. Bu bağlamda öncelikle kavramsal ve kuramsal çerçeve ortaya konmuş; ardından Dünya'daki güncel yönetsel eğilimler araştırılmış; son olarak Türkiye'nin Cumhuriyet dönemi politikaları, idari teşkilatı ve uygulamaları konu bağlamında araştırılmıştır. Kuraklık ve su kıtlığının kamu yönetimleri açısından yarattıkları ortak tehdit su kaynaklarının miktar ve kalite olarak azalmasıdır. Bu nedenle kuramsal temel, su kaynaklarının miktar ve kalite olarak korunması çabalarına oturtulmuştur. Türk kamu yönetimi su kaynaklarını koruma amacıyla Dünya ile uyumlu çok sayıda politika üretmiştir. Ancak suların miktar olarak korunmasını amaçlayan politikaların oluşturulmasına daha geç başlanmıştır. Su kaynaklarının korunması amacıyla Türk kamu yönetim yapısında çok sayıda görevli birim ile karşılaşıldığı gibi kuraklık ve su kıtlığı endişelerinin yönetsel yapıda son dönemde kurulan birimlerle önemli yansımalar yaptığı görülmüştür. Su kaynaklarının korunması amaçlı hukuki düzenlemelerde su kalitesinin korunması amaçlı çalışmalara daha erken başlanmışken, su miktarının korunması düzenlemeleri son yıllarda mevzuata yansımıştır. Yönetim planlarının hazırlanması ve altyapı yatırımları hedeflenen düzeydedir. Tasarruflu sulama dönüşümünün hızlandırılması, alternatif su kaynaklarının kullanımının arttırılması, bilinçlendirme ve farkındalık çalışmaları henüz yeterli düzeyde değildir. Yapılan tespit ve değerlendirmeler neticesinde, su kaynaklarını koruma amaçlı geleceğe dönük yönetsel tasarruf önerileri sunulmuştur.
Azerbaycan ve Türkiye'de devletin ekonomiye müdahale araçları ve bu araçların liberal/kapitalist ve sosyalist ekonomi yaklaşımları açısından etkinliği
Bu yüksek lisans tezi, liberal/kapitalist ve sosyalist ekonomilerin kendi ekonomik yaklaşımlarını dikkate alarak Azerbaycan ve Türkiye'de devlet müdahale araçlarının etkinliğini incelemektedir. Çalışma, devlet müdahalesinin ekonomik performans üzerindeki etkisine ilişkin içgörü sağlamayı ve bu araçların farklı ekonomik sistemlerdeki sonuçlarını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma, maliye politikası, para politikası, sanayi politikası, ticaret politikası ve altyapı geliştirme dahil olmak üzere çeşitli devlet müdahale araçlarına odaklanmaktadır. Tez, karşılaştırmalı bir analiz kullanarak, bu araçların etkinliğini ekonomik büyüme, istihdam oranları, gelir dağılımı ve sosyal refah sonuçları açısından değerlendirmektedir. Bulgular, devlet müdahale araçlarının her ülkede değişen derecelerde etkililiğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye'de, hedeflenen devlet müdahalesi sürdürülebilir ekonomik büyümeye, artan istihdama ve iyileştirilmiş gelir dağılımına katkıda bulunmaktadır, ancak gelir eşitsizliği ve kaynak tahsisi ile ilgili zorluklar devam etmektedir. Azerbaycan'da kapsamlı devlet müdahalesi, kaynak yönetimini ve kilit endüstrilerin gelişimini kolaylaştırarak, sosyal refah programları ve yoksulluğu azaltma çabaları açısından olumlu sonuçlara yol açmaktadır. Ancak, çeşitlendirme, şeffaflık ve pazar odaklı reformlar gibi zorluklar tespit edilmiştir. Araştırma, devlet müdahalesini piyasa güçleriyle birleştiren, yönetişimi ve şeffaflığı geliştiren ve hem liberal/kapitalist hem de sosyalist ekonomik yaklaşımlarda devlet müdahale araçlarının etkinliğini artırmak için piyasa odaklı reformları destekleyen dengeli bir yaklaşım önererek sona ermektedir. Bu çalışma, devlet müdahale araçlarının etkililiğini etkileyen bağlamsal faktörlere ilişkin karşılaştırmalı bir analiz, politika önerileri ve görüşler sunarak alana katkıda bulunmaktadır. Devlet müdahalesinin ve bunun ekonomik performans üzerindeki etkisinin kapsamlı bir şekilde anlaşılması için karşılaştırmalı analizi daha fazla ülkeyi kapsayacak şekilde genişletmek, boylamsal araştırmalar yürütmek ve nitel araştırma yöntemlerini dahil etmek için gelecekteki araştırmaları gerektirir.