Kentsel tasarım
Bu konu başlığı altında 50 tez
Ses yutucu gereçlerin bina ve kent tasarımında kullanılması
WHO'nun tanımına göre sağlıklı olmak sadece sakatlık geçirmemek veya herhangi bir hastalığa sahip olmamak değildir. Sağlıklı olmak insanın fiziksel, zihinsel ve sosyal yaşamı açısından kendini rahat hissetmesi anlamına gelmektedir. İnsan sağlığını olumsuz etkileyen etkenlerden bir tanesi ise gürültü kirliliğidir. Gürültü kirliliğinin olması insan ve çevre sağlığına zarar verdiğinden dolayı kontrol edilmesi gerekmektedir. Bu tez kapsamında gürültü kirliliğinin bina ve kent ölçeğinde önlenmesi ile ilgili çalışmalar incelenmiştir. Tez içeriğinde gürültünün önlenmesi için bina içerisinde yapı elemanları incelenerek ses yutuculuk özellikleri araştırılmıştır. Ayrıca gürültünün önlenmesi için bina ve kent tasarımında kullanılan ses yutucu gereçler anlatılmıştır. Tez kapsamında anlatılan ses yutucu gereçler olarak değerlendirilebileceği öngörülen bor ve bambu özel olarak araştırılmış, ses yalıtım özelliklerine yönelik olarak literatür araştırmasına öncelik verilmiştir. Ülkemizde en fazla çıkan minerallerden biri olan bor çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Bor mineralinin incelenen kaynaklarda ses yalıtım performansının olumlu olduğu değerlendirilmiştir. Bambunun da yapı elemanı ve ses yalıtım gereci olarak kullanılması ile ilgili bilgiler aktarılmıştır. Bu kapsamda; bor minerali ve bambunun ses yalıtım performanslarının standartlar ışığında laboratuvar ortamında analiz edilmesi ve inşaat sektörüne katkısının sağlanması öngörülmektedir.
Kentsel tasarım kapsamında gürültü kontrolünün Mardin örneğinde incelenmesi
Kentsel tasarımlar sadece binaları, konutları değil Kentin gürültüsünü kontrol altına almak ve bu bağlamdaki sokaklar, caddeler, meydanlar, mekanlar, ve ya parklar ile arasında ki ilişkiyi kurmaktadır. Özellikle gürültünün yoğun olduğu çevrelerde gürültü kontrolü, tasarım kararlarıyla desteklenmelidir. Tasarımcı, doğru tasarım stratejileri ile gürültü kontrolü anlamında etkin çözümler elde edebilir. Bu sebeple yapılacak olan çalışmada kent gürültüsünü azaltmak için araştırmalar yapılacak.
Sürdürülebilir kentsel tasarım kriterleri kapsamında yaya bölgelerin incelenmesi; Siirt Güres caddesi örneği
Kentlerde nüfusun artması sonucunda taşıt kullanımı artmakta ve özellikle kent merkezlerinde trafik sorunlarına yol açmaktadır. Günümüzde hızlı kentleşme ve artan taşıt trafiği sonucu halkın özellikle kent merkezinde rahat dolaşımını kısıtlanmaktadır. Kentleşme hareketlerinin beraberinde getirdiği baskılar altındaki halka kentsel alanda güvenli ve konforlu alanlar yaratmak, taşıt trafiğinden kısmen veya tamamen arındırılmış yaya ölçeğinde açık mekânlar sunmak, toplanma mekânları oluşturmak, alışveriş alanları sağlamak, estetik ve ekonomik açısından önem taşımaktadır. Bu amaçla yaya bölgelerinin kentsel planlama ve kentsel tasarım sürecine halkın katılımının sağlanması, ihtiyaç ve önerilerinin belirlenmesi yönünden önemlidir. Bu çerçevede kent içinde yayalaştırmanın kent için gerekliliği ve önemi vurgulanarak; kentsel tasarımın genel ilkeleri belirlenmiş uygulama aşamasında karşılaşılabilen sorunlar ele alınmıştır. Bu bağlamda Siirt ilinde araç trafiğine kapalı ilk ve tek olan Güres Caddesi çalışma alanı olarak seçilmiştir. Güres Caddesi eski çarşıda başlayıp Hastane Caddesi'ne kadar trafiğe kapattırılarak yayalaştırılmıştır. Güres Caddesi'nin geri kalan kısmı ise halen trafiğe açık olarak devam etmektedir. Güres Caddesi, Siirt'in en işlek ve ticari potansiyeli en yüksek olan tek caddesidir. Bu yapıların alt katlarında; giyim ve ayakkabı mağazaları, kahvehaneler, kuruyemişçiler, pastaneler, lokantalar, banka ve eczaneler vb. yapılar bulunmaktadır. Bu yapıların bir ve ikinci katlarında ise; büro ve ofisler yer almaktadır. Güres caddesinde mevcut durum analizleri, gözlemler, fotoğraf çekimleri yapılmıştır. Güres Caddesinde yapılan gözlemler çerçevesinde anket çalışmaları hazırlanmıştır. Yapılan bu gözlemler ve anket çalışması sonucunda Güres Caddesinin olumlu ve olumsuz yanlarını, caddenin eksiklerini saptanarak kullanıcıların görüşleri ve istekleri belirlenmiş olup, mevcut durumun yaya bölgelerin tasarım kriterleri doğrultusunda çözüm önerileri geliştirilmiştir. Anahtar Kelimler: Güres Caddesi, Kentsel Tasarım İlkeler, Yaya Bölgesi, Yayalaştırma
Kentleşme sürecinde ulaşım sorunlarının kentsel tasarım yöntemi ile çözümlenmesine yönelik araştırma Siirt ili Güres caddesinin yaya yolu olarak kullanılmasındaki sorunlar ve çözüm önerileri
Kentleşme geçmişten günümüze hızla devam etmektedir. Kentlerdeki kent içi ulaşım sorunu halkın kentte yaya olarak rahat bir şekilde dolaşımını kısıtlamıştır. Kentteki insanların refahı birbiriyle ilişkili ulaşım sistemi ve bu ulaşım sisteminin ulaştırdığı mekanlardan oluşan karmaşık bir ağa dayanmaktadır. Son yıllarda yapılan planlarda taşıt ulaşımının ön planda olduğu ve yaya ulaşımının ise arka planda bırakıldığı tasarımlarla karşılaşmaktayız. Bu planlarla birlikte nüfusun fazla olduğu kentlerde yaya sirkülasyonun sağlanabilmesi ve kent içi taşıt ulaşımının yoğunluğunu azaltmak adına nüfus yoğunluğunun fazla olduğu alanlarda yayalaştırma projeleri yapılarak soruna yönelik çözüm sağlanması amaçlanmıştır. Kentleşme sürecinde olan Siirt, artan nüfusu ve büyüyüp gelişmesiyle mevcut olan ulaşım sistem ve altyapılarının bu gelişme, büyümeye karşılık yeterli değildir. Kentin merkezindeki yollar, ulaşım sistemi, otoparklar nüfusa yeterli gelememektedir. Siirt'in genel ulaşım planlamasına bakıldığında ulaşım aksında Güres Caddesi kentin ilk ve tek yaya yoludur. Güres Caddesi yaya yolu olarak kullanılmasıyla taşıt ulaşım akışını engelleyen bir yoldur. Kentin ulaşım planlamasında Güres Caddesi kuzey güney doğrultusunda bütün yollarla doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılıdır. Geçmiş yıllarda taşıt yoğunluğu en fazla olan, ulaşımın bel kemiği diyebileceğimiz yol Güres Caddesiydi. Siirt ilinde yaya yolu olması gerekli bir planlama kararı iken, ulaşım mastır planı yapılmadan uygulama yapılması doğru bir karar değildir. Siirt ilinin mevcut ulaşım sistemine bakılarak gözlemler, yerinde fotoğraf çekimleri ve bunlara bağlı olarak anket çalışması yapılarak gözlemlenen hatalar, eksiklikler ve sorunlar doğrultusunda çözümler bulunup yeni planlama kararları alınmaya çalışılmıştır. Ulaşım sisteminden ilin tek yaya yolu olan Güres Caddesine inilerek caddenin mevcut durumunun analizi yapılmıştır. Yaşayan halkın yararı, talepleri için; belirli analiz ve tespitler doğrultusunda mevcutta yaya yolu olarak kullanılmasının doğruluğunun sorgulanıp, mevcut sorunlara çözüm önerileri, varılan sonuca göre yaya yolu yer seçimi ve plan kararları önerisi getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güres Caddesi, Kentleşme, Kentsel Tasarım, Kentsel Ulaşım Planlaması, Ulaşım, Yaya bölgeleri, Yayalaştırma
Kentsel dönüşüm alanlarında ki kentsel tasarım uygulamalarında mülkiyet ve uygulama alanı arasındaki sorunların araştırılması; örnek çalışma Nusaybin
Kentlerde, Sanayi Devrimi ile oluşan göç sonrası yaşam kalitesi oldukça düşük yerleşim alanları oluşturulmaya başlamış ve zamanla artmıştır. Sanayinin kentlere ekonomik güç sağlaması, artık yaşam şartlarını zorlaştıran yerleşim alanlarının yıkılıp yerine yaşanabilir daha rahat yerleşmeler inşa edilmesiyle kentsel dönüşüm kavramı çıkmıştır. II. Dünya Savaşından sonra oluşan yıkım ve tahribatın giderilmesi için gerçekleştirilen kentsel dönüşüm projeleri ile kentsel dönüşüm kavramı daha da önem kazanmıştır. Kentsel dönüşümün bir diğer gelişimi afet olaylarından sonra ortaya çıkan can ve mal kaybının bir daha yaşanmaması için afet riski altında olan ve dayanıksız yerleşmelerin dönüştürülmesidir. Yapılan plan ve projelerle kent mekanlarına fiziksel olarak yeterince değinilmediğinden ve bazı bilim insanları tarafından bunu sorun olarak kabul etmesi ile ortaya atılan kentsel tasarım kavramı zaman içerisinde kabul görmeye başlamıştır. Kentsel tasarım kavramı mimarlık ve şehircilik disiplinleri arasında köprü oluşturarak kentleri daha kaliteli bir şekilde projelendirebilmektedir. Eskimiş ve tahrip olmuş yerleşmeler kentsel dönüşüm projeleri ile yeniden ayağa kaldırılmakta ve yerleşmenin fiziki boyutunun nasıl olacağını belirleyen kentsel tasarım projeleri ile belirlenmektedir. Türkiye şehircilik anlayışında yeterince değinilmeyen ve planlar yapılırken dikkate alınmayan mülkiyet, planlar onaylandıktan ve özellikle uygulamaya geçildikten sonra otaya çıkan mülkiyet problemleri planlama süreci sekmeye uğratmakta ve çözümlenmesi zor olan mülkiyet problemleri genellikle uzun zamanlar almakta bazen de çözümsüz olarak bırakıldığı karşımıza çıkmakta ve çözümsüz kalmasından sonra da mahkeme süreci başlatılmaktadır. Kentsel tasarım projelerinin temelini oluşturan imar planları çizilirken kentsel tasarım projelerinden bağımsız olarak düşünülmemelidir. İmar planları mülkiyet üzerine çizilmekte ve imar planlarının belirlediği kararlara göre hareket edecek olanlarda mülkiyetlerin malikleridir. Nusaybin kentinde ortaya çıkan toplumsal olaylar sonrasında oluşan tahribatların giderilmesi için gerçekleştirilen kentsel dönüşüm çalışmaları başlatılmıştır. Belirlenen kentsel tasarım uygulama alanı belirlenirken ve çizilen imar planları ile mülkiyete yeterince değinilmemesi ve dikkate alınmamasında dolayı ortaya çıkan mülkiyet problemlerinin ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Tespit edilen mülkiyet problemlerin ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceği ortaya koymaya ve bu problem ve sorunların oluşmasının önüne geçilebilmek için çözümler önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kentsel Dönüşüm, Kentsel Tasarım, Mülkiyet, Mülkiyet Hakkı, Nusaybin
Gündelik hayat pratikleri ve mekânın yeniden üretimi: Moda Aile Çay Bahçesi
Bu çalışmada, mekânın önceden tanımlanmış ve ortaya konmuş fiziksel sınırlarının yanında; bireyin gündelik hayat pratiklerinin devingen, dinamik ve esnek bir mekân oluşturma potansiyeli çay bahçeleri üzerinden ölçülmüştür. Tezin konusu, seçili çay bahçesi aracılığıyla gündelik hayat pratiğinin bir mekân yaratması ve kent içerisinde yaşayan bireylerin gündelik hayat deneyimine dönüşmesi irdelenerek; kendi mekânını yaratma potansiyeli üzerinden şekillenmektedir. Çalışmanın kuramsal kısmı iki ana temele dayanmaktadır. Birinci temeli oluşturan gündelik hayat bölümü, Lefebvre ve De Certeau'nun gündelik hayat teorisiyle şekillenen kavramları ortaya çıkararak, gündelik hayatın pratiklerini ve mekânsal boyutlarını anlamaya odaklanmaktadır. İkinci kuramsal temel ise, beş kent sosyoloğunun kamusal mekân kavramını ele alan çalışmaları üzerine kurulmaktadır. Bu iki temel, çalışmanın kuramsal çerçevesini oluşturmakta ve saha araştırmasının analizinde yol gösterici kriterler sunmaktadır. Moda Aile Çay Bahçesi özelinde yapılan gündelik hayat içindeki mekânsal pratiklerin çözümlenmesi için teorik okumaların analiziyle ulaşılan bir arada olma-ilişki kurma, üretim, eşitleyici, canlı-geçişken-devingen, deneyim kriterleri üzerinden bir çerçeve oluşturularak bireylerin mekânsal pratikleri keşfedilmiştir. Çay içme pratiğinin gündelik hayat deneyimine dönüştüğü yer olan çay bahçelerinin saha araştırması olarak seçilme nedeni, Türk kültüründe hem tarihsel hem de güncel olarak kültürel ve toplumsal köklere bağlı bir yer olmasının yanı sıra, mekân ve toplum arasındaki karmaşık ilişkiyi mekânsal pratikler aracılığıyla inceleyebilme açısından anlamlı bir yer olmasıdır. Çalışma kapsamında alan araştırması sınırlarının İstanbul'un Kadıköy ilçesinde bulunan Moda Aile Çay Bahçesi özelinde tutulması kararlaştırılmıştır. Bu kararda, İstanbul'un sahip olduğu kentsel ve toplumsal yapısı ve Moda semti ile Moda Aile Çay Bahçesi'nin tarihsel süreçte derin bir geçmişten gelmesi ve doğal yapısını hâlen koruyabilmesi etkili olmuştur. Saha çalışması çerçevesinde, mekân ve kullanıcılarına yönelik gözlem tekniği ile görsel mekânsal analizler yapılarak gündelik hayattaki durumlar ve sosyal aktiviteler belgelenmiştir. Çay bahçesinde yapılan gözlemler, çizimler ve fotoğraflar üzerinden oluşturulan diyagramlarla mekânın fiziksel nitelikleri ve mekânsal pratiklerin çözümlemeleri aktarılmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, bir arada olma-ilişki kurma, üretim, eşitleyici, canlı-geçişken-devingen, deneyim gibi unsurların mekânın yeniden üretimi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu anlamda, mekânın insan bedeni ve yakın çevresi ile etkileşimi, gündelik hayat pratikleriyle birlikte mekânın kendini tekrar üretmesine olanak tanımaktadır.
Kentlerde tipografi ve sembol kullanımının toplum kültürüne etkileri
Yazılı iletişim biçimi olan tipografik tasarım uygulamaları ve görsel iletişimde etkili olan sembollerin yer aldığı tasarımlar kentlerin kültür oluşumuna katkı sağlar, tipografik manzaralar kentin silüetini ve tasarımını şekillendirir. Kentten beslenen ve kentten ilham alarak kentin mekanlarını, meydanlarını şekillendiren grafik tasarımcılar, kentin görsel kimliğinin oluşumuna ve kent içi iletişime, toplumda kentlilik bilincinin oluşumuna katkıda bulunur. Güçlü bir tipografiyi tarihe, yaşanmışlıklara, toplumdaki ortak algılara değinen sembollerle birleştiren grafik tasarımların toplum üzerindeki etkilerini araştırdığımız tez çalışmasında; semboller ve yazının tek başlarına veya birlikte kullanıldıkları zamanlarda da birbirleriyle etkileşimlerinin güçlü olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmada derlenen örnekler sadece grafik tasarımcılara değil aynı zamanda mimar, kent planlamacı, endüstriyel tasarımcı gibi farklı alanlara da ilham verecek bir kaynak olması bakımından önem taşımaktadır
Engelli bireyler için erişilebilir üniversite kampüs alanlarının tasarım stratejilerinin geliştirilmesi: İstanbul Teknik Üniversitesi kampüs örneği
Engelli bireylerin engellere takılmadan bağımsız gerçekleştirebildikleri kentsel hareketlilikler, bir toplumun tüm üyelerinin entegrasyonu için oldukça önemli olmaktadır. Yapılaşmış çevrede, engelli bireyin hareketliliklerini kısıtlayan pek çok engel bulunmaktadır. Bu nedenle engelli bireyler, kentsel alanlara kolay erişememektedir. Çözümlerin geliştirilmesi ve engellerin verimli biçimde ortadan kaldırılması için engelli bireylerin kentsel hareketlilikte karşılaştıkları tüm engellerin tanımlanması gereklidir. Tez kapsamında engelli bireylerin kent içindeki ve kampüs içindeki erişilebilirlikleri irdelenmiştir. Çalışmanın amacı, engelli üniversite öğrencilerinin kentsel yaşamda ve kampüs yaşamında karşılaştıkları fiziksel ve sosyal engellerin engelli öğrencilerin kendi tecrübelerine dayanarak analiz edilmesi, bunlara yönelik ilkeler ve stratejiler geliştirilmesi olmuştur. Çalışmada aynı zamanda, kentsel yaşamda ve kampüs yaşamında engelli öğrencilerin görünür olmalarının toplumsal farkındalık ve erişilebilir tasarımın bir araya gelmesi ile mümkün olacağı vurgulanarak bu alanda yapılacak çalışmalara katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Çalışmada, engelli üniversite öğrencilerinin kent içindeki, İstanbul Teknik Üniversitesi kampüsleri arasındaki ve İTÜ Ayazağa Kampüsü içindeki erişilebilirlik analizleri yapılmıştır. Bu analizler ile, engelli bireylerin kent içindeki ve üniversite kampüsü içindeki ihtiyaçları belirlenmiş, bu doğrultuda stratejiler geliştirilmiştir. Çalışmada, engelli bireylerin kent içi erişilebilirliklerini arttırmaları ve kentsel yaşama aktif biçimde katılmaları için gerekli olan sosyal ve fiziksel önlemler irdelenmiştir. Engelli birey ve yapılaşmış çevre ilişkisinin sosyolojik boyutunun tasarıma etkisinin irdelenmesi gerektiği yaklaşımıyla engelli bireylerin karşılaştıkları tüm fiziksel ve sosyal engeller bir arada belirlenmiştir. Bu yaklaşım, tez çalışmasının özgünlüğünü oluşturmaktadır. Tez çalışması, üç aşama üzerine kurgulanmıştır. Birinci aşamada, literatür taraması; ikinci aşamada, tümevarım yaklaşımıyla engelli bireylerin günlük kentsel yaşamdaki sorunlarını ortaya koyan anket ve derinlemesine mülakat çalışmaları; üçüncü aşamada, üç farklı düzeyde saha çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Üçüncü aşamanın birinci düzeyinde, kentin çeşitli noktalarından İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Ayazağa Kampüsü'ne toplu taşıma ve yaya erişilebilirlik analizleri; ikinci düzeyinde, İTÜ Kampüsleri arasındaki toplu taşıma ve yaya erişilebilirlik analizleri; üçüncü düzeyinde ise İTÜ Ayazağa Kampüsü içindeki yaya erişilebilirlik analizleri yapılmıştır. Bu analizler ile İTÜ Ayazağa Kampüsü'nün kent içindeki erişilebilirlik düzeyleri tespit edilmiştir. Birinci aşama olan literatür taraması, gözleme dayalı araştırmalar ile sistematik bir araştırma olarak yapılmıştır. Kritik engellilik teorisi, literatür çalışmasında ana çerçeveyi oluşturmuştur. Tümevarım yaklaşımıyla gerçeklikleri betimleme ve anlama çalışmasıyla engelli bireylerin günlük kentsel yaşamdaki sorunları ortaya konmuştur. İkinci aşamada, İstanbul'da yükseköğrenim öğrencisi olan 100 engelli birey ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, veri analizleri ve gözlemler ile yorumlama gerçekleştirilmiştir. Yapılmış olan anket çalışması; temel bilgiler, kentsel yaşam ve kampüs yaşamı olarak 3 bölümü kapsamaktadır. Bu anket çalışması sonucunda, engelli öğrencilerin kentsel ve kampüs yaşamındaki, sosyal ve fiziksel erişilebilirlik durumları tespit edilmiştir. Anketler doğrultusunda, doğuştan ve sonradan engelli olan bireylerin kentsel yaşama katılım sıklıkları ve biçimleri, kent içi ve kampüs içindeki ihtiyaçları ve beklentileri irdelenmiştir. İkinci aşamanın derinlemesine mülakat çalışması bölümünde; kent içindeki ve kampüs içindeki tüm fiziksel, sosyal engellerin ve ihtiyaçların belirlenmesi, çalışmanın üçüncü aşaması olan saha çalışmalarının altlıkları olan matrislerin oluşturulması ve tasarım stratejilerinin geliştirilmesi için İTÜ öğrencisi ve/veya çalışanı olan 10 engelli birey ile gerçekleştirilmiştir. Üçüncü aşamanın birinci düzey ve ikinci düzey erişilebilirlik analizlerinin çalışma altlığı olan matris, derinlemesine mülakat çalışmasına katılan engelli bireylerin belirlemiş oldukları erişilebilirlik kriterlerine ve literatürdeki erişilebilirlik kriterlerine dayanarak oluşturulmuştur. Üçüncü düzey erişilebilirlik analizinin çalışma altlığı olan matris ise, Londra Planlama Danışma Komitesi tarafından belirlenen 5C Yürünebilirlik Kriterleri'ne ve literatürdeki erişilebilirlik kriterlerine dayanarak oluşturulmuştur. Kent içi erişilebilirlikteki ilk engeli, kent içi ulaşımdaki sorunların oluşturduğu görülmüştür. Yaya yolları genişlikleri, kaldırım yükseklikleri, yaya yolu üzerinde hatalı konumlandırılan kentsel mobilyalar, araç park etme durumları ve bilgilendirme yetersizlikleri, engelli bireylerin yaya ulaşımlarında engel oluşturan unsurlar olmaktadır. Araca inme-binme esnasında araç ve platform arasındaki mesafe, araç biniş merdivenin rıht yüksekliklerinin fazla olması, araç içindeki yetersiz alanlar ve araç içi bilgilendirmenin yetersizliği, toplu taşıma aracı içerisinde engel oluşturan unsurlar olmaktadır. Kullanımda en çok zorluk yaşanan toplu taşıma aracı minibüs, en rahat kullanılan toplu taşıma aracı metro olarak tespit edilmiştir. Kampüsler arasındaki erişilebilirlik düzeylerinin belirlenmesi için yapılmış olan saha çalışmasında, İTÜ'nün kent içerisindeki kampüsleri arasında güçlü bir erişilebilirliğin olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu durum, aynı üniversitenin farklı kampüslerinde eğitim gören öğrenciler arasında tam entegrasyonun sağlanmasını engellemektedir. İTÜ Ayazağa Kampüsü yaya erişilebilirlik düzeyinin belirlenmesi için yapılmış olan saha çalışmasında, kampüsün farklı fonksiyon alanları arasında, engelli bireyler için optimum düzeyde güçlü bir erişilebilirliğin olmadığı ortaya çıkmıştır. Kampüsün yoğun kullanılan ve birçok fonksiyonu barındıran bölümlerinde erişilebilirliği arttırmak ile ilgili uygulamaların olduğu görülmekte iken kampüsün çeperlerine gidildikçe, fonksiyonların ve birimlerin azaldığı, arazi eğiminin giderek artmasının da etkisiyle erişilebilirliğin sağlanmadığı görülmektedir. Kentsel tasarım ile tüm kent kullanıcıları için demokratik eşit yaşam alanları yaratılabilir. Herkes için tam erişilebilirliği sağlamak için, erişilebilirlik kriterleri ve evrensel tasarım ilkeleri ulaşıma ve tüm kentsel mekânlara adapte edilmelidir. Erişilebilir kent ve erişilebilir kampüs, herkese eşit olanaklar sağlayarak kullanıcı merkezli çevreler ve sosyal adalet yaratmaktadır. Engelli bireylerin kent ve kampüs içinde bağımsız hareketliliklerini sağlamak için tüm kentsel tasarım uygulamaları, engelli bireyler için erişilebilirlik kriterleri göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmelidir. Çalışmanın bulguları, engellilik ve erişilebilirlikle ilgili çalışmalar yapan akademisyenlere, sivil toplum kuruluşlarına ve uygulamalarda önemli role sahip olan yerel yönetimlere rehber niteliğini taşımaktadır.
Enerji etkin tasarımda kentsel açık alanların potansiyellerinin değerlendirilmesi: Beşiktaş 4. Levent örneği
20. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan çevresel hareketle birlikte gündemimize giren sürdürülebilirlik yaklaşımları 21.yüzyılda hemen hemen her alanda kendine yer bulmuş durumdadır. Kentler bu çerçevede karşımıza çıkan en önemli sorun ya da potansiyel alanlarından biridir. 2050 yılında dünya kent nüfusu oranının % 66 olacağı düşünülmektedir. Bu durum kentlerin enerji ihtiyacının giderek artacağı anlamına gelmektedir. Bu doğrultuda farklı disiplinlerden bilim insanları ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları aramakta, farklı yöntemler geliştirmektedirler. Yeni yerleşmelerin enerji etkin tasarım kriterleri açısından ele alınarak planlanması, mevcut yerleşmelerin de bu doğrultuda iyileştirilmeye çalışılması büyük önem arz etmektedir. Klasik arazi kullanım yaklaşımları ve tek işlevli bölgeleme mantığı ile yapılan çalışmalar bugünün sorunlarına ve gelecekte karşı karşıya kalınacak sorunlara çözüm sunmakta yetersiz kalmaktadır. Bu noktada kentsel açık alanlar planlamanın çözüm sunmakta zorlandığı ve yetersiz kaldığı konularda karşımıza bir değerlendirme alanı olarak çıkmaktadır. Kentsel tasarım ise kentsel açık alanların sağlayabileceği faydaları keşfedebilmek, potansiyelleri değerlendirebilmek ve yeni çözüm önerileri sunabilmek için önemli bir uygulama aracıdır. Bu çalışma ile kentsel tasarım ve enerji etkin tasarım yaklaşımları, mahalle sürdürülebilirlik değerlendirme araçları ile kentsel açık alanlar ve sınıflandırılması kavramları birlikte değerlendirilerek enerji etkin tasarımda kentsel açık alanların rolü ve olası potansiyeller araştırılmıştır. Tezin giriş bölümünde çalışmanın amacı, hipotez ve hangi yöntemler ile konunun ele alındığı anlatılmıştır. İkinci bölümde sürdürülebilirliğin tarihsel gelişimi üzerinden sürdürülebilirlik kavramı ve ölçülebilirliği, kentsel sürdürülebilirlik ile uluslararası yeşil sertifika sistemlerinin mahalle sürdürülebilirlik değerlendirme araçları incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde kentsel tasarım ve enerji etkin tasarım yaklaşımları anlatılarak, dördüncü bölümde kentsel tasarımın konusu olan açık alanlar ve bunların sınıflandırma kriterleri üzerinde durulmuştur. Oluşturulan kavramsal çerçeve doğrultusunda örnek alanın değerledirilmesi beşinci bölümde yapılmıştır. Değerlendirme ve sonuç bölümünde enerji etkin tasarım kriterlerinin kentsel açık alanlarda kullanılmasının daha etkili hale getirilmesi için enerji temelli tasarım çerçevesi önerilmiştir. Tez çalışması kapsamında önerilen çerçeve ile kentsel tasarım ölçeğinde karar alma ve uygulama süreçlerine entegre edilebilecek enerji verimliliğine ilişkin bir yaklaşım sunulmuş, böylelikle kavramdan uygulamaya dönük sistemli bir yöntem ortaya konulmuştur.
Assessment of outdoor thermal comfort in a suburban university campus with the use of ENVI_met program
Open spaces where people spend their leisure time and engage in various activities have always been considered as a part of a successful environment. However, the conditions of open spaces have been extremely important for people to use and further enjoy these open spaces. In a suburban university campus, where the high population spending all day within the campus has been considered, the importance of open spaces rises. Yet, understanding the issues affecting open spaces has been crucial; in accordance with that the characteristics of urban microclimate and outdoor thermal environment offer new opportunities for the improvement of open spaces. Modeling of an urban microclimate has been fundamental at this point, as it allows understanding the present and future microclimate dynamics of open spaces. Although there have been numerous tools and indices developed for assessment of outdoor thermal comfort, due to the complex frame of parameters included, their use has been disregarded during the preliminary/post design process. For this reason, the aim of the thesis is to propose a model in order to inquiry the impacts of the parameters on outdoor thermal comfort and create an assessment methodology for open spaces. Further, the proposed model has been applied on a suburban university campus with the use of a simulation program, ENVI_met. Outputs obtained have been used for evaluation of meteorological and physical environmental parameters over open spaces. In addition, outdoor thermal comfort perception has been simulated with the use of BIO_met tool embedded in ENVI_met program, according to PMV index. The effect of user-related parameters, such as clothing, activity and height-to-weight ratio has been examined. As an essential "tool" in urban design, the impact of vegetation, specifically tree, on thermal comfort perception has been investigated, as well. With simulation results, the effect of environmental and user related parameters on outdoor thermal comfort has been determined. Air temperature and exposure to solar radiation have been affecting the outdoor thermal comfort to a significant extent. Wind direction and speed also affect the outdoor thermal comfort. As highlighted through literature review, not only the meteorological parameters, but the physical environment affects the outdoor thermal comfort remarkably. The geometry of the buildings, surface materials and tree presence has verified their impact on outdoor thermal comfort. The geometry of buildings has been affecting the wind pattern and solar radiation access; as a consequence, the PMV values have been changed according to the building geometries. Additionally, the presence of trees has the crucial role in the summer season and again has positive effects in the winter season if used in a proper way. Surface materials tend to affect solar radiation reflection and the perception of outdoor thermal comfort. This study provides a link between the theoretical background on outdoor thermal comfort and the planning or design processes. The proposed model can be used as a tool for the urban designer in order to assess the effect of design strategies on outdoor thermal comfort and creation of successful open spaces and urban environment at all. The outdoor thermal comfort can be achieved by implementing appropriate design strategies, previously simulated with assessment tools and minimizing the possible discomforts that would occur.
Gerilim ve refleks alanı olarak kamusal mekan tasarımı
Günümüz kentlerinin gündelik yaşamı ve kamusal karakteri, birçok farklı ve çeşitli toplumsal, kültürel ve ekonomik girdilerle ve bu girdiler arasındaki karmaşık ilişkilerle belirlenmektedir. Bunların yanında, söz konusu kentin gündelik hayatının geçtiği kamusal mekânların nasıl tasarlandığı, bu alanların kentsel yaşamı nasıl çevrelediği de önemli bir faktör olarak belirginleşmekte ve bu bağlamda, kamusal alanların nasıl bir tasarım yaklaşımıyla ele alındığının, kentlerin sosyal yaşantıları ile nasıl ilişkiler kurulduğunun incelenmesi de yüksek potansiyelli bir araştırma alanı olarak öne çıkmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, kenti şekillendiren temel girdiler bağlamında günümüz kamusal mekân tasarım eğilimlerinin incelenmesi üzerinde durulmaktadır. Söz konusu tasarım eğilimleri özellikle kamusal ortamda görülen tartışmalı konular üzerinden ve otorite-birey ilişkilerindeki olası çatışmalar çerçevesinden ele alınmakta ve bu doğrultuda, kamusal alanda tanımlanabilecek problemlerin güncel kamusal mekân tasarım pratiklerine nasıl yansıdığı sorusu derinlemesine irdelenmektedir. Çalışmanın amacı, güncel kamusal mekân tasarım yaklaşımlarının incelenebilmesi için kuramsal bir altlığın oluşturulması, daha sonra da bu altlık yardımıyla bir okumanın kamusal alan kavramı içerisinde örneklendirilmesi olarak özetlenebilir. Tez içerisinde güncel kamusal mekân tasarım eğilimleri, çalışma boyunca üretilen ve kendi özgün anlamları ve ilişkilerine sahip kavramlar yardımıyla irdelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde kentsel mekânda birey ve otoritenin kenti şekillendirme arzularını ve bu arzuların olası çatışmalarını temsil eden 'etki' ve 'tepki' kavramlarından yola çıkılarak 'gerilim' ve 'refleks' kavramları ortaya konulmuştur. Böylece 'gerilim ve refleks' alanı olarak kamusal mekân tasarımı tanıtılmakta ve söz konusu kuramsal altlık elde edilmektedir. Öncelikle kentsel mekânı şekillendirme olanaklarına sahip otorite unsurlarının kenti düzenleme ve denetleme çabaları 'etki' kavramı içinde ele alınmaktadır. Bu çabaların karşısında yer alan, yaratıcılık dâhilinde kentsel yaşamda değişimi arzulayan girişimler ise 'tepki' kavramı dâhilinde irdelenmektedir. Kenti şekillendirme arzularının olası zıtlıkları ve çatışmaları 'gerilim' kavramıyla, bu 'gerilim'lere yöneltilen tasarım yaklaşımları ise 'refleks' kavramıyla incelenmektedir. Bu kavramlar yardımıyla yapılan okumalara göre, kamusal mekânı şekillendirmek için gösterilen her türlü tasarım çabası, kamusal alanda gözlemlenebilen 'gerilim'lere o ya da bu şekilde yanıt vermektedir. Bu yanıtlar kentsel mekânda 'etki' dâhilinde kamusallığı düzenleme ve baskılama eğilimini ya da bu eğilimlerin karşısında konumlanan 'tepki' yaklaşımlarını ifade edebilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, oluşturulan kuramsal çerçeve doğrultusunda iki adet güncel 'gerilim' alanı seçilerek bu alanla ilgili tasarım yaklaşımları üzerinde durulmuş ve örnek uygulamalar yardımıyla detaylı analizler yapılmıştır. Bu alanlar ise 'ortaklık ve anıtsallık' ekseninde ve 'yürüme deneyimi' ekseninde kamusal mekân tasarımı olarak belirlenmiştir. Kamusal mekânda toplanma eylemi ve meydan tipolojileriyle doğrudan bağlantılı 'ortaklık ve anıtsallık' alt başlığında, meydan tipolojilerinde süregelen anıtsallık üzerinden mekânı kurma eğilimleri, değişen 'ortaklık' tanımları üzerinden sorunlaştırılmıştır. 'Yürüme deneyimi' ile ilgili olarak ise, kentin sokaklarında özel alan ve kamusal alan sınırları üzerine 'kapanma' kavramının açılımları üzerinden gidilmektedir. İki alan için de örnek uygulamalar aracılığıyla karşılaştırmalar ve analizler üretilmekte ve görselleştirilerek ifade edilmiştir.
A data-driven approach for understanding human behavior in urban studies
As digital tools and methods continue to alter the development and growth patterns of the cities, the relationship of the urbanites with the city and also the designers' tools and methods used to design the city; the use of data has become an essential focus in understanding and designing urban environments. Although cities have experienced several technological paradigm shifts, the current transformation defined with digitalization of information and related methods, approaches and practices have a remarkable impact on the cities, urbanites and designers. Consequently, the cities become defined, equipped, supported and represented with data and they have turned into major generators of data. In recent years, the rise of digital tools and methods has generated vast amounts of data that offer insights into the behavior of urbanites and the design of cities. Therefore, the notion of Big-Data, a key output of digitalization, has become a decisive spotlight in our efforts to comprehend cities. The emphasis of the thesis is to investigate the potential of Big Data as a valuable resource for urban studies and proposes a data-driven approach to better understand the human behavior. By introducing innovative model for leveraging Big Data within the frame of Urban Informatics, it examines the use of "Topic Modeling" to analyze user-generated data and seamlessly integrate interdisciplinary approaches. This model also aims to make a significant contribution to urban studies and emphasize the crucial role of data in shaping our cities concentrating on analyzing human behavior in urban environments. Keywords: big-data, urban informatics, data-driven urban studies, topic modelling
Kentsel mekanda bir oyun aracı olarak geçici ve etkileşimli yerleştirmeler
Mimarlık meselesi, bedenin mekanda var olma durumu ve hareketleri ile oluşan olay kavramı ile doğrudan ilişkilidir. Öyle ki, bu olaylar, kentsel mekanın yeniden kurulmasında, kullanılmasında ve organizasyonunda etkin bir rol oynar. Beden ve tasarlanmış mekan ise kentsel mekandaki bu yeniden kurulumun aktörleri olarak öne sürülebilir. Kent bağlamında, bu olaylara olanak tanıyan tasarlanmış mekanlardan biri de, deneysel ve etkileşimli oyunlara sahne olan, oyuncu beden ile var olan mekan olarak düşünülebilir. Bu çalışmada, oyun mekanı olan kente odaklanılmıştır. Kentin, yaşayan ve sürekli değişen bir uzam olduğu bu sebeple, kentin bazı kısımlarının artık eskisi gibi çalışmadığı ya da günlük kullanım pratiklerine hapsolup, potansiyellerinin kullanılamadığı üzerinde durulmuştur. Bu noktada, kentsel mekanın potansiyellerinin deşifresine ara yüz oluşturacak bir takım araç gereç ve durumların varlığından söz edilmiştir. Bu araç, gereç ve durumlar kentsel mekanda olay yaratıp, bedeni eyleme teşvik edecek müdahaleler ve o müdahalelere olanak tanıyacak mekansal ara yüzler olarak kavramsallaştırılmış bunların bütününe oyun denmiştir. Kentsel mekan müdahalelerle var olur. Bedenin kentsel mekana her müdahalesi, var olan mekanı yeniden programlama, aktive etme ve o mekandaki potansiyelli an ve durumları ortaya çıkarma girişimi olarak tanımlanabilir. Bu potansiyeller kendilerini, bir çok potansiyelli anı bünyesinde barındıran, beklenmedik eylemlerle şekillenen bir olasılıklar bulutu olarak tanımlanabilecek ara mekanlarda var ederler. Bu ara mekanlar, kent bağlamında yeni ve anlık programların ve olayların oluşmasına olanak sağlayan oyun mekanları olarak düşünülebilirler. Bu çalışma kapsamında, kentsel mekanda gerçekleştirilen geçici ve etkileşimli yerleştirmeler, kentsel mekanı yeniden kuran oyunsal tasarım araçları olarak görülür. Ayrıca, bu yerleştirmelerin kentsel ölçekte, bedeni eyleme teşvik eden ve davet eden, bir oyun kurucu olarak çalıştığından söz edilir. Bedenin dahiliyeti ile aktive olan bu geçici ve etkileşimli yerleştirmeler, kentsel mekanda dinamik olarak değişen mekansal yapılanmalara olanak sağlar. Bu mekansal yapılanmalar, bedenin gücünü yalnızca mekan kurucu olarak değil, aynı zamanda mekan organizasyonunun bir parçası olarak da ortaya koyar. Çalışmanın ilk bölümünde, tezin başlıca amaçları ve araştırma konuları aktarılmış, bu sorulara nasıl ve hangi yöntemlerle cevap bulunacağı tespit edilmiştir. İkinci bölüm 'Bir Oyun Mekanı Olarak Kent" ana başlığında, "Oyun Kavramı", "Oyun Kavramının Kentsel Mekandaki Açılımları", "Anlık Üretilen Kentsel Mekan" ve "Kentsel Mekanda Bir Oyun Aracı Olarak Geçici ve Etkileşimli Yerleştirmeler" konuları incelenmiş ve araştırılmıştır. Öncelikle oyun kavramı üzerine, tezin geneline yol gösterici olacak bir kavramsal literatür taraması yapılmıştır. Oyun; aktörleri, mekansallığı ve kuralları üzerinden irdelenmiş ve açıklanmıştır. Oyunun, insanın doğasında, bebeklikten bu yana dogmatik olarak yapmaya devam ettiği bir eylem hali olduğu üzerinde durulmuştur. Bölümün ikinci alt başlığı olan Oyun Kavramının Kentsel Mekandaki Açılımları' nda, oyunun kentsel mekandaki varlığı ve yarattığı kamusallıklar incelenmiştir. "Anlık Üretilen Kentsel Mekan bölümünde ise, kentin anlık müdahalelerle nasıl sürekli yenilendiği ve katmanlaştığı araştırılmış ve literatür taramaları ile desteklenmiştir. Kentin bedensel müdahalelerle sürekli yeni anlamlarla gündeme gelebileceği ve bu yolla dinamik kalabileceği üzerinde durulmuştur. Kentsel Mekanda Bir Oyun Aracı Olarak Geçici ve Etkileşimli Yerleştirmeler Bölümü'nde ise, kentsel mekanda kurulan geçici yerleştirmelerin, kentli ile kurduğu etkileşime ve nasıl bir oyun aracı olarak çalıştığına odaklanılmıştır. Tezin üçüncü bölümünde, "Oyun ve Mekan Kurucu Olarak Performatif Beden" kavramı incelenmiştir. Huizinga'nın, Homo Ludens kavramı ile insan kültürüne kazandırdığı "Oyuncu İnsan" kavramı bedenin performatif olma hali üzerinden ele alınmış, çevresi ile her daim iletişim ve etkileşimdeki beden, tez genelinde "performatif beden" olarak kavramsallaştırılmıştır. Dördüncü bölümde, "Oyunun Çözümlenmesi Üzerine Bir Deneme" çalışması yapılmıştır. Oyun; aktörler, mekan ve kurallar olmak üzere üç ana başlıkta çözümlenmiş ve deşifre edilmiştir. Bu bölümün devamında, kentin atıl ya da günlük kullanım pratiklerine hapsolmuş mekanlarını kullanarak, kentliyi de katılıma davet eden yerleştirmeler, bu üç ana başlıkta, kentte oyun yaratma potansiyelleri üzerinden incelenip, deşifre edilmiştir. Tezin sonuç bölümünde ise, yapılan literatür taramaları ve örnekler üzerinden yapılan deşifreler sonucunda, kentsel mekanda gerçekleştirilen bu oyunların, çevresi ile etkileşime geçip, kentsel mekanı dönüştürmeye başlayabilmesi için, mekansal ve zamansal sınırlarının, kurallarının ve davetkarlığının ne şekillerde kurgulanması gerektiği üzerine çıkarımlar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Oyun, Kentsel Mekan, Kentsel Mekanda Oyun, Anlık Üretilen Kentsel Mekan, Performatif Beden, Performatif Mekan, Performatif Kent, Olay, An, Geçici ve Etkileşimli Yerleştirmeler
Kırsal yerleşmelerde tasarım rehberi-süreç ve değerlendirmeler: Bursa örneği
Kırsal yerleşmeler sahip oldukları özgün dokuları doğal peyzajları, sivil mimari örnekleri ve toplumsal hayatıyla kendine özgü alanlardır. Bu alanlar medeniyet tarihinin ilk zamanlarından günümüze kadar gelenekselleşmekte ve günümüz kentlerinin de özünü oluşturmaktadır. Tarım devrimiyle insanın yerleşik hayata geçmesi ve üretim için kendine yer seçmesi, tarihsel süreç içinde deneme yoluyla tecrübe edilen bilgilerin üretimiyle günümüze ulaşmıştır. Kendi içinde yatay ve dikey ilişkiler geliştirerek yerleşmelere dönüşen bu alanlar, topografyayla uyumlu, vernaküler mimari örneklerine sahip, geçmişi günümüze taşıyan yerlerdir. Günümüzde kentlerde yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşme, yetersiz altyapı ve sosyal mekanın yok olması kentlerdeki yaşam kalitesinin düşmesine yol açmıştır. Kentlerdeki monoton yaşantı ve yapı örneklerinin aksine, kırsal alanlar kendine özgü dokusu ve mimari karakterleri, bunun yanında sosyo kültürel zenginlikleriyle yöreden yöreye farklılıklar göstermektedir. Ancak ekonomik faaliyetlerin yoğunlaştığı ve hızlandığı kentler, artan nüfusun da etkisiyle kırlar üzerine baskı kurmaya başlamış, sanayi ve ticaret faaliyetler üzerine alınan kararlar ile gelişme adı altında kır mekanlarını tehdit etmeye başlamıştır. Kentlerde ki düzensiz kentleşme sorunları dolayısıyla negatif etkilenen toplumsal düzen ve yaşam standartları toplumu, doğal ve kültürel özellikleri açısından zengin olan kırsal bölgelere itmiş ve kırsal yaşam özlemini tetiklemiştir. Kırsal yerleşmeler kentlilerin günübirlik turizm faaliyetleri ve ikincil konutları için çekici yerler haline gelmiş ve dokuyu göz ardı edecek yapılaşmaların ve yatırımların hedefi haline gelmişlerdir. Buna bağlı olarak doğal, kültürel ve tarihi değerlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Kırsal alanda kentin etkilerinin dışında kendi içinde yüz yüze kaldığı sorunlar da kırsal alanı tehdit etmektedir. Dünya genelinde alınan tarım kararları, Türkiye'nin tarım politikaları nedeniyle köylerdeki tek geçim kaynağı olan tarım faaliyetleri de zayıflamış, yoksulluğa bağlı göçlerle köyler boşalmaya başlamıştır. Kentsel ve kırsal alanlar arasında yaşanan gelişmeler ve kırsal alanların durumu dolayısıyla kırsal alanın dokusunun, sosyokültürel yapısının ve doğal peyzajının korunması ve canlandırılması için gerekli olan adımların atılması şarttır. Köy envanterleri, köy tasarım raporları ve bunlara girdi verebilecek analiz ve tespit çalışmaları ve üretilecek uygulanabilir çözümler bu anlamda kritik bir öneme sahiptir. Kırsal alanların korunması ve kalitelerinin artırılması için geniş planlama çalışmalarına ihtiyaç duyulmakta, tasarım rehberleri çerçevesinde sadece fiziki mekan düzenlemeleri değil aynı zamanda, sosyo-ekonomik durum ve planlama anlamında da önerilere gereksinim olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde dünyada farklı ölçekler ve temalarda hazırlanan tasarım rehberleri bu amaçla yaygın bir şekilde hazırlanıp, koruma ve yönlendirme fonksiyonlarıyla uygulamaya konulmaktadır. Köy tasarım rehberleri esas itibariyle köydeki değişime rehberlik etmek ve yönetmek için yerel karaktere katkıda bulunan tüm özelliklerin bir değerlendirmesi ve bunlar hakkındaki sorunların belirlenmesi, durumun özetlenmesi ve önerilerin sunulmasıdır. Rehberi sadece yapılar açısından düşünmek yerine köy ve çevresini bir bütün olarak düşünüp ele almak daha etkin sonuçlar verecektir. Bu kapsamda bu çalışmada kırsal alanlarla ilgili literatür taraması ve güncel durumlarının araştırılmasından sonra çalışma alanı olan Bursa kırsalı üzerinde hem sosyo-ekonomik alanda hem de fizik mekanda incelemelerle kırsal yerleşme karakterlerinin bozulmasının nasıl önüne geçilebileceği araştırılmaktadır. Rehberi hazırlama esnasında araştırılacak birçok özellik ve sorulacak birçok soru olabilir. Bunlar çalışma alanına göre farklılık gösterebilir. Ancak uygulanacak metoda göre köyün profili ve yapısı ile bundan etkilenerek oluşan köy mekansal özellikleri inceleme adımlarının ana başlıkları olarak belirlenmiştir. Alan çalışması araştırma, gözlem ve odak gruplarla yapılan anket ve testlerle yürütülmüş, yerinde tespit çalışmaları video ve fotoğraflarla kayda alınmıştır. Yerel halka yüz yüze görüşmeler yapılarak ve odak gruplarla 'Place Standarts' inceleme metodu uygulanarak kullanıcıların köyleri hakkındaki algı ve görüşleri sunulmuştur. İnceleme adımlarından ilkinde köyün konum özellikleri, sosyoekonomik ve sosyokültürel özellikleri, doku ve peyzaj değerleri ortaya konmuş daha sonra fizik mekan ile ilgili tespitler ve ölçümlere yer verilmiştir. Elde edilen objektif ve algısal verilerden hareketle köylerin niteliği belirlenmiştir. Mevcut durum üzerinden köy mekanının kalitesinin artırılması, sosyal ve fiziksel mekanın özgün kalitelerinin korunması adına tasarım ilke ve kararları belirlenmiş belirlenen sorun ve potansiyellere uygulanabilir çözümler getirilmiştir. Ülkemizde kırsala alanlara üzerine getirilen mekansal ve ekonomik kararlar kırsal alan ve kır toplumlarını daha da güçsüz hale getirmektedir. Tasarım rehberleri, koruma planları ve bunlara girdi verecek çalışma metotları bu alanların korunması ve kalkındırılması için önerilen araçlardır. Çalışmanın bu bakımdan, tasarım rehberlerine girdi verecek koruma ve geliştirme yöntemleri sunacağı, kırsal alanlar hakkında yapılacak gelecek çalışmalar için tecrübe olacağı ve çalışma alanı olan bursa köyleri için envanter olacağı düşünülmektedir.
Kentlerin sürdürülebilirliği için birleşmiş milletler odaklı gelişme modeli önerisi
Aldo Leopold'ün 1949'da hazırladığı "A Sand County" isimli almanak, insanoğlunun doğaya etkisi konusundaki ikazlar üzerinden, insan ve çevre arasındaki etkileşimi inceleyen ilk örneklerdendir. Gelişirken çevresini ne ölçüde etkilediğini tartışan "The Limits of Growth" 1968 senesinde yayınlanır ve yaklaşan çevresel tehlikeleri haber verme çabasında görünür. Teknolojinin, kitlelere daha rahat erişimi sağlayan ilerlemesi, insanoğlunun medeniyet taşlarını bu dönemde örerken bir yandan da yıktığı çevre düzeni hakkında küresel bir farkındalık yaratmaya başlamıştır. Ekoloji biliminin ön planda olduğu ilk yüksek katılımcılı küresel konferans, 1972'de yeni kurulan Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın düzenlediği Stockholm'deki İnsan Çevresi Konferansı olmuştur. Bu organizasyon ile devam eden bir çok fikir alışverişi, çeşitli kurumlar ve düzenledikleri organizasyonlarla devam etmiştir. 1987'de Brundtland Raporu'nda ilk defa geçen "sürdürülebilir gelişme" kavramı ile artık insanlık varoluşunu ancak gelecek kuşaklara bırakabileceği sağlıklı bir çevre ile devam ettirebileceğini ortaya koymuştur. Sürdürülebilir gelişmeyi anlamak ve çevresel sorunlarla baş edebilmek adına her sene sayısız organizasyon düzenleniyor olsa da en geniş katılımı ve küresel bakış açısı ile Birleşmiş Milletler Dünya ve Çevre Zirveleri bir üst akıl oluşturmayı başarmıştır. Araştırma evrenine de konu olan 1972, 1992, 2002 ve 2012'de düzenlenen konferanslar ile dünyadaki çevre gündemini belirlenmiş ve hem resmi hem de sivil birçok kurum ve kuruluşu küresel bazda hareket etmeye davet edilmiştir. Çevre bakanlıkları gibi resmi kurumları, bağımsız enstitü ve kuruluşlar ile birçok sivil toplum örgütünü, binlerce çevreci ve aktivist ile bir araya getiren bu organizasyonlar sürdürülebilir gelişme için fikirler ve politikalar üretmiş, eylem planları geliştirmiştir. Bu tez çalışması, 2022 yılında 50. yılına girmiş olacak ve küresel çapta uluslararası katılım ile sürdürülebilir gelişme hakkında ortaya konan politika ve uygulamaların değerlendirildiği Dünya Zirveleri'nin, 1972'den beri kentlerin sürdürülebilirliği hakkında görünenin ötesindeki alt metinlerinde neleri gerçekten önerdiğini sayısal veri analizi ile araştırıp sonuçları bir model olarak sunmaktadır. Araştırma, seçilen dört ana konferansı, düzenleyici kurumun resmi otoriteler tarafından kabul görmesi, katılımcı sayısının yüksek olması ve periyodik olarak konunun on yılda bir ele alınması gibi parametrelerden dolayı örneklem evreni içerisine katarken, benzer kurumların daha yerel yahut tek bir kıtayı içine alan organizasyonlarını, bu çalışmanın altkümeleri konumunda kalacağından dolayı bilinçli olarak dışarıda bırakmıştır. Araştırma, yöntem olarak içerik analizi ile seçili veri grubunun hangi sıklıkta ne tip politik söylemler üretildiğini çözümlemiştir. Ele alınan kapsamlı çevre ve gelişme konferansları sonucunda ortaya çıkan söylemler sayısal olarak kod, kategori ve temalarına ayrıştırılmıştır. Küresel ölçekte Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın altmetninde nasıl bir sürdürülebilir gelişme modeli önerdiği bu yöntemle aranmıştır. Bu kırk yılı aşkın bilgi birikiminin ortak paydasından oluşturulan gelişme modeli, günümüz şehirlerinde ve sürdürülebilirlik çerçevesindeki yerel yönetimlerde bulduğu karşılık mevcut modellerle yapılan karşılaştırmalar ile irdelenmiştir. Araştırma sonucu önerilen gelişme modeli, tarihsel ve süreç odaklı olup karşılaştırıldığı mevcut sürdürülebilirlik modellerinden daha kapsayıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Modelin çevresel ve toplumsal yanının ekonomik yanından daha çok söylem ürettiği ve uygulayıcı aktörlerin model için önemli bir bölüm olduğu görülmüştür. Model kentlerin sürdürülebilir olma eğilimlerinde kurulacak olan yönetimsel sistemlere bir altlık oluşturma noktasında yön gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir gelişme, sürdürülebilirlik politikaları, çevre konferansları, sürdürülebilir gelişme modelleri
Özgün mimari dokuların ön tasarım sürecinde yeni dokular üretilmesinde tasarım aracı olarak kullanılması: Bursa örneği
Kentler ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle hızlı değişimlere maruz kalmıştır. Her kentin bu değişim, gelişim ve dönüşümlere verdiği yanıtlar farklı düzeylerde olmuştur. Plansız ve kontrolsüz bir şekilde başlayarak devam eden kentsel yayılma süreçleri, olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Kentsel değişim ve dönüşüm dinamiklerinin analiz edilmesi ile kentlerin gelecekte nasıl bir yayılma gösterecekleri tahmin edilebilir. Tasarımcılar tarafından, özellikle tasarım sürecinde ve tasarımı analiz etmede bir araç olarak çeşitli bilgisayar yazılımları ile bilimsel çalışmalar ortaya konmaktadır. Dünyada ve ülkemizde kentsel dokuların planlı büyümelerine altlık oluşturacak şekilde bina ölçeğinde ve kentsel ölçekte sayısal ortamda yapılan çalışmalar, günden güne yayılmaktadır. 15. ve 17. yüzyılları arasında önemli ticaret ve üretim merkezlerinden biri olan Bursa 17. yüzyıl başlarından 19. yüzyıl ortalarına kadar oldukça durağan bir görünüm sergilemiştir. Bursa'da, 19. yüzyıl ortalarından itibaren kendi iç dinamikleriyle değil, daha çok göç ve plansız büyüme gibi etkilerle sosyal, ekonomik ve fiziksel bir değişim süreci yaşanmıştır. Bu değişim, günümüzde de gelişmekte olan ülkelerin tipik dinamiklerini yansıtan biçimde devam etmektedir. Bu çalışmada, Bursa özelinde ön tasarım aşamasında kentsel yayılma öngörü modelleri oluşturulması amaçlanmıştır. Modeller için Bursa'nın özgün kent dokusunun nüvesi durumunda bulunan Hanlar Bölgesi kaynak olarak alınmıştır. Bu kapsamda, Hanlar bölgesi kent dokusu, mekan dizim ve biçim grameri analizleri ile irdelenerek çeşitli sayısal veriler ve biçim kütüphanesi elde edilmiştir. Bu veriler, sayısal ortamda mimarlıkta üretken tasarım araçlarından genetik algoritmalar ile işlenerek mimari dokular elde edilmiştir. Üretilen dokular ile özgün doku arasındaki uyum veya ayrışma, mekan dizimsel ve fraktal boyut analiz verileri karşılaştırılarak tartışılmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen modeller, tasarıma yön vermesi açısından önem taşımaktadır.
Geleneksel kentsel dokulardaki atıl alanların kamusal mekana dönüşüm potansiyellerinin incelenmesi: Bursa, Hisar örneği
Sanayi devrimiyle birlikte kentlerde hızlı bir kentsel değişim ve dönüşüm gözlemlenmektedir. Yaşanan bu değişimlere katalizör etkisi oluşturan planlama ve tarihi kültürel miras koruma politika ve stratejilerinin yetersizliği kentlerde derin izler bırakmıştır. Alt yapısız, sağlıksız ve kimliksiz kentlerin oluşmasına neden olmuş, kentlilerin fiziksel, sosyo-kültürel ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak zorlaşmış ve sonuç olarak yaşam kalitesi düşmüştür. Bu değişimlerin yaşandığı, kültürel mirasın yoğun olarak gözlemlendiği alanların özgün yapısı bozulmuştur. Bu alanlar pek çok tehditle karşı karşıyadır. Sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kentsel gelişme kavramlarının dünya gündeminde yerini almasıyla sürdürülebilir miras koruma ve yönetimi çalışmaları da başlamıştır. Tarihi, kültürel miras değeri olan kentsel alanların sağlıklı bir şekilde korunması ve günün şartlarına uygun bir şekilde yaşatılarak geleceğe aktarılması amaçlanmaktadır. Bu çalışma ile, tarihi ve kültürel miras niteliği taşıyan kentsel alanların, hızlı kentleşme sürecinde sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için, atıl kent alanlarının kamusal mekan potansiyellerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, tezin alan çalışması için, Bursa ili, Osmangazi ilçesi sınırları içerisinde gündelik yaşamın izlerini taşıyan ve tarihsel alan niteliğinde olan Hisar Bölgesi seçilmiştir. Tez kapsamında, Hisar Bölgesi atıl alanlarının türleri belirlenmiş ve sürdürülebilir koruma ve miras yönetiminin sağlanabilmesine destek olmak için belirlenmiş olan atıl alanların kamusal alan potansiyellerini ortaya çıkarmaya yönelik çalışmalar yapılmıştır. Katılımcı bir yöntemle gerçekleştirilen çalışmada bir odak grup toplantısı yapılmıştır. Atıl alanların bölge ihtiyaçlarına uygun kamusal kullanım alternatifleri bölge halkının da katılımıyla belirlenmiştir. Elde edilen sonuçların bölgede yapılan miras koruma çalışmalarında değerlendirilebileceği ve diğer tarihi kültürel miras alanlarındaki çalışmalara yol göstereceği düşünülmektedir.
Kamusal mekân kullanımında suça maruz kalma korkusu: Ordu Rüsumat sahili örneği
Antik dönemlerden günümüze kadar kentlerde yaşayan insanlar, kent içerisinde zaman zaman farklı işlevler için kullanılan kamusal mekânlar oluşturmuşlardır. Zaman içerisinde kentlerde yaşayan insanların ihtiyaç ve beklentilerinin değişmesi nedeni ile kamusal mekânların kullanım amacının değiştiği birçok araştırmacı tarafından ortaya koyulmuştur. Bu kapsamda günümüz kamusal mekânları küreselleşme, artan nüfus, ekonomik farklılar gibi birçok nedenden dolayı idealize edildiği şekliyle kullanılmamaktadır. Bu farklılaşma kamusal mekân kullanımında suça maruz kalma korkusunu gündeme getirmektedir. Kamusal mekânlarda suça maruz kalma korkusu nedeni ile insanlar kamusal mekânları kullanmaktan kaçınmaktadır. Bu çalışmada kamusal mekânlarda yaşanan suça maruz kalma korkusunu, nedenleri ile birlikte inceleyerek kamusal mekân kullanımı ile arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda Ordu kentinde yaşayan bireylerin çalışma alanını kullanırken suça maruz kalma korkusunu ne derece ve neden hissettiği araştırılmıştır. Araştırma kapsamında anket yöntemi ile elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0, bilişsel haritalama yönteminin değerlendirmesinde ArcGıs 10.7 ve sözlü görüşmenin değerlendirilmesinde MAXQDA 2020 yazılımları kullanılmıştır. Sosyo-demografik değişkenler ile ilgili analizler için bağımsız t-testi, tek yönlü ANOVA ve iki değişkenli pearson's korelasyon uygulanmıştır. Kamusal mekân kullanımı üzerinde suça maruz kalma korkusunun yarattığı etki ve bu amaca uygun olarak oluşturulan hipotez, CBS kapsamında en uygun noktasal sıcaklık analizi (optimized hotspot analysis) ile test edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre suça maruz kalma korkusu, kamusal mekân kullanımını olumsuz yönde etkilemektedir ve mekânsal özellikler ile arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, kamusal mekânda suça maruz kalma korkusunu azaltmaya yönelik tasarım odaklı öneriler getirilmiştir.
Mimari tasarımda peyzaj temaları üzerine bir araştırma
20. Yüzyılda önemini kaybeden peyzaj, yatay düzlemde bir güzel sanatlar objesi olarak algılanırken daha aktif ve etkili bir tasarım girdisi haline gelmiştir. Şehirlerin değişen doğasından ortaya çıkarak farklılaşması, ?peyzaj?, ?mimarlık?, kent planlama? pratiklerinin gözden geçirilmesini sağlamıştır. Bu kapsamda, mimarlık ve kentsel planlama anlayışı, 21.Yüzyılda çok-disiplinli bir kavram olarak mimarlık, şehir planlaması ve peyzaj üzerinde oluşur. Bu ihtiyaçtan doğan pratikler kentleşme sürecini açıklayan yeni teorilerin önemine işaret etmiştir ve tasarım objelerine salt mimarlık veya kent tasarımından daha geniş alanla bakılmasını sağlamıştır. Bu teoriler asıl ortaya çıkış yerleri olan akademik ortamlarda tartışılırken, yeni konular olarak eğitim programlarına ve uzmanlık alanlarına eklenmiştir.
Enerji etkin planlamada konut adası tasarımı:Hipotetik konut adalarının Ankara örneğinde mikroklima analizi
Türkiye'de konut alanlarındaki enerji talebi çevresel olarak etkileri olumsuz ve ekonomik olarak dışa bağımlı bir kaynak olan petrol türevleri ile karşılanmakta, enerji kullanımında verimliğin artırılmasına yönelik önlemler ise bölgelere göre değişen ısıtma gün derece saatleri gözetilerek hazırlanmış olan ?TS 825 Isı Yalıtımı Yönetmeliği?ne göre alınmaktadır. Konut ölçeğinde ısıtma yüklerinin hesaplanması ile sınırlı kalan bu yönetmelikle kentsel iklim ve enerji konularında yapılan kuramsal çalışmalardan elde edilen bulgular karşılaştırıldığında, kentsel enerji kullanımında verimliğin daha fazla artırılabilmesi için ısıtma ile birlikte soğutma yükleri ve bunlara önemli düzeyde etkisi olan mikroklima özelliklerinin dikkate alınması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle yapılan çalışmada enerji etkin hipotetik konut tiplerinden oluşan hipotetik konut adası örneklerinin mikroklima özellikleri analiz edilerek ısıtma ve soğutma gibi düşük nitelikli enerji talebinin yoğun olduğu konut alanlarının planlanmasında enerji etkin planlama ve tasarım ilkeleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla bölgesel ölçekte soğuk ve sıcak iklim özelliklerinin bir arada görüldüğü ılımlı-kuru iklim özelliklerinin etkisinde olan kentlerden Ankara araştırma alanı olarak seçilmiştir. Konut alanlarının planlama ve tasarımı sürecinde kentsel iklim ve enerji konularındaki kuramsal bilgiler yanında simülasyon programlarından da bütüncül bir şekilde yararlanma potansiyelinin gözetildiği araştırmada, iklim özellikleri ve pasif denetim yöntemleri analizlerinde Weather Tool v2.00, konut enerji analizlerinde CASAnova 3.0, konut adası ölçeğinde gölge ve radyasyon analizlerinde ECOTECT v5.50, mikroklima analizleride ENVI-met 3.0, görsel canlandırmada LEONARDO 3.5 ve grafik gösterimde GNUplot 3.0 programlarından yararlanılmıştır. Sonuçta, kentsel bir yerleşimde etkin bir enerji tasarrufunun konut adalarının tasarımında konut tipleri ve mikroklima özellikleri arasındaki karşılıklı etkileşim gözetilerek sağlanabileceği belirlenmiştir.
İklime duyarlı kentsel tasarım rehberi: Trabzon kenti örneği
Sürdürülebilir kentler üretebilmek, yapılı çevrelerin yere ve iklime duyarlı tasarım yaklaşımlarıyla kurgulanmasından geçmektedir. Bu bağlamda tez çalışması Trabzon kentinde, iklim duyarlı tasarım yöntemlerinin makrodan mikroya tüm ölçeklerde kent üretimi uygulama pratiğine dâhil edilmesini amaçlamaktadır. Bu tez kapsamında üretilen kentsel tasarım rehberi, yapı/yapılı çevre kurgusunun iklim duyarlı tasarım yöntemleriyle geliştiren ve uygulamaya dahil edilmesini sağlayan bir araç olarak ele alınmıştır. Çalışmanın Genel Bilgiler bölümünde tezin problemi, amacı, kapsamı ve yöntemi açıklandıktan sonra konuyla ilişkili kavram ve tanımlamalara yer verilmiştir. Yapılan Çalışmalar: I bölümünde; literatürde konuya ilişkin sürdürülebilir kentsel tasarım, eko-tasarım, enerji etkin tasarım, iklim duyarlı/biyoklimatik tasarım ve kentsel tasarım rehberleri gibi kavramları içeren ulusal ve uluslararası çalışmalar analiz edilerek iklim duyarlı kentsel tasarım rehberi strüktürü üretilmiştir. Yapılan Çalışmalar: II bölümünde; üretilen bu tasarım rehberi strüktürü, Trabzon kenti doğal verileriyle düzenlenerek yer ile ilişkisi kurulmuştur. Bu bağlamda Trabzon'a ait doğal verileri ile kentsel tasarım rehberi yönergeleri yazılarak Trabzon kenti için İklime Duyarlı Kentsel Tasarım Rehberi üretilmiştir. Bulgular ve İrdelemeler bölümünde; alan çalışması için seçilen 3 Nolu Erdoğdu Mahallesi rehber yönergeleri doğrultusunda düzenlenerek rehberin uygulaması gösterilmiştir. Ayrıca mevcut uygulama ve rehber kurgusu doğrultusunda önerilen uygulama karşılaştırmalı olarak irdelenmiştir. Son bölümde sonuç değerlendirmeleri yapılmıştır ve öneriler sunulmuştur.
Kamusal alanlarda vandalizm
Kentsel tasarım bütünü içerisinde yer alan kentsel açık alan planlamaları, doğal ve yapay çevre aktörleri dikkate alınarak yapılır. Bunun yanı sıra toplum sosyo ekonomik, sosyo kültürel ve demografik açıdan etüt edilir. Bu süreç içerisinde incelenen aktörlerden biri veya birkaçının göz ardı edilmesi ya da iyi etüt edilememesi, uygulama sonrasında ciddi boyutlara ulaşan maddi zararlara ve estetik açıdan olumsuz olarak nitelendirilebilecek görünümlere sebep olmaktadır. Bu eksikliklere bağlı olarak, kentlerin görsel kalitesini düşüren ve aynı zamanda kent peyzajım olumsuz yönde etkileyen vandalizm sorunu araştırma konusu olarak seçilmiştir. Bu araştırma ile, Trabzon kenti örneğinde kentsel açık alanlarda vandalizmin varlığına dikkat çekilerek, nedensellik ilişkileri kurulmaktadır. Bu çalışma ile uygulama sonrasında çıkan aksaklıkları tasarım aşamasında alınacak birtakım önlemlerle engellemenin ve buna bağlı olarak malzeme, zaman, işgücü ve maddi kayıpları en aza indirgemenin olanaklı olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırma, Trabzon'da seçilen üç örnek alanda- Ahmet Şener Parkı, Adnan Kahveci Parkı, 100. Yıl Parkı-gözlem yöntemi kullanılarak yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Vandalizm, Kentsel Açık Alan, Kamusal Alan, Park, Planlama Kriterleri.
EXPO'ların gelişim süreci ve kentle etkikeşimleri: İzmir EXPO 2015 örneğinde bir inceleme
Dünyanın küresellesmeyle birlikte yasanan hızlı gelisimiyle birlikte yeni teknolojilerin tüm dünyaya tanıtılması ve insan hayatını kolaylastırıcı yeniliklerin hayata geçirilmesinde expo fuarlarının önemi büyüktür. Bu tanıtımın dünya çapında olması gerektigi görüsü ve ülkelerin ortak bir organizasyonda bir araya gelerek fikir alısverisinde bulunması düsüncesinde yola çıkılarak expo fuarları olusmustur. Expo fuarlarının temelini pazaryerleri olusturmaktadır. Temel gereksinimlerin zamanla artması sonucunda pazaryerleri ihtiyaca göre çesitlilik göstermis ve bu çesitlilik sonucunda ?toplum? odaklı teması ile expo fuarı olusmustur. Düzenlenme amacı olarak yok edilen doga, canlılar ve kentsel mekanın düzenlenmesini benimseyen expo fuarları, insanlık açısından yasanılabilir dünya yaratma çerçevesinde geliserek kendi karakteristik özelliginin olusturmustur. Ayrıca expolar kentlerde yarattıgı degisimler açısından önemlidir. Bu nedenle expoların kentsel mekan üzerindeki etkileri baglamında bir çözümleme yapılması gerekliligi ortaya çıkmaktadır. Bu çalısmada Dünya Fuarı/Expo Fuarlarının kentsel tasarım açısından yarattıgı yenilikler, expo fuarı ketsel konum kriterleri ve bu kriterlerin kent yasamındaki önemi incelenmektedir. Özellikle iktidar düsüncesi sonucunda ortaya çıkan Sanayi devrimleri ve 1. ve 2. Dünya Savasları, daha sonrasında Endüstri Devrimi ile yasanan degisimler, expo fuarlarını dogrudan etkileyen olaylar olarak karsımıza çıkmaktadır. Zamanla iktidar düsüncesi ve rekabet ortamının artması sonucunda expo fuarlarını kapitalizm yeniden örgütlenmesinde kırılma noktasında bir araç konumuna gelmistir.
İzmir-Turan'da bölgesiyle bütünleşen meydan tasarımı
Bu projeyi hazırlamaktaki amaç; halkın bütün sosyal ihtiyaçlarını giderebilecei, bu bölgeyle bütünleen bir meydan düzenleyip, Turan bölgesini köhne görüntüden kurtarmak, alanı zmir'e kazandırmak, kıyı düzenlemesinin de devamını salayabilmektir. Oldukça deerli bir kara parçasının sorunlarını çözerek, atıl durumdan kurtarıp, zmir'e kazandırmaktır. Ortak kullanımdaki kent mekanlarından biri olan meydanlar kültürel etkinliklerin gerçekletii sosyal ilikilerin güçlendii en önemli yerlerdir. Kentsel tasarım açısından meydanların olutuu yerler de kentlerde önem taımaktadır. Turan bu çalıma için oldukça uygun bir yer olarak görülmektedir. Turan'ın zmir'deki yeri, önemi bulunduu corafi ve kentsel konumu açısından oldukça büyüktür. Karıyaka kıyı bandı Alaybey tersanesiyle, nciraltı'ndan gelen kıyı bandı limanla kesilmektedir. Bu iki aksın arasında kalan kara parçası da atıl bir vaziyette olan Turan bölgesidir. Ana ulaım aksları ile deniz arasında, çevreden baımsız bir konuma sahip olan çalıma sahası, bu özellii ile çeitli rekreasyon, sosyal ve kültürel faaliyetlere yer verecek bir merkez olarak planlanmalıdır. Tüm kent halkına, yerli ve yabancı turistlere yönelik bu alan, kiilerin yorucu ve bunaltıcı günlük yaantılarından sıyrılarak, yaya olarak gezebilecekleri bir elence merkezi olmalıdır.